72- KITABU'Z-ZEBAIH VE'Ş-SAYD.. 2

1- Avlanacak Hayvan Üzerine "Bismillah" Demek Babı 2

2- Mi'râdla Yapılan Av (In Hükmü) Babı 3

3- Mi'râdın Enli Tarafıyle Vurulan Hayvan(In Hükmü) Babı 3

4- Yay Avı(Ntn Hükmü) Babı 3

5- El Parmaklarıyle Ve Sapan Gibi Âletlerle Küçük Taş Ve Yuvarlak Taş Mermi Atma Babı 4

6- Av Köpeği Yâhud Davar Köpeği Olmayan Bir Köpek Edinen Kimse Babı 4

7- Bâb: Öğretilmiş Bile Olsa Köpek Avdan Yediği Zaman (0 Avı Yemek Haram Olur) 5

8- Avlanan Hayvan Avcıdan İki Yâhud Üç Gün Kaybolduğu Zaman, Bu Avın Hükmü Babı 5

9- Bâb: Avcı, Avının Yanında Başka Bir Köpek Bulduğu Zaman (Av Yenmez Olur) 5

10- Avcılık Yapmak Ve Avcılıkla Meşgul Olmak Hakkında Gelen Hadîsler Babı 6

11- Dağlar Üzerinde Avlanmaya Çalışmak Babı 7

12- Yüce Allah'ın: "Deniz avı yapmak ve onu yemek -kendinize de, yolcuya da bir fâide olmak üzere- sizin için halâl edildi... " (el-Mâide: 96) Kavli Babı 7

13- Çekirge Yenilmesi Babı 8

14- Mecûsîler'in Kapları Ve Meyte(Nin Hükmü) Babı 9

15- Kesilecek Hayvan Üzerine ''Bismillah" Demek Ve Kasden Besmeleti Terkeden Kimse Babı 9

16- İbâdet İçin Dikilmiş Taşlara Ve Putlara Kesilen Hayvanlar Babı 10

17- Peygamber(S)'İn: 'Allah'ın ismi üzere kessin" (Kavli) Babı 10

18- Kamış, Beyaz Çakmak Taşı Ve Demirden Bol Kan Akıtan Şeyler(Le Kesmek) Babı 10

19- Kadının Ve Cariyenin Kestiği Hayvan Babı 11

20- Bâb: Diş, Kemik Ve Tırnakla Kesim Yapılmaz. 11

21- Çölde Oturanların Ve Benzerlerinin Kestikleri Hayvanlar Babı 11

22- Harb Ehli Olan Yâhud Harb Ehli Olmayan Kitâblıların Kestikleri Hayvanlar Ve Yağları Babı 12

23- Ehlî Hayvanlardan Âsî Olup Kaçan, Vahşî Hayvan Menzilesinde Olur Bârı 12

24- Deveyi Gerdandan, Diğerlerini Boğazdan Kesme Babı 12

25- Herhangi Bir Hayvanı Diri İken Bâzı Organlarını Kesmenin, Bağlanıp Habsedilmiş Olarak İşkence Etmenin Ve Canlı Atış Hedefi Yapmanın Mekruh (Yânı Çirkin) Olması Babı 13

26- Tavuk Eti Babı 14

27- Atların Etleri Bâbî 14

28- Ehlî Eşeklerin Etleri(Ni Yemenin Haram Kılınması) Babı 14

29- Azıdişli Yırtıcı Hayvanların Hepsinin Yenmesinin Nehyi Babı 15

30- Ölmüş Hayvanların Derileri Babı 16

31- Misk(İn Hükmü) Babı 16

32- Tavşan (Etinin Halâl Olduğu) Babı 16

33- Keler (Yemenin Halâl Olduğu) Babı 16

34- Bâb: Donmuş Yâhud Erimiş Yağ İçine Fare Düştüğü Zaman (Hüküm Nasıldır)?  17

35- İnsan Ve Hayvanın Yüzüne Damca Ve Alâmet Vurulmasının Nehyi) Babı 17

36- Bâb: Bir Topluluk Kâfirlerden Bir Ganimet Elde Ettiğinde, Kendilerinden Bâzıları Taksimden Önce Sâhiblerinin Emri Olmaksızın Koyun Yâhud Deve Keserlerse, Râfi' İbn Hadîc'in Peygamber'den Rivayet Ettiği Hadîsten Dolayı, O Hayvan Yenilmez. 18

37- Bâb: Bir Topluluğa Âid Bir Deve Kaçtığında Onu Topluluktan Bâzısı Ok Atıp Da Öldürdüğü Zaman Bu Fiiliyle Topluluğun İyiliğini İrâde Etmiş Olursa, Bu İşi Caizdir. 18

38- Muhtâc Ve Çaresiz Olan Kimsenin, Yüce Allah Şu Kavilleriyle Ruhsat Verdiği İçin, Haramlardan Yemesi(Nin Cevazı) Babı: 18


72- KITABU'Z-ZEBAIH VE'Ş-SAYD

(Boğazlanan ve Avlanan Hayvanlar Kitabı) [1]

 

1- Avlanacak Hayvan Üzerine "Bismillah" Demek Babı

 

Ve Yüce Allah'ın şu kavilleri:

"Ey îmân edenler, Allah, görmeksizin kendisinden korkanları ayırdetmek için av nev 'inden ellerinizin, mızraklarınızın erişebileceği birşeyle, and olsun ki, sizi imtihan edecektir. Kim bundan sonra aşırı giderse, ona pek acıtıcı bir azâb vardır" (el-Mâide: 94) [2];

"Ey îmân edenler, bağlandığınız ahidleri yerine getirin. Siz ihrâmlı olduğunuz hâlde avlanmayı halâl saymamak ve size aşağıda okunacak olanlar hâriç kalmak şartıyle davarlar (in etleri) size halâl edildi. Şübhesiz ki, Allah ne dilerse onu hükmeder" (el-Mâide: 1) [3];

"Ölü, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına boğazlanan -(henüz canı üstünde iken yetişip) kestikleriniz müstesna olmak üzere- boğulmuş, vurulmuş, yukarıdan yuvarlanmış, susulmuş, canavar yırtmış olup da ölenler, dikili taşlar üzerinde (onlar adına) boğazlanan hayvanlar, fal oklarıyle kısmet (ve hüküm) aramanız üzerinize haram edilmiştir. Bütün bunlar yoldan çıkıştır. Bu gün kâfirler dîninizden umutlarını kestiler. Artık onlardan korkmayın, benden korkun..." (el-Mâide: 3) [4].

İbn Abbâs şöyle demiştir:

(İlk âyetteki) "Ukûd", "Ahidler" demektir. Allah tarafından halâl ve haram kılınanlar ve Kur'ân'da

 

gelen ahidlerin hepsidir. "Size okunanlar müstesnadır", yânı "Ölü, kan, domuz eti... haramdır"..

"Yecrimennekum", "Sizi sevketmesin" demektir.

"Şeneânu", "Adâvetu" ma'nâsınadır. "el- Munhanıkatu", "Boğulup da ölen hayvan"; "el- Mevkûzetu", "Odunla vurulan hayvan, yânî birisi ona vurur, o da bundan ölen hayvan"; "el-Mutereddiyetu",

"Dağdan yuvarlanan hayvan"; "en-Natîhatu", "Davar tarafından süsülüp de ölen hayvan". Bunlardan kuyruğunu yâhud gözünü hareket ettirirken yetiştiğini hemen kds ve ye (canlı iken yetişemediğini artık yeme)![5]

 

1-.......Adiyy ibn Hatim (R) şöyle demiştir: Ben Peygamber(S)'e mi'râd avını sordum. Peygamber:

—  "Okun sivri tarafı isabet eden avı ye! Okun enli tarafı isabet eden avı yeme! Çünkü okun enli taraflyle vurulan av vekîze'dir (so­pa ile vurulmuştur; haramdır)" buyurdu.

Ben Peygamber'e köpekle yapılan avın hükmünü de sordum. Pey­gamber şöyle buyurdu:

—  "Köpeğin senin için tuttuğu (ve muhafaza ettiği) avı ye! Çünkü köpeğin avı yakalayıp tutması şer'î kesimdir. Eğer köpeğin avı yaka­layıp öldürmüş ise ve kendi köpeğinin veya köpeklerinin yanında başka bir köpek de bulursan ve bu sebeble yabancı köpeğin kendi köpeğin ile birlikte avı yakalayıp öldürmüş olmasından endişelenirsen, bu hâlde o avı yeme! Çünkü senin ava salıverirken çektiğin Besmele kendi kö­peğine âiddir, başka köpek için değildir" [6].

 

2- Mi'râdla Yapılan Av (In Hükmü) Babı

 

İbn Umer; "Bunduka" denilen yuvarlak taşlarla vurulup öldürülmüş hayvan hakkında: Bu mevkûze'dir,

demiştir.

İbn Umer'in oğlu Salim, Kaasım ibn Muhammed ve Mucâhid ibn Cebr, İbrâhîm en-Nahaî, Atâ ibn Ebî Rebâh ve Hasen Basrî de bu taşlarla öldürülen hayvanı kerîh görmüşlerdir. Yine Hasen Basrî, köylerde ve şehirlerde sapan vesaire ile böyle yuvarlak taş atmayı kerîh görmüş, bunların dışındaki sahralarda ve insanlardan hâlî olan mekânlarda bunduka atmakta be's görmez [7].

 

2-.......eş-Şa'bî şöyle demiştir: Ben Adiyy ibn Hâtim'den sor­dum. O da: Ben Rasûlullah(S)'tan mi'râdla avlanmanın hükmünü sor­dum:

—  "Mi'râdın keskin tarafını isabet ettirdiğin zaman onu ye! Mi*-râdın enli tarafını isabet ettirdiğinde bununla avı öldürdüysen, işte bu vekîzdir, artık onu yeme!" buyurdu.

(Adiyy dedi ki:)

—  Ben köpeğimi av üzerine salarım, dedim. Rasûlullah:

—  "Av köpeğini Besmele çekerek salıverdiğin zaman o avın eti­ni ye!" buyurdu.

Ben:

— Bu av köpeği avı tuttuktan sonra yerse? diye sordum. Rasûlullah:

—  "Bu hâlde yeme! Çünkü köpek avı senin için tutmamıştır, ancak kendi nefsi için tutmuştur" buyurdu.

Ben:

— Ben köpeğimi av yüzerine gönderiyorum da onun yanında başka bir köpek buluyorum? dedim.

Rasûlullah:

—  "O zaman o avdan yeme. Çünkü sen ancak kendi köpeğin üzerine Besmele çektin, diğer köpek üzerine Besmele çekmedin!" bu­yurdu [8].

 

3- Mi'râdın Enli Tarafıyle Vurulan Hayvan(In Hükmü) Babı

 

3-....... Adiyy ibn Hatim (R) şöyle demiştir: Ben:

—  Yâ Rasûlallah! Biz av yapma öğretilmiş olan köpeklerimizi av üzerine göndeririz? dedim.

Rasûlullah (S):

—  "Onların senin için tuttukları avı ye!" buyurdu. Ben:

—  Bu köpekler tuttukları avı öldürürlerse? dedim. Rasûlullah:

—  "Öldürseler de yine ye (çünkü öldürme avın tezkiyesidir)/4* buyurdu.

—  Biz ava mi'râd atıyoruz? dedim. Rasûlullah:

—  "Delip yaraladığı avı ye! Enli tarafıyle dokunup öldürdüğü avı yeme!" buyurdu [9].

 

4- Yay Avı(Ntn Hükmü) Babı

 

Hasen Basrî ile İbrahim en-Nahaî: İnsan bir avı vurup da ondan bir ön ayak yâhud arka ayak kopup aynlırsa, o ayrılan parçayı yemez, geri kalanı yer, dediler. İbrâhîm yine: Eğer avın boynunu yâhud ortasını vurursan onu ye! demiştir. el-A'meş de Zeyd ibn Vehb'den söyledi ki; o şöyle demiştir: Abdullah ibn Mes'ûd'un ailesinden bir adamın yabanî eşeği o adama karşı itaatsiz âsî oldu. Abdullah onlara bu eşeği kolay olacak yerinden vurmalarını emretti de: Ondan düşen parçayı terkedin, kalanını yiyin, dedi [10].

 

4-.......Ebû Sa'lebe el-Huşenî (R) şöyle demiştir: Ben:

— Yâ Nebiyye'llâh! Biz kitâb ehli bir kavmin diyarında (Şam'­da) bulunuyoruz. Biz müslümânlar bunların kaplarını kullanıp içle­rinde yemek yiyebilir miyiz? Yine ben bir av sahasında bulunuyorum, yayımla, okumla öğretilmemiş köpeğimle, öğretilmiş köpeğimle av yapabilir miyim? Benim için iyi ve doğru olan nedir? diye sordum.

Allah'ın Peygamberi (S) şöyle cevâb verdi:

—  "Kitâb ehli kaplarına âid zikrettiğin sorunun cevâbı şöyledir: Eğer siz kitâb ehli kaplarından başka yemek kapları bulursanız, on­ların kaplarından yemeyiniz! Eğer onların kaplarından başka bula­mazsanız, kitâb ehlinin kaplarını yıkayıp, onların içinde yiyiniz. (Av mes'elesine gelince:) Yayınla, okunla Allah adını anarak avlarsan, onu ye! Allah adını zikrederek öğretilmiş köpeğinle avladığın avın etini de ye! Öğretilmemiş köpeğinle avladığında avı (diri iken) yeti­şip boğazlarsan, onu da ye!" [11].

 

5- El Parmaklarıyle Ve Sapan Gibi Âletlerle Küçük Taş Ve Yuvarlak Taş Mermi Atma Babı

 

5-.......Bize Vekî' ve Yezîd İbn Hârûn tahdîs ettiler. Lafız Yezîd'indir: Onlar da Kelımes ibnu'l-Hasen'den; o da Abdullah ibn Bu-reyde'den; o da Abdullah ibnu Mugaffel(R)'den. Abdullah ibn Mu-gaffel bir kimseyi sapan ile taş atarken gördü de ona:

— Böyle taş atma! Çünkü Rasûlullah (S) böyle sapan ile taş at­maktan (ümmetini) nehyetti -yâhud sapanla taş atmayı çirkin görürdü-, demiştir.

Râvî İbn Mugaffel devamla:

— Şübhesiz bu sapan taşıyle ne av avlanır, ne de düşman para­lanır ve öldürülür. Ancak bu taş bazen diş kırar, bazen de göz çıka­rır, demiştir.

Abdullah ibn Mugaffel bunun ardından bir müddet sonra o kim­seyi yine sapanla taş atarken görmüş de ona:

— Ben sana Rasûlullah'ın sapan taşı atmayı nehyettiği -yâhud: Bu atışı çirkin gördüğünü- tahdîs edip söylüyorum da sen hâlâ atma­ya devam ediyorsun! Artık seninle bundan sonra şu kadar şu kadar zaman konuşmam! demiştir [12].

 

6- Av Köpeği Yâhud Davar Köpeği Olmayan Bir Köpek Edinen Kimse Babı

 

6-.......Abdullah ibn Dînâr tahdîs edip şöyle demiştir: Ben Ab­dullah ibn Umer(R)'den işittim, Peygamber (S): "Her kim davar ve av köpeği olmayan bir köpek edinirse, o kimsenin her gün işlediği hayır amelinden iki kırat eksilir" buyurmuştur.

 

7-.......Hanzala ibn Ebî Sufyân haber verip şöyle demiştir: Ben Sâlim'den işittim, şöyle diyordu: Ben babam Abdullah ibn Umer'-den işittim, şöyle diyordu: Ben Peygamber(S)'den işittim, şöyle bu-yürüyordu: "Ava saldırıcı köpek yâhud davar köpeği olmak müstesna, bir köpek edinen kimsenin hiç şübhesiz her günkü ecrinden iki kırat eksilir".

 

8-.......Abdullah ibn Umer (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S): "Davar köpeği yâhud av yaralayıcı köpekten başka bir köpek edinen kimsenin hayırlı amelinden her gün iki kırat eksilir" buyurdu [13].

 

7- Bâb: Öğretilmiş Bile Olsa Köpek Avdan Yediği Zaman (0 Avı Yemek Haram Olur)

 

Ve Yüce Allah'ın şu kavli:

"Kendilerine hangi şeyin halâl edildiğini sana sorarlar. De ki: Bütün iyi ve temiz nVmetler size halâl edilmiştir.

Allah'ın size öğrettiğinden öğretip terbiye ederek yetiştirdiğiniz avcı hayvanların size tutuv er diklerinden de yiyin ve üzerlerine Besmele çekin. Allah'tan korkun. Çünkü Allah hesabı pek çabuk görendir... " (el-Mâide: 4).

"Sâide^nin cem'i olan "Savâid", "Kazanıcı" demek olan "Kâsibe"nin cem'i olan "Kevâsib" ma'nâsınadır. "Icterahu", "İktesebü", yânî "Kazandılar" demektir  [14].

ibn Abbâs şöyle demiştir:

Eğer köpek avdan yerse, artık o avın etini bozmuş, yenilmeye elverişlilikten çıkarmış olur. Bu takdirde köpek onu ancak kendisi için tutmuştur. Yüce Allah:

"Allah'ın size öğrettiklerinden öğretip terbiye ederek yetiştirdiğiniz avcı hayvanların size tutuv er diklerinden yiyin" buyuruyor. Öyleyse avladığından yemesine karşılık hayvan dövülür ve yemesini terkedinceye kadar öğretilmeye devam edilir.

İbn Umer, köpeğin yemiş olduğu avı mekruh görmüştür. Atâ ibn Ebî Rebâh da: Eğer köpek, avladığının kanını içer de etinden yemezse, o avı ye! demiştir [15].

 

9-.......Adiyy ibn Hatim (R) şöyle demiştir: Ben RasûluIIah'a sorup:

— Biz şu av köpekleriyle av yapmakta olan bir kavimiz (bunlar­la avladıklarımızdan yemek bize halâl olur mu)? dedim.

Rasûlullah (S):

—  "Allah'ın ismini anıp da öğretilmiş köpeklerini av üzerine gön­derdiğin zaman öldürseler bile onların size tuttukları avlardan ye. Ancak köpeğin avdan yemesi müstesnadır. Çünkü o takdirde ben, köpeğin avı kendisi için tutmuş olmasından endîşe ederim. Şayet se­nin köpeklerine başka birtakım köpekler karışmış ise, o zaman bera­ber tuttukları avı yeme!" buyurdu [16].

 

8- Avlanan Hayvan Avcıdan İki Yâhud Üç Gün Kaybolduğu Zaman, Bu Avın Hükmü Babı

 

10-.......Bize Âsim, eş-Şa'bî'den; o da Adiyy ibn Hâtim(R)'den tahdîs etti ki, Peygamber (S) ona şöyle buyurmuştur: "Besmele çe­kip köpeğini gönderdiğin zaman avı tutar ve öldürürse, onu ye! Eğer tuttuğu avdan yerse artık sen onu yeme! Çünkü köpek onu ancak kendi nefsine tutmuştur. Senin köpeğin, üzerlerine Allah 'in ismi anıl­mayan birtakım yabancı köpeklerle karışmış olduğu zaman, onların tuttukları ve öldürdükleri avı yeme! Çünkü sen o avı köpeklerin han­gisinin Öldürdüğünü bilmezsin. Sen ava atış yapıp da avı bir yâhud iki gün sonra (bulduğunda), avın üzerindeki kendi okunun vurma izin­den başka bir yaralama izi bulunmazsa, o avın etini ye! Eğer av vu­rulduktan sonra suya düşmüşse onu da yeme!"

Ve Abdu'1-A'lâ, Dâvûd ibn Ebî Hind'den; o da Âmir eş-Şa'bî'den söyledi ki, Adiyy, Peygamber'e: Ava okunu atar da avın izini iki ve üç gün ta'kîb eder, sonra avı ölmüş olarak ve oku da hayvanda saplamış vaziyette bulur olduğunu söylemiş. Peygamber de ona: "Eğer isterse avı yer" buyurmuştur [17].

 

9- Bâb: Avcı, Avının Yanında Başka Bir Köpek Bulduğu Zaman (Av Yenmez Olur)

 

11-....... Adiyy ibn Hatim (R) şöyle demiştir: Ben:

— Yâ Rasûlallah, ben köpeğimi Bismillah diyor, gönderiyorum (onun her avladığı bana halâl olur mu)? dedim.

Peygamber (S):

—  "Besmele çekerek köpeğini gönderdiğin, o da avı yakalayıp öldürdüğü ve ondan yediği takdirde, artık sen o avdan yeme! Çünkü köpek onu ancak kendisi için tutmuştur" buyurdu.

Ben:

— Ben köpeğimi gönderiyorum, sonra onun beraberinde başka bir köpek daha buluyorum, avı bu iki köpekten hangisinin yakaladı­ğını bilemiyorum? dedim.

Peygamber:

—  "Bu takdirde sen o avın etini yeme! Çünkü sen Besmele'yi ancak kendi köpeğin üzerine çekmiştin, başka köpek üzerine çekme­miştin" buyurdu.

Ben yine Peygamberce mi'râd denilen iki tarafı ince, ortası enli odunla avlanan avı sordum. Peygamber:

— "Sen onun sivri tarafıyle aviadıysan o avı ye, enli tarafıyle avladın ve öldürdün ise, o (haram kılınan) vekîze'dir; artık sen onu yeme!" buyurdu [18].

 

10- Avcılık Yapmak Ve Avcılıkla Meşgul Olmak Hakkında Gelen Hadîsler Babı

 

12-.......Adiyy ibn Hatim (R) şöyle demiştir: Ben Rasûlullah'a:

— Biz şu köpeklerle av yapmakta olan bir kavimiz (bu halâl mı yoksa haram mı)? diye sordum.

Rasûlullah (S):

—  "Öğretilmiş köpeklerini Allah'ın ismini anarak gönderdiğin zaman, onların sana tuttukları avdan ye! Köpeğin avdan yemesi hâ­linde ise, artık sen yeme! Çünkü ben köpeğin o avı ancak kendi canı için tutmuş olmasından endîşe ederim. Eğer senin köpeklerine başka bir köpek karışmış ise, o takdirde de onların avladığı avı yeme!" bu­yurdu [19].

 

13-.......Hayveibnu Şurayh şöyle demiştir; Ben Rabîa ibnu Yezîd ed-Dımaşkî'den işittim, şöyle dedi: Bana Ebû İdrîs Âizullah haber verip şöyle dedi: Ben Ebû Sa'lebe el-Huşenî(R)'den işittim, şöyle di­yordu: Ben Rasûlullah'a geldim de:

— Yâ Rasûlallah! Bizler, kitâb ehli olan bir kavmin arazîsinde bulunuyoruz, onların kapları içinde yemek yiyoruz. Yine biz av hay­vanları bulunan bir arazîdeyiz, ben orada yayımın oku ile, öğretil­miş köpeklerimle ve öğretilmemiş köpeklerimle av yapıyorum. Bana bunlardan halâl olanlarını haber ver! dedim.

Rasûlullah (S) şöyle cevâb verdi:

—  "Kitâb ehli bir kavmin arazîsinde bulunup onların kapların^-dan yemekte olduğunu zikrettin, bunun cevâbına gelince, şöyledir: Eğer siz onların kaplarından başka yemek kapları bulursanız, kitâb ehlinin kaplarında yemek yemeyin. Eğer onlarınkinden başka kap bu­lamazsanız, onların kaplarını yıkayınız, sonra onların içinde yemek yiyiniz. Avı bulunan bir arazîde olduğunu zikrettin; bunun cevâbına gelince şöyledir: Yayının okuyla avladığın ve Allah'ın ismini zikret­tiğin avı sonra ye! Allah 'in ismini anarak öğretilmiş köpeğinle avla­dığın avı da bundan sonra ye! Öğretilmemiş köpeğinle avladığında, avı diri iken yetişip boğazlarsan, onu da ye!" buyurdu [20].

 

14-....... Enes ibn Mâlik (R) şöyle demiştir: Biz (bir seferde) Merru'z-Zahrân'da iken bir tavşanı ürkütüp kaçırdık. Bâzıları ar­kasından koştular, nihayet yorulup âciz kaldılar. Ben de hayvanın arkasından koştum, nihayet onu yakaladım. Ve onu Ebû Talha'ya getirdim. Ebû Talha onun uyluğunun üst tarafını ve iki budunu (be­nimle) Peygamber'e yolladı. Peygamber (S) bu tavşan hediyesini ka­bul etti [21].

 

15-.......Ebû Katâde (Hudeybiye yılında, seferde) Rasûlullah'ın beraberinde idi. Nihayet Mekke yolunun bir kısmında olduğu zaman Ebû Katâde bâzı arkadaşlanyle beraber geri kaldı. (Çünkü Peygam­ber onları, düşmanı keşf için göndermişti.) Arkadaşları irâmlı idi, Ebû Katâde ise ihrâmsızdı. Ebû Katâde bu sırada bir yaban eşeği gördü, hemen atının üzerine binip doğruldu. Sonra arkadaşlarından kamçı­sını uzatıp vermelerini istedi. Onlar bunu kabul etmeyip çekindiler. Onlardan mızrağını istedi, (ihrâmlı oldukları için) yine çekinip ver­mediler. Ebû Katâde bunları bizzat aldı, sonra yaban eşeği üzerine şiddetle koşturdu ve onu öldürdü. Rasûlullah'ın sahâbîlerinin bâzısı onun etinden yedi, bâzısı da çekinip yemedi. Rasûlullah'a eriştikleri zaman bunun yenilip yenilmeyeceğini kendisine sordular. Rasûlullah (S): "Bu ancak yenilecek birşeydir, Allah onu sizlere yenilecek taam kıldı" buyurmuştur [22].

 

16- Bize İsmâîl tahdîs edip şöyle dedi: Bana Mâlik, Zeyd ibn Eslem'den; o da Atâ ibn Yesâr'dan; o da Ebû Katâde'den bunun ben­zeri olan hadîsi tahdîs etti. Ancak burada Rasûlullah (S): "Onun etin­den beraberinizde birşey var mı?" buyurmuştur [23].

 

11- Dağlar Üzerinde Avlanmaya Çalışmak Babı

 

17-.......Ebû Katâde'nin himayesindeki Nâfi' ile Tev'eme'nin himayesinde bulunan Ebû Salih şöyle demişlerdir: Biz Ebû Katâde'-den işittik, şöyle dedi: Ben Mekke ile Medine arasında(ki el-Kâha mevkiinde) Peygamber'in maiyyetinde idim. Peygamber ve sahâbî-leri (Hudeybiye zamanında umre niyetiyle) ihrama girmişlerdi. Ben ise at üzerinde ihrâmsız bîr adam idim. Ve ben o sırada dağlar üze­rinde yükseklere çok çıkıcı bir kimse idim. Ben bu vaziyet üzere bu­lunduğum sırada insanların birşeye doğru şevkle bakmakta olduklarını gördüm. Ben de o şeye doğru bakmaya davrandım. Ve o şeyin bir yaban eşeği olduğunu gördüm. Arkadaşlarıma:

—  Bu nedir? dedim. Onlar:

—  Biz bilmeyiz! dediler. Ben:

—  O bir yaban eşeğidir, dedim.

Onlar da:

—  O, senin gördüğün şeydir, dediler. Ben kamçımı yerde unutmuştum. Onlara:

—  Kamçımı bana uzatıp verin! dedim. Onlar:

—  Biz o hayvan aleyhine sana yardım etmeyiz, dediler.

Ben de inip kamçımı kendim aldım. Sonra o hayvanın izi üze­rinde atımı koşturdum. Çok olmadan hayvana yetiştim ve nihayet ayaklarından yaraladım (hareket edemedi). Akabinde arkadaşlarımın yanına geldim ve onlara:

— Haydi kalkın da yaban eşeğini yüklenip kaldırıverin! dedim. Onlar:

—  Biz ona dokunmayız! dediler.

Bunun üzerine ben onu kendim, atıma yükledim ve sonunda on­ların yanına getirdim. Bâzıları onun etini yemekten çekindi, bâzıları da ondan yediler. Ben:

— Sizler için bunun yenilip yenilmeyeceğini Peygamber'den so­racağım, dedim.

Ve Peygamber'e yetiştim de vâki' olan işi kendisine söyledim. Peygamber.(S) bana:

—  "Yanınızda ondan birşey var mı?" diye sordu. Ben:

—  Evet, var, dedim. Peygamber:

—  "Yiyiniz; o, Allah'ın sizlere rızk yaptığı bir yiyecektir" bu­yurdu [24].

 

12- Yüce Allah'ın: "Deniz avı yapmak ve onu yemek -kendinize de, yolcuya da bir fâide olmak üzere- sizin için halâl edildi... " (el-Mâide: 96) Kavli Babı [25]

 

Ve Umer ibnu'l-Hattâb: Denizin avı, oradan avlanandır; taamı da denizin dışarıya attığıdır, demiştir. Ebû Bekr es-Sıddîk da:

Denizin içinde ölüp de suyun üstüne yükselen halâldır, demiştir. ibn Abbâs: Denizin taamı ölüşüdür, ancak bundan pis sayıp tiksindiğin taam değildir, yılan balığı ise onu Yahudiler yemez; onu biz yeriz, demiştir.

Peygamber'in sahibi olan Şurayh (R):

Denizde yaşayan her hayvan zebh edilmiştir (yânî halâldir), demiştir.

Ata ibn Ebî Rebâh:

Deniz kuşuna gelince, ben onu avlayanın kesmesini düşünürüm, demiştir.

İbn Cureyc dedi ki: Ben Atâ ibn Ebî Rebâh'a:

Nehirlerde ve seyl birikintilerinde avlanan da deniz avı mıdır? diye sordum. O: Evet, dedi, sonra şu âyeti

okudu:

“iki deniz bir olmaz, Şu çok tatlıdır, susuzluğu keser, içimi boğazdan kolay geçer; şu çok tuzludur, acıdır (boğazı yakar). Bununla beraber siz herbirinden taptaze bir et yersiniz..." (Fâtır: 12).

el-Hasen aleyhi's-selâm su köpeklerinin derilerinden yapılmış bir semer üzerine binmiştir. eş-Şa'bî: Eğer aile halkım kurbağalan yemek isteselerdi, hiç tereddüd etmeden yedirirdim, demiştir, el-Hasen el-Basrî kamlumbağa yemekte bir be's görmemiştir.

İbn Abbâs:

Deniz avını ister Hnstiyan, ister Yahûdî, ister Mecûsî de avlasa, ondan ye! demiştir.

Ebu'd-Derdâ "el-Murrî" denilen katık hakkında: Güneş şarâbı keser (yânî caiz ve halâl kılar, çünkü şarâb sirke olur), balıklar da güneşte kuruyup değişir, halâl olur, demiştir (Yânî "Murrî", şarâbın içine tuz ve balık katılıp güneşe konulmaktır ki, bu suretle şarâbın tadı değişir, balık da şarâbdaki acılık ve şiddete gâlib olur) [26].

 

18-.......îbn Cureyc şöyle demiştir: Bana Amr ibn Dînâr haber verdi ki, kendisi Câbir(R)'den şöyle derken işitmiştir: Biz Ceyşu'l-Habet gazvesine çıktık, Ebû Ubeyde kumandan yapıldı. Biz şiddetli bir açlığa düştük. Bu sırada deniz bize benzeri görülmeyen büyük bir ölü balık attı. Buna '' Anber'' deniliyordu, tşte biz bu balıktan yarım ay yedik. Ebû Ubeyde bunun kaburga kemiklerinden birini alıp dikti de bir süvârî bunun altından geçip gitti [27].

 

19-.......Amr ibn Dînâr şöyle demiştir: Ben Câbir(R)'den işit­tim, şöyle diyordu: Peygamber (S) bizleri üçyüz süvârî olarak bir se­fere gönderdi. Emîrimiz Ebû Ubeyde idi. Kureyş'in bir kervanım gözetliyorduk. Bize şiddetli bir açlık isabet etti. Hattâ biz Habat de­nilen muğaylan fasilesinden dikenli bir ağacın yapraklarını, yemişle­rini yedik. İşte bundan dolayı bu sefere Ceyşu'l- Habat ismi verildi. Bu sırada deniz sahile "Anber" denilen büyük bir balık attı. Biz ya­rım ay bunun etinden yedik ve yağıyle yağlandık, nihayet vücûdlan-mız iyileşti. ■

Câbir dedi ki: Ebû Ubeyde bu balığın kaburga kemiklerinden birini alıp dikti de onun altından bir süvârî geçti. Bizde bir adam vardı, açlık şiddetli olduğu zaman üç tane dişi deve kesmişti. Bunları ye­dikten sonra tekrar acıktıklarında üç dişi deve daha kesmişti. Sonra Ebû Ubeyde (Umer'in isteği ile) onu develeri kesmekten nehyetti [28].

 

13- Çekirge Yenilmesi Babı

 

20-.......Ebû Ya'fûr şöyle demiştir: Ben İbnu Ebî Evfâ(R)'dan işittim: Biz, Peygamber(S)'in beraberinde yedi yâhud altı gazvede bu­lunduk, biz O'nun beraberinde çekirge yiyorduk, dedi.

Sufyân es-Sevrî, Ebû Avâne, İsrâîl, Ebû Ya'fûr'dan; o da İbn Ebî Evfâ'dan: "Yedi gazve" şeklinde söylemiştir[29].

 

14- Mecûsîler'in Kapları Ve Meyte(Nin Hükmü) Babı

 

21-.......Bana Ebû Sa'lebe el-Huşenî (R) tahdîs edip şöyle de­di: Ben Peygamber'e geldim de:

—  Yâ Rasûlallah! Biz kitâb ehli arazîsinde bulunuyoruz ve on­ların kapları içinde yiyoruz. Yine biz av arazîsinde bulunuyoruz, ben yayımla av yapıyorum, öğretilmiş ve öğretilmemiş köpeğimle de av yapıyorum, dedim.

Peygamber (S):

—  "Kitâb ehli arazîsinde bulunduğunu zikrettin, bunun cevâbı şudur: Sizler bundan ayrılma bulamamanız hâli müstesna, onların kapları içinde yemeyiniz. Ayrılma bulamazsanız, o takdirde kapları yıkayınız, sonra içlerinde yiyiniz. Av arazîsinde bulunduğunu zikret­tin; bunun cevâbı şudur: Sen Allah 'in ismini anarak öğretilmiş kö­peğinle avladığın avı da ye! Öğretilmemiş köpeğinle avladığını, öl­meden yetişip boğazlarsan, onu da ye!" buyurdu [30].

 

22-.......Seleme ibnu'1-Ekva' (R) şöyle demiştir: Hayber'i fet­hettikleri günün akşamına girdikleri zaman mücâhidler birçok ateş­ler yaktılar. Peygamber (S):

—  "Bu ateşleri ne üzerine yaktınız?" diye sordu. Mücâhidler:

—  Evcil eşeklerin etlerini pişirmek üzere yaktık, dediler. Peygamber:

—  "Bu etleri dökünüz ve tencerelerini de kırınız!" buyurdu. Bu emir üzerine topluluktan bir adam ayağa kalktı da:

— İçlerindekileri döksek de tencereleri yıkasak (olur mu)? dedi. Peygamber:

—  "Yâhud öyle yapın!" buyurdu [31].

 

15- Kesilecek Hayvan Üzerine ''Bismillah" Demek Ve Kasden Besmeleti Terkeden Kimse Babı

 

İbn Abbâs:

Kesme sırasında Besmele'yi unutanın kestiğini yemekte be's yoktur, demiştir.

Yüce Allah da:

"Üzerlerine Allah'ın ismi anılmayanlardan yemeyin. Çünkü bu, muhakkak ki bir fısktır..." (el-En'âm: 121) buyurdu. Unutan ise '"Fâsık" diye isimlendirilmez.

Devamı da şudur:

iiFVl-hakîka şeytânlar, sizinle mücâdele etmeleri için kendi dostlarına mutlakaa telkinlerde bulunurlar. Eğer onlara itaat ederseniz, şübhesiz ki, siz de Allah'a eş tanıyanlardansınızdır'' [32]

 

23-....... Râfi' ibn Hadîc (R) şöyle demiştir: Biz (Huneyn dö­nüşünde Tıhâme'deki) Zu'1-Huleyfe mevkiinde Peygamber (S) ile be­raber bulunduk. İnsanlara bir açlık isabet etti. Biz (Huneyn'de) birçok deve ve koyun ele geçirmiştik. Peygamber ordunun arkalarında kal­mıştı. Sahâbîler acele edip ganimet hayvanlarından kesip tencerelere yerleştirmişlerdi. Peygamber onlara ulaştı ve emretti de tencereler dev­rildi. Bundan sonra Peygamber ganîmet mallarını taksim etti. (De­velerin ve koyunların taksiminde) on koyunu bir deveye denk saydı. Bu sırada develerden birisi kaçmıştı. Ordu içinde pek az at bulunu­yordu. Mücâhidler onu ta'kîb ettilerse de deve onları yorup âciz bı­raktı. Mücâhidler'den bir adam ona ok atıp vurdu da bu sebeble Allah onu habsedip durdurdu. Bunun üzerine Peygamber (S):

—  "Vahşî hayvanların kaçakları gibi, bu hayvanların da muhak­kak kaçakları vardır. Bunlardan biri sizin zararınıza kaçarsa, ona böyle muamele ediniz (yânî avlar gibi vurunuz)" buyurdu.

Ubâde şöyle demiştir: Dedem, Peygamber'e dedi ki:

— Bizler yarın düşmana kavuşacağımızı umuyoruz, yâhud düş­mana kavuşmaktan endîşe ediyoruz. Beraberimizde bıçaklar da bu­lunmaz. Bu hâlde kamışlarla hayvan kesebilir miyiz? diye sormuş.

Peygamber:

—  "Bol kan akıtan herşey ile kesilir, üzerine Allah'ın ismi anı-lırsa ondan ye! Yalnız dişler ve tırnaklarla kesilmez. Bunun sebebini size haber vereceğim: Dişe gelince; bu bir kemiktir (kesmez), tırnak­lara gelince; onlar da Habeşliler'in bıçaklarıdır" buyurdu [33].

 

16- İbâdet İçin Dikilmiş Taşlara Ve Putlara Kesilen Hayvanlar Babı

 

24-.......Mûsâ ibn Ukbe haber verip şöyle dedi: Bana Salim haber verdi ki, kendisi babası Abdullah ibn Umer(R)'den işitmiştir. Ab­dullah şöyle tahdîs ediyordu: Rasûlullah (S) mekke yakınındaki Bel-dan vadisinin alt tarafında Zeyd ibn Amr ibn Nufeyl ile buluştu. Bu buluşma kendisine vahy indirilmesinden önce idi. Orada Rasûlullah, Zeyd ibn Amr'a içinde et yemeği bulunan bir sofra takdîm^tti. Zeyd bundan yemeyi kabul etmedi, sonra da (bu sofrayı Peygamber'e tak-dîm etmiş olan Kureyş topluluğuna hitaben):

— Ben sizin putlarınız üzerine kesmekte olduğunuz hayvanla­rın etlerinden yemem, ben üzerine Allah'ın ismi anılmış olanlardan başkasını yemem, demiştir [34].

 

17- Peygamber(S)'İn: 'Allah'ın ismi üzere kessin" (Kavli) Babı

 

25-.......Bize Ebû Avâne, el-Esved ibn Kays'tan tahdîs etti ki, Cundeb ibnu Sufyân el-Becelî (R) şöyle demiştir. Bizler bir kurban bayramı günü Rasûlullah'ın beraberinde kurban kestik. Bir de gör­dük ki, birtakım insanlar kurbanlarını namazdan evvel kesmişler. Pey­gamber (S) namazdan ayrılınca onların namazdan önce kurbanlarını kesmiş olduklarını gördü. Bunun üzerine: "Her kim namazdan evvel kurbanını kestiyse, onun yerine bir başka kurban daha kessin. Biz namazı kıhncaya kadar kesmemiş olan da Allah 'in ismini söylemek­le beraber kessin" buyurdu [35].

 

18- Kamış, Beyaz Çakmak Taşı Ve Demirden Bol Kan Akıtan Şeyler(Le Kesmek) Babı

 

26-.......Bize Mu'temir, Ubeydullah'tan; o da Nâfi'den tahdîs etti. Nâfî', Ka'b ibn Mâlik'in oğlundan işitmiştir. O, Abdullah ibn Umer'e haber veriyordu. Ona da babası Ka'b ibn Mâlik (R) şöyle ha­ber vermiştir: Kendilerinin bir cariyesi vardı. Bu kadın Sel' Dağı'nda onların koyun sürüsünü güderdi. Bu kadın bir gün güttüğü sürüden ., bir koyunun ölmek üzere olduğunu gördü de hemen sert bir taşı kırdı " ve keskin taş parçasıyle koyunu kesti. Ka'b aile halkına:

— Ben Peygamber'e gidip bunu O'ndan soruncaya kadar yâhud Peygamber'e soracak bir kimse gönderip Öğreninceye kadar koyu­nun etinden yemeyin, dedi.

Akabinde ya kendisi Peygamber'e geldi yâhud birisini gönderdi de koyunun kesilme suretini sordu. Peygamber (S) koyunun etini ye­meyi emretti [36].

 

27-.......Bize Cuveyriye, Nâfi'den; o da Selime oğulları'ndan bir adamdan tahdîs etti ki, o adam, Abdullah ibn Umer'e şöyle ha­ber vermiştir: Ka'b ibn Mâlik'in bir cariyesi vardı. Bu kadın Medî-ne çarşısına yakın olan -ki o Sel' Dağı'dır- Cumeyl'de Ka'b'ın koyun sürüsünü güderdi. Bir koyun yaralandı. Kadın hemen bir taş kırıp, onunla koyunu kesti. Kadının bu kesme suretini Peygamber'e zik­rettiler. Peygamber (S) onlara bu koyunu yemelerini emretti [37].

 

28-....... Râfi' ibn Hadîc (R):

— Yâ Rasûlallah! Bizim (hayvan kesecek) bıçaklarımız yoktur? dedi.

Rasûlullah (S):

—  "Üzerine Allah'ın ismi anılarak bol kan akıtan herşeyle kes­tiğini ye! Yalnız tırnaklarla dişler müstesnadır. Tırnaklara gelince, onlar Habeşliler'in bıçaklarıdır. Dişlere gelince, o bir kemiktir (kes­mez)" buyurdu.

Ve bir deve kaçmıştı. Onu (Allah, ordudan bir adamın attığı ok sebebiyle) habsetmişti. Bunun üzerine Rasûlullah:

—  "Vahşî hayvanların kaçıcıları gibi, evcil hayvanların da ka­çakları vardır. Bunlardan biri size galebe ederse, ona böyle muamele ediniz" buyurdu [38].

 

19- Kadının Ve Cariyenin Kestiği Hayvan Babı

 

29-.......Bize Abde, Ubeydullah'tan; o da Nâfi'den; o da Ka'b ibn Mâlik'in bir oğlundan; o da babasından haber verdi ki, bir kadın bir taş parçasıyle bir koyunu kesmiş. Bu Peygamber'den sorulduğunda Peygamber (S), bu koyunun yenmesini emretmiştir.

el-Leys de şöyle dedi: Bize Nâfi' tahdîs etti. Kendisi Ensâr'dan olan bir adamdan işitmiştir. O adam, Abdullah ibn Umer'e, Peygam­ber'den olmak üzere: Ka'b'ın bir cariyesi vardı... diyerek bu hadîsi haber veriyordu [39].

 

30-.......Bana Mâlik, Nâfi'den; o da Ensâr'dan olan bir adam­dan; o da Muâz ibn Sa'd'dan yâhud Sa'd ibn Muâz'dan tahdîs etti ki, o şöyle haber vermiştir: Ka'b ibn Mâlik'in Sel' Dağı'nda koyun sürüsünü güden bir cariyesi vardı. O sürüden bir koyun yaralandı. Câriye koyun ölmeden yetişti de onu keskin bir taşla kesti. Bu vak'a Peygamber'e soruldu. Peygamber (S):

— "O koyunu yiyiniz" buyurdu [40].

 

20- Bâb: Diş, Kemik Ve Tırnakla Kesim Yapılmaz

 

31-.......Bize Sufyân es-Sevrî, babası Saîd ibn Mesrûk'tan; o da Ubâde ibn Rifâa'dan tahdîs etti ki, Râfi' ibn Hadîc (R): Peygamber (S): "Diş ile tırnak müstesna, bol kan akıtan herşeyle kestiğini ye!" buyurdu, demiştir [41].

 

21- Çölde Oturanların Ve Benzerlerinin Kestikleri Hayvanlar Babı

 

32-....... Bize Usâme ibnu Hafs el-Medenî, Hişâm ibn Urve'den; o da babası Urve'den; o da Âişe(R)'den şöyle tahdîs etti: Bir topluluk Peygamber (S)'e:

— Bir kavim bize et getiriyorlar. Biz ise bunun üzerine Allah'ın ismi anıldı mı yâhud anılmadı mı bilmiyoruz, dediler.

Peygamber:

—  "Bu et üzerine siz Allah'ın ismini söyleyiniz ve onu yiyiniz" buyurdu.

Âişe: Bu soranlar küir devrine yakın kimselerdi, demiştir.

Bu hadîsi ed-Derâverdfden rivayet etmekte Usâme ibn Hafs'a Alî ibnu'l-Medînî mutâbaat etmiştir. Yine Usâme'ye, Ebû Hâlid ile et-Tufâvî de mutâbaat etmişlerdir [42].

 

 

22- Harb Ehli Olan Yâhud Harb Ehli Olmayan Kitâblıların Kestikleri Hayvanlar Ve Yağları Babı

 

Ve Yüce Allah'ın şu kavli:

"Bugün size bütün iyi ve temiz şeyler halat kılındı. Kendilerine kitâb verilenlerin yiyeceği sizin için halâl olduğu gibi, sizin yiyeceğiniz de onlar için halâldır..." (el-Mâide: 5).

ez-Zuhrî de: Arab Hrıstiyanlar'ın kestiklerinde be's yoktur. Eğer Allah'tan başkasının adını söyleyerek kestiğini işitirsen, ondan yeme; işitmezsen, onların şirkini bildiği hâlde, Allah bunu halâl kılmıştır, dedi.

Alî'den de ez-Zuhrfnin sözünün benzeri zikrolunuyor. el-Hasen el-Basrî ile Ibrâhîm en-Nahaî: Sünnet edilmemiş kimsenin kestiğinde de be's yoktur, demişlerdir.

İbn Abbâs:

"Taâmuhum", "Zebâihuhum" (yânı "Kestikleri") ma'nâsınadır, demiştir [43]

 

33-.......Abdullah ibnMugaffel (R): Biz Hayber kasrını muha­sara ediyorduk. Bu sırada bir insan, içinde yağ bulunan bir dağarcık attı. Ben hemen onu almak için fırladım. Arkama dönünce Peygam-ber(S)'i gördüm de O'ndan utandım, demiştir [44].

 

23- Ehlî Hayvanlardan Âsî Olup Kaçan, Vahşî Hayvan Menzilesinde Olur Bârı

 

Abdullah ibn Mes'ûd, böyle hayvanın vurulmasını caiz görmüştür.

İbn Abbâs da: Elinde bulunan ehlî hayvanlardan, kesmesi seni âciz bırakan  olursa o, av hayvanı gibidir (vurulur), demiştir.

Yine İbn Abbâs, kuyu içine düşmüş olan deve hakkında da: Onu neresinden gücün yeterse oradan

tezkiye et, demiştir.

Kaçar ehlî hayvan hakkındaki bu hükmü Alî de, İbn Umer de, Aişe de böyle görmüşlerdir [45].

 

34-....... Râfi' ibn Hadîc (R) şöyle demiştir: Ben:

—  Yâ Rasûlallah, bizler yarın düşmanla karşılaşacağız. Yanı­mızda hayvan kesecek bıçaklar bulunmuyor? dedim.

O da:

—  "Acele davran (da hayvan boğularak ölmesin) yâhud kesece­ğin hayvanı bol kan akıtacak şeyle öldür, üzerine Allah'ın ismi zik-rolunandan ye! Yalnız dişle tırnak müstesnadır. Bunun sebebini sana söyleyeceğim: Dişe gelince, o bir kemiktir (kesmez). Tırnağa gelince, o da Habeşliler'in bıçaklarıdır" buyurdu.

Biz deve ve koyun ganimetleri elde etmiştik. Onlardan bir deve. kaçtı. Bir adam ok atıp onu habsetti. Bunun üzerine Rasûlullah (S):

—  "Vahşî hayvanların kaçanları gibi, ehlî hayvanların da ka­çanları vardır. Bunlardan birisi size galebe ederse, ona böyle vurma muamelesi yapınız" buyurdu [46].

 

24- Deveyi Gerdandan, Diğerlerini Boğazdan Kesme Babı

 

İbn Cureyc, Atâ ibn Ebî Rebâh'tan "Zebh ve nahr ancak kesme ve nahr etme yerinde olur" demiştir.

Ben Atâ'ya: Zebh edilecek şeyi nahr etmem yeter mi?

dedim. Atâ şöyle cevâb verdi: Evet, Allah Taâlâ bakara kesmeyi zikretti. Eğer nahr edilecek şeyi boğazdan kestiysen, -gerdandan kesmek daha sevimli olmakla beraber- bu, caizdir. Zebh, boğaz çukurunun iki tarafındaki kalın damarların kesilmesidir.

ibn Cureyc dedi ki: Ben Atâ'ya: Kesici kişi omurganın içindeki siniri kesinceye kadar boyun çukurundaki damarları kesmeyi geri bırakır? dedim. Atâ: Zannetmem, dedi. İbn Cureyc şöyle dedi: Bana Nân" haber verdi ki, İbn Umer, boyun kemiği içindeki beyaz siniri kesmeyi nehyetmiştir. İbn Umer: Kesen kişi, boyun kemiğinin önündeki şeyleri keser, sonra kestiği hayvanı ölünceye kadar bırakır, derdi.

Ve Yüce Allah'ın şu kavli:

"Bir zaman da Mûsâ, kavmine: 'Allah size herhalde bir sığır boğazlamanızı emrediyor* demişti... Bunun üzerine o sığırı bulup boğazladılar ki, az kaldı bunu yapmayacaklardı'' (el-Bakara: 67-71) [47].

Ve Saîd ibn Cubeyr, İbn Abbâs'tan: Boğazlama, boğazda ve gerdanda olur, demiştir.

İbn Umer, İbn Abbâs ve Enes: (Kesilecek hayvanlardan kesme hâlinde) başını kopardığı zaman, onu yemekte hiçbir be's yoktur, demişlerdir [48].

 

35-.......Hişâm ibn Urve şöyle demiştir: Bana kadınım Fâtıma bintu'l-Munzir haber verdi ki, Esma bintu Ebî Bekr (R): Biz Peygam­ber (S) zamanında atı gerdanından kestik de onun etini yedik, demiştir.

 

36- Bize İshâk ibn Râhûye tahdîs etti. O, Abdete'den işitmiştir. O da Hişâm'dan; o da zevcesi Fâtıma bintu'l-Munzir'den; o da Es­ma'dan ki, Esma: Biz Rasûlullah (S) zamanında Medine'de iken bey­giri boğazından kestik de onun etini yedik, demiştir.

 

37-.......Bize Cerîr, Hişâm'dan; o da Fâtıma bintu'l-Mımzir'den tahdîs etti ki, Esma bintu Ebî Bekr (R): Biz Rasûlullah (S) zamanın­da beygiri gerdanından kestik de onu yedik, demiştir.

Bu hadîsi Hişâm'dan "Nahr" kelimesiyle rivayet etmekte Vekî' ibnu'l-Cerrâh ile Sufyân ibn Uyeyne, Cerîr ibn Abdilhamîd'e mutâ-baat etmişlerdir [49].

 

25- Herhangi Bir Hayvanı Diri İken Bâzı Organlarını Kesmenin, Bağlanıp Habsedilmiş Olarak İşkence Etmenin Ve Canlı Atış Hedefi Yapmanın Mekruh (Yânı Çirkin) Olması Babı

 

38-.......Hişâm ibn Zeyd şöyle dedi: Ben, dedem Enes ibn Mâlik'in beraberinde (Haccâc ibn Yûsuf'un amca oğlu ve Basra vâlî na­ibi olan) el-Hakem ibnu Eyyûb'un yanına girdim. Enes, birtakım oğlan çocukları yâhud gençler gördü ki, onlar bir tavuğu atış hedefi dik­mişler de ona atış yapmaktalar. Bunun üzerine Enes:

— Peygamber (S) hayvanların (atış yapmak için) bağlanıp hab-sedilmelerini nehyettî, dedi.

 

39-.......Bize İshâk ibnu Saîd ibn Amr, babasından haber ver­di ki, o İbn Umer'den tahdîs ederken işitmiştir: İbn Umer, Yahya ibn Saîd'in yanına girmiş. Bu sırada Yahya'nın oğullarından bir oğ­lan bir tavuğu bağlamış da ona atış yapıyordu. İbn Umer tavuğa doğru yürüyüp nihayet onu bağından çözmüş, sonra o tavuğu ve ona atış yapan oğlanı beraberine alıp getirmiş de:

— Oğlanlarınızı bu kuşu öldürmek için habsetmelerinden men' ediniz. Çünkü ben Peygamber(S)'den işittim; O, herhangibir hayva­nın yâhud başkasının öldürmek için bağlanıp habsedilmesini nehyet-ti, demiştir.

 

40-.......Saîd ibn Cubeyr şöyle demiştir: Ben İbn Umer'in ya­nında idim. Beraberindeki topluluk, bir tavuğu hedef dikip de atış yapmakta bulunan birtakım gençlerin yâhud bir grup insanın yanına uğradılar. Bu atış yapanlar İbn Umer'i görünce, atıştan dağıldılar. İbn Umer:

— Bu tavuğu kim dikti? İyi biliniz ki, Peygamber (S) canlı bir hayvanı böyle atış hedefi edinen kimseye la'net etti, dedi.

Bu hadîsi Şu'be'den rivayet etmekte Süleyman ibn Harb, Ebû Bişr'e mutâbaat etmiştir.

 

41- Bize Minhâl, Saîd ibn Cubeyr'den; o da İbn Umer'den: Peygamber (S) canlı hayvana böyle müsle (yânî işkence ve azâb) yapana la'net etti, diye tahdîs etti.

Adiyy ibn Sabit, Saîd ibn Cubeyr'den; o da İbn Abbâs'tan; o da Peygamber'den, buna yakın lafızla olan hadîsi söyledi.

 

42-.......Bana Adiyy ibnu Sabit haber verip şöyle dedi: Ben Ab­dullah ibnu Yezîd'den işittim ki, Peygamber (S) açıktan ve zorla baş­kasının malını almaktan ve bir canlının organlarını kesmekten neh-yetmiştir [50].

 

26- Tavuk Eti Babı

 

43-.......Ebû Mûsâ, yânî el-Eş'arî (R): Ben Peygamber(S)'i ta­vuk eti yerken gördüm, demiştir [51].

 

44-.......Zehdem ibn Mudarrib el-Cermî şöyle demiştir: Biz, Ebû Mûsâ el-Eş'arî'nin yanında bulunuyorduk. Bizimle Cerm'den olan şu kabile arasında kardeşlik akdi olduğu için, onlar tarafından Ebû Musa'ya, içinde tavuk eti bulunan bir yemek getirildi. Topluluk içinde kızıl suratlı bir adam da oturmaktaydı ve bu adam sofrasına yaklaş­mamıştı. Ebû Mûsâ ona:

— Yemeğe yaklaş! Ben Rasûlullah(S)'ı tavuk etinden yerken gör­düm, dedi.

O adam:

— Ben bu hayvanın, iğrendiğim bir şeyi yediğini gördüm de bir daha tavuk eti yememeğe yemîn ettim, dedi.

Ebû Mûsâ, ona:

— Sofraya yanaş! Ben sana haber veriyorum -yâhud söylüyorum-: Ben, Eş'arîler'den bir topluluk içinde Peygamber'in yanına geldim. O'nu öfkeli bir hâlde buldum. Kendisi (Tebûk seferi hazırlığı için) sadaka develerinden birtakım develeri taksim ediyordu. Biz de bin­mek ve yüklemek için kendisinden deve istedik. Rasûlullah bizleri de­velere yüklemeyeceğine" yemîn etti. "Yanımda sizleri üzerine yükleye-biîeceğim deve yoktur" buyurdu. Sonra Rasûlullah'a deve ganimetleri getirildi. Bunun üzerine: "Eş'arîler nerede, Eş'arîîer nerede?" dedi.

Ebû Mûsâ dedi ki: Akabinde Rasûlullah bizlere yüksek hörgüç-lü ve beyazlı beş tane deve verdi. Biz develeri alınca biraz eğlendik. Ben arkadaşlarıma:

— Rasûlullah yaptığı yemini unuttu. Vallahi bizler Rasûlullah'ı yemininden gaflette bırakıp, unutturduk; biz bundan sonra felah bul­mayız! dedim.

Ve hemen Peygamberdin yanına döndük ve:

— Yâ Rasûlallah! Biz Sen'den bizleri develere yüklemeni (yânî bize deve vermeni) istemiştik. Sen de bizi deveye yüklemeyeceğine ye-mîn etmiştin. Biz Sen'in bu yeminini unuttun zannettik! dedik.

Rasûlullah:

—  "Şübhesiz sizleri develere yükleyen ancak Allah'tır. Vallahi ben eğer Allah isterse, birşeye yemîn eder de yemin ettiğim şeyden başkasını daha hayırlı görürsem, muhakkak o daha hayırlı olan işi yaparım ve yeminimi keffâretle çözerim" buyurdu [52].

 

27- Atların Etleri Bâbî

 

45-.......Bize Hişâm ibn Urve, Fâtıma bintu'l-Munzir'den tahdîs etti ki Esma bintu Ebî Bekr (R): Biz Rasûlullah (S) zamanında bir beygiri gerdanından kestik de onu yedik, demiştir.

 

46-.......Bize Hammâd ibn Zeyd, Amr ibn Dînâr'dan; o da Muhammed ibn Alî ibni'l-Hüseyin'den tahdîs etti ki, Câbir ibn Abdil-lah (R): Peygamber (S) Hayber muhasarası gününde eşek etlerinden yemeyi nehyetti, atların etleri hususunda ruhsat verdi, demiştir [53].

 

28- Ehlî Eşeklerin Etleri(Ni Yemenin Haram Kılınması) Babı

 

Bu konuda Seleme ibnu'l-Ekvâ'ın Peygamber'den rivayet ettiği hadîs vardır [54].

 

47-.......Bize Abde, Ubeydullah'tan; o da Sâlim'den; o da Nâfi'den; o da İbn Umer(R)'den: Peygamber(S)'in Hayber günü ehlî eşek­lerin etlerinden nehyettiğini haber verdi.

 

48-.......Bana Nâfi' tahdîs etti ki, Abdullah ibn Umer (R): Pey­gamber (S) evcil eşeklerin etlerinden nehyetti, demiştir.

Abdullah ibnu'l-Mubârek, Ubeydullah'tan; o da Nâfi'den olmak üzere Yahya'ya mutâbaat etmiştir. Ebû Usâme de Ubeydullah'tan; o da Sâlim'den diye söylemiştir.

 

49-.......Bize Mâlik, İbn Şihâb'dan; o da Muhammed ibn Ali nin iki oğlu Abdullah ile el-Hasen'den; onlar da babaları Muham-med'den haber verdi ki, Alî ibn Ebî Tâlib (R): Rasûlullah (S) Hayber yılında mut'a denilen muvakkat nikâhtan ve evcil eşeklerin etlerin­den nehyetti, demiştir.

 

50-.......Bize Hammâd ibn Zeyd, Amr ibn Dinar'dan; o da Muhammed ibn Alî el-Bâkır'dan tahdîs etti ki, Câbir ibn Abdillah (R): Peygamber (S) Hayber günü eşeklerin etleri(ni yemek)ten nehyetti, atların etleri hususunda ruhsat verdi, demiştir.

 

51-.......Şu'be şöyle demiştir: Bana Adiyy ibn Sabit tahdîs etti ki, el-Berâ ibn Âzib ile Abdullah ibn Ebî Evfâ (R) ikisi de: Peygam-be- (S) eşeklerin etlerini (yemekten) nehyetti, demişlerdir.

 

52-.......Ebû İdrîs şöyle haber vermiştir: Ebû Sa'lebe el-Huşenî (R): Rasûlullah (S) ehlî eşeklerin etlerini haram kaldı, demiştir.

Bu hadîsi İbn Şihâb'dan rivayet etmekte ez-Zubeydî ile Ukayl, Salih ibn Keysân'a mutâbaat etmişlerdir.

İmâm Mâlik, Ma'mer ibn Râşid, el-Mâcişûn, Yûnus ibn Yezîd ve Muhammed ibn İshâk, ez-Zuhrî'den olmak üzere: Peygamber (S)

dört ayaklı hayvanlardan azıdişli olanların hepsinden nehyetti, diye söylediler [55].

 

53-.......Muhammed ibn Sîrîn'den; o da Enes ibn MâIik(R)'ten şöyle haber vermiştir: RasûIullah(S)'a bir gelen geldi de:

—  Eşek yenildi, dedi.

Bundan sonra bir gelen daha geldi ve o da:

—  Eşekler yenildi, dedi. Sonra bir gelici daha geldi de:

— Eşekler tüketildi, dedi.

Bunun üzerine Rasûlullah bir nidâcıya emretti, o da insanlar için­de:

— Şübhesiz Allah ve Rasûlü sizleri ehlî eşeklerin etlerinden neh-yediyorlar, çünkü eşek eti pistir! diye nida etti.

Bu nida akabinde tencereler ters çevrilip döküldü, hâlbuki ten­cereler etlerle kaynayıp duruyordu [56].

 

54-.......Bize Sufyân ibn Uyeyne tahdîs etti ki, Amr ibn Dînâr şöyle demiştir: Ben Câbir ibn Zeyd'e:

— Bâzı insanlar "Rasûlullah (S) ehlî eşeklerin etlerini yemekten nehyetti" diye söylüyorlar, dedim.

Câbir ibn Zeyd şöyle dedi:

— Bunu'Basra'da bizim yanımızda el-Hakem ibnu Amr el-Gıfârî (R) söylüyordu. Lâkin bunu ilimde bir deniz olan Abdullah ibn Ab-bâs men' edip, şu âyeti okudu: "De ki: Bana vahyolunanlar arasın­da, yiyen bir kimsenin yiyeceği içinde (sizin haram dediklerinizden böyle) haram edilmiş birşey bulmuyorum. Yalnız ölü, dökülen kan... *' (eI-En'âm:145) [57].

 

29- Azıdişli Yırtıcı Hayvanların Hepsinin Yenmesinin Nehyi Babı

 

55-....... Bize Mâlik, İbn Şihâb'dan; o da Ebû İdrîs el-Havlânî'den; o da Ebû Sa'lebe Cursûm el-Huşenî(R)'den: Rasûlullah(S) dört ayaklı hayvanların azı dişi olanların hepsinin etini yemekten neh­yetti, diye haber vermiştir.

Bu hadîsi ez-Zuhrî'den rivayet etmekte Yûnus ibn Yezîd, Ma'-mer ibn Râşid, Sufyân ibn Uyeyne ve el-Mâcışûn; bunların dördü de İmâm Mâlik'e mutâbaat etmişlerdir [58].

 

30- Ölmüş Hayvanların Derileri Babı

 

56-.......Salih ibn Keysân şöyle demiştir: Bana İbn Şihâb tah­dîs etti; ona da Ubeydullah ibnu Abdillah haber vermiştir: Ona da Abdullah ibn Abbâs (R) şöyle haber vermiştir: Rasûlullah (S) ölmüş bir koyunun yanından geçti de:

—  "Bunun derisinden faydalansaydımz ya!" buyurdu. Sahâbîler:

—  Bu, ölmüş bir hayvandır! dediler. Rasûlullah:

—  "Ölü hayvanın ancak etini yemek haram kılındı" buyurdu.

 

57-.......Sabit ibn Aclân şöyle demiştir: Ben Saîci ibnu Cubeyr'den işittim, şöyle dedi: Ben İbn A.bbâs(R)'tan işittim, şöyle diyordu: Peygamber (S) ölmüş bir dişi keçinin yanına uğradı da: "Bunun sâ-hibleri üzerine hiçbir günâh olmaz, keski bunun derisiyle faydalansa-lardı" buyurdu [59].

 

31- Misk(İn Hükmü) Babı

 

58-.......Ebû Hureyre (R): Rasûlullah (S): "Allah yolunda ya­ralanan herbir yaralı muhakkak kıyamet gününde yarası kan akıta­rak gelir: Kanı kan renginden, kokusu ise misk kokusudur" buyurdu, demiştir [60].

 

59-.......Bize Ebû Usâme Hammâd, Bureyd'den; o da Ebû Burde'den; o da Ebû Mûsâ(R)'dan tahdîs etti ki, Peygamber (S) şöyle buyurmuştur: "İyi arkadaş ile kötü arkadaşın meseli, misk taşıyıcısı ile ateş üfleyip saçan demirci körüğü gibidir: Misk taşıyıcısı ya sana bir mikdâr verir, yâhud sen ondan biraz satın alırsın, yâhud da on­dan güzel bir koku bulur koklarsın. Demirci körüğüne gelince, onu üfürmesi ya senin elbiseni yakmak, yâhud da sen ondan çirkin bir koku koklamak durumundasın" [61].

 

32- Tavşan (Etinin Halâl Olduğu) Babı

 

60-....... Enes ibn Mâlik (R) şöyle demiştir: Biz Merru'z- Zahrân'da iken bir tavşan ürkütüp kaçırmıştık. Topluluk arkasından koştular, fakat yoruldular. Ben hayvanı tuttum ve onu (üvey babam) Ebû Talha'ya getirdim. Ebû Talha onu kesti. Sonra uyluğunun üst tarafını -yâhud şöyle demiştir: İki budunu- Peygamber(S)'e gönder­di, Peygamber de bunu kabul etti [62].

 

33- Keler (Yemenin Halâl Olduğu) Babı

 

61-.......Abdullah ibn Dînâr tahdîs edip şöyle demiştir: Benİbn Umer(R)'den işittim: Peygamber (S): "Ben keleri yemem, onu ha­ram da kılmam" buyurdu, diyordu [63].

 

62- Bize Abdullah ibn Mesleme, Mâlik'ten; o da İbn Şihâb'dan; o da Ebû Umâme ibn Sehl'den; o da Abdullah ibn Abbâs(R)'tan;' o Ja Hâlid ibnu'l-Velîd (R)'den olmak üzere şöyle tahdîs etti: Hâlid, Rasûlullah'ın beraberinde olarak Meymûne'nin evine girdi. Akabinde kızartılmış keler getirildi. Rasûlullah elini ona doğru uzattı. Tam bu sırada kadınlarından biri:

—  Rasûîullah'a yemek istediği şeyin ne olduğunu haber verin, dedi.

Oradakiler:

—  Bu kelerdir yâ Rasûlallah! dediler. Rasûlullah elini kelerden kaldırdı. (Hâlid dedi ki:) Ben:

— Bu haram mıdır yâ Rasûlallah? diye sordum. Rasûlullah: "Ha­yır, lâkin bu benim kavmimin arazîsinde yoktur. Onun için ben bun­dan kendimi tiksiniyor hissederim" buyurdu. Bunun üzerine ben o ke­leri kendime doğru çektim de Rasûlullah bakarken onu yedim, de­miştir [64].

 

34- Bâb: Donmuş Yâhud Erimiş Yağ İçine Fare Düştüğü Zaman (Hüküm Nasıldır)?

 

63-.......ez-Zuhrî tahdîs edip şöyle demiştir: Bana Ubeydullah ibnu Abdillah ibn Utbe haber verdi ki, kendisi İbn Abbâs'tan işit-miştir: O da Meymûne'den şöyle tahdîs ediyordu: Yağ içine bir fare düştü de orada öldü. Bu, Peygamber'e soruldu. Peygamber (S):

—  "Fare ile etrafındakileri (alıp hepsini) atınız ve yağı yiyiniz" buyurdu.

(Buhârî'nin üstadı Alî ibnu'l-Medînî tarafından râvî) Sufyân ibn Uyeyne'ye:

— Ma'mer bu hadîsi ez-Zuhrî'den; o da Saîd ibnu'l-Müseyyeb’den; o da Ebû Hureyre'den tahdîs ediyor, denildi. Sufyân:

— Ben ez-Zuhrî'den bunu söylerken işitmedim. Aneak Ubeydul-lah'tan; o da İbn Abbâs'tan; o da Meymûne'den; o da Peygamber'-den senediyle olmak üzere işittim. Ve ben bu hadîsi Zuhrî'den birçok kerre işitmişimdir, dedi [65].

 

64-.......Zuhrî'ye; zeytin yağı içine, donmuş yâhud donmamış tereyağı içine düşüp de ölen bir hayvan, bir fare yâhud başka bir can­lının hükmü sorulduğunda, Zuhrî: Bize, Rasûlullah'm yağ içinde öl­müş farenin ve fareye yakın olan kısımların alınıp atılmasını, sonra­sının yenilmesini emrettiği, Ubeydullah ibn Abdillah hadîsinden ola­rak ulaştı, demiştir.

 

65-.......Bize Mâlik, İbn Şihâb'dan; o da Ubeydullah ibn Abdillah'tan o da ibn Abbâs'tan; o da Meymûne(R)'den tahdîs etti ki, Meymûne: Peygamber(S)'e yağ içine düşmüş farenin hükmü sorul­du da: "Fareyi ve etrafındaki kısmı atınız ve o yağı yiyiniz" buyur­du, demiştir.

 

35- İnsan Ve Hayvanın Yüzüne Damca Ve Alâmet Vurulmasının Nehyi) Babı

 

66-.......İbnUmer (R) yüzün alâmetlenmesini kerîh görmüştür.

İbn Umer:

— Peygamber (S), yüzün, suratın alâmetlenip döğün yapılmasını nehyetti, demiştir.

Kuteybe ibn Saîd: Bize el-Menkazî, Hanzala'dan tahdîs etti de, bunda: "Yüzün vurulmasını nehyetti, dedi" şeklindeki hadîsi riva­yet etmekte Ubeydullah ibn Musa'ya mutâbaat etmiştir [66].

 

67-.......Enes ibn Mâlik (R) şöyle demiştir: Peygamber (S) de­ve ahırında zekât develeriyle meşgul bulunduğu bir sırada yeni do­ğan kardeşim Abdullah'ı teberrüken hurma çiğnemiyle damağını oğalaması için yanına girdim. Bu sırada Peygamber'i zekât koyunla­rına -öyle sanırım ki kulaklarına- damga vururken gördüm [67].

 

36- Bâb: Bir Topluluk Kâfirlerden Bir Ganimet Elde Ettiğinde, Kendilerinden Bâzıları Taksimden Önce Sâhiblerinin Emri Olmaksızın Koyun Yâhud Deve Keserlerse, Râfi' İbn Hadîc'in Peygamber'den Rivayet Ettiği Hadîsten Dolayı, O Hayvan Yenilmez

 

Tâvûs ibn Keysân île İkrime, hırsızın kestiği hayvan hakkında: Onu atınız (yemeyiniz, çünkü haramdır), demişlerdir [68].

 

68-.......Râfi' ibn Hadîc (R) şöyle demiştir: Ben Peygamber'e:

— Bizler yarın düşmanla karşılaşırız. (Hayvan kesmek için) ya­nımızda bıçaklar da yoktur? dedim.

Peygamber (S):

—  "Üzerlerine Allah'ın ismi anılıp da bol kan akıtan herşeyle kesilen hayvanları yiyiniz; kesici âlet diş ve tırnak olmadığı müddet­çe. Bunun sebebini sizlere söyleyeceğim: Dişe gelince; o bir kemiktir (kesmez), tırnağa gelince; o da Habeşliler'in bıçaklarıdır" buyurdu.

(Râfi' dedi ki:) İnsanların sür'atli olanları, yânî öncüleri ileri git­tiler de bâzı ganimetlerden elde ettiler. Peygamber (S) de ordunun arkasında idi. Önde gidenler (ganimet hayvanlarından kesip) tencereleri dikmişlerdi. Peygamber gelince emretti de tencereler devrildi. Peygamber ganîmet mallarını taksim etti ve taksimde bir deveyi on koyuna denk saydı. Sonra ordunun önünde bulunanlardan bir deve kaçtı, onların yanlarında atlar da yoktu. Mücâhidlerden biri ona ok atıp vurdu. Bu suretle Allah o deveyi hareketten alıkoyup habsetti. Bunun üzerine Peygamber:

— "Şübhesiz vahşî hayvanların kaçakları olduğu gibi, ehlî hay­vanların da kaçakları vardır. Hayvanlardan biri bu işi yapar, kaçar­sa, ona böyle muamele ediniz" buyurdu [69].

 

37- Bâb: Bir Topluluğa Âid Bir Deve Kaçtığında Onu Topluluktan Bâzısı Ok Atıp Da Öldürdüğü Zaman Bu Fiiliyle Topluluğun İyiliğini İrâde Etmiş Olursa, Bu İşi Caizdir.

 

Çünkü Râfi'in Peygamber'den getirdiği şu haberi buna delâlet eder:

 

69-.......Râfi' ibn Hadîc şöyle demiştir: Bizler bir seferde Peygamber(S)'in maiyyetinde idik. Ganîmet develerinden biri kaçtı.

Râfi' dedi ki: Bir adam onu ok atıp vurdu, böylece onu hareket­siz bıraktı.

Râfi' dedi ki: Sonra Peygamber (S):

—  "Vahşîhayvanların kaçakları olduğu gibi, bu develerin de ka­çakları vardır. Onlardan size galebe edeni olursa, ona böyle muame­le edip vurunuz" buyurdu.

Râfi' dedi ki: Ben:

— Yâ Rasûlallah! Bizler gazvelerde ve seferlerde bulunuyoruz, bu sırada hayvan boğazlamak istiyoruz, fakat beraberimizde bıçak­lar bulunmuyor (kılıçlarımızı da bu işte köreltmek istemiyoruz)? de­dim.

Peygamber:

—  "Üzerine Allah 'in ismi anılmış olarak kan akıtan bir şeye bak -yâhud: Bol kan akıtan herhangi birşeyle öldür- de onu ye! Bu şey diş ve tırnak olmasın. Çünkü diş bir kemiktir (kesmez). Tırnak da Habeşliler'in bıçaklarıdır" buyurdu [70].

Buhârî burada da yine Râfi' hadîsine işaretle istidlal etmiş, sonra hadîsin başka yoldan bir rivayetini tam olarak sevkeylemiştir.

 

38- Muhtâc Ve Çaresiz Olan Kimsenin, Yüce Allah Şu Kavilleriyle Ruhsat Verdiği İçin, Haramlardan Yemesi(Nin Cevazı) Babı:

 

'Ey îmân edenler, size rızk olarak verdiğimiz şeylerin en temiz olanlarından yiyin, Allah'a şükredin, eğer hakîkaten O'na kulluk ediyorsanız. O size ölüyü, kanı, domuz etini, bir de Allah'tan başkası için kesileni kat Hyyen haram kıldı. Fakat kim bunlardan yemeğe mecbur kalırsa -kimseye saldırmamak ve sınırı geçmemek şartıyle- onun üzerine günâh yoktur.

Şübhesiz, ki, Allah çok mağfiret edici, çok merhamet eyleyicidir" (el-Bakara: 172-173) [71].

".... Kim son derece açlık hâlinde çaresiz kalırsa, günâha meyi maksadı olmaksızın (haram olan etlerden yiyebilir). Çünkü Allah çok mağfiret edici, çok merhamet eyleyicidir"

(el-Mâide: 3) [72].

"Artık üzerine Allah'ın ismi anılanlardan yiyin, eğer O'nun âyetlerine îmân edenlerseniz. O, size -kendisine

kat'î surette muztarr ve muhtâc bulunduklarınız müstesna olmak üzere- neleri haram kıldığını ayrı ayrı bildirmişken, üzerlerine Allah'ın adı anılmış olanlardan yememeniz de ne oluyor? Muhakkak ki, birçokları (ifâde edecek deliller) ile olmayarak, hevâlarıyle halkı herhalde saptıracaklar dır. Şübhesiz ki, Rabb 'in haddi aşanları en çok bilendir" (en-En'âm: 118-119) [73].

"De ki; Bana vahyolunanlar arasında yiyen bir kimsenin yiyeceği içinde (sizin haram dediklerinizden böyle) haram edilmiş birşey bulmuyorum. Yalnız gerek ölü, gerek dökülen kan, gerek domuz eti -ki bu şübhesiz bir murdardır- yâhud Allah'tan başkasının adına boğazlanmış bir fısk olmak müstesnadır. (Bunlar haramdır, bununla beraber) kim muztarr kalırsa tecâvüz etmemek ve (zaruret mikdârını) aşmamak üzere (bunlardan yiyebilir). Çünkü Rabb 'in çok mağfiret edici, çok merhamet eyleyicidir" (ei-En'âm: İ45) [74]

İbn Abbâs "Damen mesfûkan", "Muherâkan" ma'nâsınadır, demiştir.

"Artık Allah'ın size rızk olarak verdiği şeylerden halâl ve temiz olarak yiyin. Allah'ın m'metlerine şükredin,

eğer O'na kulluk edeceksiniz* O, size ancak ölüyü, kanı, domuz etini, bir de Allah'tan başkası için kesilmiş olan hayvanları haram kıldı. Bununla beraber kim bunlardan yemeğe muztarr kalırsa, kimseye saldırmamak ve haddi geçmemek sortiyle (yiyebilir). Çünkü Allah hakkıyle mağfiret edici, kemâliyle merhamet eyleyicidir'" (en-Nahl: 114-115) [75].



[1] Başlıktaki Zebâih, Zebîha'mn cem'idir. Zebîha, Mezbûha ma'nâsma olup, bo­ğazlanan hayvan demektir. Sayd da ikinci bâbdan masdardır. Sayd, bazen Ma-sîd yânî avlanmış hayvan ma'nâsma da kullanılır. Nitekim "Lâ taktulu1s-sayde ve entüm hurum" (el-Mâide: 95) âyetinde böyledir.

işte bu kitâb, Zebîha denilen kesim hayvanları ile av hayvanlarına dâir bâb-ları ihtiva edecektir.

[2] Bu âyet, Hudeybiye senesi inmiş ve bu imtihan o sene vâki' olmuştu. Rasülul-lah ve sahâbîleri Ten'îm mevkiine vardıklarında birçok av hayvanları bunların etrafını sarmış, yüklerinin aralarına kadar sokulmuşlardı. Elleriyle tutabilecek ve mızraklarıyle vurabilecek bir hâlde yaklaşmışlardı. Sefer hey'eti ihrâmlı bu­lunduklarından "Siz ihrâmlı bulunurken av öldürmeyin... " (el-Mâide: 95)âyetiyle bu av hayvanlarına ihrâmlılann el uzatmaları yasak edilmişti ve bu yasak, bir imtihan idi. Önlerine gelen bu bol av ni'meti karşısında Allah yasağına boyun eğenlerle eğmeyenler ayırdedilecekti.

[3] Bu âyetle "Behîmetu:l-en'âm" denilen yumuşak hayvanlar, yânı deve, sığır, davar nevi'leri halâl kılınmıştır; bunları kesip yemek ve başka şekillerde faydalanmak mubahtır. Ancak bunlardan üçüncü âyette sayılacak onbir nevi' müstesnadır. Onları yemek haramdır.

[4] Bu âyette sayılan haramlar onbir nevi'dir.

[5] Ukûd: Akd'in cem'idir. Akd, tevsik olunmuş ahid demektir ki, birşeyi diğerine sağlam surette bağlayan bağ ve düğüme, meselâ ip düğümüne benzetilmiştir. Yânî Akd, lügatte sıkı bağlamak ve düğümlemek, muhkem bağ ve düğüm de­mek olup bundan naklen bir kimsenin birşeyi iltizâma veya başkasını İlzam ederek kendini veya diğerini bağlamasına veya karşılıklı bağlanmalarına Akd ismi ve­rilmiştir ki, İ'tikaad da bundandır. Binâenaleyh her akd îcâb ve kabule müte­vakkıf olmayıp bâzıları sırf îcâb ile dahîmün'akid olur ki, adaklar ve müstakbelle alâkalı yeminler bu kabildendir.

Ahd dahi lügatte birşeyi hâlden hâle hıfzedip gözetmektir. Böyle gözetil­mesi ilzam veya iltizâm olunan tevsîkaata da Ahd ismi verilir. Bu İ'tibâr ile Ahd ve Akd eşdeğer iseler de Akd kelimesi mîsâk gibi, daha ziyâde bir ihkâm ifâde eder.

Vefa ve îfâ ise Ahd ve Akd'm. gereğini edâ etmek, icâbını tamamen icra eylemektir. Burada lam ile süslenmiş cemi' olan el~Ukûd, istiğrak ifâde eder ki, gerek Allah Taâlâ'nın kullarına lâzım kılıp akd eylediği teklifleri ve dînî hükümleri ve gerek kulların kendiliklerinden Allah'a karşı akdettikleri nezîrelerİ ve yemin­leri ve gerekse insanların kendi aralarında sahîh olarak akdeyledikleri emânet­ler, muameleler ve sâireyle ilgili her nevi' akidleri şâmildir (Hakk Dini, II, 1546-1547).

[6] Hadîsin "Av üzerine Besmele çekilmesi" başlığına uygunluğu çok açıktır. Ha­dîste üç şey vardır: Avın meşrû'luğu, hakîkaten veya hükmen tezkiyesinin vu-cûbu ve Besmele çekilmesinin vucûbu.

Hadîsin sahâbî râvîsi olan Adiyy ibn Hatim cömertlikle meşhur olan Ha­tim Tâî'nin oğludur. Bu da babası Hatim gibi cömertlikle meşhurdur. Adiyy, Mekke'nin fethi yılında kendi kabîlesi halkıyle beraber müslümân olmuş, hem kendisi, hem kabîlesi halkı İslâm'da sebat etmişlerdir. Peygamber'in vefatın­dan sonra Kûfe'de oturup Irak fetihlerinde bulunmuştur. Alî zamanındaki ihti­lâfta Alî ibn Ebî Tâhb'in maiyyetinde bulunmuştur. Hicretin altmışsekizinci yılında Kûfe'de vefat etmiştir. Vefatında yüzyirmi yaşında olduğu bildiriliyor. Mi'râd, iki tarafı ince, sivri, orta yeri kalın ve enli olan ok kalemidir. Bu kalemin sivri ucu ava dokunursa, o avı yemek halâl oluyor. Fakat ortası kaini ve enli kısmı dokunursa, âyette harâmlığı bildirilen "Mevkûze", yânî ağaç so­pa ile murdar öldürülmüş bulunuyor. Hadîs metnindeki "Vekîz", "Mevkûz" manasınadır.

[7] İbn Umer'in "Bunduka" hakkındaki bu haberiyle başlık arasında güzel bir ve­cih vardır: Mi'râd'm enli tarafıyle Öldürülen hayvanın mevkûze olması gibi, "Bunduka" ile öldürülen hayvan da mevkûze'dir. Bu kadar çok ilgi, uygunlu­ğun beyânı hakkında yeterlidir. İbn Umer'in bu sözünü Beyhakî, senedli olarak rivayet etmiştir (Aynî).

"Bunduka", kurutulmuş yuvarlak balçık çamurudur, içi oyuk borudan ve­ya sapandan atılır, işte bu ağırlığı ile av hayvanını öldürür. İşte bundan dolayı bu nehyedildi. Şimdi ise bu kurşundan ve demirden yapılıp barut yâhud tepici ile atılıyor. Eğer bunlarla atılan keskinletilmiş ise ok gibi olur ve onunla avlana­nın yenmesine bir mâni' yoktur.

Bunduk, tüfenk ve yay makûlesiyle atılacak hurda yuvarlak tanelere de­nir.. (Âsim Efendi).

[8] Bu, geçen hadîsin ayrı yoldan bir rivayetidir. Orada açıklama geçmişti.

[9] Bu da geçen hadîsin başka yoldan bir rivayetidir.

[10] Bu hadîsin de başlıkla ilgisi şu yöndedir: Avın, yay oku ile vurulması ve okun da hayvandan daha diri iken avdan ön ayağını yâhud ard ayağını koparıp ayır­ması mümkin olur. Bu takdirde hüküm, hadîste bildirildiği gibi olacaktır.

İbn Mes'ûd'un bu sözünü Ebû Bekr ibn Ebî Şeybe senedli olarak rivayet etmiştir.

[11] Başlığa uygunluğu açıktır. Ebû Sa'lebe, ağaç altında bey'at eden sahabelerden­dir. Hicretin yetmişbeşinci yılında vefat etmiştir. Ebû Sa'lebe'nin "Kitâb ehli diyarı" dediği mıntıka, Şam'dır. Orada Arab kabilelerinden bir kısım halk sa­kin idiler. Bunlar müslümân olmuşsa da sonradan bâzıları Hristiyân olmuşlar­dır ki, Gassân Hanedanı, Tennûh, Ebû Sa'lebe oğulları'ndan Benû Huşeym, Kuzaa kabilesinin bâzı şu'beleri Hristiyân olanlardandır.

Ebû Sa'lebe'nin birinci sorusuna Peygamber'in verdiği cevâb açıktır. Bu mufassal cevâb, başka kap bulunurken kitâb ehlinin kaplarını kullanmanın ke­rahetini gerektirir. Hâlbuki fakîhler başka kap bulunsa da, bulunmasa da yı­kandıktan sonra kullanmakta kerahet olmadığına hükmetmişlerdir.

Hadîsten anlaşılan kerahet hükmü ile fakîhlerin kerâhetsizlik içtihadını te'lîf ederek, şöyle cevâb verilmiştir: Hadîsteki nehy, kitâb ehlinin içinde domuz eti pişirdikleri ve şarâb içtikleri kaplar hakkındadır. Fakîhlerin yıkadıktan sonra mutlak surette kerahet olmadığına hükmetmeleri, domuz eti ve şarâb gibi neca­setlerde kullanılmayan kaplar hakkındadır. Bir de eşyada aslolan temizlik ol­duğundan bu nevi' necasetlerde kullanıldıkları tahakkuk edinceye kadar bu asla dayanarak kîtâb ehli ile Mecûsîler'in kaplarının temiz olduğu fıkhen kabul edil­miştir. Hadîste yıkanmakla emredilmesi ihtiyâtendir, müstehâbdır.

Ebû Sa'lebe'nin ikinci sorusuna Peygamber'in verdiği cevâbdan şu hükümler alınmıştır: a. Ava atarken Besmele çekilmek şartıyle okla avlamanın caiz oldu­ğu; b. Besmele çekmenin avlanmanın cevazında şart olduğu; c. Köpeğin öğretilip terbiye edilmiş av köpeği olması. Avcı böyle usta av köpeğini Besmele çekerek ava salarsa, o avın yenileceği, öğretilmeyen köpekle avlandığı zaman arkasın­dan yetişilip diri iken kesilirse, bu avın da yenileceği; kesilmeden ölen avın ise yenilmeyeceği... (Aynî).

[12] Hadîs başlığı tavzîh etmektedir. Bu hadîsi Abdullah ibn Mugaffel'den büyük bir Türk âlimi ve hâkimi Ebû Sehl Abdullah ibn Bureyde rivayet etmiştir. İbn Bureyde Eslemî'dir. Gerek kendisi, gerek büyük kardeşi Süleyman ibn Bureyde büyük bir medeniyet merkezi olan Merv'de ve Türk camiasında uzun zaman hâ­kimlik yapmışlardır. Bu sebeble Mervezî nisbetiyle meşhurdurlar, ilk önce Sü­leyman ibn Bureyde kaadi olmuş ve yüzbeş târîhinde vefat etmiş, sonra Abdullah kaadı olup bu vazîfede iken yüzonbeş târihinde vefat etmiştir.

Sapanla taş atılarak vurulan hayvan etinin haram olması, âyette haram ol­duğu beyân edilen "Mevkûze", yânî tokaçla ve sopa ile vurularak öldürülen hayvan nev'inden olması i'tibâriyledir. Bir de baş tarafta geçen el-Mâide: 94. âyette halâl av, "Ellerinizle tuttuğunuz ve mızraklarınızla vurduğunuz" diye va­sıflanmıştı. Sapanla vurulan hayvan bu av sıfatını hâiz değildir, mevküzedir. Mevkûze de halâl değildir. Meğer ki, hayvan ölmeden yetişilip diri iken kesil­miş olsun. Böyle olursa etini yemek caizdir.

Bu hadîsin içine aldığı mühim bir hüküm de Abdullah ibn MugaffeFin sa­pan atan kimseye "Artık bundan sonra seninle asla konuşmam" deyip küsme sidir ki, bununla Peygamber'in sünnetine muhalefet eden kimseyi bırakıp söz söylememenin caiz olduğu hükmü anlaşılır. Bu şiddetli hüküm, üç günden faz­la mü'minin küs durmasından nehy cümlesinde dâhil değildir.. (Aynî).

[13] Bunların hepsi îbn Umer'den, fakat ayrı ayrı yollardan gelen hadîslerdir. Başlı­ğa uygunlukları bellidir. Bu rivayet yollarının çokluğu ile meşhur olan hadîsler­dendir. Bunun Ebû Hureyre, Sİnân ibn Ebî Zuheyr gibi başka sahâbîlerden de gelen rivayetleri vardır. Bunlardan bâzısında zirâat köpeği de istisna edilmiştir.

Buna göre av köpeği, çoban köpeği, bağ ve bahçeleri koruyan zirâat köpe­ği -ki buna bekçi köpeği de girer- dışında süs için köpek edinen kimselerin gün­lük işlerinden ikişer kırat eksileceği haber verilmiş oluyor. Demek ki Peygamber, iktisadî bir fayda sağlamayan, sırf süs için köpek beslemenin, her gün hayırlı amelleri eksilten, yânî iktisâden ve dînen zarar doğuran bir meşgale olduğunu bildirmiştir.

Bu hadîslerdeki Kırat, lügatte ağırlık ölçülerinden bir ölçünün ismidir, bel­delere, memleketlere göre mikdârı değişik olmaktadır.

[14] Cevârih, Cârİha'nun cem'idir ki, esasen Cerhken alınmış olup te'sîr ma'nâsı mülâhazasıyle Kâsibe ma'nâsma isim olmuştur. Binâenaleyh Cevârih, Kevösib demektir. Bunun için el, ayak ve ağız gibi yaralama ve kazanma âleti olan or­ganlara Cevârih denildiği gibi, av tutan yırtıcı hayvanlara ve kuşlara dahî Kevâ-sib ve Cevârih denilir ki, burada murâd budur. Mükeliibîn, MükeUib'İn cem'idir. Mükeliib, teklîb eden, yânî yaralayıcı hayvanları ava dadandırıp alıştıran, avcı­lık ta'lîm edip öğreten demektir ki, bir kepek, sahibi tarafından kışkırtıldığı yere gider, çağırılınca icabet eder, avı tutunca habseder, yemez; sahibi almak isteyince kaçmaz, azarlayınca dinler ve bunu en az üç kerre yapıp âdet edinirse, muallem yânî öğretilmiş sayılır... (Hakk Dîni, II, 1575)

[15] Burada verilmiş olan görüşler Saîd ibn Mansûr ve ibn Ebî Şeybe gibi diğer ha­dîs âlimlerince senedli olarak rivayet edilmişlerdir.

[16] Başlığa uygunluğu bellidir.

[17] Bunda iki hüküm vardır: a. Vurulan hayvan kaybolup da bir iki gün sonra bu­lunduğunda avın üzerinde sahibinin yaralama izi bulunursa, bu avın eti yeni­lir, b. Av vurulduktan sonra suya düşerse -suda boğulup ölmüş olması ihtimâ­linden dolayı- halâl olmaz. Eğer okun, avın suya düşmesinden evvel onu öldür­düğü tahakkuk ederse, âlimler cumhuru bunun eti yenir, demişlerdir.

[18] Bu hadîsin bir benzeri Mi'râd ile av bâbı'nda geçmişti.

el-Mi'râd: Mihrâb vezninde şu oka denir ki, yeleksiz ve iki tarafı ince ve ortası kalın olur; atılan şeye ucuyla dokunmayıp enli tarafıyle aykırı dokunur (Âsim Efendi).

Bu hadîs, av yapacak hayvanı av üzerine gönderirken "Bismillah" deme­nin şart olduğunu bildiriyor. Çünkü Peygamber, Adiyy'e: "Sen Besmele'yi kendi köpeğine çekmiştin, başka köpek üzerine çekmemiştin" buyurmuştur. Besmele hususunda İbn Şîrîn, Nâfi' ve Şa'bî gibi âlimlerin bâzısı "Avcı, usta köpeğini salıverirken Besmele'yi bile bile terkederse, o avın eti yenilmez, eğer unutarak ve dalgınlıkla terkederse yenilir" demişlerdir.

Şafiî: "Besmele ister amden, ister sehven terkedilirse, her iki hâlde avın da boğazlanan hayvanın da eti yenilir" demiştir.

[19] Hadîsin başlığa uygunluğu "Biz şu köpeklerle avcılık yapmakta bulunan bir kavimiz" sözündedir. Bu hadî.ste satmak, yemek için av yapmanın, avcılıkla meş­gul olmanın mübâhlığı hükmü vardır. Tezkiye ve faydalanma şartıyle eğlenmek için av yapmak da böyledir, yânı caizdir. İmâm Mâlik eğlenmek için av yapma­yı mekruh görmüştür. Fakîhlerin bu konudaki görüşlerine âid tafsilât şerhler­den ve fıkıh kitâblanndan alınabilir.

[20] Bunun bir rivayeti yakında geçmişti. Buradaki başlığa uygunluğu gizli değildir.

[21] Başlığa uygunluğu "Arkasından koştular, nihayet yorulup âciz Y Mdılar" sözün­den alınır. Çünkü bunda tasayyud ma'nâsı vardır. Tasayyud ise avlanma külfe­tini yüklenme demektir. Bu hadîste:

a.  Avlanmak için çalışmanın cevazı,

b.  Av peşinde koşanlardan birisi bir hayvan avlarsa, ona mâlik olup ar-■ kadaşlannın ortaklıkları bulunmayacağı,

c.  Birinin bir dostuna az bir şey hediye etmesinin cevazı,

d.  Tavşan etinin yenmesi caiz olduğu hükümleri vardır.

[22] Başlığa uygunluğu "Sonra yaban eşeği üzerine sür'atle koşturdu" sözlerinde-dir. Çünkü bunda, avlanmakta külfet yüklenme ma'nâsi vardır.

Ebû Katâde'nin bu hadîsi Hacc Kitâbı'nda, ayrı ayrı yollardan, uzun ve kısa metinlerle arka arkaya dört bâbda geçmişti. Hadîsten alınan hükümler orada bildirilmişti. Şu kadarın] hatırlatalım: Bu hadîs, İhrâmsız kimsenin avladığı av­dan, bunu avlarken işaret ve yardım etmemek şartıyfe, ihrâmlıların yiyebilece­ğini, yaban eşeği avlamanın ve etinin yenilmesinin cevazını açıkça bildirmektedir.

[23] Bu da aynı hadîsin bir rivayeti olduğundan yine Hacc'da ve Cihâd'da geçmiş­tir.

[24] Başlığa uygunluğu "Ben dağlar üzerinde yükseklere çok çıkıcı bir kimse idim" sözünden alınır. Çünkü bunun ma'nâsı "Ben dağlar üzerinde yükseklere çık­ması çok olan bir kimseyim"dir. Bu da meşakkat ve tekellüften hâlî olmaz. Baş­lıkta ise tekellüf ma'nâsı vardır. Buhârî'nin muradı, Ebû Katâde'nin bu sırada bir dağ üzerinde bulunduğudur. Bunun içindir Ebû Katâde, dağdan yâhud at­tan aşağı indim... diyordu... (Aynî).

[25] Deniz avına gelince, başka zaman olduğu gibi, ihramda dahî hem avlaması, hem yemesi mutlak olarak halâldir. İmâm Şafiî "Denizin suyu tâhir ve mutah-hir ve meytesi halâldır" hadîsiyle de istidlal ederek, gerek balık nev'inden ol­sun, gerek olmasın denizden avlanan her hayvanın halâl olduğuna kaail olmuş ise de müteâref ve mütebâdır olan balıktır. Balık zebholunmadan yendiği için meyte ta'bîr olunmuştur. Yoksa kendi kendine denizde ölen hayvan, balık da olsa yenmez... "Bahr"dan murâd umûmî olarak geniş ve çok sulardır ki, ne­hirleri, gölleri, dereleri, büyük havuzlan ve kaynakları da şâmildir. Hepsinin hükmü birdir... İşte deniz avı ve taamı böyle her zaman halâl ve mübâh, fakat ihramda veya haremde bulunulduğu müddetçe kara avı haramdır (Hafck Dîni, II, 1816).

Bu âyette balık ve şâir deniz hayvanlarının su içindeki dirilerinin avlanma­sı, su içinde ölüp de suyun yüzüne çıkanlarının da tutulup yenilmesinin halâl olduğu bildirilmiştir...

[26] Burada nakledüen görüşlerin bâzısını Buhârî kendi Târîh'mde, bâzısını da di­ğer hadîsçüer kendi kitâblarında senedli olarak rivayet etmişlerdir. Bunlar şerh­lerden incelenebilir.

Bu rivâyetlerdeki bâzı ta'bîrlerin ma'nâlan:

et-Tâfî: Denizde ölüp de suyun yüzüne çıkarak dolaşan balık, diye tercü­me olunmuştur. Fakat bunun yenilip yenilmeyeceği hakkında fakîhler arasında görüş farklılıkları vardır..

Buhârî'nin buradaki rivayetinde İbn Abbâs, âyetteki taamı, Ebû Bekr ile Umer gibi, suda ölüp de suyun üstünde yüzmeye başlayan balıkla tefsîr ettikten sonra, mühim bir istisna ile kokmuş olanları çıkarmış ve suyun üstünde bayat-1 layıp kokanların haram olduğuna hükmetmiştir. İbn Abbâs'ın sözü içinde zik­redilen "el-Cirrî", Zımmî vezninde bir cins ma'rûf balık adıdır ki, Türkçe'de yılan balığı dedikleridir... ortası geniş, iki tarafı ince bir balık nev'idir de denil­di... (Kaamûs Ter.).

Ebu'd-Dei'dâ'nın sözünde geçen "el-Murrî" hakkında şu bilgi verilmiştir: Murrî, Dürrî vezninde kâmih dedikleri katığa benzer bir türlü katık adıdır. Kâ­mili, "Turşî" ta'bîr olunan katık olacaktır. Selefte pek tatsız yaparlar idi, gide­rek günâgûn ve latîf yapılır olduğundan mutlakaa turşî ve salata ve cacık makûlesine denildi. Ve Murrî, kezâlik bir türlü katıktır, gûyâ ki, merârete, yânî acıya mensûbdur. Sirke, sibzâb ve tuz ve biber ile tertîb ederler. Tıbbî müfre dâtta Murrî, tabîbler arasında ma'rûf deva olmak üzere mersûmdur, yânî bir ma'rûf devâmn mâyesidir. Ve bâzı turşîlere de mâye olur. San'atı arpa ya buğ­day unu sıcak su İle tuzsuz hamir olunur, incir yaprağına sarıldıktan sonra bir zarfta kokuşup kuruyunca sayede (gölgede) hıfzederler (Kaamûs Ter.).

Ebu'd-Derdâ'nın bu sözünün ma'nâsı hakkında en-Nihâye şöyle demiştir: Kesmeyi halâl kılma için istiare etti. Sanki şöyle der: Kesme, kesileni halâl kıl­dığı gibi, bu şeyler de şarâbın içine konulduğunda kesme yerine geçer ve şarâbı halâl kılar. Kaadi Beydâvî de: Atılmış balık güneşte pişmekle halâl olur, bu hay­van için kesme gibi olur demek istiyor... demiştir (Kastallânî)

[27] Hadîsin başlığa uygunluğu meydandadır. Bunun bir rivayeti bu isnâdla Mağâ-zî'de "Sîfu'1-Bahr gazvesi bâbı"nda geçmişti.

[28] Bu da aynı hadîsin başka yoldan bir rivayetidir. Bu sahil seferi, hicretin sekizin­ci yılında yapılmıştı. Şam'dan gelmekte olan Kureyş kervanını gözetlemek için hazırlanıp sevkedilmişti. Umer ibnu'l-Hattâb da bu orduda bulunmuştu. Bu se­ferde şiddetli bir açlığa düştükleri zaman ordu Habat ağacının yaprak ve yemiş-1 lerinden yedikleri için, bu orduya "Ceyşu'l-Habat" ismi de verilmiştir.

Bu hadîs, denizin sahile attığı balığın ve onun kurutulmuş pastırmasının yenilmesinin halâl olduğunu ifâde etmiş olup "Size deniz avı ve taamı halâl kı­lındı..." (el-Mâide: 96) âyetinin tefsiri mahiyetindedir.

[29] Bu hadîs, çekirge yemenin caiz olduğuna delâlet eder. Bu konuda sünenlerde başka hadîsler de gelmiştir. Bunlardan biri, İbn Mâce'nin rivayet ettiği Abdul­lah ibn Umer hadîsidir. Bunda Rasûlullah (S): "Biz müslümânlara iki ölü hay­vanın yenilmesi halâl kılındı ki, balıkla çekirgedir. İki nevi' kanın da yenilmesi halâl kılındı: Karaciğer ile dalak. " buyurmuştur. Bu konuda aykırı rivayet ve görüşler de vardır. Bu olumlu ve olumsuz rivayetler arasında en sahîh ve kuv­vetli olanı, Buhârî'nin bu rivayetidir. Bu sebeble çekirgenin yenilmesi ve yine tezkiyesiz yenilmesi halâl olduğunda icmâ' vardır. Yalnız Mâlikîler, tezkiyenin lüzumunu iddia etmişlerdir. Ancak çekirgenin tezkiyesinin keyfiyetinde görüş ayrılığı olmuştur. Meşhur olan kafasının koparılması, çekirgenin tezkiyesidir...

[30] Başlığa uygunluğu açıktır. Bunun bir rivayeti yakında "Avlanmak hakkında gelen hadîsler bâbı"nda geçmiş ve bâzı açıklamalar orada verilmişti.

[31] Bu hadîsi bu bâbda getirme sebebi şu yöndendir: Evcil eşeklerin etlerinin haram kılınması sabit olunca, bunlar meyte gibi olmuşlardır. Peygamber (S) tencerele­rin yıkanmalarından sonra kullanılmalarını mübâh kılınca da, Mecûsîier'in kap­ları da böyle olmuştu; onların da yıkanmalarından sonra kullanılmaları caiz olur. Çünkü Mecûsîier'in kestikleri de meytedir (Aynî).

[32] Buhârî âyetin birinci kısmını "Tesmiye şarttır, eğer bilerek terkederse yenilmesi halâ! olmaz, eğer unutarak terkederse üzerine bİrşey lâzım gelmez" diyen Ha-nefîler'in hüccetini kuvvetlendirmek için getirmiştir. Bunun vechini de "Unu­tan fâsık diye isimlendirilmez" sözüyle beyân eylemiştir. Âyetin devamını da "Üzerine Allah ismi anılmayan, meyteden kinayedir, yâhud üzerine Allah'tan başkası anılandan kinayedir" diye Şâfiîler'in ihticâcmı takviye İçin getirdi.

İşte "Yemeyiniz" nehyi, böyle fısk ile ta'Iîl olunarak te'kîd buyurulmuş-tur ki, bu, hem tesmiyeyi terkten nehyi, hem de yemekten nehyi içine alıp kasdı gerektirir. Binâenaleyh tezkiyede tesmiye hem bir şart olarak farzdır, hem de oruçta imsak farz olduğu hâlde unutup yemekle bozulmadığı gibi, unutma ile tesmiyeyi terk de tezkiyeyi bozmaz. Burada Besmele denilmeyip de tesmiye ta'-bîr edilmesinin de sebebi vardır. Zîrâ Tesmiye, Allah'ın ismini herhangibir su­retle zikretmektir ve Besmele'den daha umûmîdir. Meselâ "AUâhu ekber"veyâ "Subhânallâh" veya >ıLâ ilahe ille'llâh" demek de bir tesmiye, bir zikrdir. Arab-ça'dan başka dil İle de olabilir. Besmele ise "Bismi'llâhi'r-rahmâni'r-rahîm" veya sâdece "Bismillah" demektir. Ve husûsî bir tesmiyedir. Âyetlerde emroîu-nan da mutlak olarak Allah isminin zikri olduğundan farz, Besmele değil, tes­miye'dir. Velâkin bu tesmiyenin Besmele ile olması da sünnettir... Ve kesmekle tesmiyenin sünneti sâdece "Bismillah " demektir. "Bismillâhi Allâhu ekber" de­mek daha faziletlidir. Yemekte tesmiyenin sünneti de "BismVllâhVr-rahmânVr-rahfm"ûir... (Hakk Dîni, III, 2042-2043).

[33] Başlığa uygunluğu "Üzerine Allah'ın ismizikrolunursaye"sözündedir. Bunun bir rivayeti Şerîket'te de geçti.

Bu hadîste zikrolunan Zu'1-Huleyfe, Medîneliler'in mîkaatı olan Zu'l-Huleyfe değildir. Zâtu Irk yanındaki Tihâme'den sayılan Zu'I-Huleyfe'dir. Yâ-kût Hamavî ve başkaları hep böyle söylemişlerdir. Müslim'in bir rivayetinde de "Tihâme'den olan Zu'1-Huleyfe" suretinde kayıdlıdır.

Bu hadîs, İslâm hududuna girdikten sonra taksimden önce ganîmet malın­dan yemek caiz olmadığını, ehlî hayvan kaçar da tutmak mümkin olmazsa, av­lar gibi tezkiyenin caiz olduğunu isbât eder.

[34] Bunun bir rivayeti Menkabeler'in sonunda Zeyd ibn Amr ibn Nufeyl hadîsi bâ-bı'nda uzunca bir metinle geçmişti. Orada Abdullah ibn Umer rivayetine de­vamla şöyle demişti: Muhakkak ki Zeyd ibn Amr, Kureyş'e karşı bu yolda boğazladıkları hayvanlarını ayıplardı, bu âdetlerini reddederek: Ey Kureyş! Ko­yun bir mahlûktur, onu Allah yaratmıştır ve istifâdesi için gökten yağmur yağ­dırmıştır. Yerden de gıdasını bitirmiştir. Sonra siz bu hayvanı, Allah adından başka bir ad anarak kesiyorsunuz! derdi.

Bu Zeyd, cennetle müjdelenen on zâttan birisi olan Saîd ibn Zeyd'in baba­sıdır, Umer ibn Hattâb'm da amcası oğludur. Zeyd, Tevhîd Dîni'ni arayan mu-vahhidlerdendi. Putlara tapmaktan, şirkten sakınırdı. Peygamber'e vahy gelmezden beş sene evvel vefat etmiştir. Peygamber onun için "Zeyd (benimle îsâ arasında) yalnız başına bir ümmet olarak diriltilir" buyurmuştur.

Hadîsteki Beldah, Mekke'nin batı tarafında ve Ten'îm yolu üzerinde bir vadidir.

Sonra müşriklerin tapındıkları puta denir, vesen ma'nâsınadır. Ve "Sanem" lafzı "Şamen'Men arapçalaştınlmıştır ki, Fârisî'dir. Mütercim der ki, bâzıları "Sanem" ile "Vesen" arasını ayırdılar. Sanem'i eritilmiş ma'den cevherlerin­den düzülmüş puta, Vesen'i taşlar ve ağaçlardan yontulmuş puta tahsîs ederler (Âsim Efendi).

[35] Başlığa uygunluğu son fıkrasındadır. Burada "Alâ" harfinin "Maa" gibi mu-sahabet ma'nâsmda olduğu bildirili iştir. Buna göre "Tesmiyeye bitişik olarak kessin" denmiş oluyor. Bunun bir rivayeti Iydeyn'de geçti.

[36] Başlığa uygunluğu "Kadın bir taşı kırdı" sözünden alınır. Çünkü beyaz çak­mak taşı da bir taştır. Sel', Medine'nin kuzeybatısında bir dağın adıdır. Ka'b ibn Mâlik'in ya kendisinin Peygamber'den sorması yâhud biricini gönderip sor­durması suretinde terdîdli rivayet edilmesi râvînin şekkindendir. Bunun bir ri­vayeti Vekâlet'te de geçmişti.

[37] Bu, geçen hadîsin başka yoldan bir rivayetidir.

[38] Başlığa uygunluğu "Bol kan akıtan herşeyle kestiğini ye" sözündedir. Bunun bir rivayeti yakında "Kesilecek hayvan üzerine Allah'ın ismini söyleme bâbı"n-da geçmişti. Orada belirtildiği üzere bu vak'a Huneyn seferinden dönüşte, Ti-hâme'den olan Zu'1-Huleyfe mevkiinde ganimet taksimi sırasında olmuştu.

[39] Buhârî bu başlıkla kadının, cariyenin kestiğinin cevazına İşaret etmiştir. Hadîs de buna delâlet etmektedir.

[40] Bu hadîste de başlığa delîl vardır, o da kadının kestiğinin yenmesinin cevazıdır. Kadının hürre, câriye, büyük, küçük, temiz, kirli olması müsavidir. Çünkü Pey­gamber kadının kestiğinden tafsilât istemeksizin yemiştir... (Kastallânî).

[41] Bu, daha önce geçen Râfİ' ibn Hadîc hadîsinden bir parçadır; başlığa delâleti meydandadır. 

[42] Başlığa uygunluğu "Bir kavim bize kesilmiş et getiriyorlar" sözünden alınır. Çün­kü bu kavimden murâd, onlara çölden gelmekte olan A'râbîler'dir. Medine et­rafındaki sürü sahibi çöl halkı oralarda koyun, sığır kesip Medine'ye et satmağa gİderlermiş. Bâzı kimselerin Peygamber'den sordukları ve Besmele ile kesilip kesilmediğini bilmiyoruz dedikleri et, İşte bu çöl halkının sattığı ettir. Bedevi olsun, medenî olsun, bir müslümânın kestiğinde şübhe etmek doğru olmadığın­dan, Peygamber onlara: "Siz bu et üzerine Besmele çekiniz ve yiyiniz" buyur­muştur.

Kastallânî şöyle demiştir: Bu, tesmiyenin vâcib olmadığında zahirdir. Pey-gamber'in "Siz onun üzerine tesmiye edin" kavlinden murâd, onların tesmiye Ierinin keserken kaçırılmış olan tesmiyenin yerine geçecek tesmiye olması değildir, bu tesmiye, henüz kaçınlmamış olan yemek üzerine çekilmesi istenen Besmele'dir. Buhârî hadîsin sonunda gösterdiği mutâbaalardan bâzısını Buyu' Kitâbı'-nda getirmiştir.

[43] Buhârî bu bâbda harbî olsun, harâc verir olsun, mutlak surette Hristiyan ve Ya-hûdîler'in kestikleri hayvanların yenilmesi halâl olup olmadığını tahkîk etmek istemiştir. Bunun için burada Yahûdî, Hristiyan ve mutlak olarak kitâblı olan milletlerin kestikleri hayvanların yenilmesi caiz olduğuna delâlet eden bu âyeti getirmiştir. Çünkü âyetteki "Taam "lafzıyle murâd, kitâb ehlinin kestikleri hay­vanlardır, îbn Abbâs, Ebû Umâme, Mucâhid, Saîd ibn Cubeyr, İkrime, Atâ ve daha başkaları hep bu âyetteki "Taam"! "Zebîha" ile tefsir etmişlerdir. Bu hususta âlimlerin ittifakı vardır ki, kitâb ehlinin zebîhaları müslümânlara halaldır. Çünkü Yahûdî, Hristiyan ve bütün kitâblı milletler, Allah adından baş­ka bir adla kesilmesini haram i'tikaad ederler. Her ne kadar Allah hakkında, Allah'ın münezzeh bulunduğu bâzı bâtıllara i'tikaad ederlerse de zebîhalarına muhakkak Allah adını zikrederler.

[44] Hadîs kitâb ehlinin yağlarının yenmesinin halâl olduğuna delâlet etmektedir. Bunun bir rivayeti Beşte bir'de "Harb arazîsinde elde edilen taam bâbı"nda geçmişti

[45] Alî'nin görüşünü İbn Ebî Şeybe; İbn Umer'inkini Abdurrazzâk rivayet etmiş­tir.

[46] Hadîsin başlığa delîlliği meydandadır. Bunun bir rivayeti "Kesilecek hayvan üze­rine tesmiye bâbı"nda da geçmişti. Sözen'lerde rivayet edilen Ebu'1-Aşrâ hadî­si bu konuya daha açıklık getirir mâhiyettedir. Ebu'l-Aşrâ'nm babası dedi ki:

Ben Rasûlullah'a:

—  Yâ Rasûlallah! Devenin şer'î kesimi, göğsün üstündeki mennâr ile bo­ğazdan kesmek olmuyor mu? Böyle iken kaçak deve av avlanır gibi vurulmakla tezkiye hâsıl olur mu? dedim.

Rasûlullah:

— "Hayvanın uyluğundan vursan bile yeterlidir, senin için tezkiye hâsıl olmuştur" buyurdu (Bunu Dört Sünen rivayet etti).

[47] Fir'avnlar'ın idaresi altında bulunan Mısırhlar'ca sığır mukaddes bir hayvandı. Ona taparlardı. Bu âdet "Buzağı" mes'elesinde (el-Bakara: 92-93) geleceği üze re, İsrâîl oğullan'na Mısırhlar'dan geçmişti. Mûsâ Peygamber, Allah'tan baş­ka hiçbirşeye tapümayacağı akidesini kökleştirmek ve o bâtıl inancı gönüllerden söküp atmak ve bir de ölüyü dirilttikten sonra kaatilin adım ona söyletmek mu'-cizesini göstermek için öyle emretmişti.

Bu âyette Allah'ın Isrâîl oğullan'na sığır kesip kurban etmelerini emretme­si, onların da bu emri, bir haylî suâl ve i'tirâzlardan sonra nihayet yerine getir­meleri, sığır kesmenin ve etinin yenilmesinin halâl olduğunu açıkça ifâde eder.

Bu, îbn Cureyc'in yukarıda "Allah sığır kesmeyi zikretti" sözünün tefsiri olmaktadır. Bunda sığırın boğazdan kesmeye has olduğuna bir işaret de vardır.

[48] Bu başlık altında isimleri ve görüşleri zikredilen âlimlerin sözleri, ilgili yerlerin­de senedli olarak rivayet edilmiştir. Bunlar şerhlerden incelenebilir.

[49] Bu hadîslerin birincisi ile ikincisinde "Nahr ettik", yânı "Gerdanından kestik'*1 lafzıyle; üçüncüsünde ise "Zebh ettik", yânî "Boğazından kestik" lafzıyle gel­miştir. Bu Iâfizlardaki İhtilâf, Hişâm üzerindedir. Belki o bazen böyle, bazen şöyle rivayet ediyordu. Bu, iki lafzın ma'nâda müsâvîlİğini iş'âr eder. Her neka-dar bu lafızlardan herbiri mecazen diğeri yerine kullanılırsa da, bâzıları bunu "Nahr"la "Zebh"ın ayrılığından dolayı birkaç defa olmasına hamletmişlerdir. Evlâ olan ise devede nahr, diğerlerinde zebh olmaktır (Kastallânî).

Bu hadîsi Buhâri gibi Müslim, Nesâî, İbn Mâce Zebîha bahsinde rivayet et­mişlerdir. Şafiî, Ebû Yûsuf ve Muhammed bu hadîsle istidlal ederek beygir eti­nin yenilmesine cevaz vermişlerdir. Ebû Hanîfe ile Mâlik tahrim Keraheti ile mekruhtur, demişlerdir.

[50] Hadîslerin başlığa uygunlukları gizli değildir. Buhârî bu başlık altında, hadîsleri ayrı ayn yollardan ve metin farklılıklanyle getirip arka arkaya sıralamıştır. Böy­lece Peygamber'in hayvanlar hakkındaki bu en yüksek medeniyet düstûrları, en kesin şekilde gönüllere yerleştirilmiş olmaktadır. Zamânımızdaki hayvanları koruma dernekleri üyelerinin bu düstûrları bilmeleri ne kadar iyi olurdu!...

[51] Başlığa delâleti açıktır. Buhârî bunu Sahth 'inin birkaç yerinde, Mağâzî'de, Me-nâkıb'da getirmiştir. Gelecek hadîs daha tafsîllidir.

[52] Hadîste mutlak olarak tavuk eti yemenin halâ! olduğu hükmü vardır. Bunun bir rivayeti "Eş'arîler'in gelişi bâbi"nda geçmişti. Hadîsin sonundaki "Tahal-leltuhâ = Ben o yemini çözdüm" kay'di, Peygamber'in bu yemini "İnşâallah" diye ilâhî meşîete bağladığını veya keffâretle yemînini çözdüğünü ifâde eder. Bunun tafsilâtı Yemînler Kitâbi'nda gelecektir.

[53] İmâm Şafiî, Ebû Yûsuf ve Muhammed bu hadîsleri delîl getirerek at etinin yenilmesine cevaz vermişlerdir, imâm Ebû Hanîfe ile İmâm Mâlik ise at eti yeme­yi kerîh görmüşlerdir.

[54] Seleme ibnu'l-Ekva'm bu hadîsi Mağâzî'de, "Hayber gazvesi bâbi"nda uzunca bir metinle ve senedli olarak geçmişti.

[55] Buraya kadar geçen hadîslerin başlığa delâletleri açıktır. Son fıkradaki imamla­rın sözlerinde ise eşek etleri zikredilmemiş tir. Yırtıcı hayvanlarla ilgili bâb, bundan sonra gelecek ve açıklama orada verilecektir. İmâm Buhârî bu beş imâmın, eşek etlerinin zikriyle meşhur olan Ebû Sa'lebe hadîsini tearuz etmediklerini, ancak Peygamber'in yırtıcı azıdişlilerin etini yemekten nehyettiğini söylediklerine işa­ret etmiştir.

[56] Bunun bir rivayeti Hayber gazvesi bâbı'mn evvellerinde geçmişti.

[57] İbn Abbâs bu âyetle şöyle istidlal etmiştir: Çünkü bu âyette haram kılınanlar, Allah'ın bunun içinde haram kıldıklarıdır. Binâenaleyh harâmlık bunlarla sı­nırlanır. Bunların dışında olanlar ise mubah olma aslı üzerindedir.

Memleketlerin fakîhleri, ehlî eşek etlerinin harâmlığı üzerinde ittifak etmiş­lerdir. Ancak İbn Abbâs'tan, onun eşek etlerini yemeyi mübâh kıldığı rivayet olunmuştur. Âİşe ve Şa'bî'den de bunun benzeri rivayet olunmuştur... (Aynî)

[58] Tırnaklı ve pençeli yırtıcı kuşlar da nehiyde azıdişli yırtıcı dört ayaklı hayvanla­ra katılırlar.

Bu hadîsin te'vîl ve tevcihinde görüş ayrılıkları vardır: Küfe âlimleriyle İmâm Şafiî, hadîsteki nehyin fahrîm için olduğu görüşüne gitmişlerdir. Bunlar yırtıcı dört ayaklı hayvanlarla pençeli yırtıcı kuşların etleri yenilmez demişlerdir. Şu kadar ki, İmâm Şafiî, sırtlan ile tilkiyi yırtıcı hayvan sınıfından çıkarmıştır. Se-beb olarak da bu iki hayvanın dişlerinin zayıf olduğunu bildirmiştir.

İmâm Mâlik, hadîsteki nehyi kerahete hamletmiş ve: "Yırtıcı hayvanların domuz derecesinde harâmlığı sabit değildir. Çünkü sahâbîlerin yırtıcılar hak­kında ihtilâfı vardır" demiştir. Hâkim'in, Câbir'den rivayet ettiği bir hadîste de Rasûlullah, sırtlan etine cevaz vermiştir.

Özetlersek: Atâ ibn Ebî Rebâh, Mâlik, Şafiî, Ahmed ibn Hanbel, jshâk ibn Râhûyesırtlan etinin mübâh olduğu görüşüne gitmişlerdir. Hasen Basrî, Saîd ibn Müseyyeb, Evzâî, Sevrî, Abdullah ibn Mübarek, İmâm Ebû Hanîfe, Ebû Yûsuf, İmâm Muhammed, sırtlan eti yenilmez demişler ve bu Ebû Sa'lebe ha­dîsinin umûmîliğiyle istidlal etmişlerdir. Hâkim'in Câbir'den rivayet ettiği ha­dîse gelince, şübhesiz ki o, Ebû Sa'lebe hadîsi derecesinden aşağıdadır.

[59] Bu hadîslerin birer rivayeti Zekât ve Buyû'da da geçmişti. Bunlar ve benzeri haberler, ölü hayvan derilerinin kullanılıp faydalanılmasinm cevazına delâlet eder­ler. Bunlara hükümce aykırı bâzı haberler de rivayet edilmiştir. Bu iki nevi' ha­ber arasındaki zıdlığı gidermek için, müsbet haberler, tabaklandıktan sonra kullanılmasının halâllığına, menfî haberler de tabaklanmadan önce faydalan­ma ve kullanılmasının'men'ine delâlet ettikleri şeklinde bir te'lîf yapılmıştır.

[60] Bunun bir rivayeti Cihâd'da geçmişti.

[61] Misk, bilinen güzel bir koku çeşididir. Burada zikredilmesinin sebebi, miskin geyikten alman bir madde olması; geyiğin de av hayvanlarından bulunmasıdır. Bir rivayeti Buyû'da geçti. Ebü Davud'un, Ebû Saîd Hudri'den bîr rivayetinde Peygamber (S): "Sizin en güzel kokunuz misktir" buyurmuştur.

[62] Bunun bir rivayeti Hibe'de geçmişti. Bir rivayette Peygamber'in bu tavşanın etin­den yediği ziyâdesi de gelmiştir.

Hadîs, tavşan etinin yenmesinin cevazına delâlet etmektedir. Dört İmâm da bu görüştedirler. Yalnız Abdullah ibn Amr ibn Âs, İbn Ebî Leylâ ve İkrime *-....,„„ afifin «onmotini Vprîh (jftrmüslerdir.

[63] Hadîs, başlıktaki hükmü açıklamaktadır.

[64] Bunun bir rivayeti Taamlar Kitâbı'nda da geçmişti. Bu kelerleri, mü'minlerin anası Meymûne'nin kizkardeşi olan Ümmü Hufeyd çölden getirmişti. Ümmü Hufeyd çölde yaşardı. Çölde yaşayanların örfüne göre getirdiği yoğurt kurusu ve yağ gibi diğer yiyecek maddeleriyle birlikte bu kelerleri de hediye olarak ge­tirmişti.

[65] Hadîs başlıktaki mübhemliği beyân etmektedir. Bunun bir rivayeti Temizlik Ki­tâbı'nda, "Yağ ve su içine pislikler düşmesi bâbı"nda geçmişti.

Hadîsteki cevâb, yağ donmuş olduğuna göredir. Yağ erimiş, akıcı hâlde ise bü­tünü pis olur. Bu pis olan akıcı yağdan yemekten başka surette faydalanmak caiz midir? Hanbelîler hiçbir suretle faydalanmayı caiz görmezler. Hanefîler sat­maya varıncaya kadar faydalanmayı caiz görürler. Onlarca yalnız yenmesi ha­ramdır. Mâlikî'ler'le Şâfiî'ler'e göre yalnız yemesi ve satması haramdır. Başka türlü faydalanma, meselâ kandilde yakmak caizdir. Bunlardan herbirinin da­yandıkları fıkhı delilleri vardır.

[66] Hadîs, başlığa açıkça delâlet etmiştir. Müslim'in Câbir'den rivayet ettiği hadîs-, te Peygamber (S) yüzü dağlanmış bir merkebin yanından geçerken "Şu hayvanı

dağlayana Allah la'net etsin" diye beddua etmiştir. Yüze damga vurulmasının bu derece çirkin görülmesi, yüzün her organdan ziyâde şerefli bir yer olması, aslî fıtratı ve ilâhî hilkati değiştirmesi ve yüzde çirkinleştirici bir görünüş ba-kımlarmdandır. Fakat ayırma alâmeti olmak üzere yüzden başka yerlere nişan konulması, damga yapılmasında sakınca görülmemiştir. Peygamber'İn zekât ve kurbân develerine alâmetler vurduğu, Zekât ve Hacc Kitâblan'nda geçmişti.

[67] Bu hadîs, alâmetin yüzden başka yere, bilhassa koyunlarda kulağa vurulması hususunda nâsstır. Bu sebeble memleketimizde ve bütün İslâm Âlemi'nde sürü sâhibleri koyunlarını kulaklarından alâmetlerler. Bu, Peygamber'İn fiiline ta-mâmiyle uygundur.

Gerek insan, gerek hayvan yüzünü dağlayarak alâmet vurmak, Şâfiîler'ce mekruhtur. Hanefîler'e göre birinci hadîsteki nehyin açıklığından dolayı ha­ramdır.

Nevevî şöyle dedi: "Yüze dağ vurmak her hayvan hakkında nehyedilmiş-tir. İnsan hakkında ise, güzelliklerin toplanma yeri olmak i'tibâriyle bu nehy daha şiddetlidir, husûsiyle bâzı a'zânın hissinin muattal olmasını mûcib olursa, böyle mahzurlar da eklenince, bize göre bu ibtidâî ve adetâ vahşîce hareket, ci­nayet derecesine varır".

[68] Tâvûs ile İkrİme'nin bu sözlerini Abdurrazzâk, senedli olarak rivayet etmiştir.

[69] Başlığa delâleti açıktır. Buhârî evvelâ başlıkta bu hadîse işaret edip onunla istid­lal etti, sonra da hadîsin tamâmını sevkeyledi. Kaçak hayvanı bu şekilde avlar gibi vurmak, onun boğazlanması gibi olmuştur. Bu sebeble yeni bir boğazlama­ya hacet kalmaz.

[70] Bu hadîste mâlik için bir iyilik yoluyla olduğu, mâlikten bir menfâatin kaçma­sından korkulduğu ve bir fâsidlik olmadığı takdirde, mâlikten başkasının kes­mesinin cevazı hükmü vardır. Bunu İbnu Munîr söyledi (Kastallânî).

[71] Müfessirler diyorlar ki, birinci "Kulû= Yiyiniz"emri, mutlaklığına nazaran ibâ-ha, ikinci "Uşkurû = Şükrediniz"emri, vucûb içindir. ZîrâUsûl ilminde beyân olunduğu üzere yemek, içmek gibi sırf kulların lehine meşru' faydalanma bah­şeden emirler vazîfe değil, birer hakk teşkil ederler. Bunlar vazîfe gibi v&cib te-lâkkî edilecek olursa, terkinde ceza lâzım gelir; bu ise lehe olduğu açık olan bir emrin aleyhe dönmesini gerektirir ki, buna mevzuun tersine dönmesi denilir, te­nakuz olur. Binâenaleyh halâlinden yemek bir hakk, fakat haramdan çekinmek ve Allah'a şükretmek bir vazifedir... Böyle bir muztarr için bunlardan hangisi­ni bulur ise zaruret mikdân, yânî ölmeyecek kadar yemeğe ruhsat vardır. Bu da bu ruhsatı terkederse günahkâr olur. Fıkıh ilminde "Zaruretler haram olan şeyleri mübâh kılar" ve "Zaruretler kendi mikdânnca takdîr olunur" küllî kaa-İdesi de bu ve benzerleri âyetlerin içlerine aldıkları ma'nâlardır... (Hakk Dîni, I, 589-591).

[72] Ancak her kim bir mahmasada, yânî karın kasığa geçmiş, ölümden veya ölüm mukaddimelerinden korkulur bir açlık hâlinde muztarr olur da bir günâha mey­letmeyerek, yânî zaruret mikdârını tecâvüz eylemeyerek veya diğer bir muztar-nn elinden almayarak bunlardan yerse, Allah Gafur, Rahîm'dir; muâhaze etmez. Zaruretler haram olan şeyleri mübâh kılar, fakat zaruret, başkasının hakkını ibtâl etmez; nitekim bu ma'nâ el-Bakara: 173'de "Gayre bağın velâ âdın"diye ifâde olunmuş idi (Hakk Dîni, II, 1570).

[73] Allah size muztarr olduğunuz şey müstesna olmak üzere haram kıldığı şeyleri tafsîl etmiş, haramı halâldan ayırdedip beyân eylemiş iken, Besmele çekilmiş şeylerden yememeniz, yânî yemeyi tecviz etmemenize bir sebebiniz, deliliniz bu­lunmak ihtimâli var mıdır ki, bunlardan yemeyeceksiniz? Bu tafsîl yukarıda, el-Bakara: 173'te ve daha mufassal olarak el-Mâide: 3. âyetlerinde geçmiştir. Bu sûrede gelecek olan "Üzerlerine Allah'ın ismi anılmayanlardan yemeyin. Çün­kü bu muhakkak ki, birfısktır..." (Âyet: 121) ile başlayıp bu 145. âyet ile özet­lenmiştir {Hakk Dîni, III, 2038).

[74] Demek ki, muztarr İçin yemek hususunda haram olan hiçbirşey yoktur, ancak bağy ve taaddî vardır. Şu hâlde muztarr olmayanlar için bağy ve taaddî evlevi-yetle haramdır. Binâenaleyh evvelki dört şeyde özetlenen haramlar, muztarrın mâadasına mahsûs olduğu hâlde, gayrın hukukuna tecâvüzle başkasının malını yemek ve bir de zarurette zarurete göre, genişlikte genişliğe göre haddini tecâ­vüz edip israf eylemek mutlak olarak umûm için haramdır. İnsanın yiyeceğine, malına, hukukuna tecâvüz böyle umûmen ve mutlak olarak haram olunca, ken­dine tecâvüzün daha ziyâde evleviyet ve kuvvet ile haram olduğu da bi'z-zarûre anlaşılır... (Hakk Dîni, III, 2074-2075).

[75] Buhârî bu Kur'ânî nasslarla yetinerek, başlık altında hadîs zikretmemiştir.

İşte bu âyetler, muhtâc ve çaresiz olanların tecâvüz etmemek ve sınırı aş­mamak şartıyle haramlardan yiyebileceklerinin delilleridir. İnsanlığa her çare­sizlik ve zarurette muhakkak bir çıkar yol ve kolaylık nizâmı koyup kaanûnlaş-tiran ve bizleri böyle yüce bir Dîn'in mü'mirilerinden kılan Allah'a sayısız hamd ve senalar, bu en yüksek medeniyet dînini bizlere tam teblîğ edip öğreten Mu-hammed'e de salât ve selâmlar