86- KİTABU'L-HUDUD.. 2

1- Sakınılacak Sınırlar Babı 2

2- Bâb: Hamr (Yânı Şarâb) İçilmez. 2

3- İçki İçenin Dövülmesi Hakkında Gelen Şey Babı 2

4- Haddin Evde Vurulmasını Emreden Kimse Babı 2

5- (İçme Suçunda)  Yaprakları Soyulmuş Hurma Deynekleri İle Ve Na'llerle Dövme Babı 2

6- Şarâb İçene La'net Etmenin Mekruh Olması Babı 3

7- Çalarken Hırsızın Hâli (Nasıl Olur) Babı 4

8- İsmi Açıkça Söylenmediği Zaman Hırsız Kişiye La'net Etmek Babı 4

9- Bâb: Haddler Bir Keffârettir 4

10- Bâb: Mit Minin Sırtı Ezâ Etmekten Korunmuştur Ancak Üzerine Vâcib Olmuş Bir Hadd'de Yâhud Kul Hakkında Korunmaz. 4

11- Allah'ın Ta'yîn Etmiş Olduğu Haddleri Uygulayıp Yerine Getirmek Ve Allah'ın Haramlarına Saygısızlık Edenlerden İntikaam Almak Babı 5

12- Haddlerin (İçtimaî Mevkii Yüksek Olan) Şerîfe De (İçtimaî Mevkii Aşağı Olan) Hakire De Müşâvı Olarak Uygulanıp Yerine Getirilmesi Babı 5

13- Devlet Başkanına (Y&Hud Onun Vekili Olan Hâkime) Yükseltildiği Zaman, Şer'î Bir Ceza Hakkında Şefaat Etmenin Çirkinliği Babı 5

14- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 5

15- Hırsızın Tevbe Etmesi Babı 7


Rahman ve Rahim olan Allah'ın ismiyle

 

86- KİTABU'L-HUDUD

(Sert Cezalar Kitabı) [1]

 

1- Sakınılacak Sınırlar Babı [2]

 

2- Bâb: Hamr (Yânı Şarâb) İçilmez

 

İbn Abbâs da:

Zina şırasında zina eden kimseden îmân nuru çekilip çıkarılır, demiştir [3].

 

1-.......Bize el-Leys, Ukayl'den; o da İbn Şihâb'dan; o da Ebû Bekr ibn Ab dir rahman'dan; o da Ebû Hureyre(R)'den tahdîs etti. Ra-sûlullah (S) şöyle buyurmuştur: "Zina eden kişi zina ettiği sırada mii'-min olduğu hâlde zina edemez. İçki içen de içki içtiği sırada mü'min olarak içemez. Hırsız da hırsızlık yaptığı sırada mü'min olduğu hâl­de hırsızlık edemez. Yağmacılık yapan kimse de insanlar gözlerini ona doğru yükseltip bakarlarken (yânî insanların gözleri önünde) yağma­cılık ettiği zaman mü 'min olarak yağmacılık ve çapulculuk edemez"[4].

Ve İbn Şihâb'dan; o da Saîd ibnu'l-Müseyyeb'den ve Ebû Sele-me'den; onlar da Ebû Hureyre'den; o da Peygamber(S)'den '"Çapul­culuk" fıkrası müstesna, bundan önceki hadîsin benzerini rivayet et­mişlerdir.

 

3- İçki İçenin Dövülmesi Hakkında Gelen Şey Babı

 

2-.......(Buradaki iki yoldan) bize Katâde,'Enes ibn MâIik(R)'ten tahdîs etti ki, Peygamber (S) şarâb içme suçunda, yapraklan soyulmuş hurma deyneği ve na'llerle (yânı ayakkabılarla) dövme cezası uygula­mıştır. Sonra Ebû Bekr de içki içer kimseye kırk deynek vurmuştur [5]

 

4- Haddin Evde Vurulmasını Emreden Kimse Babı

 

3-.......Ukbe ibnu'I-Hâris (R) şöyle demiştir: en-Nuaymân yâhud en-Nuaymân'ın oğlu içki içmiş olarak getirildi. Peygamber (S) evde bulunan kimselere onu dövmelerini emretti.

Ukbe dedi ki: Bu emir üzerine onu dövdüler, ben de onu na'llerle dövenler içinde bulundum [6].

 

5- (İçme Suçunda)  Yaprakları Soyulmuş Hurma Deynekleri İle Ve Na'llerle Dövme Babı

 

4-.......Bize Vuheyb ibn Hâlid, Eyyüb'dan; o da Abdullah ibn Ebî Muleyke'den; o da Ukbe ibnu'l-Hâris(R)'ten şöyle tahdîs etti: Pey-gamber(S)'in huzuruna Nuaymân yâhud Nuaymân oğlu sarhoş ola­rak getirildi. Bu kendisine çok ağır geldi de evde bulunan kimselere onu dövmelerini emretti. Oradakiler onu hurma deynekleri ve na'l­lerle dövdüler. Ben de onu dövenler arasında idim [7].

 

5-.......Bize Katâde tahdîs etti ki, Enes ibn Mâlik (R): Peygam­ber (S) şarâb içmede hurma dallan ve na'llerle dövme cezası uygula­dı, Ebû Bekr de kırk deynek vurdu, demiştir [8].

 

6-.......Ebû Hureyre (R) şöyle dedi: Peygamber(S)'in huzuru­na şarâb içmiş bir kimse getirildi. Peygamber (orada bulunanlara):

—  "Bunu dövünüz!" buyurdu.

Ebû Hureyre dedi ki: Artık bizden eliyle döven, ayakkabısı ile döven, ihramı ile döven kimseler vardı. Dövme işi bitince topluluk­tan bâzı kimseler bu adama:

—  Allah seni hor ve zelîl kılsın! dediler. Peygamber:

—  "(Hayır) böyle söylemeyiniz! Bu adamın aleyhine şeytâna yar­dım etmeyiniz!" buyurdu [9].

 

7-.......Bize Ebû Husayn tahdîs edip şöyle dedi: Ben Umer ibn Saîd en-Nahaî'den işittim, şöyle dedi: Ben Alî ibn Ebî Tâlib(R)'den işittim, şöyle dedi: Ben herhangibir kimseye hadd vurup da onun öl­mesiyle nefsimde üzüntü duymuş değilimdir. Ancak böyle bir üzün­tüyü içki içen kimse hakkında duymuşumdur. Şayet içki içen kimse hadden dolayı ölseydi, muhakkak ben onun diyetini verirdim. Bunun da sebebi şudur: Çünkü Rasûlullah (S) içki içenin haddi hakkında bize sabit bir aded kaanûnlaştırmamıştır [10].

 

8-.......es-Sâib ibn Yezîd (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S) za­manında, Ebû Bekr'in emirliğinde ve Umer'in halifeliğinin baş tara­fında bize şarâb içmiş olan sarhoş getirilirdi de, bizler ona doğru kalkar, ellerimizle, ayakkabılarımızla ve ridâlarımızla döverdik. Umer'in emirliğinin sonunda, Umer sarhoşa kırk deynek vurdu. Ni­hayet insanlar içki içmek ve fesâd çıkarmakta ileri gittikleri zaman, Umer sarhoşlara seksen deynek vurdurdu [11].

 

6- Şarâb İçene La'net Etmenin Mekruh Olması Babı

 

Çünkü o kimse içki içmekle İslâm Dîni'nden dışarı çıkıcı değildir [12].

 

9-.......Bize el-Leys tahdîs edip şöyle dedi: Bana Halîd ibn Yezîd, Saîd ibn Ebî Hilâl'den; o da Zeyd ibn Eslem'den; o da babası (Umer'in hizmetçisi olan) Eşlem el-Habeşî'den; o da Umer ibnu'l-Hattâb(R)'dan şöyle tahdîs etti: Peygamber (S) zamanında Abdul­lah isminde bir adam vardı. İnsanlar tarafından "Hımâr ( = Eşek)" lakabı ile lakablandınurdı. Bu zât Rasûlullah'ı arasıra güldürürdü. Pey­gamber bu adama, şarâb içtiği için deynekleme cezası uygulamıştı. Bir gün bu Abdullah yine huzura getirildi, Peygamber deyneklenme-sini emretti, o da deyneklendi. Topluluktan birisi:

— Yâ Allah, şu adama la'net et, içki yüzünden ne kadar da çok huzura getiriliyor! dedi.

Bunun üzerine Peygamber:

—  "Ona la'net etmeyiniz! Vallahi kesin olarak bilmişimdir ki bu zât muhakkak Allah'ı ve Rasûlü'nü sevmektedir" buyurdu [13].

 

10-.......Ebû Hureyre (R) şöyle demiştir: Peygamber(S)'e sarhoş bir adam getirildi. Peygamber onun dövülmesini emretti. Artık bizden kimimiz onu eliyle dövüyor, kimimiz ayakkabısıyle dövüyor, kimimiz de elbisesiyle dövüyordu. Dövme işi bitince içimizden bir

adam:

— Buna ne oluyor! Allah bunu zelîl kılsın! dedi.

Bunun üzerine Rasûlullah:

__"Kardeşinizin aleyhinde şeytânın yardımcıları olmayınız1"bu­yurdu [14].

 

7- Çalarken Hırsızın Hâli (Nasıl Olur) Babı

 

11-....... Bize Fudayl ibn Gazvân, İkrime'den; o da İbn Abbâs(R)'tan tahdîs etti ki, Peygamber (S) şöyle buyurmuştur: "Zina edici kişi zina ettiği sırada mü'min olduğu hâlde zina edemez. Hırsız kişi de hırsızlık ettiği sırada mü'min olduğu hâlde hırsızlık yap­maz!" [15].

 

8- İsmi Açıkça Söylenmediği Zaman Hırsız Kişiye La'net Etmek Babı [16]

 

12-.......Bize (Süleyman ibn Mihrân) el-A'meş tahdîs edip şöyle dedi: Ben Ebû Salih'ten işittim; o da Ebû Hureyre(R)'den ki, Pey­gamber (S) şöyle buyurmuştur: "Allah şu hırsız kişiye la'net etsin ki, o bir miğfer çalar da o sebeble eli kesilir, bir ip çalar da o yüzden eli kesilir!"

el-A'meş: Ebû Hureyre'nin bu hadîsini rivayet edenler, hadîste­ki "Beyda" lafzının harbde başa giyilen demir miğfer olduğunu, ipin de en az kıymeti birkaç dirheme müsâvî olan nevi'den değerli birşey olduğu görüşünde bulunurlardı, demiştir [17].

 

9- Bâb: Haddler Bir Keffârettir

 

13-.......Ubâdeibnu's-Sâmit(R) şöyle demiştir: Bizler bir mec­liste Peygamber(S)'in yanında idik. Bizlere şöyle buyurdu: "Benim­le şu şartlar üzere bey'at ediniz: Allah'a (ibâdette) hiçbirşeyi ortak kılmamak, hırsızlık etmemek, zina eylememek..." diye sayıp el-Mümtehıne: 13. âyetinin hepsini okudu. "İçinizden bu and ve sözünde duranın ecri Allah'a âiddir. Bu dediklerimden birini yapıp da ondan dolayı dünyâda ikaaba uğratılırsa, bu ikaab ona keffârettir. Bunlar­dan bir suçu yapıp da yaptığı fiili Allah Taâlâ örterse (onun işi de Allah'a âiddir), Allah dilerse onu mağfiret eder, dilerse onu azâblan-dırır" [18]

 

10- Bâb: Mit Minin Sırtı Ezâ Etmekten Korunmuştur Ancak Üzerine Vâcib Olmuş Bir Hadd'de Yâhud Kul Hakkında Korunmaz

 

14-.......Abdullah ibn Umer (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S) Veda Haccı'nda (Minâ'da Nahr günü yaptığı hutbesinde):

—  "Dikkat edin! Hürmetçe en büyük bilmekte olduğunuz ay han­gisidir?" buyurdu.

Sahâbîler:

—  Bu hacc ayımız değil mi? dediler. Rasûlullah:

—  "Hürmetçe en büyük bilmekte olduğunuz belde hangisidir?" buyurdu.

Sahâbîler:

—  Bu Mekke beldemiz değil mi? dediler. Rasûlullah:

—  "Hürmetçe en büyük bilmekte olduğunuz gün hangisidir?" buyurdu.

Sahâbîler:

—  Bu hacc günlerimiz değil mi? dediler. (Bu mukaddimeden sonra) Rasûlullah:

—  "Şübhesiz ki Allah Tebâreke ve Taâlâ sizlere bu ayınızda, bu beldenizde, bu gününüzün haram olduğu gibi (birbirinize) kanları­nızı, mallarınızı, namuslarınızı haram kılmıştır (bunlar her türlü te­câvüzden korunmuştur). Ancak bir hakk karşılığında olmak müstesna­dır. Dikkat edin! Bunları sizlere tebliğ ettim mi?" buyurdu.

Bu soruyu Rasûlullah üç kerre sordu. Sahâbîler her defasında O'na:

—  Evet, tebliğ ettin! diye cevâb veriyorlardı. Sonra Rasûlullah:

—  "Sizlere yazık -yâhud: Sizlere veyl olur-; sakın benden sonra birbirlerinizin boyunlarına vuracak surette birbirlerinizi küfre nisbet edip de kıtali halâl saymaya dönmeyin -yâhud: Fiilleriniz birbirleri­nin boyunlarına vuran kâfirlerin fiillerine benzemesin-!" buyurdu [19].

 

11- Allah'ın Ta'yîn Etmiş Olduğu Haddleri Uygulayıp Yerine Getirmek Ve Allah'ın Haramlarına Saygısızlık Edenlerden İntikaam Almak Babı

 

15-.......Âişe (R) şöyle demiştir: Peygamber (S) dünyâ işlerin­de iki iş arasında muhayyer kılındığında, o iş günâh olmadığı müd­detçe, muhakkak onların en kolay olanım tercîh ederdi. Eğer o işler günâh nev'inden olurlarsa, Peygamber onların ikisinden de insanla­rın en uzak bulunanı olurdu. Allah'a yemîn ederim ki, O, kendisine getirilen hicbirşeyde kendi nefsi için asla intikaam almazdı. O ancak Allah'ın haramlarının parçalanıp hürmetsizlik edilmesinde Allah için (öfkelenir) intikaam alırdı [20].

 

12- Haddlerin (İçtimaî Mevkii Yüksek Olan) Şerîfe De (İçtimaî Mevkii Aşağı Olan) Hakire De Müşâvı Olarak Uygulanıp Yerine Getirilmesi Babı

 

16-.......Bize el-Leys, İbn Şihâb'dan; o da Urve'den; o da Âişe(R)'den şöyle tahdîs etti: Usâme, Kureyş'in Mahzum soyuna men-sûb olup hırsızlık yapmış bir kadın hakkında (şefkat için) Peygam-ber(S)'le konuşmuştu. Bunun üzerine Peygamber: "Sizden evvelki ümmetler ancak şundan helak olmuşlardır: onlar haddi (yânî cezayı) hakir kimseye uygular idiler de şerefli olan kimseyi terkederlerdi. Nef­sim elinde olan Allah'a yemin ederim ki, eğer (Muhammed'in kızı) Fâîıma bu işi yapmış olaydı, muhakkak onun elini de keserdim" bu­yurdu [21].

 

13- Devlet Başkanına (Y&Hud Onun Vekili Olan Hâkime) Yükseltildiği Zaman, Şer'î Bir Ceza Hakkında Şefaat Etmenin Çirkinliği Babı

 

17-.......Bize el-Leys, İbn Şihâb'dan; o da Urve'den; o da Âişe(R)'den şöyle tahdîs etti (Âişe şöyle demiştir): Kureyş'in Mahzûm soyundan olup da hırsızlık etmiş bulunan bir kadının durumu, Ku-reyş'e haylî üzüntü vermişti. Onlar:

— Bu kadını cezadan afv hususunda Rasûlullah ile kim konuşa­bilir? Bu hususta kelâm etmeye Rasûlullah'ın sevgilisi olan Usâme'-den başka kim cesaret edebilir ki? dediler.

Nihayet Usâme, bu hususta Rasûlullah ile konuştu. Bunun üze­rine Rasûlullah (S):

—  "Allah'ın ta'yîn ettiği cezalardan bir ceza hususunda şefaat mi ediyorsun?" buyurdu.

Sonra ayağa kalkıp bir hitabe yaparak şöyle dedi:

—  "Ey insanlar! Sizden evvelki (ümmet)ler ancak şu sebebden sapmışlardır: Onlar aralarında şerefli bir kimse çaldığı zaman onu bırakırlardı da zayıf olan çaldığı zaman ona ceza uygularlardı. Allah 'a yemîn ediyorum ki, eğer Muhammed'in kızı Fâtıma çalmış olaydı, muhakkak onun elini de keserdim!" [22].

 

14- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı:

 

'Erkek hırsızla kadın hırsızın -o işlediklerine bir karşılık ve ceza ve Allah'tan (insanlara) ibret verici bir ukubet olmak üzere- ellerini kesin!... "(ei-Mâide: 38) [23].

Ve ne kadar malda el kesilir? Alî (R), hırsızın elini avuçtan (yâhud bilekten) kesmiştir [24]

Katâde, hırsızlık yapmış bir kadında onun yalnız sol eli kesildi, onda başka bir kesme olmadı, demiştir [25].

 

18-.......Bize İbrâhîm ibn Sa'd, İbn Şihâb'dan; o da Urve'den tahdîs etti ki, Âişe (R): Peygamber (S) "Hırsızın eli, dörtte bir dînâr ve daha fazla kıymette mal çaldığı zaman kesilir" buyurdu, demiş­tir.

Bu hadîsi ez-Zuhrî'den  rivayet etmekte Abdurrahmân ibn Hâlid, ez-Zuhrî'nin erkek kardeşinin oğlu ve Ma'mer ibn Râşid üçlüsü de İbrâhîm ibn Sa'd'a mutâbaat etmişlerdir [26].

 

19-.......Bu seneddekirâvîlerdeÂişe(R)'den, Peygamber(S)'in "Hırsızın eli dörtte bir dinarda kesilir" buyurduğunu nakletmişîerdir.

 

20-.......Âişe (R) buradaki râvîlere, Peygamber(S)'in: "Dinar'ın dörtte biri kıymetindeki hırsızlıkta el kesilir" buyurduğunu tahdîs et­miştir.

 

21-.......Bize Abde, Hişâm'dan tahdîs etti ki babası Urve şöyle demiştir: Bana Âişe (R): Peygamber (S) zamanında hırsızın eli ancak hacefe denilen kalkan veya turs denilen kalkan kıymetinde bir mal çaldığında kesilirdi, diye haber verdi.

 

22- Bize Usmân ibn Ebî Şeybe tahdîs etti. Bize Humeyd ibn Ab-dirrahmân tahdîs etti. Bize Hişâm, babası Urve'den; o da Âişe'den bunun benzeri hadîsi tahdîs etti.

 

23-.......Bize Hişâm ibn Urve, babasından haber verdi ki Âişe (R):

— Hırsızın eli hacefeden yâhud tursten daha aşağıda bir mal için kesilmezdi. Bunların herbiri kıymetli şeylerdi, demiştir.

Bu hadîsi Vekî' ile İbn İdrîs de Hişâm'dan; o da babasından mür-sel olarak rivayet etmiştir.

 

24-.......Âişe (R): Peygamber (S) zamanında hiçbir hırsızın eli mıcenn denilen yâhud hacefe denilen bir kalkan bedelinden daha aşağıda bir mal için kesîlmemiştir. Hâlbuki bu kalkanlardan herbiri kıymetli şeylerdi, demiştir [27].

 

25-.......Bana Mâlik ibn Enes, Abdullah ibn Umer'in himaye­sinde bulunan Nâfi'den; o da Abdullah ibn Umer(R)'den tahdîs etti ki, Rasûlullah (S) değeri üç dirhem olan bir kalkan hırsızlığında hır­sızın elini kestirmiştir.

Ve ona Nâfi'den rivayette Muhammed ibn İshâk mutâbaat et­miştir.

el-Leys de: Bana Nâfi' "Semenehu" yerine "Kıymetehu" şek­linde tahdîs etti, demiştir.

 

26-.......Bize Cuveyriye, Nâfi'den tahdîs etti ki, İbn Umer (R): Peygamber (S) üç dirhem değerinde olan bir kalkan hırsızlığında hır­sızın elini kestirdi, demiştir.

 

27-....... Ubeydullah şöyle demiştir: Bana Nâfi' tahdîs etti ki, Abdullah ibn  Umer (R): Peygamber (S) semeni üç dirhem olan bir kalkan hırsızlığında hırsızın elini kestirdi, demiştir.

 

28-....... Bize Mûsâ ibn Ukbe, Nâfi'den tahdîs etti ki, Abdulah ibn Umer (R): Peygamber (S) semeni üç dirhem olan bir mıcenn kalkanı hırsızlığında hırsızın elini kestirdi, demiştir

 

29-.......Bize el-A'meş tahdîs edip şöyle dedi: Ben Ebû Salih'­ten işittim, şöyle dedi: Ben Ebû Hureyre(R)'den işittim, şöyle dedi: Rasûlullah (S) şöyle buyurdu: "Allah şu hırsıza la'net etsin ki, o bir miğfer çalar da eli kesilir, bir ip çalar da (o küçük şey sebebiyle) eti kesilir!" [28].

 

15- Hırsızın Tevbe Etmesi Babı [29]

 

30-.......Bana İbnu Vehb, Yûnus'tan; o da Urve'den; o da Âişe(R)'den tahdîs etti ki, Peygamber (S) hırsızlık eden bir kadının elini kestirmiştir. Âişe:

— Artık bundan sonra o kadın bana gelir, ben de onun hacetini Peygamber'e yükseltir, arzederdim. Kendisi bu hâdiseden sonra tev­be etti ve tevbesi de güzel oldu, demiştir [30].

 

31-....... Bize Ma'mer ibn Râşid, ez-Zuhrî'den; o da Ebû İdrîs'ten haber verdi ki, Ubâdetu'bnu's-Sâmit (R) şöyle demiştir: Ben bir topluluk içinde Rasûlullah (S) ile bey'atlaştım da bey'atte şöyle buyurdu: "Ben sizlerle şu şartlar üzerine bey'atlaşıyorum: Allah'a (ibâdette) hiçbir şeyi ortak kılmamanız, hırsızlık yapmamanız, çocuk­larınızı öldürmemeniz, ellerinizle ayaklarınız arasından bir iftira dü­züp getirmemeniz (yânî kendiliğinizden kimseye hiçbir iftira düzüp atmamanız), hiçbir ma'rüf işte bana isyan etmemeniz. Sizden her kim bu sözünde durursa, onun ecri Allah'ın (fazilet ve kerem) zimmetin­dedir. Bu dediklerimden birini yapıp da ondan dolayı dünyâda ya­kalanırsa, bu onun için bir keffârettir ve bir temizliktir. Bunlardan birini yapıp da yaptığı fiili Allah örterse, onun bu işi de Allah 'a ka­lır. Allah isterse onu azâblandırır, isterse onu affeder."

Ebû Abdillah el-Buhârî: Hırsız, elinin kesilmesinden sonra tev­be ettiği zaman şâhidliği kabul edilir. Her hadd vurulan da böyledir, tevbe ettiği zaman şâhidliği kabul edilir, dedi [31].

 



[1] Hudûd, Hadd'in cem'idir. Hadd, men' etmek, sınır koymak ma'nâlanna gelir. Başkalarını içeriye girmekten men' ettiği için Arablar kapıcıya "Haddâd" der­ler. Tarlaları birbirinden ayıran sınırlarla devletler arasındaki sınırlara "Hudûd" denilmesi bundandır. Kitâblarda görülen ta'rîfler, efradını cami' ağyarını mâ­ni', yânı birşeyin bütün ma'nâlarını toplayıp başka ma'nâların o ta'rîfe girme­sine mâni' oldukları için, onlara da mantıkta "Hadd" denilir. Şerîat örfünde ise "Hadd", Allah için bir hakk olarak ta'yîn olunan ceza ve ukubettir. Bu haddin zina, iftira, şarâb içme, hırsızlık ve kati gibi cürümlere âid olan nevi'leri vardır. Şu âyetlerdeki Hudûd, cürüm ve ma'siyet ma'nâsinadır:

".„ Bu hükümler, Allah 'in sınırlarıdır. Sakın onlarq yaklaşmayın... " (el-Bakara: 187); "... Bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Onları geçmeyin. Kim Allah'ın sınırlarını aşarsa, işte onlar zâlimlerin tâ kendileridir" (el-Bakara: 229); "... Kim Allah'ın hududunu aşarsa, muhakkak ki kendisine yazık etmiş olur... " (et-Talâk:

[2] Bâzı nüshalarda "Kitâbu'I-hudûd ve mâ yuhzeru mine'l-hudûd" şeklinde gel­miştir ki, "Hudûd hükümleri ve sakınılacak sınırlar kitabı" demek olur. Buhâ-rî bu bâbda hadîs zikretmedi

[3] el-Müstemlî'nin rivayetinde bu başlık, "Bâbu'z-zinâ ve'l-hamr = Zinâ ve şarâb içmenin hükmü babı" şeklindedir. İbn Abbâs'ın bu sözünü Ebû Bekr İbn Ebî Şeybe îmân Kitâbı'nda rivayet etmiştir.

[4] Bunun bir rivayeti Eşribe'de de geçmişti. Müslim de bunu Eşrİbe'de rivayet et­ti. Orada da bildirildiği üzere şârih İbn Battal şöyle demiştir: İçki İçmek hak­kında gelen haberler içinde en şiddetlisi, bu Ebû Hureyre hadîsidir. Çünkü hacete zikredilen dört günâhı işleyenlerden bunları işledikleri sırada îmân şuurunun ken­dilerinden gittiği haber verilmiştir ki, zahire göre bu çok ağırdır...

Haricîler, tebliğin zahirine tutunup büyük günâhları haram olduklarını bi­lerek işleyenleri tekfir etmişlerdir. Sünnet ehli âlimleri ise buradaki îmânı ke­mâle hamledip "Büyük günâhları işleyenlerin îmânı tam ve kâmil olmaz" suretinde tefsir etmişlerdir. Şârih Hattâbî de: "İçki içmeyi ve diğer günâhları halâl sayarak işleyenler mü'min olmaz" diye te'vîl etmiştir.

[5] Bu hadîs alkollü içki içene şer'î ceza olmak üzere deynekie dövme uygulandığı­na açık bir delildir. Müslim Hudûd'da bunun birkaç rivayetini getirmiştir.

[6] Bu hadîs hadd'in bazen evlerde de yapılabileceğine delâlet etmiştir. Bunun bir rivayeti Vekâlet'te de geçmişti.

[7] Bu da aynı hadîsin başka yoldan gelen bir rivayetidir.

[8] Buhârî bu hadîsle içme suçunda hurma deynekleri ve na'llerle dövmekle yetin­menin cevazına işaret etmiştir. Nevevî de: Âlimler hurma deyneği ve na'llerle ve elbise uçlanyla dövmekle yetinmek üzerinde ittifak ettiler, demiş; sonra da: En sahîh olan kamçı İle dövülmesinin cevazıdır, demiştir (Aynî).

[9] Hadîste o sarhoşun dövülmesi emredildiği hâlde, dayak mikdân bildirilmemiş­tir. Şarâbın harâmhğı Kur'ân ile sabit olduğu için, şarâbın azı da cezayı gerekti­rir. Diğer içkilerde ceza haddi sarhoşluk derecesine göredir. Hadîsin sonunda Peygamber'in horlamayı nehyetmesi, mü'minin horlanmasına şeytân sevindiği içindir.

[10] Hadîsin sonundaki "Lem yesünnehû" cümlesinin ma'nâsı. Rasûlullah bu ko­nuda sabit bir sayı ta'yîn ve takdir etmedi demektir. İbn Mâce'nin Sünen'ınde şu ziyâde vardır: Alî: Muayyen bir sayı ile vurduğumuz hadd bizim kendi icti-hâdımızdır, dedi. Bu hadîsle bu ziyâde sarhoşa sabit olan cezanın gayrı muay­yen olarak bir mikdâr dövmekten ibaret olduğunu göstermektedir. İmâm Şafiî: "Eğer şarâb içen kişi el ile, libâs ile dövülerek ta'zîr edilir de ölürse, imâma bir mes'ûliyet sabit olmaz. Eğer kırbaçla döğmüş ise diyetini öder" demiştir.

[11] Bunun ma'nâsı şudur: Umer zamanı Irak ve Şâm fethedilince insanlar bu su­lak, münbit, yaşayışı rahat, üzümleri ve meyveleri bol yerlerde yaşamağa başla­dı. Böyle refah artınca da şarâb içenler çoğaldı. Bu sebebden dolayı Umer içenlere ağır basmak ve onları bu fiilden men' etmek maksadıyle içme cezasını artırdı.

[12] Bulıân bu başlığı, içene la'net etmeyi nehyeden hadîsle "İnsan içerken mü'mİn olduğu hâlde içmez" hadîsi arasını uyuşturmak maksadıyle getirmişe benziyor...

[13] Bu Abdullah şen, şakacı ve horlamalara aldırmaz bir kimse olup, kendisine "Eşek" denilmesinden de hiç kızmazdı. Abdullah'ın bâzı hâl ve hareketlerine Rasûlullah gülerdi. Şârih Kirmânî onun garîb hareketlerinden birini şöyle bildi­rir: Abdullah bir gün veresiye bir tulum yağ, bîr tulum da bal satın alıp bunları Peygamber'e getirerek hediye etmiş. Bir müddet sonra yağ ve bal sahibi gelip bunların bedelini isteyince, Abdullah adamı yanma alıp Peygamber'e getirmiş ve: Yâ Rasûlallah.bu adama yağ ve balın parasını ver! demiş. Rasûlullah da bu hâle gülmüş ve mal sahibinin isteğinin verilmesini emretmiştir. Peygamber'İn şehâdeti veçhile vicdanı Allah ve Rasûlullah sevgisiyle dolu olan Abdullah'ın bu rind-meşreb hâli ve vak'alan hep böyle latîf idi. Peygamber onun bu işlerine tebessüm edip gülerdi, islâm ahlâkçıları bu hadîse tutunarak âlimler ve emirler huzurunda kıymetli fıkralar söyleyerek onları güldürüp eğlendirmenin caiz ol­duğunu istidlal etmişlerdir.

[14] Bu hadîsin bir rivayeti yakında geçti.

[15] Hadîs, başlıktaki kısaltılmış ifâdeyi açıklamaktadır

[16] Buhârî bu başlıkla, muayyen içkiciyi la'net etmekten nehy ile burada getireceği hadîs arasını uyuşturma cihetine işaret etmiş gibidir.

[17] Süleyman el-A'meş: Hadîsteki "Eeyda" lafzı "Tavuk yumurtası" ma'nâsma da gelir, fakat burada kasdoiunan o ma'nâ değildir. O, muhârib askerlerin baş­larına giydikleri demirden yapılmış miğferdir. Hadîsteki ip de âdî bir İp değil, kıymetli bir iptir. Çünkü hırsızlık haddi icra edilmek için çalınan malın en az bir­kaç dirhem değerinde olması îcâb eder demek istemiştir.

[18] Başlığa uygunluğu "Dünyâda ikaaba uğratılırsa bu ikaab ona keffârettir" sö­zünden alınır.

Ubâde ibnu's-Sâmit, Birinci Akabe gecesinde bey'at eden oniki nakîbden biridir. Bu ilk Akabe gecesinde olan bey'attir ki, ona el-Mümtehme: 10. âyetin-deki bey'at şartlarının aynı ile vâki' olduğundan "Bey'atu'n-Nisâ" denilmiştir. Bu şartlarla mükellef olmakta erkekler ve kadınlar müsâvîdir. İkinci Akabe'de ise Ensâr, evlâd ve ıyâllerini nasıl müdâfaa ve himaye ederlerse Rasûlullah'ı da öylece müdâfaa ve himaye eylemek üzere bey'at etmişler ve ahidlerini hakkıyle îfâ ederek kendilerinden sonra tâ kıyamete kadar islâm'a girmiş ve girecek olan­lara veliyy-i ni'met (yânî en büyük ni'metin sahihleri) olmuşlardır. Allah onlar­dan razı olsun!

[19] Başlığa uygunluğu "Şübhesiz Allah Taâlâ sizlere kanlarınızı, mallarınızı, na­muslarınızı birbirinize haram kılmıştır "sözünden alınır. Bunun beyânı şudur: Mü'minin kanı, malı, ırzı diğer mü'min için korunmuştur, hiçbir kimseye onu mübâh saymaya kalkışması halâl olmaz. Ancak bir hakk karşılığı olmak müs­tesna.

"Birbirinizin boyunlarına vuracak kâfirlere dönmeyiniz" sözünün ma'nâ-sı hakkında yedi görüş vardır:

*  Bu, haksız olarak onu halâî sayan hakkında bir küfürdür.

*  Murâd ni'mete ve İslâm hakkına nankörlüktür.

*  Bu kişiyi küfre yaklaştırır ve onu küfre götürür.

*  Bu, kâfirlerin fiilleri gibi bir fiildir.

* Murâd hakîkî küfürdür, bunun ma'nâsı da: Kâfirler olmayınız, fakat müs-Iümânlar olarak devam ediniz, demektir.

* Bunu Hattâbî ve diğerleri nakletti: Murâd silâh ile kâfir olmaya, kâfirler olmaya çalişmayınız'dır. el-Ezherî: Silâh kuşanan kimseye kâfir denilir, demiş­tir.

* Bunun ma'nâsı: Birbirinizi küfre nisbet edip de birbirinizle kıtal yapmayı halâl saymaya kalkmayın demektir.

Bu görüşlerin en zahir olanı dördüncü görüştür. Bunu en-Nevevî söyledi. Kaadı Iyâd da bunu tercîh eyledi... (Aynî).

[20] Hadîsin bir rivayeti "Peygamber'in sıfatı bâbı"nda da geçti.

[21] Hadîsin birer rivayeti Isrâîl oğulları ve Menâkıb'da da geçmişti. Müslim de bu­nu Hudûd'da getirdi.

[22] Usâme, Peygamber'in yüksek sevgisine güvenerek hırsızlık cezasının affı için hiç kimsenin cesaret edemediği bir şefaatte bulunmuştu. Bu kadın, Fâtıma bintu Esved idi ki, Mekke'nin fethi günü yüksek içtimaî mevkiine güvenerek ganimet malından kıymetli mücevherler çalmıştı. Bu hırsızlık yayılıp duyulunca, Kureyş bunun şer'î cezadan affı çârelerini aramaya başlamış ve şefaat için Usâme'yi bulmuştu. Peygamber hiçbir te'sîr altında kalmayarak, milletlerin bekaa esâs­larından olan ilâhî ve hukukî adaleti en kesin şekilde yerine getirmiştir. Bu su­retle de bütün insanlığa en yüksek bir adalet örneği vermiştir. Allah'ın salât ve selâmı O'na olsun!

[23] Âyetin devamı: "Allah mutlak gâlibdir, yegâne hüküm ve hikmet sahibidir. Fa­kat yaptığı o hırsızlık hareketinden sonra tevbe eder, kendim düzeltirse, şübhe-siz ki, Allah onun tevbesini kabul eder. Çünkü Allah çok mağfiret edici, çok merhamet eyleyicidir" (el-Mâide: 38-39).

"Hırsızlık fiilinin ceza ve nekâl olan haddi îcâb edecek bir cürüm olması için, mübâhlık şübhesi, haklılık şübhesi ve zaruret şübhesi bulunmamalıdır....

Hırsıza bir özür şübhesi bırakmamak için herhalde bir nisâbm da şart ol­duğu kat'îdir. Ancak bu nisâbm mikdân ictihâd sahasıdır. Fakîhler sünnete na­zaran bunun dörtte bir dînâr ile bir dinar veya on dirhem arasında devam ettiğinde ittifak etmişlerdir. Şafiî gibi kimisi asgarîyi, İmâm A'zâm gibi kimisi de a'za-mîyi tercih etmişlerdir, ki şübheden tamamen salim olan da budur. Acaba on dirhemden ziyâde bir mikdâr kabulüne imkân yok mudur? Biz buna vardır ce­vâbını vermek istiyoruz ve nisâb mikdânnın bu iki sınır arasında cereyanı üze­rinde ittifak edilmiş olduğuna kaail bulunuyoruz. Madem ki, nisabın aslı mes'elesi ictihâd sahasıdır ve madem ki bu bâbda şübhe mes'elesinin büyük bir ehemmi yeti vardır, o hâlde bunun ictihâdî mâhiyetini muhafaza eden bir zaman mes'e-leşi olduğunu kabul etmek lâzım gelir. Eğer böyle olmasa idi, müctehidlere a'zamî ve asgari fikirlerini veren misâller ve haberler sabit olmazdı. Bir dînâr, bir mis-kâl altın demektir ki, o zaman ondört kırat olan sebi' vezni dirhem ile on dir­hem gümüş kıymetçe buna denk idi. Oniki dirhem sayıldığı dahî varsa da, bu daha küçük bir dirhem mikyasıdır. Buna nazaran dörtte bir dînâr, üç dirhem olur... Demek ki, o zamanlar altın, gümüş farkı ortalama olarak bire on; şimdi ise bu fark beş-altı misli artmıştır. Bir mıskal altın, sekiz on dirhem değil, kırk-elli dirhem gümüş muâdiline çıkmıştır. Altın-gümüş farkı böyle olduğu gibi, eş­ya ile nakid paralar arasında da bu farklar görülmektedir. Bir zaman bir miskâl altına denk olup zaruret şübhesini kesen on dirhem gümüş, bugün için o zama­nın üç dirhem gümüşünden daha az bir kıymette bulunduğunda şübhe olmadığı gibi, bugünün bir miskâl altım da böyledir. Binâenaleyh nisâb mikdârı, zaruret şübhesini def noktasından zamanın değişmesi ile değişmektedir. Bu misâller­den istifâde ederek zamanına göre şübheye yer bırakmayacak şekilde bir mik-dâr ta'yîni caiz, hattâ lâzımdır. Zîrâ: "Kim son derece açlık hâlinde çaresiz kalırsa, günâha meyi maksadı olmaksızın (haram olan etlerden yiyebilir). Çün­kü Allah gafurdur, rahimdir" (el-Mâide: 3) hükmünün cezalarda dahî mu'teber olduğunda söz olmadığı gibi, bunun şübhesinin de mu'teber olduğunda şübhe yoktur. Ve işte nisâb mikdârı o günahı ve ona karşı ceza istihkakı ta'yîn edecek olan bir miyardır" (Hakk Dîni, II, 1673-1674)

[24] Alî'nin bu hükmünü Dârakutnî rivayet etmiştir. Şâfıî de Kitâbu '1-fhrüâfta: Alî'­nin hırsızın elini bilhassa küçük parmak, yüzük parmağı ve orta parmaktan ke­ser de: Ben onu amelsiz bırakmaktan dolayı Allah'tan utanırım, der olduğunu rivayet etmiştir (Kastallâm).

[25] Katâde'nin sözünü de Ahmed, Târîh'inde rivayet etmiştir.

[26] Bunun birkaç rivayetini Müslim de Hudûd'da getirmiştir.

[27] Bu hadîs metinlerdeki "Mıcenn", "Hacefe", "Turs" kelimelerinin delâlet et­tiği ma'nâlar Tavzih sahibinin beyânına göre birdir. Kalkan demektir. Ancak yapılış tarzlarına göre aralarında fark bulunmaktadır. Bunların kıymetlerinin ne kadar olduğu bildirilmiştir. Üç dirhem olmak ihtimâli de vardır, on dirhem olmak ihtimâli de vardır. Bundan sonra gelen İbn Umer hadîsinde üç dirhem sözü açıkça söylenmiştir.

[28] Bunun bir rivayeti 12 rakamıyle geçmişti.

Yüce Allah hırsız aleyhine el kesmeyi vâcib kılmak suretiyle mallan koru­muştur. Hâlbuki hırsızlığın dışında olan mal kapmak, baskın ve talanla malı ga-nîmet olarak kapışmak, bir kimseden haksız oiarak zorla ve zulümle mal almak hususlarında ise bu cezayı koymamıştır. Çünkü bu nevi' suçlar, hırsızlığa nis-betle az vâki' olur. Bu nevi' vak'alarda selâhiyetli merci'ler nezdinde istid'â et­mek suretiyle malların geri alınması mümkün ve bir de hırsızların aksine bunun üzerine beyyine getirmek de kolay olur. Zîrâ hırsızlık üzerine beyyine getirmek nadiren kaabil olur. İşte bu sebeblerden ötürü hırsızlık işi büyük ve bundan men' hususunda daha te'sîrli olsun diye cezası da şiddetli olmuştur. Müslümanlar kes­me cezasının furûâtında ihtilâf etmişlerse de umûmî olarak hırsızın elinin kesil­mesinde ittifak etmişlerdir {Müslim Ter., V, 277, 2. haşiye).

[29] Yânî hırsız hadden sonra tevbe ettiği zaman bu tevbesi ona fayda verir

[30] Bunun bir rivayeti Şehâdetler'de uzun bir metinle geçmişti. Müslim'in bir riva­yetinde bu fıkra Mekke fethinde hırsızlık yapan yüksek mevki'li kadındır. Pey-gamber'in o zaman yaptığı hutbenin sonunda ayrı bir fıkra olarak Yûnus'tan getirilmiştir. Müslim Ter., V, 281-282 "1688".

[31] Bunun bir rivayeti 9. bâbda, 13 rakamıyle de geçmişti.

Buhârî'nin hadîsin sonundaki sözü, el-Kuşmeyhenî nüshasında sabittir, di­ğerlerinde yoktur.