93- KITABU'L-FITEN.. 2

1- Yüce Allah'ın "Ve öyle bir fitneden sakının ki, hiç de içinizden yalnız zulmedenlere dokunmakla kalmaz ve bilin ki Allah'ın azabı şiddetlidir" (el-Enfâl: 25) Kavlinin Beyânı İle Peygamber(S)'İn Fitnelerden Sakındırmasının Beyânı Hakkında Gelen Hadîsler Babı 2

2- Peygamber(S)İn: "Sizler benden sonra hoşlanmayacağınız birtakım çirkin işler göreceksiniz" Kavli Babı 2

3- Peygamber(S)'İn: 'Ümmetimin helaki beyinsiz birtakım gençlerin elleriyledir" Kavli Babı 3

4- Peygamber(S)'İn: "Vukû'u yaklaşan bir şenden dolayı vay Arab'ın hâline!" Kavli Babı 4

5- Fitnelerin Meydana Gelmeleri Babı 4

6- Bâb: 5

7- Peygamber(S)'İn: 'Kim bize silâh çekerse, o bizden değildir" Kavli Babı 6

8- Peygamber(S)'İn: "Benden sonra birbirinizin boyunlarını vuracak kâfirlere dönmeyiniz" Kavli Bâbî 6

9- Bâb: 7

10- Bâb: 8

11- Bâb: Bir Devlet Başkanı Üzerinde Toplanmış Bir Cemaat Bulunmadığı Zaman (Bu Fitne, Dağınıklık Ve İhtilâf Hâlinde) Müslümânın İşi Nasıl Olacaktır?. 8

12- Fitneler Ve Zulümler Ehlinin Ferdlerini Çoğaltan Kimseler Babı 9

13- Bâb: Müslüman, Değersiz Ve Hayırsız İnsanlar İçinde Kaldığı Zaman (Ne Yapacaktır)? 9

14- Fitne Sırasında (Fesad Yeri Olan Şehirlerden Kaçarak) Çöl Arabları'yla Oturmak Babı 10

15- Fitnelerden Allah'a Sığınmak Babı 10

16- Peygamber(S)'İn: "Fitne doğu cihetindedir Kavli Babı 11

17- Denizin Dalgalanması Gibi Dalgalanacak Olan Fitne Babı 12

18- Bâb. 13

19- Bâb. 14

20- Bâb: 14

21- Peygamber(S)'İn Alî'nin Oğlu Hasen İçin: "Benim bu oğlum elbette bir seyyiddir. Umarım kit Allah bu oğlum sebebiyle müslümânlardan iki büyük fırkanın arasını ıslâh eder" Kavli Babı 14

22- Bâb: Bir İnsan Bir Kavmin Yanında Birşey Söyler De Sonra Onların Yanından Çıkar Ve Söylediğinin Zıddını Söylerse?. 15

23- Bâb: 16

24- Zamanın (İlk Hâlinden) Değiştirilmesi, Nihayet Putlara İbâdet Etmeleri Babı 16

25- (Hicaz Arazîsinde) Ateş Çıkması Babı 17

26- Bâb. 17

27- Deccâlin Zikri Babı 18

28- Bâb: Medine'ye Deccâl Giremez. 19

29- Ye'cûc Ve Me'cûc Babı 20


Rahman ve Rahîm olan Allah'ın ismiyle

 

93- KITABU'L-FITEN

(Fitneler Kitabı)

 

1- Yüce Allah'ın "Ve öyle bir fitneden sakının ki, hiç de içinizden yalnız zulmedenlere dokunmakla kalmaz ve bilin ki Allah'ın azabı şiddetlidir" (el-Enfâl: 25) Kavlinin Beyânı İle Peygamber(S)'İn Fitnelerden Sakındırmasının Beyânı Hakkında Gelen Hadîsler Babı [1]

 

1-.......Abdullah ibnu Ebî Muleyke şöyle demiştir: Esma bintu Ebî Bekr (R) söyledi ki, Peygamber (S) şöyle buyurmuştur: "Ben (kv-yâmet gününde) havzımın başında benim yanıma gelecek olanları bek­lerim. Derken benim yakınımda birtakım insanlar yakalanırlar. Ben:

—  Onlar benim ümmetimdir; derim. Allah:

— Sen onların senden sonra dînlerinden arkalarına dönüp git­tiklerini bilmezsin! buyurur".

Abdullah ibn Ebî Muleyke:

— Allah'ım, bizler topuklarımız üzerinde arkamıza dönmekten yâhud (dînimizde) fitnelere uğratılmaktan Sana sığınırız! demiştir.

 

2-.......Abdullah ibn Mes'üd (R) şöyle dedi: Peygamber (S) şöyle buyurdu: "Ben sizin havuz başına ilk varan öncünüzüm. Yemîn ol­sun orada sizden bir takım adamlar bana kaldırılıp gösterilecek, hat­tâ ben onlara vermek üzere elimi uzatırım ki, bu sırada onlar çekilip benden uzaklaştırılırlar. Ben:

— Ey Rabb'im! Onlar benim sahâbîlerimdirler! derim. Yüce Allah:

— Sen onların senden sonra dînde neler îcâd ettiklerini bilmez­sin! buyurur" [2]

 

3-.......Ebû Hazım şöyle demiştir: Ben Sehl ibn Sa'd(R)'dan işit­tim, o şöyle diyordu: Ben Peygamber (S)'den işittim, o şöyle buyuru-yordu: "Ben sizin havuz başında öncünüzüm. Ona gelen içer, ondan içen ebediyyen bir daha susamaz. Ve muhakkak benim yanıma bir-takım kavimler gelecekler ki, ben onları tanırım, onlar da beni tanır­lar. Sonra benimle onlar arasına bir perde konulur".

Ebû Hazım dedi ki: Ben bu hadîsi kendilerine tahdîs ederken Nu'-mân ibn Ebî Ayyaş da işitti ve:

— Sen bu hadîsi Sehl'den bu şekilde söylerken işittin mi? diye sordu.

Ben de:

—  Evet, dedim.

Ebû Hazım şöyle dedi: Ve ben Ebû Saîd el-Hudrî üzerine şehâ-det ediyorum ki, muhakkak surette ben ondan işittim, o şu sözler ziyâde ederek Peygamber'in şöyle buyurduğunu söylüyordu:

— "Onlar muhakkak bendendirler, derim. Bana:

— Sen onların senin ardından ne tebdiller yaptıklarını bilmez­sin, denilir.

Ben de:

— Benden sonra (dînde) değiştirme yapanlar uzak olsunlar, uzak olsunlar! derim" [3].

 

2- Peygamber(S)İn: "Sizler benden sonra hoşlanmayacağınız birtakım çirkin işler göreceksiniz" Kavli Babı [4]

 

Abdullah ibn Zeyd de:

Peygamber (S) "Havuz başında bana kavuşuncaya kadar sabrediniz" buyurdu, demiştir [5].

 

4-.......Bize Zeyd ibnu Vehb tahdîs etti: Ben Abdullah ibn Mes'ûd(R)'dan işittim, şöyle dedi: Rasûlullah (S) bizlere:

— "Sizler benden sonra istikbâlde (dünyâ işleri ve paylarında) başkalarının size tercih edildiğini ve (dîn işlerinde de) hoşlanmayaca­ğınız birtakım (bid'atlı) işler göreceksiniz" buyurdu. Sahâbîler:

— Yâ Rasûlallah! Bu vaziyet karşısında bizlere nasıl hareket et­memizi emredersiniz? diye sordular.

Rasûlullah:

—  "Emirlere istedikleri haklarım eda ediniz, kendi hakkınızı da Allah'tan isteyiniz" buyurdu [6].

 

5-.......Ebû Recâ'dan; o da İbn Abbâs(R)'tan tahdîs etti ki, Pey­gamber (S) şöyle buyurmuştur: "Her kim emîrinden meydana gelen bir hareketi fena görürse, sabretsin (isyankâr vaziyet almasın). Çün­kü her kim sultândan (yânî ona itaatten) bir karış dışarı çıkarsa, o, Câhiliyet ölümüyle ölür" [7].

 

6-....... Bana Ebû Recâ el-Utâridî tahdîs edip şöyle dedi: Ben İbn Abbâs(R)'tan işittim, Peygamber (S) şöyle buyurmuştur: "Her kim emîrinden hoşlanmayacağı bir şeyin meydana geldiğini görürse, onun fenalığına sabretsin (isyan etmesin). Çünkü herkim (İslâm) ca­miasından bir karış ayrılır da ölürse muhakkak o, Câhiliyet ölümü ile ölür" [8].

 

7-.......Cunâde ibnu Ebî Umeyye şöyle demiştir: Bizler, hasta hâlinde iken, Ubâde ibnu's-Sâmit(R)'in yanma girdik ve ona:

— Allah seni iyileştirsin, sen bize Peygamber(S)'den işittiğin ve Allah'ın onunla seni faydalandıracağı bir hadîs tahdîs et, dedik.

O şöyle dedi: Peygamber (S) bizi (Ensâr cemâatini Akabe gecesi bey'at için) çağırdı. Biz de kendisiyle bey'at ettik.

Ubâde dedi ki: Peygamber'e, Ensâr üzerine bir borç olarak biz­den aldığı ahid ve mîsâkta şöyle söyleyip bey'at ettik: "Allah ve Ra-sûlü'nün emirlerini dinleyip onlara hem neş'eli, hem kederli zamanımızda; hem zor, hem kolay hâlimizde itaat etmek ve âmirle­rimiz kendi arzularını nefislerimiz üzerine tercîh etseler dahî onlara itaat etmek ve niza (ve kıtal) etmemek üzere bey'at ettik, ancak emî-rin açık bir küfrünü görseniz, onun küfrü hakkında yanınızda Al­lah'ın Kitâbı'ndan kuvvetli bir deliliniz olması hâli müstesnadır" [9].

 

8-.......Bize Şu'be, Katâde'den; o da Enes ibn MâIik(R)'ten; o da Useyd ibn Hudayr(R)'dan şöyle tahdîs etti: Ensâr'dan bir kimse Peygamber(S)'e geldi de:

— Yâ Rasûlallah! Beni zekât âmili veya bir yere vâlî ta'yîn bu­yurmaz mısınız? Nitekim (Muhacirler'den) fulânı ta'yîn ettiniz! diye ta'rîz eyledi.

Rasûhıllah:

— "(Ey Ensâr cemâati!) Şübhesiz sizler benden sonra yakında (böyle dünyâ işlerinde) başkalarının size tercîh edildiği zamana ka­vuşacaksınız. Bununla beraber yine de siz sabrediniz! Nihayet (kıya­met günü) bana kavuşacaksınız" buyurdu [10].

 

3- Peygamber(S)'İn: 'Ümmetimin helaki beyinsiz birtakım gençlerin elleriyledir" Kavli Babı

 

9-.......Bize (Emevîler'den) Amr ibnu Yahya ibn Saîd tahdîs edip şöyle dedi: Bana dedem Saîd ibn Amr haber verip şöyle dedi: Ben (bir kerre Muâviye zamanında) Medine'de Peygamber'in mescidinde, Ebû Hureyre ile beraber oturuyordum. Yanımızda Mervân ibnu'l-Hakem de vardı. Ebû Hureyre (R):

— Ben (kendisi fıtraten) doğru sözlü olan ve (Allah tarafından) doğruluğu tasdik olunan Rasûlullah(S)'tan: "Ümmetimin helaki, Ku-reyş'ten birkaç gencin ellerindedir" buyururken işittim, dedi.

Mervân:

— Allah'ın la'neti o gençlerin üzerine olsun! dedi. Ebû Hureyre:

—  Eğer Fulân oğulları ve Fulân oğulları diye isimlerini söyle­mek isteseydim, muhakkak söylerdim, dedi.

Emevîler'den Amr ibnu Yahya dedi ki:

— Mervân oğullan İslâm hükümetini alarak Şam'a mâlik olduk­ları sırada büyükbabam Saîd ibn Amr ile beraber Mervân oğullan'-na giderdik. Bir kerresinde büyükbabam orada birtakım genç genç Mervân oğulları'nı gördü de bize: Belki şu gençler bu ümmetin hela­kine sebeb olacak gençlerden olabilirler, dedi (de Ebû Hureyre hadî­sine işaret etti). Biz de büyükbabama: (Rasûlullah'ın bu haberini) sen daha iyi bilirsin! dedik [11].

 

4- Peygamber(S)'İn: "Vukû'u yaklaşan bir şenden dolayı vay Arab'ın hâline!" Kavli Babı

 

10-.......Zeyneb bintu Cahş (R) şöyle demiştir: Peygamber (S) uykudan yüzü kıpkırmızı olarak uyandı da:

— "Lâ ilahe ille'ttah! Vukû'u yaklaşan bir şenden, büyük bir fitneden dolayı vay Arab'ın hâline! Bu gün Ye'cûc ve Me'cûc şed­dinden şunun gibi bir delik açıldı!" buyuruyordu.

Sufyân ibn Uyeyne (şağ şehâdet parmağının ucunu dibine geti­rip yummakla bu parmağın iki boğumu Sürülmüş yılan gibi olmasıy-le) doksan işareti yaptı yâhud yüz işareti bağladı. (Zeyneb dedi ki:)

—Bizim içimizde bu kadar sâlih kimseler varken, biz helak olur

muyuz? denildi. Peygamber:

Hakem, Rasûlullah'ın hayâtı zamanında işlediği kötülüklerden dolayı Ta­ife sürülmüş ve Mervân orada dünyâya gelmişti. Ebû Bekr ve Umer devrinde de orada sürgün yaşayan bu baba ve oğul, Hz. Usmân halîfe olunca,

— "Evet, pislik (yânî fısk, fucûr, fuhuş ve ma'siyet) çoğaldığı zaman (helak olursunuz)" buyurdu [12].

 

11-.......Usâme ibn Zeyd (R) şöyle demiştir: Peygamber (S) yük­sek bir yerden Medîne evleri arasından yükselen köşklere baktı da:

—  "Benim görmekte olduğum fitneleri sizler görebiliyor musu­nuz?" buyurdu.

Sahâbîler:

—  Hayır, dediler. Rasûlullah:

—  "Şübhesiz ben, evlerinizin aralarına dökülen fitne ve felâket mahallerini, şiddetli yağmur sellerinin açtığı yarlar gibi (gözümle) görü­yorum" buyurdu [13].

 

5- Fitnelerin Meydana Gelmeleri Babı

 

12-.......Bize Ma'mer, ez-Zuhrî'den; o da Saîd ibnu'l-Müseyyeb'den; o da Ebû Hureyre(R)'den tahdîs etti ki, Peygamber (S):

—  "(Kıyametin yaklaşması alâmetleri şunlardır:) Zaman birim­leri birbirine yakın olur (yıllar ay, aylar gün, günler de saat gibi hızla geçer). Allah 'a kulluk ve hayır amelleri eksilir, kalblere şiddetli cim­rilik atılıp yerleştirilir, birçok fitneler meydana gelir ve hercümerc çoğalır" buyurdu.

Sahâbîler:

—  Yâ Rasûlallah! O here nedir? diye sordular. Rasûlullah da iki kerre:

—  "Öldürme, öldürme!" buyurdu [14].

Şuayb, Yûnus, el-Leys, ez-Zuhrî'nin kardeşinin oğlu; bu üçü de ez-Zuhrî'den; o da Humeyd'den; o da Ebû Hureyre'den; o da Pey-gamber(S)'den olmak üzere söylediler [15].

 

13-.......Şakîk şöyle dedi: Ben Abdullah ibn Mes'ûd'un ve Ebû Mûsâ el-Eş'arî'nin beraberinde idim, bu ikisi: Peygamber (S) "Kıya­metin kopmasının önünde öyle bir takım günler vardır ki, onlarda Yeryüzüne cahillik inip yayılır, ilim kaldırılır ve öldürmekten ibaret olan hercümerc çoğalır" buyurdu, dediler.

 

14-.......Bize Şakîk tahdîs edip şöyle dedi: Abdullah ibn Mes'ûd ile Ebû Mûsâ oturdular da birbirlerine hadîs söylediler. Ebû Mûsâ:

— Peygamber (S): "Kıyametin önünde öyle günler vardır ki, on­larda ilim kaldırılır, cahillik inip yayılır, katiden ibaret olan hercü-merc çoğalır" buyurdu, dedi.

 

15-.......Ebû Vâil şöyle demiştir: Ben Abdullah ibn Mes'ûd ile Ebû Mûsâ el-Eş'arî'nin beraberinde oturmakta idim. Ebû Mûsâ (R): Ben Peygamber(S)'den bundan önceki hadîsin benzerini işittim. "Here" Habeş dilinde "Öldürmek"tir, dedi [16].

 

16-.......BizeŞu'be, Vâsıl ibn Hayyân'dan; odaEbû Vâil'den;

o da Abdullah ibn Mes'ûd'dan tahdîs etti. Zannediyorum ki, Abdul­lah bu hadîsi Peygamber'e yükselterek şöyle buyurdu, dedi: "Kıya­metin kopmasından önce here günleri vardır ki, onlarda ilim zail olur ve cehalet meydana çıkar".

Ebû Mûsâ: "Here", Habeş dilinde "ÖIdürmek"tir, dedi.

Ebû Avâne, Âsım'dan; o daEbû Vâil'den söyledi ki, Ebû Mûsâ el-Eş'arî, Abdullah ibn Mes'ûd'a:

— Sen Peygamber (S)'in zikretmiş olduğu kıyametten önceki o here günlerini biliyorsun, deyip bundan önceki hadîs tarzında söyle­miştir.

İbn Mes'ûd:

— Ben Peygamber(S)'den: "Kendileri hayâtta bulunup da kıya­metin koptuğu zamana erişen kimseler, insanların şerrlilerindendir" buyururken işittim, demiştir [17].

 

6- Bâb:

 

"Bundan sonra gelecek zaman, muhakkak evvelkinden daha şerrli olacaktır"

 

17-.......Bize Sufyân es-Sevrî tahdîs etti ki, ez-Zubeyr ibnu Adiyy şöyle demiştir: Biz Haccâc'dan karşılaştığımız_zulümden dolayı Enes ibn Mâlik'e gidip şikâyet ettik. Enes ibn Mâlik (R):

— Sabrediniz! Çünkü bundan sonra üzerinize gelecek zaman, muhakkak bundan daha şerrli olacaktır. Ve bu fenalık (siz ölüp de) Rabb'inize kavuşuncaya kadar (asırlarca) böyle sürüp gidecektir. Ben bu sözü Peygamberiniz(S)'den işittim, dedi [18].

 

18-.......Peygamber'in zevcesi Ümmü Seleme (R) şöyle demiş­tir: Bir gece Rasûlullah (S) dehşetle uyandı da şöyle buyuruyordu: "Subhânallah! Allah bu gece ne hazîneler indirdi! Ve ne fitneler in­dirildi! Hücrelerin sahibeleri olan kadınları (yânî zevcelerini) namaz kılmaları için kim uyandırır? Dünyâda nice giyinik kadınlar vardır ki, âhirette çıplaktırlar" [19].

 

 

7- Peygamber(S)'İn: 'Kim bize silâh çekerse, o bizden değildir" Kavli Babı

 

19-.......Bize Mâlik, Nâfi'den; o da Abdullah ibn Umer(R)'den haber verdi ki, Rasûlullah (S): "Her kim biz müslümânlara silâh çe­kip kıtal ederse, artık o biz müslümânların camiasından değildir" buyurmuştur [20].

 

20-....... Bize Ebû Usâme; Bureyd'den; o da Ebû Burde'den;

o da Ebû Mûsâ eI-Eş'arî(R)'den tahdîs etti ki, Peygamber (S): "Her kim bize silâh çekerse, artık o bizden değildir" buyurmuştur [21].

 

21-.......Hemmâm ibn Münebbih şöyle demiştir: Ben Ebû Hureyre(R)'den işittim, Peygamber (S) şöyle buyurmuştur: "Sakın si­zin biriniz silâhını (çıkarıp da) dîn kardeşine işaret etmesin! Çünkü işaret eden kimse bilmez, belki şeytân eline hız verip çeker de (dîn kardeşini vurur) bu suretle cehennemden bir çukura yuvarlanır" [22]

 

22-.......Bize Sufyân ibn Uyeyne tahdîs edip şöyle dedi: Ben Amr ibn Dînâr'a;

— Yâ Ebâ Muhammedi Sen Câbir ibn AbdilIah(R)'tan: Bir adam mescidden geçti, yanında (demirleri meydanda) okları vardı. Rasû-Iullah (S) ona "Demirlerinden tut (da kimseye dokunmasınlar)" bu­yurdu, derken işittin mi? diye sordum.

Amr ibn Dînâr:

— Evet işittim, diye cevâb verdi.

 

23-.......Bize Hammâd ibn Zeyd, Amr ibn Dînâr'dan; o da Câ­bir ibn Abdillah(R)'tan şöyle tahdîs etti: Bir adam mescidden geçti, yanında demirlerim meydana çıkarmış olduğu birçok okları vardı. Rasûlullah (S) tarafından, okların herhangibir müslümâna dokunup yaralamaması için, demirli taraflarından tutması emrolundu.

 

24-....... Bize Ebû Usâme, Bureyd'den; o da Ebû Burde'den; o da Ebû Mûsâ(R)'dan tahdîs etti ki, Peygamber (S) şöyle buyurmuş­tur: "Herhangibiriniz mescidimizin yâhud çarşımızın birinden yanında demirli oklar varken geçecek olursa, okların demirlen üzerinden tut­sun -yâhud: Onlardan birini müslümânlardan bir kimseye isabet et­tirmemek için demirlerini avucunun içiyle alıp tutsun-!" buyurdu [23].

 

8- Peygamber(S)'İn: "Benden sonra birbirinizin boyunlarını vuracak kâfirlere dönmeyiniz" Kavli Bâbî

 

25-.......Bize Şakîk tahdîs edip şöyle dedi: Abdullah ibn Mes'ûd (R):  Peygamber (S): "Müslümâna sövmek fısk, onunla kıtal et­mek küfürdür" buyurdu, demiştir [24].

 

26-....... Bana Vâkıd, babası Muhammed ibn Zeyd'den haber verdi ki, İbn Umer (R) Peygamber(S)'den: "Benden sonra birbirleri-nizin boyunlarını vuracak kâfirlere dönmeyiniz" buyururken işitmiş-ür [25].

 

27-.......Bize İbnu Şîrîn, Abdurrahmân ibn Ebî Bekre'den; o da babası Ebû Bekre'den ve diğer bir adamdan -ki o, kimse (yânî Hu-meyd ibn Abdirrahmân) benim nefsimde Abdurrahmân ibn Ebî Bek­re'den daha faziletlidir- tahdîs etti ki, Ebû Bekre (R): Rasûlullah (S) Minâ'da Nahr gününde insanlara hutbe yaptı da:

—  "Bu hangi gündür biliyor musunuz?" buyurdu. Sahâbîler:

—  Allah ve Rasûlü en bilendir! dediler.

Hattâ biz, Rasûlullah bu güne eski adından başka bir ad vere­cek sandık.

Rasûlullah:

— "Bu, nahr günü değil midir?" buyurdu. Biz:

—  Evet yâ Rasûlallah, nahr günüdür! dedik. Rasûlullah:

—  "Bu içinde bulunduğunuz hangi beldedir? Bu, Mekke belde­si değil midir?" buyurdu.

Bizler:

—  Evet yâ Rasûlallah, Mekke'dir! dedik. Rasûlullah:

—  "Şu hâlde iyi biliniz ki, bu ayınızda, bu beldenizde, bu günü­nüzün haram olduğu gibi kanlarınız, mallarınız, namuslarınız ve be­denlerinizin dış yüzü olan derileriniz birbirinize haramdır (Her türlü saldırıdan korunmuştur). Dikkat edin! Bunu sizlere tebliğ ettim mi?" buyurdu.

Bizler:

— Evet tebliğ ettin! dedik. Rasûlullah:

—  "Allah'ım, şâhid ol!" dedikten sonra:

—  "Bunu burada hazır bulunanlar, burada hazır bulunmayan­lara (yânî müstakbel nesillere) tebliğ etsin. Çünkü bâzı tebliğ edici bunu kendisinden daha iyi belleyecek olana tebliğ edebilir" buyurdu.

Muhammed ibn Kesîr: Tebliğ böyle olmuştur (yânî tebiîğ çok ker-re böyle hafızlardan daha iyi hafız olanlara yapilagelmiştir), dedi. Rasûlullah:

—  ''Benden sonra birbirinizin boyunlarını vuracak kâfirlere dön­meyiniz" buyurdu.

Abdurrahmân ibn Ebî Bekre şöyle dedi: Câriye ibnu Kudâme onu yaktığı vakit, el-Hadramî'nin yakıldığı gün olunca, Câriye ken­di askerlerine:

— Ebû Bekre Nufey'e bakınız; o teslîm ve inkıyâd üzere mi yâ-hud değil mi? dedi.

Askerler ona:

— İşte bu Ebû Bekre'dîr ki, o senin el-Hadramî'ye yaptığın işi görmektedir (belki o seni söz yâhud silâhla reddetmektedir), dediler.

Abdurrahmân ibn Ebî Bekre, geçen senedle şöyle dedi: Bana an­nem, Ebû Bekre Nufey'den: Onun (onların: Belki o seni silâh yâhud sözle inkâr etmiştir, dediklerini işittiği zaman): Eğer onlar evimde üze­rime girmiş olsalardı, ben onlara karşı kendimi müdâfaa etmek için bir kamış deyneğini de uzanıp tutmazdım! dediğini tahdîs etti [26].

 

28-.......İbn Abbâs (R): Peygamber (S): "Benden sonra (geri­sin geri giderek) dîninizden dönüp de birbirlerinizin boyunlarını vu­racak kâfirler olmayınız" buyurdu, demiştir [27].

 

29-.......Cerîr ibn Abdillah el-Becelî (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S) Veda Haccı'nda bana:

—  "İnsanları sustur da dinlesinler!" diye emretti. İnsanlar sükût ettikten sonra:

—  "Benden sonra birbirinin boyunlarını vuran kâfirlere dönme­yiniz!" buyurdu [28].

 

9- Bâb:

 

'Fitne zamanında oturanın fitnesi, ayakta durandan hayırlı olur".

 

30-.......(Buradaki iki senedle) Ebû Hureyre (R): Rasûlullah (S) şöyle buyurdu, demiştir: "Yakın gelecekte birtakım fitneler olacak­tır. Fitne zamanında (ona karışmayıp) oturan kişi, ayakta durandan hayırlıdır. O zaman ayakta duran da (fitne sebeblerini hazırlamaya) gidenden hayırlıdır. Bu yolda yürüyen de bi'Ufiil fesada çalışandan hayırlıdır. Her kim fitne olacağını bilip de, onu görmeğe çalışırsa, muhakkak onun kahrına uğrar. Her kim o fitne zamanı iltica edecek veya sığınacak bir yer bulursa, hemen sığınsın (fesâdcılara karışma­sın)" [29].

 

31-.......Ebû Hureyre (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S) şöyle buyurdu: "İleride birtakım fitneler olacaktır. Fitne zamanlarında otu­ran kimse, ayakta durandan hayırlıdır. Ayakta duran da yürüyen­den hayırlıdır. Yürüyen de koşandan hayırlıdır. Fitneyi görmeğe çalışan onun şerrini görür. Her kim fitne zamanı iltica edecek veya sığınacak bir yer bulursa, hemen ona sığınsın!' [30].

 

10- Bâb:

 

"İki müslümân kılıçları ile karşılaştıkları zaman...

 

32-.......Bize Hammâd, ismini söylemediği bir adamdan; o da Hasen Basrî'den tahdıs etti ki (Ahnef ibn Kays) şöyle demiştir: Ben Alî ile Muâviye arasındaki harb fitnesi günlerinde silâhımla çıkmış­tım. Akabinde beni Ebû Bekre karşıladı da:

—  Nereye gitmek istiyorsun? diye sordu. Ben de:

— Rasülullah'ın amcası oğluna (yânî Alî'ye) yardım etmek isti­yorum, dedim.

Ebû, Bekre bana şöyle dedi:

— Rasûlullah (S): "İki müslümân kılıçlarıyle birbirlerine yöne-lip vuruştukları zaman, ikisi de (yânî öldüren de, ölen de) ateştedir" buyurdu. Öldüren böyledir, ama ölene ne oldu? diye soruldu. Rasû­lullah: "Ölen de arkadaşını öldürmek istemiştir" buyurdu.

Hammâd ibn Zeyd şöyle dedi: Ben bu hadîsi Eyyûb es-Sahtıyânî ile Yûnus ibn Ubeyd'e zikrettim de, bunu onların da bana tahdîs et­melerini istiyordum. Onların ikisi de: Bu hadîsi Hasen Basrî ancak el-Ahnef ibn Kays'tan; o da Ebû Bekre'den olmak üzere rivayet et­miştir, dediler [31].

 

33- Bize Süleyman tahdîs etti. Bize Hammâd bu hadîsi tahdîs etti.

Ve Muemmel de şöyle dedi: Bize Hammâd ibn Zeyd tahdîs etti. Bize Eyyûb, Yûnus, Hişâm ibn Hasan ve Muallâ ibnu Ziyâd, Hasen Basrî'den; o da el-Ahnef ten; o da Ebû Bekre'den; o da Peygam--ber(S)'den olmak üzere tahdîs ettiler.

Ve bunu Ma'mer, Eyyûb'dan rivayet etti. Bunu Bekkâr ibnu Ab-dilazîz, babasından; o da Ebû Bekre'den rivayet etti.

Ğunder de şöyle dedi: Bize Şu'be, Mansûr'dan; o da Rıb'î ibn Hırâş'tan; o da Ebû Bekre'den; o da Peygamber'den tahdîs etti.

Hâlbuki Sufyân es-Sevrî bunu Mansûr'dan diye yükseltmedi [32].

 

11- Bâb: Bir Devlet Başkanı Üzerinde Toplanmış Bir Cemaat Bulunmadığı Zaman (Bu Fitne, Dağınıklık Ve İhtilâf Hâlinde) Müslümânın İşi Nasıl Olacaktır?

 

34-.......Ebû îdrîs el-Havlânî, Huzeyfe ibnu'l-Yemân(R)'dan şöy­le derken işitmiştir: İnsanlar Rasûlullah(S)'a

(geleceğe âid) hayırdan sorarlardı. Ben de (İslâm Ümmeti'ne gelecek) şerrden -o şerrin bana erişmesinden korkarak- sorardım. Bu endîşe ile bir kerresinde:

— Yâ Rasûlallah! Biz vaktiyle Câhiliyet devrinde şirk ve küfür içinde idik. Sonra Allah bize şu büyük İslâm hayrını getirdi. Bu ha­yır ve saadetten sonra gelecek bir şerr ve fitne var mıdır? diye sordum.

Rasûlullah:

—  "Evet vardır" buyurdu. Ben:

—  O şerrden ve fitneden sonra bir hayır ve salâh var mıdır? dedim.

Rasûlullah:

—  "Evet bir hayır ve salâh vardır. Fakat onun içinde bâzı şerr ve fesâd bulunacak (hayrı bulandıracak, duruluğunu bozacak)" buyurdu.

Ben:

— O hayrın (temizliğini bulandıracak) kiri nedir? diye sordum. Rasûlullah:

—  "O devrin âmirlerinden bir zümre ümmeti benim sünnetim ve yolumun hilâfına idare edecekler. Sen o devrin âmir ve valilerin­den bâzılarının hareketlerini (doğru bulup) tasvîb, bâzılarının hare­ketlerini de (çirkin bulup) reddedeceksin!" buyurdu.

Ben:

— Yâ Rasûlallah! Bu karışık hayır devrinden sonra, yine bir şerr ve fesâd devri gelecek midir? -dedim.

Rasûlullah:

— "Evet gelecektir. O devirde birtakım da'vetçiler (propagan­dacılar) halkı cehennem kapıları üzerine çağıracaklar. Her kim onla­rın da'vetine icabet ederse, onu cehenneme atacaklar" buyurdu.

Ben:

—  Yâ Rasûlallah! Bu da'vetçileri bize vasfetseniz!? dedim. Rasûlullah:

—  "Onlar bizim milletimizden insanlardır. Bizim dillerimizle ko-

nuşurlar (hâlbuki gönüllerinde hayırdan eser yoktur)" buyurdu. Ben:

— Yâ Rasûlallah! O devir bana yetişirse (yânî ben o devirde ya­şarsam) nasıl hareket etmemi emredersiniz? dedim.

Rasûlullah:

—  "İslâm cemâatine mutâbaat et ve onların devlet başkanları­na itaat eyle!" buyurdu.

Ben:

— Yâ Rasûlallah! Onların bir cemâati yoksa, başlarında devlet başkanları da yoksa? dedim.

Rasûlullah:

—  "O takdirde sen bu fırkaların hepsinden ayrıl (evine çekil). Velev ki, bu ayrılman bir ağaç kökünü ısırman suretiyle (meşakkatli) olsa bile. Artık ölüm sana erişinceye kadar, sen bu ayrılık üzere bu­lun!" buyurdu [33].

 

12- Fitneler Ve Zulümler Ehlinin Ferdlerini Çoğaltan Kimseler Babı

 

35-.......Ve el-Leys, Ebû'l-Esved'den söyledi ki, Ebû'l-Esved şöyle demiştir: (İbnu'z-Zubeyr zamanında Şâm ehli ile mukaatele et­meleri için) Medine ehli üzerine bir ordu ayrılmıştı. Ben de kendimi bu orduya yazdırmıştım. Akabinde İkrime'ye kavuştum da kendimi bu orduya yazdırdığımı ona haber verdim. O beni bundan şiddetle nehyettikten sonra, şöyle dedi:

— Bana İbn Abbâs (R) şöyle haber verdi: Müslümanlardan bir­takım insanlar (Mekke'de kalıp hicret etmeyerek) müşriklerin bera­berinde oluyorlar ve Rasûlullah'a karşı müşriklerin şir}c camiasını çoğaltıyorlardı. Harbde düşman saffları arasında bulunan bu kimse­lere ok geliyor ve vuruluyor yâhud bunlardan bâzılarına isabet edi­yor da onu öldürüyor yâhud da ona vuruyor da öldürüyordu. İşte Yüce Allah, bunun üzerine şunu indirdi: "Öz nefislerinin zâlimleri olarak canlarını alacağı kimselere melekler derler ki: 'Ne işte idiniz?' Onlar: 'Biz Yeryüzü 'nde (dînin emirlerini uygulamaktan) aciz kimselerdik' derler. Melekler de: 'Allah'ın Ârzh geniş değil miydi? Siz de orada hicret edeydiniz yaV derler. İşte onların barınakları ce­hennemdir. O ne kötü bir yerdir" (en-Nisâ: 97) [34].

 

13- Bâb: Müslüman, Değersiz Ve Hayırsız İnsanlar İçinde Kaldığı Zaman (Ne Yapacaktır)? [35]

 

36-.......Huzeyfe (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S) bize iki hâ­dise haber verdi. Bunlardan birini gördüm, öbürüsünü görmeyi de gözlüyorum. Rasûlullah bize (emânetin nasıl indiğim şöyle) haber ver­di: "Emânet (yânî dîn duyguları, adalet ve emniyet umdeleri ilk ön­ce) sâlih kimselerin gönüllerinin derinliğine iner (fıtrî duygulanırlar). Sonra o kullar, Kur*ân'dan bilgi alırlar, daha sonra sünnetten öğre­nirler (kesbî duygulanırlar)",

Rasûlullah bize emânetin ref ini (geri kaldırıldığını) de haber verip şöyle buyurdu: "(Fıtrî ve kesbî duygulanan bilgin) kişi gece uykusu­nu uyur. O, uyurken emânet hafızasından (silinip) alınır da, emâne­tin eseri (izi, yeri), rengi uçuk bir nokta hâlinde yanık yeri gibi kalır. Sonra o bilgin kişi bir uyku daha uyurken emânetin (geri kalan kısmı da) alınır. Bunun eseri ve yeri de balta sallayan bir işçinin avucunda-ki kabarcık gibi kalır, (bir zaman sonra o da söner gider). Şu hâlde (o mübarek) emânet, senin ayağına düşürdüğün bir kıvılcımın düş­tüğü yerişişirip, senin onu bir kabarcık hâlinde görmen gibidir. Hâl­buki bu kabarcıkta (vücûdun hayatî uzviyeti üzerinde te'sîr edici) birşey yoktur (bir zaman sonra söner gider).

Şu vaziyette halk, birbiriyle alışveriş etmek ve medenî münâse­bette bulunmak için (müşkil bir günün) sabahına erişmiş bulunur. Hiç kimse emâneti edâ etmek imkânını bulamaz. Şöyle ki: (Kâh) Fulân oğulları içinde emîn bir kimse vardır (emâneti ona veririm) denilir.

(Kâh) birisinin lehine "O ne akıllıdır, ne tedbirlidir, o ne zerâfetli zâttır, o ne kahramandır" diye şehâdet olunur. Hâlbuki hakkında propa­ganda yapılan şahsın kalbinde hardal tanesi kadar îmân eseri yoktur." Huzeyfe dedi ki: Bana öyle bir zaman karşı geldi (öyle bir za­manda yaşadım) ki, o meymenetli devirde ben kiminle alışveriş ede­ceğim diye tasalanmazdim. Çünkü medenî münâsebette bulunacağım kimse müslümânsa onu İslâmı (bana hıyanet etmekten) men' ederdi, Eğer Hrıstiyan (ve Yahûdî) ise onu (bulunduğu yerin) vâlîsi hıyanetten men' ederdi. (Bu suretle o devirde umûmî bir emniyet vardı). Bugün ise ben Fulân ve Fulân'dan başka kimse ile alışveriş edemez oldum [36].

 

14- Fitne Sırasında (Fesad Yeri Olan Şehirlerden Kaçarak) Çöl Arabları'yla Oturmak Babı [37]

 

37-.......Bize Hatim ibn İsmâîl, Yezîd ibn Ebî Ubeyd'den tahdîs etti ki, Seleme ibnu'1-Ekva' (R) Medine'de Haccâc'ın yanına gel­diğinde, Haccâc:

— Ey İbnu'1-Ekva', sen ayağının iki ökçesine basarak dîninden geri döndün, (Medine'yi bırakıp) çölde bedevî Arablar'la yaşadın! dedi.

İbnu'1-Ekva':

— Hayır (ben hicret ettiğim Medine'den yüz çevirmedim), fakat Rasûlullah (S) bana çölde oturmağa izin verdi, diye karşıladı.

Ve yine Yezîd ibn Ebî Ubeyd şöyle demiştir: Usmân ibn Affân'-ın şehîd edilmesi vak'asından sonra Seleme ibnu'1-Ekva' Medîne'den çıkıp Rebeze'ye gitmiş, orada bir kadınla evlenmiş, o kadın kendisi­ne birtakım çocuklar doğurmuştu. Orada (uzun yıllar) ikaamet etti. Nihayet vefatından beş-on gün önce Medine'ye gelmişti [38].

 

38-.......Ebû Saîd el-Hudrî (R) şöyle dedi: Rasûlullah (S) şöyle buyurdu: "Müslümânın hayırlı malı koyun olması yakındır. Müslü­man onunla dînine sâhib olmak üzere fitnelerden kaçarak kâh dağların başını, kâh vadilerin yağmur düşen yerlerini (otlak olarak) seçer" [39].

 

15- Fitnelerden Allah'a Sığınmak Babı

 

39-....... Bize Hişâm ed-Destevâî, Katâde'den tahdîs etti ki, Enes (R) şöyle demiştir: Sahâbîler Peygamber(S)'e birtakım sorular sor­dular ve nihayet sormakta ısrar ettiler. Bunun üzerine Peygamber bir gün minbere çıktı da:

—  "Bana her neden soracak olursanız, muhakkak sizlere beyân ederim" buyurdu.

Ben bu sırada sağa ve sola bakmaya başladım ki, herbir insan başı elbisenin içinde olarak ağlıyordu. Bu sırada bir adam söze baş­ladı ki, o birisiyle kavga ettiği zaman kendisi babasından başkasına nisbet olunurdu. O zât:

— Ey Allah'ın Peygamberi! Benim babam kimdir? diye sordu. Peygamber:

—  "Baban Huzâfe'dir!" buyurdu. Bunun üzerine Umer söze başlayıp:

—  Biz Allah'ın Rabb'imiz olduğuna, İslâm'ın dînimiz olduğu­na, Muhammed'in rasûl olduğuna razı olduk. Bizler fitnelerin kötü­lüğünden Allah'a sığınırız! dedi [40].

Bunun üzerine Rasûlullah:

—  "Ben hayırda veşerrde asla bu günün benzerini görmüş deği­lim. Şu muhakkak ki bana cennet ve cehennem sûretlendi de nihayet ben bu ikisini şu duvarın önünde gördüm" buyurdu.

Katâde dedi ki: Bu hadîs şu âyetin yanında zikrolunuyor: "Ey îmân edenler, A ilah yın affettiği şeyleri -ki, eğer size açıklanırsa ve siz bunları Kur'ân inerken sorup da hükmü kendinize izhâr edilirse fe­nanıza gidecektir -sormayın. Allah çok mağfiret edicidir, çok halim­dir" (el-Mâide: 101) [41].

Ve Abbâs en-Nersî şöyle dedi: Bize Yezîd ibn Zura' tahdîs etti. Bize Saîd ibn Ebî Arûbe tahdîs etti. Bize Katâde tahdîs etti ki, onlara da Enes (R): Allah'ın Peygamberi bu hadîsi söyledi, demiş ve şunu ilâve etmiştir: Herbir insan başım elbisesi içine dönerek ağlıyor ve:

—  Ben fitnelerin kötülüğünden Allah'a sığınıcıyım, diyordu. Yâhud da:

—  Ben fitnelerin kötülüğünden Allah'a sığınıyorum, diyordu.

Buhârî dedi ki: Ve bana Halîfe ibn Hayyât müzâkerede şöyle dedi: Bize Yezîd ibn Zura' tahdîs etti. Bize Saîd ibn Ebî Arûbe ve Mu'te-mir, babası Süleyman ibn Tarhân'dan; o da Katâde'den tahdîs etti ki, onlara da Enes, Peygamber(S)'den bu hadîsi tahdîs etmiş ve: Pey­gamber:

— "Fitnelerin şerrinden Allah 'a sığıma hâlde bulunuyorum" bu­yurdu, demiştir [42].

 

16- Peygamber(S)'İn: "Fitne doğu cihetindedir Kavli Babı

 

40-.......Bize Hişâm ibn Yûsuf, Ma'mer'den; o da ez-Zuhrî'den; o da Sâlim'den; o da babası Abdullah ibn Umer(R)'den tahdîs etti ki, Peygamber (S) minberin yanında ayağa kalktı da (doğuyu işaret ederek iki kerre):

— "Fitne şu taraftadır, fitne şu taraftadır: Şeytânın boynuzu doğ­duğu yerdedir -yâhud: Güneşin boynuzu doğduğu yerdedir-" buyur­muştur.

 

41-.......BizeLeys, Nâfi'den; o da İbn Umer(R)'den tahdîs etti ki, o: Rasûlullah (S) gündoğusu tarafına yönelmiş olduğu hâlde:

— "Dikkat edin! İyi biliniz ki, fitne işte bu taraftadır; şeytânın boynuzu doğduğu yerdedir!" buyururken işitmiştir [43].

 

42-.......İbn Umer (R) şöyle demiştir: Peygamber (S) zikretti ve:

—  "Yâ Allah, Şam'ımızda bize bereket ihsan et! Yâ Allah, Ye-men'imizde bize bereket ihsan et!" diye duâ etti.

Sahâbîler:

— Yâ Rasûlallah, Necd'imizde de! diye niyaz ettiler. Rasûlullah:

—  "Yâ Allah, bize Şam'ımızda bereket ihsan eyle! Yâ Allah, bize Yemen'imizde bereket ihsan eyle!" diye duâ etti.

Sahâbîler:

—  Yâ Rasûlallah, Necd'imizde de! dediler.

İbn Umer dedi ki: Zannediyorum Rasûlullah, üçüncü defasında:

—  "Zelzeleler ve fitneler işte oradadır. Şeytânın karn'ı (yânı hi-zib ve ümmeti) de orada çıkacaktır!" buyurdu [44].

 

43-.......Saîd ibn Cubeyr şöyle dedi: Bizim yanımıza Abdullah ibn Umer çıktı, biz de kendisinden bize (rahmet ve ruhsatı şâmil) gü­zel hadîs tahdîs etmesini ümîd ettik.

Saîd dedi ki: Bizden önce bir insan ona doğru ileri geçti de:

— Yâ Ebâ Abdirrahmân! Bize fitnedeki kıtalden tahdîs et! Yü­ce Allah "Fitne kalmayıncaya, dîn de Allah'ın oluncaya kadar on­larla savaşın... " (el-Bakara: 193; el-Enfâl; 39) buyuruyor, dedi.

Bunun üzerine İbn Umer (R):

—  Sen fitne nedir bilir misin? Anan seni zayi' etsin! Muham-med (S) ancak müşriklerle mukaatele ederdi. Onların dînlerine gir­mek bir fitnedir. O'mın kıtali, sizin kıtaliniz gibi mülk, yânı iktidar üzerine değildi, dedi [45].

 

17- Denizin Dalgalanması Gibi Dalgalanacak Olan Fitne Babı

 

Ve Sufyân ibn Uyeyne, Halef ibnu Havşeb'den söyledi ki, selef, fitne inmesi sırasında İmru'u'l-Kays'ın söylediği şu beyitleri misâl edinip inşâd etmeyi severlerdi [46]:

el-Harhu evvelu mâ iekûnu fetiyyeten Tes'â bi-zînetihâ îi-kulli cehûii Hattâ izâ'ş-taalet ve şebbe dırâmuhâ Vellet azûzen gayre zâti haîîli Şemtâe yunkeru îevnuhâ ve îeğayyeret Mekrûhaten li'ş-şemmi ve't-takbîli

( = Harb evvelinde her câhil erkek için zînetiyle koşan genç bir kız olur.

Nihayet ateşlendiği ve yanacak şeyleri yandığı zaman zevci olmayan bir koca karı olarak geri döner.

Ki siyah saçları beyazla karışmış, renkleri sevilmez koklamak ve öpmek için sevimsiz bir hâle değişmiştir.)

 

44-.......Bize Şakîk Ebû Vâil ibn Seleme tahdîs edip şöyle dedi:

Ben Huzeyfe ibnu'î-Yemân'dan işittim, şöyle diyordu: Bizler Umer ibnu'l-Hattâb'm yanında oturuyorduk. Umer bir ara:

— Peygamber (S)'in fitne hakkındaki sözlerini hanginiz ezberin­de tutuyor? diye sordu.

Huzeyfe:

— İnsanın ehli, malı, evlâdı, komşusu yüzünden uğrayacağı fit­nelere namaz, sadaka, ma'rûf ile emr ve münkerden nehy amelleri keffâret eder, dedi.

Umer, Huzeyfe'ye:

— Benim senden sormak istediğim bunlar değildir, lâkin ben Pey-gamber(S)'in "Denizin dalgalanması gibi dalgalanacak" buyurduğu fitneyi soruyorum, dedi.

Huzeyfe, Umer'e:

— Yâ Emîra'l-Mü'minîn! O fitneden senin üzerinde bir korku yoktur. Çünkü muhakkak seninle onun arasında kilitli bir kapı var­dır, dedi.

Umer, Huzeyfe 'ye'

—  Kapı kırılacak mı, yoksa açılacak mı? diye sordu. Huzeyfe:

—  Evet kırılacaktır, dedi. Umer:

—  Demek ki, o takdîrde ebediyyen kilitlenmeyecek, dedi. Huzeyfe dedi ki: Ben:

—  Evet, dedim.

Şakîk dedi ki: Biz Huzeyfe'ye:

—  Umer kapıyı biliyor muydu? diye sorduk. Huzeyfe:

— Evet, yarından evvel bu gece olduğunu bilmekte olduğum gi­bi (biliyordu). Bunun sebebi şudur: Ben ona öyle bir hadîs tahdîs et­tim ki, onda yalan yanlış hiçbirşey yoktur, dedi.

Şakîk ibn Seleme el-Esedî: Huzeyfe'ye kendimiz "Kapı kimdir?" diye sormağa cesaret edemezdik de, Mesrûk ibnu'I-Ecda'a sormasını emrettik. Mesrûk, Huzeyfe'ye:

—  Kapı kimdir? diye sordu.

O da:

—  Umer'dir, dedi [47].

 

45-....... Bize Muhammed ibrm Ca'fer, Şerîk ibn Abdillah'tan; o da Saîd ibnu'I-Müseyyeb'den haber verdi ki, Ebû Mûsâ el-Eş'arı (R) şöyle demiştir: Peygamber (S) bir gün bir ihtiyâcı için Medine bus-tânlarından bir bustâna doğru çıktı, ben de O'nun izi üzerinde arka­sından çıktım. Peygamber bustânın içine girince, ben O'nun kapısı önünde oturdum ve kendi kendime: "Ben bugün kendisi bana em­retmediği hâlde, muhakkak Peygamber'in kapıcısı olacağım" diye ah­dettim.

Peygamber gidip ihtiyâcını yerine getirdi ve oradaki kuyunun ağ­zında örülmüş bileziğin üzerine oturdu ve (serinlemek için) iki baldı­rını açarak ayaklarını kuyunun içine doğru sarkıttı. Bu hâlde iken akabinde Ebû Bekr geldi de yanına girmek için izin istiyordu. Ben Ebû Bekr'e:

— Sen olduğun gibi burada dur da ben senin için izin isteyeyim, dedim.

Ebû Bekr durdu. Ben Peygamber'e gelip:

— Ey Allah'ın Peygamberi, Ebû Bekr yanına gelmeğe izin isti­yor, dedim.

Peygamber:

—  "Ona izin ver ve kendisini cennetle müjdele!" buyurdu.

Ebû Bekr girdi ve Peygamber'in sağ yanına gelip oturdu. O da baldırlarını açıp ayaklarını kuyunun içine doğru sarkıttı. Akabinde Umer geldi. Ben ona da:

—  Olduğun yerde bekle de ben senin için izin alayım, dedim. Peygamber:

—  "Umer'e izin ver ve onu da cennetle müjdele!" buyurdu. Akabinde Umer de gelip Peygamber'in sol tarafında oturdu. O

da baldırlarını açıp ayaklarını kuyuya sarkıttı. Bu suretle kuyunun bileziği doldu ve orada oturacak başka bir yer kalmadı. Sonra Usmân geldi. Ben ona da:

—  Olduğun yerde dur da ben senin için izin alayım! dedim. Peygamber:

— "Usmân için de izin ver ve onu kendisine isabet edecek belâ ve imtihan ile beraber cennetle müjdele!" buyurdu.

Usmân da içeriye girdi ve onların yanında oturacak bir yer bu­lamadı da değişik bir yere çekildi ve nihayet.onların karşılarına gelip kuyunun bir tarafı üzerine oturdu. O da baldırlarım açtı, sonra ayak- larmı kuyunun içine sarkıttı.

Ebû Mûsâ dedi ki: Ben bu sırada bir kardeşim için temenni et­meye ve Allah'a onun da buraya gelmesini duâ etmeye başladım.

Saîd ibnu'l-Müseyyeb: Ben bu iki sahâbînin Peygamberdin be­raberinde ve Usmân'ın yalnız oluşunu, onların kabirlerinin burada birleşmesi ve Usmân'ın da onlardan ayrı olmasıyle te'vîl ettim, de­miştir [48].

 

46-.......Süleyman ibn Mıhrân şöyle demiştir: Ben Ebû Vâil Şakîk ibn Seleme'den işi:tim, o şöyle dedi: Usmân aleyhinde vuku' bu­lan fitne esnasında Halîfe'nin sevgili dostu olan Usâme'ye:

— Usmân'a gitsen de halk arasındaki fitneyi anlatarak gidermeye çalışsan! denilmişti.

Usâme cevaben:

— Şübhesiz ben Usnıân'a bu işleri fitne kapısı açmaksızın gizli­ce söylemişimdir ve o kapıyı açan ilk kişi ben olmam. Ben, Rasûlul-Iah'tan işittiğim bir sözden sonra, insanlardan iki kişi üzerine emîr olmasının ardından bir adama "Sen hayırlısın" diyecek değilim: Ra-sûlullah şöyle buyuruyordu: "Kıyamet gününde bir adam getirilir ve cehenneme atılır da cehennem, değirmen eşeğinin değirmen taşlarıy-le öğütmesi gibi onu öğütür. Bunun üzerine cehennem halkı onun ba­şına toplanırlar da: Ey Fulân! Sen ma'rûfile emrediyor ve münkerden nehyediyor değil miydin? derler. O da: Evet ben ma'rûfile emrederdim de onu kendim yapmazdım ve yine ben münkerden nehyeder-dim de onu kendim işlerdim, der"[49].

 

18- Bâb

 

(Bu, geçen bâbdan bir fasıl gibidir.)

 

47-.......Ebû Bekre (R) şöyle demiştir: Yemîn olsun, Allah be­ni Cemel vak'ası günlerinde (daha önce Peygamber'den işitmiş oldu­ğum) bir kelime ile menfaatlandırmıştır: Peygamber(S)'e Fars halkının Kisrâ Pervîz'in kızını kendilerine şehinşâh seçtikleri haberi ulaşınca:

— "Mukadderatını bir kadının eline veren kavim, asla felah bulmaz" buyurmuştu [50].

 

48-.......Bize Ebû Meryem Abdullah ibnu Ziyâd.el-Esedî tahdîs edip şöyle dedi: Talha, ez-Zubeyr ve Âişe (R) Basra'ya doğru yürü­dükleri zaman, Alî ibn Ebî Tâlib (R) Ammâr ibn Yâsir ile Hasen ibn Alî'yi (insanları seferber etmeleri için) yolladı. Onlar ikisi Kûfe'ye, bizim yanımıza geldiler (ve mescide girdiler). İkisi de minbere çıktı­lar. Alî'nin oğlu Hasen, minberin üzerinde üst tarafında oldu. Am­mâr ise (minber üzerinde) Hasen'den daha aşağıda ayağa kalktı. Bizler ona doğru toplandık.

Ebû Meryem dedi ki: Ben Ammâr'dan şöyle derken işittim: — Âişe, Basra'ya doğru yürümüştür. Ve Allah'a yemîn ederim ki, Âişe elbette dünyâda ve âhirette sizin Peygamber'inizin zevcesi-dir. Lâkin Allah Tebâreke ve Taâlâ, Alî ibn Ebî Tâlib'e mi itaat edi­yorsunuz yâhud da Âişe'ye mi itaat ediyorsunuz? diye belli etmek için, Âişe ile sizleri imtihan etmiştir [51]

 

19- Bâb

 

(Bu, geçen bâbdan bir fasıl gibidir.)

 

49-.......Ammâr ibn Yâsir (R), Küfe minberi üzerinde ayağa kalk­tı da Âişe'yi ve onun (beraberindekilerle) Basra'ya doğru yürüyüşü­nü zikretti ve:

— Muhakkak ki Âişe, dünyâda da, âhirette de sîzin Peygamberiniz(S)'in zevcesidir. Lâkin o, kendisiyle imtihan olunduğunuz zât­lardan biridir, dedi [52].

 

50-.......Ben Ebû Vâü'den işittim, şöyle diyordu: Alî, Ammâr'ı, Küfe ehlinin Alî'nin mâiyyetinde harbe çıkmalarını hazırlamak üzere Küfe erilinin Alî'nin mâiyyetinde harbe çıkmalarını hazırlamak üzere sâ ile Ebû Mes'ûd girdiler ve:

— Biz senin İslâm'a girdiğinden beri bizim yanımızda bu işe sür'-atle girmenden daha sevimsiz bir işi yaptığını görmüş değiliz, dediler...

Ammâr da onlara:

— Ben de sizin İslâm'a girmenizden beri benim katımda bu iş­ten geri durmanızdan daha sevimsiz bir iş yaptığınızı görmedim, dedi.

Ve Ebû Mes'ûd da Ammâr ile Ebû Musa'ya birer takım elbise giydirdi de sonra beraberce mescide gittiler.

 

51-.......Şakîk ibn Seleme şöyle demiştir: Ben Ebû Mes'ûd, Ebû Mûsâ ve Ammâr'ın beraberinde oturuyordum. Ebû Mes'ûd, Ammâr'a:

— Ben senden başka arkadaşlarından herbirine, isteseydim mu­hakkak şöyle derdim: Ben senin Peygamber'e sahâbîlik yaptığından beri benim nazarımda bu işe sür'atle girişinden daha ayıplı bir iş yap­tığını görmedim! derdim, dedi.

Ammâr da:

— Yâ Ebâ Mes'ûd! Ben de ne senin, ne de arkadaşlarının, Pey­gamber'e sahâbî olmanızdan beri benim nazarımda bu işten geri dur­manızdan daha ayıplı bir iş yaptığınızı görmedim, dedi.

Bunun üzerine zengin hâlde bulunan Ebû Mes'ûd, hizmetçisine:

— Yâ Gulâm! İki takım elbise getir de onlardan bİFİni Ebû Mû-sâ'ya, diğerini de Ammâr'a ver! dedi ve onlara da:

— Bu yeni elbiseler içinde cumua namazına gidin, dedi [53].

 

20- Bâb:

 

"Allah bir kavme azâb indirince..."? [54]

 

52-.......İbnu Umer (R) şöyle diyordu: Rasûlullah (S): "Allah bir kavme azâb indirince, o kavim içinde bulunan (iyi, kötü) her fer­de azâb isabet eder. Sonra (kıyamet gününde) herkes kendi amelleri­ne göre dirilitirlirler” buyurdu [55]

 

21- Peygamber(S)'İn Alî'nin Oğlu Hasen İçin: "Benim bu oğlum elbette bir seyyiddir. Umarım kit Allah bu oğlum sebebiyle müslümânlardan iki büyük fırkanın arasını ıslâh eder" Kavli Babı

 

53-.......Bize Sufyân ibn Uyeyne tahdîs etti. Bize İsrâîl Ebû Mûsâ el-Basrî tahdîs etti.

Sufyân şöyle dedi: Ben İsrail'e Kûfe'de kavuştum. O Küfe Kaa-dısı Abdullah ibn Şubrume'nin yanına gelmişti. Ona:

— Beni Küfe Emîri îsâ ibn Musa'nın huzuruna girdir de, ben ona va'z edeyim! dedi.

İbnu Şubrume, İsrâîl üzerine emîrden bir tehlike gelir diye korktu da bunu yapmadı.

İsrâîl şöyle dedi: Bize Hasen Basrî şöyle tahdîs etti: Alî'nin oğlu Hasen, Muâviye îbn Sufyân'a büyük birliklerle yürüdüğü zaman, Amr

ibnu'1-Âs, Muâviye'ye:

— Ben arkada olanları geri dönmedikçe,, geri dönüp kaçmaya­cak olan bir ordu görüyorum! dedi.

Muâviye, Amr'a:

- Babalan öldürülürse müslümânların zürriyetlerine bakmaya bana kim tekeffül eder? dedi. Anın

— Ben tekeffül ederim -yâhud: Muâviye: Nerede ve nasıl tekef­fül olunacaktır? dedi.-

Bundan sonra Abdullah ibnu Âmir ile Abdurrahmân ibnu Se-mure -bunların ikisi de Kureyş'in Abduşşems oğulları'ndandir-:

—  Biz Muâviye'ye kavuşur da ona barış istemesini söyleriz, dediler.

Hasen Basrî (geçen senedle) şöyle dedi: Yemîn olsun ki, ben Ebû Bekre(R)'den işittim, şöyle dedi: Peygamber (S) minberde hutbe ya­parken torunu Hasen içeriye geldi. Bunun üzerine Peygamber (S):

— "Şübhesiz benim bu oğlum bir seyyiddir (şeref sahibi bir efen­didir). Umarım ki Allah bu oğlum sebebiyle müslümânlardan iki bü­yük fırkanın arasını ıslâh eder" buyurdu [56].

 

54-.......Amr ibnu Dînâr şöyle dedi: Bana Muhammed ibn Alî (ibn Hüseyn ibn Alî Ebû Ca'fer el-Bâkır) haber verdi ki, ona da Usâme ibn Zeyd'in himayesinde bulunan Harmele haber vermiştir.

Yine Amr ibnu Dînâr: Ben bu Harmele'yi görmüşümdür, demiş­tir. Harmele şöyle dedi: Usâme ibn Zeyd beni Medine'den Kûfe'ye, Alî'nin yanına gönderdi (de ondan mal istiyordu). Usâme, Harme-le'ye dedi ki:

— Alî senden şimdi soracak ve arkadaşın Usâme (Cemel ve Sıf-fîn vak'alarında) bana yardımdan niçin geri kaldı? diyecektir. Alî'ye şöyle de: Usâme sana şunu söylüyor: "Eğer sen arslanm ağzının içinde olaydın, ben muhakkak orada seninle beraber olmamı arzu ederdim.

Lâkin bu müslümânlarla kıtal öyle bir iştir ki, ben bunu doğru bul­mam!"

Harmele dedi ki: Ben bu sözü getirip Alî'ye haber verdim. Fa­kat Alî ona hiçbir mal vermedi.

Harmele dedi ki: Ben akabinde Abdullah ibn Ca'fer'in oğulları Hasen ve Hüseyin'in yanına gittim de onlar beni binek deveme ka­dar yüklediler, dedi [57].

 

22- Bâb: Bir İnsan Bir Kavmin Yanında Birşey Söyler De Sonra Onların Yanından Çıkar Ve Söylediğinin Zıddını Söylerse?

 

55-.......Nâfi' şöyle demiştir: Medîne ahâlîsi,Yezîd ibnMuâviye'nin bey'atinden çıktıkları zaman İbn Umer kendine hass cemâati­ni ve oğullarını topladı da onlara hitaben şöyle dedi:

— Ben Peygamber(S)'den işittim: "Verdiği sözünde durmayıp ca­yan gaddar herbir kişi için kıyamet gününde bir bayrak dikilir" bu-yuruyordu. Ve şübhesiz bizler bu adama (yânî Muâviye'nin oğlu Yezîd'e) Allah'ın ve Rasûlü'nün bey'at emri üzere bey'at etmişizdir. Ve ben bir adama Allah'ın ve Rasûlü'nün bey'at emri üzere bey'at edilip de sonra o adam için kıtal bayrağı dikilmesinden daha büyük bir gadr ve sözünden cayma bilmiyorum. Ve yine ben sizden hiçbir kimseyi Yezîd'in bey'atinden çıkıp da bu işte başka bir kimseye bey'at ettiğini bilmiyorum. Şayet böyle birşey olmuşsa, onunla benim aramda muhakkak bir kesici ve ayırıcı olmuş olur! dedi [58].

 

56-......Ebû'l-Minhâl Seyyar ibn Selâme şöyle dedi: (Ebû Sufyân'ın oğlu) Abdullah ibnu Ziyâd ve Mervân ibnu'l-Hakem Şam'da hâkim oldukları, Abdullah ibnu'z-Zubeyr de Mekke'de hilâfet üze­rine hareket ettiği, Basra'da da Kurrâ (yânî Haricîler) yine hilâfete karşı isyan ettikleri zaman, ben babam Selâme er-Riyâhî ile beraber Ebû Berze el-Eslemî(R)'nin yanına gittik, nihayet evinde huzuruna girdik. O kendisine âid olan kamıştan yapılmış yüksek bir odanın göl­gesinde oturuyordu. Biz onun yanma oturduk ve babam ondan ha­dîs tahdîs etmesini istedi de:

 

— Yâ Ebâ Berzete! İnsanların içine düştükleri hâli görmez mi­sin? dedi.

Onun ilk konuştuğunu işittiğim söz şudur:

— Şübhesiz benim Allah katında sevâb istediğim birşey şudur: Ben Kureyş'ten birtakım kabilelere Öfkelendim: Şübhesiz sizler, ey Arab topluluğu; sizler bilmekte olduğunuz şu zillet, azlık, sapıklık hâli üzere idiniz. Muhakkak ki, Allah sizleri îslâm Dîni ile ve Mu-hammed (S) ile kurtardı, nihayet sizler görmekte olduğunuz şu izzet, çokluk ve hidâyete ulaştınız. Ve şu dünyâ sizin aranızı ifsâd edip boz­du. Ve şu Şam'da bulunan adam (yânî Mervân ibnu'l-Hakem) valla­hi eğer mukaatele ederse muhakkak dünyâ üzerine harb eder. Şu sizlerin arasında bulunan kimseler (yânî Basra kurrası olan Haricî­ler) vallahi mukaatele ederlerse muhakkak dünyâ üzerine mukaatele ederler. Şu Mekke'de bulunan kimse (yânî Abdullah ibnu'z-Zubeyr) de vallahi ancak dünyâ üzerine mukaatele eder! dedim [59].

 

57-.......Huzeyfe ibrtu'l-Yemân (R): Bugün zamanımız müna­fıkları, Peygamber (S) zamanındaki münafıklardan daha şerirdirler. Çünkü saadet asnndaki münafıklar nifaklarını gizlerlerdi. Bugünküler ise bütün bütün açığa vuruyorlar, demiştir.

 

58-.......Yine Huzeyfe (R): Nifak, Peygamber (S) zamanında mevcûd idi. Bugün ise nifak îmândan sonra küfürdür, demiştir [60].

 

23- Bâb:

 

'Kabirlerde olanlar (diriler tarafından) gıbta edilmedikçe kıyamet kopmaz".

 

59-.......Bana Mâlik, Ebu'z-Zinâd'dan; o dael-A'rec'den; oda Ebû Hureyre(R)'den tahdîs etti ki, Peygamber (S): "Hayâttaki bir kişi, kabirdeki bir adamın yanından geçerken: 'Keski şu ölünün ye­rinde ben olaydım' diye ölüm temenni etmedikçe kıyamet kopmaz" buyurmuştur [61]

 

24- Zamanın (İlk Hâlinden) Değiştirilmesi, Nihayet Putlara İbâdet Etmeleri Babı

 

60-....... ez-Zuhrî şöyle dedi: Saîd ibnu'l-Müseyyeb şöyle de­di: Bana Ebû Hureyre (R) haber verdi ki, Rasûlullah (S): "Devs ka­bilesi kadınlarının kıçları (tekrar) Zu'l-Halasaputhânesinin etrafında (tavaf ederek) çalkalanmadıkça, kıyamet kopmaz" buyurmuştur.

"Zu'l-Halasa", Devs kabilesinin Câhiliyet devrinde ibâdet ede-geldikleri bir puttur [62].

 

61-.......Bana Süleyman itgı Bilâl, Sevr'den; o da Ebû'1-Gays'tan; o da Ebû Hureyre(R)'den tahdîs etti ki, Rasûlullah (S): "Kah-tan oğullarından bir adam çıkıp insanları asâsiyle sevk ve idare etmedikçe kıyamet kopmayacaktır" buyurmuştur  [63].

 

25- (Hicaz Arazîsinde) Ateş Çıkması Babı

 

Enes ibn Mâlik de: Peygamber (S):

"Kıyamet alâmetlerinin ilki, doğudan çıkıp da insanları batıya doğru sürüp toplayacak olan bir ateştir" buyurdu, demiştir [64].

 

62-....... Saîd ibnu'l-Müseyyeb şöyle demiştir: Bana Ebû Hureyre (R) haber verdi ki, Rasûlullah (S) şöyle buyurmuştur: "Hicaz Ar-zı'nda bir ateş çıkmadıkça kıyamet kopmayacakttr. Öyle bir ateş ki, Busrâ'daki develerin boyunlarını ziyâlandıracaktır" [65].

 

63-.......Ebû Hureyre (R) şöyle dedi: Rasûlullah (S) şöyle bu­yurdu: "Furat (nehrinin suyu çekilerek) kıymetli altın hazînesini açık­laması zamanı yaklaşıyor. Her kim o zaman orada hazır bulunursa, ondan birşey almasın!"

Ukbe şöyle dedi: Ve bize Ubeydullah tahdîs etti: Bize Ebu'z-Zinâd, el-A'rec'den; o da Ebû Hureyre'den; o da Peygamber'den ge­çen hadîsin benzerini tahdîs etti. Ancak burada "Furat altın bir dağ açıklayacaktır" demiştir [66].

 

26- Bâb

 

(Bu, geçen bâbdan bir fasıl gihidir.)

 

64-....... Bize Ma'bed tahdîs edip şöyle dedi: Ben Harise ibnu Vehb(R)'den işittim, şöyle dedi: Ben RasûluIlah(S)'tan işittim, şöyle buyuruyordu: "Sadakalarınızı veriniz. Zîrâ insanlar üzerine ileride öyle bir zaman gelecek ki, o sırada kişi, sadakasıyle dolaşır da onu kabul edecek bir kimse bulamaz".

Müsedded: Harise, Ubeydullah ibn Umer'in ana-bir erkek kar­deşidir, dedi.

Müsedded'in bu sözünü Ebû Abdillah el-Buhârî söyledi [67].

 

65-.......Bize Ebu'z-Zinâd, Abdurrahmân ibn Hürmüz'den; o da Ebû Hureyre(R)'den tahdîs etti ki, Rasûlullah (S) şöyle buyur­muştur:

"İki büyük ordu birbiriyle harb etmedikçe kıyamet kopmaya-caktır. Bu iki camianın ikisi de bir iddiada oldukları hâlde, araların­da büyük bir harb olacaktır. Otuza yakın yalancı mel'ûn Deccâller türemedikçe kıyamet kopmayacaktır. Bu Deccâl'lerin hepsi: 'Ben Al­lah'ın Rasûlü'yüm! iddiasında bulunacaktır. Yine (hakîkî âlimlerin vefâtıyle) İslâmî ilimler inkıraza uğramadıkça, zelzeleler çoğalmadıkça, zaman tekaarub edip gece-gündüz bir olmadıkça, fitneler zuhur etmedikçe, here yânı adam öldürme vak'aları çoğalmadıkça kıyamet kop­mayacaktır. Yine aranızda mal çoğalıp sel gibi akmadıkça, hattâ mal o derece çoğalacak ki, mal sahibi malının zekâtını kim kabul eder diye endişelenecek, hattâ mal sahibi bâzı kimselere zekât vermek is­teyecek, fakat zekât arzettişi kimse 'Benim zekâta ihtiyâcım yok' di­yecek; işte bunlar olmadıkça kıyamet kopmayacaktır. Yine halk yük­sek binalar yapmak yarışına çıkmadıkça ve bir kimse ölen bir kimsenin kabri yanından geçerken 'Keski bunun yerinde ben olaydım!' diye ölümü temenni etmedikçe kıyamet kopmayacaktır. Yine böyle güneş batı tarafından doğup insanlar bu (âdete aykırı) hâdiseyi görünce top­tan îmân edecekler. Fakat 'Bu îmân, evvelce îmân etmemiş olan yâ-hud îmânında hayır ve fazilet kazanmayan kimselerin îmânları ken­dilerine fayda vermeyeceği bir zamandır' [68].

Muhakkak ki kıyamet şübhesiz kopacaktır. Hem de (alım-satım için) satıcı ile alıcı aralarında elbise açacaklar da satış-alış tamam ol­madan ansızın kıyamet kopacak da, o elbisenin dürülmesi mümkin olmayacaktır. Yine muhakkak kıyamet kopacaktır. Hem de sağmal devesinin sütünü sağıp gelen kişiye sütü içmek nasîb olmayacak, hem de kişi havuzunu sıvayıp ta'mîr edecek, fakat kıyamet ansızın kopa­cak da havuzun suyunu kullanmak nasîb olmayacak. Kıyamet mu­hakkak kopacak, hem de yemek yemekte olan kişi lokmasını ağzına götürecek, kıyamet ansızın kopacak da o lokmayı yemek nasîb olmayacak" [69].

 

27- Deccâlin Zikri Babı

 

66-.......Kays ibn Ebî Hazım şöyle dedi: Mugîre ibn Şu'be (R) bana şöyle dedi: Hiçbir kimse benim sorduğum kadar Peygamber(S)'e Deccâl'den sormamıştır. Peygamber (S) bana:

—  "Deccâl sana zarar vermiyecektir" buyurdu. Ben:

— (Yâ Rasûlallah, ondan korku vardır.) Çünkü insanlar onun beraberinde ekmek dağı ve su nehri vardır diye söylüyorlar! dedim.

Rasûlullah:

—  "Mü'minlerin sapıtmasına sebeb olacak bu nevi'den birşey yapmak Allah üzerine pek kolaydır" buyurdu [70],

 

67-.......Bize Eyyûb es-Sahtıyânî, Nâfi'den; o da îbn Umer(R)'den: Zannediyorum ki, o da Peygamber(S)'den: "Deccâl'in sol gözü şaşıdır, sanki onun gözü, emsalinden dışa doğru fırlamış üzüm tane­si gibidir" buyurduğunu tahdîs etti.

 

68-.......Enes ibn Mâlik (R) şöyle dedi: Peygamber (S) şöyle buyurdu: "Deccâl gelecek, nihayet Medine'nin bir tarafına inecek. Sonra Medine üç kerre sallanacak da orada bulunan her kâfir ve münafık ona doğru çıkıp gidecek" [71].

 

69-.......Biz Sa'd ibn îbrâhîm, babası İbrahim'den; o da Ebû Bekre(R)'den tahdîs etti ki, Peygamber (S) şöyle buyurmuştur: "Medi­ne'ye Mesih Deccâl'in (değil kendisi) korkusu (bile) giremiyecektir. O fitne günlerinde Medine'nin yedi kapısı olacak, herbir kapıda (mu­hafız) iki melek bulunacaktır''.

Dedi ki: Ve bize îbnu îshâk, Salih ibn İbrahim'den; o da baba­sından söyledi ki, o şöyle demiştir: Ben Basra'ya geldim, Ebû Bekre bana: Ben Peygamber (S)'den bu hadîsi işittim, dedi [72].

 

70-.......Abdullah ibn Umer (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S) insanlar içinde hutbe için ayağa kalktı da lâyık olduğu sıfatlarla Al­lah'ı sena etti. Sonra DeccâTi zikredip şöyle buyurdu: "Ben sizleri kat't olarak ondan korkutuyorum. Peygamberlerden herbir peygam­ber, ümmetini muhakkak Deccâl'den inzâr edip korkutmuştur. Lâ­kin ben sizlere onun hakkında hiçbir peygamberin bilsinler diye kendi kavmine söylemediği bir vasfını söyleyeceğim: Deccâl şaşıdır (kötü kılavuzdur), Allah ise şaşı değildir!" [73].

 

71-.......Bizeel-Leys, Ukayl'den; o da Sâlim'den; o da İbn Şihâb'dan; o da Abdullah ibn Umer(R)'den tahdîs etti ki, Rasûlullah (S) şöyle buyurmuştur: "Ben bir defasında uyumuştum. (Ru'yâm-da) Ka'be'yi tavaf ediyordum. O sırada esmer, salıverilmiş düz saçlı bir kişi gördüm. Başı su döküyordu yâhud su akıtıyordu. Ben orada-kilere:

— Bu kimdir? diye sordum. Onlar:

— Meryem'in oğlu'dur, dediler.

Sonra ben ona yönelmek üzere ilerledim. Bu sırada bir de kırmı­zı yüzlü, uzun boylu, başı kıvırcık saçlı, sağ gözü sakat, börtlek, sanki salkımındaki emsalinden dışan çıkmış iri bir üzüm tanesi gibi bir adam gördüm. (Onun kim olduğunu sordum.)

— Bu Deccâl'dir, dediler.

Ona benzerlikçe insanların en yakını İbnu Katan'dır ki, bu zât Huzâa kabilesinden bir adamdı" [74].

 

72-.......Âişe (R): Ben Rasûlullah(S)'tan namazı içinde Deccâl fitnesinden Allah'a sığınırken işittim, demiştir [75].

 

73-.......Bana babam Usmân,Şu'be'den; o da Abdulmelik ibn Umeyr'den; o da Rıb'î'den; o da Huzeyfe(R)'den haber verdi ki, Pey­gamber (S) Deccâl hakkında: "Deccâl'İn beraberinde bir su ve bir ateş bulunacaktır. Fakat onun ateşi soğuk bir sudur, onun suyu ise yakıcı bir ateştir" buyurmuştur.

Ebû Mes'ûd (Ukbe ibn Âmir el-Bedrî - R): Ben de bu hadîsi Ra-sûIuIlah(S)'tan işittim, demiştir [76].

 

74-.......Bize Şu'be, Katâde'den tahdîs etti ki, Enes ibn Mâlik (R) şöyle demiştir: Peygamber (S) şöyle buyurdu: "Ümmetini sakat gözlü ve pek yalancı olan Deccâl'den sakındırmadık hiçbir peygam­ber gönderilmedi. Haberiniz olsun ki, o sakat gözlüdür; Rabb'iniz ise sakat gözlü değildir. Şübhesiz Deccâl'in iki gözünün arasında 'Kâfir' yazılmıştır".

Bu konuda Ebû Hureyre ile İbn Abbâs'ın da Peygamber'den ri­vayet ettikleri hadîsleri vardır [77].

 

28- Bâb: Medine'ye Deccâl Giremez

 

75-.......Ebû Saîd el-Hudrî (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S) bir gün bizlere Deccâl'den uzun bir hadîs tahdîs etti. O'nun bize tah­dîs ettiği hadîs içinde şöyle buyurdu: "Deccâl (Medîne'ye de) gele­cektir. Fakat Medine kapılarından içeriye girmek ona haram kılınmış­tır. Yalnız Medine etrafındaki bâzı çorak ve çakıllı arazîye inecektir. O gün Medine halkının en hayırlı birstmâsı, yâhud insanların hayır­lılarından birisi, Deccâl'e karşı çıkar ve:

— Ben şehâdet ederim ki, muhakkak sen, Rasûlullah'ın bize ha­ber verdiği Deccâl'sin! der.

Bunun üzerine Deccâl, başındaki şekaavet ehline:

— Şimdi ben bu adamı öldürür, sonra diriltirsem, benim (ulûhi-yet) iddiası işinde şübhe eder misiniz? diye sorar.

Onlar da:

— Hayır şübhe etmeyiz, derler.

Deccâl hemen o adamı öldürür, sonra da diriltir. Ve diriltir di­riltmez o adam:

—  Vallahi benim, senin Deccâl olduğun hakkındaki şimdiki ka­nâatim, bundan evvelki îmânımdan daha kuvvetlidir, der.

Bu defa Deccâl bu adamı tekrar öldürmek ister, fakat bir daha ona musallat edilmez (yânî onu öldürmeye muktedir olamaz)" [78].

 

76-.......Ebû Hureyre (R), Rasûlullah (S): "Medine'nin kapı­ları ve giriş yerleri üzerinde birtakım (koruyucu) melekler vardır. Me­dine'ye tâûn da, Deccâl de giremez" buyurdu, demiştir [79].

 

77-....... Bize Şu'be, Katâde'den; o da Enes ibn Mâlik(R)'ten haber verdi ki, Peygamber (S): "Medine'ye de Deccâl gelecek ve bir­çok meleklerin onu korumakta olduklarını bulacak da, artık ona Dec­câl giremiyecek; inşâaltah tâûn da giremiyecek" buyurmuştur [80].

 

29- Ye'cûc Ve Me'cûc Babı

 

78-.......Ebû Seleme'nin kızı Zeyneb, Urve ibnu'z-Zubeyr'e, Ebû Sufyân'ın kızı ümmü Habîbe'den; o da Cahş kızı Zeyneb(R)'den tahdîs etti ki, Rasûlullah (S) bir gün korku ile Zeyneb'in yanına girerek:

—  "Lâ ilahe illeHlah! Vukû'u yaklaşan bir şerrden, büyük bir fitneden dolayı vay Arab'ın hâline! Bu gün Ye 'cûc ve Me'cûc'un şed­dinde şunun gibi bir delik açıldı" buyurdu da, baş parmağı ile ona yakın olan şehâdet parmağını halkaladı.

Zeyneb bintu Cahş dedi ki: Ben:

— Yâ Rasûlallah! İçimizde bu kadar iyi kimseler varken biz he­lak olur muyuz? diye sordum.

Rasûlullah:

—  "Evet, fısk vefucûr, zina ve ma'siyet çoğaldığı zaman (helak olursunuz)" diye cevâb verdi [81].

 

79-.......Bize Adullah ibn Tâvûs, babası Tâvûs'tan; o da Ebû Hureyre(R)'den tahdîs etti ki, Peygamber (S): "Redm, Ye'cûcveMe'-cûc şeddi şunun gibi açıldı" buyurmuştur.

Râvî Vuheyb ibn Hâlid, Peygamber'in "Şunun gibi" işaretini gös­termek için baş parmağın sırtının bir tarafını, şehâdet parmağının iki boğumu arasına koymak ve şehâdet parmağının bir tarafını da onun üzerine koymak suretiyle "Doksan" işareti yapmıştır [82].



[1] Bâzı günâhlar vardır ki, zararı umûmî olur, sebeb olacağı fitne ve ihtilâl, getire­ceği mihnet ve musîbet yalnız o günâhı yapan, İşi yerinden oynatan ve bu suret le kendine ve başkalarına zulmetmiş olan zâlimlere hass kalmaz da kurunun yanında yaşı da yakar. Meselâ münker i'lâm, ma'rûfu emr ve münkeri nehiyde gevşeklik, akîde bozmak, kelime ayrılığı, cihadda gevşeklik bu kabildendir. Bir şahsın hatâsı orduyu batırabilir. Hadîste geldiği üzere bir geminin dibini delme­ğe uğraşan bir şahsın fiili öyle bîr batma musibetini meydana getirir ki, bu fit­ne, o geminin içinde bulunanlardan yalnız onu delene veya ona yardım edenlere veya sükût edenlere değil, hiç haberi olmayanlara varıncaya kadar hepsine isa­bet edecek şâmil bir musibet clur (Hakk Dîni, III, 238T-2388).

[2] Furat" ve "Font", su başına kaafileden önce gidip havuzlan, kovalan ve s alma İşlerinden benzer tedbîrleri alıp hazırlık yapacak kimseye denir. "Ben s zin furatınızım" demek, sizden önce havuzun başına gidip onu hazırlayıcıyı demektir (Nevevî).

Bunu ve bundan sonrakini Müslim, Peygamber'in Fadlı'nda getirmişti

[3] "Suhkun", uzaklaşmak ve ırak olmak yâhud helak olmak ma'nâsma "Bu'd" gibi masdardır. "Haberiniz olsun ki Semûd kavmi ilâhî rahmetten nasıl uzak-laştıysa, Medyen kavmi de öylece uzaklaştı" (HM; 96) âyetindeki gibi, mukadder bir fiilin te'kîdî mef'ûlü mutlakı olarak, makaamma kaaim bir duâ cümlesi hâ­linde ve "Kahrolsun" tarzında şiddetli bir zecr ifâde eyler.... (HakkDîni, VII, 5219).

[4] Bu, bu bâbda gelecek olan hadîsten bir parçadır.

[5] Buhârî Abdullah ibn Zeyd'den gelen bu hadîsi Mağâzî'de, "Huneyn gazvesi bâ-bıMnda getirmişti.

[6] Bu hadîsin bir rivayeti Alâraâtu'n-Nübüvve'de 107  rakamıyle geçmişti.

Hadîsin "Kendi üzerinize edası vâcib olan hakları eda edersiniz, lehinize olan (mahrum bırakıldığınız) kendi haklarınızı da Allah'tan istersiniz" fıkrası "Allah'ın hakkım Allah'a, kralın hakkını krala veriniz" şeklindeki meşhur sö­ze uygun düşmüştür. Bu söz Hz. îsâ'ya nisbet edilmektedir. Lukâ încîli, Bâb: 20, Âyet: 26.

[7] Rasûlullah bu hadîslerinde sahâbîlerini fitne ve ihtilâlden sakındırmış ve kendi­sinden sonra devlet adamlarında dînî umdelere aykırı hâl ve hareketler gördük­lerinde nasıl hareket edeceklerini öğütlemiştir. Peygamber âmme velayetini taşıyan bir kısım âmirlerin dînen meşru' olmayan hareketlerde bulunacaklarını peygamberlik nuru ile görüp biliyordu. Bu vaziyet karşısında sabır ve sükûn ile hareket etmelerini ve bozgunculuktan sakınmalarım vasiyet ediyordu. "Ve her kim sabırsızlanarak âmme velayetini hâiz olan sultândan, yânî millî otoriteyi temsîl eden devlet reisinden ve İslâm Ümmeti'nden bir karış ayrılırsa, Câhiliyet ölümü ile Ölür" buyurmuştur ki, bu başsız ve içtimaî nizâmdan mahrum câhil milletlerin âsî bir ferdi olarak Ölür demektir, yoksa kâfir olarak ölür demek de­ğildir. Ancak bu mutlak itaatin bir sının vardır ki, o da Allah'a karşı küfür ve ma'siyete sebeb olmamaktır.

[8] Bu da aynı hadîsin başka yoldan bir rivayetidir.

[9] Bu hadîs, devlet nüfuz ve kudretini temsîl eden emîre ve devlet başkanına itaat etmek ve ona karşı isyan ve kıtale girişmemek hususunda açık bir nastır. Bir de bunda itaatin son hududu bildirilmiştir ki, o da emîrin açık bir nassm delâlet ettiği açık bir küfrü tutması ve küfrü emretmiş olmasıdır. Bu surette onun vela­yetini inkâr etmek caiz oluyor. "Çünkü ma'siyette itaat yoktur, itaat ancak ma'rûftadır"

Kötü emirlere karşı İtaat edilmeyip ne olacak? Dâvûdî şöyle demiştir: Zâ­lim emirler hakkında âlimlerin içtihadı şöyledir: Bir fitneye, bir zulme sebeb ol­madan hafi ve düşürülmesi mümkin olursa, düşürülür. Mümkin olmazsa vâcib olan sabretmektir. Bâzıları da şöyle demişlerdir: Fâsık kişiye başlangıçta âmme velayeti akdedilmemelidir. Âdil olarak bey'at edilip de sonra zulme başlarsa, bir küfre tutunmadikça, ona karşı çıkmak ve ihtilâl sahîh değildir. Küfre yapı­şırsa, ona karşı çıkmak ve ihtilâl vâcib olur...

Bu hadîsi Müslim de Mağâzî'de getirmiştir.

[10] Bunun bir rivayeti Ensâr.'ın Faziletleri'nde geçmişti. "Muhacirler'den fulânı ta'yîn ettin" sözüyle kasdedilen, Amr ibnu'1-Âs'tır. Peygamber'in "Sizler ileride ter-cîhler göreceksiniz" sözüyle cevâb vermesi, zikredilen fulânm ta'yîni, ona hâss olan bir maslahattan dolayı değil de, senin ve bütün müslümânlann maslahatı olduğu içindir, ma'nâsına işarettir (Kastallânî).

[11] Tıybî'nin beyânına göre, Rasûlullah (S) bir kerre ru'yâsında Mervân'ın babası Hakem ibn Ebi'l-Âs'ın çocuklarının minber üzerinde top oynar gibi oynadıkla­rını görmüştü. Peygamber'in minberi, Peygamberlik ve Hilâfet makaamı idi. Bu ru'yâ günün birinde Mervânîler'in Hilâfet makaamına geçeceklerinin ve üm­metin riyaset makaamım çocuk oyuncağına çevireceklerinin bir remzi idi ve böyle olmuştur. Bu sebeble Peygamber, Hakem'e işaret ederek: "Şunun sulbünden ge­leceklerin çıkaracağı fitneden dolayı yazıklar olsun ümmetime!" buyurmuştur.

Hakem, Halîfe'nin amcası olduğundan Medine'ye gelmelerine müsâade edilmişti. Ve en sonu, Peygamber'in hadîsi gerçekleşerek, Mervân Hilâfet makaamına geçmiş, Muhammed Ümmeti arasında türlü ayrılıklara sebeb olmuştur.

Bunun bir rivayeti Alâmâtu'n-Nübüvve'de geçmişti. Müslim de rivayet

etmiştir.

Tenbth; Taftazânî şöyle dedi: Yezîd il Muâviye'nin la'netinin cevazında ihtilâf edilmiştir. Hulâsa ve diğerlerinde: Ona ve Haccâc'a la'net yakışmaz. Çün­kü Peygamber (S), namaz kılanlara ve kıble ehlinden olanlara la'netten nehyet-tî... demiştir (Kastallânî).

[12] Bunun bir rivayeti, Peygamberler ile Alâmâtu'n-Nübüvve'de Ye'cûc ve Me'cûc konusunda geçmişti.

[13] Bunun bâzı rivayetleri Hacc, Mezâlim, Alâmâtu'n-Nübüvve'de de geçmişti.

Müslim de bunu Fiten'de getirmiştir. Peygamber'in bu haberi de aynen mey­dana gelmiştir. Hz. Usmân'ın şehîd edilmesiyle başlayan bu fitneler, musîbetler aralıksız devam etmiş, Cemeî, Sıffîn, Nehrevân harbi, Hz. Alî'nin ve Hüseyin'­in öldürülüşü, Harre vak'ası gibi acı vak'alar bunları ta'kîb etmiştir.

[14] Tirmizî'nin rivayet ettiği merfû' Enes hadîsinde "Zaman birimleri birbirine yak­laşıp da sene ay; ay hafta; hafta gün; gün saat; saat de hurma yaprağının yan­ması gibi olmadıkça kıyamet kopmaz" buyurulmuştur. Hakk olan bundan muradın tâ zamana varıncaya kadar herşeyden bereketin çekilmesidir. Bu da kı­yametin yaklaşması alâmetlerindendir (Kastallânî).

[15] Buharı hadîsin başka geliş yollarını göstermektedir.

[16] Bunlar hep ayrı yollardan gelen ve birbirlerini te'kîd eden hadîslerdir.

[17] Müslim'in Abdullah ibn Mes'ûd'dan rivayetinde, Rasûlullah (S): "Kıyamet an­cak insanların şerrlileri üzerine kopacaktır" buyurmuştur. Ebû Hureyre'den bir rivayette: "Lâ ilahe ille 'ilah diyen hiçbir kimse üzerine kıyamet kopmayacakttr" buyuruhnuştur. Bu rivayetlerin delâletlerine göre, kıyamet ancak kâfirler, mü­nafıklar, şerirler üzerine kopacaktır. Salih mü'minler tamâmiyle ölmüş buluna­caktır. Ebû Hureyre'den bir rivayette: "Kıyametin yaklaşması zamanında Allah latîfbir rüzgâr gönderecek ve gönlünde zerre kadar îmânı olan hiçbir kimseyi bırakmayıp ruhunu alacak" buyurulmuştur ki, bu da yukanki rivayetlerin te'-yîd edicisidir.

[18] Bu şikâyet Haccâc'm Irak valiliği sırasında yapılmıştı. Tâifli bir hocanın oğlu olan Haccâc, cesaret ve iyi konuşmasiyle Abdulmelik ibn Mervân'm gözüne gi­rip Hicaz Vâlîsi olmuş, Abdullah ibnu'z-Zubeyr'in halifelik da'vâsı vesilesiyle Mekke ve Medine'yi sahabe kanıyle boyadıktan sonra, Irak Vâlîliği de mükâfat olarak ona verilmişti. Haccâc burada da aynı zulümleri yapmaya başlayınca, bu hadîsin râvîsi olan Kûfeli Zubeyr ibn Adiyy, beraberinde bir'hey'etle Enes İbn Mâlik'e gidip şikâyet etmişlerdi. O sırada Enes ibn Mâlik Basra'da yerleş­mişti. Bu şikâyetin ona yapılması, Enes'in resmî bir sıfatı olduğundan değil, Pey­gamber'in mühim bir sahâbîsi olması i'tİbâriyle bir dert yanmaktı. Ve yakın bir ihtimâl ile Haccâc'a karşı isyankâr bir vaziyet almak hususunda Enes'in fikrini sormaktı. Enes, Haccâc'ın daha acı ve kanlı bir fitne kapısını açmaması İçin, şikâyetçilere sabır tavsiye etmiş ve daha büyük bir fitnenin önünü almıştır.

Taberânî'nin Abdullah ibn Mes'ûd'dan sahîh senedle rivayet ettiği hadîste de Peygamber (S): "Dün bu günden, bu gün de yarından hayırlıdır" buyurmuş­tur. Şu da kaydedilmelidir ki, mazinin hâlden, hâlin de istikbâlden hayırlı ol­ması umûmî ve mutlak bir kaaide değildir. Bâzı zaman olur ki, onda şerr, geçenden daha az olur. Meselâ Umer ibn Abdilazîz zamanı, Haccâc'm zulüm devrinden bir müddet sonra idi. Şübhesiz ki, Râşid Halîfeler devrini andıran âdil bîr idare hâkimdi. Bunun için Hasen el-Basrî; hâlin mâzîyi aratması kaai-desi, mutlak değil, ekseriyete hamledilmiştir, demiştir.

[19] Başlığa uygunluğu "Ve ne fitneler indirildi" sözünden alınır. Buhârî bunu bu­rada iki senedle getirdi. Bunun bir rivayeti ilim Kitabı, "Geceleyin ilim ve va'z bâbı"nda geçmişti.

Peygamber'in ru'yâda görüp de haber verdiği fitneler ve ni'metler Allah'ın bildirmesi olan vahy yoluyla kendisine bildirilen şeylerdendir. Peygamber'in ru'-yâlan da vahiydir: "Üigil ıi' fW J *sj ji = Ben ru'yâda seni boğazlıyorum diye görüyorum" (es-Sâffât: 102) âyeti, İbrahim'in İsmâîl'i yâhud İshâk'i kesmeye me'-mûr olduğunu haber veren âyettir.

Bu hadîste nice mu'cizeler vardır: Peygamber, ümmetine kendisinden son­ra uğrayacakları fitneler ve musibetleri, hem de nail olacakları hudûdsuz nİ'-met ve rahmet hazînelerini haber vermiştir. Bir de "Giyinik çıplaklar" zümre­sinden yâhud örtülü olmakla beraber elbisesinde israf ve tebzîr edecek nice ka­dınların zuhur edeceğini de haber veriyor. Mü'minlerin annelerini uyandırmaya teşvik etmesi de, kendilerine va'z etmek, sadaka vermeyi ve israfı terketmeyİ, Peygamber kadınları olmalarıyle aldanmayarak ibâdet ve tâatlerden gaflet et­memelerini bildirmek içindir. Müsriflikle giyinenlerin âhirette çıplak olmaları, hasenelerden soyunmuş olmalarındandır.

[20] Bu hadîsi Müslim, îmân'da, Ebû Hureyre'den: "Kim bize silâh çekerse, o biz­den değildir" fıkrasıyle başlatır, "Kim bize hîle ve hıyanet ederse, o bizden değildir" suretinde rivayet eder. Taberânî ile Ebû Nuaym'm Abdullah ibn Mes'­ûd'dan rivayetlerinde, hadîsin sonunda: "Htle ve hud'a sahihleri cehennemdedir" ziyâdesi vardır. Her iki rivayete göre, hadîsin tamâmı bu fıkraların birleşmesiy-ledir.

Bu şiddetli tehdîd, bu adam İslâm camiasından çıkar ve tevbe ederse, tev-besi kabul olunmaz, cehennemlik olur ma'nâsına değildir; sakındırmak içindir.

[21] Bu da vukarıki hadîsin hasVa bir sahâbîden rivayetidir.

[22] Bu hadîslere göre fsiâm Devleti'ne karşı silâhlı isyan edip bu tecâvüzü meşru' saymak, İslâm birliği ni'metine nankörlüğü gerektiren büyük bir suçtur. İslâm hukukuna göre bunun tenkili vâcibdir. Rasûlullah, müslümânları böyle silâhlı ihtilâlden men' edip sakındırarak Veda Haccı'nda Minâ'da yaptığı hutbesinde: "Sakın benden sonra küfür hâlindeki bedevîlik hayâtınıza dönüp de birbirini-zin boynunu vurmaya kalkışmayınız" buyurmuştur. Son hadîs şaka bile olsa, kardeşine silâhla işaret etmenin ne kötü bîr sonuca götürebileceğini en belîğ şe­kilde belirtmektedir.

[23] Bu hadîslerin birer rivayeti Namaz Kitâbı'nda, Mescid'lerin evvelinde geçmişti. Bunlardan anlaşılan, meskûn yerlerde, ibadethanelerde, çarşı, pazar gibi insan­ların toplu bulundukları yerlerde herhangibir kazaya sebeb olmamak için, si­lâhla dolaşılmaması, şayet silâhı varsa tedbîrini alarak iyice emniyetini koru­maktır.

[24] Peygamber'in maksadı -Allah, Rasûlü'nün murâdını en bilendir-, müslümân ile sövüşmek fısk ve fucûr ehlinin; müslümânla kıtal de küfür ehlinin sânından ol­duğunu beyân olsa gerektir. Küfür ehlinin sânından olan ahlâk ve fiiller vakıa insanı âsî mertebesinden de düşürüp hemen îmânını selbetmez. Fakat îmânı ya­ralayıp sahibini Allah korusun, küfür ve nifak helak vâdîlerine sürüklemesin­den korkulur...

[25] Yânî benden sonra hakkı örtücü kâfirlere dönmeyiniz. Çünkü küfrün ma'nâsı, lügatte "Örtmek"tir. Bu fiiller insanı küfre götürür. Dâvûdî: Bunun ma'nâsı: Mü'minlere, kâfirlere yapacağ niz fiilleri yapmayınız, demektir dedi (Kastallâ-nî).

[26] Hadîsin bir rivayeti Hacc Kitabı, "Minâ günlerinde hutb^e bâbi"nda geçti.

Sanki Ebû Bekre: Ben kendimi savunmak için bir kamış deyneğine bile el uzatmadım ve elime almadım. Çünkü ben müslümânların birbirleriyle kıtal yap­malarım doğru görmem, onlarla nasıl olur da silâhla mukaatele ederim, demiş oluyor. Bu hâdisenin sebebi şudur: Muâviye, İbnu'l-Hadramî'yi Basra'ya gön­derip, onların Alî'ye karşı harbe girmelerini istemişti. Alî de Câriye ibn Kudâ-me'yi gönderdi. O da onu muhasara etti. İbnu'l-Hadramî de bir eve girip orada saklandı. Câriye onun bulunduğu evi üzerine yaktı. Bunu el-Askerî zikretti. Ta-berî de otuzsekizinci yıl hâdiseleri içinde Ebû'l-Hasen el-Medâinî yolundan böyle tahrîc etmiştir... (Kastallânî)

Ebû Bekre'nin sözü, kendisinin İslâm'da fitneye karışmayı doğru görme­diğini ve iki taifeden birinde yer almayı da doğru görmediğini göstermektedir.

[27] Bunun bir rivayeti, bundan daha bütün olarak Hacc Kitâbı'nda geçmişti.

[28] Yânı amelleriniz müslümânların boyunlarını vurmakta kâfirlerin amellerine ben­zemesin. el-Muzhirî: Yânî ben dünyâdan ayrıldığım zaman bizler benim ardım­dan, üzerinizde bulunduğunuz îmân ve takva üzerinde sabit olunuz; hiçbir kim­seye zulmetmeyiniz ve müslümânlarla muharebe etmeyiniz. Bunun bir rivayeti ilim Kitâbı'nda geçmişti (Kastallânî).

[29] Başlık, hadîsten bir parça olduğu İçin, uygunluk tamdır. Bunu Müslim de Fi-ten'de getirmiştir.

"Men teşerrefe lehâ" Ona teşebbüs edip girişmek suretiyle onu görmeye ve muttali' olmaya çalışan ve ondan yüz çevirmeyen ma'nâsınadır.

Testeşrifhû: Helake bakması sebebiyle fitne onu helak eder demektir.

el-îstişrâf: Bir adama zulm ve cevr eylemek ma'nâsınadır ve gözünü yukarı kaldırarak güneşe bakar şekilde bir nesneye bakmak ma'nâsınadır ki, dikkat ve mübalağa zımmmda olur (Kaamûs Ter.)

[30] Bu da aynı hadîsin başka yoldan bir rivayetidir. Bu hadîslerde fitnelerden sa­kındırma ve fitnenin şerri, ona girmekle olacağı hükmü vardır. Fitneden mu-râd, her çeşit fitnedir, yâhud İktidar talebi hususundaki ihtilâftan çıkan fitnedir. İnsan bunda haklı olanla bâtıl olanı bilemez... Bir taife evlere girip karışmama­yı söyledi. Diğerleri de fitne beldesinden başka yerlere gitmeyi öğütledi... (Kas-tallânî).

[31] Bu hadîsler, İslâm Dîni'nin beşer hayâtına ne derece kıymet verdiğinin delilleri­dir.

Öldüren ateşe girmeye hakk kazanır, fakat ölenin günâhı nedir ki, ateşe girecektir? Buna şöyle cevâb verildi: Bunların suçları bir ve eşit değildir. Bunda silâhla yönelme fiili ve kıtal vukû'u vardır. Öldüren, kıtal ve öldürmeye karşılık azâb olunur; ölen de yalnız kıtale karşılık azâb olunur, sırf azm üzerine azâb olunmaz (Kastallânî).

[32] Buhari burada hadisin çeşitli yollarını ve senedlerini ayrı ayrı bildirmiştir

[33] Başlığa uygunluğu "Onların bir cemâati ve devlet başkanları bulunmazsa" sö­zünden alınır. Ağaç dibini ısırmaktan murâd, şartlarıyle bir imâm bulunup ona bey'at edinceye kadar fitnelerden ayrı kalmaktır.

Bunun bir rivayeti Nübüvvet Alâmetleri Kitâbı'nda da geçmişti. Bunu Müs­lim de Fitneler'de getirmiştir. Rasûlullah'ın mutlak surette hayır ve saadet olan zamanlardan sonra geleceğini haber verdiği fitneler, musibetler, Hz. Usmân'ın şehîd edilmesiyle başlamış, Cemel, Sıffîn, Kerbelâ, Hârre, Ka'be'nin tecâvüze-uğraması faciaları birbirini ta'kîb etmiştir. Bunlardan sonra şerr ile karışık ha­yır devrine, Kaadı Iyâd, "Umer ibn Abdilazîz zamanıdır" demiştir. Umer ibnu'l-Abdilazîz "Emîru'l-Mü'minîn" unvânıyle anılır. O tamâmiyle İslâm um­delerine göre idare ettiği için,' 'İkinci Umer'' diye anılır. İkİbuçuk seneye yakın devri, Râşid Halîfeler devrine katılarak, hakîkî hilâfet devri kapanır. Bundan sonra "Emirlik ve Saltanat" üzerine kurulan ve babadan oğula ageçen mutla­kıyet sistemi idareler devri başlamıştır. Bunu Muâviye, oğlu Yezîd'i halef ta'yîn etmekle başlatmıştı. Muâviye bu emaret saltanatına Umer devrinde Şâm VâlîIİ-ği zamanında başlamıştı. Umer Şâm ve Filistin'i ziyaretinde Muâviye'nin bu zi­yaretinden hoşlanmayarak "Bu da Arablar'm kisrâsıdır" demiştir.

[34] Bunun bir rivayeti Tefsîr'de de geçmişti.

Aynî'nin Vâkıdî'den naklettiği nuzûl sebebi şudur: Bu âyet, Mekke'de ikaa-met eden ve müslümân olduklarım söyleyen birtakım kimseler hakkında inmiş­tir. Onlar Medine'ye hicret etmeyip, zahirde îmân etmiş görünürlerdi. Hakikatte nifaklarını gizlerlerdi. Bedir harbi açıldığı zaman da bunlar müşriklerle beraber Mekke'den çıkıp müslümânlarla harbetmeye gelmişlerdi. Fakat melekler bun­ların suratlarına çarparak, omuz köklerine vurarak bunları öldürmüşlerdi. Buniar ölürken yâhud cehenneme sevkolunurken, meleklerin bunlara: Niye bu zuîmü İşlediniz? suâlleri ve onların cevâblan bu âyette bildirilmiştir.

[35] Bu başlık, Taberî'nin Ebû Hureyre'den rivayet ettiği hadîsin lafzıdır, denildi. (Aynî).

[36] Hadîsin başlığa uygunluğu ma'nâsmdan alınır. Buhârî bu hadîsin aynını, sened olarak da Rikaak Kitabı, "Emânetin kaldırılması bâbı"nda getirmişti.

Kur'ân âyetlerinde, hadîslerde hem devlet ve ulü'I-emr gibi mühim konu­larda zikrolunan bu "Emânet" kelimesinin, zikrolunduğu konulara göre ma'-nâlan vardır. Hepsinde "Emânet", umûmî bir ta'bîr ile "Hıyanet" mukaabili kullanılmıştır. Bu hadîsin baş tarafındaki "Emânet" kelimesinin ma'nâsı, fıtrî dîn duygusuyla kesbî ibâdet, adalet ve medeniyet umdeleri olduğu açık olarak anlaşılmaktadır. Bu kutsal duygunun ve Allah'a karşı ubudiyet, insanlar ara­sında içtimaî bir nizâm ve emniyet te'mîn eden umdelerin Allah tarafından in­sanların gönüllerine nasıl ilham ve vahy olunup, sonra birer birer nasıl silinip gittiğini Huzeyfe en belîğ bir uslûb ile Peygamber'in dilinden nakletmiştir...

Hadîsin ikinci fıkrasında da İslâm nuru doğduğu ve yayıldığı müddetçe zi­yasını saçtığı yerlerde müslim- gayrimüslim bütün ferdler arasında umûmî bir emniyet ve i'timâd kurulup, o nurun sönmesiyle bütün gönülleri umûmî bir em­niyetsizlik karanlığı kapladığı tasvir olunmuştur.

Hadîsin üçüncü fıkrasında Huzeyfe, hem bu emniyet devrinde yaşadığım, hem de İçtimaî nizâm bozulup emniyetsiz bir muhît içinde kalarak, Fulân'dan ve Fulân'dan başka kimse ile muamelede bulunmadığını bildiriyor. Huzeyfe, Usmân'ırt şehîd edilmesinden kırk gün sonra, yânî hicretin otuzaltinci yılında vefat ettiğine göre, o faciayı meydana getiren günlerin çetinliğini ve emniyetsiz­liğini görüp ifâde etmiş oluyor... "Fulân ve Fulân'dan başka" kinâyesiyle, mu­amele yapılmağa hakk kazanacak kimselerin azlığını bildirmek istiyor. Buradaki "Mubayaa" lafzıyle, siyâsî ve umûmî bey'at ma'nâsı da kasdolunabilir...

[37] Bu başlık "Ayn" yerine "Ğayn" harfiyle de rivayet edilmiştir ki, buna göre ma'nâ garîb yaşamak, bir zabta göre "Ğayn" ve keskin "Zây" ile "Teazzub" gelmiştir ki, buna göre şehirlerden uzakta ve yalnız yaşamak ma'nâsına olmuş olur.

[38] Seleme ibnu'1-Ekva' (R) Medine'de 74 târihinde ve 80 yaşında vefat etmiştir. O sırada Haccâc, Hicaz Vâlîsi olarak Medine'de ikaamet edip türlü bahanelerle Peygamber'in sahâbîlerini öldürüyordu. Seleme (R) çölden Medine'ye döndü­ğünde, onu da yanma çağırıp: Ey Seleme, sen mürtedsin. Çölden Medine'ye hicret ettikten sonra tekrar dönüp çöle gitmişsin! diye 80 yaşındaki bu ihtiyar sahâbî-yi korkutup tehdîd etmişti. Haccâc bu sözü ile Abdullah ibn Mes'ûd'un şu ha­dîsine işaret etmek istiyordu: "Allah faiz malı yiyen kişiye la'net etsin... ve Me­dine'ye hicret ettikten sonra çöl hayâtına dönen kişi de mürteddir". Haccâc bu sözüyle, Rıdvan ağacı altında Rasûlullah'a üç kerre bey'at eden bir sahâbîyi öl­dürmek yâhud da gözünü yıldırmak istiyordu. Seleme, çölde yaşamasına Rasû-Iullah'ın izin verdiğini bildirmekle cevâb vermiş oluyor. Rebeze, Medine civarında bir bâdiyenin adıdır. Umer zamanında zekât develerinin yayılması için koru edi­nilmişti.

[39] Hadîs, fitne zamanında sürülerini alıp dağlara ve otlak arazîlere kaçmak ve se­lâmette kalmak bakımından koyunun önemini ve hayırlılığını ifâde etmektedir.

[40] Umer'in bu sözü şöyle de tercüme edilmiştir: "Biz Allah Taâiâ'yı Rabb, İslâm'ı dîn, Muhammed'i rasûl olarak kabul ve tasdik ettik".

[41] Bu âyetin nuzûl sebebi bu kıssa olmuştur diye tefsirlerde zikrolunmuştur.

[42] Başlığa uygunluğu "Biz fitnelerin şerrinden Allah'a sığınırız" sözündedir. Bu hadîsin bir rivayeti Duâlar'da da geçmişti. Peygamber'İn fitnelerden Allah'a sı­ğınması, ümmetine öğretmek içindir. Bunun bâzı rivayetleri İlim ve Kusûf'ta da geçti.

Bu hadîste babasının kim olduğunu soran zât, Kisrâ'ya elçi olarak gönde­rilen Abdullah ibn Huzâfe es-Sehmî'dir. Müslim'in rivayetine göre, bu Abdul­lah, babasından başka bir babaya nisbet ve bir kavga ettikçe: "Fulân'in oğlu" dîye ayıplanirdı. Anası böyle bir suâl sorduğunu işitince: Senden daha fena bir evlâd görmedim. Ananın Câhiüyet günlerinde kadınların işlediği şeylerden biri­ni işlemediğini nereden biliyordun? Ya ananı âlem nazarında rüsvây edeydin iyi mi olurdu? diye azarlamış. O da cevaben: Vallahi eğer beni zencî köleye ilhak etmiş olaydı, onu kabul ederdim! demiştir (Tecrîd Ter., I, 79).

[43] Peygamber bu hadîslerde meydana gelecek fitnelerin, musibetlerin çıkış yerini, cihetini bildirmiştir. Peygamber'in vefatından sonra çıkan fitnelerin hepsi, do­ğu tarafından çıkmıştır. İlerideki fitnelerin çıkış yerleri de orası olacağını ifâde eder. "Şeytânın boynuzu" ta'bîri de temsilden İbarettir.

[44] Bunun bir rivayeti Yağmur Duâsi'nda geçmişti. "Kam", bir asırda yaşayan insanların tabakası ma'nâsma geldiği gibi, içinde bir peygamber zuhur eden bir müddette yaşamış olanlara da, ilim ehlinden bir tabakaya da denir... Buna göre "Şeytânın karnı", şeytânın hizbi ve ümmeti demek olur. Nitekim Deccâl o havaliden, Irak cihetinden yıkacaktır, demişlerdir...

[45] Başlığa uygunluğu, içinde fitne bulunması yönündendîr.

Bunun bir rivayeti Tefsîr'de de geçmişti. O zât, âyetle fitnedeki kıtalin meş-rû'Iuğuna delîl getirmişti, ibn Umer gibi kıtalden çekinenleri redd vardı. İbn Umer verdiği cevâbla, fitne harbinin müslümânlar arasında olan iktidar ve me-liklik harbi olmadığını, fitne harbinin müşrik baskılarından kurtulmak için ya­pılan harb olduğunu anlatmış oluyor.

Âyetin ma'nâsı, fitne yânî şirk ve tefrika olmasın da dîn hep Allah için ol­sun, yalnız Allah'a boyun eğilip itaat edilsin. Hâlbuki "Allah katında dîn, is­lâm'dır". Bunlarda Tevhîd dîni olan İslâm'dan başka bir dîn bulunmasın, fitnenin başı olan şirk kalksın... Allah'ın kullarım başkalarına mahkûm tutan bâtıl dînler Hakk Dîn karşısında yıkılsın, hakk hâkim olsun da fitne ve mihnet­le kimse hakk ma'bûddan başkasına itaat ve inkıyada sevk ve cebredilmesin... (Hakk Dîni, I, 698; III, 2403).

[46] Buhârî bunu et-Târthu's-Sagîr "inde Abdullah ibn Muhammed el-Müsnîdî'den se-nedli olarak rivayet etmiştir. Bu İmru'u'1-Kays ibn Abis el-Kindî'dir. Bu beyit­lerin Amr ibn Ma'dikerb'e âid olduğunu Ebû'l-Abbâs el-Muberred el-Kâmilfî't-Târîhİnde, es-Suheylî de Ravdu'l-unffî TefsiriSîretiibn Hişâm 'mda kesin olarak belirtmişlerdir (Kastallânî).

[47] Bu hadîsin birer rivayeti Namâz'da, Mevâkît bâbı'nda; Zekât'ta, Oruç'ta ve Nü­büvvet Alâmetleri'nde de geçmişti. Oralarda da bildirildiği gibi Fitne, aslında imtihan ve denemedir ki, Türkçe'si sınama demektir. Hâlisi karışıktan belli ol­sun diye altını, gümüşü potada eritmeğe fitne dendiği gibi, İyiliği, kötülüğü bel­li olsun diye insana edilen her muameleye de fitne denilir. Bu lafzın ma'nâlan çoktur, hepsi de bu ma'nâdan dallanıp budaklanır.

Umer kapının kendi zâtı olduğunu bildiği hâlde, kendisinden sonra gele­cek fitneden suâl etmesi, fitnenin azametini bildiği ve şayet tafsilâtını unutmuş-sa hatırlaması içindir. Kendi zamanında belki mukaddimeleri meydana çıkar diye korkuyormuş.

[48] Başlığa uygunluğu "Usmân'a izin ver, onu da kendisine isabet edecek belâ ve imtihan ile beraber cennetle müjdele" sözünden alınır. Bu da denizin dalgalan­ması gibi olan fitneler topluluğundandır. Bunun için Peygamber belâyı ona tahsis etti. Umer üzerine cereyan edecek birşey zikretmedi. Çünkü Umer, Usmân'ın imtihanı gibi üzerine tasallut, imamlığın geri alınması isteği, haremine taarruz ve çirkin işlere nisbet gibi imtihan edilmedi. Bunun bir rivayeti, Ebû Bekr'İn fadlı bölümünde geçmişti. Bunun birkaç rivayetini Müslim de Fadâil'de getir­miştir.

[49] Başlığa uygunluğu Usâme'nin sözünden alınabilir. Bunun bir rivayeti Cehen-nem'in sıfati'nda geçti. Müslim de bunu, kitabının sonunda "Ma'rûfu emr bâ-bı"nda getirmiştir. Bu hadîs devlet adamlarıyle güzel muaşeret ve onlara karşı lütuf ile muamele edilmesi, halkın dileklerini tatlı dil ile tebliğ ve gizlice Öğüt ve­rilmesi hükümleri alınır...

[50] Başlığa uygunluğu, Cemel günlerinin şiddetli bir fitne olması, vak'ası meşhur olup Alî ile Âişe arasında vâki' olması bakımındandır. Çünkü Âişe bunda bir deve üzerinde bulunduğu için bu isimle isimlendirilmiştir.

Mağâzî'nin sonunda geçen rivayet daha geniştir. Orada Ebû Bekre: Ce­mel vak'ası günlerinde cemel yaranma katılarak (Alî'ye karşı) onlarla birlikte harb etmeğe başladıktan sonra, daha önce Rasûlullah'tan işittiğim bir kelime ile Allah bana hayır ve menfâat ihsan buyurdu (da Cemel yaranma katılmadım).. demiş ve hadîsi nakletmiştir. Ebû Bekre, Kisrâ'nul kızı hadîsinden, Âişe'nin deve üzerinde bir asker birliği idare etmesine intikaal edip hareketini yeniden ta'yîn etmiş ve onlara katılmamıştır.

[51] Bunun cfa başlığa uygunluğu, bundan Öncekinin uygunluğu gibidir...

[52] Bu da bundan önceki hadîsin bir tarafıdır. Buhârî bunu getirmekle Ebû Mer­yem'in hadîsini kuvvetlendirmek istemiştir... (Aynî).

[53] Bunların da asıl başlığa bir fasıl gibi olan unvansız bâb'a fer'î bir ilgisi olduğu meydandadır. Kirmânî: Bu işte ağır davranmak nasıl ayıp olur? dedi. Ben de: Çünkü bu (geri kalmak) "Mü 'minler kardeştirler, kardeşlerinizin arasını iyüeş-tirin..." (el-Hucurât: 10) gereğinden geri kalmaktır, derim (Aynî).

[54] "lzâ"nın cevâbı, hadîste zikredilen ile yetinildiği için hazfedilmiştir.

[55] Yânî iyiler mükâfatlanır, kötüler cezalanıp azâb olunurlar. Dünyâda amelleri iyi olanlar, âhirette durumları iyi olur. Dünyâda amelleri kötü olanlar, âhirette kölü (jlurlar.

[56] Başlığa uygunluğu açıktır. Buhârî bunun birer rivayetini Hasen ibn Alî'nin fa­ziletlerinde ve Peygamberlik Alâmetleri'nde de getirmiştir. Orada da bâzı açık­lamalar verilmişti..

[57] Başlığa uygunluğu "Akabinde ben Abdullah ibn Ca'fer'in oğullan Hasen ve Hüseyin'in yanına gittim" sözlerinden alınabilir. Çünkü bu sözde Hasen'in cö­mertliği ve seyyidliğîne bir delâlet vardır. Zîrâ cömerdin seyyid olması sâlih olur... (Aynî).

[58] Başlığa uygunluğu gaybette, huzurunda söylenenin aksini söylemenin bir nevi' gadr olması bakımındandır. Hadîsin bir rivayeti Cizye'de geçmişti. Müslim de bunu Mağâzî'de getirmiştir. Bu hadîste kendisi lehine bey'at yapılmış olan imâ­ma itaat vucûbu ve onun aleyhine çıkıştan men' hükmü ve o imâm cevr etse bile fâsıklığı sebebiyle bey'ati çözülmiyeceği hükmü vardır.

Yezîd, Medîneliler'in kendisinin bey'atini reddettikleri haberi ulaşınca, onlar için Müslim ibn Ukbe el-Murrî maiyyetinde bir ordu hazırladı ve ona, Medîne-liler'e üç kerre dönmelerini, yoksa kendileriyle harb edeceğini bildirmesini em­retti, sonunda gâlib gelince Medîne'yi orduya mübâh kıldı (Kastallânî).

[59] Başlığa uygunluğu, Ebû Berze'nin ayıpladığı kimseler zahirde dîn işini yerine getirmek ve hakka yardım etmek için mukaatele etmeyi izhâr ediyorlar, bâtında ise ancak dünyâ için mukaatele ediyorlar olması bakımındandır (Aynî).

[60] Nifak, kişinin diliyle îmân açıklayıp, gönlünde küfrü saklamasıdır. Huzeyfe'-nin bildirdiği gibi, nifak ile sıfatlanan münafıklar, saadet asrında Abdullah ibn Ubeyy ibn SelûTun başkanlığı altında teşekkül etmiş habîs bir zümre idi. Bunlar îmân ile küfür arasında bir nifak perdesine bürünerek hayâtlarını korumuşlar­dı. Fakat saadet asrı geçtikten sonra, îmân ile küfür arasında bir nifak merhale­si kalmamıştır. Çünkü bir müslümân gönlünde küfrü gizlemekle mürted olur. Bâzı âlimler de Huzeyfe hadîsini şöyle te'vîl etmişlerdir. Saadet asrında müna­fıklar harb gibi içtimaî birliği gerektiren her işte yan çizerlerdi. Fakat görünüşte îmân izhâr ettiklerinden Peygamber bunların Uhud, Tebûk seferlerindeki dö­neklikleri gibi birçok bozguncu hareketlerine rağmen, ceza ta'yîn etmezdi.... Hu-zeyfe'nin dediği gibi,bilâhare İslâm Dîni tamâmiyle kuvvet kazanınca, artık îmân ile küfür arasında bir ayırıcı sınır olan nifak maskesi atılmış "Ke lâ teferrakû = Birbirinizden ayrılmayınız" (Âlu îmrân: 103) düstûruna göre bozgunculuk, îmândan sonra işlenen bir isyan, bir küfür olarak görülmüştür ki, cezası tenkildir.

[61] Bunun sebebi şudur: Belâ ve şiddet o kadar şiddetli olur ki, musibetlerin en bü­yüğü olan ölüm bile kişiye daha hafif gelir de i'tikaadmda iki musibetin hafifini temenni eder. Bu, fitnelerin zuhuru, bâtılın ve bâtıl ehlinin galebesi ile dînin gitmesi korkusu ve ma'siyetlerin meydana gelmesi zamanıdır...

Yânî dîninden vazgeçirmek ve vatandan çıkarmak gibi, insanları azaba uğ­ratacak belâ ve mihnet, ölümden daha ağırdır. Ölümü temennî ettiren hâl, ölüm­den daha ağırdır. "Fitne ölümden daha beterdir"; "Fitne öldürmekten daha büyüktür" (el-Bakara: 191, 217).

[62] Devs, Ebû Hureyre'nin kabîlesidir. Zu'l-Halasa onların putu idi.

Zu'l-Halasa, Yemen'de bir puthânenin veya onun içinde bulunan bir pu­tun ismidir. Buna Yemen Ka'besi denilirdi. Asıl Ka'be'ye de "Ka'betu'ş-Şâmiyye" denilirdi. "Halasa" kelimesi "Hâlis" ismi failinin cem'idir. Gûyâ ora­da tavaf ve İbâdet edenler, hâlis ve temiz olurlarmış da onun için böyle isimlen­dirilmiştir. Rasûlullah, Yemen'deki bu put evini Cerîr ibn Abdillah kumandasında yüzelli kişilik süvari göndererek yıktırıp yok ettirmişti. Bu vak'ayı Cerîr bizzat tafsîlâtiyle anlatır: Müslim Ter., Fadâilu's-Sahâbe, Cerîr'in faziletlerinden bir bâb, VII, 399-400.

İbnlBattâl şöyle dedi: Bu hadîs ve benzerlerinden murâd, dînin bütün yer­yüzünde tamamen kesilip hiçbir eseri kalmayacak demek değildir. Çünkü İslâm Dîni'nin kıyamete kadar bakî kalacağı sabittir. Ancak dîn zayıflayıp başladığı gibi garîbliğe dönecektir (Kastallânî).

[63] Başlığa uygunluğu, Kahtân'dan çıkacak bir adamın insanları sevketmesi, an­cak zamanın değiştirilmesi ve İslâm hâllerinin tebdilinde olması bakımından­dır. Çünkü bu adam, Allah'ın hilâfeti kendilerinde kıldığı şerefli kimseler topluluğundan ve Peygamber kabîlesindtn değildir. Bu adam gayrı meşru bir gasbla idareyi ele alıp insanları zorbalıkla ve hiçbir hürriyet tanımayarak sevk ve idare edecektir ki, bu şekilde idare, fitnelerin en şiddetli olanlarmdandır.

[64] Bu Enes hadîsi, Hicret Bâbı'mn sonlarında Humeyd yolundan, Abdullah ibn Selâm'm İslâm'ı hakkında ulaştırılmış olarak geçmişti. Bir rivayeti de Nübüv­vet Alâmetleri'nde geçmişti.

[65] Busrâ, Suriye'deki Harran kasabasıdır. Vaktiyle Doğu Roma İmparatorluğu'-nun ma'mür bir şehri ve Hnstiyanlığın dînî merkezlerinden biri idi. İslâm Âle-mİ'nin Rûmlar'la ve Hrıstiyanlık'la ilk siyâsî ve askerî çatışması, Busrâ'da olduğundan, hadîste ve İslâm târihinde çok zikrolunur.

Sarihlerin ve tarihçilerin bir kısmı, hicrî 654 yılında bir volkan patlamasıy-le birlikte meydana gelen büyük ateşin, Peygamberin bu hadîsinde haber ver­diği ateş olduğu görüşünü ileri sürmüşlerdir. Buna göre, Peygamber'in yedi asır önce haber verdiği bu tabiat hâdisesi, haber verildiği gibi tahakkuk etmiştir ki, şübhesiz bu peygamberliğinin doğruluğunun en canlı şâhidlerinden birisidir. Bâ­zıları da bunun, kıyamete yakın büyük alâmetlerden olup, o zaman meydana gelecektir diye anlamak istemişlerdir.

[66] Furât, Erzurum dağlarından doğup Küçük Asya kıt'asmm birçok yerlerim do­laştıktan sonra Basra Körfezi'ne dökülen en büyük ırmaklardan birisidir. Fu­rât, birçok vesilelerle Rasülullah'm hadîslerinde geçer. Hilkatten beri akan bu muazzam nehrin bu uzun mecrasında kimbilir ne hazîneler saklıdır! Rasûlullah "Nehir kuruyarak kıymetli altın hazînesini açıklaması zamanı yaklaşıyor" bu­yurmakla, bu büyük hâdisenin kıyamet alâmetlerinden olduğunu, dünyânın ömrü sona ereceği günlerin yaklaşmakta olduğunun alâmeti bulunduğunu haber ver­miş oluyor...

[67] Bunun bir rivayeti Zekât'ta, "Sadaka vermeyi teşvîk bâbi"nda daha geniş ola­rak geçmişti. Zekât kabul edecek kimse bulamamak, İktisâdı değerlerin alt-üst olduğu, maddeye ihtiyâcın kalmadığı, kıyamet alâmetlerinin başladığı zaman­lardır.

Bundan sonraki hadîs daha tafsîllidir.

[68] Hadîs içinde îmânın fayda vermeyeceği zamanı bildiren bu ifâdenin tamâmı şöy­ledir: ' 'Onlar hâlâ kendilerine ille azâb meleklerinin gelmesini yâhud Rabb 'leri-nin gelmesini veya Rabb'inin âyetlerinden birinin gelmesini mi bekliyorlar? Rabb 'inin âyetlerinden biri geldiği gün, daha evvelden îmân etmiş veya îmânın­da bir hayır kazanmış olmayan hiçbir kimseye (o günkü) îmânı asla fayda ver­mez..." (el-En'&m: 158).

[69] Bu sayılan şeylerin hepsi kıyametin kopmasından Önce meydana gelecek alâmet­lerdir. Bunlar kıyametin kopmasının yaklaştığına delâlet ve işaret ederler. Son taraftaki alâmetler ise kıyametin ansızın kopacağını gösterir. Bunların en sür'at-lisi ise lokmanın ağıza kaldırılıp yutulmamasıdır.

[70] Bunu Müslim de Fiten'de (rakam: 114 "2939") getirmiştir.

Kaadi Iyâd dedi ki: Bunun ma'nâsı şudur: O, Allah'a göre, onun elinde halk ettiği şeyleri mü'minleri delâlete düşürücü ve kalblerini şübheye sokucu kıl­maktan hakirdir. Fakat Allah'ın ona o şeyleri yaptırması, ancak îmânlılann îmân­larının artması, kâfir, münafık ve benzerlerinin aleyhine de hüccet sabit olması içindir...

[71] Bu hadîslerin birer rivayeti Hacc Kitâbı'nm sonunda Medine'nin faziletleri bâbı'nda da geçmişti.

Kaadı Iyâd dedi ki: Bu hadîsler Deccâl'in varlığının sahîhliği hakkındaki Ehli Sünnet mezhebi lehine hüccettir. O aynı ile bir şahıstır ki, Allah onunla kullarını imtihan edecektir. Ve onu ilâhî mukadderattan olan bâzı şeyleri yap­mağa muktedir kılacaktır... Ve "Allah, îmân edenlere dünyâ hayâtında da, âhi-rette de o sabit söz indînde sebat ihsan eder. Allah zâlimleri şaşırtır. Allah ne dilerse yapar" (İbrâhîm: 27). Sünnet ehlinin bütün muhaddîsler, fakîhler ve mü­tefekkirlerin mezhebi işte budur... (Nevevî) (Müslim Ter., VIII, 471).

[72] Deccâl, zamanın âhirinde meydana çıkıp peygamberlik veya ulûhiyet iddia ede­cek bir yalancı olarak ta'rif edilmiş ve mePûn ma'nâsma "Mesîh" ile vasıflan-mışsa da, bir hadîste "o^U-a OLijii ^ J ö£ş = Zamanın âhirinde birçok Dec-câller olacaktır" buyurulduğu ve sarihler "Deccâlun" lafzını "Kezzâbün" ve "Mumerrihûn" ile tefsîr ettiklerinden, Deccâl'in bir değil, nice yalancı ve yal­dızcı makûlesi insanlar olduğu ve bunların dünyâ târihinin son zamanlarında çokça görüleceği anlaşılır.

Bu hadîslerin birer rivayeti Medine'nin faziletleri bölümünde de geçmişti.

[73] Yânî Deccâl'İn gözü sakattır, insanları eğri yola da'vet eder, Allah ise Hâdî'-dir, İnsanları dâima doğru yola irşâd eyler.

[74] Bunun bir rivayeti Ta'bîr'de, "Ru'yâda Ka'be'yi tavaf etmek bâbi"nda da geç­miş ve bâzı açıklama orada verilmişti. Hadîsteki İbnu Katan'in adı Buhârî'nin Sahth'inde ez-Zuhrî'den rivayetine göre Abduluzzâ'dır ve Huzâa kabilesinden olup İslâm Dîni'nin zuhurundan evvel ölmüştür. Abduluzzâ'nm anası Huvey-lid kızı Hâle'dir. Bu sebeble Hadîce, İbn Katan'm teyzesi oluyor.

[75] Bunun bir rivayeti Namaz Kitâbı'nm sonunda "Selâm'dan önce duâ bâbı"nda uzunca bir metinle geçmişti. "Fi's-salât = Namazda" demekle, vakıa namazın hangi rüknünde bu duanın okunduğu kat'î olarak bilinmiş olmazsa da, duanın yeri namazın sonunda teşehhüdden sonra ve selâmdan evvel olmak lâzım gele­ceği aklî karinelerden başka bâzı haberler ile de sabit oluyor. Nitekim ibn Mes'-ûd'un rivayetinin sonunda "iıiU sıiiı ^ jİJJ — Teşehhüdden sonra dilediği

duayı seçer'  buyurulmuştur...

Oradaki duanın metni şöyle İdi: "Allâhumme innieûzu bike min azâbVl-kabri. Ve eûzu bike min fitnetVl-MesîhVd-Deccâli ve eûzu bike min fitnetVl-mahya ve'l-memâti. Allâhumme innî eûzu bike mine'l-me'semi ve'l-mağrami

( = Yâ Allah! Ben kabir azabından Sana sığınırım ve Mesîh Deccâl'İn fitnesin­den de Sana sığınırım. Hayât ve memat fitnelerinden de Sana sığınırım. Yâ Al­lah! Ben günâhtan ve borçtan da Sana sığınırım)/" (Tecrîd Ter., II, 710-714 "460").

[76] Hadîste bildirilen su ile ateş, belki de hakîkate hamlolunmayıp cennet ile cehen­nemin birer remzi olacaktır. Yânî Deccâl, cennet ile cehennemi temsil eden bir­takım hârikalar gösterecektir. Bu da Yüce Allah'ın kullarını imtihan ettiği fitnelerden birisidir. Fakat Allah müteakiben hakkı izhâr ve bâtılı ibtâl edecek­tir. Sonra onun kötülüklerini açıklayacak ve halka onun aczini gösterecektir.

[77] Bu hadîslerde Deccâl'in sıfatı olan "A 'veru" kelimesi "Aver" kökünden ya­pılmış bir sıfattır. "Aver" bir gözün hissi, yânî görme kuvveti zail olmaktır. Murâd bir gözü olmaktır. "A'veru" sıfatı şu ma'nâlara da gelmektedir:

a.  Kötü ve kemter nesne.

b. Şu korkak ve zaîf şahsa denir ki, haddizatında hayırsız ve faydasız oldu­ğundan ne bir hayır ve menfaat semtine delîl olur ve ne de bir kimse onun tara­fına bir delâlet eder ki, cemâd kabilinden olmuş olur.

c.  Mahareti olmayan bed-delâlet kılavuza denir.. (Kaamûs Ter.)

Bu hadîslerin bâzı rivayetleri Peygamberler Kitâbi'nda geçti. Bunların bir­çok rivayetlerini de Müslim, Fitneler ve Saat Alâmetleri Kitâbi'nda getirmiştir.

[78] Müslim'in Sahîh'inde Deccâl'e karşı çıkacak bu yüksek iradeli zâtın Hızır oldu­ğu bildirilmiştir. Ma'mer de Cami'inde: Deccâl'e karşı çıkan zâtın Hızır olduğu bize baliğ oldu, demiştir. Hızır'ın ölüp dirildikten sonra: Vallahi senin Deccâl olduğun hakkındaki şimdiki kanâatim daha kuvvetlidir, demesi, Rasûlullah'ın Deccâl'in şekaavet alâmetlerinden olarak ölüleri diriltmek hususunu da haber vermiş olmasındandır. Bu hârikaların bir zaman için imtihan olarak DeccâP-den meydana gelmesi, ilâhî takdirin eseridir.

Bunun bir rivayeti Hacc Kitâbı'nın sonunda "Medîne Haremi'nin kapıla­rından bir bâb"da da geçmişti.

[79] Bunun da bir rivayeti yine Hacc Kitâbı'nın sonunda geçmişti.

[80] Bunun da bir rivayeti hem Hacc Kitâbı'nın sonunda, hem de Tıbb'da geçmişti. "Inşâatlah" istisnası, teberrük içindir, her ikisinin de girmiyeceğine şâmil olur denildi. Bir de bu istisna ta'lîk içindir, Deccâl'in girmiyeceğine hass olur, tâû-nun Medine'ye girmesi caiz olur, denildi... (Kastallânî)

[81] Buhârî bu hadîsi burada iki senedle getirdi. Bunun bir rivayeti Fitneler'in evvel­lerinde, "Arab'a yazıklar olsun bâbı"nda, bir rivayeti de Peygamberler Kitâ-bı'nda geçmiş ve oralarda bâzı açıklamalar verilmişti.

"Ye'cûc ve Me'cûc" isimleri Kur'ân-ı Kerîm'in İki sûresinde geçmektedir: el-Kehf: 83-98, el-Enbiyâ: 96-97. Bunlara âid tefsîri HakkDîniKur'ân Dili, IV, 3274-3292; IV, 3371-3374 sahîfelerinden okunmalıdır. Bunun bir özetini Müs­lim Tercemesi, VIII, 403-408 "2880" rakamlı hadîsin haşiyesinde vermiştik.

[82] Bunun da birer rivayeti Peygamberler Kitabı, "Zu'1-Karneyn bâbı"nda ve Fit-neler'İn evvelinde geçmişti.