37- KİTÂBU'L-İCÂRE. 2

1- Bâb; İcâre Hakkındadır 2

2- Karârît Üzerine  Koyun Güdülmesi Babı 2

3- Zaruret Sırasında Yâhud İslâm Ehli Bulunmadığı Zaman Müşriklerin Ücretle Irgatlığa Tutulması Ve Peygamber (S) Hayber Yahûdîleri'yle Arazîde Çalışma Akdi Yaptı Babı 3

4- Bâb: Bir Kimse Üç Gün Sonra Yâhud Bir Ay Sonra Yâhud Bir Sene Sonra Kendisine Bir İş Yapması İçin Bir İnsanı Ücretle Tutsa, Bu Caiz Olur. 3

5- Gazvede Ücretli Babı 3

6- Bâb: Bir Ücretli Tutan, Hizmet Müddetini Beyân Edip De Yapacağı İşi Beyân Etmeyen Kimse(Nin Bu Hizmet Akdi Sahîh Olur Mu, Olmaz Mı)? 3

7- Bâb: Bir Kimse Yıkılmak İsteyen Bir Duvarı Doğrl Îtmak Üzere Bir Ücretli Tuttuğunda Bu Caiz Olur 3

8- Gündüzün (Evvelinden) Yarısına Kadar Ücret Akdi  Babı 4

9- İkindi Namazına Kadar Ücret Akdi Yapmak Babı 4

10- Ücretlinin Ücretim Men' Edenin Günâhı Babı 4

11- İkindide Gecece Kadar Ücret Akdi Yapmak Babı 5

12- Bir Ücretliyi Irgat Tutar Ve İş Akabinde İsçi Kendi Ücretini Terkeder Ve O Ücreti Muste'cîr Çalıştırır Da Onu Artırırsa Yahud Bir Kimse Başkasının Maunda (İzinsiz Olarak) Çalışma Yapar Da O Malı Artırırsa (Bu Artırılan Mallar Kime Âid Olur') Babı 5

13- Sırtı Üzerinde Yük Taşıması İçin Kendini Başkasına Kiraya Veren, Sonra Da Ondan Kazandığını Sadaka Yapan Kimse Ve Hammâl Ücreti Babı 6

14- Simsarlık Ücreti Babı 6

15- Bâb: Müslüman Bir Kimse Harb Arazîsinde Kendini (Bir İş Yapmak Üzere) Müşrik Bir Kimseye Kiraya Verir Mi?. 6

16- Arar Kabilelerinden Bir Taifeye Fâtihatıtl-Kitâb İle Duâ Edip Hastalıktan Sığındırma Karşılığında Verilen Ücret(İn Hükmü) Babı 7

17- Kölenin Ödeyeceği Vergi İle Kadın Kölelerin Vergilerini İyi Gözetleme Babı 8

18- Kan Alma Tedâvîsi Yapanın Ücreti Babı 8

19- Kölenin Efendilerine. Onun Vergisini Hafifletmelerini Söyleyen Kimse Bârı 8

20- Zina Edici Kadının Ve Dişi Kölelerin Kazancı Babı 8

21- Damizlik Erkek Hayvana Dişiyi Dölletme Ücreti Babı 9

22- Bâb: Bir Kimse Bir Yeri Ücretle Tuttuğu Zaman Îcâreye Veren Ve İcâre Tutandan Biri Öldüğünde (Bu Akdîn Feshedilip Edilmeyeceği)?. 9


Rahman ve Rahîm olan Allah'ın ismiyle

 

37- KİTÂBU'L-İCÂRE

(İcâre Kitabı)

 

1- Bâb; İcâre Hakkındadır [1]

 

İyi kişinin ücretle adam tutması ve Yüce Allah'ın şu kavli:

"Çünkü ücretle tuttuklarının en hayırlısı şübhesiz o kuvvetli emin kimsedir" (ei-Kasas: 26) [2].

Hazîneci de emindir. Ve ücretle iş yapmak isteyeni kullanmak istemeyen imamlar [3]

 

1-.......Ebû Mûsâ el-Eş'ârî (R) şöyle demiştir: Peygamber (S):

"Kendisine emredilen vazifeyi gönlü hoş ve temiz olarak yerine geti­ren emin kasadar kimse, sadaka veren iki kişiden biridir" buyurdu [4].

 

2-.......Ebû Mûsâ (R) şöyle demiştir: Ben beraberimde Eş'ârîler'den iki kişi olduğu hâlde, Peygamber'in yanına vardım. (Bu kişi­ler Peygamber'den iş istediler.) Bunun akabinde ben (sıkılarak):

— Bunların iş ve me'mûrluk isteyeceklerini ben bilmiyordum, dedim.

— "iş dileyen kimseyi biz işimiz üzerine kullanmayız" buyurdu [5]

 

2- Karârît Üzerine [6] Koyun Güdülmesi Babı

 

3-.......Ebû Hureyre(R)'den: Peygamber (S):

—  "Allah, koyun güdenden başka hiçbir peygamber göndermedi" buyurdu.                                                                               

Bunun üzerine sahâbîleri:

—  Sen de mi (koyun güttün)? diye sordular.    

Peygamber:

—  "Evet, ben de Mekke ahâlîsi için karârît üzerine koyun gü­derdim" buyurdu [7].                                                

 

3- Zaruret Sırasında Yâhud İslâm Ehli Bulunmadığı Zaman Müşriklerin Ücretle Irgatlığa Tutulması Ve Peygamber (S) Hayber Yahûdîleri'yle Arazîde Çalışma Akdi Yaptı Babı

 

4-.......Âişe (R) şöyle dedi: Ve Peygamber ile Ebû Bekr, Dîl oğullari'ndan sonra Abd ibn Adiyy oğullarından yol kılavuzluğunda ma­haretli (Abdullah ibn Uraykıt adında) bir kimseyi ücretle tuttular. -ez-Zuhrî: "el-Hırrît", yol kılavuzluğunda maharetli demektir, de­di.- Bu adam el-Âsî ibn Vâil ailesi içinde yemîn ederek elini kana ba­tırmıştı [8]. O hâlen Kureyş kâfirlerinin dîni üzere idi. Fakat Peygamber ile Ebû Bekr onun doğruluğuna emniyet ve i'timâd ettiler de devele­rini ona teslim ettiler ve üç gece sonra develeriyle beraber Sevr mağa­rasında buluşmak üzere vaadleşip muahede yaptılar. Bu kılavuz kişi, Peygamber ile Ebû Bekr'in develeriyle üçüncü gecenin sabahında Sevr'e, onların yanına geldi. Peygamber ve Ebû Bekr, beraberlerin­de Âmir ibn Fuhayre ve kılavuz Abdullah ibn Uraykıt olduğu hâlde yola koyulup gittiler. Delîl, Dîl kabilesine mensûbdur. Delîl onları alıp götürdü; gittikleri yol sahil yoludur [9].

 

4- Bâb: Bir Kimse Üç Gün Sonra Yâhud Bir Ay Sonra Yâhud Bir Sene Sonra Kendisine Bir İş Yapması İçin Bir İnsanı Ücretle Tutsa, Bu Caiz Olur.

 

Ve o müddet geldiği zaman ücretle tutan ve tutulan, yapmış oldukları şartları üzerinde olurlar.

 

5-.......Peygamber'in zevcesi Âişe (R) şöyle dedi:... Ve Rasûlullah ile Ebû Bekr, Dîl oğullan'ndan maharetli bir kılavuz kişiyi üc­retle tuttular. O kişi Kureyş kâfirlerinin dîni üzere idi. Kendi binek develerini ona teslîm ettiler ve onunla üç gece sonra sabah vaktinde Sevr mağarasında develeriyle birlikte buluşma anlaşması yaptılar [10].

 

5- Gazvede Ücretli Babı

 

6-.......Ya'lâ ibn Umeyye (R) şöyle dedi: Ben Peygamber'in be­raberinde zorluk ordusunda -Tebük seferinde- gazveye çıktım. Bu gaz­ve nefsimde amellerimin en güvenli ve en sağlamından olmuştur. Benim ücretli bir hizmetçim vardı. Bu hizmetçi yolda birisi ile dö-ğüştü. İki kavgacıdan biri öbürünün parmağını ısırdı. Hizmetçi eli­ni, ısıran kişinin ağzından hızla çekti de, ısıranın ön dişini söktü; o (ısıran ve bu suretle dişi düşen kişi) da Peygamber'e gelip şikâyet et­ti. Peygamber dişin diyetini düşürdü ve: "Bu adam elini senin ağzın içinde bırakır mı ki, sen erkek devenin yan dişleriyle sert yem yediği gibi, onun elini çatır çatır yiyesin?" buyurdu.

tbn Cureyc dedi ki: Bana Abdullah ibn Ebî Muleyke, dedesin­den bu sıfatın (yâhud kıssanın) benzerini tahdîs etti: Bir adam diğe­rinin elini ısırdı, o da elini çekmesiyle ısıranın dişini düşürdü. Ebû Bekr de o dişi heder kıldı [11].

 

6- Bâb: Bir Ücretli Tutan, Hizmet Müddetini Beyân Edip De Yapacağı İşi Beyân Etmeyen Kimse(Nin Bu Hizmet Akdi Sahîh Olur Mu, Olmaz Mı)? [12]

 

Çünkü Yüce Allah'ın şu kavli vardır.: "(O zât Musa'ya) dedi ki: Bu iki kızımdan birini, sen bana sekiz yıl ecîrlik etmek üzere sana nikahlamak istiyorum. Eğer on yıla tamamlarsan, o da kendinden. (Bununla beraber) sana zorluk çektirmeyi arzu etmem. u İnşâattan beni sâlihlerden bulacaksın. (Mûsâ) dedi: O seninle benim aramdadır. Bu iki müddetten hangisini 3 Ödersem, demek ki bana karşı bir husûmet yok. Allah da şu dediğimizin üstünde bir vekîl" (ci-Kasas: 26-27) [13]. "Ye'curu fulânen", "Ona ücret veriyor" demektir.    Arablar'ın ölü sebebiyle ta'zîyede "Aceke*llâhu( = Allah sana ecrini verir)" sözleri de bu ma'nâdandir [14].

 

7- Bâb: Bir Kimse Yıkılmak İsteyen Bir Duvarı Doğrl Îtmak Üzere Bir Ücretli Tuttuğunda Bu Caiz Olur

 

7-.......Saîd ibn Cubeyr şöyle dedi: İbn Abbâs bana şöyle dedi:' Bana Ubeyy ibn Ka'b tahdîs edip şöyle dedi: Rasûlullah (S) şöyle bu-! yurdu: "Yine gittiler. Nihayet bir memleket halkına vardılar ki, ora ahâlîsinden yemek istedikleri hâlde kendilerini müsâfir etmekten çe­kinmişlerdi. Derken yıkılmak isteyen bir duvar buldular. O (yânî Hı­zır), bunu derhâl doğrultuverdi. (Mûsâ) dedi ki: Dikseydin elbet buna karşı bir ücret alırdın" (ei-Kehf: 77).

Saîd ibn Cubeyr: Hızır eliyle duvara şöyle işaret etti ve ellerini duvarın üzerine yükseltti de onu doğrultuverdi, dedi.

Saîd'den bu hadîsi almış olan diğer râvî Ya'lâ ibnu Müslim: Ben Saîd'in, Hızır elini duvara meshetti de onu doğrulttu dediğini zan­nettim, demiştir.

"Eğer dikseydin elbet buna karşı bir ücret alırdın ". Saîd: "Yi­yeceğimiz bir ücret alırdın", dedi [15].

 

 8- Gündüzün (Evvelinden) Yarısına Kadar Ücret Akdi  Babı

 

8-.......Abdullah ibn Umer(R)'den: Peygamber (S) şöyle buyurdu:        

"Sizin meseliniz ve Tevrât-İncîl kitâbiarının sahihleri olan mil­letlerin meseli, birçok ücretlileri ırgat tutan kimsenin meseli gibidir. Bu ırgat tutucu:

— Kuşluk vaktinden gündüzün yansına kadar bir kırat ücrete karşılık bana kim iş yapar? diye i'lân etti.

Akabinde bu ücretle Yahudiler çalıştı. Sonra ücretle ırgat tutu­cu kimse:

— Gündüzün yarısından ikindi namazına kadar birer kîrât üc­retle kimler benim için iş yapar? dedi.

Bu sefer de birer kîrât ücretle Hnstiyanlar çalıştı. Bundan sonra o müste'cîr tekrar:

— İkindiden güneşin batmasına kadar ikişer kîrât ücretle kim benim için iş yapar? dedi.

İşte bu iki kat ecre nail olanlar sizlersiniz. Yahûdî ve Hnstiyan­lar buna öfkelendiler de:

— Bizim eksikliğimiz nedir ki, çalışmamız daha çok, atıyyemiz az oldu? dediler.

Allah:

—  Sizin hakkınızdan birşey eksilttim mi? der. Onlar da:

—  Hayır, diye cevâb verirler. Bunun üzerine Allah:

— Bu benim fadl ve keremimdir, ben onu dileyeceğim kimselere veririm, buyurur" [16].

 

9- İkindi Namazına Kadar Ücret Akdi Yapmak Babı

 

9-.......Umer ibnu'l-Hattâb'ın oğlu Abdullah(R)'tan: Rasûlullah (S) şöyle buyurmuştur:

"Siz müslümânların meseli ile Yahûdîler'in ve Hnstiyanlar'in me­seli ancak birçok işçilerle iş akdi yapan şu kimsenin meseli gibidir:

O kimse:

— Gündüzün yansına kadar birer kîrât birer kîrât ücrete çalışa­caklar kimlerdir? dedi.

Akabinde birer kîrât birer kîrât ücrete karşılık Yahudiler çalıştı. Sonra birer kîrât birer kîrât ücrete karşılık Hnstiyanlar çalıştı. Son­ra ikindi namazından güneşin batma vakitlerine kadar ikişer kîrât ikişer kîrât ücrete karşılık çalışanlar sizlersiniz. Yahûdîler ve Hnstiyanlar bundan öfkelendiler de:

— Çalışma yönünden bizler daha çoğuz, mükâfat yönünden ise daha azız, dediler.

Yüce Allah:

—  Sizin hakkınızdan birşey eksilttim mi? buyurdu. Onlar:

—  Hayır, dediler. Bunun üzerine Allah:

— İşte bu, benim fadlımdır, ben onu dileyeceğim kimselere ve­ririm, buyurdu [17].

 

10- Ücretlinin Ücretim Men' Edenin Günâhı Babı

 

10-.......EbûHureyre(R)'den: Peygamber (S) şöyle dedi: "Yü­ce Allah şöyle buyurdu: Üç (sınıf insan) vardır ki, kıyamet gününde ben bunların hasmıyımdır: aBana ismimle ahid verip de, sonra ah­dini bozan kimse; b- Hürr bir insanı köle diye satıp da onun parasını yiyen kimse;c- Bir işçiyi ücretle ırgat tutar ve ona işi tam yaptırıp da ücretini ona vermeyen kimse" [18].

 

11- İkindide Gecece Kadar Ücret Akdi Yapmak Babı

 

11-....... Ebû Mûsât(R)'dan: Peygamber (S) &öyle buyurdu:

"Müslümanlarla Yahudiler ve Hrıstiy anlar'in meseli (yânı Al­lah'a ve peygamberlerine karşı bunların durumlarının benzeri) şu adamla işçilerinin meseli gibidir:

Adam bir topluluğu, geceye kadar kendisine iş işlemeleri şartı üzere belli bir ücretle ırgat tuttu. Fakat bunlar günün yarısına kadar o kimse için çalıştılar da:

— Senin bize vermeyi şart kıldığın ücrete bizim ihtiyâcımız yok­tur. İşlediğimiz iş bâtıldır, dediler.

Müste'cîr bunlara:

— Çalışmalarınızı boşa gidermeyin, işinizin geri kalanını tamam­layın da ücretinizi tastamam alın, dedi.

Onlar çalışmaktan çekinip, işi terkettiler. Müste'cîr de onlardan sonra başkalarını (Ebû Zerr ve Ebu'l-Vakt'ten başkalarının rivaye­tinde: İki ücretli topluluğu) ücretle ırgat tuttu ve bunlara:

— Şu gününüzün geri kalan zamanını siz tamamlayın da şunla­ra şart kıldığım ücrete sizler hakk kazanın, dedi.

Bu defa bunlar çalışmaya koyuldular. Nihayet ikindi namazı vakti olunca, bunlar da:

—  Şimdiye kadar işlediğimiz iş bâtıldır (bir ücrete tâbi' değil­dir). Bu iş senin olsun ve bu  hususta bize vermeyi şart ettiğin ücret de senin olsun, dediler (çalışmadılar).

Müste'cîr bunlara da:

— (Öyle yapmayın) işinizin geri kalanını tamamlayın(d& ücreti­nizi alın). Gündüzden geri kalan ancak az bir şeydir, dedi.

Fakat onlar çalışmayı kabul etmediler. Müste'cîr bunların gün­lerinin kalanım tamamlamak ve kendisi için çalışmak üzere bir top­luluk daha ırgat tuttu. Bunlar güneş batıncaya kadar evvelkilerin günlerinin kalanında çalıştılar ve evvelki iki kaafile işçinin ikisinin ücretlerini tamam aldılar. İşte bu, müslümânlann ve bu nurdan ka­bul ettikleri şeyin meselidir" [19].

 

12- Bir Ücretliyi Irgat Tutar Ve İş Akabinde İsçi Kendi Ücretini Terkeder Ve O Ücreti Muste'cîr Çalıştırır Da Onu Artırırsa Yahud Bir Kimse Başkasının Maunda (İzinsiz Olarak) Çalışma Yapar Da O Malı Artırırsa (Bu Artırılan Mallar Kime Âid Olur') Babı [20]

 

12-.......Zuhrî şöyle dedi: Bana Abdullah'ın oğlu Salim tahdîs etti ki, (babası) Abdullah ibn Umer (R) şöyle demiştir: Ben Rasûlul-lah(S)'tan işittim, şöyle diyordu:

"Sizden evvelki milletlerden üç kişilik bir cemâat sefere gittiler, nihayet gecelemek için dağda bir mağaraya sığındılar. Mağaraya gir­diklerinde dağdan bir kaya parçası aşağıya düştü ve bunların üzerine mağarayı kapadı. Bunlar kendi kendilerine: Şu muhakkak ki sizleri bu kayadan, amellerinizin iyisi ile Allah 'a dua etmenizden başka hiç-birşey kurtarmaz, dediler. Bunun üzerine onlardan biri şu duayı söyledi:

—  Yâ Allah! Benim yaşlı ihtiyar babamla anam vardı. Ben (her gün) bunların akşam sütünü içirmeden evvel aileme ve hizmetçileri­me süt içirmezdim. Günlerden bir gün birşey aramaktaki çalışmam beni uzaklaştırmışîı da ebeveynim uyuyuncaya kadar dönüp geleme­miştim. Bu ihtiyarların akşam sütünü sağıp geldiğimde, ikisini de uyu­yor buldum. Bunlara sütlerini içirmeden evvel aileme ve hizmetçime süt vermeyi çirkin gördüm. İki elimde süt bardağı olduğu hâlde, bun­ların uyanmalarını bekleyerek tâ şafak parlayıncaya kadar dikilip dur­dum. O zaman uyandılar ve sütlerini içtiler.

Yâ Allah, eğer ben ebeveynime karşı bu saygımı senin rızânı is­temek için yapmış isem, içinde bunaldığımız şu kaya beliyyesini biz­den aç!

Bu duâ akabinde kaya biraz açıldı, fakat çıkmaya muktedir ola­madılar".

Peygamber (S) buyurdu ki:

"Bu defa da bir başkası:

— Yâ Allah! Benim amucamın bir kızı vardı. O bana insanların en sevimlisi idi. Ben ondan emelime nail olmak istedim, fakat o ben­den sakındı. Nihayet ona yıllardan bir kıtlık yılı erişti. Amucamın kızı bana geldi, (ihtiyâcını söyledi). Ben de ona, benimle kendisi ara­sındaki engelleri boşaltması şartıyle yüzyirmi dinar verdim. O, va'-dini yaptı. Nihayet ben onun ismeti üzerine çıkmağa kaadir olduğum

zaman, o bana: (Yaratıcı kudretin bu bekârlık) mührünü senin, ni­kâh hakkıyîe olmak müstesna, hiçbir sebebte açmanı halâ! etmem, dedi. Artık ben de onun üzerine düşme günâhından çekindim de, in­sanların bana en sevimlisi olan o kızın yanından ayrıldım. Ve ona verdiğim altınları da bıraktım.

Yâ Allah! Eğer ben bu günâhtan yalnız senin rızâ ve sevgini ka­zanmak için çekindiysem, içinde kapandığımız şu kayadan bizi kur­tar! diye duâ etti.

Kaya (biraz daha) açıldı, fakat bunlar yine oradan çıkmaya muk­tedir olamadılar."

Peygamber (S) devamla dedi ki:

"Üçüncü yolcu da:

— Yâ Allah! Ben bir kerre bir takım işçileri ücretle ırgat tuttum. İçlerinden bir işçi müstesna olmak üzere, bunların ücretlerini verdim. Fakat o bir işçi, ücretini bırakıp gitti. Ben onun ücretini ticâretle ar­tırdım. Nihayet bunun bu ücretinden bir hayli mallar çoğaldı, servet meydana geldi. Bir zaman sonra bu işçi bana geldi, ve: Ey Allah'ın kulu, ücretimi bana öde, dedi. Ben de ona: Şu gördüğün deve, sığır, koyun (ve bunlara bakan) köle nev'inin hepsi senin o ücretinden mey­dana gelmiş bir servettir, dedim. Bu işçi: Ey Allah 'in kulu, benimle alay etme, dedi. Ben de ona: Ben seninle alay etmiyorum (bu, haki­kattir; malını al, götür), dedim. O da bunların hepsini aldı ve sürüp götürdü. Bunlardan hiçbirşey bırakmadı.

Yâ Allah, ben bu hayır ve doğruluğumu senin rızân ve sevgini istemek için yaptıysam, şu kaya parçasıyle bunaldığımız şu darlıktan bizi kurtar! diye duâ etti. tamamen açıldı. Bunlar da mağaradan çıkıp gittiler" [21].

 

13- Sırtı Üzerinde Yük Taşıması İçin Kendini Başkasına Kiraya Veren, Sonra Da Ondan Kazandığını Sadaka Yapan Kimse Ve Hammâl Ücreti Babı

 

13-....... Ebû Mes'ûd el-Ensârî (R) şöyle dedi: Rasulullah (S) bize sadaka vermekie emrettiği zaman, (sadaka vermeye gücü olma­yan) herhangi birimiz çarşıya gider de arkasında (ücretle) yük taşır ve iki avuç (hurma) kazanırdı (ve bu kazancından sadaka verirdi). -Bu gün ise- bunlardan bâzılarının muhakkak yüz bini vardır. (Ebû Mes'ûd'un râvîsi tabiî) Ebû Vâil: Bu son sözü ile Ebû Mes'ûd'un an­cak kendisini kasdettiğini sanıyorum, demiştir [22].

 

14- Simsarlık Ücreti Babı [23]

 

İbn Şîrîn, Atâ ibn Ebî Rebâh, İbrâhîm en-Nahaî ve el-Hasen, simsarlık ücretinde bir be's görmediler. İbn Abbâs: Bu elbiseyi sat, şu ve şu fiat üzerine fazla olan senindir demekte be's yoktur, demiştir. İbn Şîrîn de: Bunu şu fiata sat, kârdan olan şey senindir; yâhud: Benimle senin arandadır, dediği zaman bunda be's yoktur, dedi [24]. Peygamber (S): "Müslümanlar şartlan yanındadırlar" buyurdu [25].

 

14-....... İbn Abbâs (R) şöyle dedi: Rasûlullah (S) satıcı kaafilelerinin (pazar hâricinde) karşılanmasını nehyetti. Şehirlinin bedevî hesabına satmasını da nehyetti. (Râvî Tâvûs dedi ki:) Ey Abbâs oğlu "Hiçbir şehirli, bedevî hesabına onun malını satamaz" sözünün ma'-nâsı nedir? dedim. İbn Abbâs: Şehirli, bedevî için simsar olmaz, de­di [26].

 

15- Bâb: Müslüman Bir Kimse Harb Arazîsinde Kendini (Bir İş Yapmak Üzere) Müşrik Bir Kimseye Kiraya Verir Mi?

 

15-....... Habbâb ibnu'l-Erett (R) tahdîs edip şöyle dedi: Ben (Câhiliyet'te) küınççı idim. Ben Âs ibn Vâil için bir iş yapmıştım. Bun­dan dolayı onun yanında benim alacağım toplandı. Ben ona geldim ve kendisinden alacağımı istedim. O:

— Hayır vallahi sen Muhammed'e küfretmedikçe, sana borcu­mu Ödemem, dedi.

Ben de:

— Dikkat et, Allah'a yemîn ediyorum ki, sen ölüp de sonra tek­rar diriltilinceye kadar ben Muhammed'e küfretmem! dedim.

Bu defa o:

—  Ben ölecek, sonra da diriltilecek miyim? dedi.

Ben de:

— Evet, dedim. Buna karşılık o:

— Şu muhakkak ki, orada benim için mal ve çocuk olacaktır.

Ben de borcumu sana öderim, dedi.

Bunun üzerine Yüce Allah şu âyeti indirdi:

(Şu) âyetlerimizi inkâr eden ve 'Bana elbette mal ve evlâd verilecektir'' diyen adamı gördün mü?" (Meryem: 77)[27].

 

16- Arar Kabilelerinden Bir Taifeye Fâtihatıtl-Kitâb İle Duâ Edip Hastalıktan Sığındırma Karşılığında Verilen Ücret(İn Hükmü) Babı [28]

 

Ve Ibn Abbâs; Peygamber(S) "Karşılığında ücret aldığınız işlerin en haklı olanı Allah'ın Kitabı'dır" buyurdu, dedi [29] eş-Şa'bî de: Muallim Kur'ân öğretmek için ücret,şart kılmaz, ancak şartsız ve mukaavelesiz olarak kendisine birşey verilirse, onu kabul eder, demiştir [30]. Hakem ibn Uteybe: Muallim ücretini kerîh gören hiçbir kimse işitmedim, demiştir [31]. el-Hasen de on dirhem muallim ücreti vermiştir [32].

Ibn Şîrîn de (şartsız olduğu zaman) mjtl bölücü ..... ücretinde bir be's görmemiştir. Yine İbn Şîrîn, es-b Suht, hüküm elde etmek yolunda verilen rüşvettir? , denilirdi. Ve mal takdîr ve tahmin etmeye karşılık, kendilerine ücret verilirdi, demiştir [33].

 

16-.......Ebû Saîd el-Hudrî (R) şöyle dedi: Peygamber'in sahâbîlerinden bir askeri birlik, görevli oldukları bir sefere gitti. Bunlar Arab kabilelerinden bir kabîle üzerine indiler ve onlardan kendileri­ni konuklamalarını istediler. Fakat o kabîle bunları konuk etmekten çekindiler. Bu sırada bu kabilenin seyyidi (bir akreb tarafından) so­kuldu. Bütün kabîle halkı harekete geçip onun için her çâreye koştu­lar. Fakat ona hiçbirşey şifâ ve fayda vermedi. Kabîle halkından bâzısı:

— Yakınımıza inen şu kaafile halkına gitseniz, belki bunların ya­nında çâre olacak birşey bulunabilir, dedi.

Bunun üzerine kabîle halkından bir grup bunlara geldiler ve:

— Ey cemâat, seyyidimiz sokuldu. Onun için her çâreye Jcoştuk, hirbirşey ona fayda vermiyor. Sizden birinizin yanında herhangi bir­şey (bir çâre) var mı? dediler.

Kaafileden birisi:

— Evet (ben varım), Allah'a yemîn ederim ki, ben muhakkak duâ eder, sığınırdım. Fakat yine yemîn ederim ki, biz sizden konuk

lanmamızı istemiştik de siz bizleri konuklamadınız. Artık şimdi ben de size bizim için bir ücret ta'yîn etmedikçe, hastalıktan sığındırma duası yapıcı değilim, dedi.

O kabîle halkı sahâbîlerle bir sürü koyun üzerine sulh yaptılar. O zât sokulmuş olan seyyide gitti. Elhamdu lilîâhi RabbVl-âlemîn (Sû-resi'ni sonuna kadar) okuyor ve o sokulan kimse üzerine nefes edi­yordu. Akabinde seyyid sanki bukağıdan çözülmüşçesine sür'atle yürüyerek gitti ve kendisinde hiçbir illet kalmadı. O sahâbî dedi ki: Kabîle halkı üzerinde anlaştıkları ücreti ödediler. Seriyyeden bâzısı:

—  Bu koyunları taksim ediniz, dediler. Fakat duâ eden sahâbî:

— Hayır, Peygamber'e gidip, bu olup biteni kendisine söyleme­mize ve bize ne emredeceğine bakmamıza kadar bu koyunları taksim etmeyiniz, dedi.

Sonra Rasûlullah'ın huzuruna geldiler ve kendisine bunu zik­rettiler.

Rasûlullah (S) o sahâbîye hitaben:

—  "Fâtiha'nın sığındırıcı te'sîrli bir duâ olduğunu sana öğreten nedir?" dedi.

Sonra o müfreze ferdlerine hitaben de:

—  "İsabet ettiniz. Şimdi taksim ediniz ve beraberinizde benim için de bir hisse ayırınız" buyurdu da Rasûlullah (S) gülümsedi [34].

Ebû Abdillah el-Buhârî şöyle dedi: Şu'be dedi ki: Bize Ebû Bişr tahdîs edip şöyle dedi: Ben Ebu'I-Mütevekkil'den bu geçen hadîsi işit­tim [35]

 

17- Kölenin Ödeyeceği Vergi İle Kadın Kölelerin Vergilerini İyi Gözetleme Babı

 

17-.......Enes ibn Mâlik şöyle dedi: Ebû Taybe, Peygamber(S)'e kan alma tedâvîsi yaptı. Peygamber de ona bir sâ' (yânî 1040 dirhem) yâhud iki sâ' hurma verilmesini emretti. Bundan başka Ebû Taybe'-nin efendileri ile konuştu da onun kazancından yâhud vergisinden ha­fifletti [36]

 

18- Kan Alma Tedâvîsi Yapanın Ücreti Babı

 

18-..... İbn Abbâs (R): Peygamber (S) kendisinden kan aldırdı da, kan alma tedâvîsi yapan haccâma ücretini verdi, dedi.

 

19-.......İbn Abbâs (R): Peygamber (S) kendinden kan aldırdı da kan alma tedâvîsi yapana ücretini verdi; eğer Peygamber (kan alı­cı ücretinde) bir kerahet bilseydi, (\ınu ona vermezdi, dedi.

 

20- ..... Amr ibn Âmir şöyle dedi: Ben Enes'ten işittim, şöyle diyordu: Peygamber (S) kendisinden kan aldırırdı ve hiçbir kimseye zulmeder değildi (yânî hiçbir çalışanın ücretini eksik vermezdi) [37].

 

19- Kölenin Efendilerine. Onun Vergisini Hafifletmelerini Söyleyen Kimse Bârı

 

21-.......Enes ibn Mâlik (R) şöyle dedi: Peygamber (S) kan al­ma tedavisi yapan bir genç köleyi çağırdı. O da Peygamber'den kan aldı. Peygamber ona bir sâ' yâhud iki sâ' yâhud da bir müdd veya iki müdd (hurma) verilmesini emretti ve o köle hakkında sâhibleriyle konuştu da, onun sahihlerine vermekte olduğu vergisinden hafifle­tildi [38]

 

20- Zina Edici Kadının Ve Dişi Kölelerin Kazancı Babı

 

İbrâhîm en-Nahaî, ölü ardından sayha ile ağlayıcı kadının ve şarkıcı kadının ücretini kerîh görmüştür[39]

Yüce Allah'ın kavli şudur:

"Dünyâ hayâtının geçici metâ'ını kazanacaksınız diye a cariyelerinizi, eğer onlar iffetli olmak isterlerse siz fuhşa

mecbur etmeyin. Kim onları (buna) mecbur ederse, şübhesiz ki Allah o cariyelere kendilerini zorlanmalarından sonra da çok mağfiret edici, çok merhamet eyleyicidir" (en-Nûr: 33) [40]. Mucâhid, "Feteyâtikum"u "îmâikum" diye tefsir etmiştir [41],

 

22-.......Ebû Mes'ûd el-Ensârî (R): Rasûlullah (S) köpek pa­rasından, zina kazancından ve kâhinlik ücretinden nehyetti, demiştir.

 

23-.......Ebû Hureyre (R): Peygamber (S) dişi kölelerin (fâcirlifele olan) kazançlarından nehyetti, demiştir [42].

 

21- Damizlik Erkek Hayvana Dişiyi Dölletme Ücreti Babı

 

24- ..... Ibn Umer (R): Peygamber (S) damızlık erkek hayvana kme ücretinden nehyetti, demiştir [43].

 

22- Bâb: Bir Kimse Bir Yeri Ücretle Tuttuğu Zaman Îcâreye Veren Ve İcâre Tutandan Biri Öldüğünde (Bu Akdîn Feshedilip Edilmeyeceği)?[44]

 

Ibn Şîrîn şöyle dedi: İcâre veren ile icâre tutandan birisinin ölümü üzerine akd müddetinin tamamlanmasına kadar icâre verenin ailesinin müste'cîri o yerden çıkarmaları hakkı yoktur (yânî akdi fesh hakları yoktur). el-Hakem ibn Uteybe, el-Hasen el-Basrî ve Iyâs ibn Muâviye de: icâre akdi, müddetinin sonuna kadar yürütülür, demişlerdir [45]. Ibn Umer de şöyle dedi: Peygamber (S) Hayber arazîsini (fetihten sonra) gelirin bir kısmı beytü'1-mâle âid olmak üzere Hayberliler'e verdi. Bu akid, Peygamber ve Ebû Bekr zamanlarında ve Umer'in halifeliğinin başında böyle devam etti.

Peygamber'in ölümünden sonra Ebû Bekr ve Umer'in bu icâre akdini yeniledikleri zikredilmedi [46].

 

25-....... Bize Cuveyriye ibn Esma, Nâfi'den; o da Abdullah'­tan tahdîs etti. Abdullah ibnu Umer (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S) Hayberliler'e o arazîde çalışmaları, onda zirâat etmeleri ve ara­zîden çıkacak mahsûlün yarısı kendilerinin olmak üzere, Hayber ara­zîsini onlara verdi [47].

Ve İbn Umer, Nâfi'e: Ekin tarlalarının bir mikdâr şeye karşılık kiraya verilir idiğini tahdîs etmiştir.

Râvî Cuveyriye, o mikdârın ismini Nâfi' söyledi, fakat ben onu hafızamda tutamamaktayım, dedi.

Ve Râfi' ibn Hadîc de: Peygamber (S)'in ekin tarlalarını kiraya vermekten nehyettiğini tahdîs etti.

Ubeydullah, Nâfi'den; o da İbn Umer'den "Umer Hayberliler'i oradan (Teymâ ve Erîhâ'ya) sürüp çıkarıncaya kadar" fıkrasını ihti­va eden hadîsi de söyledi [48].



[1] Bu kitâb ve bâb unvanları bâzı nüshalarda böyledir. Bâzılarında da küçük fark­lılıklar vardır.

el-Ecr, âmilin ameli mukaabili olan ivaz ve cezaya denir, cem'i UcûrveAcâr gelir. Müellifin Basâir'âe beyânına göre ecr ve ücret, âmile ameli mukaabilinde âid olan sevaba denir; gerek dünyevî, gerek uhrevî olsun.. Lâkin, ücret, dünyâ sevabında; ecr, uhrâya hâss oldu...

el-İcâre ve el-îcâr; bu da âmile ivaz ve karşılık vermek ma'nâsına; lei-Muâcere, bir şeyi kiraya vermek ma'nâsınadır. [jel-hti'câr, bir kimseyi ücretle ırgatlığa tutmak. ' el-Ecîr, ücretle tutulan ırgada denir... (Kaamûs Ter.)

el-Ucre, kira demektir. Kira, menfâat bedelidir. İcar, kiraya vermek, istî-câr da kira ile tutmaktır.

Mucir ve Âcir, malını kiraya veren, Müsle'cîr de kiralayandır.

[2] Buhârî, iyi kişinin ücretle adam tutmasına misâl olmak üzere, Mûsâ Peygam ber'in Şuayb Peygamber tarafından ücretle tutulması kıssasını işaret etmiş olu­yor. Âyetin buradaki fıkrası, Şuayb'm kızının, babasına Musa'yı ücretle tutmasının bir nevi' gerekçesidir. Bu ifâdeden, kendisine iş verilecek ecîrin, ya­pılmasına me'mûr edileceği işi başarabilecek kudret ve kaabiliyeti. hâiz bulun­ması, bir de emîn olması luzûmu istifâde edilmiştir. Musa'nın Mısır'daki maceraları, sonra bir cinayet sebebiyle ta'kîbe uğrayıp, başka yere gitmesi, Şuayb'la buluşması, onun iki kızından biriyle evlenmek karşılığında on yıl kadar çobanlık etmesi ve bundan sonraki maceraları el-Kasas Sûresi'nin başından 46. âyetine kadar anlatılmaktadır.

[3] Yânî işi, o işe haris olan kimseye havale etmeyen kimseler. Çünkü böylesi, hır­sından dolayı emîn olamaz. Bunlar bâb başlığının iki cüz'üdür ki, herbirine bi­rer hadîs sevketmiştir.

[4] Buhârî Zekât Kitâbı'nda getirdiği bu hadîsi burada, hâzin'in malda hiçbirşeyi olmadığı, onun ancak ücretli bir kimse olduğuna yâhud da başkasının malının hâzini, mal sahibi için bir ecîr gibi olduğuna işaret etmek için getirmiştir. Hâzin de emîn olmalıdır. Bu hadîs, başlığın birinci kısmına delildir ki, hazînedârm, iş vekilinin emîn olmasını isbât için sevk edilmiştir.

[5] Ebû Musa'nın bu ikinci hadîsi de başlığın ikinci kısmına, yânî me'mûriyet iste­yen kimseyi imâmın me'mûr ta'yîn etmesi fırkasına delil olmak üzere sevkedil-miştir. Bu hadîs, resmî vazife talibi olan hırslı kişilere bu gibi âmme işlerinin tevdî' ve emânet edilmemesi hususunda mühim bir nâsstır. Bunun maksada de­lâleti de apaçıktır.

Me'mûriyet isteyen kimseye iş verilmemesinin sebebi ise, bu istek ve tale­bin gönüldeki ihtirasın hârice İ'lâmı olmasındandır. Haris kişiler ise âmme işle­rinde atlâleti ve vazifeyi gereği gibi başaramazlar.

[6] Karârtt lâfzı hakkında İki görüş vardır: Biri bir para birimi olarak kîrât'ın cem'i olmasıdır. Buna göre Karârît, Kırrât'm cem'idir. Şeddeli harf olan râ'nm birisi yâ'ya kalbedilerek Kîrât denilmiştir ki, Arab dilindeki tekellümü kolaylaştırmak için bu yoldaki lisân tasarrufları pekçoktur. Kîrât yarım dânık (yâhud dânak)tır. Dirhemin altıda biridir. Bâzıları dînârm onda birinin yansıdır diye ta'rîf etmiş­lerdir ki, dînârın yirmide birisi eder. Diğer bâzıları da dînârın 1/24'ü olarak he-sâb etmişlerdir.

İkinci görüş, Karârît, Mekke yakınında bir yerin adı olmasıdır. İbrâhîm el-Harbî, Peygamber'in burada koyun güttüğünü bildirmiştir.

[7] Karârît lâfzı, nakit para birimi olan Kîrât'm cem'i kabul edildiğine göre, başın­daki "Alâ" harfi cerri, "Bâ" ma'nâsına sebebiyet veya muâvaza içindir; zarfi-yet için değildir. İbn Mâce'nin bir rivayet tarîkinde "Bi'1-karârîti" suretinde gelmesi de "sebebiyet" ma'nâsmı te'yîd eder. Hattâ îbn Mâce'nin şeyhi Suveyd: Peygamber koyun başına bir kîrât ücret alırdı, demiştir.

Karârtt bir yer ismi kabul edilirse "Alâ", zarfiyet için olur.

Peygamber olacaklara güdücülük yaptırma hikmeti hakkında şöyle denil­miştir:

İleride her biri bir ümmetin güdücüsü olan peygamberlere, kulları idare mü­him işini Allah tarafından Öğretme ve ta'rîf için, bu bir mukaddimedir. İstife-, bâlde mükellef olacakları ümmet işlerini İdare ve peygamberlik vazifesini yerine getirmeye bir temrindir. Bunun için koyunun seçilmesinde de bâzı incelikler söy­lenmiştir

[8] Câhiliyet devrinde Arablar, iki kişi veya iki kabile arasında yemîn ederek, bir dostluk akdettiklerinde, bu akdi gözlerinde canlandırmak ve kuvvetlendirmek için bir kab içine kan ve zağferân gibi renkli bir madde koyarak ellerini ona batırırlardı.

[9] Bu, uzun hicret hadîsinin bir bölümüdür. Bu hadîsin bâb başlığına uygunluğu, Peygamber ile Ebû Bekr'İn Dîl oğullan'ndan müşrik bir kişiyi ücretle tutmala­rıdır. Çünkü İslâm ehlinden bu işi görecek kimse bulamamışlardı

[10] Buhârî,aynı hadîsi bu başlığa da delîl getirdi.Buharı burada hadîsteki "Üç ge-ce"ye kıyâs edip, işin başlaması bir ay sonra veya bir sene sonra olmasının da cevazına gitti.

[11] Hadîsin bâb başlığına delîlliği "Benim ücretli bir hizmetçim vardı" sözündedir. İbn Battal: Hizmet için ve işin ağırlığına yetmesi İçin gazvede ve gayrısında üc­retli tutmak müsavidir, demiştir.

[12] Buhârî bu suâle olumlu, olumsuz bir cevâb vermiyor; fakat öğretme ve delîl getirme makaammda el-Kasas: 26-27. âyetlerini zikrediyor. Sarihler Buhârî'nin bu âyetleri zikretmesinden, onun böyle akdin sahîhliğine kaail olduğuna hük­metmişlerdir.

[13] Bu iki âyetin İmâm Buhârî tarafından vaz1 edilen da'vâya, yânı bu akdin sahîh­liğine delâlet vechi, bu kıssanın şevkinde îfâ edilecek işin beyân edilmemiş ol­ması, yalnız Musa'nın nefsini bu iki kızın babasına îcâr ettiği ve görüşülen iki müddetten birisinin kabul ve îfâsı Musa'nın seçmesine bırakıldığı zikredilmiş bulunmasıdır.

[14] Sonra Buhârî birinci âyetteki "Alâ en te'curanî" fıkrasının tefsîrine girişmiştir. Ebû Ubeyde de bu fıkrayı "Afecâzu'l-Kur'ân"da böyle tefsîr etmiş de "Ye'cu-ruke'% "Yusîbuke" (yânı sana sevâb verir), demektir, kısmım ziyâde etmiştir.

Buhârî bu başlıkta hiçbir hadîs zikretmedi. Çünkü başlıklanyle ancak fık­hı mes'eleleri beyân etmeyi kasdetmiş ve burada istediği şey üzerine âyetle ye­tinmiştir

[15] Buhârî bu babı, inşâat için ücretli tutmanın cevaz ve meşruluğunu beyân etmek maksadıyle açmıştır. Başlığa delîl İçin ilim ve Tefsîr Kitâblan'nda uzun bir metin ile geçmiş olan meşhur Mûsâ- Hızır kıssası hadîsinin kısa bir bölümünü; el-Kehf: 77. âyetini getirmiştir.

Hadîste gelen birinci tefsîr, "Feekaamehû" (= Hızır yıkılmak isteyen duvarı derhal doğrultuverdi) kavline ve Hızır'ın bu duvarı doğrultma suretine âiddir. İkinci tefsîr İse, Musa'nın Hızır'a: "Bir ücret alırdın da onu yerdik" dediğini haber vermektedir. Bu bir san'atkârın, bir ustanın san'ath çalışmaları için aldı­ğı ücretin meşru' ve halâl olduğunu ifâde eder.

İbn Munzir "Eğer diteseydîn bu işe karşılık bir ücret alırdın" kavli, bina in­şâsı için ücretli tutmanın cevazına delâlet eder, demiştir.

İbnut't-Tîn de:Mûsâ ve Hızır hadîsini Buhârî'nin bir bâbda ve "İnşâ için ücretli tutmak caizdir" unvânıyle rivayet etmesi, bu kıssadan alman cevaz hük­münün Hızır'a münhasır olmayıp, herkes için caiz olacağım gösterir demiştir... (Umdetu'l-Kaan, V, 639).

[16] Buhârî bu hadîsle, bilinen bir müddete kadar belli bir ücretle icâre akdi yapma­nın sahîhliğini isbâl etmek istedi. Çünkü Sâri', meselle bunu beyân etmiştir (Kas-taîlânî). ,

[17] Hadîsin bâb başlığına delîlliği açıktır.  Taybî:  Burada zikrolunan mukaavele ve mükâleme hakikat değil, fakat hayâl ettirme ve sûretlendirmedir.. dedi.

[18] Bu hadîs Buyu' Kitâb.'ında, "Hürr bir inşam satanın günâhı bâbı"nda da geçti b başlığına uygunluğu apaçıktır.

[19] Peygamber bu hadîste de, bundan önce geçen îbn Umer hadîsinde olduğu gibi bu üç ümmet arasındaki farkı temsilî bir surette ifâde etmiştir. Bu hadîsin şevkin­den gaye, bir günün tamâmında veya bâzı kısımlarında çalıştırmak üzere ücretli tutmanın sahîhliğini beyândan ibarettir. Bir de hadîste, bu ümmetin üstün kı-hnması ve amelinin azlığıyle beraber ücretinin çoğaltılması vardır.

Buhârî'nin el-îsmâîlî rivayetinde, hadîsin sonu şöyledir: "Bu, Allah'ın hi­dâyetini ve Rasülü'nün Allah'tan getirdiğini kabul eden müslümânlarla, Allah'ın kendilerine emrettiği şeyleri terkeden Yahûdî ve Hrıstİyanlann meselidir".

[20] Buhari adeti üzere bu mes'eledeki itilâf ve ihtimâle işaret olarak cevâbı zikretmedi.

[21] Buhârî bu hadîsi, Buyu' Kitâbı'nda ve burada rivayet ettiği gibi Ehâdîsu Enbi­yâ Kitâbı'nda da getirmiştir. Hadîsi bu İcâre Kitâbı'nm bu babında getirmesin­den maksadı, sahibinin izni olmadan malında fuzûlî tasarrufla başkasının kazandığı nema ve ticâretin şer'î ve hukukî vaziyetini ta'yîn etmektir. Bu ne­ma, anamalın sahibine mi,yoksa müste'cîr olan tacire mi âiddir?Âlimlerin bu hususta görüş ayrılıkları vardır... Buyu' Kitâbı'nda bâzı açıklamalar verildi.

[22] Hadîsin bâb başlığına uygunluğu, ma'nâsmdan bilinir. Çünkü hadîsin ma'nâsı şudur: Peygamber, sadaka vermekle emreder olduğu zaman, bu emri sahâbîle-rin fakîrleri duyar ve sadaka vermekteki bol sevabı işittiği için sadaka yermeye rağbet eder, sonra çarşıya çıkar, kadınların metâ'lanndan bâzı şeyleri ücretle sırtında taşır, sonra bundan sadaka verirdi. İşte hadîsin ma'nâsı budur.

Keza hadîste "hammâl ücreti" kavline uygun şey de vardır. Zîrâ ücretle birşey taşıdığı zaman, o hammâldır; ücret alır sözü, ona sâdık (yânî doğru) olur.

Bu hadîs Zekât Kitâbı'nda "Yarım hurma ile de olsa kendinizi ateşten koruyun" babında geçmişti (Aynî).

Bu icâreye Muhâmele denir ki, mufâale bâbmdadır. İki kimse arasında ya­pılan bir akiddir. Biri taşımayı, öbürü de taşıma ücretini taahhüd eder.

[23] esSemsere, dahrace babından simsarlık eylemek ma'nâsmadır.

es-Simsâr, satıcı ile satın alıcı arasında araç olan adama denir ki, meyan-cı ta'bîr olunur... (Kaamûs Ter.)

[24] Burada isim ve görüşleri verilen zâtların bu sözlerini İbn Ebî Şeybe senedleriyle rivayet etmiştir.

Peygamber'in bu hadîsini Ebû Dâvûd, el-Kadâ Kitâbı'nda senediyle riva­yet etmiştir. Bu hadîsin bâb başlığına uygunluğu, simsarlık, muayyen birşey şart kılındığı zaman simsarın ve meta' sahibinin, Peygamber'in bu hadîsi sebebiyle kendi şartlan üzerinde sabit olmaları gerekeceği cihetindendir.

[25] Bu meşhur "Telâkki Rukbân hadîsi"dir; Buyu' Kitâbı'nda da geçti. İbn Battal: - "Şehirli, bedevî hesabına simsar olmaz" yânî bu, insanlara girecek olan mazar­rattan dolayıdır; ücretten dolayı değildir, dedi (Aynî).

[26] Bu "Şehirli,bedevi için simsar olmaz" sözü bâb başlığının yeridir. Çünkü bu­nun mefhûmu "Şehirlinin şehirli için satmasında simsar olmanın caiz olması­dır, lâki&.âlimler cumhuru ücretin bilinmiş olmasını şart kıldılar (Kastallânî).

[27] Bu hadîsten bâb başlığının yeri "Âs .bn Vâil için İş yaptım" sözüdür. Delâlet! ciheti de şudur: Âs ibn Vâil bir müşrik idi. Mekke ise o zaman dâru harb İdi. Peygamber, Habbâb'ın bu işine muttali' oldu da onu ikrar etti.

Musannif Buhârî, cevazın zaruretle kayıdh olması, yâhud bu cevaz müş­riklerle harb etme izninden önce ve mü'minin kendini zelîl kılmaması emrinder. önce olması ihtimâlinden dolayı hükmü kesin söylemedi (İbn Hacer, Aynî ve Kastallânî).                                                                        

İbnu'l-Munîr şöyle dedi: Mezheblerin üzerinde karar kıldığı şey, demirci, ter*-zi ve benzerleri san'atkârlann kendi dükkânlarında zimmet ehline iş yapmaları­nın caiz olduğu ve bunun zımmînîn yerinde ve ona tebaiyyet yoluyla hizmet etmesinin hilâfına bir zelîllik sayılmayacağıdır...

Bu hadîs Buyu' Kitâbı'nda "Kılıççı ve demirci bâbı"nda geçti. İnşâallah Tefsir Kitâbı'nda, Meryem Sûresi'nde de gelecektir (Kastallânî).

[28] Buhârî, âdeti üzere burada da hadîsin içindeki ile yetinerek hükmü beyân etme­di. Başkasını nefye girişmiyerek, sâdece vâki' olanı başlık yaptı.

[29] Buhârî bu îbn Abbâs hadîsini Tıbb Kitâbı'nda, "Rukyede bir bölük koyunu şart kılma bâbı"nda senediyle rivayet etti. Bunun başlığa delâleti lâfzın umumî­liğinden dolayı içinde Kur'ân okumak, öğretmek ve Kur'ân'la rukye (duâ ve sığındırma) yapmak için ücret almanın cevazı bulunmasıdır.

[30] eş-Şa'bî'nin bu sözünü İbn Ebî Şeybe senediyle rivayet etmiştir. Şa'bî'nin bu sözü şart kılarak ücret almanın caiz olmayacağına, eğer şartsız olarak birşey ve­rilirse bunu almanın caiz olacağına delâlet eder. Çünkü bu, ya hibe, ya sadaka­dır; fakat ücret değildir.

[31] Hakem'in sözünü el-Bagavî, el-Ca'diyyât'ta senediyle getirdi.

[32] el-Hasen el-Basrî'nin bu fiilini İbn Sa'd, et-Tctbakaat'ia. senediyle getirdi

[33] ibn Sîrîn'in sözünü de İbn Sa'd, et-Tabakaat'ta senediyle getirdi. Mal bölücü ile mal takdîr ve tahmîn edicinin burada zikredilmesinin münâsebeti, bunların Kur'ân öğretme ve tedâvî yapmakla bir cinsten olmaklıklarıdır

[34] Hadîsin bâb başlığına uygunluğu "Gidip Elhamdu Uîlâh... Sûresini okuyarak onun üzerine nefes etti..." sözleridir. Bu da Fâtihatu'l-Kitâb ile duâ tedâvîsi yapmaktır.

[35] Burada hadîsin bu tarîkini zikretmesinin fâîdesi, Ebû Bişr'in işitmesini ve Şu'-be'nin, Ebû Âvâne'ye mutâbaatım açıkça söylemektir. Bu yoldan gelen hadîsi Buhârî Tıbb Kitâbı'nda an'aneli olarak getirdi. Bunu Tirmizî de getirdi.

[36] Hadîsin başlığa uygunluğu "Onun kazancından yâhud vergisinden hafifletti ' sözündedir. Hadîs aynen bu isnâdla Buyu' Kitâbı'nda da geçmiştir.

Başlığın ikinci kısmı kadın işçilerin ücretlerinde herhangi bir haksızlığa dü­şülmemesi ve kadınların verecekleri vergileri kazanmak için meşru' olmayan if­fetsizlik yollarına sapmalarına sevketmiyecek adaletli ve hafif vergiler yüklemek ■ gerektiği hususlarına ehemmiyetli bir dikkat çekmektedir.

[37] Bu babın altında getirilen her üç hadîsin başlığa uygunluk ve delîlHkleri gayet açıktır. Bu hadîsler, bu yolda san'at icra etmenin ve ücret almanın cevazım açıkça göstermektedir. Üçüncü olarak getirilen Enes hadîsi, zamanımızda dünyânın her yerinde gizli veya açıktan sürdürülmekte olan işçi haklan mücâdelesinin ne ka­dar güzel bir düstûrunu ortaya koymaktadır.

[38] Hadîsin başlığa delîlliği açıktır. Hadîs çalışan sınıfların yüklerini ve vergilerini hafifletmek hususunda Peygamber'in açtığı güzel çığırı, çalışanlarla çalıştıran­lar arasında gerçekleştirilmesi gereken adaletin ve içtimaî barışın en güzel yolu­nu belirtmektedir.

[39] İbrâhîm'in bu görüşünü İbn Ebî Şeybe senediyle rivayet etmiştir.

[40] Buharı bu âyeti zina kazancının harâmlığma delîl gösterme yerinde zikretti. Çün­kü âyet cariyeleri, dişi köleleri zinaya zorlamayı nehyeder. Nehiy ise bunun ha-râmlığını gerektirir... Âyetin nüzul sebebi de bu ma'nâyı kuvvetlendirir.

[41] Mücâhid'in bu tefsirini Abd ibn Humeyd ile Taberî senediyle rivayet ettiler.

[42] Hadîsin başlığa delîlliği "Zina kazancı" sözündedir. Cariyelerin, dişi kölelerin, san'atla ve namuslu yolda çalışmakla olan kazançları nehyedilmemiştir

[43] Hadîsin başlığa delîlliği açıktır. Hadîs Buyu' Kitâbı'nda da geçmişti.

[44] Buhârî bâb başlığının cevâbında görüş aynhklan olduğu için, hükmü kesin söy­lemedi.

[45] Bu. zâtların görüşlerini İbn Ebî Şeybe senedleriyle rivayet etti.

[46] İbn Umer'in bu hadîsini Buhârî burada muallak getirdi. Bunu Müslim, Sahîh'inde senediyle mevsûl olarak rivayet etmiştir.

Bu hadîsin başlığa delîlliği şu cihetledir;  Peygamber (S) Hayber arazîsini bir kısım mahsûl karşılığında Hayberliler'e verdiği zaman, işbu akid üzere kendi hayâtında ve kendisinden sonra devam edince, bu, icâre akdinin iki taraftan  birinin ölümü ile münfesih olmayacağına delâlet etmiştir  varlığı da savunulmuştur

[47] Hadîsin bâb başlığına uygunluğuna bâzıları i'tirâz etmiş ise de, aradaki ilginin varlığı da savunulmuştur.

[48] Buhârî'nin ta'lîk şeklinde getirdiği buradaki hadîsler aslında mevsüldür. Bun­ları Müslim, kendi Sahîh'inde senedieriyle rivayet etmiştir.