79- KİTÂBU'L-İSTİ’ZÂN.. 3

1- Selâmın Başlangıcı -Meydana Çıkışı- Babı 3

2- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 3

3- Bâb: Selâm, Yüce Allah'ın İsimlerinden Bir İsimdir: 4

4- İnsanlardan Azın Çoğa Selâm Vermesi Babı 4

5- Binicinin Yürüyene Selâm Vermesi Babı 4

6- Yaya Yürüyen Kimsenin Oturana Selâm Vermesi Babı 4

7- Küçüğün Büyüğe Selâm Vermesi Babı 5

8- Selâm'ın (İnsanlar Arasında) Çok Söylenip Yayılması Babı 5

9- Tanıdığa Ve Tanınmayan Kimseye Selâm Vermek Babı 5

10- (Peygamber Kadınlarının Erkeklerden Perde Arkasına Çekilmeleri Hakkındaki) Hicâb Âyetinin İnmesi Babı 5

11- Bâb: İzin İstemek Gözden Do Layı (Meşru' Kılınmış)Dır 6

12- Cinsiyet Organından Başka (Dil Ve Göz Gibi) Diğer Organların Da Zinası Olduğu Babı 6

13- Selâm Vermenin Ve İzin İstemenin Üç Kerre Oluşu Babı 7

14- Bâb: İnsan Bir Eve Çağırıldığı Zaman Geldiğinde İçeri Girmeden Evvel İzin İster Mi (İstemez Mi)?. 7

15- Çocuklara Selâm Vermek Babı 7

16- Erkeklerin Kadınlara, Kadınların Da Erkeklere Selâm Vermeleri Bâbi 7

17- Bâb: Ev Sahibi, Kapı Çalan Kimseye: "Kimdir 0?" Dediği Zaman "Benim" Diyen(İn Hükmü Nedir)?. 8

18- Selâm Verene "Aleyke's-Selâm=Selâm Sana" Diye Karşılık Veren Kimse Bâb1  8

19- Bâb: (Bir Şahıs Diğerine) "Fulân Kimse Sana Selâm Gönderiyor" Dediği Zaman (Ne Denilir)?. 9

20- İçinde Müslümanlardan Ve Müşriklerden Birtakım Karışık Zümrelerin Bulunduğu Meclise Selâm Verme(Nin Hükmü) Babı 9

21- Bir Günâh İşleyen Kimseye Selâm Vermeyen Ve Tevbe Ettiği İyice Belli Oluncaya Kadar, Onun Selâmına Da Karşılık Vermeyen Kimse; Ve Âsînin (Güvenilecek) Tevbesi Ne Zamana Kadar Meydana Çıkar? Babı 9

22- Bâb: Zimmet Ehli Olan Kimselere Selâm Nasıl Karşılanır?. 10

23- Müslümanlar Aleyhine Kendisinden Bir Zarar Endîşe Edilen Kişinin İşi Tamâmiyle Meydana Çıksın Diye, Onun Mektubuna Bakıp Araştıran Kimse Bâbî 10

24- Bâb: Kitâb Ehline Mektûb Nasıl Yazılır?. 11

25- Bâb: Mektuba Kimin İsmiyle (Yazanın Mı, Yoksa Göndebilenînki İle Mi) Başlanır?  11

26- Peygamber(S)'İn: 'Seyyidinize Ayağa Kalkınız!" Kavli Babı 11

27- Musâfaha (Yânı El-Ele Tutuşup Tokalaşmanın Meşrû'luğu) Babı 11

28- İki Eli Tutup Musâfaha Etmek Babı 12

29- Muânaka (Yânî Birbirinin Boyunlarına Sarılmak) Ve İnsanın Diğer Birine "Nasıl Oldun?" Demesi Babı 12

30- Çağırana "Lebbeyke Ve Sa'deyke" Sözleriyle Cevâb Veren Kimse Babı 13

31- Bâb: 14

33- Oturduğu Meclisten Yâhud Evinden, Oradaki Arkadaşlarından İzin İstemeksizin Kalkan Yâhud Oradaki İnsanların Kalkıp Gitmeleri İçin Kendisi Kalkmaya Hazırlanan Kimse Babı 14

34- El İle Ihtıbâ Oturuşu Babı 15

35- Arkadaşının İki Eli Arasına Dayanan Kimse Babı 15

36- Bir İhtiyaç Yeyâ Bir Maksadı Yerine Getirmek İçin Yürüyüşünde Sür'at Yapan Kimse Babı 15

37- Serîr (Edinmenin Hükmü) Babı 16

38- (Üzerine Dayanıp Yaslanması İçin) Kendisine Yastık Atılan Kimse Babı 16

39- Gündüz Uykusu Ve İstirahatının Cumua Namazından Sonra Olması Babı 16

40- Mescid İçinde Uyumak Ve İstirahat Etmek Babı 17

41- Bir Kavmi Ziyaret Edip De Onlartn Yanında Gündüz Uykusuna Yatan Kimse Babı 17

42- (Avret Yeri Açılmaksızın) Nasıl Kolay Olursa Öyle Oturma(Nın Cevazı) Babı 18

43- İnsanların Gözleri Önünde Birisine Gizlice Birşey Söyleyen, Arkadaşının Bu Gizli Söylediği Sırrını Onun Sağlığında Hiçkimseye Haber Vermeyen Ve Ancak O Sırrı Söyleyen Vefat Ettiği Zaman Başkasına Söyleyen Kimse Babı 18

44- Sırtüstü Yatmak Babı 19

45- Bâb: 19

46- Sırrı Koruyup Saklamak Babı 19

47- Bâb: Üç Kişiden Fazla Oldukları Zaman İkisinin Birbirine Yanaşıp Da Fısıldaşmalarında Ve Gizlice Konuşmalarında Sakınca Yoktur 19

48- Necvâ'yı, Yânı Gizli Konuşma'yi Uzatmak Ve Yüce Allah'ın "Ve İzhum necvâ" (el-tsrâ: 47) Kavli Babı 20

49- Bâb: Uyuma Sırasında Evin İçinde Ateş Bırakılmaz. 20

50- Geceleyin Kapıların Kilitlenmesi Babı 20

51- Büyüdükten Sonra Da Sünnet Olmak Ve Koltuk Altlarının Kıllarını Gidermek Babı 20

52- Bâb: İnsanı Allah'a Tâatten Alıkoyduğu Zaman Her Eğlence Bâtıldır 21

53- Bina Yapmak Hakkında Gelen Şeyler Babı 21


Rahman ve Rahîm olan Allah'ın ismiyle

79- KİTÂBU'L-İSTİ’ZÂN

(İzin İsteme Kitabı)

 

1- Selâmın Başlangıcı -Meydana Çıkışı- Babı [1]

 

1-.......Bize Abdurrazzâk, Ma'mer ibn Râşid'den; o da Hemmâm'dan; o da Ebû Hureyre(R)'den tahdîs etti ki, Peygamber (S) şöyle buyurmuştur:

"Allah Âdem'i kendi sureti üzere yarattı. Boyunun uzunluğu alt­mış zira' idi. Allah onu yarattığı zaman:

—  Git de meleklerden oturmakta olan şu topluluğa selâm ver ve onların senin selâmını nasıl karşıladıklarını dinle! Çünkü bu, hem senin, hem de zürriyetinin selâmlaşmasıdır! buyurdu.

Bunun üzerine Âdem, meleklere:

—  es-Seîâmu aleykum, dedi. Onlar da:

— es-Selâmu aleyke ve rahmetu İlâhi, dediler ve selâmlarına Ve rahmetullâhVyi ziyâde ettiler.

Âdem, beşerin atası olduğu için her giren kişi Âdem'in (bu gü­zel) sureti üzere girecektir. Âdem'den sonra gelen halk, şimdiye ka­dar onun güzelliğinden birer parçasını kaybetmeğe devam etti" [2].

 

2- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı:

 

"Ey îmân edenler, kendi evlerinizden başka evlere (ve odalara) sâhibleriyle alışkanlık peyda etmeden ve selâm da vermeden girmeyin. Bu sizin için daha hayırlıdır.

Olur ki iyice düşünürsünüz. Eğer orada bir kimse bulamazsanız, size izin verilinceye kadar içeri girmeyin.

Şayet size 'Geri dönün' denilirse, dönüp gidin. Bu sizin için daha temizdir. Allah ne yaparsanız hakkıylebilendir.

Meskûn olmayan, içerisinde sizin için bir menfâat bulunan evlere girmenizde size bir vebal yoktur.

Açıklayacağınızı da, gizleyeceğinizi de Allah bilir" (en-Nûr: 27-29) Saîd ibn Ebi'l-Hasen el-Basrî, kardeşi el-Hasen el-

Basrfye:

— Gayrı Arab olan kadınlar göğüslerini ve başlarını açıyorlar, dedi,el-Hasen el-Basrî de kardeşine:

— Gözünü onlardan çevir! dedi. Buna Azîz ve Celîl olan Allah'ın şu kavli delâlet eder:

"Mü'min erkeklere söyle: Gözlerini (haramdan) sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar -Katâde: "Kendilerinehalâl olmayanlardan" demiştir-. Mü'min kadınlara da söyle: Gözlerini sakınsınlar, ırzlarını korusunlar..." (en-Nûr: 30-31).

Yânî "Hâin gözlerin haram kılınan şeylere bakmasından".

ez-Zuhrî, hayız olmamış -veya halâl olmayan- kadınlara bakmak hakkında: Küçük kız olsa bile, kadınlardan kendisine bakmak ile iştihâ duyulan herhangi birşeye bakmak elverişli olmaz, demiştir.

Atâ ibn Rebâh da:

Satın almak istemesi hâli müstesna, Mekke'de satılmakta olan cariyelere bakmayı kerih görmüştür [3].

 

2-.......ez-Zuhrî şöyle dedi: Bana Süleyman ibn Yesâr haber ver­di. Bana Abdullah ibn Abbâs (R) haber verip şöyle dedi: Rasûlullah (S) nahr günü Fadl ibn Abbâs'i kendinin arka tarafına, bineğinin ge­risine bindirdi. Fadl, güzel yüzlü, temiz giyimli bir genç idi. Peygam­ber insanların kendisine sorup öğrenmeleri için bineğini durdurdu. Bu sırada Has'am kabilesinden güzel bir kadın RasûluIIah'tan fetva istemek üzere geldi. Fadl, bu kadına bakmağa başladı. Kadının gü­zelliği Fadl'ı hayran etmişti. Fadl o kadına bakarken, Peygamber ona yöneldi de eliyle arkaya döndürdü: Fadl'in çenesini tuttu ve onun yü­zünü kadına bakmaktan öbür tarafa çevirdi. Kadın:

— Yâ Rasûlallah! Allah'ın kulları üzerinde bulunan hacc husu­sundaki farizası babama çok yaşlı bir ihtiyar hâlinde erişti. Deve üzerine binip düz durmağa gücü yetmiyor. Onun adına (vekâleten) be­nim hacc yapmakİığım onun haccı yerine geçer mi? diye sordu.

Rasûlullah:

— "Evet (geçer)" buyurdu [4].

 

3-....... Bize Zuheyr,Zeyd ibn Eslem'den; o da Atâ ibn Yesâr'dan; o da Ebû Saîd el-Hudrî(R)'den tahdîs etti ki, Peygamber (S):

—  "Sizleriyollarda oturmaktan sakındırırım" buyurdu. Sahâbîler:

— Yâ Rasûlallah! Bizim için oralarda oturmalarımızdan kurtu­luş yoktur, biz yollarda oturup konuşuruz! dediler.

Bunun üzerine Rasûlullah:

—  "Mâdeni ki sizler için oralarda oturmak zarureti vardır, öy­leyse yola hakkını veriniz!" buyurdu.

Sahâbîler:

—  Yolun hakkı nedir yâ Rasûlallah? dediler. Rasûlullah:

—  "Haramdan bakışı kısmak, gelip geçenlere ezâ vermekten çe­kinmek, selâm alıp vermek, ma'rufu emredip münkerden nehyet-mektir" buyurdu [5].

 

3- Bâb: Selâm, Yüce Allah'ın İsimlerinden Bir İsimdir:

 

"Bir selâm ile selâmlandığınız vakit, siz ondan daha güzeli ile alın veya onu ayniyle karşılayın..." (en-Nisâ: 86) [6].

 

4-.......Abdullah ibn Mes'ûd(R) şöyle demiştir: Bizler Peygamber'in beraberinde namaz kıldığımızda (oturduğumuz zaman):

— Kullarından evvel Allah'a selâm olsun, Cibril'e selâm olsun, MîkâîPe selâm olsun, fulân ve fulân meleklere selâm olsun, demiştik.

Peygamber (S) namazdan çıkınca yüzünü bize döndürdü de:

—  "Şübhesiz Selâm, Allah'ın kendisidir. Sizden herhangi biri­niz namaz içinde oturduğu zaman 'et-Tahıyyâtu lillâhi ve's-salâvâtu ve't-tayyibâtu. es-Selâmu aleyke eyyühe'n-Nebiyyu ve rahmetu'ttâhi ve berekâtuhû. es-Selâmu aleynâ ve alâ ibâdVllâhVs-sâlihîn' desin. Çünkü o bunu söylediği zaman, gökte ve yerde olan her sâlih kula isabet etmiştir. Sonra da: 'Eşhedu en lâ ilahe ille'llah ve eşhedu enne

Muhammeden abduhû ve rasûluhu * desin. Sonra bu tahiyyâtın ardın­dan istediği duâ sözlerinden seçip tercih eder" buyurdu. [7].

 

4- İnsanlardan Azın Çoğa Selâm Vermesi Babı

 

5-.......Bize Ma'mer ibri Râşid, Hemmâm ibn Münebbih'ten; o da Ebû Hureyre(R)'den haber verdi ki, Peygamber (S): "Küçük büyüğe, geçen oturana, az da çoğa selâm verir" buyurmuştur.

 

5- Binicinin Yürüyene Selâm Vermesi Babı

 

6-.......İbn Cureyc haber verip şöyle demiştir: Bana Ziyâd ha­ber verdi ki, kendisi Abdurrahmân ibn Zeyd'in âzâdlısı olan Sabit ibn Iyâd'dan; o da Ebû Hureyre(R)'den şöyle derken işitmiştir: Rasûlullah (S): "Binekli olan yaya yürüyene, yaya yürüyen oturana, az da çoğa selâm verir" buyurdu.

 

6- Yaya Yürüyen Kimsenin Oturana Selâm Vermesi Babı

 

7-.......İbn Cureyc haber verip şöyle demiştir: Bana Ziyâd ha­ber verdi ki, ona da Abdurrahmân ibn Zeyd'in himayesinde bulunan Sabit, Ebû Hureyre(R)'den, Rasûlullah(S)'ın: "Binici yürüyene, yü­rüyen oturana, az da çoğa selâm verir" buyurduğunu haber vermiş­tir [8].

 

7- Küçüğün Büyüğe Selâm Vermesi Babı

 

İbrâhîm ibn Tahmân da Mûsâ ibn Ukbe'den; o da Safvân ibn Suleym'den; o da Atâ ibn Yesâr'dan söyledi ki,

Ebû Hureyre (R): Rasûlullah (S): "Küçük büyüğe, yürüyen oturana, az da çoğa selâm verir" buyurdu, demiştir [9].

 

8- Selâm'ın (İnsanlar Arasında) Çok Söylenip Yayılması Babı

 

8-.......el-Berâ ibn Âzib (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S) bize yedi şeyi işlememizi emretti: Hastayı ziyaret etmeyi, cenazelerin ar­dından gitmeyi, aksırana duâ etmeyi, zayıfa yardım etmeyi, zulme uğramışa yardım etmeyi, selâmı insanlar arasında çok söyleyip yay­mayı, yemîn edenin yeminini kabul etmeyi emretti. Gümüş kaptan içmeyi de nehyetti. Bizleri altın yüzük takınmaktan, eyer ve semerle­rine ipek minderler konulmuş bineklere binmekten, harîr, dîbâc, kassî ve istebrak denilen ipek kumaşlar giyib kullanmaktan da nehyetti [10].

 

9- Tanıdığa Ve Tanınmayan Kimseye Selâm Vermek Babı

 

9-.......el-Leys tahdîs edip şöyle dedi: Bana Yezîd ibn Ebî Habîb, Ebû'I-Hayr'dan; o da Abdullah ibn Umer(R)'den şöyle haber verdi: Bir adam Peygamber(S)'e:

—  İslâm'ın hangi ameli hayırlıdır? diye sordu. Peygamber:

—  "İnsanlara yemek yedirirsin, bildiğine ve bilmediğine selâm verirsin" buyurdu [11].

 

10-....... Bize Sufyân ibn Uyeyne, ez-Zuhrî'den; o da Atâ İbn Yezîd el-Leysî'den; o da Ebû Eyyûb(R)'dan tahdîs etti ki, Peygam­ber (S) şöyle buyurmuştur: "Bir müslümânın dîn kardeşinden üç gün­den fazla küs durup ayrılması halâl olmaz: Bu küsler birbirleriyle kar­şılaşırlar da şu, ondan yüz çevirir, bu da ondan yüz çevirir. Hâlbuki bunların hayırlısı, önce selâm vermeye başlayandır".

Sufyân: Bu hadîsi ez-Zuhrî'den üç kerre işittiğini zikretmiştir [12].

 

10- (Peygamber Kadınlarının Erkeklerden Perde Arkasına Çekilmeleri Hakkındaki) Hicâb Âyetinin İnmesi Babı

 

11-.......îbn Şihâb şöyle demiştir: Bana Enes ibn Mâlik (R) Rasûlullah'ın Medine'ye geldiği zaman on yaşında olduğunu haber ve­rip şöyle dedi: Ben RasûIullah(S)'a hayâtının on yılında hizmet et­tim. Ben Hicâb Âyeti'nin indirildiği zamanki iniş sebebini, insanla­rın en iyi bileni oldum. Ubeyy ibn Ka'b bile bu vak'ayı bana sorardı. Hicâb'ın inişinin evveli, Rasûlullah'm Zeyneb ibnetu Cahş ile evle­nip zifaf olduğu zamandadır. O gün RasûluIIah dâmâd olarak saba­ha ulaştı da insanları düğün aşına da'vet etti. İnsanlar gelip yemek­ten yediler. Sonra çıkıp gittiler. Onlardan bir topluluk gitmeyip, Ra­sûlullah'm yanında oturup kaldılar. Ve bu kalışı da epey uzattılar. RasûluIIah onların çıkıp gitmeleri için ayağa kalktı da odadan dışarı çıktı. Ben de O'nunla beraber dışarı çıktım. RasûluIIah yürüdü, ben de beraberinde yürüdüm. Rasûlullah, Âişe'nin odasının kapısına ka­dar gitti. Sonra bu oturanların çıkıp gittiklerini sanarak geri döndü. Ben de beraberinde döndüm. Nihayet Zeyneb'in yanına girdi. Baktık ki, konuklar dağılmamış, hâlâ oturmaktalar. RasûluIIah yine ge­ri döndü, ben de beraberinde döndüm. Âişe odasının kapısına kadar ulaştı. Sonra onların çıkıp gittiklerini sanarak geri döndü. Ben de be­raberinde döndüm. Bu sefer onların çıkıp gittiklerini gördük. Aka­binde Hicâb Âyeti indirildi de, RasûluIIah benimle kendisi araşma bir .perde gerdi [13].

 

12-.......Bize Ebû Mıclez tahdîs etti ki, Enes (R) şöyle demiştir:

Peygamber (S) Zeyneb bintu Cahş ile evlendiği zaman, insanlar Zey­neb'in odasına girip düğün aşı yediler. Sonra da oturup konuşuyor­lardı. Peygamber kalkmaya hazırlanır gibi vaziyet alarak bunların kal­kıp gitmelerine işaret etti. Fakat onlar kalkmadılar. Peygamber on­ların kalkmadıklarını görünce, kendisi kalktı. Kendisi kalkınca otu­ranlardan da bir.kısmı kalktı. Topluluğun bakıyyesi oturup kaldı. Pey­gamber (diğer kadınlarının odalarına gidip hâl hatır sorduktan son­ra) Zeyneb'in odasına girmek için geldiği hâlde, topluluk hâlâ'oturu-yorlardı. (Peygamber tekrar Âişe'nin odasına doğru gitti.) Sonra onlar (durumu anladılar da) kalkıp gittiler. Ben onların kalkıp gittiklerini Peygamber'e haber verdim. Peygamber geldi ve Zeyneb'in odasına girdi. Ben de içeriye girmeye davrandım. Peygamber benimle kendisi arasına kapı perdesini indirdi. Yüce Allah şu âyetleri indirdi:

"Ey îmân edenler, (bundan sonra) Peygamber'in evlerine yemeğe da 'vet olunmaksızın, vaktine de bakmaksızın girmeyin. Fakat da '-vet olunduğunuz zaman girin. Yemeği yiyince dağıtın. Söz dinlemek veya sohbet etmek için (izinsiz) girmeyin. Çünkü bu, Peygamber'e eza vermekte, O sizden utanmaktadır. Allah ise hakkı açıklamaktan çekinmez. Bir de O 'nun zevcelerinden lüzumlu birşey istediğiniz va­kit perde ardından sorup isteyin. Bu, hem sizin kalbleriniz için, hem onların kalbleri için daha temizdir..." (ei-Ahzâb: 53).

Ebû Abdillah el-Buhârî: Bu hadîste, Peygamber'in kalkıp dışarı çıktığı zaman oturup kalanlara izin vermediği fıkhı vardır. Ve yine bunda, Peygamber'in onların kalkmalarını isteyerek kalkmağa dav­ranmasında, böylece ta'rîz etmenin cevazı hükmü de vardır, demiş­tir [14]

 

13-....... İbn Şihâb şöyle dedi: Bana Urvetu'bnu'z-Zubeyr ha­ber verdi ki, Peygamber'in zevcesi Âişe (R) şöyle demiştir: Umer ib-nu'1-Hattâb, Rasûlullah(S)'a:

— Kadınlarını perde arkasına alsan! (Çünkü onlarla iyi de, kö­tü de konuşuyor), der dururdu.

Aişe dedi ki: Rasûlullah bunu yapmadı. Peygamber'in kadınları geceden geceye Menâsı' denilen tarafa doğru ihtiyâçlarını gidermek için dışarıya çıkarlardı. Bir kerresinde Şevde bintu Zem'a, ihtiyâcı için dışarı çıkmıştı. Şevde, uzun boylu bir kadındı. Umer ibnu'l-Hattâb mecliste otururken onu görünce:

—  Yâ Şevde, ben seni tanıdım, demişti.

Umer bu sözü, Hicâb emrinin indirilmesini çok istemekte oldu­ğu için söylemişti.

Âişe dedi ki: Bunun üzerine Azız ve Celîl olan Allah, Hicâb Âye-ti'ni indirdi [15].

 

11- Bâb: İzin İstemek Gözden Do Layı (Meşru' Kılınmış)Dır

 

14-.......Bize Sufyân ibn Uyeyne tahdîs etti: ez-Zuhrî: Ben bu hadîsi, senin burada bulunuşun gibi şekksiz olarak ezberledim, de­miştir. Sehl ibn Sa'd (R) şöyle dedi: Peygamber(S)'in evindeki pen­cerelerin birinden bir adam içeriye doğru bakmıştı. O sırada Peygam­ber, beraberindeki mıdrâ denilen demir bir tarakla başını (tarayıp) kaşıyordu. O kişiye:

— "Eğer senin böyle mahrem yere bakar olduğunu daha önce bilseydim, muhakkak şu demir tarağı gözünün içine saplardım. İzin isteme, ancak gözün görmesinden dolayı vazife kılınmıştır!" buyur­du [16].

 

15-....... Bize Hammâd ibn Zeyd, Ubeydullah ibn Ebî Bekr'den; o da Enes ibn Mâlik(R)'ten şöyle tahdîs etti: Bir adam Peygam-ber(S)'in hücrelerinin birinden içeriye uzanıp baktı. Peygamber de mışkas denilen uzunca ok demiri veya demirleriyle o adama doğru kalktı. '

Enes dedi ki: Ben Peygamber'e bakıyordum, sanki Peygamber o adamı dürtmek için, onun görmez tarafından yanaşıyor gibiydi [17].

 

12- Cinsiyet Organından Başka (Dil Ve Göz Gibi) Diğer Organların Da Zinası Olduğu Babı

 

16-.......Bize Sufyân ibn Uyeyne, Abdullah ibn Tâvûs'tan; o da babası Tâvûs ibn Keysân'dan tahdîs etti ki, İbn Abbâs (R): Ben Ebû Hureyre'nin sözünden daha çok küçük günâha benzer birşey gör­medim, demiştir.

H ve bana Mahmûd tahdîs etti. Bana Abdurrazzâk haber verdi. Bize Ma'mer ibn Râşid, İbn Tâvûs'tan; o da babasından haber verdi ki, İbn Abbâs (R) şöyle demiştir: Ben Ebû Hureyre(R).'nin Peygam-ber(S)'den rivayet ettiği hadîsteki kadar küçük günâha çok benzer hiç-birşey işitmedim. Ebû Hureyre, Peygamber(S)'in şöyle buyurduğunu söyledi:

— "Allah, Âdem oğlu üzerine zinadan nasibini yazmıştır. Âdem oğlu (ezelde) takdir edilip yazılmış olan bu akıbete muhakkak erişe­cektir: Gözün zinası (yabancı kadına şehvetle) bakmaktır. Dilin zi­nası (halâl olmayan sözleri zevk alarak) konuşmaktır. Nefs de zina temenni eder ve buna arzu ve iştihâ besler (bu da nefsin zinâsıdır). Cinsiyet organı da bu organların hepsinin arzularım ya tasdik edip gerçekleştirir (fiile çıkarır) yâhud bunları bırakarak yalanlar" [18].

 

13- Selâm Vermenin Ve İzin İstemenin Üç Kerre Oluşu Babı

 

17-.......Bize Sumâme ibn Abdillah, Enes(R)'ten tahdî etti ki, Rasûlullah (S -bir kavmin yanına gelip) selâm verdiği zaman, üç ker-re selâm verirdi. Keza bir söz söylediği zaman (anlaşılması için) onu üç kerre tekrar ederdi

[19].

 

18-.......Ebû Saîd el-Hudrî (R) şöyle demiştir: Ben Ensâr'ın mec­lislerinden bir mecliste (oturmakta) idim. Bu sırada Ebû Mûsâ sanki birşeyden korkmuş gibi geldi de:

— (Umer beni çağırtmıştı.) Ben Umer'in yanma girmek için üç kerre izin istedim, bana izin verilmeyince geri döndüm. Umer bana: Seni bize gelmenden men' eden nedir? dedi. Ben: Senin yanma gir­mek için üç kerre izin istedim, bana izin verilmeyince geri döndüm. Çünkü Rasûlullah (S): "Sizden biriniz üç kerre izin istediği zaman kendisine izin verilmezse, hemen geri dönsün" buyurdu, dedim. Umer: Vallahi bu rivayet ettiğin hadîs üzerine muhakkak bir beyyine getireçeksin! dedi. Sizlerde bunu Peygamber'den işitmiş bir kimse var mı? dedi.

Ubeyy ibn Ka'b:

— Vallahi senin beraberinde bu şehâdeti kavmin en küçüğü bile yerine getirir, dedi.

Ben kavmin en küçüğü idim. Ebû Mûsâ ile beraber kalkıp gittim ve Umer'e, Peygamber(S)'in bunu söylediğini haber verdim.

Abdullah ibnu'l-Mubârek de şöyle dedi: Bana İbn Uyeyne ha­ber verdi. Bana Yezîd ibn Husayfe, Busr'dan tahdîs etti. Busr: Ben bu hadîsi Ebû Saîd'den işittim, demiştir [20].

 

14- Bâb: İnsan Bir Eve Çağırıldığı Zaman Geldiğinde İçeri Girmeden Evvel İzin İster Mi (İstemez Mi)?

 

Saîd ibn Ebî Arûbe, Katâde'den; o da Ebû Râfi'den; o da Ebû Hureyre'den söyledi ki, Peygamber (S):

'Bu çağırılma ve isteme, onun iznidir (tekrarlamaya muhtaç olmaz)" buyurmuştur [21].

 

19-....... Bize Mucâhid ibn Cebr haber verdi ki, Ebû Hureyre (R) şöyle demiştir: Ben Rasûlullah'ın beraberinde evine girdim. Kendişi bir kap içinde süt buldu da bana:

— "Yâ Ebâ Hırrl Su/fa ehline git ve onları bana çağır!" buyurdu.

Ebû Hureyre dedi ki: Ben hemen Suifa ehline gidip onları çağır­dım. Hepsi geldiler, içeri girmeye izin istediler. Rasûlullah (S) onlara izin verdi, onlar da içeri girdiler [22].

 

15- Çocuklara Selâm Vermek Babı

 

20-....... Bize Şu'be, Seyyâr'dan; o da Sabit el-Bunânî'den; oda Enes ibn Mâlik(R)'ten haber verdi ki, Enes bir kerresinde çocuk­ların yanına uğrayıp onlara selâm vermiş ve:.

— Peygamber (S), çocuklara böyle selâm verirdi, demiştir [23].

 

16- Erkeklerin Kadınlara, Kadınların Da Erkeklere Selâm Vermeleri Bâbi

 

21-....... Bize İbnu Ebî Hazım, babası Ebû Hazım Seleme ibn Dînâr'dan tahdîs etti ki, Sehl ibn Sa'd (R):

—  Biz cumua günleri sevinir, ferahlamrdık, dedi. Ebû Hazım dedi ki: Ben SehPe:

—  Cumua günleri niçin sevinir ferahlamrdınız? diye sordum. Sehl:

—  Bizim ihtiyar bir hanım ninemiz vardı. O Medîne'de Sâide oğulları yurdundaki bir kuyuya insan gönderirdi. -Buhârî'nin üstadı Abdullah ibn Mesleme: Metindeki "Budâa"yı, Medine'deki bir hur­ma bustânma diye tefsir etmiştir.- O yaşlı kadın silk (yânî çoğundur) bitkisinin köklerinden alırdı da, onları bir çömleğe atar, bir mikdâr da arpa ezerdi. Biz cumua namazını kıldığımız zaman gider, o nine­mize selâm verirdik. O da bizlere, pişirdiği bu yemeği takdîm ederdi. Biz de bu yemekten dolayı sevinir, ferahlamrdık. biz gündüz uyku­sunu ve gündüz yemeğimizi ancak cumuadan sonra yapardık, diye cevâb verdi [24].

 

22-.......Bize Ma'mer ibn Râşid, ez-Zuhrî'den; o da Ebû Sele­me Abdurrahmân'dan haber verdi ki, Aişe (R) şöyle demiştir: Rasû­lullah (S):

—  "YâÂişelŞu (yanımdaki )Cibril'dir, o sana selâm okuyor!" buyurdu.

Âişe dedi ki: Ben de:

— Ona da selâm ve Allah'ın rahmeti olsun! - Rasûlullah'ı kasdederek- Sen bizim görmediğimiz şeyleri görüyorsun! dedim.

Bu hadîsi ez-Zuhrî'den rivayet etmekte Ma'mer'e, Şuayb mutâ-baat etmiştir. Yûnus ile en-Nu'mân ibn Râşid ez-Zuhrî'den rivayet­lerinde "Ve berekâtuhu( = Ve Allah'ın bereketleri)" kısmını da söy­lemişlerdir [25].

 

17- Bâb: Ev Sahibi, Kapı Çalan Kimseye: "Kimdir 0?" Dediği Zaman "Benim" Diyen(İn Hükmü Nedir)?

 

23-.......  Muhammed ibnu'l-Munkedir şöyle dedi: Ben Câbir(R)'den işittim, şöyle diyordu: Ben babam üzerinde bulunan bir borç hakkında Peygamber(S)'e geldim de kapısını vurup tıklattım. Peygamber:

—  "Kim o?" buyurdu. Ben de:

—  Ben! dedim.

Peygamber böyle cevâb vermemden hoşlanmamışçasına:

—  "Ene, ene = Ben, ben!" diye ta'rîz etti [26].

 

18- Selâm Verene "Aleyke's-Selâm=Selâm Sana" Diye Karşılık Veren Kimse Bâb1

 

Aişe de: Onun üzerine de selâm, Allah'ın rahmeti ve bereketleri olsun! demiştir. Peygamber (S) de:

"Melekler, Âdem'i; Selâm ve Allah'ın rahmeti senin üzerine olsun! diye karşıladılar" buyurdu [27].

 

24-....... Bize Ubeydullah, Saîd ibn Ebî Saîd el-Makbun'den; o da Ebû Hureyre(R)'den şöyle tahdîs etti: Bir adam mescide girdi. Rasûlullah (S) da mescidin bir tarafında oturuyordu. O zât (iki rek'-at) namaz kıldıktan sonra gelip Rasûlullah'a selâm verdi. Rasûlullah da ona:

— "Ve aleyke's-selâm(= Sana da selâm olsun)/ Sen geri dön de yeniden namaz kıl, çünkü sen namaz kılmış olmadın!" buyurdu.

Bunun üzerine adam dönüp (yine kıldığı gibi) namaz kıldı. Son­ra geldi, yine selâm verdi. Rasûiullah da:

—  "Ve aleyke's-selâm( = Selâm senin üzerine de olsun)/ Dön de yine namaz kıl, çünkü sen namaz kılmış olmadın!" buyurdu.

O zât ikincide yâhud ondan sonraki seferde:

—  Yâ Rasülallah, bana (doğrusunu) öğret! dedi. Bunun üzerine Rasûiullah şöyle buyurdu:

—  "Namaza kalkmak istediğinde güzelce abdest al, sonra kıbleye dönüp ihram tekbîri al. Sonra ezberinde bulunan Kur'ân'dan sana kolay gelenini oku. Sonra rukû'a varıp bedenin yatışmış oluncaya ka­dar dur. Sonra başım kaldırıp ayakta büsbütün doğruluncaya kadar dur. Sonra secdeye varıp tâ mutmain oluncaya kadar kal. Sonra ba­şını kaldırıp tâ mutmain oluncaya (yânî bedenin tamâmiyle sükûna kavuşuncaya) kadar otur. Sonra yine secdeye varıp bedenin sükûna varıncaya kadar secdede kal. Sonra başını secdeden kaldırıp bedenin sükûna kavuşuncaya kadar otur. Sonra bu fiilleri namazının bütü­nünde böylece yap!" [28].

Ebû Usâme Hammâd ibnu Usâme de son lafızda (yânî "Sükû­na kavuşuncaya kadar otur" lafzında) bunun yerine "Dümdüz doğ­ruluncaya kadar otur" şeklinde söylemiştir [29].

 

25-....... Buradaki senedde Ebû Hureyre (R): Peygamber (S):

"Sonra başını secdeden kaldır da bedenin sükûna kavuşuncaya ka­dar otur!" buyurdu, demişir [30].

 

19- Bâb: (Bir Şahıs Diğerine) "Fulân Kimse Sana Selâm Gönderiyor" Dediği Zaman (Ne Denilir)?

 

26-.......Bana Ebû Seleme ibnu Abdirrahmân tahdîs etti ki, Âişe (R) ona, Peygamber(S)'in kendisine hitaben:

—  "Cibril sana selâm gönderiyor" buyurunca:

—  Onun üzerine de selâm ve Allah'ın rahmeti olsun! diye ce-vâbladığmı tahdîs etmiştir [31].

 

20- İçinde Müslümanlardan Ve Müşriklerden Birtakım Karışık Zümrelerin Bulunduğu Meclise Selâm Verme(Nin Hükmü) Babı

 

27-.......Urve İbnu'z-Zubeyr şöyle demiştir: Bana Usâme ibnu Zeyd şöyle haber verdi: Bir gün Peygamber (S), altında Fedek doku­ması saçaklı bir örtü bulunan palanlı bir merkebe bindi, Usâme ibn Zeyd'i de arka tarafına bindirip el-Hâris ibn Hazrec oğulları yurdun­daki (evinde hasta bulunan) Sa'd ibn Ubâde'ye hasta ziyaretine gi­diyordu. Bu, Bedir vak'asından önce idi. Giderken yolda, içinde müs-lümânlardan, müşriklerden, puta tapanlardan, Yahûdîler'den karı­şık birtakım kimselerin bulunduğu bir meclise uğradı. Onların içinde Abdullah ibn Ubeyy ibn Selûl de vardı.Bu mecliste Abdullah ibn Re-vâha da bulunuyordu. Merkebin kaldırdığı toz, meclisi kaplayınca Abdullah ibn Ubeyy kaftanı ile burnunu örttü. Sonra:

—  Bizim üzerimize tozlatmaymız! dedi.

Peygamber onlara selâm verdi. Sonra da orada durup merkeb-den indi ve onları Allah'a da'vet etti, onlara karşı Kur'ân okudu. Bu­nun üzerine Abdullah ibn Ubeyy ibn Selûl:

— Ey kişi! Bu söylemekte olduğun sözler gerçek ise, bunlardan daha güzeli yoktur. Fakat bizim meclislerimizde bizleri ezâlandırma! Kendi menziline dön, Sana bizden kim gelirse ona anlat! dedi.

İbnu Revâha:

— Meclislerimizde bizleri Kur'ân ile ört, bürü! Çünkü biz bunu seviyoruz! dedi.

Bunun üzerine müslümânlarla müşrikler, Yahudiler sövüşmeye başladılar. Hattâ birbirlerine doğru kalkışıp vuruşmayı, dövüşmeyi kas-dettiler. Peygamber ise onları devamlı sâkinleştiriyordu. Nihayet sus­tular. Sonra Peygamber bineğine binip yürüdü. En sonu Sa'd ibn Ubâ-de'nin evine varıp içeri girdi ve:

—  "Ey Sa'd! -Abdullah ibn Ubeyy'i kasdederek- Ebû Hubâb'-ın dediğim işitmedin mi? O, şöyle şöyle söyledi" dedi (vak'ayı anlat­tı).

Sa'd ibn Ubâde:

— Yâ Rasülallah! Sen onun kusurunu affet,, ondan yüz çevirip müsamaha eyle! Allah'a yemîn ederim ki, Allah Sana verdiğini ver­miştir. Hâlbuki şu belde halkı Ubeyy'in başına tâc giydirmeğe, üze­rine de meliklere mahsûs olan sarık sarmağa (bu suretle onu kendile­rine melik edinmeğe) ittifak edip hazırlanmışlardı. Allah Taâlâ Sana ihsan ettiği peygamberlikle onların bu düşüncelerini reddedip imkânsız kılınca, İbn Ubeyy bu mahrumiyetten dolayı kederlendi. İşte bu ke­derle İbn Ubeyy, gördüğün çirkin harekette bulunmuştur! dedi.

Peygamber de onu affetti [32].

 

21- Bir Günâh İşleyen Kimseye Selâm Vermeyen Ve Tevbe Ettiği İyice Belli Oluncaya Kadar, Onun Selâmına Da Karşılık Vermeyen Kimse; Ve Âsînin (Güvenilecek) Tevbesi Ne Zamana Kadar Meydana Çıkar? Babı

 

Abdullah ibn Amr da: Şarâb içenler üzerine selâm vermeyiniz! demiştir [33].

 

28-.......Abdullah ibn Ka'b şöyle demiştir: Ben babam Ka'b ibn Mâlik'ten işittim, o Tebûk gazvesinden özürsüz geri kaldığı zamanki hâlini şöyle anlatıyordu: Ve Rasûlullah (S) müslümânlan bizimle ko­nuşmaktan nehyetmişti. Ben Rasûlullah'a geliyor ve O'na selâm ve­riyordum da gönlümde benim selâmımı alıp dudaklarını hareket et­tiriyor mu yâhud almıyor mu diye söyleniyordum. Nihayet elli gece tamâm oldu. Sabah namazını kıldırdığı zaman Peygamber (S), Al­lah'ın bizlerin tevbelerimizi kabul ettiğini bildirdi [34].

 

22- Bâb: Zimmet Ehli Olan Kimselere Selâm Nasıl Karşılanır?

 

29-.......Âişe (R) şöyle dedi: Rasûlullah(S)'ın huzuruna Yahûdîler'den bir topluluk girdi de:

 

—  es-Sâmu aleyke(= Ölüm üzerine olsun)! dediler. Bu çirkin sözü ben anladım da:

—  Ölüm ve la'net sizin üzerinize olsun! diye karşılık verdim. Bunun üzerine Rasûlullah:

—  "Yavaş ol yâ Âişe! Muhakkak ki, Allah herşeyde rıfk ile, yu­muşaklıkla muamele etmeyi sever!" buyurdu.

Ben de:

—  Yâ Rasûlallah, onların dediklerini işitmedin mi? dedim, Rasûlullah:

— Ben de onlara: 'O sizin üzerinize olsun' demişimdir!" buyur­du [35].

 

30-.......Bize Mâlik, Abdullah ibn Dinar'dan; o da Abdillah ibn Umer(R)'den haber verdi ki, Rasûlullah (S): "Yahudiler size selâm ver­dikleri zaman, onların biri ancak 'es-Sâmu aleyke(~ Ölüm sana ol­sun)' der; sen de bunu karşılarken "Ve aleyke(= O senin üzerine de olsun)' de!" buyurmuş [36].

 

31-.......Enes ibn Mâlik (R) şöyle dedi: Peygamber (S): "Kitâb ehli olanlar size selâm verdikleri zaman sizler (onlara karşılık verir­ken) 'Ve aleykum{ = Sizin üzerinize de)' deyiniz!" buyurdu [37].

 

23- Müslümanlar Aleyhine Kendisinden Bir Zarar Endîşe Edilen Kişinin İşi Tamâmiyle Meydana Çıksın Diye, Onun Mektubuna Bakıp Araştıran Kimse Bâbî

 

32-.......Alî ibn Ebî Tâlib (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S) be­ni, ez-Zubeyr ibnu'l-Avvâm'ı ve Ebû Mersed el-Ganevî'yi gönderdi. Bizim üçümüz de süvârî idik. Bizlere:

— "Şimdi gidiniz, Hah bustâmna kadar ilerleyiniz. Orada müş­riklerden bir kadın vardır, onun yanında Hâtıb ibn Ebt Beltea'dan

Mekke müşriklerine hitaben yazılmış bir sahîfe bulunmaktadır (onu, alıp bana getiriniz)/" buyurdu.

Alî dedi ki: Biz, Rasûlullah'ın bize söylediği yerde, devesi üze­rinde yol almakta olan o kadına eriştik. Alî dedi ki: Biz kadına:

—  Beraberindeki mektûb nerede? dedik. Kadın:

—  Benim yanımda hiçbir mektûb yoktur! dedi.

Biz onun devesini çöktürüp eşyası içinde mektubu aradık, fakat hiçbirşey bulamadık. Arkadaşlarım Zubeyr ile Ebû Mersed:

—  Biz bir mektûb görmüyoruz, dediler. Alî dedi ki: Ben kadına:

— Vallahi Rasûlullah'ın yalan söylediğini hiç bilmiş değilim. Ken­di ismiyle yemîn edilmekte olan Allah'a yemîn ediyorum ki, ya mek­tubu muhakkak meydana çıkarırsın, yâhud da ben senin elbiselerini senden soyacağım! dedim.

Alî dedi ki: Kadın benden bu ciddiyeti görünce elini izârımn dü­ğüm yerine uzattı -kendisi bir kumaşı beline fûta olarak bağlamış hâldeydi- ve oradan mektubu çıkardı.

Alî dedi ki: Biz de mektubu Rasûlullah'a getirdik. Rasûlullah, Hâtıb ibn Ebî Beltea'ya:

—  "Yâ Hâtıb! Bu yaptığın işe seni sevkeden nedir?" buyurdu. Hâtıb da şöyle cevâb verdi:

— Bende Allah'a ve Rasûlü'ne mü'min olmaktan başka sıfat yok­tur. Ben dînimi değiştirmedim, tebdîl de etmedim. Ben Mekkeliler'-in yanında bir minnet ve ni'met elim bulunsun da Allah o ni'met se­bebiyle Mekke'deki ailemi ve malımı korusun istedim. Sahâbîlerin-den herbirinin orada muhakkak ailesini ve malını Allah'ın onun se­bebiyle koruyacağı bir kimsesi vardır. (Benim ise koruyacak hiçbir kimsem yoktur!) dedi.'

Hâtıb'm bu savunması üzerine Rasûlullah orada bulunanlara:

—  "Hâtıb doğru söyledi. Artık onun hakkında hayırdan başka birşey söylemeyiniz!" buyurdu.

Alî dedi ki: Unıer ibnu'l-Hattâb:

— Şu muhakkak ki, o Allah'a, Rasûlü'ne ve mü'minlere hain­lik yapmıştır. Beni bırak da onun boynunu vurayım! dedi.

Alî dedi ki: Bunun üzerine Rasûlullah:

—  "Yâ Umer! (Hatib Bedir gazvesinde hazır bulundu.) Sana ne bildirecek: Belki Allah Bedir'de hazır bulunanların yüksek ve samî-mî mücâhedelerine muttali' olmuştu da: 'Ey Bedir mücâhidleri! Bun­dan böyle ne dilerseniz işleyiniz! Ben cenneti size vâcib kıldım' bu­yurmuştur!" dedi.

Alî dedi ki: Bunun üzerine Umer'in iki gözü yaş akıttı da: — Allah ve Rasûlü en bilendir! dedi [38].

 

24- Bâb: Kitâb Ehline Mektûb Nasıl Yazılır?

 

33-.......ez-Zuhrî şöyle dedi: Bana Ubeydullah ibn Abdillah ibn Utbe haber verdi. Ona da İbn Abbâs haber verdi; ona da Ebû Suf-yân ibn Harb şöyle haber vermiştir: Kendileri Şam'da tacirler olarak Kureyş'ten bir topluluk içinde bulunurlarken, Hıraklıyus'un adam­ları ona gelmişler... Hadîsi böyle zikretti.

Ebû Sufyân dedi ki: Sonra Hırakl, Rasûlullah'm mektubunu is­tedi. Mektûb onun huzurunda okundu. Mektûbda şunlar vardı: "Rahman ve Rahîm olan Allah'ın ismiyle!

Allah'ın Kulu ve Elçisi Muhammed'den Rûmlar'ın büyüğü Hı-rakVel Selâm doğruya uyanlara! Amma ba'du( = Sözün bundan son­rası şudur):..." [39].

 

25- Bâb: Mektuba Kimin İsmiyle (Yazanın Mı, Yoksa Göndebilenînki İle Mi) Başlanır?

 

el-Leys şöyle dedi:

Bana Ca'fer ibn Rabîa, Abdurrahmân ibn Hürmüz'den; o da Ebû Hureyre(R)'den tahdîs etti ki, Rasûiullah (S), İsrâîl oğulları'ndan bir adamı zikretti ki, o bir ağaç parçasını alıp onun içini oymuş da bu oyuğa bin dînâr ile kendisinden arkadaşına yazılmış bir sahîfe koymuştur.

Umer ibn Ebî Seleme de babasından söyledi ki, o da Ebû Hureyre'den işitmiş: Peygamber (S): "Bir adam bir ağaç parçasını deldi de, içine borcu olan parayı koydu ve bir de 'Fulân kimseden fulân kimseyef diye bir sahîfe yazıp koydu19 buyurdu, demiştir [40].

 

26- Peygamber(S)'İn: 'Seyyidinize Ayağa Kalkınız!" Kavli Babı

 

34-.......Bize Şu'be, Sa'd ibn İbrahim'den; o da Ebû Umâme ibn Sehl ibn Huneyf ten; o da Ebû Saîd(R)'den şöyle tahdîs etti: Ku-rayza kabilesi muhâribleri Evs kabilesinin seyyidi Sa'd ibn Muâz'ın hük­müne razı olup kalelerinden indiler. Peygamber (S) Sa'd'a haber gön­derdi. Sa'd (bir merkeb üzerinde) geldi. Yanına yaklaşınca, Peygam­ber Ensâr'a:

—  "Haydi ulunuza ayağa kalkınız -yâhud: Hayırlınıza ayağa kalkınız-!" buyurdu.

Sa'd, Peygamber'in yanına oturdu. Peygamber, Sa'd'a:

—  "Şu Kurayza oğulları senin hükmüne razı olup indiler!" bu­yurdu.

Sa'd da:

—  Ben bunların harb edenlerinin öldürülmelerine, kadınlar ve çocuklarının da esîr edilmelerine hükmediyorum, dedi.

Peygamber:

—  "(Ey Sa'd!) Yemin ederim ki, sen Melik olan Allah'ın hük­mettiği ile hükmettin!" buyurdu [41].

Ebû Abdillah el-Buhârî: Arkadaşlarımdan biri bana evvelinden "Senin hükmüne" kadar bu hadîsi, senediyle Ebû'l-Velîd'den; o da Ebû Saîd'in kavlinden (yânı kendi takririnden) olmak üzere anlattı, demiştir.

 

27- Musâfaha (Yânı El-Ele Tutuşup Tokalaşmanın Meşrû'luğu) Babı [42]

 

 

Abdullah ibn Mes'ûd: Peygamber (S) elim elinin içinde olduğu hâlde bana teşehhüd duasını öğretti, demiştir [43].

Ka'b ibn Mâlik de (tevbesinin kabulü hadîsinde) şöyle dedi: Nihayet mescide girdim. Rasûlullah oturmuştu,

etrafında sahâbîleri çevrelenmişlerdi. Hemen Talha ibn Ubeydullah kalktı, bana doğru koşarak geldi, benimle musâfaha etti (elimi tutup sıktı) ve beni tebrik etti [44].

 

35-.......Bize Hemmâm ibn Yahya tahdîs etti ki, Katâde şöyle demiştir: Ben Enes(R)'e:

— Peygamber(S)'in sahâbîleri arasında musâfaha, yânî el sıkı­şıp tokalaşmak var mıydı? diye sordum.

Enes:

— Evet vardı, diye cevâb verdi [45].

 

36-.......Hayve ibnu Şurayh el-Basrî şöyle demiştir: Bana Ebû Ukayl Zuhre ibnu Ma'bed tahdîs etti ki, kendisi dedesi Abdullah ibn Hişâm'dan şöyle dediğini işitmiştir: Bizler Peygamber(S)'in berabe­rinde idik. Peygamber, Umer ibnu'l-Hattâb'ın elini tutmuş hâldey­di [46].

 

28- İki Eli Tutup Musâfaha Etmek Babı

 

Hammâd ibn Zeyd de Abdullah ibnu'l-Mubârek'le iki elini tutmak suretiyle musâfaha etmiştir [47].

 

37-.......Mucâhid ibn Cebr şöyle derdi: Bana Abdullah ibnu Sahbara Ebû Ma'mer tahdîs edip şöyle dedi: Ben İbnu Mes'ûd(R)'dan işittim, şöyle diyordu: Rasûlullah (S) elim O'nun eli içinde olduğu hâlde teşehhüdü bana öğretti. Rasûlullah bana Kur'ân'dan bir sûre öğretir gibi şu teşehhüdü öğretiyordu:

"et-Tahıyyâtu tittâhi ve's-salavâtu ve't-tayyibâtu. es-Selâmu aley­ke eyyuhe 'n-Nebiyyu ve rahmetu İlâhi ve berekâtuhû. es-Selâmu aley-nâ ve alâ ibâdVllâhVs-sâlihîn. Eşhedu en lâ ilahe HleHlâhu ve eşhedu enne Muhammeden abduhu ve Rasûluhu".

Bunu biz Rasûlullah aramızda iken böyle söylerdik, ruhu kab-zolunduktan sonra "es-Selâmu ale*n-Nebiyyi" demeğe başladık [48].

Buhârî: İbn Mes'ud, "Ale'n-Nebiyyi" demeyi kasdediyor, dedi.

 

29- Muânaka (Yânî Birbirinin Boyunlarına Sarılmak) Ve İnsanın Diğer Birine "Nasıl Oldun?" Demesi Babı

 

38-.......ez-Zuhrî şöyle demiştir: Bana Abdullah ibn Ka'b ibn Mâlik haber verdi. Ona da Abdullah ibn Abbâs (R) şöyle haber ver­miştir: Alî, yânî İbnu Ebî Tâlib, -son hastalığında- Peygamber(S)'in yanından dışarı çıktı.,.

H ve yine bize Ahmed ibn Salih tahdîs etti. Bize Anbese tahdîs etti. Bize Yûnus tahdîs etti ki, İbn Şihâb şöyle demiştir: Bana Abdul­lah ibn Ka'b ibn Mâlik haber verdi; ona da İbn Abbâs şöyle haber vermiştir: Alî ibn Ebî Tâlib (R), Peygamber'in vefat ettiği hastalığı sırasında, Peygamber'in yanından dışarı çıktığında insanlar:

— Yâ Eba'l-Hasen! RasûluIIah (bu gece) nasıl sabahladı? diye sordular.

Alî:

— Allah'a hamd olsun, hastalıktan beri' (yânî iyileşmiş) olarak sabahladı! diye cevâb verdi.

Alî'nin bu cevâbı üzerine babam Abbâs, Alî'nin elini tuttu da Alî'ye:

— Sen Peygamber'in öleceğini -yâhud: Şu hakîkati- görüp düşü­nüyor musun? Vallahi sen üç gün sonra asanın, yânî başkasının kulu (me'mûru) olacaksın! [49]. Vallahi ben Rasûlullah'ın bu hastalığından yakında öleceğini kuvvetle sanıyorum. Çünkü ben Abdulmuttalib oğulları'nın yüzlerindeki ölüm alâmetini (tecrübemle) bilmekteyim. Şİmdi sen bizi Rasûlullah'ın yanına götür de biz (Hâşimîler adına ken­disinden sonra devlet başkanlığı) işinin kimde olacağını kendisinden soralım. Eğer bu iş bizde olacaksa, biz bunu (Rasûlullah'ın sağlığın­da) bilelim. Bizden başkasında olacaksa kendisine söyleyelim de bu işi bize vasiyet etsin! dedi.

Bunun üzerine Alî:

— Vallahi eğer biz bu işi Rasûlullah'a sorar, O da bizi bundan men' ederse, (O'nun vefatından) sonra insanlar bunu (delîl getirerek, halifeliği) bize ebediyyen vermezler. Bu sebeble ben bu halifelik mes'-elesini Rasûlullah'a ebediyyen sormam! diye yemîn etti [50].

 

30- Çağırana "Lebbeyke Ve Sa'deyke" Sözleriyle Cevâb Veren Kimse Babı [51]

 

39-....... Bize Hemmâm ibn Yahya, Katâde'den; o da Enes(R)'ten tahdîs etti ki, Muâz ibn Cebel (R) şöyle demiştir: Ben Peygamber(S)'in devesinin arka tarafına binmiştim. Beni:

—  "Yâ Muâz!" diye çağırdı. Ben:

— Lebbeyke ve sa'deyke! (Buyur, itâatindeyim ve emrine hazı­rım!) dedim.

Sonra yine bunun gibi üç kerre daha nida edip çağırdı da (üçün­cüsünde):

— Allah 'in kulları üzerindeki hakkının ne olduğunu biliyor mu­sun?" buyurdu.

Ben:

—  Hayır bilmiyorum! dedim.

—  "Allah 'in kulları üzerindeki hakkı, O'na hiçbirşeyi ortak kıl­mayarak ibâdet etmeleridir" buyurdu.

Sonra bir müddet daha yürüdü de yine:

—  "Yâ Muâz!" diye nida etti. Ben:

—  Lebbeyke ve sa'deyke! diye cevâbladım.

—  "Onlar bunu yaptıkları zaman, kulların Allah üzerindeki hak­larının ne olduğunu biliyor musun?" diye sordu.

Ben:

—  Hayır (bilmiyorum), dedim. Rasûlullah:

—  "Kullar bunu işledikleri zaman, kulların Allah üzerindeki hak­ları, Allah'ın onları azâb etmemesidir" buyurdu [52].

 

40- Bize Hudbe ibn Hâlid tahdîs etti. Bize Hemmâm ibn Yahya tahdîs etti. Bize Katâde, Enes'ten; o da Muâz'dan bu geçen hadîsi tahdîs etti [53].

 

41-.......Bize Zeyd ibn Vehb el-Cuhenî tahdîs edip şöyle dedi:

Vallahi bize Ebû Zerr Cundeb el-Gıfârî (R) Rebeze'de tahdîs edip şöyle dedi: Ben bir yatsı vaktinde Peygamber (S) ile beraber Medine'nin dışındaki Harre denilen kara taşlık yerde yürüyordum. Bizim karşı­mıza Uhud Dağı çıkınca, Peygamber:

— "YâEbâ Zerr! Ben Uhud'un benim için altın olmasını ve bu kadar çok altından benim yanımda borç ödemek için hazırlamakta olduğum bir dînâr bulunduğu hâlde üzerimden bir gece yâhud üç ge­ce geçmesini arzu etmem, muhakkak bu altınları Allah'ın kullarına şöyle, şöyle, şöyle harcar infâk ederdim" buyurdu  [54].

Râvîdecii ki: Ebû Zerr "Şöyle, şöyle, şöyle"sözlerini söylerken eliyle bize sağa, sola ve önüne doğru işaretler yapıp harcama yönleri­ni gösterdi. Sonra yine:

—  "Yâ Ebâ Zerr!" diye seslendi. Ben:

—  Lebbeyke ve sa'deyke yâ Rasûlallah! dedim. O:

—  "Malca çok zengin olanlar vardır ki, onlar sevâbca çok az­dırlar. Ancak mallarını şöyle, şöyle (Allah'ın kullan yolunda) harca­yanlar müstesnadırlar" buyurdu.

Sonra Rasûlullah bana:

—  "Yâ Ebâ Zerr! Ben Sana dönünceye kadar sen yerinde dur, hiçbir yere ayrılma!" buyurdu ve gidip nihayet gözümden kayboldu.

Bu sırada ben bir ses işittim de Rasûlullah'ın bir tehlikeye uğra-tılmasından endîşe ettim ve O'nun yanına doğru gitmek istedim. Sonra Rasûlullah'ın bana: "Yerinden hiç ayrılma" sözünü hatırladım da yerimde bekledim. Rasûlullah gelince:

—  Yâ Rasûlallah!Ben bir ses işittim de Sen'in bir tehlikeye uğ­ratılmış olmandan endîşe ettim, yanma gelmek istedim, sonra bana "Yerinden ayrılmadan bekle" sözünü hatırladım da yerimde dikel­dim, dedim.

Peygamber bana:

—  "Bu, Cibril idi. Bana geldi de: Ümmetimden her kim Allah'a hiçbirşeyi ortak kılmaksızın ölürse cennete girer! diye haber verdi" buyurdu.

Ben:

— Yâ Rasûlallah! O kul zina etse ve hırsızlık yapsa da mı (cen­nete girecek)? dedim.

Rasûlullah:

—  "Zina etmiş olsa da, hırsızlık yapmış olsa da!" buyurdu. Râvî el-A'meş şöyle dedi: Ben Zeyd ibn Vehb'e hitaben:

— Bana bu hadîsin râvîsi Ebu'd-Derdâ olduğu haberi ulaştı, de­dim.

Bunun üzerine Zeyd:

— Şehâdetle yemîn ederim ki, bu hadîsi bana Rebeze köyünde muhakkak Ebû Zerr Cundeb tahdîs etti, dedi.

el-A'meş: Ve bana Ebû Salih de Ebu'd-Derdâ'dan, bunun ben­zerini tahdîs etti, dedi.

Ebû Şihâb da el-A'meş'ten yaptığı rivayetinde "O altının üç gün yanımda kalmasını istemezdim" şeklinde söylemiştir [55].

 

31- Bâb:

 

"Bir kişi öbür kişiyi oturduğu yerden kaldırmaz

 

42-.......Bize Mâlik, Nâfi'den; o da İbn Umer(R)'den tahdîs etti ki, Peygamber (S): "Bir kişi öbür kişiyi oturduğu yerden kaldırıp, sonra da onun yerine oturmaz" buyurmuştur [56].

'Ey îmân edenler, size meclislerde 'Yer açın' denildiği zaman genişletin ki, Allah da size genişlik versin. 'Kalkın' denilince de kalkıverin... " (el-Mucâdile: İl) [57].

 

43-.......Bize Sufyân es-Sevrî, Ubeydullah'tan; o da Nâfi'den; o da İbn Umer(R)'den tahdîs etti ki, Peygamber (S) bir kişinin otur­duğu yerinden kaldırılmasını ve oraya başka birisinin oturmasını neh-yetmiş: "Ve lâkin yer açınız ve genişleyip genişletin" buyurmuştur.

Nâfî*: İbn Umer de bir kişinin oturduğu yerden kaldırılıp da sonra onun yerine başkasını oturtmayı kerîh görürdü, demiştir [58].

 

33- Oturduğu Meclisten Yâhud Evinden, Oradaki Arkadaşlarından İzin İstemeksizin Kalkan Yâhud Oradaki İnsanların Kalkıp Gitmeleri İçin Kendisi Kalkmaya Hazırlanan Kimse Babı

 

44-.......Enes ibn Mâlik (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S) Zeyneb bintu Cahş ile evlendiği zaman insanları düğün aşma da'vet etti, insanlar yediler, sonra oturup konuşuyorlardı.

Enes dedi ki: Rasûlullah kalkmaya hazırlanır gibi vaziyet aldı (da onların kalkıp gitmelerine işaret etti). Fakat onlar kalkmadılar. Onların kalkmadıklarını görünce kendisi kalktı. Rasûlullah kalkın­ca, O'nun beraberinde insanlardan kalkanlar da kalktılar. Geride üç kişi oturup kaldılar. Peygamber (Âişe'nin ve diğer kadınlarının yan­larına dolaşıp da) Zeyneb'in odasına girmek için geldiği hâlde, onlar hâlâ oturuyorlardı. (Peygamber tekrar dönüp gitti.) Sonra onlar kalkıp gittiler.

Enes dedi ki: Akabinde ben gidip Peygamber'e onların gitmiş olduklarını haber verdim. Bunun üzerine geldi ve içeriye girdi. Ben de O'nunla beraber girmeğe davrandım. Peygamber bu sırada benimle kendisi arasına (kapıdaki) perdeyi sarkıttı. Yüce Allah da; "Ey îmân edenler, Peygamber'in evlerine yemeğe da'vet olunmaksızın, vakti­ne de bakmaksızın girmeyin,.. Bu, Allah katında büyük bir günâhtır" âb: 53) âyetini indirdi [59].

 

34- El İle Ihtıbâ Oturuşu Babı

 

Ki bu, kişinin iki kaba eti ve sağrısı üstüne oturup uyluklarını karnına dayaması ve ellerini birbirine sarıp baldırları üzerine koyarak oturmasıdır [60].

 

45-.......Abdullah ibn Umer (R): Ben Rasûlullah(S)'i Ka'be'nin bir tarafında eliyle şöyle ıhtıbâ ederek otururken gördüm, demiştir [61]

 

35- Arkadaşının İki Eli Arasına Dayanan Kimse Babı

 

Habbâb ibn Erett: Ben Peygamber(S)'in yanına geldim.

O (Ka'be'nin gölgesinde) bir kaftanı yastık yaparak dayanmış hâldeydi. (Bizim kurtulmamız için) Allah'a duâ etmez misin? dedim.

Hemen doğrulup oturdu [62].

 

46-.......Ebû Bekre Nufey' (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S):

—  "Size büyük günâhların en büyüğünü haber vereyim mi?" de­di.

Sahâbîler:

—  Evet haber ver yâ Rasûlallah! dediler. Rasûlullah:

—  "Allah'a ortak tanımak ve ana-babaya isyan etmektir" bu­yurdu.

 

47- Bize Müsedded tahdîs etti. Bize Bişr bunun benzerini tahdîs etti.

Bunda şu ziyâde vardır: Peygamber (S) bir yere dayanır hâldey­di, hemen oturdu da:

—  "Dikkat edin! Bir de yalan sözdür" buyurdu. Bunu o kadar çok tekrar ediyordu ki, bizler:

—  Keski sussaydı, dedik [63].

 

36- Bir İhtiyaç Yeyâ Bir Maksadı Yerine Getirmek İçin Yürüyüşünde Sür'at Yapan Kimse Babı

 

48-....... Ukbe ibnu'l-Hâris (R) tahdîs edip: Peygamber (S) ikindi namazım kıldırdı da hızlı hızlı yürüdü, sonra evine girdi, demiştir [64].

 

37- Serîr (Edinmenin Hükmü) Babı

 

49-.......Âişe (R) şöyle demiştir: Ben Rasûlullah ile kıblesi ara­sında serîr üzerinde yan yatmış hâlde bulunurdum. Bu hâlde Rasû­lullah (S) şeririn ortasına doğru namaz kılardı. O namaz kılarken be­nim bir ihtiyâcım olurdu, bu hâlde kalkıp O'nun kıblesini karşıla­mayı istemezdim de şeririn ayaklan tarafından sıyrılıp giderdim [65].

 

38- (Üzerine Dayanıp Yaslanması İçin) Kendisine Yastık Atılan Kimse Babı

 

50-.......Ebû Kılâbe şöyle demiştir: Bana Ebû'l-Melîh haber verip şöyle dedi: Ben senin baban Zeyd ile beraber Abdullah ibn Amr(R)'m yanma girdik. O bize şöyle tahdîs etti: Peygamber(S)'e benim oruç tutuşum zikredilmiş. Bu sebeble benim yanıma girdi. Ben de O'na, içi hurma ağacının lifleriyle doldurulmuş deriden bir yastık attım. Ken­disi yer üzerine oturdu da o yastık benimle kendisi arasında kaldı. Rasûlullah bana:

—  "Her aydan üç gün oruç tutman sana kâfi gelmiyor mu?" buyurdu.

Ben:

—  Yâ Rasûlallah (bundan daha çoğuna gücüm yeter)! dedim.

—  "(Öyleyse her aydan) beş gün tut!" buyurdu. Ben:

—  Yâ Rasûlalîah (bundan çoğuna da gücüm yeter)!dedim.

—  "(Her aydan) yedi gün oruç tut!" buyurdu. Ben:

—  Yâ Rasûlallah (daha fazlasına gücüm yeter)! dedim.

—  "(Her aydan) dokuz gün oruç tut!" buyurdu. Ben:

—  Yâ Rasûlallah (daha çoğuna gücüm yeter)! dedim.

—  "(Her aydan) onbir gün oruç tut!" buyurdu. Ben:

—  Yâ Rasûlallah (bundan çoğuna güç yetiririm)! dedim.

—  "Dâvûd Peygamber'in orucundan fazla oruç yoktur, o da se­nenin yarısıdır: Bir gün oruç tutmak, bir gün tutmamaktır" buyur­du [66].

 

51-.......İbrâhîm en-Nahaî şöyle demiştir: Alkame Şam'a gitti, (Şam'daki) mescide varıp iki rek'at namaz kıldı da:

— Allah'ım! Bana burada iyi bir meclis arkadaşı ihsan eyle! di­ye duâ etti.

Sonra Ebu'd-Derdâ'nın yanına varıp oturdu. Ebu'd-Derdâ ona:

—  Sen kimlerdensin? diye sordu. Alkame:

—  Küfe ahâlîsindendim (oradan geldim)! diye cevâb verdi. Ebu'd-Derdâ:

— Rasûlullah'ın sırrının (gizli haberlerinin) sahibi olan ve ken­disinden başkası o sırdan bilmeyen kimse, yânî Huzeyfe, sizin içi­nizde değil mi? Yâhud Allah'ın, Rasülü'nün diliyle, yânî duası üze­rine şeytânın şerrinden kurtardığı kimse, yânî Ammâr, sizin içinizde değil mi? Yâhud Rasûlullah'ın misvak ve yastığının sahibi olup bun­ları taşıyan kimse, yânî İbn Mes'ûd, sizin içinizde değil mi? Abdul­lah ibn Mes'ûd "Ve'l-leyti izâyağşâ ve'n-nehâri izâ tecellâ"dan son­rasını nasıl okurdu? dedi.

Alkame:

—  "Ve'z-zekeri ve'l-ünsâ" şeklinde okur (onun kıraatinde "Ve mâ halaka" yoktur), dedi.

Ebu'd-Derdâ:

— Şu Şamlılar bana "Ve mâ halaka'z-zekerâ ve'l-ünsâ" kırâatinde ısrar ediyorlar, en sonu beni Rasûlullah'tan işitmiş olduğum kı­raatten şübheye düşürmeye yaklaşıyorlar! Dedi [67].

 

39- Gündüz Uykusu Ve İstirahatının Cumua Namazından Sonra Olması Babı

 

52-....... Sehl ibn Sa'd es-Sâidî (R): Biz öğle yemeğini cumua namazından sonra yer, gündüz uykusu ve istirâhatini de cumua na­mazından sonra yapardık, demiştir [68].

 

40- Mescid İçinde Uyumak Ve İstirahat Etmek Babı

 

53-.......Sehl ibn Sa'd (R) şöyle demiştir: Alî(R)'nin "Ebû Tu­râb'" kadar kendisine sevimli olan hiçbir isim yoktu. Şu muhakkak ki o, bu "Ebû Turâb" ismiyle çağırıldığı zaman bundan pek sevinir, ferahlanırdı. Bir gün Rasûlullah (S), kızı Fâtıma aleyha's-selâma geldi. Evde Alî'yi bulamadı.

—  "Amcanın oğlu nerede?" diye sordu. Fâtıma:

— Benimle onun arasında birşey oldu da bana öfkelenip danl-dı. Bu sebeble dışarı çıktı, gündüz uykusunu evde, benim yanımda uyumadı, cevâbını verdi.

Rasûlullah bir insana:

—  "Bak, o nerede!" buyurdu. O adam gidip geldi de:

—  Yâ Rasûlallah, Alî mescidde uyuyor, dedi.

Rasûlullah mescide geldi. Baktı ki Alî yan tarafına yatmış, ridâ-sı bir yanından sıyrılıp düşmüş, vücûduna toprak bulanmış. Rasû­lullah:

—  "Kalk Ebâ Turâb, kalk Ebâ Turâb!" demeğe ve onun bede­ninden toprakları silkmeğe başladı [69].

 

41- Bir Kavmi Ziyaret Edip De Onlartn Yanında Gündüz Uykusuna Yatan Kimse Babı

 

54-.......Bize Muhammed ibnu Abdillah el-Ensârî tahdîs edip şöyle dedi: Bana babam Abdullah ibnu'l-Müsennâ, Sumâme ibn Ab-dillah'tan; o da dedesi Enes ibn MâIik(R)'ten şöyle tahdîs etti: (Enes'in anası) Ümmü Suleym bintu Milhân, Peygamber (S) için deriden dü­zülmüş bir döşek yayardı da Peygamber, onun yanında bu döşek üze­rinde gündüz uykusuna yatardı.

Enes dedi ki: Peygamber uyuduğu zaman, Ümmü Suleym, Pey-gamber'in terinden ve saçlarından alırdı da bunları bir şişe içinde top­lardı. Sonra bunları râmekten yapılan güzel koku içinde toplardı.

Râvî Sumâme dedi ki: Enes ibn Mâlik'e ölüm yaklaştığı zaman, -öldüğünde cesedinde ve kefeninde kullanılacak kokunun içine Peygam-ber'in teri ve saçlarının bulunduğu bu sükk kokusundan da katılma­sını vasiyet etti.

Sumâme: Vefatında vasiyet ettiği gibi, cesedinde kullanılan ko­kunun içine bundan konuldu, demiştir [70].

 

55-.......Enes ibn Mâlik (R) şöyle derdi: Rasûlullah (S) Kubâ'ya gittiği zamanlarda teyzem Ümmü Haram bintu Milhân'ın yanına girerdi, o da kendisine yemek ikram ederdi. O sırada Ümmü Haram, Ubâde ibnu's-Sâmit'in nikâhı altında idi. Yine bir gün Rasûlullah onu ziyarete geldi ve evine girdi. Teyzem de O'na yemek ikram etti. Ye­mekten sonra Rasûlullah bir müddet uyudu. Sonra gülerek uyandı.

Ümmü Haram dedi ki: Ben:

—  Yâ Rasûlallah! Seni güldüren nedir? diye sordum. O:

—  "Ru 'yâmda bana ümmetimden birtakım insanlar şu deniz üs­tündeki gemilere biniyorlar da, hükümdarların tahtları üzerine ku­ruldukları gibi kurularak, A ilah yolunda deniz harbine giden gaziler olarak gösteri/diler" -Râvîİshâk: Yâhud "Tahtlar üzerindeki melik­ler gibi" demiştir- buyurdu.

Ben:

— (Yâ Rasûlallah!) Beni de o deniz gazilerinden kılması için Al­lah'a duâ ediver! dedim.

Rasûlullah da duâ etti. Bundan sonra başım yastığa koyup bir müddet daha uyudu. Sonra yine gülümseyerek uyandı. Ben yine:

—  Yâ Rasûlallah! Seni güldüren nedir? diye sordum. Rasûlullah:

—  "Bu defa da bana ümmetimden birtakım insanlar gösterildi ki, bunlar da yine denizin üstündeki gemilere biniyorlar ve tahtları üzerine kurulmuş hükümdarlar olarak -yâhud: Tahtları üstüne ku-

rulmuş hükümdarlar gibi- Allah yolunda gazaya gidiyorlardı" bu­yurdu.

Ben yine:

—  Beni de onlardan kılması için Allah'a duâ ediver! dedim.

—  "Sen birincilerdensin" buyurdu.

Enes dedi ki: Hakîkaten Ümmü Haram, Muâviye ibn Ebî Suf-yârrın Şâm Valiliği zamanında ve onun kumandasında tertîb edilen deniz gazasına katılmak üzere gemiye bindi. Denizden karaya çıktığı zaman bindiği hayvanından düştü de şehîd oldu [71].

 

42- (Avret Yeri Açılmaksızın) Nasıl Kolay Olursa Öyle Oturma(Nın Cevazı) Babı

 

56-.......Ebû Saîd el-Hudrî (R): Peygamber (S) bir tek bez için­de, insanın ferci üzerinde ondan hiçbirşey bulunmaksızın (onu sarı­nıp bürünmekten ibaret olan) iki türlü giyinişten; iştimâlu's-sammâ iie ıhtıbâ giyinişinden nehyetti. Bir de iki türlü alış-satiştan da neh-yetti, demiştir [72].

Bu hadîsi ez-Zuhrî'den rivayet etmekte Sufyân ibn Uyeyne'ye, Ma'mer ibn Râşid, Muhammed ibn Ebî Hafsa, Abdullah ibn Budeyl mutâbaat etmişlerdir.

 

43- İnsanların Gözleri Önünde Birisine Gizlice Birşey Söyleyen, Arkadaşının Bu Gizli Söylediği Sırrını Onun Sağlığında Hiçkimseye Haber Vermeyen Ve Ancak O Sırrı Söyleyen Vefat Ettiği Zaman Başkasına Söyleyen Kimse Babı

 

57-....... Bize Fırâs ibn Yahya, Âmir ibn Serâhîl eş-Şa'bî'den tahdîs etti ki, Mesrûk şöyle demiştir: Bana mü'minlerin annesi Âişe (R) tahdîs edip şöyle dedi: Peygamber'in (vefatı hastalığında) bütün kadınları toplu olarak yanında bulunuyorduk. Bizden hiçbir kadın ayrı bırakılmış değildi. Fâtıma aleyhi's-selam yürüyerek bize doğru yönelip geldi: Allah'a yemîn ederim ki, Fâtıma'nın yürüyüşü Rasü-lullah'ın yürüyüşünden farklı olmazdı (tıpkı O'nun yürüyüşüne ben­zerdi). Rasûlullah, Fâtıma'nın gelişini görünce, onu:

—  "Merhaba kızım" diye hoşgeldin sözüyle karşıladı. Sonra Fâtıma'yı sağ yanına yâhud sol tarafına oturttu. Sonra

ona gizlice birşey söyledi. Bunun üzerine Fâtıma şiddetli bir ağlayış­la ağladı. Rasûlullah onun hüznünü görünce, ona ikinci defa gizlice birşey daha söyledi. Bunun üzerine Fâtıma gülmeye başladı. Kadın­ları arasından ben, Fâtıma'ya hitaben:

— Rasûlullah biz kadınlar arasından yalnız sana gizli birşey tahsis etti. Sonra sen ağlamağa başladın! dedim.

Rasûlullah kalkınca ben Fâtıma'ya:

— Rasûlullah'm sana gizlice söylediği şey ne idi? diye sordum. Fâtıma:

— Ben, Rasûlullah'm karşısında O'nun gizlice söylediği sırrını

ifşa edip yayacak değilim, dedi.

Rasûlullah vefat ettiği zaman, yine ben Fâtıma'ya hitaben:

— Senin üzerinde bulunan analık hakkım sebebiyle senden ye­mîn ederek istiyorum ki, muhakkak bana o sırrı haber vereceksin! dedim.

Fâtıma:

—  Şimdi evet, dedi ve o sırrı haber verip şöyle söyledi:

—  Rasûlullah, birinci defasında bana gizlice söylediği zaman: "Cibril her sene bir defa bütün Kur'ân 'ı kendisiyle mukaabele eder olduğunu" (söyleyip) "Bu sene Cibril Kur'ân 'ı benimle iki kerre mu­kaabele etti. Bunu da ecelin yaklaşmış olmasından başka birşey gör­müyorum. Sen Allah'a ittikaa et ve sabret. Çünkü ben senin için ne güzel bir öncüyüm!" diye haber verdi. Bunun üzerine ben o gördü­ğün ağlayışla ağladım, dedi.

Fâtıma devamla dedi ki:

— Rasûlullah, bu sözü üzerine benim sabırsızlanıp üzüldüğümü görünce de ikinci defa bana gizlice birşey daha söyledi ve:

—  "Yâ Fâtıma! Sen mü'min kadınlarının seyyidesi olmandan razı olmuyor musun -yâhud: Bu ümmetin kadınlarının seyyidesi ol­mandan razı olmaz mısın-?" buyurdu [73].

 

44- Sırtüstü Yatmak Babı

 

58-.......ez-Zuhrî tahdîs edip şöyle demiştir: Bana Abbâd ibnu Temîm, amcası Abdullah ibn Zeyd el-Ensârî'den haber verdi ki, o: Ben RasüIullah(S)'ı mescidin içinde sırtüstü yatıp bir ayağını diğeri üzerine koymuş hâlde gördüm, demiştir [74].

 

45- Bâb:

 

"Üç kişi bir arada bulunurken, bunlardan ikisi, üçüncüyü bırakıp gizli konuşmaz".

Ve Yüce Allah'ın şu kavilleri:

"Ey îmân edenler, aranızda gizli konuşacağınız vakit, günâhı, düşmanlığı, Peygamber'e isyanı fısıldaşmayın. İyiliği, takvayı fısıldasın ve ancak huzurunda toplanacağınız Allah'tan korkun. Fısıltı, sırf şeytândandır, îmân edenleri tasaya düşürmek içindir. Hâlbuki bu, Allah'ın izni olmaksızın, onlara hiçbir şeyle zarar verici değildir. O hâlde müzminler ancak Allah'a güvenip dayansınlar" (ei-Mucâdüe: 9-ıo>;

"Ey îmân edenler, siz Peygamber'e gizli birşey arzetmek istediğiniz vakit, bu mahrem konuşmanızdan evvel sadaka verin. Bu sizin için daha hayırlı, daha temizdir. Fakat bulamazsanız, şübhe yok ki, Allah çok mağfiret edici, çok merhamet eyleyicidir. Mahrem konuşmanızdan evvel sadakalar vereceğinizden korktunuz mu?

Çünkü işte yapmadınız. (Bununla beraber) Allah sizin tevbelerinizi kabul etti. O hâlde namazı kılın. Zekâtı verin. Allah'a ve Rasûlü'ne itaat edin. Allah ne yaparsanız hakkıyle haberdârdır"

(el-Mucâdile: 12-13) [75].

 

59-.......Bana Mâlik, Nâfi 'den; oda Abdullah ibn Umer(R)'den tahdîs etti ki, Rasûlullah (S): "Üç kişi bir arada bulundukları zaman, bunlardan ikisi, üçüncüyü bırakıp da gizli konuşmasınlar" buyurmuş­tur.

 

46- Sırrı Koruyup Saklamak Babı

 

60-.......Süleyman ibn Tarhân et-Teymî şöyle demiştir: Ben Enes ibn MâIik(R)'ten işittim, şöyle diyordu: Peygamber (S) bana bir sırr söyledi. Artık ben o sırrı, Peygamber'den sonra da kimseye haber vermedim. Yemîn olsun annem Ümmü Suleym de onu benden sordu da ben o sırrı ona da haber vermedim [76].

 

47- Bâb: Üç Kişiden Fazla Oldukları Zaman İkisinin Birbirine Yanaşıp Da Fısıldaşmalarında Ve Gizlice Konuşmalarında Sakınca Yoktur

 

61-.......Bize Cerîr, Mansûr'dan; o daEbû Vah"den; o da Ab­dullah ibn Mes'ûd(R)'dan tahdîs etti ki, Peygamber (S) şöyle buyur­muştur: "Üç kişi bir arada olduğunuz zaman bunlardan ikisi, üçün­cüyü kederlendirmemek için, ondan ayrı gizli konuşmasın! Tâ bu üç kişi insanlara karışıncaya kadar" [77].

 

62-.......Abdullah ibn Mes'ûd (R) şöyle demiştir: Peygamber (S) -Huneyn harbinden sonra- bir gün ganimet mallarını taksîm etti (de bâzı kimselere fazla vermişti). Bunun üzerine Ensâr'dan (Ma'teb adında) bir adam:

— Muhakkak ki, bu taksim, kendisinde Allah'ın rızâsı irâde edil­meyen bir taksimdir! dedi.

Ben bunu işitince:

— Dikkat et! Vallahi ben muhakkak Peygamber'e gideceğim!

dedim.

Akabinde Peygamber'e vardım, kendisi bir cemâatin içinde bu­lunuyordu. Yanaştım da o adamın sözünü yavaşça kendisine söyle­dim. Peygamber bu uygunsuz sözden dolayı yüzü kıpkırmızı olunca­ya kadar öfkelendi. Sonra:

—  "Allah'ın rahmeti Musa'nın üzerine olsun! O bundan daha çok sözlerle ezâlandırıldı da sabretti!9' buyurdu [78].

 

48- Necvâ'yı, Yânı Gizli Konuşma'yi Uzatmak Ve Yüce Allah'ın "Ve İzhum necvâ" (el-tsrâ: 47) Kavli Babı

 

"Necvâ", "Nâceytu" yânî "Gizli söyledim" ma'nâsından bir masdardır. Yüce Allah onları bu masdarla vasıfladı. Ma'nâ: "Onlar birbirleriyle gizli gizli fısıldaşıyorlar" demektir [79]

 

63-.......Enes ibn Mâlik (R) şöyle demiştir: Bir kerresinde yatsı namazı ikaamet edildi, bu sırada bir adam Rasûlullah (S) ile mesci­din bir tarafında yavaş yavaş konuşuyordu. Konuşması o kadar uzun sürdü ki, nihayet sahâbîleri uyukladılar. Sonra Rasûlullah ayağa kalktı ve namazı kıldırdı [80].

 

49- Bâb: Uyuma Sırasında Evin İçinde Ateş Bırakılmaz

 

64-.......Bize Sufyân ibn Uyeyne, ez-Zuhrî'den; o da Sâlim'den; o da babası Abdullah ibn Umer(R)'den tahdîs etti ki, Peygam­ber (S): "Uyuyacağınız zaman evlerinizin içinde ateş bırakmayınız" buyurmuştur.

 

65-.......Ebû Mûsâ (R) şöyle demiştir: Bir kerre Medine'de ge­ce vakti bir ev, sâhibleri içinde iken yandı. Akabinde bu kimselerin hâli Peygamber(S)'e haber verildi. Peygamber: "Şübhesiz ki, bu ateş sizin için ancak bir düşmandır. Onun için uyumak istediğiniz zaman ateşi kendinizden söndürünüz" buyurdu [81].

 

66-....... Câbir ibn Abdillah (R) dedi ki: Rasûlullah (S) şöyle buyurdu: "Kaplarınızı Örtün ve kapılarınızı kapatın; kandillerinizi de söndürün, çünkü fare fitilini çekebilir ve ev halkının yanmasına se-beb olabilir".

 

50- Geceleyin Kapıların Kilitlenmesi Babı

 

67-.......Câbir (R) şöyle dedi: Rasûlullah (S): "Geceleyin uyu­mak istediğiniz zaman kandilleri söndürünüz, kapıları iyice kapatıp kilitleyiniz, su tulumlarının ağızlarını sıkıca bağlayınız, yemek ve içecek kaplarının üstlerini de iyice örtüp kapatınız" buyurdu.

Râvî Hemmâm ibn Yahya: Ben Atâ'nın "Velev ki, bir ağaçpar-çasıyle olsun" dediğini sanıyorum, demiştir [82].

 

51- Büyüdükten Sonra Da Sünnet Olmak Ve Koltuk Altlarının Kıllarını Gidermek Babı

 

68-.......Bize îbrâhîm ibn Sa'd, îbn Şihâb'dan; o da Saîd ibnu'l- Müseyyeb'den; o da Ebû Hureyre(R)'den tahdîs etti ki, Peygamber (S): "Fıtrat hasletleri beştir: Sünnet olmak, avret yerlerini tıraş için ustura kullanmak, koltuk altı kıllarını gidermek, bıyıkları kısaltmak, tırnakları kesmek" buyurmuştur.

 

69-.......Bize Ebu'z-Zinâd, el-A'rec'den; o da Ebû Hureyre(R)'den tahdîs etti ki, Rasûlullah (S): "îbrâhîm aleyhi's-selâm seksen ya­şından sonra keserle sünnet oldu" buyurmuştur.

Ebû Abdillah el-Buhârî şöyle dedi; Bize Kuteybe tahdîs etti. Bi­ze el-Mugîre, Ebu'z-Zinâd'dan tahdîs etti, o bu hadîste şeddeli ola­rak "Kaddum" şeklinde söyledi ki, bu (Şam'da) bir yer adıdır [83].

 

70-.......Bize İsmâîl ibn Ca'fer, İsrail'den; o da Ebû İshâk'tan haber verdi ki, Saîd ibn Cubeyr şöyle demiştir: İbn Abbâs'a:

— Peygamber (S) vefat ettiği zaman sen kim gibi idin? diye so­ruldu.

İbn Abbâs:

— Ben Peygamber'in kabzolunduğu günlerde sünnet edilmiştim. İnsanlar çocuklarını bulûğ çağına erişmelerine kadar sünnet ettirmez­lerdi, dedi.

İbnu İdrîs de babası İdrîs ibn Yezîd'den; o da Ebû İshâk'tan; o da Saîd ibn Cubeyr'den; o da İbn Abbâs'tan: "Ben Peygamber kab zolunduğunda sünnet edilmiş hâlde idim" şeklinde söylemiştir [84].

 

52- Bâb: İnsanı Allah'a Tâatten Alıkoyduğu Zaman Her Eğlence Bâtıldır

 

Arkadaşına: "Gel seninle kumar oynayalım" diyen kimsenin hükmü? Ve Yüce Allah'ın şu kavli:

"insanlar içinde bilgisizce, Allah yolundan saptırmak, o yolu bir eğlence edinmek için boş lâfa müşteri olan nice

adam vardır, işte onların hakkı, horlayıcı bir azâbdir" (Lukmân: 6) [85].

 

71........ Ebû Hureyre (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S) şöyle buyurdu: "Sizden her kim yemîn eder de yemininde (müşriklerin ye-mîni gibi) 'Lât ve Uzzâ hakkı için' derse (bunun keffâreti olarak) he­men 'Lâ ilahe illellâh' desin. Arkadaşına 'Gel seninle kumar oyna­yalım ' diyen kimse de (oynayacağı kumar bedelini) fakirlere sadaka versin!" [86].

 

53- Bina Yapmak Hakkında Gelen Şeyler Babı

 

Ebû Hureyre (R) Peygamber(S)'den:

"Kuzu oğlak çobanları bina yapmakta birbirleriyle yarıştıkları zaman, işte bu kıyamet alâmetlerindendir" buyurduğunu söylemiştir [87].

 

72-....... Abdullah ibn Umer (R) şöyle demiştir: Ben bir kerre kendimi Peygamber'in beraberinde kendi elimle beni yağmurdan ko­ruyacak, güneşin sıcaklığından gölgelendirecek bir ev yaptığımı gör­düm. Bu inşâatta Allah'ın mahlûkundan hiçbir kimse bana yardım etmedi [88].

 

73-....... Bize Sufyân ibn Uyeyne tahdîs edip şöyle dedi: Amr ibn Dînâr şöyle dedi: îbn Umer (R): Vallahi ben Peygamber(S)'in ruhu alındığı günden beri bir tek kerpici diğeri üstüne koymadım, bir hur­ma fidanı da dikmedim, demiştir.

Sufyân dedi ki: Ben bu hadîsi İbnu Umer'in ailesinden birine zik­rettim de o: Vallahi îbn Umer bir ev bina etti, dedi.

Sufyân dedi ki: Ben onun ailesinden birine: Belki ibn Umer bir kerpici diğeri üzerine koymadım, sözünü, kendi eliyle bina ettiği evi yapmadan önce söylemiştir! Dedim [89].



[1] Bu bâb başlığı başlamak ma'nâsma Bed' ile ve meydana çıkmak ma'nâsına olan Buduvv ile de gelmiştir,

[2] Başlığa uygunluğu "Şu melekler topluluğuna selâm ver..." sözünden alınır, çünkü bunda selâmın başlaması vardır. "A!â sûretihî"dek\ zamîr, Âdem'e döndüğü­ne göre: Allah, Âdem'i rahim tavırlarına tâbi' olmaksızın şu görülen hey'etinde yarattı, demek olur. Zamîr Allah'a döndürenlere göre izafeti teşrif ve tekrîme hamlolunur ve: Allah, Âdem'i kendi suretinde, güzellikte benzeri bulunmamak suretiyle yarattı, demek olur. "Eksilme şimdiye kadar devam etti", cennete gir­dikleri zaman, ataları Âdem'in yaratılmış olduğu güzellik, tamamlık ve boylu-luğa dönecekler demektir. Bu: "Hakikat biz insanı en güzel biçimde yarattık, sonra onu aşağıların aşağısına çevirdik7' (et-Tîn: 4-5) kavlinin ma'nâsıdır da denildi.

Bunun bir rivayeti Bed'u'l-Halk'ta da geçmişti

[3] Âyetteki İstVnâs kelimesini İbn Abbâs "Îsti'zân-İzin istemek" diye tefsir et­miştir. Hattâ Ubeyy ibn Ka'b ile İbn Abbâs, âyetteki "Teste'nisû" lafzını "Teste'zinû" şeklinde okumuşlardır. Ebû Eyyûb el-Ensârî, Peygamber'e âyet­teki "İsti'nâs"m mâhiyeti nedir? die sormuş, O da: "Kişinin tesbîh ve tekbîr ederekyâhud sesini belli ederek oda sahibinden izin istemesidir" buyurmuştur. Şu hâlde âyetteki "İstVnâs" dışarıdan gelen bir konuğun ev sahibinden izin is­temesi, ev içindeki ferdlerin de birbirlerinin odalarına geldiklerinde herhangi bir surette geldiğini duyurması, habersiz içeri girmemesidir.

İslâm'ın içtimaî âdabında çok önemli olan izin isteme ve selâm konusunu imâm buhârî bu kitabın başında bir mukaddime hâlinde bu âyetlerle getirmiştir.

[4] Bu hadîste fitne endîşesinden dolayı bakışı kısma fiili vardır. Bunun gereği fit­neden emîn olunduğu zaman bakmanın mümkin olabileceğidir. Çünkü Peygam­ber FadPın yüzünü, kadına hayret edip de bakışını devamlı kılıncaya kadar çevirmedi. Sonra fitneden men' etti de çevirdi. Bunun bir rivayeti Hacc'da, "Bi­nek üzerinde duramayan adına hacc yapmak bâbı"nda geçti (Kastallânî).

[5] Hadîsin burada zikredilme sebebi, içinde açıkça bakışı kısma işinin bulunması­dır. Bunun bir rivayeti MezâUiri'de de geçmişti (Aynî).

[6] İslâm'dan ev,vel Arablar birbirlerine "Hayyâke'llahû = Allah sana uzun ömür versin" diye selâmlaşırlardı. Ömür uzun olur, fakat baştanbaşa felâketle geçe­bilir. Ası! maksad, hayâtın daimî selâmeti, ömrün saadet ve refahıdır. Onun İçin İslâm'da selâm "es-Selâmu aleykum = Selâmet üstünüze olsun" şekline getirildi. İslâm'ın tahiyyesi ve bu âyetin maksûdu işte budur... Bu âyette, veri­len selâm ya daha güzeli ile, meselâ "Ve aleykumu's-selâm ve rahmetu'ilâhi", "Ve aleykumu's-selâm ve rahmetu'ilâhi ve berekâtuhû" ile yâhud sâdece "Ve aleykumu 's-selâmu = Senin üzerine de selâmet'' cümlesiyle mukaabele edilmesi emrolunuyor... (Meâl-i Kerîm),

Buhârî de bu âyetle tahıyye işinin umûmunun selâm lafzına mahsûs oldu­ğunu işaret etmiştir.

[7] Başlığa uygunluğu "Selâm, Allah'ın kendisidir" sözündedir.

Selâm ilâhî isimlerden olunca "es-Selâm ala'llâh", "es-Selâm ale's-selâm" takdirinde olmuş olur ki, selâmın ma'kûl vechi kalmaz. Bunun bir iki rivayeti Namaz Kitabı, "Son oturuşta teşehhüd bâbı"nda geçmiş ve orada bâzı açıkla­malar verilmişti.

[8] Buhârî dördüncü bâbda getirdiği hadîste, selâm vermekle vazifeli olan kimsele­rin herbiri için ayrı bâblar açarak ayrı yollardan-hadîsleri bu bâblarda yazmış­tır. Bunlarda selâm verme mertebeleri iyice belirtilmiştir. Bu hadîslerdeki "Selâm verir" haber sığaları, emir ma'nâsına da olabilir ki, buna göre "Selâm versin" demek olur.

[9] Bu ta'lîki Buhârî el-Edebu'I-Müfred'âz, Ebû Nuaym ile Beyhakî de kendi ki-lâblannda ulaştırılmış olarak getirmişlerdir.

[10] Bu hadîsin birer rivayeti Cenazeler, Libâs, Edeb, Tıbb, Eşribe'de geçti. Nuzûr'da da gelecektir.

[11] Bunun bir rivayeti îmân'da da geçti. Müslümanlar arasında tanışma vesîlesi ol­duğu için selamlaşmanın içtimâi kıymeti pek yüksektir. İslâm Dîni, selâm ver­mek için tanışmış olmayı şart kılmamış, bildiğine de bilmediğine de selâm ver­meyi bir medeniyet vazifesi kılmıştır.

[12] Bunun da bir rivayeti Edeb'de, "Birbirinden ayrılma bâbı"nda geçmişti.

[13] Bunun birkaç rivayeti Tefsîr'de de geçti. Burada Hİcâb Âyeti'nden maksad el-Ahzâb: 53. âyetidir. Bu hadîste Enes'in âyetin inişiyle ilgili husûsî bilgisi oldu­ğuna işaret vardır. Çünkü Ubeyy İbn Ka'b ondan daha bilgili, yaşça da, kudret­çe de ondan büyük olduğu hâlde, bu konuda Enes'ten istifâde ediyordu.

[14] Buhârî'nin bu sözü Ebû'I-Vakt ve Ebû Zerr'in ei-Müstemlî'den gelen nüshala­rında sabittir, diğerlerinde yoktur. İbn Hacer Fethu'l-Bâri'de: Yakışan da bu­rada olmamasıdır. Çünkü Buhârî bunu 22 bâb sonra gelecek olan 33. bâbda ayrı bir bâb yaptı, demiştir (Kastallânî).

[15] Hicâb emrinin indirilmesinden evvel Peygamber kadınların perdelenmeleri hu­susundaki Arab'ın carî âdetine ilişmiyordu. Kadınların perde arkasına çekilme­leri daha hayırlı olacağını bilmekle beraber, kendiliğinden bir teşrî'a gitmeyip, bu konuda vahyin gelmesini tercih edip bekliyordu...

Bu hadîsin bâzı rivayetleri, Abdest Alma Kitabı, "Kadınların ihtiyâçlarını görmek için sahraya çıkmaları bâbı"nda ve el-Ahzâb Sûresi tefsirinde Umer'in Kur'ân'a uygun gelen görüşleri bâbı'nda da geçmişti.

el-Ahzâb: 59. âyetinde de hem Peygamber kadınlarının, hem de diğer mü'-min kadın ve kızlarının giyinip örtünmeleri emr ve ta'rîf edilmektedir. Orada da belirtildiği gibi, diğer İslâm kadınlarının Peygamber kadınları gibi perdeli ve münzevî yaşamaları vâcib değildir. Âlimlerin bu hususta ittifakları vardır. Onlar da zînetlerini açmayarak, seslerinin fıtrî âhengiyle görüşerek İslâm içti­maî hayâtında caiz görülen her iş sahasında çalışabilirler. Kadınlık vakaarını koruyarak, edebli giyinerek, ticâret, alışveriş, öğretmenlik, kefalet, vekâlet, şir­ket, şehâdet gibi İşlerde her nevi' medenî haklan hâiz olup hayatî ve içtimaî fa­aliyetlerde bulunabilirler...

[16] Mıdrâ denilen bu kadın saç tarağını, dilciler şöyle ta'rîf etmişlerdir: Mıdrâ, ka­dın saçını ve bilhassa iki taraftaki kısımlarını tarayıp düzeltmek için kullanılan bir nevi' demir taraktır. Mâşit denilen ve kadın tuvaleti yapan ve gelin yüzü süs­leyen san'atkâr kadınların yanlarında bulunurdu.

Bunun bir rivayeti Lİbâs'ta, "Taranmak bâbı"nda geçmişti.

[17] Bunun bir rivayetini Bûhârî Diyetler'de; Müslim de İzin İsteme Kitâbı'nda ge­tirmiştir.

[18] İbn Battal: Bakmak ve konuşmak zina diye isimlendirildi. Çünkü bunlar hakîkî zinaya da'vet ederler. Bunun için "Fere bunu ya tasdik eder yâhud bırakıp yalanlar" buyurdu, demiştir (Kastallânî).,

el-Lemem: Delilik ve küçük günâh ma'nâsınadır... Gûyâ ki başlı başına gü­nâh olmayıp, günâha yakın bir ma'nâ demektir. Nitekim "Onlar ufak tefek suçlar hâriç olmak üzere, günâhın büyüklerinden ve fuhuştan kaçınanlardır... " (en-Necm: 32) âyetinde de el-Lemem, "Küçük günâh" ma'nâsınadır (Kaamûs Ter.).

Bu hadîse göre Allah ezelde Âdem oğlu'na ne takdir ettiyse, muhakkak ona erişecektir. İnsan oğlunun kudreti, mukadder olan şeyi def etmeye kâfî değil­dir. Şu var ki, Allah, kulun göz, dil gibi organlarıyle kazandığı küçük hatâları­nı, yalan bir ru'yâ hâlinde kaldıkça tâ cinsiyet organı bunlan hakîkî zina ile tasdîk edip gerçekleştirinceye kadar zina suretinde cezalandırmıyor. Fakat zina ger­çekleşince büyük günâh oluyor ve haddi îcâb ediyor.

[19] Bunun bîr rivayeti İlim Kitâbı'nda da geçti.

İbn Battal: Bu sîga umûma gerektir. Lâkin burada husus murâd edilmiştir, yânı bu hâllerin çoğunda böyle yapardı ma'nâsmadır, demiştir (Aynî).

[20] Bu hadîsin bir rivayetini arka arkaya Müslim de Âdâb Kitabı, "İzin isteme bâ-bı"nda getirmiştir. Hadîs, İzin istemenin üç kerre olduğuna açıkça delâlet et­mektedir: Müslim Ter., VI, 411-418, "2153".

[21] Bu ta'lîkı Buhârî el-Edebu'l-Müfred kitabında, ulaştırılmış olarak getirmiştir. Bunu Ebû Dâvûd da Abdu'1-A'lâ tarîkinden olmak üzere rivayet etmiştir.

[22] Bu hadîsin daha tafsîlli bir rivayeti Rikaak'ta gelecektir. Burada geçen "O da'-vet, onun iznidir" sözüyle beraber "İzin istediler, izin verdi; onlar da içeri girdiler" sözünün zahiri çelişkidir. Buna zamânm uzaması, yâhud kısa olma-siyle değişiklik olacağı şeklinde cevâb verildi: Eğer da'vetle geliş arasında za­man uzun olursa, izini yenilemeye muhtâc olur, yoksa muhtâc olmaz denildi... Sefaksî: İzin isteme her hâl üzerine daha ihtiyatlı olandır, demiştir (Kastallânî).

[23] Peygamber'in çocuklara selâm vermesi onları İslâm âdâbma alıştırmak içindir. Bunda tevâzu'luk ve yumuşaklık yoluna girme de vardır. Bu hadîsi Müslim de İsti'zân'da getirmiştir.

[24] Bu hadîsin birer rivayeti Cumua Kitabı "Namaz kılındığı zaman yeryüzüne da­ğılırı..." (el-Cumua: 10) kavli babı" ile Taamlar Kitâbı'nda da geçmişti.

[25] Bu hadîsin birer rivayeti Bed'u'l-Halk'ta ve Âişe'nİn Fadlı'nda geçtiği gibi, in-şâallah Allah'ın yardımıyle Rikaak'ta da gelecektir.

[26] Buhârî, hadîsteki cevâbla yetinerek başlıkta bir hüküm belirtmemiştir. Peygam-ber'in "Kim o?" sorusuna rnünâsib olan cevâb, "Câbir" adını açıkça bildir­mekti.   Çünkü  izin  istemekten  gaye,  gelenin  kim olduğunu  ev sahibinin tanımasıdır. "Ene = Ben" dîye kinaye suretiyle cevâb, gayeyi te'mîn etmiyor­du. Bunun için Peygamber "Ene, ene = Ben, ben"deme, açık olarak "Câbir" de! buyurmuş oluyor.

Bu hadîsi Müslim de îsti'zân'da getirmiştir.

[27] CibrîPin Âişe'ye selâm vermesi hadîsi bundan önceki bâbda ulaştırılmış bir se-nedle geçmişti. Meleklerin Âdem'e selâm verişleri de bu kitabın başında birinci bâb olan "Selâmın başlaması bâbı"nda ulaştırılmış olara!; geçmişti

[28] Hadîsin başlığa uygunluğu kendisine selâm verilenin ismini selâm lafzının önü­ne geçirmektedir. "Ve aleyke's-selâmu"cümlesinde "Aleyke"önde, "Selâm" ondan sonradır. "Böyiece"den maksad tekbîri, kıraati, rukû'u, sucûdu ve otu­ruşu bu ta'rîfe uygun olarak edâ edip yerine getir demektir. Bunu bütün nama­zında yapmaktan maksad da, bunları her rek'atte böylece tekrar et demektir. Nitekim "Bunları her rek'atte ve her secdede yap"rivayeti, bu tekrarı ifâde eder.

Bu hadîsin bir rivayeti Namaz Kitabı, "Namazda kıraat bâbı"nda geçmiş ve orada namazla İlgili açıklamalar verilmişti.

[29] Birincisi sucûddan sonraki istirahat celsesine kaail olana uygundur. Buhârî bu ta'lîkı Eymân ve'n-Nuzûr'da ulaştırmıştır.

[30] Buhârî bunu burada kısaltılmış olarak şevketti. Namaz Kitabı'nda ise bütünüy­le sevketmiştir.

[31] Bunun bir rivayeti yakında geçti. Peygamber (S) Hadîce'ye Cibril'den Allah'ın selâmını tebliğ edince, o da: Selâm Allah'tır, selâmet ancak O'ndandır, Cibril'e de selâm olsun! demişti. Bunu Taberânî rivayet etti. Bunda selâmı tebliğ edeni de selâmla karşılamanın müstehâblığı hükmü vardır... (Kastallânî).

[32] Bunun birer rivayeti Edeb Kitâbı'nıh sonlarında "Müşrikin künyesi bâbı"nda; keza Âlu İmrân: 186. âyeti tefsirinde geçmişti. Burada getirmekten maksad "Pey­gamber içinde müslümânlardan, müşriklerden, Yahûdîler'den karışık birtakım kimselerin bulunduğu bir meclise uğradı ve (umûmî olarak) onlara selâm verdi" sözleridir.

[33] Bunu el-Buhârî el-Edebu'1-Müfred kitabında, senedi ulaştırılmış olarak getir­miştir.

[34] Bu, Mağâzî'de, Tebûk gazvesinde Ka'b ibn Mâlik'in tevbesi kıssasında geçen uzun hadîsten bir bölümdür. el-Buhârî burada ondan ihtiyâcı kadar kısmını zik­retmiştir. O da Rasûlullah'ın te'dîb için ona selâm verip konuşmayı ve selâmla­rına karşılık vermeyi nehyetmiş olmasıdır. Hadîste tevbelerinin de elli gece geçtikten sonra kabul edildiği zikredilmektedir ki, bu da başlıktaki sorunun bir cevâbı gibidir.

[35] Yânî bizler ve sizler ölümde müsâvîyiz, hepimiz öleceğiz.

Bunun bir rivayeti Edeb Kitabı, "Peygamber (S) asırlık yapıcı değildi bâ-bı"nda geçmişti.

[36] Buhârî bunun bir rivayetini "Mürtedlerin tevbe etmelerini isteme bâbı"nda ge­tirdi.

[37] Bunun da başlığa uygunluğu, kitâb ehlinin selâmını karşılama keyfiyyeti bulun­ması yönündendir, Bunda da Peygamber, ümmetine, onlara sövmeyi değil sâ­dece onların söylediklerini aynen kendilerine döndürmeyi öğretmiştir.

[38] Hadîsin başlığa uygunluğu, tarîklerinin birinde mektubu açtığı ve elbette sahi­binin izni olmaksızın işi meydana çıksın diye ona baktığı fıkrası mevcûd olması yönündendir. Bunun Cihâd'da "Câsûs bâbı"nda geçen rivayetinde: Biz Hâtıb'ın bu kadınla yolladığı mektubu Rasûlullah'a getirdik. Onda Hâtıb ibn Ebî Beltea'-dan Mekke müşriklerinden birtakım insanlara ifadesiyle Rasûlullah'm askerî iş­lerinden bâzısını onlara haber veriyordu. Hadîsin bir rivayeti Mağâzî'de "Bedir gazvesinde bulunanların fazîleti bâbı"nda da geçmişti.

[39] Başlığa uygunluğu "Rahman ve Rahîm olan Allah'ın ismiyle! Allah'ın kulu ve Elçisi Muhammed'den... " sözlerindedir. Çünkü bunda kitâb ehline nasıl mek­tûb yazılacağının bildirilmesi vardır. Hadîs, Vahy Bâbı'nda geçen uzun hadîsin bir parçasıdır. "Selâm doğruya uyanlara", Tâhâ: 47'den alınmış, bundan son­ra da Âlu İmrân: 64. âyet yazılmıştı.

[40] Başlığa uygunluğu "Fulandan fulâna" sözünden alınır. Çünkü bunda yazanın kendi ismiyle başlanmış, sonra mektûb gönderilenin ismi zikredilmiştir. Bu, Ke­falet Kitâbı'nda geçen uzunca hadîsin bir parçasıdır.

[41] Başlığa uygunluk, bir kavmin büyüğüne ikram ve ta'zîm için ayağa kalkılması-nın meşrû'luğu yönündendir.

Kurayza oğullan da Sa'd ibn Muâz'm bu hükmünün Tevrat hükmüne uy­gun olduğunu i'tirâf etmişlerdir. Zamanımız kaanûnlarına göre de hüküm böy­ledir. Vatana ihanet eden, düşmanla birleşerek vatandaşlarına karşı silâh kullanan, devlet başkanına ve onun harîmine küfredip isyan eden kişinin cezası îdâmdır...

Benû Kurayza Yahudileri Sa'd ibn Ktfuâz'ın hakemlik etmesini istediler. Sa'd da onlara kendi inandıkları Tevrat'ın Tesniye bâbı'ndaki ilgili hükmü verdi... -Tesniye: 10-15- (Hz. Muhammed'in Yüce Şahsiyeti, Abbâs Mahmûd el-Akkaad, mütercim: Alî Husrevoğlu, s. 110, İzmir 1400/1979).

Bu hadîsin birer rivayeti Cihâd'da ve Mağâzî'de Sa'd ibn Muâz'm fadlı bâ-bı'nda geçmişti.

[42] Musâfaha, ısmlaşmak için iki adam birbirinin ellerini tutuşmak ma'nâsınadır, birbirinin elinin safhasını tutup, yüzün safhasıyle mukaabele ederler (Kaamûs Ter.).

[43] el-Buhârî bunu bundan sonraki bâbda senediyle getirmiştir.

[44] Bu Tebûk gazvesi hakkında geçen uzun hadîsinden bir parçadır.

[45] el-Edebu'I-Müfred*de sahîh bir senedle Enes'den: Yemen ehli geldiler, onlar mu-sâfahayi ilk getirenlerdir... hadîsi vardır. Tirmizî'deki Enes hadîsinde: Yâ Ra-sûlallah! insan dîn kardeşiyle karşılaşınca ona ta'zîm için eğilir mi? diye soruldu. Rasûlullah: "Hayır, elini tutar ve onunla musâfaha edip el sıkışır" buyurdu.

Nevevî'nin dediği gibi karşılaşmada el tutuşup musâfaha etmek üzerinde ittifak edilmiş bîr sünnettir... (Kastallânî).

[46] el-Buhârî bunu Eymân ve'n-Nuzûr'da tamâmını getirdiği hadîsten kısaltraıştır. Burada maksadı, el tutmanın ekseriya elin safhasının diğer kimsenin elinin saf-hasıyle kavuşmasıdır.

[47] Bunu Guncâr, Târîhu Buhara kitabında İshâk ibn Ahmed ibn Halef yolundan senediyle rivayet etmiştir.

[48] İbn Mes'ûd hitâb sîgasını terkedip gaybet lafzıyle zikrettiklerini kasdediyor. Lâkin buna da muhalif diğer rivayetler de vardır, ibn Mes'ûd, Peygamber (S) tarafın­dan söylediğimiz tarzda teşehhüd öğretildiğini söylerken İbn Abbâs: Biz "es-Selâmu aleyke eyyuhe'n-Nebiyyu"yn Peygamber hayâtta iken söylerdik, demiş. İbn Mes'ûd ise: Bize böyle öğretti, biz de böyle öğretiriz cevâbını vermiştir ki, bu son iki rivayet arasında munâfât vardır. Bu gün ümmetin ameli, Peygam-ber'İn öğretmesiyle bellenmiş olan "Aleyke eyyuhe'n-Nebiyyu" sîgasıyle selâm vermek üzere câridir.

Kelâmın siyakım, gâib sığasını bırakıp da "es-Seiâmu aleyke eyyuhe'n-Nebiyyu..." diyerek hitâb sığasına dönmekteki hikmet, bu lafızların Peygam-ber'in öğretmesiyle bellenmiş olmasından dolayı herhangi diğer bir lafızdan da­ha yüksek ve daha şerefli olmasıdır (Tecrîd Ter., II, 702-709, "459").

Bu hadîste el tutmak vardır ki, bu, musâfahada mübalağadır ve öğretilen şeye çok ehemmiyet verildiğini ifâde eder.

[49] Abbâs bu sözüyle Alî'ye: Peygamber'in vefatı üzerine birisi halîfe olacak, son­ra sen onun bir me'mûru olacaksın! demek istiyor.

[50] Buhârî bu hadîsi burada iki yoldan getirdi. Bunun bir rivayeti Mağâzî'nin son­larında "Peygamber'in hastalığı bâbı"nda geçmişti. Başlığın ikinci kısmına uy­gunluğu "RasûluIIah nasıl sabahladı?" sözünden alınır. Muânakanın bu hadîste zikri yoktur. Peygamber'in el-Hasen ile muânakasının zikri Buyu' Kitâbı'nda geçmiştir. İbn Battâl'ın Mühelleb'den naklettiği gibi, Buhârî burada onu sev-ketmek istemiş, fakat geçen senedden başka bir senedini hazır edememiştir. Bu-hârî'nin çok defa tek senedle hadîsi tekrar etme âdeti yoktur... (Kastallânî).

Muânaka, iki kişinin ellerini birbirinin boyunlarına dolayarak kucaklaşma-sıdır.

Ca'fer: Biz Necâşî'nin yanından dönüp geldiğimizde Peygamber (S) beni karşılayıp kabul etti ve benimle sarılıp kucaklaştı, demiştir (Taberânî).

[51] el-Lebbu ve el-îlbâbu: Bir yerde eğlenip mukîm olmak ma'nâsmadır. "Lebbeyke" sözleri, aded iradesiyle tesniye kılınıp hitâb kaafma muzâf kılınmıştır. Bunun ma'nâsında dört kavil vardır: Evvel zikrolunan ikaamet ma'nâsma olmakla 'Ben Senin tâatin üzerinde devamlı ikaamet ediyor ve tekrar tekrar Sana icabet ediyorum' sebkindedir ki, ben Sen'in emir ve fermanına itaat ve icabet merke­zinde tekrar tekrar sabit ve pâydârım demektir...

Lebb kelimesi "Mahabbet" ma'nâsma da geldiğinden, o ma'nâdan alın­mış olarak: "Lebbeyk", "Benim mahabbetim Sana'dır, başkasına değil" de­mek olur.

"Hâlis" ma'nâsma olan Lebb ve Lebâb'dan alınmış olarak "Lebbeyk", "Benim ihlâsım, yânî sıdk ve ubudiyetim her zaman Sana'dır" demek olur. Bu­nun aslı "Elubbu lebbeyn leke" idi, fiili hazf ve tesniye nûn'u düşürüldükten sonra kafa muzâf kılındı...

el-Is'âd: Bir adamı saâdetli kılmak, meded ve iane eylemek ma'nâsmadır. Lebbeyk ve Sa'deyk, beraber kullanılır... Ma'nâlan "Tâatinde mükerreren, yânî devam üzere mukîm ve hizmetinde mülâzim ve müdavim olurum" demektir. Zîrâ Is'âd, iane ma'nâsma olduğundan, burada "lanetinde kıyam ve ihtimam eden kimse gibi hizmet ve ubudiyetinde devamlı kıyam ve İkdam ederim" yâ­hud "Hizmet ve ubudiyetinde şâir hizmetçilere is'âd ve iânet ederim" demektir (Kaamûs Ter., I, 481; 1166-1167).

[52] Bunun birer rivayeti İlim Kitabı, "ilmi bir kavme tahsis eden kimse bâbi"nda; Libâs'ta, "Kişinin bineğinin arka tarafına bir başkasını bindirmesi bâbı"nda geçmişti. "Allah'a ibâdet etmeleri" fıkrası ameJiyyâta; "O'na hiçbirşeyi ortak kılmamaları" fıkrası ise i'tikaadiyyâta işarettir. Çünkü tevhîd, ibâdetlerin köküdür...

[53] Bu, Muâz hadîsinin diğer bir yoludur. Bu yoldan gelen hadîs ayniyle Libâs Ki-tâbi'nda geçmiştir.

[54] Ebû Hureyre'den gelen rivayet de buna yakın ma'nâdadır: Rasûlullah (S): "Benim Uhud Dağı misâli altınım olsa, ondan bir parçası yanımda bulunarak üç gece geçmesi beni sevindirmez, ancak o parçayı borç edası diye hazırlamış ol­mam beni sevindirir" buyurdu (Buhârî, Kitâbu'I-İstikrâz).

[55] Başlığa uygunluğu meydandadır. Ebû Zerr'in ismi Cundeb ibn Cunâde'dir; otuz ikinci yılda Rebeze'de vefat etmiştir. Ebu'd-Derdâ'mn ismi Uveymir ibn Zeyd'dir, otuziki yılında Şam'da vefat etmiştir. Mısır fethinde hazır bulunmuştur. Ebû Süleyman Zeyd ibn Vehb el-Hemedânî, el-Cuhenî Kudâa kabîlesindendir. Pey-gamber'e gitmek için yola çıktı, o yolda iken Peygamber vefat ettiğinden göre­medi. Kendisi doksanaltı yılında vefat etti... (Aynî).

Ebû Şihâb, îbn Nâfi' el-Kinânî'dir. Hannât ve Asğâr lakablarıyla meşhur­dur. Kûfeli olup Medâyin'de ikaamet etmeyi tercih etmiştir. el-Leys ibn Ebî Sü­leyman'dan, el-A'meş'ten rivayeti vardır. Kendisinden, Buhârî'nin şeyhlerinden olan Yahya ibn Âdem de, Müsedded de rivayet etmişlerdir. Ibnu Maîn, onun güvenilir bir râvî olduğuna şehâdet etmiştir. 171 târihinde vefat etmiştir (Hulâ­sa).

Bu hadîsin bir rivayeti Kitâbu'I-İstikrâz'da  "Borçlan   ödeme bâbf'nda geçmişti.

[56] Bu "kaldırmaz, oturmaz"haber fiilleri burada "kaldırmasın, oturmasın" ma'-nâsına inşâdır, yânî nehiydir.

[57] Ayetin devamı şöyledir: "...Allah, içinizden îmân etmiş olanlarla (bilhassa) ken­dilerine ilim verilmiş bulunanların derecelerini artırır. Allah ne yaparsanız hak-kıyle haberdârdır".

Bu âyet, îmânın ve îmânla beraber ilmin ve âlimlerin yüksekliğine, derece­lerinin yüceliğine açıkça delâlet etmektedir. İlmin yüksek mertebesine ve fazîle-tine âid pekçok hadîsler vardır. Bunların bir kısmı îlim Kitâbı'nda verilmişti.

[58] Bu hadîsi İbn Umer'den rivayet eden Nâfi'e, İmâm Mâlik: Bu nehiy cumua na­mazına mı âiddir? diye sormuş. Nâfî': Cumuada da, başka meclislerde de! diye cevâb vermiştir (Cumua Kitabı).

[59] Bunda kendisi için girmiş olduğu hacetini yerine getirmesinin ardından oturma­yı uzatmanın hiç kimseye yakışmayacağı, bu takdirde ev sahibinin onun yanın­dan kalkıp gitmesi isteğini açıklama hakkı olduğu, keza onun gitmekte ağır davrandığını açıklama hakkı olduğu hükümleri vardır. Bu hadîsin bir rivayeti yakında Hicâb Âyeti bâbı'nda geçmişti (Kastallânî).

[60] el-Ihtıbâ: Bir adam ihramına sarınıp bürünmek, bir kavle göre dülbend ve ke­mer makûlesiyle sırtını ve baldırlarını sarıp toplamak ma'nâsınadir ki, dervişler ıstılahında kemende girmek ta'bîr olunur... (Kaamûs Ter.).

Buhârî bunu burada "Kurfusâ" ile tefsir ediyor: el-Kurfusâ:... Çileye gi­ren sûfîlerin oturması gibi kıynaklanni yere koyup ve uyluklarını karnına kasıp ve dizlerini dikip, ellerini kemer gibi inciklerden kucaklayarak oturmağa denir. Bİr kavle göre dizleri üzere gergi gibi kapanarak karnını uyluklarına yapıştırıp, ellerini koltuklarını kastığı hâlde oturmaktır ki, Bedevî oturuşudur (Kaamûs Ter.).

Bu nevi' oturuş, dayanacak birşey bulunmayan kırda, bayırda oturana din­lenme sağlamakla tanınır.

[61] ibn Umer "Şöyle ıhtıbâ ederek" diye bu oturuş şeklini bi'1-fiil gösterip ta'rif etmiştir. Bunun bir elle ve iki elle yapılan şekilleri olduğu anlaşılıyor.

[62] Habbâb ibn Erett'in bu hadîsi Nübüvvet Alâmetleri Kitâbı'nda, senediyle geç­mişti.

[63] Bunun bir rivayeti Edeb'de geçmişti.

[64] Namaz Kitabı, "İnsanlara namaz kıldırıp da bir İhtiyâcı hatırlayan kimse bâ-bı"nda şu ziyâde vardır: İnsanların arasından hızlı hızlı yürüdü gitti. İnsanlar O'nun bu hızlı gidişinden endîşe ettiler. Sonra onların yanma çıktı ve onların sür'-atli gitmesinden hayrete düştüklerini görünce: "Yanımızda bir mikdâr altın bu­lunduğunu hatırladım da onun benim gönlümü habsetmesini istemedim ve hemen fakirlere taksim edilmesi emrini verdim" buyurdu.

Buna yakın bir rivayeti Zekât'ta, "Sadakayı acele vermeyi seven kimse bâ-bı"nda da geçmişti. Bunlardan, herhangi bir sebeb ve ihtiyâçtan dolayı hızlı kal­kıp gitmenin câizliği sabit oluyor.

[65] er-Râğıb: Serîr, Surûr'dan, yânî "Sevinmek"ten alınmıştır. Çünkü bu çok ker-re ni'met ehli olanlarda olur demişti*.

Bu hadîs, Peygamber'in evinde de üzerinde yatılan içi lif dolu bir serîr (yâ­nî karyolaya benzer birşey) bulunduğunu ve böyle şeyler edinmenin câizliğini gös­termektedir.

[66] Başlığa uygunluğu "Peygamber'e (oturup yaslansın diye) içi lifle doldurulmuş deriden bir yastık attım" sözündedir. Bu hadîsin birçok rivayetleri Oruç Kitâbı'nın bâzı bâblarmda ve Dâvûd orucu bâbi'nda geçmiş, oralarda gerekli açık­lamalar verilmişti.

[67] Hadîsin bâzı rivayetleri BedVI-Halk Kitabı, "îblîs'in sıfatı bâbi"nda; Sahâbî-lerin Menkabeleri Kitabı, Ammâr ve Huzeyfe'nin menkabeleri bâblarında geç­mişti. Burada getirmekten maksad, Abdullah ibn Mes'ûd'un Peygamber'in misvak, yastık işlerini üzerine alması, bunları düzeltmek, taşımak ve daha baş­ka suretlerde Peygamber'in husûsî işlerini ve hizmetlerini görmeye ehemmiyet vermesidir.

el-Leyl Süresi'nin üçüncü âyetini İbn Mes'ûd ile Ebu'd-Derdâ kırâatiyle "Ve mâ halaka"sız okumak, mütevâtir olan ve Mushaf'ta tesbît olunan kıraate ay­kırıdır. Daha önce geçtiği yerde de belirtildiği gibi, belki bu âyet iki defa inmiş, birincisi "Ve'z-zekeri ve'l-ünsâ" suretinde olup, bu iki sahâbî bunu ezberlemiş, ikinci defada '' Ve mâ halaka 'z-zekerâ ve 'l-ünsâ'' suretinde inmiş, bu iki sahâbî bunu işitmemiş olup böylece cumhurun mütevâtiren rivayet ettikleri kıraate mu­halefet etmiş olabilirler. Nitekim İbn Mes'ûd, Muavvizetân Sûreleri'ni de Kur'-ân'dan değil, sanmıştı. Bu iki kıraatin farkı şudur: Ebu'd-Derdâ kıraatine göre erkek ve dişiye yânî mahlûka; mütevâtir kıraate göre ise halka, yânî yaratma fiiline yemîn edilmiş olur ki, bu, âyetin hakîkî medlulüdür; birincisi ise mecazî ma'nâsidır.

[68] Kaylûle, gündüz uyumak ve istirahat etmek ma'nâsınadır.

Bu hadîs, sahâbîlerin gündüz uykusuna yatma âdetleri olduğunu, cumua günleri bunu namazdan ve yemekten sonra yaptıkları sabit oluyor. Bunun birer rivayeti Cumua'nın sonlarında, Tâam'da ve daha sonraki kitâblarda da geçmişti.

[69] Başlığa uygunluğu, Alî'nin mescidde gündüz uykusu uyuması olduğu açıktır. Alî'nin, Fâtıma'nm yanında gündüz uykusuna yatmayıp da mescidde yatması, fakır ve yabancı olmayanların da mescidde uyumalarının mübâh olduğuna de-lîldir.

Bunun bâzı rivayetleri Cumua Kitâbi'nm sonlarında, Edeb Kitâbı'mn bir­kaç babında ve "Ebû Turâb künyesiyle künyelenmek bâbı"nda geçmişti.

[70] en-Nıta' ve en-Nata': Meşinden ve sahtiyandan düzülmüş döşeğe, mindere ve şâir yaygılara denir... (Kaamûs Ter.).

Ümmü Suleym, Peygamber gelip de onun evinde gündüz uykusuna yattığı zamanlarda terinden, saçlarını taradığı zaman taraktan veya yastıktan dağılan saçlarını topladığı anlaşılıyor. Sahâbîler, Peygamber tıraş olduğu zamanlarda saçlarını teberrük İçin alır, toplarlardı. Enes şöyle dedi: Yemîn olsun ki, ben Rasûlullah'ı berber tıraş ederken gördüm. Sahâbîlerİ etrafında dolaşıyorlardı. Sahâbîler bir tek küm dahî yere değil, muhakkak bir İnsan eline düşmesini isti­yorlardı (Müslim, Fadâil, 19. bâb, "2325").

Yine Enes: Rasûlullah (S) Veda Haccı'nda başını tıraş ettiği zaman saçın­dan en evvel alan Ebû Talha oldu, demiştir (Buhârî, Vudû'), Ebû Talha, aldığı bu saçları RasûluIIah'ın emri üzerine zevcesi Ümmü Suleym'e saklasın diye tes-lîm etmiştir.

[71] Bu hadîsin bâzı rivayetleri Cihâd Kitabı, "Cihâda katılmak ve şehâdet için duâ bâbı"nda da geçmişti, Vâkıdî ve siyer âlimlerinin beyânına göre, bu deniz sefe­ri hicretin 28. yılında Hz. Usmân'm halifeliği zamanında, Muâviye'nin Şâm Vâ-lîliği sırasında, onun kumandasında yapılmıştı. Ümmü Haram orada defnedilmiş, türbesi hâlen güney Kıbrıs'ta, Larnaka'da mevcûd olup ziyaret edilmekte imiş.

[72] Nehyolunan bu iki türlü giyiniş ve oturuş tarzı, ekseriya bedevilerin giyiniş ve oturuşlarıdır.

İştimâlu's-sammâ: Bir parça bezden ibaret olan ihramım kişinin bir omu-zuna atarak, vücûdunun bir tarafını örtmek ve öbür tarafım açık bırakmaktır. Bu nehyolunmuştur.

Ihtıbâ: Bir parça beze bürünüp, edeb yerini açık bırakarak, dizlerini de kar­nına dayayıp çömelmek suretiyle oturmaktır. Ihtıbâ da bu şekilde nehyolunmuş­tur. Çünkü ıhtıbâmn bu şekli, 34. bâbdaki 45 rakamlı îbn Umer hadîsinde an­latılan ıhtıbâ şekli değildir.

O hadîsten ve bundan anlaşılacağı üzere, Peygamber dayanarak, yaslana­rak çeşitli şekillerde oturmuştur. Çünkü oturmanın kaanûnlaşttrılmış muayyen bir şekli yoktur. Avret yeri açılmamak ve saygısızlık olmamak şartiyle her şekil ve surette nasıl kolay olursa öyle oturmak mubahtır. İşte İmâm Buhârî, oturma hususundaki bu genişlik ve kolaylığı bildirmek maksadıyle bu babı ve ilgili ha­dîsi burada tekrar getirmiştir.

Peygamber'in nehyettiği iki türlü alış-veriş şekli de Mulömese ve Munâbe-ze denilen câhiliye alım-satımları dır. Metâ'ı görüp iyice muayene etmeden, mechûl üzerine alım satım muâmelesidir ki, şekilleri Alışverişler Kitâbı'nda anlatıldığı gibi, niza' ve haksızlığı gerektiren bir muamele olduğu için yasaklanmışlardır

[73] Bu hadîste, cemâat huzurunda bir kimseye gizli birşey söylemenin cevazına, bu­nun bir kimseyi dışarıda bırakarak iki kişinin fısıldaşmasmdan nehy gibi olma­dığına, gizli söyleyen kimse üzerine bir mazarrat olacağı zaman sırrı açıklamanın caiz olmayacağına delîl vardır. Çünkü Fâtıma, PeygamberMn hastalığı zama­nında söylediği sırrı açıklasaydi, kadınları bundan çok üzüleceklerdi. Keza ken­disinin mü'min kadınların seyyidesi olduğunu onlara o zaman haber vermiş olsaydı, bu da Peygamber'in kadınları üzerine büyük bir ağırlık olacak, hüzün­leri daha da şiddetli olacaktı. Fâtıma, Peygamber'in vefatından sonra bu endîşe­lerden emîn olunca, o sırrı böylece haber vermiştir. Hadîs böylece başlıktaki hükümleri açıklamış oluyor.

Bu hadîsin bazı rivayetleri şu bâblarda geçmişti: "Cibril, Kur'ân'ı Peygam-ber'le mukaabele yapardı"; "Nübüvvet alâmetleri", "Rasûlullah'ın okuyuşu menkabeleri"; "Fâtıma'nın menkabeleri"; "Kur'ân'm Faziletleri", "Cibril Kur'­ân'ı Peygamber'le mukaabele yapardı".

[74] Bü hadîs, mescidde sırtüstü yatmanın cevazına delâlet eder. Bu konuda gelen diğer hadîsler de mescidde dayanma, yan yatma, bağdaş kurma gibi istirahat vaziyetlerinin hepsinin caiz olduğunu gösterir. Ancak yüzükoyun yatma böyle değildir. Onun hakkında "Bu, Allah 'in hiç sevmediği bir yatıştır" buyurulmuş-tur.

[75] Bu âyetler, Rasûlullah'ın meclisinde kendisine husûsî olarak fısıldamak sure­tiyle birşey arzetmek isteyenlerin âdabı hakkında inmiştir. Sadaka takdim ede­meyecek olan fakîrlerin de fısıltı ile ma'rûzâtta bulunmalarına Gafur, Rahîm sıfatlarının getirilmesiyle ruhsat verilmiştir.

Bu sadaka emri, Rasülullah'a saygı gösterilmesi, fakirlere yardım edilme­si, suâlde ifrata gidilmemesi, ihlâs erbabı ile münafıkların âhireti sevenlerle dün­yâya tapanların meydana çıkması gibi hikmetleri içine almaktadır (Beydâvî).

[76] Bir kimsee gizli söylenen birşey, onun başkaları tarafından işitilmesi istenmedi­ği için gizlice söylenmiştir. Bu bakımdan o sırrı koruyup saklamak ve insanlara yaymamak, bir emânet borcu olmuş oluyor.

Bu hadîsi Müslim de Enes'in faziletlerinde rivayet etmiştir. Orada bundan önce şu hadîs de vardır:

Enes ibn Mâlik (R) şöyle dedi: Ben çocuklarla beraber oyun oynarken Ra­sûlullah (S) benim yanıma geldi ve bize selâm verdi. Müteakiben beni bir ihtiyâ­cı için yolladı. Bu yüzden ben annemin yanma dönmekte geciktim. Geldiğim zaman annem bana:

—  Seni şimdiye kadar alıkoyan nedir? diye sordu. Ben de:

—  Rasûlullah beni bir iş için göndermişti, dedim. Annem:

— Rasûlullah'm bu haceti ne idi? diye tekrar sordu. Ben:

—  O bir sırrdır, dedim. Annem:

— Sakın Rasûlullah'm sırrını hiçbir kimseye söylemeyesin! diye sıkıca ten-bîh etti.

Enes, kendi râvîsi Sâbit'e: Vallahi eğer bunu bir kimseye söylemiş olaydım, muhakkak sana da söylerdim ey Sabit! demiştir. (Müslim Ter., VII, 406-407 "2482").

Bâzıları bu sırrın Peygamber'in kadına mahsûs birşey olduğunu, eğer ilim­den birşey olaydı Enes bunu gizlemeye razı olmazdı, demiştir (Kastallânî).

[77] Üç kişi bir arada iken ikisinin gizli fiskos etmeleri, üçüncünün bunu kendisine hakaaret sayması veya bir kötülük ve mazarrat konuştuklarını düşünmesine se-beb olur, böylece kederlenir, huzursuz olur. İkisinin, üçüncünün bilmediği ya­bancı bir dille konuşmaları da böyledir.

[78] Hadîsten burada maksad: "Peygamber'e geldim, o bir cemâat içinde idi. Yana­şıp kendisine o sözü yavaşça söyledim" fıkrasidir. Çünkü bunda cemâat bakî olduğu müddetçe gizli konuşmadan eziyet duymayacaklarından, men'in asimin kalkacağına delâlet vardır... (Kastallânî).

Bunun bâzı rivayetleri, Cihâd, Ehâdîsu'l-Enbiyâ, Mağâzî, Edeb Kitâbla-rı'nda da geçmişti.

[79] Âyetin tamâmı şöyledir: ' 'Onlar seni dinleyecekleri zaman (hakîkatte) neyi din­leyeceklerini, gizli ve sinsi konuşurlarken o zâlimlerin: 'Siz büyülenmiş bir kim­seden başkasına tâbi' olmuyorsunuz' diyeceğini biz pek iyi bileniz!" (el-tsrâ: 47).

Necvâ, sırr söyleşmek, gizli konuşmak, Türkçe'si, Kaamûs Mütercimi'nin ifâdesi veçhile "Fısıltı" demektir. Yüksek tepe ma'nâsına "Necve"den yâhud kur­tuluş ma'nâsma "Necat "tan alınmıştır. Sırr konuşmak isteyenler, herkesin çı­kamayacağı yüksek yerlere çekilmek yâhud etrafın işitmesinden kurtulmak istemeleri düşüncesiyle böyle isimlendirilmiş olduğunu söyleyenler vardır (Hakk Dîni, VI, 4786).

el-Lubâb da şöyle dedi: en-Necvâ isim ve masdar olur, Yüce Allah: "îz hum necvâ", yânî "Onlar birbirleriyle gizli gizli konuşuyorlar" buyurdu, ve yine "Her­hangi bir üçten bir fısıltı vâki' oimayadursun, muhakkak ki O, bunların dör­düncüsüdür..." (el-Mücâdile: 7) buyurdu.

[80] Bu hadîs, bir özürden dolayı ikaametten sonra bekleyeceğine delâlet ettiği gibi, ikaamet ile ihram tekbîri arasında konuşmanın cevazına da delildir. Bu hadîs *'Kad kaameti's-salâtu" deyince, ihram tekbîri imâma vâcib olur diyenlerin de aleyhinedir. Bunun bir rivayeti Namaz Kitabı, "îkaametten sonra imâma bir hacet ânz olması bâbı"nda geçmişti.

[81] İbnu'I-Arâbî'nin dediği gibi, çünkü ateş bedenlerimize, mallarımıza düşmanın yok etmeye çalışması gibi felâket getirir, kendisinde bizim için menfâat olmak­la beraber, bu cihetten düşman ta'bîr edildi.

[82] Bunun bir rivayeti Bed'u'l-Halk'ta geçmişti.

Kelâm sâhibleri tabîatler hakkında şöyle dediler: Yüce Allah ateşte hare­ket, hararet, kuruluk, letafet ve nûr topladı. Ateş bunların her biriyle diğerinin hilâfına olan işler yapar: Hareketle cisimleri kaynatır, hararetle ısıtır, kuruluk­la kurutur, letafetle nufûz eder, nûr ile etrafını aydınlatır. Ateşin faydası insa­na hastır. Diğer hayvanların ona ihtiyâçları yoktur. İnsanın ateşten hiçbir hâlde ihtiyâçsızlığı yoktur. Mecûsîler bunun için ateşe ta'zîm etmişlerdir (Kastallânî).

[83] Bunun bir rivayeti Peygamberler Kitâbı'nda geçmişti.

"Kadûm", şeddesiz, "marangoz âleti" olan "Keser"; şeddeli okunduğunda bir yer adı olduğu için, İbrahim "Kaddum" denen yerde sünnet olmuş olur.

[84] İbn Abbâs hicretten üç sene önce Şı'b'de doğmuştu. Buna göre Peygamber'in vefatı sırasında onüç yaşında olur. Böylece buluğa ermiş, Veda Haccı ndan son­ra, Peygamber'in vefatından öne sünnet edilmiş olmaktadır (Kastallânî).

[85] Lehve'l-haâîs: Lâf eğlencesi, eğlence söz; insanı oyalayan, işinden alıkoyan sözler, asılsız hikâyeler, masallar, romanlar, târîh kılıklı efsâneler, güldürüce lakırdı­lar, gevezelikler, tegannîler gibi eğlendirici sesler...

[86] Hadîsin başlığa ilgisi, yânî izin isteme konusuyla ilgisi, Kirmânî'nin el-Kevâkib 'de dediği gibidir: Kumar oynamağa çağıran kimseye eve girmesine izin vermek ge­rekmeyeceğidir. Sonra bu insanların toplanması ma'nâsını da içine almaktadır. Hadîsin bir rivayeti en-Necm: 19-20 âyeti tefsîri sırasında da geçmişti.

[87] Ebû Hureyre'nin bu hadîsi îmân Kitâbı'nda senedli olarak geçti.

[88] Bununla İbn Umer, yaptığı binanın hafif bir çerkeden ibaret olduğunu bildir­miş oluyor. Bu hadîsi İbn Mâce Zühd'de getirdi.

[89] Sufyân'ın bu son sözü güzel bir i'tizârdır!