41- KİTÂBU'L-MUZÂRA'A.. 2

1- Ekin Ekmenin Ve Ağaç Dikmenin Bunların -İv Hfrbirindfa Yenildiği Zamanki Fazileti Bâbı 2

2- Zirâat Aletiyle Meşgul Olmanın Akıbetlerinden Yâhud Zirâatte Emrolunan Sınırın Geçilmesi Nevinden Sakınılacak Şeyler Râbı 2

3- Zirâat İçin Köpek Edinilmesi Babı 3

4- Çiftçilik İçin Okuz Kullanılmasının Hikmeti) Babı 3

5- Bâb: Mal Sahibi Başka Bir Kimseye: "Şu hurmalığın veya bağın sulamak ve timor etmek gibi işlerini üzerine al da, mahsûlünde benimle ortak ol" Dediği Zaman (Bu Ortaklık Akdi Caiz Olur) 3

6- Ağaç Ve Hurma Ağacı Kesme(Ntn Hükmü) Babı 4

7- Bâb: (Bu, Geçen Babın Bir Faslı Gibidir) 4

8- Mahsûlün Yarısı Yâhud Üçte Biri; Dörtte Bîri Gibi Belli Bir Mîkdârı Üzerine Ekincilik Akdi (Yapmanın Hükmü) Babı 4

9- Bâb: Arazî Sahibi Ekincilik Akdinde Belli Seneler Şart Kılmadığı Zaman? 5

10- Bab (Bu, Geçen Babın Bir Faslı Gibidir) 5

11- Yahüdiler'le Ekincilik Akdi Yapmak Babı 5

12- Ekincilik Akdinde Mekruh Olan Şartlar Babı 5

13- Bâb: Bir Kimse. Bu Zirâatta O Topluluk Lehine Bir İyilik Ve Salâh Bulunduğu Hâlde, İzinleri Olmaksızın Bir Topluluğun Malında Zirâat Yaptığı Zaman (Bu Zirâat Kime Âid Olacaktır)?  6

14- Peygamberdin Sahâbîlerinin Vakıfları, Harâc Arazîsi, Sahâbîlerin Zimmet Ehli İle Ekincilik Akdi Ve Çalışma Akdi Yapmaları (Meselelerinin Hükümlerini Beyân) Babı 6

15- Ölü Bir Arazîyi Diriltip İ'mâr Eden Kimse Babı 7

16- Bab (Bu, Geçen Babın Bir Faslı Gibidir) 7

17- Bâb: Arazî Sahibi. Ekinciye: Ben Seni, Allah'ın Şeni Burada Durdurduğu Müddetçe Durdururum Dediği Ve Belli Bir Müddet Zikretmediği Zaman, Mal Sahibi Ve Ekinci, Rızâlaştıkları Şart Üzerinde Olurlar. 7

18- Peygamber(S)'İn Sahâbîlerinden Bâzılarının Diğer Bâzılarına Zirâat Ve Meyve Hususunda Ücretsiz Ve Karşılıksız Olarak Ortak Olmaları Ve Yardımlaşmaları Babı 8

19- Arazîyi Altın Ve Gümüş Para Karşılığında Kiraya Verme(Nin Cevazı) Babı 9

20- Bâb (Bu, Geçen Babın Bir Faslı Gibidir) 9

21- Bitki Ve Ağaç Dikip Yetiştirmek Hakkında Gelen Hadîsler Babı 9


Rahman ve Rahim olan A ilah 'in ismiyle

 

41- KİTÂBU'L-MUZÂRA'A

(Ekincilik Akdi Yapma Kitabı) [1]

 

1- Ekin Ekmenin Ve Ağaç Dikmenin Bunların -İv Hfrbirindfa Yenildiği Zamanki Fazileti Bâbı           

 

Ve Yüce Allah'ın şu kavli:

"Şimdi bana ekmekte olduğunuz tohumu haber verin. Onu siz mi bitiriyorsunuz, yoksa bitirenler Biz miyiz? Eğer dileseydik muhakkak ki onu bir ot kırıntısı yapardık da siz de şaşakalırdınız" (ei-vskıa: 63-65) [2].

 

1- Bize Kuteybe ibnu Saîd tahdîs edip şöyle dedi: Bize Ebû Avâ-ne tahdîs etti. H ve yine bize Abdurrahmân ibnu'l-Mübârek tahdîs edip şöyle dedi. Bize Ebû Avâne, Enes'ten tahdîs etti. Enes (R) dedi  ki: Rasûlullah (S): şöyle buyurdu: -'Hiçbir müslümân yoktur ki, bir ağaç diker yâhud ekin eker de bunların herbirinden bir kuş yâhud  bir insan yâhud bir hayvan yesin de, kendisi bundan faydalanmasın! Muhakkak buna mukaabil o müslümân için bir sadaka sevabı ol­muştur".

Ve yine bize Müslim (ibnu İbrâhîm el-Ferâhîdî el-Basrî) söyle­yip şöyle dedi: Bize Ebân tahdîs edip şöyle dedi: Bize Kâtâde tahdîs  edip şöyle dedi: Bize Enes, Peygamber(S)'den tahdîs etti [3].

 

2- Zirâat Aletiyle Meşgul Olmanın Akıbetlerinden Yâhud Zirâatte Emrolunan Sınırın Geçilmesi Nevinden Sakınılacak Şeyler Râbı

 

2-.......Ebu Umâme el-Bâhilî (R) bir kerresinde bir demir saban ve zirâat âletinden birşey gördü de hemen şöyle dedi: Ben Rasû lullah(S)'tan işittim, şöyle buyuruyordu: "Bu âlet bir ailenin (sınırdaki evine girerse, o eve muhakkak bir zelîllik (horluk, hakîrlik) girdirilir"[4]

Ebû Abdillah el-Buhârî: Ebû Umâme'nin ismi Sudey ibnu Ac-lân'dır, dedi [5].

 

3- Zirâat İçin Köpek Edinilmesi Babı

 

3-.......Ebû Hureyre (R) şöyle dedi: Rasûlullah (S) şöyle buyurdu:

"Her kim (yanında) köpek tutarsa, şu muhakkak ki, her gün o kim­senin amelinden bir kırat eksilir. Zirâat köpeği yâhud koyun köpeği edinmek bundan müstesnadır",

İbnu Şîrîn ile Ebû Salih, Ebû Hureyre'den; o da Peygamber'-den olmak üzere "Koyun köpeği yâhud zirâat köpeği yâhud av kö­peği müstesnadır" buyurdu, demişlerdir.

Râvî Ebû Hazım da yine Ebû Hureyre'den; o da Peygamber'-den olmak üzere "Av köpeği yâhud davar köpeği müstesnadır" bu­yurdu, demiştir [6].

 

4-..... (Küçük sahâbîlerden olan) Sâhib ibn Yezîd tahdîs etti ki, kendisi Ezdu Şenûe kabilesinden ve Rasûlullah'ın sahâbîlerinden bir adam olan Sufyân ibn Ebî Zuheyr'den işitmiştir. Sufyân şöyle de­miştir: Ben Rasûlullah(S)'tan işittim, şöyle buyuruyordu: "Her kim ne ekin, ne de sağım hayvanı korumayan bir köpek edinirse, onun iyi amelinden her gün bir kîrât eksilir".

(Sâib ibn Yezîd dedi ki:) Ben (hadîsi tesbît için Sufyân ibn Ebî Zuheyr'e): Hakîkaten sen bu hadîsi Rasûlullah'tan işittin mi? dedim. O da cevâb olarak ve Ka'be'yi işaret ederek: Şu Mescid'in Rabb'ine yemîn ederim ki, evet O'ndan işittim, dedi [7].

 

4- Çiftçilik İçin Okuz Kullanılmasının Hikmeti) Babı

 

5-.......Ebü Hureyre(R)'den (şöyle demiştir): Peygamber (S) şöyle dedi:

" Bir kimse bir öküz üzerine binmişti. Bu sırada hayvan o kimse­ye yüzünü çevirip baktı da:

— Ben bunun için yaratılmadım; ben tarla sürmek için yaratıldım, dedi."

Peygamber: "Ben hayvanın böyle söylediğine inandım; Ebû Bekr ile Umer de inandı.

Bir kerre de bir kurt bir koyunu yakaladı. Çoban onun arkasın­dan gitti (ve koyunu bıraktırdı). Bunun üzerine kurt, çobana hitaben:

—  Yırtıcı hayvan gününde koyunu benden kim kurtarır? O gün koyunun benden başka çobanı bulunmayacaktır! dedi".

Peygamber (S): "Ben kurdun böyle söylediğine inandım; Ebû Bekr ile Umer de inandı" buyurdu.

Râvî Ebû Seleme: Peygamber'in bu kıssayı anlattığı gün Ebû Bekr ile Umer o cemâat içinde yoklardı, dedi [8]

 

5- Bâb: Mal Sahibi Başka Bir Kimseye: "Şu hurmalığın veya bağın sulamak ve timor etmek gibi işlerini üzerine al da, mahsûlünde benimle ortak ol" Dediği Zaman (Bu Ortaklık Akdi Caiz Olur) [9]

 

6-.......Ebû Hureyre (R) şöyle dedi: (Peygamber -S- Medine'ye geldiği zaman) Ensâr, peygamber'e:

— Hurmalıklarımızı bizimle Muhacir kardeşlerimiz arasında tak-sîm et, dediler.

Peygamber:

—  ''Hayır (öyle olmaz)" buyurdu.

Bunun üzerine Ensâr (Peygamber'in emriyle Muhâcirler'e):

— Terbiye etme ve sulama işlerini siz üzerinize alın da, sizi mah­sûlde ortak yapalım, dediler.

Bu suretle Ensâr ve Muhacirler:

—  (Peygamber'in emrini) işittik ve itaat ettik, dediler  [10].

 

6- Ağaç Ve Hurma Ağacı Kesme(Ntn Hükmü) Babı  

 

Ve Enes: Peygamber (S) hurma ağaçlarının kesilmesini emretti de ağaçlar kesildi, demiştir [11];

 

7-.......Abdullah ibn Umer(R)'den (şöyle demiştir): Peygamber (S) Benu'n- Nadîr Yahûdî kabilesinin Buveyre şehrinin hurmalıkla­rını yaktı ve kestirdi. İşte bu Buveyre için şâir Hassan ibn Sabit şu

beyti söyler:

Ve hâne alâ serâti Benî Lueyyin Harîkun bi'1-Buveyraü mustatîru

 

7- Bâb: (Bu, Geçen Babın Bir Faslı Gibidir)

 

8-.......Râfi' ibnu Hadîc (R) şöyle dedi: Biz Medîne ahâlîsinin ekin ekme yeri (yânî tarla) yönünden en çoğu idik. Biz arazîden bir kısmı mal sahibine âiddir diye isimlendirilmiş olarak diğer tarafını kiraya verir idik. Râfi' dedi ki: Bazen bu kısım musîbete uğrar (he­lak olur), kiraya verilen arazî selâmete çıkar; bâzı defa da aksine, ki­raya verilen asıl arazî musîbete uğrar da, mal sahibine ayrılan kısım âfetten selâmete çıkardı. İşte bunun için bu şekilde kiraya vermekten nehyolunduk. Altın ve gümüşe gelince, o zamanda (bunlarla kira âdeti) yoktu [12].

 

8- Mahsûlün Yarısı Yâhud Üçte Biri; Dörtte Bîri Gibi Belli Bir Mîkdârı Üzerine Ekincilik Akdi (Yapmanın Hükmü) Babı [13]

 

Ve Kays ibn Müslim, Ebû Ca'fer Muhammed ibn Alî ibn Huseyn el-Bâkır'dan söyledi ki, o: Medine'de hiçbir hicret evi sahibi müstesna olmamak üzere, bütün Muhacirler mahsûlün üçte biri, dörtte biri tarla sahibine âid olarak zirâat ederler, demiştir [14] Alî, Sa'd ibn Mâlik, Abdullah ibn Mes'ûd, Umer ibn Abdilazîz, Kaasım, Urve, Ebû Bekr ailesi, Umer ailesi, Alî ailesi ve İbn Şîrîn hep müzâraa yânî ekincilik akdi yaptılar [15].

Abdurrahmân ibn Esved de: Ben amcam Abdurrahmân ibn Yezîd ile tarlalarımızda ekme ortaklığı yapardım, demiştir [16]. Umer ibn Hattâb da devlet başkanlığı zamanında ziraatçı insanlarla, eğer tarla ile beraber tohumu da kendi yanından verirse mahsûlün yansı; eğer tohumu ziraatçılar getirirse üçte biri gibi bir mikdârı kendisine âid olmak üzere, ekincilik akdi yapmıştır [17]. el-Hasen de: Tarlanın iki ekinciden birine âid olmasında ve masrafın iki ortak tarafından ortaklaşa te'mîn edilmesinde hiçbir sakınca yoktur, demiştir, ez Zuhrî de bu görüşü görmüştür [18]. Yine el-Hasen el-Basrî: Pamuk ve zeytin gibi mahsûlleri toplamak ve yarı yarıya taksim etmek üzere ortaklıkta dînî bir sakınca yoktur, demiştir [19]. İbrâhîm Nahaî, İbn Şîrîn, Atâ ibn Ebî Rebâh, Hakem iı ibn Uteybe, Zuhrî ve Katâde: Dokuyacağı bezin üçte bir ve dörtte bir gibi bir mikdân çulhaya âid olmak üzere iplik verilerek ortaklık akdi yapmayı caiz  görmüşlerdir [20].

Ma'mer ibn Râşid: Yük hayvanını ta'yîn edilen bir müddete kadar, kazancı üçte bir yâhud dörfae bir hesabiyle taksîm edilmek üzere kiraya vermekte sakınca yoktur, demiştir [21].

 

9-.......Abdullah ibn Umer (R), Nâfi'e, Peygamber'den haber verip şöyle demiştir: Peygamber (S), Hayber arazîsinden çıkacak mey­veden, ekinden her mahsûlün yarısı Hayber ahâlîsine âid olmak üze­re muamele yaptı. Ve Rasûlullah bu mahsûlden kadınlarına yüz vesk verirdi ki, bunun seksen veski hurma, yirmi veski de arpa idi [22].

Sonra Umer, Hayber arazîsini kıt'alara ayırdı ve Peygamber'in kadınlarım ya bu arazîden ve suyundan birer parça almaları yâhud Peygamber zamanında olduğu gibi mahsûlünden vesk almalarını yü­rüteceği hususunda muhayyer kıldı. Onlardan bâzıları arazîyi, bâzı­ları da veski tercih ettiler. Âişe ise arazî almayı tercîh etmişti [23]

 

9- Bâb: Arazî Sahibi Ekincilik Akdinde Belli Seneler Şart Kılmadığı Zaman? [24]

 

10-.......Abdullah ibn Umer (R) şöyle dedi: Peygamber (S) Hay­ber arazîsinden çıkacak meyveden, ekinden her mahsûlün yarısı Hay­ber ahâlîsine âid olmak üzere ekincilik muamelesi yaptı [25].

 

10- Bab (Bu, Geçen Babın Bir Faslı Gibidir)

 

11-.......Amr ibn Dînâr dedi ki: BenTâvûs'a: Keski muhâbara akdini terketsen! Çünkü bâzı sahâbıler, Peygamber (S) muhâbara yo­luyla zirâatten nehyetti diyorlar, dedim. Tâvûs: Ey Amr, ben onlara veriyorum ve onları zengin kılıyorum (yâhûd onlara yardım ediyo­rum). Ve bana Peygamber bundan nehyetti diyenlerden daha bilgili olan kimse, yânî İbn Abbâs haber verdi ki, Peygamber (S) bundan (yânî arazîyi ücret mukaabili kiraya vermekten) nehyetmemiştir; fa­kat: "Sizden birinizin tarlasını zirâat için dîn kardeşine (meçcânen) vermesi, kendisi için o arazî mukaabilinde belli bir ücret almasından daha hayırlıdır" buyurmuştur, dedi [26].

 

11- Yahüdiler'le Ekincilik Akdi Yapmak Babı [27]

 

12-.......tbn Umer(R)'den (şöyle demiştir): Rasûlullah (S) Hayber arazîsini Yahûdîler'e, o arazîde çalışmaları ve onunla zirâat yap­maları ve arazîden çıkacak mahsûlün yarısı kendilerinin olmak üzere verdi [28].

 

12- Ekincilik Akdinde Mekruh Olan Şartlar Babı

 

13-.......Râfi' ibn Hadîc (R) şöyle demiştir: Biz Medine ahâlîsi içinde en çok tarlası olanlar idik. Herbirimiz arazîsini "Şu parça ba­na, şu parça da sana âid olsun" diyerek kiraya verir idi. Bazen bura­sı mahsûl verirdi de şu taraf mahsûl bitirmezdi (ve hakkı zayi' olurdu). Bunun için Peygamber (S) tarla sahihlerini bu nevi' ekincilik akdin­den nehyetti [29].

 

13- Bâb: Bir Kimse. Bu Zirâatta O Topluluk Lehine Bir İyilik Ve Salâh Bulunduğu Hâlde, İzinleri Olmaksızın Bir Topluluğun Malında Zirâat Yaptığı Zaman (Bu Zirâat Kime Âid Olacaktır)?

 

14-.......Abdullah ibn Umer(R)'den: Peygamber (S) şöyle buyurdu [30]. "Üç kişilik bir cemaat yürümekteler iken onları yağmur ya­kaladı. Hemen bir dağdaki bir mağaraya sığındılar. Akabinde girdikleri mağaranın ağzına dağdan büyük bir kaya düştü ve üzerle­rine mağarayı kapattı. Bunlar birbirlerine;

— Allah için elverişli olarak işlemiş olduğunuz bir takım amel­ler düşünün de onlarla Allah'a duâ edin, belki Allah bu kayayı size açar, dediler.

Onlardan biri şöyle dedi:

—  Yâ Allah! Şu muhakkak ki benim ihtiyar yaşlı babamla anam vardı. Bir de küçük kız çocuklarım vardı. Ben onlar üzerine çoban­lık yapardım. Yanlarına gittiğim zaman süt sağardım da babam ile anamdan başlar, çocuklarımdan önce onlara süt içirirdim. Bir gün geç kaldım da akşama girinceye kadar gelemedim. Geldiğimde onla­rı uyumuşlar buldum. Yapageldiğim gibi süt sağdım. Onları uyan­dırmayı ve onlardan önce çocuklara süt içirmeyi istemediğim için, baş uçlarında dikildim. Çocuklar ayağımın yanında ağlıyorlardı. Niha­yet fecr doğdu. Eğer benim bu işi senin rızânı aramak için yaptığı­mı biliyorsan, bize bu sıkıntılı hâlden bir açıklık aç da oradan gökyüzünü görelim! diye duâ etti.

Bunun üzerine Allah biraz açtı da onlar gökyüzünü gördüler. Bunlardan bir diğeri:

—  Yâ Allah! Şu muhakkak ki, benim bir amucam kızı vardı. Ben o kızı erkeklerin kadınları sevmekte olduklarından daha şiddetli bir surette severdim. Ben ondan murâd almak istedim. O, ben ken­disine yüz dînâr getirmedikçe kabul etmeyip dayattı. Ben bu parayı aradım, nihayet yüz dînârı topladım. Kızın iki ayağı arasına ulaştı­ğım zaman kız bana: Ey Allah 'm kulu! Allah'tan kork, yaratıcı kud­retin bekâret mührünü açma; ona ancak hakkı ile yâni nikâh ile aç, dedi. Bunun üzerine ben de kızın üstünden kalktım. Eğer benim bu işi senin hoşnûdluğunu aramak için yaptığımı bilmekte isen, bize bir açıklık ihsan et! diye duâ etti.

Bunun üzerine kaya biraz daha açıldı.

Üçüncü de şöyle dedi:

— Yâ Allah! Ben onaltı rıtl ölçeği ücret mukaabilinde ücretli bir işçi tutmuştum. İşini bitirince, hakkımı bana ver dedi. Ben de hakkı­nı kendisine sundum. Fakat o ücreti almadan gitti. O günden sonra ben onun ücreti ile zirâat etmekte devam ettim. Nihayet o ücretten çobanı ile beraber bir sürü sığır topladım. Sonra o işçi bana geldi de:

— Allah'tan kork (ücretimi ver), dedi. Ben de:

—  Şu sığır sürüsüne ve çobanına gitve onları al, dedim. O bana:

— Allah'tan kork da benimle alay etme, dedi. Ben de:

— Ben seninle eğlenmiyorum; onları al, dedim ve aldı. Eğer benim bu işi senin rızânı kazanmak için yaptığımı bitmekte

isen, kalan kısmı da aç, dedi.

Allah da mağarayı tamâmiyle açtı (onlar da yürüyüp gittiler) [31].

Ebû Abdillah el-Buhârî dedi ki: Ve İsmâîl ibnu Ukbe, Nâfi'den yaptığı rivayette hadîsteki "Bağaytu (= Aradım)" kelimesi yerine "Sa-aytu( = Çalıştım)" lâfzını söylemiştir [32].

 

14- Peygamberdin Sahâbîlerinin Vakıfları, Harâc Arazîsi, Sahâbîlerin Zimmet Ehli İle Ekincilik Akdi Ve Çalışma Akdi Yapmaları (Meselelerinin Hükümlerini Beyân) Babı

 

Ve Peygamber (S), Umer'e: "Sen bunun kökünü alınıp satılmamak, lâkin onun mahsûlü in/âk olunmak üzere sadaka yap" buyurdu. Umer de onu bu suretle vakfetti [33].

 

15-.......Zeyd ibn Eslem'in babası Eşlem şöyle demiştir: Umer ibnu'l-Hattâb (R): Eğer müslümânların sonu (yânî müstakbel hayâtı endîşesi) olmasaydı, Peygamber(S)'in Hayber'i taksim ettiği gibi, ben de fethettiğim herbir köyü muhakkak ganimet sahihleri arasında tak­sim ederdim, dedi [34]                                           .

 

15- Ölü Bir Arazîyi Diriltip İ'mâr Eden Kimse Babı

 

Ve Alî ibn Ebî Tâlib, Kûfe'ye geldiğinde harâb ve metruk Küfe toprağının i'nıânnı, ölü arazîyi diriltme

esâsını kabul ile sağlamıştır.

Umer de: "Her kim ölü bir arazîyi diriltip i'mâr ederse, onun mülkiyeti kendisine âiddir", demiştir [35].

 

16-.......Ve Umer ile Amr ibn Avf tan bu "Her kim ölü topra­ğı diriltirse ona mâlik olur" sözü Peygamber'den olmak üzere riva­yet olunuyor [36].Ve Amr ibn Avf, kendi rivayetinde "Sahibinin izni olmaksızın toprağını fuzûlî olarak diriltmek isteyen zâlimin, o top­rakta tasarruf hakkı yoktur" sözünü ziyâde etmiştir [37]. Ve yine bu konuda Câbir ibn Abdillah'tan, o da Peygamber (S)'den olmak üze­re bunun benzeri bir metin rivayet olunuyor [38].

 

17-.......Bizeel-Leys, UbeydullahibnuEbîCa'fer'den; oda Muhammedibn Abdirrahmân'dan; odaUrve'den; odaÂişe(R)'dentah-dîs etti ki, Peygamber (S): "Her kim, hiçbir kimseye âid olmayan bir arazîyi i'mâr ederse işte o kimse (bu yere) daha haklıdır" bu­yurmuştur  [39].

Urve: Umer ibnu'l-Hattâb kendi halifeliğinde bu hükümle hük­metti, dedi [40].

 

16- Bab (Bu, Geçen Babın Bir Faslı Gibidir)

 

18-.......Mûsâ ibn Ukbe, Salim ibn Abdillah'tan; o da babası Abdullah ibn Umer'den (şöyle demiştir): Peygamber (S) Veda Hac-cı'nda Akîk vâdîsinin ortasındaki Zu'1-Huleyfe'de gecelemek üzere konakladığı yerde iken (ru'yâsında) kendisine "Şübhesiz sen müba­rek bir vâdîde bulunuyorsun" denilmiştir.

Seneddeki üçüncü râvî Mûsâ ibn Ukbe şöyle dedi: Hacc seferin­de Salim ibn Abdillah, babası Abdullah ibn Umer'in vaktiyle Zu'l-Huleyfe'de bineğinden inip, gecelemek üzere devesini çöktürdüğü yere bizi indirdi. Abdullah ibn Umer'in: Rasûlullah Veda Haccı'na gider­ken bu vâdîde devesinden inip gecelediği yerdir, diye arayarak bura­ya gelip indiğini Salim görmüştü. Burası vâdînin içindeki mescidin alt tarafında, vâdî ile yol arasında tam ortalama bir mevki' idi [41].

 

19-.......İbnu Abbâs, Umer ibnu'l-Hattâb(R)'dan: Peygamber (S) Vâdî'l-Akîk'te iken şöyle buyurmuştur: "Bu gece bana Rabb'im tarafından bir elçi geldi: Bu mübarek vâdîde namaz kıl ve bu umre hacc içindedir de, dedi"[42]

 

17- Bâb: Arazî Sahibi. Ekinciye: Ben Seni, Allah'ın Şeni Burada Durdurduğu Müddetçe Durdururum Dediği Ve Belli Bir Müddet Zikretmediği Zaman, Mal Sahibi Ve Ekinci, Rızâlaştıkları Şart Üzerinde Olurlar.

 

20-.......İbn Umer(R)'den (şöyle demiştir): Umer ibnu'l-Hattâb, devlet başkanlığı zamanında Yahûdî ve Nasrânîler'i Hicaz toprağın­dan çıkardı. Rasûlullah (S) da Hayber üzerine gâlib geldiği zaman bunları Hayber'Üen çıkarmak istemişti. Çünkü Hayber üzerine gâlib geldiği zaman arazî Allah'a, Rasûlü'ne ve müslümânlara âid olmuş da Rasûlullah Yahûdîler'i oradan çıkarmak istemişti. Bunun üzerine Yahudiler, Rasûlullah'tan hurmalıkların işlerini görmek ve mahsû­lün yansı kendilerinin olmak üzere, kendilerini Hayber'de bırakması­nı istediler. Bu istek akabinde Rasûlullah onlara.

— "Dediğiniz şartlara göre istediğimiz müddetçe sizleri burada

bırakıyoruz" buyurdu.

Böylece onlar, Umer bunları Teymâ ve Erîha'ya sürünceye ka­dar Hayber'de kaldılar [43].

 

18- Peygamber(S)'İn Sahâbîlerinden Bâzılarının Diğer Bâzılarına Zirâat Ve Meyve Hususunda Ücretsiz Ve Karşılıksız Olarak Ortak Olmaları Ve Yardımlaşmaları Babı [44]

 

21-.......el-Evzâî, Râfi' ibn Hadîc'in himayesinde olan Ebu'n- Necâşî Atâ ibn Suhayb'dan haber verdi. O şöyle demiştir: Ben Râfi' ibn Hadîc'den işittim; o da amucasi Zuheyr ibn Râfi'den. Zuheyr:

— Rasûlullah (S) bizleri, bize kolay olan bir işten nehyetti, dedi. Ben:

—  Rasûlullah'ın söylediği şey elbette bir hakikattir, dedim. Zuheyr:

—  Rasûlullah beni çağırdı ve: "Tarlalarınızla ne yapıyorsunuz (yânî onları nasıl idare ediyorsunuz)?" dedi. Ben de: Bunları, sulak tarafı (bizim) olmak üzere ve hurmadan, arpadan vesk(denilen Öl­çekler mukaabilinde îcâra (yânî kiraya) veririz, dedim. Rasûlullah: "Öyle yapmayınız. Onları ya kendiniz ekiniz, ya (ücretsiz olarak baş­kalarına verip) ektiriniz veyâhud da onları boş tutunuz!" buyurdu.

(Bu hadîsi amucasından işiten) Râfi':

— Ben senin kelâmını işitiyorum ve itaat ediyorum dedim, demistir (yânî: Ey Peygamberim, senin sözünü işittim ve sana tamâmiyle Ûâat ettim, demektir) [45].

 

22-.......Câbir (R) şöyle demiştir: Sahâbîler (Peygamber asrın­da) arazîleri, mahsûlün üçte biri veya dörtte biri yâhud yarısı mukaa­bilinde zirâat ederlerdi. Bunun üzerine Peygamber (S):

— "Kimin tarlası ve toprağı varsa onu ya kendisi eksin, yâhud onu bir atıyye olarak versin (ektirsin); bunu da yapmazsa tarlasını (boş) tutsun" buyurdu  [46].

Ve Ebû Tevbe er-Rabî' ibnu Nâfi*(241) şöyle dedi: Bize Muâvi-ye ibn Sellâm, Yahya ibn Kesîr'den; o da Ebû Seleme'den; o da Ebû Hureyre'den tahdîs etti. Ebû Hureyre (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S): "Kimin arazîsi varsa onu kendisi eksin yâhud bir atıyye olarak dîn kardeşine versin; bunu da yapmaktan çekinirse (icara vermeyip) arazîsini (boş) tutsun" buyurdu [47].

 

23-.......Amr ibnu Dînar şöyle demiştir: Ben yukarıda geçen ve içinde kiradan nehiy bulunan Râfi ibn Hadîc hadîsini Tâvûs'a zik­rettim. Tâvûs, if âl babından "Yuzriu" (yânı kira ile başkasına ekti­rir) dedi de, (delîl getirmek için şunu ilâve etti): Çünkü İbnu Abbâs (R) şöyle dedi: Şübhesiz Peygamber (S) mahsûlün bir kısmı ile ekin­cilik akdi yapmaktan nehyetmedi. Fakat: "Arazîsahibinin, toprağı­nı mü'min kardeşine karşılıksız ekime vermesi, belli birşey almak üzere kiraya vermesinden hayırlıdır" buyurdu  [48].

 

24-.......İbn Umer'in himayesinde olan Nâfi' şöyle demiştir: İbn Umer (R) Peygamber (S) zamanında Ebû Bekr, Umer, Usmân za­manlarında ve Muâviye'nin emirliği zamanında ekim arazîlerini ki­raya verirdi. Sonra Râfi' ibn Hadîc'ten Peygamber'in tarlaları kiraya vermekten nehyettiği rivayet olundu. Bunun üzerine İbn Umer, Râfi* ibn Hadîc'e gitti. Ben de onunla birlikte gittim. Râfi'den bu rivayeti­ni sordu. O da:

—  Peygamber (S) tarlaları kiraya vermekten nehyetti, dedi. Bu cevâb üzerine İbn Umer bana hitâb ederek:

— Ey Nâfi', sen kesin olarak bilirsin ki, biz tarlalarımızı Rasû-lullah'ın zamanında, tarlanın sulak, verimli yerlerinin mahsûlü arazî sahibine âid olmak ve samandan da birşey verilmek üzere, kiraya ve­rirdik, dedi [49].

 

 

25-....... İbn Şihâb şöyle demiştir: Bana Salim haber verdi ki, babası İbn Umer (R): Ben iyi bilmekteyim ki, Rasûlullah (S) zama­nında tarla kiraya verilirdi, demiştir. Sonra Abdullah ibn Umer, Pey­gamber'in arazîyi kiraya vermek hususunda kendisinin bilmediği bir hüküm ortaya çıkarmış olmasından korktu da (her ihtimâle karşı) arazîyi kiraya vermeyi terketti [50].

 

19- Arazîyi Altın Ve Gümüş Para Karşılığında Kiraya Verme(Nin Cevazı) Babı

 

Çünkü İbn Abbâs: Sizin yapmakta olduğunuz işlerin en faziletlisi, içinde dikili ağaç olmayan arazîyi altın, gümüş akçe ile seneden seneye kirâlamanızdır, demiştir [51].

 

26-.......Râfi' ibn Hadîc şöyle demiştir: Bana amucalanm (Zuheyr ile Muzhir), Peygamber (S) zamanında sahâbîler, tarlanın sulak parçasında biten mahsûl ile yâhud arazî sahibinin istisna ettiği (mah­sûlün üçte bir, dörtte bir gibi) bir mikdârı kendisine verilmek üzere, tarlayı kiraya verirlerdi. İşte Peygamber bu suretle arazîyi kiraya ver­meyi nehyetti, diye tahdîs ettiler.                               

Râvî Hanzala: Râfi'e:                                         

—  Dînâr ve dirhem ile kiraya vermek nasıldır? dedim..Râfi':

—  Dînâr ve dirhem ile icar etmekte be's yoktur, dedi [52]. el-Leys ibn Sa'd dedi ki: Öyle sanırım ki, kendisinden nehyolu-

nan husus öyle birşeydir ki, eğer halâl ve haramı anlama sahibi olan kimseler onda düşünselerdi, içindeki tehlikeden (yânî helak üzerinde oluşundan) dolayı ona cevaz vermezlerdi [53].

 

20- Bâb (Bu, Geçen Babın Bir Faslı Gibidir)

 

27-....... Ebû Hureyre(R)'den (şöyle demiştir): Peygamber (S) bir gün yanında çöl ahâlîsinden bir adam bulunduğu hâlde şunu an­latıyordu:

"Cennet ehlinden bir kimse (cennette) zirâat etmek hususunda Rabb'inden izin istedi de Allah ona:

— (Ey kulum!) Sen, arzu ettiğin hâlde değil misin? diye sordu. O kimse:

—  Evet, lâkin ben zirâat yapmayı arzu ediyorum, dedi." Peygamber devamla dedi ki:

"Akabinde bu kimse tohum attı, tohumu hemen çabucak çık­maya, büyümeye ve biçilmek devrine erişmeye başladı. Taneler yığı­nı dağlar misâli oldu. Bunun üzerine Yüce Allah:

— Ey Âdem oğlu, al işte! Şu muhakkak ki, seni hiçbirşey do­yurmaz, buyurur!"

Bunun üzerine çöl Arabi:

— Vallahi bu zirâatçiyi ancak ya Kureyşli yâhud Ensârî bir kimse bulursun. Çünkü Kureyş ile Ensâr zirâat sahihleridirler. Biz bedevi­lere gelince, bizler zirâat sâhibleri değiliz, dedi.

Bedevinin bu sözü üzerine Peygamber (S) gülümsedi [54].

 

21- Bitki Ve Ağaç Dikip Yetiştirmek Hakkında Gelen Hadîsler Babı [55]

 

28-........ Sehl ibn Sa'd (R) şöyle demiştir: Biz cumua gününün gelmesiyle sevinir, ferahlanirdık. Şöyle ki: Bizim ihtiyar bir hanım ninemiz vardı. O her cumua günü, bizim su kenarlarına dikmekte ol­duğumuz silk (çoğundur) denilen bitkinin köklerinden alıp toplar, onları bizim için bir çömleğin içine koyar ve buna arpa taneleri de ilâve ederek pişirirdi. RâvîYa'kûbdediki: İyi bilmiyorum amma Sehl; Bu yemeğin içinde ne iç, ne de et yağı vardı, demişti. Cumua nama­zını kılınca biz bu kadıncağızı ziyaret ederdik. O da hazırladığı bu yemeği bize yaklaştırır, ikram ederdi. İşte biz cumua günü olunca bu kadının hazırladığı bu yemekten dolayı sevinirdik. Biz kuşluk yeme­ğini cumua namazından sonra yer, öğlen uykusunu da muhakkak cu­mua namazından sonra uyurduk [56].

 

29-.......Ebû Hureyre (R) şöyle demiştir: İnsanlar: EbûHureyre çok hadîs rivayet ediyor, derler. Ben kasden ihtiyarımla yalan söy­lersem, Allah bunu benden sorar. Yine insanlar: Muhacirler ve Ensâr için Ebû Hureyre'nin hadîsleri kadar hadîs söylemek müyesser olmu­yor, derler. Fakat Muhacir kardeşlerimi çarşılardaki alışverişleri meş­gul ederdi. Ensâr kardeşlerimi de mallarındaki ekim, dikim işleri meşgul ederdi. Ben ise (Suffe ehlinden) miskin bir kişi idim. Karnım tokluğuna Rasûlullah(S)'ın meclisine devam eder,,O'ndan ayrılmaz­dım. Ensâr ve Muhâcirler'in huzurda bulunamadıkları zaman ben hâ­zır bulunur, onlar Peygamber'in tebliğlerini unuttukları zamanlarda ben ezberler idim.

Bir gün Peygamber (S): "Sizden biriniz elbisesini ben şu hitabe­mi bitirinceye kadar yayar da sonra elbisesini toparlayıp göğsüne ba­sarsa, muhakkak ki o benden işittiği makaalemden hiçbir şeyi ebeden unutmaz" buyurmuştu. Ben de yünden bürdemin bir parçasını Pey­gamber hitabesini söyleyip bitirinceye kadar yarısını yere serdim. Üze­rimde başka elbisem de yoktu. Sonra o elbiseyi toplayıp bağrıma bas­tım. Peygamber'i hakk ile gönderen Allah'a yemîn ederim ki, O'nun bu konuşmasından bu güne erişinceye kadar hiçbir şeyi unutmadım [57]. (Ebû Hureyre devamla:) Allah'a yemîn ederim ki, Allah'ın Kitâbi'ndaki iki âyet olmasaydı, size ben kat'iyyen bir şey rivayet etmez­dim, demiş ve şu âyetleri okumuştur:

"Hakikat indirdiğimiz o açık açık âyetlerimizi ve doğruyu, biz Kitâb 'da insanlara onu pek aşikâr bir surette bildirdikten sonra giz­leyenler; işte onlara hem Allah la'net eder ve hem la'net etmek sâ­nından olanlar la 'net eder. Ancak tevbe edenler, düzeltenler ve hakikati iyice açıklayanlar başka. Ben artık onların günâhlarından geçerim. Ben en çok tevbe kabul edenim, en çok merhamet edenim" (ei-Bakara: 159-160) [58]                                                                                                                     



[1] Bu kitâb başlığı Buhârî nüshalarında farklı şekillerde gelmiştir:

Asîlî ve Kerîme nüshalarında "Mâ câe fi'1-Harsi ve'1-Muzâraa" şeklinde gelmiş. Yûnînî ve Kastallânî nüshalarında da bu rivayet tercîh edilmiştir.

Nesefî ve Kuşmeyhenî nüshalarında "Kitâbu'l-Muzâraa" şeklinde gelmiş, Besmele de unvandan sonraya konulmuş. Müstemiî nüshasında "Kitâbu'1-Hars" bâzı nüshalarda da "Kitâbu'1-Hars ve'I-Muzâraa" şeklindedir.

el-Muzâraa: Mufâale vezninde, ekincilik veçhile muamele eylemek ma'nâsı-nadır ki, meselâ biri tarla ve tohum verip, diğer işlemek veçhile olan ortaklık muamelesi gibi... (Kaamûs Ter.)

Fıkıh'ta Muzâraa, bir taraftan arazî, öbür taraftan çalışma ve mahsûl ara­larında belli nisbetle taksim olunmak üzere yapılan bir nevi' ortaklık akdidir. Bu akd de diğer akidler gibi îcâb ve kabul île gerçekleşir.

[2] Yânî bu bâb ekin ekmenin ve ağaç dikmenin, bunlardan yenilip faydalandığı zaman sahibine âid olacak sevabı ve fazileti hakkındadır.

Buhârî'nin bu âyeti burada getirmesi "O tohumu siz mi bitiriyorsunuz, yoksa bitirenler biz miyiz?" sorusu ile gayet belîğ bir ni'met hatırlatması ihtiva etmesin­den dolayıdır. Bu sebeble Nesefî, Tefsîr'inde Ebû Hureyre'den Rasûîullah(S)'ın: "Hiçbiriniz ekini ben zer' ettim, ben bitirdim demesin, fakat ben hars ettim, yânî tohum attım, desin" buyurduğu nakledilmiştir. Bu hadîsi İbn Ebî Hatim merfû' olarak rivayet etmiştir.

Bu âyette ekin ekmenin mubâhlığma delîl getirme noktası şöyledir: Yüce Allah, ekmekte olduğumuz tohumları bitirmekle bize ni'met hatırlat­ması yapmıştır. Bu da tohum ekmenin caiz olduğuna delâlet etmiştir. Çünkü yasak edilmiş olan bir şeyle ni'met hatırlatması yapılmaz (Kastallânî).

[3] Buhârî bu hadîsi bu babında ayrı ayrı üç sened İle vesîkalandırmıştır ki, bu da hadîsin ilmî kuvvetini gösterir.' Bu hadîs diğer hadîsçiler tarafından da on ka­dar sahâbîden ayrı ayrı sened ve metinlerle rivayet edilmiştir. Böylece bu zirâat ve ağaç dikme hadîsinin sahîhliği ve mu'teberliği yönünden ayrı bir mevkii var­dır. Hiç şübhesiz Rasûlullah ekime ve dikime pek büyük bir ehemmiyet vermiş ve sahâbîlerine bunları tavsiye etmiştir ki, sahâbîler tarafından bunlar bize çe­şitli şekillerde nakledilmiştir. Bunlardan bâzılarının tercemeîerini kaynaklanyle birlikte verelim:

"Ağaç diken hiçbir kimse yoktur ki, Allah ona diktiği ağaçtan çıkan mey­ve kadar ecr ve sevâb yazmasın" (Ahmed ibn Hanbel, Ebû Eyyûb'dan).

"Ağaç diken herbir kimseye o ağaçtan yenilen mahsûl muhakkak bir sada­ka olur. O ağaçtan çalman da yine onun İçin bir sadaka olur. Vahşî hayvanların yediği de o kimse hesabına bir sadaka olur. Kuşların yediği de bir sadakadır. Her insanın ondan yiyip eksilttiği mahsûl de onu diken için bir sadakadır" (Müs­lim, Atâ ibn Ebî Rebâh yolu ile Câbir'den).

"Câbir dedi ki: Ümmü Ma'bed yâhud Ümmü Mübeşşir el-Ensârî kendisine âic hurmalıkta iken yanma Peygamber geldi ve kadına: "Bu hurmaları kim dikti, müslim mi: kâfir mi?" dedi. Kadın: Müslim, diye cevâb verdi. Bunun üzerine Peygam ber (S): "Bir müslümânm diktiği ağacın meyvesinden, ektiği ekinin mahsûlün­den herhangi bir insan, bir hayvan veya herhangi bir şey yerse, o yenilen meyvt ağacı, diken müslim için sadaka olur" buyurdu" (Müslim, Câbİr'den).

Ebu'd-Derdâ Şam'da ağaç dikerken kendisine birisi uğramış da: Vay ser Rasûhıllah'ın yân ve arkadaşı olduğun hâlde ağaç mı dikiyorsun? dedi. Ebu'd-Derdâ da: Dur, acele etme! Ben Rasûlullah'm "Bir kimse bir ağaç diker de ağaçtan bir insan yâhud A ilah 'm mahlûkundan herhangi bir mahlûk meyve yerse, muhakkak bu yenilen mahsûl, diken kimse için sadaka olur" buyurduğunu işit­tim, demiştir (Ahmed, Müsned).

[4] Hadîsin bâb başlığına uygunluk noktası, Rasûluliah'ın demir saban görünce söy­lediği sözdür. Bu hadîse göre başlık "Saban giren eve zillet, horluk giriyor; öy­leyse onunla meşgul olmanın akıbetlerinden sakınmak vâcib olur" hükmünü ifâde eder.

Zirâatten sakınmayı telkin eden bu el-Bâhilî hadîsi i!e bundan önce geçen ekincilik ve ağaç dikmeyi teşvîk eden Enes ibn Mâlik hadîsi arasında açık bir zıdhk vardır.

Buhârî, bu zahirî zıdlığı giderme ve iki hadîsi uyuşturmayı başlıktaki iki suretle işârei etmiştir: a. Sabanla, zirâat aletiyle meşgul olmanın akıbetlerinden; b. Zirâatte emredilmiş olan sının geçmekten sakınmak suretiyle. Hadîsin sarih­leri biraz kapah olan bu başlığı "Zirâatle meşgul olmanın diğer dînî vazifeleri yerine getirmeye mâni' olmasından sakınmak" suretinde tefsîr ediyorlar.

Dâvûdî: Zirâatten sakındırmayı ifâde eden bu Ebû Umâme hadîsi, hudûd boyunda vatanı savunma ve korumaya me'mûr edilmiş olanlara mahsûstur, de­miştir. Şu hâlde cebhedeki mücâhidler zirâatten ve hattâ cihâda mâni her nevi meşgul yetten men' edilmiş oldukları hâlde, gerideki müslümânlar "Siz de on lara karşı gücünüzü/ı yettiği kadar kuvvet., hazırlayın.." (el-Enfâl: 60) emri ge­reğince, zirâatle ve ordunun ihtiyâçlarım sağlamak için her türlü iş seferberliği ile vazifeli bulunurlar. İşte hadîsin asıl ma'nâsı da "Bir millet tamamen ziraatçı olur da vatanın korunması vazifesi ihmâl edilirse, o memlekete ebedî bir horluk çöker" demek olur.

[5] Bu, Buhârî'nin el-Müstemlî nüshasında gelmiştir.

Bir rivayette: Ebû Umâme'nin râvîsi Muhammed ibn Ziyâd el-Elhânî, Ebu Umâme'nin adı Sudey ibn Aclân'dır dedi, demiştir

[6] Buhârî burada hadîsi üç yoldan rivayet etmiş. Bu üç yolun rivayetleri birbirini ta­mamlayarak zirâat, koyun ve av köpeklerinin müstesnâlığı bildirilmiş, böylece zirâat ve koyun sâhibleriyle avcıların köpek edinip kullanmalarının mübâh ol­duğu anlaşılmıştır. Başlığa uygunluğu da işte burasıdır.

[7] Bu hadîsin, hadîs usûlü bakımından şu ehemmiyetli özellikleri vardır:

a.  Râvîlerin işitmesine dayanması.

b.  İlk râvînin rivayetini yemîn ile te'yîd etmiş bulunması.

c. Sahâbînin sahâbîden rivayet etmiş olmasıdır ki, Sâib'in Sufyân'dan ri­âyetidir ve Sâib'in babası da sahâbîdir.

d. Kabilesi zikredildiğihâlde ismi ta'yîtı edilmeyen Ezdu Şenûe'nin de sa-hâbî olmasıdır ki, bir isnâdda üç sahâbînin birleşmesi pek az vâki' olan bir meziyyettir.

[8] Hadîsin bâb başlığına uygunluk noktası, öküze izafetle hikâye edilen "Ben çift­çilik için yaratıldım" sözüdür. Ve bununla çiftçilik için çift sürme hayvanı kul­lanılmasının cevazına işaret edilmiştir.

Buhârîbu hadîsi İsrâîl oğulları babında da getirmek suretiyle, kıssanın on­lar zamanında cereyan ettiğini anlatmıştır. Maamâfîh hayvanın bir mu'cize olarak kelâm etmesi, her ümmette görülmüştür.

Bu hadîste Peygamber iki halîfesinin imânlarının kemâline yüksek bir i'ti-mâdını ifâde etmiş, Allah'ın kudretini tanıma ve îmânlarındaki salâbetİ kendi menzilesine yükseltmiştir,

"Yevmu's-Sebu"' ta'bm hadîsin ma'nâsı müşkil bir yeridir. Lügat yönün­den "Yırtıcı canavarların hüküm icra ettiği gün" demektir. Bunun delâlet ettiği şeyi ta'yînde çeşitli îzâhlar ve ihtimâller ileri sürülmüştür. Bu hususta Kurtubî, İbnu'î-Arabî, Kaadi İyâz ve Nevevî'nin görüşleri dikkate değer.

Hulâsa: Hadîsteki "Yevmu's-Sebu"', bir ihtilâlin meydana getirdiği icti-mâî karışıklık zamanı olabilir. Peygamber bunun fecî' netîcelerini bir kurdun ağzından belîğ bir hikmet diliyle bildirmiş, ümmeti nifak ve ayrılıktan sakındı­rıp İçtimaî dayanışmaya teşvik etmiştir (Kâmil Mîrâs, Tecrîd Ter,, VI. 199).

[9] Buhârî, hadîsteki ile yetinerek, hüküm zikretmemiştir

[10] Hadîsin bâb başlığına delîlliği "Terbiye etme ve sulama işlerini üzerinize alın da sizi mahsûlde ortak yapalım" sözündedir. Fıkıh örfünde buna "Musâkaat Akdi" denilir: Bir tarafta mal, bir tarafta çalışıp işleme ve mahsûlde belli nis-bette ortaklaşma akdidir.

Ensâr hurmalıklarının mülkiyetinin Muhâcirler'le aralarında taksimini tek-lîf etmişlerdi. Peygamber, yardımiaşmanm bu derecesini fazla görüp, akann mül­kiyeti Ensâr'm üzerinde kalmak üzere, Muhâcirler'in çalışma İle ortaklıkları şeklini teklif etmiş, böylece Ensâr'ın aslî ve temel mülkiyet hakkını korumuştur.

[11] Bu, Namaz Kitâbı'nda; Mescidler bölümünde, Câhilİyet kabirlerinin deşilmesi babında senediyle getirdiği uzunca hadîsin bir parçasıdır. Bu Enes hadîsi ile bâ-»ba delîl olmak üzere getirilen İbn Umer hadîsi bir İhtiyâç için veya harb gibi fbunu gerekli kılan bir zaruretle ağaç kesmenin câizliğini gösterir. Peygamber enu'n-Nadîr üzerine yapılan seferde, onların Buveyre mıntakasındakİ hurma-ihklarıni harb zarureti İle yaktırıp kestirmişti.Şâir Hassan ibn Sabit bu Buveyre vak'asını metindeki beyti ile yâd etmiştir.

[12] Bu hadîsin buraya yazıcılar tarafından yersizce konulmuş olduğu söylenmiş ise de, buna şöyle cevâb verilmiştir: Hadîsin buraya girmesi şu vecihtendir: Bir arazîyi bir müddetle kiralayan kimsenin o arazîde istediği şeyi ekmek ve dikmek hakkı vardır. Müddet tamâm olunca arazî sahibinin, o dikilen şeyleri söktürmeyi iste­mek hakkı vardır. İşte bu da ağaç kesme mübâhhğındandır. Bu kadarcık ilgi,-mutâbakaatta yeterlidir (Kastallânî).

Hadîste bildirilen bir nevi1 ortaklıktır: Bir tarafta arazî sahibinin toprağı, öbür tarafta yarıcının arazî sahibine âid arazînin bir parçası üzerine ekmek su­retiyle ortaklıkları vardır. Fakat bu yolda kurulan ortaklık tehlikeli bir muame­le olduğundan, men' edilmiştir. Çünkü arazî sahibine ve işçiye âid olmak üzere iki kısma ayrılarak ekilen arazîden bazen bir kısmının, bazen öbür kısmının âfete uğraması ve bu suretle iki taraftan birisinin zarar görmesi çok oluyordu.

[13] Buharı bu başlıktan sonra sahâbî ve tabiîlerden bir haylî âlimlerin cevaz hük­münü ifâde eden sözlerini ve fiillerini ta'lîkler hâlinde rivayet etti. Bu rivayetle­ri diğer hadîsçiler senedleriyle getirmişlerdir

[14] Bunu Abdurrazzâk da Sufyân es-Sevrî'den senediyle rivayet etmiştir

[15] Bu ta'lîklerini de birçok hadîsçiler kendi eserlerinde senedleriyle ulaştırarak rivâyet etmişlerdir.

[16] îbn Ebî Şeybe bu ta'lîkte şunu ziyâde etmiştir: Diğer amcam Esved ile büyük amcam Alkame'nin mahsûlünden hisselerini Alkame ile Esved'e götürüp ve­rirdim. Eğer amcalarım ekincilik akdinde dînî bir sakınca görselerdi herhalde beni bu ekincilik akdinden men' ederlerdi, demiştir.

[17] Umer'in bu uygulamasını Beyhakî, Umer ibn Abdİlazîz vâsitasıyle mevsûlen ve daha tafsîlli surette rivayet etmiştir: Umer İbn Abdİlazîz dedi ki: Umer halîfe olunca Necrân, Fedek, Teymâ, Hayber ahâlîsini sürdü ve bunların evlerini bark­larını, bütün mallarını Beytü'1-Mal hesabına satın aldı. Ya'lâ ibn Umeyye'yi bu mallar ve arazî üzerine âmil ta'yîn etti. Ya'lâ'ya verdiği ta'lîmâtta: "Bu arazîyi ,-,     zîrâatçilere ekincilik suretiyle vermesi, eğer Umer nâmına zirâatçiye tarla ile be-f,     râber tohum, çift hayvanı, demir saban da verirse mahsûlün üçte ikisi Umer'e, üçte biri de çiftçiye âid olması, eğer tohum, çift hayvanı, saban gibi zirâat âlet­leri ve edevatı çiftçi tarafından Üstlenilİrse mahsûlün yarısı çiftçiye, yarısı da *'    Umer'e âid olmak üzere ortalama taksim edilmesi; hurma, üzüm gibi meyvele­rin üçte biri işçiye, üçte ikisi Umer nâmına taksîmi" emr olunmuştu (İbn Ha-

cer, Aynî).

[18] İbn Hacer, bu ta'lîki Saîd ibn Mansur senediyle rivayet etti dedi. Aynî ise, ben bunu çok aradım, hadîs kitâblarında bulamadım, dedi.

[19] İbnu Battal, Ahmed ibn Hanbel'in mezhebi de bu olduğunu, fakat Ebû Hanî-fe, Mâlik, Şafiî'nin bunu men' ettiklerini bildirmiştir. Men' sebebi mechûl se­men üzerine akdedilen icâre olmasıdır.

[20] Bu zevatın görüşlerini sırasıyle el-Esrem ile îbn Ebî Şeybe rivayet etmişlerdir.

[21] Ma'mer'in görüşünü, Abdurrazzâk senedli olarak rivayet etmiştir.

[22] Vesk, Peygamber sâ'ı İle altmış sâ'dır. Sâ ve müdd hesabı hakkındaki ihtilâflar Zekât Kitâbı'nda geçmişti. Hanefîler'ce bir sâ'ın 1040 dirhem olduğu da orada bildirilmişti.

[23] Hadîsin başlığa uygunluğu "Peygamber Hayber arazîsinden çıkacak meyve ve ekinden her mahsûlün yarısı üzerine muamele yaptı" sözündedir (Aynî).

Bu hadîste muzâraa ve muhâbara akdi yapmanın cevazı vardır. Çünkü Pey­gamber bunu takrir etmiş ve bu takrîr de Ebû Bekr devrinde ve Umer'in onları oradan sürmesine kadar devam etmiştir (Kastallânî)

[24] Buharı, caiz olur veya olmaz'dan ibaret olan "izâ"nın cevâbını, o konuda gö­rüş ayrılıkları bulunduğu için zikretmemiştir.

[25] Bu hadîs, daha tam olarak biraz önce geçti. Burada başlık için ayrı bir yoldan kısaca getirdi. Hadîste müddet beyânına bir girişme bulunmadığı için, başlıkla arasındaki uygunluk meydandadır.

[26] Bu îbn Abbâs hadîsi, arazî sahibinin kira bedeli ve ücreti almasının caiz oldu­ğunu İfâde etmektedir. Bunda Peygamber'in kirayı nehyetmediği açıkça zikre­dilmekle beraber, kişinin kendi toprağını mü'min kardeşine ücretsiz olarak zirâat ettirmesinin daha hayırlı olduğu bildirilmesi, ücret almanın cevazını ifâde eder. Çünkü ücretin terkedilmesinin hayır ve fazilet olması ücret almının cevazına aykın değildir.

[27] Buhârî bu başlıkla, müslümânlarla zimmet ehli arasında ekincilik akdi yapma­nın cevazında hiçbir fark olmadığını kasdetmiştir. Ancak hüküm zimmet ehlini şâmil olmakla beraber sâdece Yahûdîler'i zikretmiştir.

[28] Hadîsin bâb başlığına uygunluğu apaçıktır

[29] Hadîsin başlığa uygunluğu "Şu kıt'a bana âid..." sözünden alınır. Bu söz haki­katte çekişmeye götürücü bir şarttır. Hadîs yakında geçmişti

[30] Bu Abdullah ibn Umer hadîsi Icâre Kitâbı'nın 13. babında da geçti. Oradaki metin ile bunun arasında öne geçirme, geri bırakma, artırma, noksan, lâfız de­ğiştirme gibi bâzı farklar bulunmakta beraber, kıssanın ruhunda ve şeklinde hiçbir fark ve karışma yoktur. Her iki metin karşılaştınlırsa bu pek iyi anlaşılır.

[31] Hadîsin başlığa delîllik noktası şöyledir. Ücretle işçi tutan kimse ücretli için bir ücret ta'yîn etti. İşçinin ücretinden yüz çevirip gitmesinden sonra ücrette onun lehine iyilik ve salâh olan surette tasarruf etti. Eğer onun ücretindeki bu tasar­ruf caiz olmasaydı, elbette bir ma'sîyet olacak ve onu Yüce Allah'a ulaşmaya vesile yapamıyacaktı.

[32] Buhârî bu ta'liki, İsmâîl ibn Ukbe'nin Nâfi'den yaptığı rivayetinin amcası Mûsâ ibn Ukbe'nin metindeki rivayetinin aynı olduğunu, yalnız "Saaytu" lâfzında ayrılık bulunduğunu bildirmek için getirmiştir.

Buhârî, İsmail'in bu rivayetini Edeb Kitâbı'nda "Ana babasına itaat ede­nin duasının kabulü bâbı"nda senediyle getirmiştir.

[33] Bu başlığın birinci kısmının delilidir. Peygamber'İn Umer'e: "Aslını ebediyyen sadaka et... " sözü sahâbînin vakfının hükmüdür. Diğer sahâbîlerin vakıfları­nın hükmü de böyle olacaktır.

Buhârî Umer'in bu vakfı ile ilgili hadîsini Vasıyyetler Kitâbı'nda senediyle getirmiştir.

[34] Yânî: Lakin müslümânların sonunu düşünmek, fethettiğim köyü taksim etmeme­mi, fakat onu müslümânlar üzerine bir vakıf yapmamı gerektiriyor.

Bu Umer hadîsi, başlığın ikinci cüz'ü olan harâc arazîsinin ekincilik sure­tiyle işletilmesini ifâde etmektedir. Hakîkaten Umer kendi devlet başkanlığında fethettiği köylerin arazîsini gâzîler arasında taksim etmeyip, bu arazîyi fethedi­len köylerin ahâlîsine ekincilik suretiyle verip işletmiştir, ki vakıf hâlinde idare edilen bu arazîden müstakbel nesillerin fakirlerinin istifâdeleri sağlanmıştır.

islâm'ın evvelinde fethedilen arazîler, gâzîler arasında taksim edildiği hâl­de, Umer'in böyle vakıf hâlinde -velev ki müslümânların umûmunun yararı adına olsa bile- bir idare nizâmı kabû! etmesi, Peygamber'İn bir emir1 ve beyânına da­yanmaktadır. Buhârî buna başlıkta işaret etmiştir. Hadîsin tamâmını Vasıyyet Kitâbı'nda getirecektir.

[35] Umer'in bu kaanûnunu İmâm Mâlik el-Muvatta'da senediyle rivayet etmiştir. Ebû Ubeyd Kaasım ibn Sellâm da Kitâbu'f-Enıvâl.'ds Umer'in bu kaanûnunu bir emir ile i'lân ettiğini rivayet etmiştir.

[36] Bunu İbn Ebî Şeybe kendi Müsned'indt senediyle rivayet etmiştir

[37] Bunu tshâk ibn Râhûye senediyle rivayet etmiştir

[38] Bunu da Tirmizî rivayet etmiştir.

[39] Rasölullah'm bu aslî hadîsiyle râvî Amr ibn Av fin ziyâdesi birlikte ele alındı­ğında j ma'nâsı: Bir kimse ölü ve hiçbir müslümânın hakkı ile ilgisi bulunmayan bir arazîyi diriltirse, o toprak onun olur. Fakat zâlimin, yânî başkasının tasar­rufunda bulunan arazîyi ekmek, dikmek., suretiyle istimlâke kalkışan zâlimin, bu toprakta tasarruf hakkı yoktur demek olur.

[40] Umer'in bu hükmü bâb başlığında geçmiştir.

[41] Bu hadîsin buraya girme ciheti şöyledir: Buhâri bununla Zu'1-Huleyfe'nİn in­sanların oraya inmesi men' edildiği için i'mâr ile mülk edilmiyeceğine, ölü ara­zîden faydalanmak ise caiz  olacağına; buranın  kimse İçin mülk edinilmiş olmadığına işaret etmiş olmasıdır. Bu kadarcık ilgi mutâbakaat vechinde yeter­lidir (Aynî).

[42] Bu hadîsle bundan önceki hadîs, her ikisi de Hacc Kitâbı'nda geçmiştir. Bu ha­dîsin oradaki rivayetinde râvîlerin işitmesi belirtilmiştir.

[43] Hadîsin başlığa uygunluğu "Bu şartlara göre istediğimiz müddete kadar sizleri burada bırakıyoruz" sözündedir.

Rasûlullah vefatı günlerinde bu müddete nihayete erdiğini bildirmiş ve gayrı müslimlerin Arab Yarımadasından tamamen çıkarılmalarını vasıyyet etmişti.

Ebü Bekr'in devlet başkanlığı zamanında dînden dönme isyanlarının sön­dürülmesi ile uğraşıldığından, nisbeten ikinci derecedeki işlere bakılamamıştı. Ebû Bekr İslâm'ı sarsan bu isyanları bertaraf edip İslâm birliğini sağlayarak vefat etti. Umer, Rasûlullah'ın vasıyyetini yerine getirmek zamanı geldiği için Hayber Yahûdîleri'ni Arabistan'dan Teymâ ve Erîha'ya sürdü. Teymâ, Ara­bistan'ın kuzeyinde Şâm ile Vâdfl-Kurâ arasmda>>Iedîne'nin 350 km. kuze­yinde bir şehirdir. Erîha, Kudüs'ün 20 km. kuzeydoğusunda, Lût Denİzi'nin kuzeybatısında bir kasabadır.

[44] Yânî Peygamber(S)'İn sahabelerinden arazî sahihlerinin, toprağı olmayanları zi­râat ve meyve hususlarında ücretsiz olarak ortak yapmaları ve yardımlaşmaları babı.

[45] Hadîsin başlığa uygunluğu: "Tarlalarınızı ya kendiniz ekiniz, ya karşılıksız baş­kalarına verip ektiriniz... "sözündedir.İşte karşılıksız verip ektirme, onların sı­kıntılarına ortak olmak ve yardımlaşmaktır. Peygamberin bu sözü sahîh icâreden nehiy değil, icârenin cevazı ile beraber ücretsiz ektirilerek mü'minin mü'.mine sıkıntısında ortak olması ve yardımının daha hayırlı olduğunu bildirmektir.

[46] Hadîsin başlığa uygunluğu: "Tarlayı atıyye olarak versin" sözündedir. Çünkü "Menha", atıyye yermek, karşılıksız verip yardımlaşmaktır.

[47] Bu Ebû Hureyre hadîsi de geçen Câbir hadîsi ma'nâsmdadır. Bunu MÜstûn de Buyu' Kitâbı'nda .getirmiştir.                                                            

[48] ibn Abbâs'm bu hadîsi ekincilik akdi yapmanın Peygamber tarafından nehye-dilmediği, fakat mü'minlerin birbirlerine şefkatli ve müsamahalı olmalarının emredildiği hususunda gayet açıktır.

[49] İbn Umer'in bu hadîste tasvir ve ta'rîf ettiği ekincilik akdi, bambaşka bir mâhi­yettedir. Mahsûlün yarısı, üçte biri, dörtte biri gibi bir cüz'ü mukaabilinde ak-dolunmuş değildir. Fakat tarlanın sulak bir kısmının bitirdiği mahsûl arazî sahibine âid olmak üzere yapılmış, zararlı bir ekincilik akdidir. İşte Abdullah ibn Umer, hadîsteki nehiy bu nevi' akidlere yöneliktir demek istemiştir. Yânî Rasûlullah'ın nehyettiği arazî kiralaması, içinde zararlı şart bulunan kirâlama dır. Râfi' ailesi sulak kısmın mahsûlü kendilerine âid olmak ve samandan da bir pay verilmek üzere kiraya verirlerdi. Bu ise mechûl üzere olan, zararlı ve çekiş­meli olabilecek bir akiddir. İşte bu nehyedilmiştir. Yoksa mutlak olarak kiraya vermek değil.

[50] Buhârî de, İbn Umer de bu hadîsle yukarıdaki Râfi' hadîsinin mâhiyetini izhâr etmek istemiştir.

[51] Arazî mahsûlünün bir mikdârı mukaabilinde arazîyi kiraya vermenin cevaz ve­ya kerâhatini ifâde eden iki muhtelif rivayet karşısında arazînin nakidlerle kira­lanmasının cevazında ihtilâf edilmemiştir. Buhârî İbn Abbâs'ın hadîsini ta'lîl için buraya koymuştur. Bu ta'lîkİ Vekî' kendi Musantıaf'mda senediyle İbn Ab-bâs'tan, bu metin ile rivayet etmiştir.

[52] Hadîsin başlığa uygunluğu "Dînâr ve dirhem ile arazî İcar etmekte be's yoktur" sözündedir,

Râfi'nin bu sözü ya kendi içtihadıdır yâhud bunun cevazına nass tarikiyle bir bilgisi eklenmiştir, yâhud dînâr ve dirhem ile kiranın nehiyde dâhil olmadı­ğını bilmesine dayanmıştır

[53] Ebû Zerr nüshasında burada "Buhârî dedi ki: el-Leys şöyle dedi" şeklinde gel­miştir. Bu kışıma da yukarıdaki sened ile utanmıştır.

[54] Buhârî'nin bu hadîsi burada getirme sebebi, Ensâr ve Muhacirler'in zirâat sâ-hiblerinden olmaları delaletiyle, arazî kirasından nehye dâir gelen hadîslerdeki nehyin, tenzîhî nehy olup tahrimî nehy olmadıklarım bildirmektir.

"Eğer bu hadîsin buraya girdirilmesinin sebebi nedir? dersen, İbnu'l-Munîr buna şöyle cevâb vermiştir: Şuna tenbîh için girdirilmiştir: Kiradan men' etme hadîsleri ancak mendûbluk için gelmiş, vâcib kılma üzere gelmemiştir. Çünkü Âdem oğlu'un en şiddetli surette hırslı olduğu hususlarda âdet, o şeylerle me-tâ'lanmaktan men' olunmamasıdır. Cennet ehlinden olan bu harisin zirâate hır­sının ve cennette bile ondan faydalanma isteğinin bakî olması, onun bu iş üzerine öldüğüne delildir. Çünkü insan yaşadığı hâl üzere ölür ve öldüğü hâl üzere di­riltilir. Bu da onların dünyâdaki son işlerinin; arazî ile faydalanmanın cevazına ve bunun devam etmesine delâlet etmiştir. Şayet arazîyi kiraya vermek ona ha» râm kılınmış olaydı, o şahıs buna hırstan nefsini keserdi ve nihayet zihninde bu kadar subût sabit olmazdı" (Kastallânî, IV, 183).

"Sen dilediğin hâlde yaşıyor değil misin" vecizesinden, beşer nefsinin dün­yâ emellerinden ve lezzetlerinden her ne arzu ederse cennette bulunduğu anlaşılır. "Onlar altın tepsiler ve testilerle tavaf edileceklerdir. Canlarının isteyeceği, gözlerinin hoşlanacağı ne varsa hepsi oradadır ve siz içinde ebedî kalacak olanlarsınız" (ez-Zuhruf: 71).

[55] Yânî dikilmesi âdet olan bitki ve ağaç köklerinin dikilip yetiştirilmeleri hakkın­da gelen hadîsler babı.

[56] Hadîsin başlığa delil yapılan yeri, kökü yenilen çoğundur bitkisinin dikilip ye­tiştirilmesidir. Bunun gibi yenilmesi âdet olan her nebatın dikilip yetiştirilmesi­nin gerekli olduğu bildirilmiş oluyor. Hadîsin bu kitaba girdirilmesi ise ekim ile dikimin bir bâbdan olmaları yönündendir.

Bu Sehl hadîsi, Cumua Kitâbı'nın sonunda da geçmiştir.

[57] "O kimse benden duyduğunun hiçbir parçasını asla unutmaz" fıkrasındaki unut­mama, Peygamber'in sâdece o meclisteki konuşmasına sıkışmış değildir. Bun­dan sonra Ebû Hureyre'nin Peygamber'den işittiği bütün tebliğlerini şâmildir. Ebû Hureyre'nin bu unutmamayı yemîn ederek haber vermesi de buna delâlet eder. Ondaki bu hârika ezberleme kuvveti, Peygamber'in duası bereketi ile kuvvet kazanmıştır.

[58] Buhârî bu hadîsi biraz daha kısa bir metin ile ilim Kitâbı'nda getirmişti. Bura­da getirme sebebi ise, Ensâr'ın zirâatle, ağaç dikmekle uğraşmalarını beyân et­mektir. Hadîsteki "Mallarının işleri" ta'bîrinden maksad, kendi arazîlerinde zirâatle ağaç dikip yetiştirmekle meşgul olmalarıdır.

Âyet, Peygamber'in tebliğlerini öğrenip de başkalarına öğretmeyerek giz­leyenlere çok şiddetli bir ceza haber vermektedir. Onun için bütün öğreticiler, âlimler üstlendikleri ilmi ve hakikatleri öğretip neşretmeli, görevlerini tam yapmalıdırlar