81- KITABU'R-RIKAAK.. 3

1- Sağlık Ve Boş Vakit Hakkında Gelen Şeyler Ve "Yaşama, Ancak Âhiret Yaşamasıdır" Babı 3

2- Dünyânın Âhirete Nisbetle Meseli Ve Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 3

3- Peygamber(S)'İn: "Sen Dünyâda Bir Yabancı Yâhud Bir Yolcu Gibi Ol!" Sözü Babı 4

4- Bâb: Emel Ve Emelin Uzunluğu Hakkındadır 4

5- Bâb: Allah, Altmış Sene Yaşayan Kimseye Ömür Hususunda Ma'ziretini Giderip Reddetmiştir 5

6- (Gösteriş Ve Şöhret İçin Değil) Sırf Allah'ın Rızâsı İstenilerek Yapılan Amelfin Fazileti) Babı 5

7- Dünyâ Nimetleri Ve Güzelliklerinden Ve Bunlara Aşırı Rağbetten Sakınılması Babı 6

8- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 7

9- Sâlih Kimselerin (Ölümleriyle Bu Hayâttan) Gitmeleri Babı 8

10- Mal Fitnesinden Sakınılması Ve Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı; 8

11- Peygamber(S)'İn "Bu Dünyâ Malı Yeşildir, Tatlıdır" (Yânî Yeşil Ve Tatlı Ot Gibi Çekicidir) Kavli Babı 9

12- "İnsanın Kendi Malından (Hayır Yollarına Harcayıp) Önden Gönderdikleri, Kendisinindir" Babı 9

13- Bâb: 9

14- Peygamberdin: "Ben Uhud Dağı Kadar Altınım Olmasını Arzu Etmem" Sözü Babı 10

15- Bâb: 11

16- Fakirliğin Fazileti Babı 11

17- Bâb: Peygamber(S)'İn Ve Sahâbîlerinin Yaşayışları Nasıldı Ve Onların Kendilerini Dünyâ Ni'metlerı Ve Lezzetlerinden Uzaklaştırmaları 12

18- (İfrat Ve Tefrit Arasındaki) Doğru Yolu Tutmak Ve Salih Amele Devam Etmek Babı 14

19- Korkmakla Beraber Ümîdli Olmak (İkisinden Birine Sıkışıp Kalmamak) Bâbî 15

20- Allah'ın Haramlarından Sabretmek Ve Azîz, Celîl Olan Allah'ın Şu Kavli Babı: 15

21- Bâb: 16

22- Dedikodunun Çirkin Görülmesi Babı 16

23- Dili (Uygunsuz Konuşmaktan) Korumak Babı 16

24- Allah Saygısından Dolayı Ağlamak Babı 17

25- Azîz Ve Celîl Olan Allah'tan Korkma(Nın Fadlı) Babı 17

26- Ma'siyetlerden Vazgeçme(Nin Vucûbu) Babı 18

27- Peygamber(S)'İn: "Benim Bilmekte Olduğum Hakikatleri Sizler Bilir Olsaydınız, Muhakkak Az Güler Çok Ağlardınız" Kavli Babı 18

28- Bâb: 19

29- Bâb: 19

30- Bâb: 19

31- Bir Güzellik İşlemeyi Yâhud Bir Çirkinlik Yapmayı Kasdeden Kimse Babı 19

32- Günâhların Küçük Görülenlerinden Sakınılması Babı 20

33- Bâb: Ameller (Ölüm Sırasındaki) Sonlarına Göre Değerlendirilir Ve Onlardan Korkulacak Olanlar?. 20

34- Bâb: Yalnız Yaşamak Kötü Topluluklara Karışmaktan Rahatlıktır 20

35- (İnsanlardan) Emânetin Kaldırılması Babı 20

36- (Amellerde) Gösteriş Yapma Ve İşitilip Şöhret Kazanma Düşkünlüğümün Kötülüğü) Babı 21

37- Allah'a Tâat Yolunda Nefsîyle Mücâhede Eden Kimse(Nin Fazileti) Babı 21

38- Tevazu, Yânî Alçak Gönüllü Olma(Nın Fazileti) Babı 22

39- Peygamber(S)'İn (İki Parmağıyle İşaret Edip): "Ben ve kıyamet şu ikisi gibi yakın gönderildim" Kavli İle Azîz Ve Celîl Allah'ın Şu Kavli Babı: 22

40- Bâb: (Güneşin Garbdan Doğması) 23

41- Bâb: 23

42- Ölümün (Aklı Giderici) Şiddetleri Babı 24

43- Sûr'a Üfürülmesi Babı 25

44- Bâb: 25

45- Bâb: Toplanma Nasıl Olacaktır?. 26

46- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 28

47- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 28

48- Kıyamet Gününde Kısas Babı 29

49- "Kim Hesaba Çekilirse Azâb Edilmiş Olur" Babı 29

50- Bâb: 30

51- Cennetin Ve Ateşin Sıfatları Babı 31

52-.Bâb: Sırat, Cehennem Köprüsüdür 35

53- Âhirette Peygamber'e Âid Olacak Havz Ve Yüce Allah'ın: "Biz verdik sana hakikatte kevser" (ei-Kevsen 1) Kavli Hakkında Bâb 37


Rahman ve Rahîm olan Allah'ın ismiyle

 

81- KITABU'R-RIKAAK

(Kalbi İnceltecek Şeyler Kitabı) [1]

 

1- Sağlık Ve Boş Vakit Hakkında Gelen Şeyler Ve "Yaşama, Ancak Âhiret Yaşamasıdır" Babı

 

1-....... İbn Abbâs (R): Peygamber (S): "Sağlık ve boş vakit, insanlardan pekçoğunun bunlardan faydalanmak hususunda aldan-dıkları iki büyük ni'mettir" buyurdu, demiştir [2].

Abbâs el-Anberî şöyle dedi: Bize Safvân ibnu îsâ, Abdullah ibn Saîd ibn Ebî Hind'den tahdîs etti ki, babası Saîd: Ben, İbn Abbâs'-tan işittim; o Peygamber(S)'den geçen hadîsin benzerini rivayet etti, demiştir.

 

2-....... Bize Şu'be, Muâviye ibn Kurre'den; o da Enes(R)'ten tahdîs etti ki Peygamber (S - Hendek kazılması sırasında, Abdullah ibn Revâha'ya âid olan-) şu beyti söylemiştir:

"Alîâhumme lâ ayşe illâ ayşu'l-âhire Fe-eslihi 'l-Ensâra ve 'UMuhâcire (Yâ Allah, yaşama ancak âhiret yaşamasıdır. Sen Ensâr ve Muhâcirler'i iyileştir!)"

(Bunun benzeri hadîsi Peygamber'den rivayet etmekte Sehl ibn Sa'd da Enes'e mutâbaat etmiştir.)' [3].

 

3-.......Bize Sehl ibn Sa'd es-Sâidî (R) tahdîs edip şöyle dedi: Bizler Rasûlullah(S)'ın maiyyetinde idik. Kendisi hendek kazıyor, biz­ler de toprak taşıyorduk. Rasûlullah bizim yanımıza uğrar ve şu bey­ti söylerdi:

"Alîâhumme lâ ayşe illâ ayşu'l-âhire

Fağfir lî'l-Ensârî ve'l-Muhâcire

(= Yâ Allah, âhiret yaşayışından başka gerçek yaşayış yoktur. Sen Ensâr'ı ve Muhâcirler'i mağfiret eyle!)"

Bunun benzeri hadîsi Peygamber'den rivayet etmekte Sehl ibn Sa'd, ona mutâbaat etmiştir [4].

 

2- Dünyânın Âhirete Nisbetle Meseli Ve Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı:

 

"Bilin ki, dünyâ hayâtı ancak bir oyundur, bir eğlencedir, bir süstür, aranızda bir Öğünüştür. Mallarda ve evlâdlarda bir çoğalıştır. Bunun misâli, bitirdiği nebat ekincilerin hoşuna giden bir yağmur gibidir. Sonra o bitki kurur da, sen onu sapsarı bir hâle^ getirilmiş görürsün. Sonra da o, bir çer-çö'p olur. Âhirette çetin azâb vardır, Allah'tan mağfiret ve rızâ vardır.

Dünyâ hayâtı bir aldanış metâından (fâidesinden) başka birşey değildir" (el-Hadîd: 20) [5].

 

4-.......Sehl ibn Sa'd (R) şöyle demiştir: Ben Peygamber (S)'den işittim, şöyle buyuruyordu: "Cennette bir kamçı kadar yer, dünyâ­dan ve dünyâdaki şeylerden daha hayırlıdır. Sabahleyin veya akşam­leyin -herhangibir zamanda- Allah yolunda cihâd için bir yürüyüş, hiçşübhesiz dünyâdan ve dünyâdaki herşeyden daha hayırlıdır" [6].

 

3- Peygamber(S)'İn: "Sen Dünyâda Bir Yabancı Yâhud Bir Yolcu Gibi Ol!" Sözü Babı

 

5-.......el-A'meş şöyle demiştir: Bana Mucâhid ibn Cebr tahdîs etti ki, Abdullah ibn Umer (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S) benim omuzumu tuttu da bana:

—  "Abdullah, sen dünyâda yabancı kimse gibi yâhud yolcu gi­bi ol!" buyurdu.

(Mucâhid dedi ki:) İbn Umer de:

— "(Ey mü'min!) Akşama eriştiğinde sabahı gözleyip bekleme, sabaha eriştiğinde de akşamı gözleme (işlerini zamanında yap)! Sıh­hatinden bir kısmını hastalık zamanına ayır, hayâtından bir kısmını da ölümün için faydalı kıl!" diye vasiyet ederdi [7].

 

4- Bâb: Emel Ve Emelin Uzunluğu Hakkındadır

 

Ve Yüce Allah'ın şu kavilleri: "(Her can ölümü tadıcıdır. Ecirleriniz muhakkak kıyamet günü tastamam verilecektir.) O vakit kim o ateşten uzaklaştırılıp cennete sokulursa, artık o muhakkak muradına ermiş olur. Bu dünyâ hayâtı, aldanma metâından başka (birşey) değildir" (Âlu İmrân: 185);

"Bırak onları; yesinler, eğlensinler; onları emel oyalayadursun. Sonra bilecekler onlar" (ei-Hıcn 3); "And olsun, sen onları (Yahûdîler'i) insanlardan, müşrik olanlardan ziyâde hayâta düşkün bulacaksın.

Onlardan herbiri arzu eder ki (kendisine) bin yıl ömür verilsin. Hâlbuki onun çok yaşatılması kendisini azâbdan uzaklaştırıcı değildir. Allah, onlar ne işlerlerse hakkiyle görücüdür" (el-Bakara: 96) [8].

Alî ibn Ebî Tâlib (R) şöyle demiştir: Dünyâ arkasını dönerek göçüp gitti, âhiret ise yönelip gelmektedir. Bunlardan herbirinin oğulları vardır.

Sizler âhiretin oğullarından olunuz da dünyânın oğullarından olmayınız. Çünkü bu gün çalışma var, hesaba çekilme yok; yarın ise hesaba çekilme var, amel yoktur [9].

 

6-.......Abdullah ibn Mes'üd (R) şöyle demiştir: Peygamber (S) kum üzerine bir murabba', yânî kare resmi çizdi. Sonra (başlangıcı) karenin ortasından olarak, kare dışına uzanan bir çizgi çizdi. Sonra bu çizginin ortasından i'tibâren bu ortadaki çizgiye dik açıyla daya­nan birtakım küçük çizgiler çizdi. Sonra Peygamber (bu çizgileri ta'-

rîf ederek):

— "Şu (karenin ortasındaki uzun çizgi) insandır. Şu (kare de) eceldir, her tarafından onu kuşatmıştır. Şu kare dışında uzanan çizgi de, insanın emelidir. Şu ufak çizgiler de insana arız olan âfetler, mu­sibetlerdir, îmdi insana şu âfet oku hatâ eder, dokunmazsa, öbür âfet isabet eder, o da hatâ eder dokunmazsa, Öbürü isabet eder (en sonu ecel -denilen ölüm- onu yakalar)" [10].

 

7-.......Bize Hemmâm ibn Yahya, İshâk ibn Abdillah ibn Ebî

Talha'dan tahdîs etti ki, Enes ibn Mâlik (R): Peygamber (S) birçok çizgiler çizdi de:

— "Şu (insanın beslemekte olduğu) emeldir. Şu da insanın ece-l'ıdir... İnsan böyle uzak emelinin talibi iken, kendisine en yakın olan çizgi birden ona geliverir!" buyurdu [11].

O da kendisini kuşatmakta olan kare şeklindeki ecel çizgisidir. Çünkü kendisini

 

5- Bâb: Allah, Altmış Sene Yaşayan Kimseye Ömür Hususunda Ma'ziretini Giderip Reddetmiştir

 

Çünkü Yüce Allah:

"... Size iyice düşünecek kimsenin düşünebileceği, öğüt kabul edebileceği kadar ömür vermedik mi? Size korkutan da gelmişti... " (Fâtır: 37) buyurmuştur. (İbn Abbâs:) Saç ağarmasını kasdediyor, demiştir [12].

 

8-.......Bize Umer ibnu Alî, Ma'n ibn Muhammed el-Gıfârî'den; o da Saîd ibn Ebî Saîd el-Makburî'den; o da Ebû Hureyre(R)'den tahdîs etti. Peygamber (S): "Allah Taâlâ altmış seneye kadar yaşatıp ölümünü geri bıraktığı (hâlde yaratanı ve yaşatanı tanımayan) kim­senin özrünü izâle ve reddeder" buyurmuştur.

Bu hadîsi el-Makburî'den rivayet etmekte Ebû Hazım ile İbnu Aclân da, Ma'n ibn Muhammed'e mutâbaat ettiler [13].

 

9-.......İbnu Şihâb şöyle demiştir: Bana Saîd ibnu'l-Müseyyeb haber verdi ki, Ebû Hureyre (R) şöyle demiştir: Ben RasüIullah(Sytan işittim: "İhtiyar kimsenin gönlü iki huyda her zaman genç bir hâlde bulunur: Dünya sevgisinde ve emel uzunluğunda!" buyuruyordu [14].

el-Leys: Bana Yûnus tahdîs etti, dedi. İbn Vehb de yine Yûnus'-tan söyledi ki, İbn Şihâb: Bana Saîd ibnu'l-Müseyyeb ile Ebû Seleme haber verdi, demiştir.

 

10-....... Enes ibn Mâlik (R) şöyle dedi: Rasûlullah (S): Âdem oğlu büyür, onunla beraber şu iki şey de büyür: Mal sevgisi ve uzun ömür (temennisi)" buyurdu.

Bu hadîsi Şu'be, Katâde'den rivayet etti.

 

6- (Gösteriş Ve Şöhret İçin Değil) Sırf Allah'ın Rızâsı İstenilerek Yapılan Amelfin Fazileti) Babı

 

11-....... ez-Zuhrî şöyle dedi: Bana Mahmûd ibnu'r-Rabî' ha­ber verdi ve bu Mahmûd, Rasûlullah(S)'ı hatırladığını söyledi.

Yine bu Mahmûd, Rasûlullah'm, onların yurdunda bulunan bir kuyudan ağzına su alıp bunu yüzüne püskürttüğünü de hatırladığını söyledi.

Bu Mahmûd şöyle dedi: Ben İtbân ibn Mâlik el-Ensârî'den işit­tim. Sonra Salim oğulları'nm birinden de işittim, şöyle dedi: Rasû­lullah (S) gün yükseldiği zaman benim yanıma geldi. (İki rek'at nafile namaz kıldırdıktan sonra) şöyle buyurdu;

— "Kıyamet gününe ıLâ ilahe illellah'1 tevhidini söyleyerek ve bununla da sırf Allah'ın rızâsını isteyerek ulaşan mü'min kula, Al­lah muhakkak ateşi haram kılacaktır!" [15].

O hadîs Namaz Kitabı, "Evlerde mescidler edinilmesi bâbi"nda uzun bir me­tinle geçmişti. Oradaki hadîs bu Mahmûd tarafından rivayet edilmişti. Burada ise Mahmûd, Itbân'ın râvîsi bulunuyor.

 

12-....... Bize Ya'kûb ibn Abdirrahmân, Amr'dan; o da Saîd el-Makburî'den; o da Ebû Hureyre(R)'den tahdîs etti ki, Rasûlullah (S) şöyle demiştir: "Yüce Allah şöyle buyurur; Mü'min kulumun dün­yâdaki ailesinden en sevdiği birisini elinden aldığımda, sonra o da ben­den ecrini istediğinde, benim katımda o kulumun mükâfatı ancak cennettir!" [16].

 

7- Dünyâ Nimetleri Ve Güzelliklerinden Ve Bunlara Aşırı Rağbetten Sakınılması Babı

 

13-.......Ensâr'dan Amr ibn Avf-ki kendisi Âmir ibn Lueyy oğullan'nın yemînli dostu idi ve RasûIullah(S)'m beraberinde Bedir'de ha­zır bulunmuştu- şöyle haber vermiştir: Rasûlullah, harb etmeksizin Bahreyn ahâlîsiyle bir sulh akdi yapmış ve üzerlerine Alâ ibn Hadra-mî'yi emîr ta'ynı etmişti. Toplanan cizye mallarını getirmek üzere de bilâhare Rasûlullah, Ebû Ubeyde ibnu'I-Cerrâh'ı Bahreyn'e gönder­di. Ebû Ubeyde onların cizye mallarını alarak Bahreyn'den Medine'ye geldiğinde, Ensâr onun gelişini işitti. Onun bu gelişi, Ensâr'ın Rasû-lullah'la beraber sabah namazı kıldıkları zamana denk gelmişti. En­sâr sabah namazını kılınca, hemen Ebû Ubeyde'ye karşı çıktılar. Rasûlullah sahâbîleri bu hâlde görünce gülümsedi de onlara:

—  "Öyle sanıyorum ki, sizler Ebû Ubeyde'nin gelişini ve onun birçok mal getirdiğini işitmişsiniz!" buyurdu.

Onlar da:

—  Evet yâ Rasûlallah! dediler. Bunun üzerine Rasûlullah:

—  "Sevininiz ve sizi sevindirecek nVmetleri (bundan sonra her zaman) ümîd ediniz! Vallahi ben bundan sonra sizin üzerinize fakirlik geleceğinden korkmam. Fakat sizin üzerinize geleceğinden korktuğum şey, sizden önce gelip geçen ümmetlerin önüne dünyâ ni'metlerinin ya­yıldığı gibi sizin önünüze de yayılarak, onların birbirlerine hased ettik­leri ve nefsâniyet güttükleri gibi, sizin de birbirinize düşmeniz ve bu­nun onları âhiret işlerinden alıkoyduğu gibi, sizleri de âhiret işlerinden alıkoymasıdır" buyurdu [17].

 

14-....... Bize el-Leys, Yezîd ibn Ebî Habîb'den; o da Ebû'l-Hayr'dan; o da Ukbe ibnu Âmir(R)'den şöyle tahdîs etti: Rasûlullah (S) -vefatına yakın- bir gün çıktı da Uhud şehîdleri üzerine ölüye na­maz kılar gibi namaz kıldı. Sonra Medine'ye dönüp minbere çıktı ve (dirilere ve ölülere veda eder gibi bir hutbe yapıp) şöyle buyurdu:

— "Ben sizin Kevser havuzuna önden gideniniz olacağım. Ben sizin Hakk yolundaki hizmetlerinize şâhidlik edeceğim. Vallahi ben şu anda (cennetteki) havuzumu görüyorum. Ve emîn olunuz ki, ba­na Arz hazînelerinin anahtarları -yâhud: Arz'ın anahtarları- verilmiştir. Vallahi ben vefatımdan sonra sizlerin müşrikliğe döneceğinizden hiç endîşe etmem. Fakat ben sizlerin dünyâya aşırı düşkünlük yapıp nef-sâniyet yarışına kalkışmanızdan (birbirinizle didişmenizden) korka­rım!" [18].

 

15-.......Ebû Saîd el-Hudrî (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S):

—  "Sizin üzerinize en çok korkmakta olduğum şey, Allah'ın siz­ler için çıkaracağı Arz bereketleridir (dünyâ zenginlikleridir)" buyurdu.

Kendisine:

— Arz bereketleri nedir? diye soruldu. Rasûlullah:

—  "Dünyâ çiçekleri, dünyâ güzellikleridir" buyurdu. Bir sahâbî O'na:

— Hayır, şerr getirir mi? diye sordu.

Bu soru üzerine Peygamber sustu, hattâ biz üzerine vahiy indi­riliyor olduğunu zannettik. Sonra Rasûlullah alnından terlerini sil­meye başladı da:

—  "Soran kimse nerede?" buyurdu. O zât;

—  Benim (yâ Rasûlallah)! dedi.

Ebû Saîd dedi ki: Biz and olsun, o adamı bu meydana çıktığı zaman övdük. Rasûlullah şöyle buyurdu:

—  "Hayır, hayırdan başka birşey getirmez. Şübhesiz bu dünyâ malı yeşildir, tatlıdır. Baharın   bitirdiği şeylerin hepsi çok yiyen ve karnını şişiren hayvanı öldürür yâhud da ölüme yaklaştırır. Ancak yeşil ot yiyen hayvan böyle değildir, onu otlayan hayvan ölüm tehli­kesinden uzaktır. Bu hayvan o yeşil otu yer, nihayet iki böğrünü şişi-rince bahar güneşini karşılar. Kolayca gübresini çıkarır, işer, genişler. Sonra yine otlamağa döner, ve bol bol otlar. İşte bu dünyâ malı da (yeşil ot gibi) tatlıdır. Bundan hakkıyle alan ve aldığını da hakkı olan yere koyup harcayan kimseye bu ne güzel bir ni'mettir. Dünyâ malı­nı haksız olarak hırsla alan kimseye gelince o da dâima yiyen, fakat bir türlü doymayan obur kimse gibi olmuştur!" [19].

 

16-.......Zehdem ibnu Mudarnb şöyle demiştir: Ben İmrân ibnu Husayn(R)'dan işittim ki, Peygamber (S) şöyle buyurmuştur:

—  "Sizin hayırlı olanlarınız, benim asrımda yaşayanlarınızda. Sonra onların ardından gelenlerdir. Sonra onların ardından gelenler­dir".

İmrân: Ben Peygamber'in, kendi asrından sonra hayırlı nesiller olarak iki nesil mi, yâhud üç nesil mi zikrettiğini bilmiyorum, demiş­tir. Peygamber devamla şöyle buyurdu:

—  "Onlardan sonra öyle bir kavim olur ki, onlar kendilerinden şahidlik yapmaları islenilmeden şâhidlik yaparlar, hıyanet ederler, bun­lara güvenilmez. Bunlar nezr ederler, fakat nezrlerini ifâ etmezler. Bun­lar arasında (çok yemek yemek) semizlik, şişmanlık meydana çıkar (hayâtın gayesi bu olur)/ [20].

 

17- Bize Abdan, .... Abîde'den; o da Abdullah ibnu Mes'-ûd(R)'dan tahclîs etti. Rasûlullah (S) şöyle buyurmuştur: "İnsanla­rın hayırlısı benim asrımdır. Sonra onlara yakın olanlardır. Sonra onlara yakın olanlardır. Sonra onların ardından bir kavim gelir ki, onlardan herbirinin şehâdetleri yeminlerinin, yeminleri de şehâdetle-rinin önüne geçer!" [21].

 

18-.......Kays ibn Ebî Hazım şöyle demiştir: Ben (bir hastalı­ğında Habbâb'ı ziyarete gitmiştim) Habbâb o gün karnında yedi kerre dağlama tedavisi yapmıştı. İşte o gün Habbâb'dan işittim, o şöyle dedi:

— Eğer Rasûlullah (S) bizi ölümü dua etmekten nehyetmiş ol-mayaydı, muhakkak ben ölümü çağırırdım. Muhammed'in sahâbî-leri(nden bir kısmı) ölüp gittiler. Dünyâ onlardan (onların âhiret saadetlerinden) bir şey eksiltmedi. (Çünkü darlık içinde yaşadılar.) Bizler ise dünyâdan o kadar çok mala kavuştuk ki, bugün biz onu topraktan (yânı bina yapmaktan) başka koyacak (sarfedecek) yer bu­lamıyoruz!

 

19-.......Kays şöyle demiştir: Ben Habbâb'ın yanına geldim; o, kendisine âid bir duvar yapmakla meşgul idi. Şöyle dedi:

— Bizden evvel geçip giden arkadaşlarımız var ki, dünyâ onla­rın (âhiret saadetlerinden) hiçbirşey eksiltmedi. Bizler ise onların ar­dından öyle çok şeye (mala) kavuştuk ki, biz onu topraktan başka koyacak yer bulamıyoruz!

 

20-.......Buradaki râvî de: Habbâb ibnu'l-Erett (R): Biz Rasû­lullah (S) ile beraber hicret ettik dedi, diyerek, onun bu hadîsini nak-letmiştir [22].

 

8- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı:

 

"Ey insanlar, şübhe yok ki Allah'ın va'di bir gerçektir. O hâlde sakın sizi dünyâ hayâtı aldatmasın. Çok aldatıcı

 olan (şeytân) da sakın sizi Allahfın hilmi ve mühlet vermesi) ile aldatmasın. Çünkü şeytân sizin bir düşmanınızdır. Onun için siz de onu bir düşman tutun.

O (kendisine tâbi' olan) güruhunu ancak alevli cehennemin yaranından olmaları için da\et eder" (Fâtır: 5-6) [23].

 

21-.......Usmân ibn Affân'ın hizmetçisi Humran ibn Ebân ha­ber verip şöyle dedi: Usmân oturaklarda otururken ben ona abdest suyunu getirdim. Kendisi abdest aldı ve abdest alışı güzel yaptı. Son­ra şöyle dedi:

— Ben Peygamber(S)'in bu mecliste otururken abdest aldığını ve abdest almayı güzel yaptığını gördüm. Sonra: "Kim benim şu ab­dest alışım gibi abdest alır, sonra mescide gelir de iki rek'at namaz kılar, sonra oturursa, onun geçmiş günâhları mağfiret olunur" bu­yurdu.

Yine Usmân:

— Peygamber "Aldanmayınız (yânî mağfirete aldanıp da günâh kazanmaya cür'et etmeyiniz)/" buyurdu, demiştir [24]

 

9- Sâlih Kimselerin (Ölümleriyle Bu Hayâttan) Gitmeleri Babı

 

"ez-Zihâb'\ "Yağmur"dur, deniliyor [25].

 

22-.......Mirdâs el-Eslemî (R) şöyle demiştir: Peygamber (S) şöyle buyurdu: "Bu ümmetin sâlih kulları birbiri ardınca bu hayâttan gi­der, geriye arpanın yâhud hurmanın çalkantı kozalakları gibi değer­sizleri kalır ki, Allah onlara hiçbir değer vermez."

Ebû Abdillah el-Buhârî: "Hufâle"ve "Husâle"denilir (yânîbu iki kelime bir ma'nâyadır), demiştir [26]

 

10- Mal Fitnesinden Sakınılması Ve Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı;

 

"Mallarınız da, evlâdlannız da ancak birer imtihandır. Büyük mükâfat ise şübhesiz Allah kalındadır" (el-Enfâl: 28; et-Teğâbun: 15) [27].

 

23-.......Ebû Hureyre (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S) şöyle buyurdu: "Altın, gümüş ve iyi cins elbise kulu olan kişiler kahrol­sun! Böyle kişiye verilirse memnun olur, verilmezse (Allah'ın takdi­rine kızar) razı olmaz!" [28].

 

24-.......Atâ ibn EbîRebâh şöyle demiştir: Ben İbn Abbâs(R)'tan işittim, şöyle diyordu: Ben Peygamber(S)'den işittim, şöyle buyuru-yordu: "Âdem oğlunun iki vâdî dolusu malı olsa, muhakkak bir üçün­cüsünü ister. Âdem oğlunun iç boşluğunu (hırslı gönlünü) topraktan başka birşey dolduramaz. Allah (ihtirastan) tevbe eden kişinin tev-besinı kabul eder" [29].

 

25-....... İbn Cureyc haber verip şöyle demiştir: Ben Atâ'dan işittim, şöyle diyordu: Ben İbn Abbâs(R)'tan işittim, şöyle diyordu: Ben Rasûlullah(S)'tan işittim, şöyle buyuruyordu:

— "Âdem oğlunun bir vâdî gibi -yâhud: dolusu- malı olsa, mu­hakkak kendisine onun bir mislinin daha olmasını arzu eder. Âdem oğlunun aç gözünü ancak toprak doldurur. Allah tevbe eden kimse­nin tevbesini kabul eder."

İbn Abbâs: Ben bu lafız, tilâveti neshedilmiş Kur'ân mıdır yâ­hud değil midir, bilmiyorum! demiştir.

Atâ da: Ben (Mekke'de) minber üzerinde Abdullah ibnu'z-Zu-bey'rden: "Ben bu lafız Kur'ân'dan mı yâhud değil mi, bilmiyorum" derken işittim, demiştir.

 

26-.......Bize Abdurrahmân ibnu Süleyman ibni'l-Gasîl tahdîs etti ki, Abbâs ibnu Sehl ibn Sa'd şöyle demiştir: Ben Abdullah ibnu'z-Zubeyr'den Mekke'de minber üzerinde hutbe yaparken işittim; o şöyle diyordu:

— Ey insanlar! Peygamber (S) şöyle buyurdu: "EğerÂdem oğ­luna altın ile dolu bir vâdî verilseydi, o kendisine ikinci bir vâdî veril­mesini arzu ederdi. Şayet kendisine ikinci bir vâdî verilse, üçüncüsünü isterdi. Âdem oğlunun iç boşluğunu ancak toprak kapatır. Allah da (hırstan) tevbe eden kimsenin tevbesini kabul eder" [30].

 

27-.......İbn Şihâb şöyle demiştir: Bana Enes ibn Mâlik haber verdi ki, Rasûlullah (S) şöyle buyurmuştur: "Âdem oğlunun altın­dan bir vâdîsi olsa o kendisinin iki vâdîsi olmasını ister. Onun ağzını topraktan başka birşey asla dolduramaz. (Hırstan) tevbe edenin tev­besini Allah kabul eder."

Buhârî şöyle dedi: Ve bize Ebû'l-Velîd söyledi: Bize Hammâd ibn Seleme Sabit el-Bunânî'den; o da Enes'ten tahdîs etti ki, Ubeyy ibn Ka'b (R): "el-Hâkumu't-tekâsüru" Sûresi ininceye kadar biz "Lev kâne li'bniÂdeme" sözünü Kur'ân'dan bir âyet sanırdık, demiştir [31].

 

11- Peygamber(S)'İn "Bu Dünyâ Malı Yeşildir, Tatlıdır" (Yânî Yeşil Ve Tatlı Ot Gibi Çekicidir) Kavli Babı

 

Ve Yüce Allah da şöyle buyurdu:

"Kadınlara, oğullara, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşe, salma ve güzel atlara, hayvanlara, ekinlere olan

 ihtiraslı sevgi insanlar için bezenip süslenmiştir. Bunlar, dünyâ hayâtının (geçici) birer fâidesidir. Allah ise, nihayet dönüp varılacak yerin bütün güzelliği O'nun nezdindedir" (Mu imrân: m) [32].

Umer ibnu'l-Hattâb da bu âyet hakkında:

Yâ Allah! Biz ancak Sen'in bizler için zînetlediğin şeylerle ferahlanmaya muktedir oluyoruz. Yâ Allah, ben Sen'den, malı haklı yerinde harcamama (muvaffak kılmanı) isterim! Demiştir [33].

 

28-....... Hakîm ibn Hızâm (R) şöyle demiştir: Ben Peygamber(S)'den istedim; O da bana verdi. Sonra yine istedim, O da bana verdi. Sonra yine istedim, yine verdi. Bundan sonra: "Bu mal... "bu­yurdu.

Bazen râvî Sufyân ibn Uyeyne: Hakîm şöyle dedi, demiştir: Pey­gamber (S) bana: "Yâ Hakîm! Şübhesiz bu mal yeşildir, tatlıdır. Her kim bu malı nefis güzelliği ile hırssız olarak alırsa, o mal kendisi için bereketli, meymenetli kılınır. Kim de bunu nefis düşkünlüğü ile, hırsla alırsa, mal alan için bereketli kılınmaz. O ihtiraslı kişi yiyip yiyip de hiç doymayan (köpek açhğı hastalığına tutulmuş) kimse gibi olur. Yük­sek el, alçak elden hayırlıdır!" buyurdu [34]

 

12- "İnsanın Kendi Malından (Hayır Yollarına Harcayıp) Önden Gönderdikleri, Kendisinindir" Babı

 

29-.......Abdullah ibn Mes'ûd (R) şöyle demiştir: Peygamber (S)

—  "Hanginize mirasçısının malı, kendi malından daha çok se­vimlidir?" diye sordu.

Sahâbîler:

— Yâ Rasûlallah! Bizden herbir kişiye muhakkak kendi malı daha sevimlidir! dediler.

Rasûlullah:

—  "Çünkü kişinin kendi malı, ölümünden Önce hayır yoluna har­cayıp önden gönderdiği malıdır. Mirasçının malı da kişinin hayra sar-fetmeyip ölünceye kadar geri bıraktığı malıdır" buyurdu [35].

 

13- Bâb:

 

"(Mallarını Allah yolunda harcamayıp) çoğaltanlar, (sevâblarmı) azaltanlardır"

Ve Yüce Allah'ın şu kavli:

"Kim dünyâ hayâtını ve onun zînetini arzu ederse, onların yaptıklarının karşılığını burada tamamen öderiz. Onlar bu hususta bir eksikliğe de uğratılmazlar. Onlar öyle kimselerdir ki, âhirette kendilerine ateşten başkası yoktur.

Dünyâda işleyip yaptıkları şeyler orada boşa gitmiştir. Zâten yapageldikleri şeyler hep boştur" (Hûd: 15-16) [36].

 

30-.......Ebû Zerr (R) şöyle demiştir: Ben gecelerden bir gece dışarı çıktım. Baktım ki, Rasûlullah (S) da, yanında hiçbir insan ol­mayarak, tek başına yürüyor.

Ebu Zerr dedi ki: Ben O'nu, beraberinde kimsenin yürümesini istemiyor sandım.

Ebû Zerr dedi ki: Ay'ın gölgesinde yürümeye başladım. Rasû­lullah dönüp beni gördü de:

—  "Kimdir o?" diye sordu.

—  Ebû Zerr'dir, Allah beni Sana feda eylesin! dedim. O:

—  "Yâ Ebâ Zerr! Gel!" diye çağırdı.

Ebû Zerr dedi ki: Ben de O'nun beraberinde bir müddet yürü­düm. O:

—  "Malı devamlı çoğaltanlar kıyamet gününde sevabı azaltanlar­dır, ancak Allah'ın kendisine bir hayır (yânî mal) verdiği, onun da bu malı sağına, soluna, önüne, arkasına veren ve bu malda hayır yapan kimse böyle değildir."

Ebû Zerr dedi ki: Sonra Rasûîullah beni, etrafı taşhk bir mey­danda oturttu da:

—  "Ben sana dönünceye kadar burada otur!" buyurdu. Ebû Zerr dedi ki: Sonra kara taşlık arazî içinde ben kendisini

görmez oluncaya kadar gitti. Ve bana dönmesi epey gecikti ve gecik­meyi uzattı. Sonra ben O'nun gelmekte olduğunu işittim. Gelirken: "Hırsızlık yapsa ve zina etse de mi?" sözlerini söylüyordu. Ebû Zerr dedi ki: Rasûlullah gelince sabredemeyip:

— Ey Allah'ın Peygamberi, Allah beni Sana feda etsin. Sen taş­lık yerin kenarında birisiyle konuşuyordun, fakat ben Sana cevâb veren bir kimse işitmedim, dedim.

—  "Bu, Cibril aleyhi's-seiâmdır. Harre'nin yanında bana geldi de: Ümmetini müjdele: Her kim Allah 'a hiçbirşeyi ortak kılmayarak (tevhîd inancıyle) ölürse, cennete girer, dedi. Ben: Yâ Cibril! O kim­se hırsızlık yapsa ve zina etse de mi? dedim. Evet, dedi. Ben yine: Hırsızlık yapsa ve zina etse de mi? dedim. O da: Evet; şarâb içmiş olsa da, dedi" [37].

Nadr ibn Şumeyl şöyle dedi: Bize Şu'be tahdîs etti. Ve bize Ha-bîb ibnu Ebî Sabit, el-A'meş, Abdulazîz ibnu Rufey' üçlüsü de tah­dîs edip: Bize Zeyd ibnu Vehb bu hadîsi tahdîs etti, dediler.

Ebû Abdillah el-Buhârî şöyle dedi: Ebû Salih'in Ebû'd-Derdâ'dan olan hadîsi mürseldir, sahîh olmaz. Biz sâdece bunun ondan rivayet edildiğini tanıtmak istedik. Sahîh olan, Ebû Zerr'in hadîsidir.

Ebû Abdillah'a Atâ ibn Yesâr'ın, Ebu'd-Derdâ'dan olan hadîsi soruldu.

Ebû Abdillah yine:

— O da mürseldir, sahîh olmaz. Sahîh olan, Ebû Zerr'in hadîsi­dir, dedi.

Yine Buhârî:

— Siz Ebu'd-Derdâ'mn şu "İnsan ölüm sırasında Lâ ilahe itte'-llah sözünü söyleyip öldüğü zaman" hadîsinin üzerine ibtâl çizgisi vurunuz (çünkü o, mürseîlerdendir), dedi [38].

 

14- Peygamberdin: "Ben Uhud Dağı Kadar Altınım Olmasını Arzu Etmem" Sözü Babı

 

31-.......Ebû Zerr (R) şöyle demiştir: Ben (bir kerresinde) Me­dine'nin Harre mevkiinde Peygamber(S)'in beraberinde yürüyordum. Uhud Dağı bizim karşımıza çıkınca, Peygamber:

—  "Yâ Ebâ Zerr!" diye seslendi. Ben:

—  Lebbeyke yâ Rasûlallah! (Buyur!) dedim. Rasûlullah:

—  "Benim yanımda şu Uhud Dağı kadar altın olup da, ondan benim yanımda bir dînâr altın bulunduğu hâlde üzerimden üç gün geçmesi beni sevindirmez. Ancak borç için hazırlamakta olduğum mik-dâr altın müstesnadır. Beni sevindiren, ancak o kadar çok altını Al­lah'ın kulları uğrunda şöyle, şöyle ve şöyle verip dağıtmamdır!" buyurup sağına, soluna ve arkasına eliyle verme işaretleri yaptı.

Sonra yürüdü. Yine:

—  "Malları çok olanlar kıyamet gününde sevâbları az olanlar­dır, ancak sağına, soluna, arkasına şöyle, şöyle ve şöyle verip hayır yol­larına harcayanlar müstesnadır. Bu cömert insanlar da ne kadar azdırlar!" buyurdu.

Sonra bana:

—  "Ben senin yanma gelinceye kadar olduğun yerde dur, ora­dan ayrılma!" buyurdu.

Sonra gecenin karanlığı içinde görünmez oluncaya kadar gitti. Bu sırada ben yüksekçe bir ses işittim de Peygamber'e bir musibet arız olmuş olmasından korktum ve hemen O'nun yanına gitmek iste­dim. Fakat O'nun bana "Ben sana gelinceye kadar yerinden ayrıl­ma!" diye tenbîhlediği sözünü hatırladım da yerimden ayrılmadım. Nihayet benim yanıma geldi. Ben:

— Yâ Rasûlallah, bir ses işittim de üzerine korkup endişelendim, diye vaziyeti kendisine zikrettim.

Rasûlullah:

—  "O sesi sen de işittin mi?" buyurdu. Ben de:

—  Evet işittim, dedim. Rasûlullah:

—  "O, Cibril'di; bana geldi de: Ümmetinden Allah'a hiçbirşeyi ortak kılmayarak Ölen kimse cennete girer, dedi. Ben: O kimse zina etse ve hırsızlık yapsa da mı? diye sordum. Cibril: Zina etse ve hır­sızlık yapsa da! diye cevâb verdi!" [39].

 

32-.......Ebû Hureyre (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S): "Be­nim Uhud Dağı kadar altınım olsa, ondan yanımda bir parça şey bu­lunduğu hâlde üzerimden üç gecenin geçmemesi beni sevindirir, ancak bir borç ödemek için ayırıp hazır tutmakta olduğum mikdâr hâriçtir" buyurdu [40].

 

15- Bâb:

 

"Asıl zenginlik kalb zenginliğidir"

Ve Yüce Allah'ın şu kavli:

"Onlara verdiğimiz mal ve evlâd ile bizim kendilerinin hayırlarına acele ettiğimizi mi sanıyorlar? Hayır, onlar (işin) farkına varmıyorlar. Hakîkaten Rabb 'lerini büyük tanıyıp O'nun korkusuyla incelenler, Rabblerinin âyetlerine îmân etmekte sebat gösterenler, Rabb 'lerine eş tutmaz olanlar, Rabb 'terinin huzuruna döneceklerinden yürekleri korkarak vergilerini verenler; işte bunlardır ki, hayırlarda sür'at yarışı yaparlar ve bunlar onun için tâ önde gidenlerdir. Biz hiçbir kimseye gücü yeteceğinden başkasını teklîf etmeyiz. Nezdimizde hakkı söyleyen bir kitâb vardır. Onlar asla haksızlığa uğratılmazlar. Hayır, onların (kâfirlerin) kalbleri bundan cehalet içindedirler. Hem onların bundan başka bizzat işlemekte oldukları daha nice (kötü) amelleri de vardır" (el-Mü'minûn: 56-63).

Sufyân ibn Uyeyne (tefsirinde):

Onlar o kötü işleri henüz yapmadılar, fakat ölümlerinden önce onları muhakkak yapacaklardır (da aleyhlerine azâb kelimesi gerçekleşecektir), diye tefsir etmiştir.

 

33-.......Bize Ebû Salih, Ebû Hureyre(R)'den tahdîs etti ki, Pey­gamber (S) "Zenginlik mal çokluğundan meydana gelir değildir. Lâkin asıl zenginlik, insanın gönül zenginliğidir" buyurmuştur [41].

 

16- Fakirliğin Fazileti Babı [42]

 

34-.......Sehl ibn Sa'd es-Sâidî (R) şöyle demiştir:~Rasûlullah(S)'ın yanından bir adam geçti. Rasûlullah yanında oturmakta olan bir adama:

—  "Şu adam hakkındaki görüşün nedir?" diye sordu. O adam:

— Bu, insanların eşrafından (şeriflerinden) bir adamdır. Valla­hi bu zât bir kadınla nikâhlanmaya tâlib olsa nikâh olunmaya; birisi hakkında şefaat etse şefaati kabul edilmeye lâyık bir kimsedir, dedi.

Rasûlullah sükût etti. Sonra oradan diğer bir adam daha geçti. Rasûlullah yine yanında oturana:

—  "Bu adam hakkındaki re'yin, görüşün nedir?" diye sordu. O da:

— Yâ Rasûlallah! Bu, müslümânların fakirlerinden bir adam­dır. Bu, bir kadınla nikâhlanmaya tâlib olsa, nikâh olunmamaya; birisi hakkında şefaat ederse şefaati kabul edilmemeye; bir re'y söylerse sö­zü dinlenmemeye lâyık bir kimsedir, dedi.

Bunun üzerine Rasûlullah:

—  "İşte bu (fakîr) zât, öteki zengin gibi dünyâ dolusu insandan hayırlıdır!" buyurdu [43].

 

35-.......el-A'meş tahdîs edip şöyle dedi: Ben Ebû Vâil'den işit­tim, şöyle dedi: Bizler Habbâb(R)'a hasta ziyaretine gitmiştik. O şöyle dedi:

— Bizler Allah rızâsını isteyerek Peygamber(S)'le beraber Me­dine'ye hicret ettik. Artık ecir ve mükâfatımız (va'di gereği) Yüce Allah üzerine vâki' olmuştur. Biz Muhâcirler'den bâzı kimseler bu hicretin dünyâ ücretinden (ganimetlerden) hiçbirşey almadan geçip gittiler. İşte onlardan biri de Mus'ab ibn Umeyr'dir. Mus'ab, Uhud günü şe-hîd edildi ve arkasında çizgili yün bir kumaştan başka birşey bırak­madı. Biz o tek kumaş ile onu kefenlemeye çalıştık. Başını örttüğümüz zaman ayakları meydana çıkıyor, ayaklarını örttüğümüzde başı mey­dana çıkıyordu. (Bu yokluk karşısında) Peygamber bize şehidin başını örtmemizi ve ayaklarının üstrne de ızhır otundan bir mikdâr koy­mamızı emretti. Biz Muhâcirler'den kimi de hicretin meyvelerini top­lama zamanına ulaştı ve o şimdi bu meyveleri toplamaktadır! [44].

 

36-.......Bize Ebû Recâ, İmrân ibn Husayn(R)'dan tahdîs etti ki, Peygamber (S): "Ben (Mi'râc gecesi) cennete üzerinden baktım da, cennet ehlinin çoğunun fakirler olduğunu gördüm. Cehenneme de baktım. Cehennemdekilerin çoğunu da kadınlar gördüm!" buyur­muştur.

Bu hadîsi rivayet etmekte Ebû Recâ'ya Eyyûb es-Sahtıyânî ile Avf el-A'rabî mutâbaat etmişlerdir.

Dahr ile Hammâd ibnu Necîh de Ebû Recâ'dan; o da İbn Ab-bâs'tan olmak üzere söylemişlerdir [45].

 

37-.......Enes ibn Mâlik (R): Peygamber (S) ölünceye kadar yük­sek bir masa üzerinde yemek yemedi, yine ölünceye kadar inceltilmiş (hâlis buğday unundan) yufka ekmeği de yemedi, demiştir.

 

38-.......Âişe (R) şöyle demiştir: Vallahi Peygamber (S) vefat etti. Öyle bir hâlde ki, o zaman benim rafımda herhangi bir ciğer sa­hibinin yiyeceği yarım vesk arpadan başka birşey yoktu. Ben, bana âid olan bu raf içindeki arpadan yemeğe devam ettim. Nihayet bunu yemek bana uzun geldi de, ben o arpayı ölçtüm, sonra tükendi [46].

 

17- Bâb: Peygamber(S)'İn Ve Sahâbîlerinin Yaşayışları Nasıldı Ve Onların Kendilerini Dünyâ Ni'metlerı Ve Lezzetlerinden Uzaklaştırmaları

 

39- Ebû Nuaym Fadl ibn Dukeyn, bu hadîsin yansından bir kısmını tahdîs etti. Bize Umer ibnu Zerr tahdîs etti. Bize'Mucâhid ibn Cebr tahdîs etti ki, Ebû Hureyre (R) şöyle der idi: Kendisinden başka ilâh olmayan Allah'a yemîn ederim ki [47] , muhakkak ben (ba­zen) açlıktan karnımı yere dayardım, bazen de açlıktan karnıma taş bağlardım. Bir gün ben (Rasûlullah ile sahâbîlerinin mescidden) çı­kıp gittikleri yol uğrağı üzerine (aç ve mecalsiz) oturdum. Bu sırada Ebû Bekr geçti. Ona Allah'ın Kitâbı'ndan bir âyet sordum. Bu soru­şum ancak (beni doyurmak üzere) kendisini ta'kîb etmemi istemesi içindi. Fakat geçti gitti; ümîd ettiğim çağırmayı yapmadı. Sonra Umer uğradı. Ona da Allah'ın Kitâbı'ndan bir âyet sordum. (Maksadım âyeti öğrenmek değildi, çünkü âyeti ben iyi biliyordum.) Yine Umer'in (beni doyurmak üzere) benim kendisini ta'kîb etmemi istemesi içindi. Umer de geçti gitti, benim ümîd ettiğim çağırmayı yapmadı. Sonra bana Ebû'l-Kaasim (S) uğradı ve beni gördüğü zaman, bendeki hâlsizliği ve yüzümdeki açlık alâmetini anladı da gülümsedi. Sonra bana:

—  "Yâ Ebâ Hırr!" dedi. Ben de:

— Lebbeyke yâ Rasûlallah ( = Buyur, emrine hazırım yâ Rasû-lallah)! dedim.

Rasûlullah:

—  "Ardımsıra gel!" buyurdu, yürüdü.

Ben de O'nu ta'kîb ettim. Eve girdi. Ben de izin istedim. Bana da izin verildi. Rasûlullah girdiğinde bir bardak içinde süt buldu.

—  "Bu süt nereden geldi?" diye sordu.

— Onu Sana fulân kimse yâhud fulân kadın hediye ettiî dediler. Rasûlullah da bana:

—  "Yâ Ebâ Hırr!" diye seslendi. Ben de:

—  Buyur yâ Rasûlallah, emrine hazırım! dedim.

—  "Haydi Suffa ehline git de onları bana çağır!" buyurdu.

Ebû Hureyre dedi ki: Suffa ehli, İslâm konuklan idiler. Sığına­cak aileleri, malları ve dayanacak bir kimseleri yoktu. Rasûlullah bir sadaka geldiğinde, sadaka malını onlara gönderirdi. Kendisi sadaka malından birşey almazdı. Bir hediye geldiğinde de bunu Suffa ehline gönderirdi. Hediyeden kendisi de alır ve Suffa ehlini onda ortak yapardı.

Ebû Hureyre dedi ki: Suffa ehlini (süt ziyafetine) çağırmak ba­na fena geldi. (Kendi kendime) dedim ki: "Suffa halkı içinde şu bir bardak süt nedir ki! Lâyık olan, şu sütten bana bir yudum isabet et­meli idi de kuvvet kazanmalı idim. Da'vet edilmelerine me'mûr ol­duğum Suffa halkı şimdi gelip onlara dağıttığında, bu bir bardak sütten bana ne düşecek?" diye endişeleniyordum.

Fakat Allah'a ve Rasûlü'ne itaatten başka çâre yoktu. Bu sebeble gittim, Suffa halkını da'vet ettim. Geldiler, izin istediler, tzm verilmesi üzerine evin içinde baştan başa yerlerini aldılar [48]. Bunun üze­rine Rasûlullah bana:

—  "Yâ Ebâ Hırrl" diye seslendi. Ben de:

—  Buyur yâ Rasûlallah! Emrine hazırım! dedim. Rasûlullah:

—  "Şu süt bardağını al, konuklara ver!" buyurdu.

Ben de bardağı alıp vermeğe başladım. Bir kişiye veriyordum, o kanıncaya kadar içiyordu, sonra bardağı bana veriyordu. Ben de bardağı alıp diğer bir kişiye veriyordum. O da kanıncaya kadar içi­yor, sonra bardağı bana veriyordu. Bu suretle bütün halk kana kana içip bardağı bana vererek tâ Rasûlullah'a kadar gelip dağıtım işi sona erdi. Artık da'vetlilerin hepsi süte kanmışlardı.

Şimdi süt bardağını Rasûlullah aldı, elinde tutarak bana bakıp gülümsedi [49]  ve:

—  "Yâ Ebâ Hırrl" buyurdu. Ben de:

—  Emret yâ Rasûlallah, emrine hazırım! dedim. Rasûlullah:

—  "Süt içmedik bir ben, bir de sen kaldın!" buyurdu. Ben de:

—  Doğru buyurdun yâ Rasûlallah! dedim. Rasûlullah bana:

—  "Haydi otur da iç!" buyurdu. Ben de oturup içtim. Rasûlullah tekrar:

—  "İç!" buyurdu. Ben de içtim. Rasûlullah tekrar:

—  "İç!" diye emrediyordu (Ben de içiyordum). En sonu:

— Yâ Rasûlallah! İçemiyeceğim! Seni hakk ile gönderen Allah'a yemîn ederim ki, süt gidecek bir yol bulamam! dedim.

— "Öyle ise bardağı bana ver!" buyurdu. Ben de verdim. Rasûlullah da Allah'a hamd etti ve Besmele çe­kip geri kalan sütü içti [50].

 

40-.......Bize Kays ibn Ebî Hazım tahdîs edip şöyle dedi: Ben Sa'd ibn Ebî Vakkaas(R)'tan işittim, şöyle diyordu. Muhakkak ki, ben Allah yolunda ilk ok atan Arab mücâhidiyim. Ben kendimizi pek iyi bilirim ki, biz, Allah yolunda gaza ettiğimiz sıra huble ağacı ve şu semer ağacı denilen dikenli bâdiye ağaçlarının yapraklarından (ve yemişlerinden) başka yiyeceğimiz yoktu. Ve herbirimiz muhakkak da­varların gübre çıkarışı gibi hiç birbirine karışmayan kuru gübre çıka­rır olmuştuk. Sonra görüyorum ki, Esed oğulları kabilesi bana İslâm hükümleri ve âdabı üzerine öğretme ve doğrultma yapar oldular. (İs­lâm'daki öncülüğümle beraber dîn rükünlerini bana Esed oğulları öğ­retmeğe kalkarsa) o takdirde ben ziyan etmiş, geçmişte yaptığım çalışmalarım da zayi' olmuş gitmiştir! [51].

 

41-.......Âişe (R): Medine'ye geldiğinden vefatı zamanına ka­dar Muhammed(S)'in aile halkı üç gün arka arkaya buğday ekme­ğinden karnını doyurmadı, demiştir.

 

42-.......Âişe (R): Muhammed(S)'in aile ferdleri bir günde iki öğün yemek yemedi; yediği iki öğünden biri muhakkak hurma idi, demiştir.

 

43-.......Âişe (R): RasûlulIah(S)'m döşeği tabaklanmış deriden idi, içi de hurma lifi dolu idi, demiştir.

 

44-.......Bize Katâde tahdîs edip şöyİe dedi: Biz (Basra'da) Enes ibn Mâlik(R)'in yanına giderdik, ekmekçisi yanıbaşında ayakta dururken bize:

— Yiyiniz, ben Peygamber(S)'in Allah'a kavuşuncaya kadar ne inceltilmiş hâlis buğday unundan yapılmış yufka ekmeği gördüğünü, ne de gözüyle kızartılmış davar gördüğünü bilmiyorum, dedi.

 

45-.......Âişe (R): Üzerimize ay gelir geçerdi de evimizde yemek pişirecek bir ateş yakmazdık. Bizim yemeğimiz, sâdece hurma ile su­dan ibaretti. Ancak bize bir parça et verilmesi müstesna, demiştir.

 

46-....... Âişe (R), Urve'ye hitaben:

— Ey kızkardeşimin oğlu! Biz Peygamber ailesi iki ay içinde üç hilâl görürdük de RasûIullah(S)'ın evlerinde bir ateş yakılmazdı, de­mişti.

Urve de:

—  Teyzeciğim, sizleri ne yaşatırdı? diye sorunca da:

—  İki siyah şey: Hurma ile su! diye cevâb verip şunu ilâve et­miştir:

— Ancak Rasûlullah'ın Ensâr'dan birtakım komşuları vardı. Bu komşuların da sağımlı develeri olurdu. Onlar evlerinden bu sağımlı develerden sağıp geri vermek üzere Rasûlullah'a ariyet verirlerdi de, böylece onların sütlerini bize içirirlerdi, demiştir [52]

 

47-.......Ebû Hureyre (R): Rasûlullah (S): "Allâhumme urzuk âle Muhammedin kûten (= Yâ Allah! Muhammed ailesine geçinecek kadar rızk ihsan eyle)/" diye duâ ederdi, demiştir [53].

 

18- (İfrat Ve Tefrit Arasındaki) Doğru Yolu Tutmak Ve Salih Amele Devam Etmek Babı

 

48-.......Eş'as şöyle dedi: Ben babam EbûVSa'saa'dan işittim, şöyle dedi: Ben Mesrûk'tan işittim, şöyle dedi: Ben Âişe(R)'ye:

— Peygamber(S)'e amelin hangisi daha sevimli idi? diye sordum. Âişe:

—  (Yapıcısının devam ettiği) devamlı amel! dedi. Mesrûk dedi ki: Ben Âişe'ye:

—  Rasûlullah (gece namazına) ne zaman kalkardı? dedim. Oda:

—  Rasûlullah, horoz sesini işittiği zaman kalkardı, dedi.

 

49-.......Âişe (R): Rasûlullah(S)'m en çok sevdiği amel, sahibi­nin üzerinde devam eder olduğu ameldi, demiştir.

 

50-....... Ebû Hureyre (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S):

—  "Sizden hiçbirinizi asla kendi ameli kurtaramaz!" buyurdu. Sahâbîler:

—  Yâ Rasûlallah! Seni de mi amelin kurtaramaz? diye sordu­lar.

—  "Evet, beni de kendi amelim kurtaramaz. Ancak Allah beni rahmetiyle bürüyüp korur. Sizler doğru yolu tutun, ifrat etmeyin, gün­düzün ilk ve son saatlerinde yürüyün, gecenin sonundan da bir mik­dâr faydalanın. Ve sizler (her hâl ve hareketinizde) i'tidâle tutunun, i'tidâle tutunun ki, maksadınıza eresiniz" buyurdu [54].

 

51-....... Bize Süleyman ibn Bilâl, Mûsâ ibn Ukbe'den; o da Ebû Seleme ibn Abdirrahmân'dan; o da Âişe(R)'den tahdîs etti ki, Rasûlullah (S): * 'Doğru yolu tutunuz, (işleriniz ve ibâdetlerinizde) ifrat etmeyiniz. Şunu iyi biliniz ki, sizlerden hiçbirinizi kendi ameli cenne­te girdiremiyecektir. Amellerin Allah'a en sevgili olanı da, az olsa bile en devamlı yapılanıdır" buyurmuştur.

 

52-.......Âişe (R) şöyle demiştir: Bir kerresinde Peygamber(S)'e:

— Amellerin hangisi Allah'a daha sevimlidir? diye soruldu da,

Peygamber:

—  "Az olsa da en devamlı yapılanıdır" buyurdu ve: "Sizler amel­lerden takat yetirebileceğiniz kadarını üzerinize alınız!" tavsiyesini de ilâve etti.

 

53-....... Alkame şöyle demiştir: Ben mü'minlerin anası Âişe(R)'ye:

— Ey mü'minlerin anası! Peygamber'in ameli nasıl idi? O her­hangi bir şeyi günlerden birine tahsîs eder miydi? diye sordum.

Âişe:

— Hayır, tahsîs etmezdi. O'nun ameli devamlı olurdu. Sizin han­giniz Peygamber (S)'in güç yetirmekte olduğu kadar amele güç yeti­rebilir? Dedi [55].

 

54-.......Bize Mûsâ ibn Ukbe, Ebû Seleme ibn Abdirrahmân'­dan; o da Âişe(R)'den tahdîs etti ki, Peygamber(S):

—  "Doğru yolu tutunuz, amellerde ifrata gitmeyiniz, (ameller üzerine sevâbla) müjdeleyip sevdiriniz. Şu muhakkak ki, hiçbir kim­seyi kendi ameli cennete girdiremez" buyurdu.

Sahâbîler:

— Seni de mi kendi amelin girdiremez yâ Rasûlallah?diye sor­dular.

Rasûlullah:

—  "Evet beni de, ancak Allah beni bir mağfiret ve bir rahmetle bürüyüp korumuştur" buyurdu.

(Buhârî'nin üstadı) Alî ibn Abdillah el-Medînî: Ben bu hadîsi Ebu'n-Nadr'dan; o da Ebû Seleme'den; o da Âişe'den senediyle bil­mekteyim, demiştir.

Affân ibn Müslim de şöyle dedi: Bize Vuheyb tahdîs etti ki, Mûsâ ibn Ukbe şöyle demiştir: Ben Ebû Seleme'den işittim; o da Âişe'den ki, Peygamber (S): "Doğru yolu tutunuz, müjdeleyip sevdiriniz" bu­yurmuştur.

Mucâhid ibn Cebr de (en-Nisâ: 8; el-Ahzâb: 70 âyetlerindeki "Kavlensedîden"hakkında:) "Sedâd"ve "Sedîd", "Doğru" ma'-nâsınadır, demiştir.

 

55-.......Hilâl ibn Alî şöyle demiştir: Ben Enes ibn Mâlik(R)'ten işittim, şöyle diyordu: Rasûlullah (S) bir gün bizlere namaz kıldırdı, sonra minbere çıktı ve eliyle mescidin kıble tarafına işaret edip göstererek

şöyle buyurdu:

— "Şimdi sizlere namaz kıldırdığımdan beri mescidin şu kıble duvarı önünde cennet ve ateş, misâllendirilmiş olarak bana gösteril­di. Ben hayır veşerrde bugünkü gibisini görmedim, ben hayır veşerrde bugünkü gibisini görmedim!" buyurdu [56].

 

19- Korkmakla Beraber Ümîdli Olmak (İkisinden Birine Sıkışıp Kalmamak) Bâbî

 

Sufyân ibn Uyeyne: Bana göre Kur'ân-ı Kerîm'de şu âyetten daha şiddetli bir âyet yoktur, demiştir:

"Ey kitâb ehli!) Tevrat'ı, İncîVi ve Rabb'inizden size indirileni (Kur'ân'ın hükümlerini) dosdoğru tatbik ve icra edinceye kadar siz hiçbirşey üzerinde değnizdir... " (el-Mâide: 68) [57].

 

56-.......Ebû Hureyre (R) şöyle demiştir: Ben RasûruHah(S)'tan işittim, şöyle buyuruyordu: "Allah, (kullarının birbirine rahmet ede-geldikleri) rahmeti yarattığı gün, onu yüz rahmet olarak yarattı da kendi yanında doksan dokuz rahmeti tutup alıkoydu, geri kalan tek bir rahmeti de bütün mahlûkları arasına salıverdi. Eğer kâfir, Allah yanında bulunan rahmetin hepsini bilir olsaydı, cennetten ümidini kes­mezdi. Eğer mü'min de Allah yanındaki azabın hepsini bilir olsaydı, ateş azabından emîn olmazdı!" [58].

 

20- Allah'ın Haramlarından Sabretmek Ve Azîz, Celîl Olan Allah'ın Şu Kavli Babı:

 

"Ancak sabredenlere ecirleri hesâbsız ödenecektir" (ez-Zumer: ]0).

Umer ibnu'l-Hattâb da: Biz yaşayışımızın hayrını sabırla bulduk, demiştir [59].

 

57-.......Ebû Saîd el-Hudrî (R) şöyle haber vermiştir: Ensâr'dan bâzı kimseler RasûIullah(S)'tan (mal) istediler. Onlardan isteyen herbir kimseye Rasûlullah muhakkak verdi de, nihayet yanındaki mal­lar tükendi. Elleriyle infâk ettiği şeylerin hepsi tükendiği zaman, on­lara şöyle buyurdu:

— "Yanımda bulunan hayırdan (yânı maldan) hiçbirşeyi sizlerden alıkoymuyorum. Şu muhakkak ki, kim (istemeyip) iffetli kalmak isterse, Allah onu iffetli kılar. Kim de sabretmeye çalışırsa, Allah ona da sabır ihsan eder. Kim insanlardan müstağni olmak isterse, Allah onu müstağni kılar. Sizlere sabırdan daha hayırlı ve sabırdan daha geniş hiçbir atıyye asla verilmemiştir!" buyurdu [60].

 

58-.......el-MugîreibnŞu'be(R) şöyle diyordu: Peygamber (S) iki ayağı şişinceye yâhud kabarıncaya kadar gece namazı kılardı. Ken­disine (Allah Sen'in gelmiş, gelecek bütün günâhlarını mağfiret etti­ği hâlde bu yorucu ibâdetin sebebi nedir?) denildiğinde:

— "Ben çok şükredici bir kul olmayayım mı?" diye cevâb ve­rirdi [61].

 

21- Bâb:

 

"Kim Allah'a güvenip dayanırsa o, kendisine yetişir... " (et-Talâk: 3) [62].

er-Rabf ibnu Huseym de; "Kim Allah'a korunursa, Allah ona bir çıkış yeri ihsan eder" (et-Taiâk: 2) kavli hakkında: "İnsanlar üzerine sıkışıklık yapan herşeyden" demiştir [63].

 

59-.......Bize Şu'be tahdîs edip şöyle dedi: Ben Husayn ibn Abdirrahman'dan işittim, şöyle dedi: Ben Saîd ibn Cubeyr'in yanında oturuyordum. O İbn Abbâs(R)'tan söyledi: RasûluIIah (S): "Ümme­timden yetmişbin kişi cennete hesaba çekilmeden girerler, onlar ef­sun yapmazlar, uçan hayvanlarla uğursuzluk olacağı görüşüne gitmez­ler ve her hususta Rabb'lerine güvenip dayanırlar" buyurmuştur [64].

 

22- Dedikodunun Çirkin Görülmesi Babı

 

60-.......Bize birden çok kimseler haber verdi. Onlardan biri Mugîre ibn Mıksem, biri fulân kimse, üçüncüsü de bir adamdır. Bunla­rın üçü de eş-Şa'bî'den; o da el-Mugîre ibn Şu'be'nin kâtibi olan Verrâd'dan şöyle dediğini naklettiler. Muâviye ibn Ebî Sufyân, el-Mugîre'ye:

— Benim için Rasühıllah(S)'tan işitmiş olduğun hadîsi yaz! diye mektûb yazıp yolladı.

Verrâd dedi ki: Bunun üzerine el-Mugîre de Muâviye'ye şunları

yazdı:

— Ben Rasûlullah'ın namazdan çıkması akabinde üç kerre şun­ları söyler olduğunu işittim; "Lâ ilahe ille 'llâhu vahdehu lâ şerike le-hu lehu 'l-mulku ve lehu H-hamdu ve huve ala kullî şey 'in kadîr''. Ve

yine RasûluIIah, "Kîle ve kaale( = Denildi ve dedi)" den, çok çok suâl sormaktan, mal telef etmekten, analara itaatsizlik etmekten, kızları diri diri gömmekten nehyederdi, diye yazdı.

Ve Huşeym'den: Bize Abdulmelik ibnu Umeyr haber verip şöy­le dedi: Ben Verrâd'dan işittim; o bu hadîsi el-Mugîre'den; o da Pey-gamber'den olmak üzere tahdîs ediyordu [65]

 

23- Dili (Uygunsuz Konuşmaktan) Korumak Babı

 

Ve Peygamber(S)'in: "Allah'a ve son güne îmân eden hayır söylesin yâhud sussun!" kavli ile Yüce Allah'ın şu kavli:

'İnsan bir söz atmayadursun, mutlak yanında hazır bir gözcü vardır" (Kaaf: ıs) [66].

 

61-.......Bize Amr ibnu Alîtahdîs etti, kendisi Ebû Hâzım'dan işitmiştir. O da Sehl ibn Sa'd(R)'dan ki, Rasûhıllah (S): "Her kim iki çene kemiği arasındaki dilini ve iki budu arasında bulunan orga­nını (şerrden korumayı) bana te'mîn ederse, ben de ona cenneti te'-mîn ederim!" buyurmuştur [67].

 

62-.......Ebû Hureyre (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S) şöyle buyurdu: "Allah 'a ve son güne îmân eden hayır söylesin yâhud sus­sun. Allah 'a ve son güne îmân eden komşusuna ezâ etmesin. Allah 'a ve son güne îmân eden, konuğuna ikram etsin!"

 

63-....... Ebû Şurayh el-Huzâî (R) şöyle demiştir: Peygamber (S) bu hadîsi tebliğ ederken (benim iki gözüm yüzünü gördü) iki ku­lağım söylediklerini işitti ve kalbim de ezberledi. Peygamber:

—  "Konukluk üç gündür. Onlardan biri gelip geçici olandır" buyurdu.

— Konuğun caize olanı, yânî gelip geçici olanı nedir? denildi. Peygamber:

—  "(Onun gelip geçicisi) bir gün ve bir gecedir. Kim Allah 'a ve son güne îmân ediyorsa, konuğuna ikram etsin. Kim Allah 'a ve son güne îmân ediyorsa hayır söylesin yâhud sükût etsin!'' buyurdu [68].

 

64-.......Ebû Hureyre (R), Rasûlullah (S) şöyle buyururken işit­miştir: "Kul bazen içinde ne olduğu belli olmayan (yânî kötülüğünü ve ne sabit olacağını düşünmeden) bir söz söyler de, o söz sebebiyle ateşin içinde, güneşin doğduğu yer ile battığı yer arasından daha uzak bir derinliğe kayıp gider!"

 

65-.......Bize Abdurrahmân ibnu Abdillah, yânı İbn Dînâr, ba­bası Abdullah'tan; o da Ebû Salih'ten; o da Ebû Hureyre(R)'den tah-dîs etti ki, Peygamber (S) şöyle buyurmuştur: "Bir kul, Allah'ın hoşnûd olduğu kelimelerden bir kelimeyi ehemmiyet vermiyerek söyler de Allah o kimseyi bu kelime sebebiyle birçok derecelere yükseltir. Bir kul da Allah 'ı öfkelendirecek kelimelerden bir kelimeyi, hiç ehem­miyet vermeden söyler de, kendisi o kelime sebebiyle cehennemin içine düşer!" [69].

 

24- Allah Saygısından Dolayı Ağlamak Babı

 

66-........ Ubeyduüah şöyle dedi: Bana Habîb ibnu Abdirrahmân, Hafs ibrrÂsım'dan; o da Ebû Hureyre(R)'den tahdîs etti ki, Peygam­ber (S): "Yedi sınıf insan vardır ki, Allah onları (kıyamet gününde) gölgelendirecektir: Biri (lisânen yâhud kalben) Allah 'ı anıp da iki gözü yaş akıtan kişidir..." buyurmuştur [70].

 

25- Azîz Ve Celîl Olan Allah'tan Korkma(Nın Fadlı) Babı

 

67-.......Bize Cerîr, Mansûr'dan; o da Rıb'î'den; o da Huzeyfe(R)'den tahdîs etti ki, Peygamber (S) şöyle buyurmuştur: "Sizden önce geçen ümmetlerden bir kişi vardı. Amelinin kötülüğünü düşü­nerek ailesine şöyle vasiyet etti:

— Ben öldüğüm zaman sizler benim cesedimi alın ve beni küçük küçük zerrelere parçalayın da sıcak bir günde denize serpip dağıtın! dedi.

Ölünce ailesi ferdleri onu dediği şekilde yaptılar. Allah onun zer­relerini topladıktan sonra, ona:

—  Seni bu yaptığın işe sevkeden nedir? diye sordu. O kul da:

— Beni bu işi yapmaya sevkeden, ancak Sen 'den korkmamdır, dedi.

Bunun üzerine Allah onu mağfiret eyledi!" [71].

 

68-.......Bize Katâde, Ukbe ibnu Abdilgâfir'den; o da Ebû Saîd(R)'den tahdîs etti ki, Peygamber (S) şöyle zikretmiştir: "Sizden önce geçenler içinde yâhud sizden önceki ümmetlerden bir adam vardı. Allah ona mal ve evlâd getirmişti, yân? ona mal vermişti."

Dedi ki: "Kendisine ölüm yaklaşınca oğullarına:

— Ben sizler için hangi çeşit bir baba oldum? dedi. Oğulları:

—  Sen bize hayırlı bir baba oldun, dediler. Oda:

— Şu muhakkak ki, bu baba, Allah yanında bir hayır biriktir-memiştir, dedi."

Katâde bu "Lem yebteir..." sözünü, "Allah yanında bir hayır biriktirmedi" diye tefsir etmiştir. "Baba şöyle devam etti:

— Bu baba, Allah huzuruna vardığında Allah onu azâb edecek­tir. Bunun için bakınız! Ben öldüğüm zaman siz beni yakınız, kap­kara kömür olduğum zaman beni ezip öğüterek ufalayınız -yâhud: Beni iyice inceltiniz-. Sonra şiddetli esen bir rüzgâr olduğu zaman be­nim zerrelerimi rüzgâra verip uçurunuz, dedi ve oğullarından bu söy­lediklerini -yapacaklarına dâir:

— Rabb'ime yemîn olsun ki, yapacağız! diye kesin ahd ve mî-sâklarım aldı.

Sonra oğulları onun kendilerine söylediği bu işleri yaptılar. Al­lah Taâlâ o kimseye "Ol!" buyurdu, o da hemen bir adam olup ayakta durdu. Sonra Allah ona:

— Ey kulum, bu yaptığın vasiyete seni sevkeden nedir? diye sor­du.

O zât:

—  Sen'in mahâfetin -yâhud: Sen'den korkmaktır-, dedi. Allah:

— Kusuru -yâhud: Elden kaçan fırsatı- Allah'ın merhamet et-

mesi telâfi eder, buyurdu."

Süleyman et-Teymî yâhud Katâde şöyle dedi: Ben bu hadîsi Ebû Usmân'a tahdîs ettim. O da: Ben bunu Selmân el-Fârisî'den; o da Peygamber'den tahdîs ediyordu. Ancak o şunu ziyâde etti: "O adam: Benim zerrelerimi denize serpin, dedi" yâhud Ebû Saîd'in tahdîs et­tiği gibi. Muâz da şöyle dedi: Bana Şu'be tahdîs etti ki, Katâde: Ben Ukbe'den işittim, demiş; Ukbe de: Ben Ebû Saîd'den işittim; o da Peygamber'den, demiştir [72].

 

26- Ma'siyetlerden Vazgeçme(Nin Vucûbu) Babı

 

69-.......Ebû Mûsâ el-Eş'arî (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S) şöyle buyurdu: "Benim meselim ve beni kendisiyle Allah 'in peygam­ber gönderdiği şeyin meseli, şu kimsenin meseli gibidir: O bir kavme, geldi de:

— Ben şurada gözlerimle bir ordu gördüm (onlar beni soydular, ben kaçtım). Ben çıplak bir korkutucuyum. Hemen kurtulmaya, he­men kaçmaya bakın! dedi.

Bu haber üzerine kavimden bir taife ona itaat edip sözünü tuta­rak bütün gece vakaar ve haysiyetleriyle kaçıp kurtuldular.

Kavimden bir taife de onu yalanladılar. Bunun üzerine sabahle­yin ansızın ordu onları basıp hepsini öldürdü" [73].

 

70-.......Bize Ebu'z-Zinâd, Abdurrahmân'dan tahdîs etti. O da Ebu'z-Zinâd'a Ebû Hureyre(R)'den işittiğini tahdîs etmişti. Ebû Hu-reyre de RasûlulIah(S)'tan şöyle buyururken işitmiştir: "Benim me­selimle insanların meseli, ancak şu adamın meseli gibidir: O bir ateş yaktı da, ateşin ışığı etrafını aydınlattığı zaman küçük kelebekler ve ateşin içine düşer olan şu hayvanlar ateşin içine düşmeğe başladılar. O adam da bu hayvancıkları geri çekmeye başladı. Fakat hayvanlar ona gâlib gelip hepsi de ateşin içine düşüyorlardı. İşte ben de sizlerin izâr bağlarınızdan tutuyor ve sizleri ateşten çekip kurtarmaya çalışı­yorum, insanlar ise ateşe giriyorlar!" [74].

 

71-.......Âmir eş-Şa'bî şöyle demiştir: Ben Abdullah ibn Amr'dan işittim, şöyle diyordu: Peygamber (S): "Müslüman, dilinden ve elinden müslümânların selâmette kaldığı kimsedir. Muhacir de Al­lah'ın nehyettiği şeyleri terkedendir" buyurdu [75].

 

27- Peygamber(S)'İn: "Benim Bilmekte Olduğum Hakikatleri Sizler Bilir Olsaydınız, Muhakkak Az Güler Çok Ağlardınız" Kavli Babı

 

72-.......Ebû Hureyre (R) şöyle der idi: Rasûlullah (S): "Be­nim bilmekte olduğum hakikatleri sizler bilir olsaydınız, muhakkak az güler, çok ağlardınız" buyurdu [76].

 

73-....... Enes ibn Mâlik (R) de: Peygamber (S): "Benim bil­mekte olduğum şeyleri sizler bilir olsaydınız, elbette az güler, çok ağlardınız" buyurdu, demiştir [77].

 

28- Bâb:

 

"Cehennem, şehvet perdeleriyle örtülmüştür

 

74-.......Bana Mâlik, Ebu'z-Zinâd'dan; o dael-A'rec'den; o da Ebû Hureyre(R)'den tahdîs etti ki, Rasûlullah (S): "Ateş, şehvet per­deleriyle perdelenip örtüldü. Cennet de nefsin hoşlanmadığı mükel­lefiyetlerin zorluklarıyle perdelenip örtüldü" buyurmuştur [78].

 

29- Bâb:

 

'Cennet sizin herbirinize kendi nalınının tasmasından daha yakındır. Ateş de bunun gibi yakındır".

 

75-.......Abdullah ibn Mes'ûd (R): Peygamber (S): "Cennet si­zin herbirinize, kendi ayağındaki ediğin tasmasından daha yakındır. Ateş de bunun gibi yakındır" buyurdu, demiştir [79].

 

76-.......Bize Şu'be, Abdulmelik ibn Umeyr'den; o da Ebû Seleme'den; o da Ebû Hureyre(R)'-den tahdîs etti ki, Peygamber (S): "Şâir sınıfının söylediği en doğru beyit:

Ela kullu şey'in mâ halâîlâhe bâtüu

(Ve kullu naîmin îâ mâ hâlete zâilu)

(= Allah'tan başka herşey bâtıldır,

Ve her ni'met çaresiz zail olucudur) beytidir" buyurmuştur [80].

 

30- Bâb:

 

"İnsan (dünyâ ni'meti hususunda) kendinden aşağıda olan kimseye baksın da, kendinin üstünde olana bakmasın".

 

77-.......Bana Mâlik, Ebu'z-Zinâd'dan; o dael-A'rec'den; oda Ebû Hureyre(R)'den tahdîs etti ki, Rasûlullah (S): "Sizden birinizya-ratıhş, mal ve evlâd hususunda kendisinden üstün kılınmış kimselere baktığı zaman (üzülmesin), hemen kendisinden aşağı (hâili) kimsele­re baksın" buyurmuştur [81].

 

31- Bir Güzellik İşlemeyi Yâhud Bir Çirkinlik Yapmayı Kasdeden Kimse Babı

 

78-.......Bize Ebû Recâ el-Utâridî, İbn Abbâs(R)'tan tahdîs et­ti. Peygamber (S) Azîz ve Celîl olan Rabb'inden rivayet ettiği bir ha­dîsinde şöyle dedi: "Şübhesiz Yüce Allah (eşyadaki) güzellikleri ve çirkinlikleri takdir edip yazdı. Sonra güzellerin güzelliğini, fenaların ve kötülerin de çirkinliklerini beyân edip açıkladı. Her kim bir gü­zel iş yapmak diler de onu yapamazsa, Allah o kimse hesabına kendi dîvânında (meleklerine) tam bir hasene (sevabı) yazdırır. Eğer o kimse güzel bir iş yapmak ister ve yaparsa Allah o kimse lehine kendi dîvâ­nında on hasene sevabından yediyüz misline ve daha çok emsaline kadar hasene sevabı yazdırır. Bir kimse de çirkin bir iş yapmayı kas-deder ve onu işlemezse, Allah kendi dîvânında onun lehine tam bir hasene sevabı yazdırır. Eğer o kimse fena bir iş yapmak ister de o fenalığı yaparsa, Allah onun aleyhine bir tek kötülük yazdırır" [82].

 

32- Günâhların Küçük Görülenlerinden Sakınılması Babı

 

79-....... Enes ibn Mâlik (R) şöyle demiştir: Sizler muhakkak birçok ameller yapmaktasınız ki, onlar sizin gözlerinizde kıldan ince­dir. Şu muhakkak ki, bizler Peygamber(S)'in zamanında onları he­lak edici günâhlar sayardık.

Ebû Abdillah el-Buhârî: Enes, bu "Mûbikaat" sözüyle "Muh-likât"ı kasdediyor, demiştir [83].

 

33- Bâb: Ameller (Ölüm Sırasındaki) Sonlarına Göre Değerlendirilir Ve Onlardan Korkulacak Olanlar?

 

80-....... Sehl ibn Sa'd es-Sâidî (R) şöyle dedi: Peygamber (S) Hayber harbinde müşriklerle mukaatele etmekte olan bir adama baktı. O adam savaştaki yeterlilik bakımından müslümânlann en büyükle­ri derecesinde idi. Ona baktı da:

—  "Her kim cehennem ehlinden bir adama bakmak isterse, şu adama baksın!" buyurdu.

Peygamber'in bu sözü üzerine sahâbîlerden bir zât hiç ayrılmak-sızın o adamı ta'kîb edip gözledi. O adam sonunda yaralanınca ça­buk ölmek isteyerek kendi kılıcının sivri ucunu iki memesinin arasına koydu. Sonra üzerine dayanıp yüklendi, kılıç iki küreği arasından dı­şarı çıktı (ve öldü). Onun bu işi Peygamber'e ulaşınca:

—  "Kul, insanların görüşünde cennet ehlinin amelini yapar, hâl­buki o, muhakkak ateş ehlindendir. Yine kul insanların görüşünde ateş ehlinin amelini yapar, hâlbuki o, cennet ehlindendir. Ameller an­cak (ölüm sırasındaki) sonlarına göre değerlendirilir" buyurdu [84].

 

34- Bâb: Yalnız Yaşamak Kötü Topluluklara Karışmaktan Rahatlıktır

 

81-.......Ebû Saîd el-Hudrî (R) şöyle demiştir: Bir bedevî Arab Peygamber(S)'e geldi de:

—  Yâ Rasûlallah! İnsanların hangisi hayırlıdır? diye sordu. Rasûlullah:

—  "Caniyle, maliyle (Allah yolunda) cihâd eden adamdır ve bir de vadilerden bir vâdî içinde (yalnızlığa çekilerek) Rabb'ine ibâdet eden ve insanları şerrinden rahat bırakan adamdır" buyurdu.

Bu hadîsi ez-Zuhrî'den rivayet etmekte Şuayb'e, ez-Zubeydî, Sü­leyman ibn Kesîr ve en-Nu'mân mutâbaat etmişlerdir. Ve Ma'mer ibn Râşid, ez-Zuhrî'den; o da Atâ ibn Yezîd'den yâhud Ubeydullah'tan; o da Ebû Saîd'den; o da Peygamber'den olmak üzere söyledi.

Yûnus, îbnu Musâfir, Yahya ibn Saîd üçlüsü de İbn Şihâb'dan; o da Atâ ibn Yezîd'den; o da Peygamber'in bâzı sahâbîlerinden; on­lar da Peygamber(S)'den söylediler [85].

 

82-....... Ebû Saîd el-Hudrî (R) şöyle diyordu: Ben Peygamber(S)'den işittim, şöyle buyuruyordu: "İnsanlar üzerine Öyle (sıkın­tılı) bir zaman gelir ki, onda müslümân kişinin hayırlı malı koyun sürüşüdür. Müslümân o koyun sürüsünü dağ başlarına ve yağmur dü­şen vadilere götürür, böylece dîni yüzünden olacak fitnelerden kaçar kurtulur!" [86].

 

35- (İnsanlardan) Emânetin Kaldırılması Babı [87]

 

83-.......Ebû Hureyre (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S- bir A'râbî'nin sorusuna cevâb olarak):

—  ''Emânet zayi' edildiği zaman kıyameti bekle!" buyurdu. A'râbî:

— Emâneti zayi' etmek nasıl olur yâ Rasûlallah? diye tekrar so­runca:

—  "İş ehli olmayan kimseye havale edilip dayandırıldığı zaman kıyameti bekle!" buyurdu [88].

 

84-.......Huzeyfe (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S) bize iki hâ­dise haber verdi. Bunlardan birisini gördüm, öbürüsünü görmeyi göz­lüyorum. Rasûlullah bana (emânetin nasıl indirildiğini şöyle) haber verdi: "Emânet (yânı dîn duyguları, adalet ve emniyet umdeleri ilk önce) sâlih kimselerin gönüllerinin derinliğine indi. (Böylece emânet fıtrî oldu.) Sonra o kullar Kur'ân 'dan bilgi aldılar, sonra sünnetten bilgi aldılar (bu da kesbî oldu)."

Rasûlullah bize emânetin geri kaldırılmasını da haber verip şöy­le buyurdu: "(Fıtrî ve kesbî duygular sahibi olan) bilgili kişi, bir uy­ku uyur. O uyurken emânet kalbinden silinip alınır da, emânetin eseri (izi, yeri), rengi uçuk bir nokta hâlinde yanık yeri gibi kalır. Sonra o bilgin kişi bir uyku daha uyurken, emânetin (geri kalan kısmı da) alınır. Bunun eseri ve yeri de balta sallayan bir işçinin avucundaki kabarcık gibi kalır (bir zaman sonra o da söner gider). Şu hâlde (o mübarek) emânet, senin ayağına düşürdüğün bir ateş parçasının düş­tüğü yeri şişirip senin onu bir kabarcık şeklinde görmen gibidir. Hâl­buki bu kabarcıkta (bedenin hayâtı üzerinde te'sîrli) birşey yoktur (bir zaman sonra söner gider). Şu vaziyette halk birbirleriyle alışveriş et­mek ve medenî münâsebette bulunmak için (müşkil bir günün) saba­hına erişmiş bulunur. Hiçbir kimse emâneti edâ etmek imkânım bulamaz. Şöyle ki, bazen 'Fulân oğulları içinde emîn bir kimse var­dır (emâneti ona verelim)' denilir. Bazen birisinin lehine: 'O ne akıl­lıdır, ne tedbirlidir; o ne zerâfetli zâttır, o ne kahramandır!' diye şehâdet olunur. Hâlbuki hakkında propaganda yapılan şahsın kal­binde hardal dânesi kadar îmândan bir eser yoktur. "

Huzeyfe dedi ki: Bana öyle bir zaman karşı geldi (öyle bir za­manda yaşadım) ki, o (saâdetli ve emânetli) devirde ben kiminle alış­veriş edeceğim diye tasalanmazdım. Çünkü medenî münâsebette

bulunacağım kimse müslümânsa, onu İslâm Dîni (bana hıyanet et­mekten) men' ederdi. Eğer Hnstiyân (ve Yahûdî) ise, onu bulundu­ğu yerin vâlîsi hıyanetten men* ederdi. (Bu suretle o devirde umûmî bir emniyet vardı.) Bu gün ise, ben fulân ve fulândan başka kimse ile alışveriş edemez oldum! [89].

 

85-.......Abdullah ibn Umer (R) şöyle demiştir: Ben RasûlulIah(S)'tan işittim: "İnsanlar ancak yüz deve gibidirler; içlerinde he­men hemen kâmil sıfatlı, kullanışlı bir tane iyi binek devesi bulamaz­sın!" buyuruyordu [90].

 

36- (Amellerde) Gösteriş Yapma Ve İşitilip Şöhret Kazanma Düşkünlüğümün Kötülüğü) Babı

 

86-.......Seleme ibn Kuheyl şöyle demiştir: Ben Cundeb ibn Abdillah'tan işittim. Peygamber (S) şöyle buyurdu, diyordu.

Seleme dedi ki: Ben (bu zamanda) Cundeb'den başka kimseden "Peygamber (S) şöyle buyurdu" derken işitmedim. Cundeb'e yak­laştım ve onun şöyle demekte olduğunu işittim: Peygamber (S): ''Kim (işlediği hayrı şöhret için) insanlara duyurursa, Allah onun (gizli iş­lerini) duyurur. Kim de (herhangibir hayrı) gösterişçe yaparsa, Allah da onun gösterişçiliğini meydana çıkarır" buyurdu  [91].

 

37- Allah'a Tâat Yolunda Nefsîyle Mücâhede Eden Kimse(Nin Fazileti) Babı

 

 

87-....... Bize Enes ibn Mâlik (R) tahdîs etti. Muâz ibn Cebel (R) şöyle demiştir: Ben bineği üzerinde iken Peygamber(S)'in arka tarafına binmiş, O'nunla aramda ancak semerin ağacı olup beraber yol aldığımız sıra bana:

—  "Yâ Muâz!" diye nida etti. Ben:

— Lebbeyke yâ Rasûlallahi ve sa'deyke (= Buyur yâ Rasûlallah, tekrar tekrar emrine hazırım, tekrar tekrar yardıma hazırım)! dedim.

Sonra bir müddet yürüdü. Sonra yine:

—  "Yâ Muâz!" diye seslendi. Ben:

— Buyur yâ Rasûlallah, tâate hazırım, yardıma hazırım! dedim. Sonra bir müddet daha yürüdü. Sonra yine:

—  "Yâ Muâz ibne Cebel!" diye seslendi. Ben:

— Buyur yâ Rasûlallah, itaatine ve yardım etmeye hazırım! de­dim.

—  "Allah'ın kulları üzerinde ne hakkı vardır bilir misin?" diyre sordu.

Ben:

— Allah ve Rasûlü en bilendir, dedim.

—  "A ilah 'in kullan üzerinde sabit olan hakkı, kulların Allah 'a itaat ve ibâdet etmeleri ve Allah'a hiçbirşeyi ortak kılmamalandır" buyurdu.

Sonra bir süre daha yürüdü. Sonra:

—  "Yâ Muâz ibne Cebel!" dedi.

Ben yine:

—  Lebbeyke yâ Rasûlallahi ve sa'deyke! dedim.

— "Kullar bu tevhîd ve ibâdeti yaptıkları zaman, kulların Allah üzerindeki hakları nedir bilir misin?" diye sordu.

Ben:

—  Allah ve Rasûlü en bilendir! dedim.

—  "Kulların Allah üzerindeki hakkı, Allah'ın onları azâb etme­mesidir" buyurdu [92].

 

38- Tevazu, Yânî Alçak Gönüllü Olma(Nın Fazileti) Babı

 

88-.......Enes ibn Mâlik (R) şöyle demiştir: Rasûlullah(S)'ın Adbâ ismi verilen bir dişi binek devesi vardı. (Koşuda ve seferde) onun önüne geçilmezdi. Bir ara genç bir yük devesi üstünde bir bedevî gel­di. (Yapılan koşuda) bu yük devesi Adbâ'yı geçti. Ve bu geçiş, müs-lümânlar üzerine ağır geldi ve:

— Adbâ'nm önüne geçildi! dediler.

Bunun üzerine Rasûlullah:

— "Allah 'in dünyâdan yükselttiği herbir şeyi muhakkak alçalt-ması hakk bir kaanûndur!" buyurdu [93].

 

89-.......Ebû Hureyre (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S) şöyle buyurdu: "Allah şöyle buyurdu: Her kim beni tanıyan ve ihlâs ile bana ibâdet eden bir kuluma düşmanlık ederse, ben de ona harb i'-lân ederim. Kulum bana, kendisine farz kıldığım şeylerden daha sev­gili olan birşeyle yaklaşamaz. Kulum bana nafile ibâdetlerle de yaklaşmaya devam eder. Nihayet ben onu severim. Ben kulumu se­vince de artık onun işitir kulağı, görür gözü, tutar eli, yürür ayağı mesabesinde olurum (ve bu organlarıyle meydana gelmesini arzu et­tiği bütün dileklerini veririm). Diliyle de her ne isterse muhakkak onları da kendisine ihsan ederim. Bana sığınmak isteyince de muhakkak ku­lumu sığındırır, korurum. Ben yapmasını dilediğim hiçbirşey hakkın­da, mü 'minin ölümü karşısındaki tereddüdüm gibi tereddüt etmedim. Fakat bunda kulum ölümden hoşlanmıyordu, ben de kuluma acı ge­len şeyi sevmiyordum " [94].

 

39- Peygamber(S)'İn (İki Parmağıyle İşaret Edip): "Ben ve kıyamet şu ikisi gibi yakın gönderildim" Kavli İle Azîz Ve Celîl Allah'ın Şu Kavli Babı:

 

"Göklerin ve YerHn gaybı Allah'a mahsûstur. Saat (kıyamet) hâdisesi de ancak göz kırpma gibidir. Yâhud o, daha yakındır. Çünkü Allah herşeye hakkıyle kaadirdir" (en-Nahi: 77) [95].

 

90-.......Sehl ibn Sa'd (R): Rasûlullah (S) iki parmağını (şehâdet parmağı ile orta parmağını) uzatıp işaret ederek: "Kıyamet günü ile ben şu ikisi gibi ba's olundum" buyurdu, demiştir.

 

91-.......Bize Şu'be, Katâde'den; o da Ebu't-Teyyâh'tan; o da Enes(R)'den tahdîs etti ki, Peygamber (S): "Kıyamet günü ile ben işte şu iki parmak gibi yanyana ba's olundum" buyurmuştur.

 

92-.......BizeEbûBekr ibn Ayyâs, Ebû Husayn'dan; o daEbû Salih'ten; o da Ebû Hureyre(R)'den haber verdi ki, Peygamber (S), iki parmağını kasdederek: "Ben ve kıyamet, şu iki parmak gibi bir­birine yakın olarak gönderildim" buyurmuştur.

Bu hadîsi Ebû Husayn'dan rivayet etmesinde İsrâîl ibn Yûnus, Ebû Bekr'e mutâbaat etmiştir [96].

 

40- Bâb: (Güneşin Garbdan Doğması) [97]

 

93-.......Bize Ebu'z-Zinâd, Abdurrahmân'dan; o da Ebû Hureyre(R)'den tahdîs etti ki, Rasûlullah (S) şöyle buyurmuştur: "Güneş batıdan doğuncaya kadar kıyamet kopmaz- Güneş batıdan doğduğu zaman, insanların hepsi onu görürler de toptan hepsi îmân ederler. İşte bu, *... Rabb Hnin âyetlerinden biri geldiği gün, daha ev­velden îmân etmiş veya îmânında bir hayır kazanmış olmayan hiçbir kimseye (o günkü) imânı asla fayda vermez...n (ei-En'âm: 158) olduğu zamandır. Muhakkak ki, kıyamet şübhesiz kopacaktır; öyle bir hâl­de ki, alım-satım için satıcı ile müşteri aralarında kumaşlarını yay­mış olacaklar da alım-satım yapamadan ve kumaşlarını da düremeden ansızın kopacaktır. Yine muhakkak kıyamet kopacaktır. Şöyle ki: Kişi sağımlı devesinin sütünü sağıp getirdiği hâlde, onu tadıp içmeden an­sızın kopacaktır. Yine kıyamet şübhesiz kopacaktır. Öyle bir hâlde ki, kişi su havuzunu sıvayıp tamir edecek, fakat kıyamet ansızın ko­pacak da havuzun suyunu kullanmak nasîb olmayacaktır. Kıyamet muhakkak kopacak; öyle bir çabuklukta ki, sizden herhangibiriniz yemek yerken, lokmasını ağzına kaldıracak, fakat kıyamet ansızın kopacak da o lokmasını yiyemeyecektir" [98].

 

41- Bâb:

 

'Allah'a kavuşmayı arzu eden kimseye Allah da kavuşmasını sever".

 

94-.......Bize Katâde, Enes ibn Mâlik'ten; o da Ubâde ibnu's- Sâmit(R)'ten tahdîs etti ki, Peygamber (S) şöyle buyurmuştur:

—  "Her kim Allah'a kavuşup görmeyi arzu eder severse, Allah da ona kavuşup görmeyi sever. Her kim de Allah 'a kavuşmaktan hoş­lanmazsa, Allah da ona kavuşmaktan hoşlanmaz."

Âişe yâhud Peygamberdin kadınlarından biri:

— (Yâ Rasûlallah!) Bizler ölümden elbette hoşlanmayız! dedi­ler.

Peygamber, kadınlara:

—  "Ölüm sizin bildiğiniz gibi değil, lâkin bu şöyledir: Mü 'mine ölüm hâli gelince, Allah'ın o kuldan hoşnûdluğu, Allah'ın ikram ve ihsanı ile müjdelenir. Bu müjde üzerine artık mü'mine (ölüm gibi) kendisini karşılayacak hâllerden daha sevimli birşey olamaz. O anda mü'min Allah 'a kavuşmayı arzu edip ister, Allah da mü'min kuluna kavuşmayı sever. Fakat kâfir öyle değildir: Ona ölüm hâli hazır ol­duğunda, Allah'ın azabı ve ukubeti müjdelenir. O anda kâfire, önün­deki ölüm gibi hâllerden daha çirkin bir hâl olamaz. Bu suretle kâfir, Allah'a kavuşmayı fena görür, Allah da onunla buluşmayı çirkin gö­rür."

Bu hadîsi Ebû Dâvûd Süleyman et-Tayâlisî ile Amr ibnu Mer-zûk, Şu'be'den kısaltarak rivayet ettiler.

Saîd ibn Ebî Arûbe, Katâde'den; o da Zurâre ibn Ebî Evfâ'dan; o da Sa'd ibn Hişâm'dan; o da Âişe'den; o da Peygamber(S)'den ol­mak üzere söyledi [99].

 

 

95-.......Bize Ebû Usâme, Bureyd'den; o da Ebû Burde'den; o da Ebû Mûsâ(R)'dan tahdîs etti ki, Peygamber (S): "Her kim Al­lah 'a kavuşmayı severse, Allah da ona kavuşmayı sever. Her kim de Allah'a kavuşmayı sevmezse, Allah da onunla buluşmayı istemez" buyurmuştur.

 

96-....... İbn Şihâb şöyle demiştir: Bana Saîd ibnu'I-Müseyyeb ile Urvetu'bnu'z-Zubeyr, ilim ehlinden birçok adamlar içinde haber verdiler ki, Peygamber(S)'in zevcesi Âişe (R) şöyle demiştir: Rasû-lullah (S) sıhhatte iken:

—  "Hiçbir peygamberin ruhu, cennetteki durağını görmedikçe kabzolunmaz. Sonra (ölümle hayât arasında) muhayyer kılınır" bu­yurur dururdu.

Hastalanıp ruhu kabzolunmak zamanı gelince, başı benim dizi­min üstünde bulunduğu bir sırada kendisine bir süre baygınlık geldi. Sonra ayıhnca gözünü tavana doğru dikti. Sonra:

—  "Yâ Allah, en yüksek refiki isterim" diye duâ etti. Bunun üzerine ben:   "Artık Rasûlullah şimdi bizleri ihtiyar

etmiyor" dedim. Ve bildim ki, Rasûlullah'm bu duası sıhhatli zama­nında bize söyleyegeldiği haber(in kendisinde tecellîsi)dir.

Âişe: Peygamberdin tekellüm ettiği en son kelime, işte bu "Allâ-humme er-Refîkal-Alâ" duası oldu, demiştir [100].

 

42- Ölümün (Aklı Giderici) Şiddetleri Babı [101]

 

97-.......Âişe (R) şöyle derdi: RasûIullah(S)'ın ölüm hastalığı müddetince ön yanında deriden yâhud ağaçtan, içi su dolu bir kap dururdu -terdîdli söyleyen râvî Umer ibn Saîd'dir-. Rasûlullah elleri­ni suyun içine sokmaya ve ıslak elleriyle yüzünü meshetmeye başlar ve "Lâ ilahe illeHlâh! Ölümün birçok şiddetleri, sadmeleri vardır" diyordu.

Sonra elini kaldırdı da tâ ruhu alınıncaya kadar: "Yâ Allah, be­ni en yüksek refik camiasında kıl!" diye duâ etmeye başladı. Ve bu duâ ile Peygamber'in mübarek eli düştü. (Allah O'na salât ve selâm eylesin!) [102].

 

98-.......Âişe (R) şöyle demiştir: Çöl Arablarından kaba ve câ­hil birtakım adamlar vardı. Bunlar Peygamber(S)'e gelirler ve:

— Kıyamet ne zaman kopacak? diye sorarlardı. Rasûlullah da bunların en küçük yaşlısına bakar da:

—  "Şu genç yaşarsa, buna ihtiyarlık erişmeden sizin başınıza kı­yametiniz kopar (hepiniz ölürsünüz)" buyururdu.

Hişâm ibn Urve: Peygamber "Kıyametiniz kopar" sözüyle, on­ların ölümlerini kasdediyordu, demiştir [103].

 

99-.......EbûKatâdeRıb'îel-Ensârî(R) şöyle tahdîs ederdi: RasûlulIah(S)'in yânından bir cenaze geçirilmişti. Bunun üzerine Rasû­lullah:

—  "Kendisi rahat/ayan veya kendisinden kurtulunmuş olandır" buyurdu.

Sahâbîler:

— Yâ Rasûlallah! Rahatlayan veya kendisinden rahatlanan ne­dir? diye sordular.

Rasûlullah:

—  "Mü'min olan kul, dünyânın yorgunluklarından ve ezaların­dan Azız ve Celîl olan Allah'ın rahmetine gidip istirahat eder. Fâcir olan kula gelince ondan da diğer kullar, şehirler, ağaçlar ve hayvan­lar kurtulup istirahat ederler" buyurdu.

 

100-.......Muhammed ibn Amr ibn Halhala şöyle demiştir: Bana Ma'bed ibn Ka'b, Ebû Katâde'den tahdîs etti ki, Peygamber (S): "(Öl­mekle) istirahat eden ve kendisinden istirahat edilendir. Mü'min dünyâ yorgunluğundan istirahat eder" buyurmuştur [104].

 

101-.......Enes ibn Mâlik (R) şöyle diyordu: Rasûlullah (S) şöyle buyurdu: "Ölüyü üç şey ta'kîb edip kabre kadar gider de ikisi tekrar geri döner, biri orada onunla beraber kalır: Ölüyü ailesi, malt ve ameli ta'kîb eder. Neticede ailesi ve malı geriye döner de, kendisiyle bera­ber sâdece ameli kalır " [105].

 

102-.......Abdullah ibn Umer (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S) şöyle buyurdu: "Sizden biriniz vefat ettiği zaman, sabah akşam ona oturacağı yer arz olunup gösterilir. Ateşten olan ve cennetten olan oturağı gösterilir de ona tâ diriltileceği vakte kadar: İşte burası se­nin durağındır! denilir" [106].

 

103-.......Âişe (R): Peygamber (S): "Sizler ölülere sövmeyiniz. Çünkü onlar önden göndermiş oldukları amellerin karşılıklarına ulaşmışlardır" buyurdu, demiştir [107].

 

43- Sûr'a Üfürülmesi Babı

 

Mucâhid İbn Cebr:   "SÛr" (el-Kehf: 100; Yâsîn: 51; ez-Zumer: 68; Kaaf: 20), boru hey'eti gibidir. "Zecretun" (es*saffât: 19; en-Nâziât: 13), "Sayha" ma'nâsınadır, demiştir.

İbn Abbâs da: "en-Nâkûr" (ei-Müddessir: 7), "Siir"duT.

"er-Râcife" (en-Nâziât: 6), birinci üfürmedir. "er-Râdîfe" (en-Nâziât: 7) de ikinci üfürmedir, demiştir [108].

 

104-.......Ebû Hureyre (R) şöyle demiştir: Biri müslümânlardan, biri de Yahûdîler'den olan iki adam birbirleriyle sövüştüler. Müs­lüman, Yahudi'ye:

— Muhammed'i âlemler üzerine seçip tercih eden Allah'a yemîn ederim ki! dedi.

Yahûdî de müslümâna hitaben:

— Musa'yı âlemler üzerine seçip tercih eden Allah'a yemîn ede­rim ki! dedi.

Ebû Hureyre dedi ki: Yahûdî bu yemini yaptığı sırada müslü-mân öfkelendi de Yahudi'nin yüzüne bir tokat vurdu. Bunun üzeri­ne Yahûdî, RasûIullah(S)'ın yanına gitti de, kendisinin ve müslümân kişinin işinden olup biten şeyleri Rasûlullah'a haber verdi. Bunun üze­rine Rasûlullah:

—  "BeniMûsâ üzerine daha hayırlı kılmayınız! Çünkü insanlar kıyamet gününde hep çarpılıp bayılacaklardır. (Onlarla beraber ben de çarpılıp bayılırım.) Fakat ben ilk ayılan kimseler içinde olurum. O anda Musa'yı Arş'ın bir tarafına sıkıca tutunmuş hâlde görürüm. Bilmiyorum, Mûsâ da bayılanların içinde idi de benden evvel mi ayıldı yâhud bayılmaktan Allah'ın müstesna kıldığı kimselerden mi idi?" [109].

 

105-.......Ebû Hureyre (R) şöyle demiştir: Peygamber (S) şöy­le buyurdu: "Bayılıp düşecekleri zaman insanlar hep bayılıp düşer­ler. Kalkışta ben, ayağa kalkanların ilki olurum. Bir de görürüm ki, Mûsâ Arş'a sıkıca tutunmuş durmaktadır. Artık ben Mûsâ da bayı­lanların içinde miydi (yâhud değil miydi) bilemiyorum."

Bu hadîsin aslını Ebû Saîd de Peygamber'den rivayet etmiştir.

 

44- Bâb:

 

"Allah kıyamet günü bütün yer tabakalarını kabzeder" Bu hadîsi Nâfi\ Ibn Umer'den; o da Peygamber(S)'den

rivayet etmiştir [110]

 

106-.......ez-Zuhrî şöyle demiştir: BanaSaîd ibnu'l-Müseyyeb, Ebû Hureyre(R)'den tahdîs etti ki, Peygamber (S): "Allah (kıyamet günü) bütün yer tabakalarını kabzasına alır, gökleri de sağ eli içine dürer büker. Sonra (mahşer halkına): İşte ben kâinatın Melik'iyim! Yeryüzünün melikleri nerede? diye hitâb eder" buyurmuştur.

 

107-.......Ebû Saîdel-Hudri (R) şöyle demiştir: Peygamber (S) şöyle buyurdu: "Kıyamet gününde bütün Arz, tandırda pişirilen bir tek ekmek (gibi) olur. Cebbar olan Allah, onu kudret eliyle evirir çe­virir (düzelinceye kadar) altüst eder. Sizin biriniz yolculukta bazla­masını (tandıra koyup pişirinceye kadar) evirip çevirdiği gibi. (Bu muazzam ekmek, uzun müddet mahşerde bekleyen) cennet ehli için yolcu konuk azığı olarak hazırlanır."

Ebû Saîd dedi ki: Bu sırada bir Yahûdî geldi de:

— Yâ Ebâ'l-Kaasım! Rahman Sana mübarek kılsın! Cennet eh­linin kıyamet günü yol azığının ne olduğunu Sana haber vereyim mi? dedi.

Rasûlullah:

—  "Evet" buyurdu. Yahûdî:

— Rasûlullah'ın söylediği gibi, Arz bir tek ekmek yapılır! dedi. Bunun üzerine Rasûlullah bize baktı. Sonra (taaccüb edip hoş­lanarak) son dişleri meydana çıkıncaya kadar güldü. Sonra Yahûdî:

—  Sana cennet ehlinin ekmeklerinin katığını da haber vereyim mi? dedi" ve şöyle devam etti:

—  Cennet ehlinin katıkları Bâlâm ve Nûn'dur, dedi.

Sahâbîler:

—  Bunlar nedir? diye sordular. Yahûdî:

— Öküzle balıktır! Bu iki hayvanın ciğerlerinin en nefis uç par­çalarını cennet ehlinden yetmiş bin kişi yiyecektir, diye cevâb verdi [111].

 

108-.......Sehl ibn Sa'd (R) şöyle demiştir: Ben Peygamber(S)'den işittim, şöyle buyuruyordu: "Kıyamet günü insanlar, beyaz, du­ru beyaz ve kepekten arınmış undan yapılan çörek gibi bir saha üzerinde toplanırlar."

Sehl ibn Sa'd'ın yâhud başka birisinin rivayetinde: "O sahada bir kimseye delâlet edecek, yol gösterecek (dağ taş gibi) hiçbir alâ­met yoktur" demiştir [112].

 

45- Bâb: Toplanma Nasıl Olacaktır?

 

109-....... Bize Vuheyb, Abdullah ibn Tâvûs'tan; o da babası Tâvûs ibn Keysân el-Yemânî'den; o da Ebû Hureyre(R)'den tahdîs etti ki, Peygamber (S) şöyle buyurmuştur:

"İnsanlar (mahşerde) üç fırka olarak toplanırlar. Birinci fırka gelecek hayâtı özleyen, (geride kalan dünyâ hayâtından) nefret eden zümredir. (Bunlar azık ve binekleri bol olanlardır). İkinci fırka ikisi bir deve, üçü bir deve, dördü bir deve, onu bir deve üzerinde sevko-lunurlar. Bunların bakıyyesini (ki üçüncü fırkadır) bir ateş hasredip toplar. Onlar nerede istirahat ederlerse o ateş de beraberlerinde isti­rahat eder, onların geceledikleri yerde onlarla beraber geceler, onla­rın sabahladıkları yerde beraberlerinde sabahlar. Ve onlarla beraber yürüyüp onların akşamladıkları yerde onlarla beraber akşamlar" [113].

 

110-.......BizeEnes ibn Mâlik (R) şöyle tahdîs etti: Bir adam:

— Ey Allah'ın Peygamberi! Kâfir kıyamet günü yüzü üzerinde nasıl haşr olunur? diye sordu.

Rasûlullah (S):

—  "Dünyâda onu iki ayağı üzerinde yürüten Allah, kıyamet gü­nünde yüzü üzerinde yürütmeye kudretli değil midir?" diye cevâb ver­di.

Râvî Katâde:

— Evet, Rabb'imizin izzetine yemîn ederim ki, kudretlidir! de­miştir [114].

 

111-.......Bize Sufyân ibn Uyeyne tahdîs etti. Amr ibn Dînâr şöyle demiştir: Ben Saîd ibn Cubeyr'den işittim. Ben İbn Abbâs(R)'tan işittim. Ben Peygamber(S)'den işittim: "Muhakkak ki, sizler Allah 'a yalınayaklılar, çıplaklar, yayalar ve sünnetsizler olarak kavuşacak­sınız" buyuruyordu, demiştir.

Sufyân ibn Uyeyne: Bu hadîs, bizim İbn Abbâs'ın Peygamber(S)'-den işittiğini saymakta olduğumuz hadîslerdendir, demiştir.

 

112-.......Bize Sufyân ibn Uyeyne, Amr'dan; o da Saîd ibn Cu­beyr'den tahdîs etti ki, İbn Abbâs (R) şöyle demiştir: Ben Rasûlul-lah(S)'tan işittim, O, minber üzerinde hutbe yapıyor: "Muhakkak ki, sizler Allah'a yalınayaklılar, çıplaklar, sünnetsizler olarak kavuşa­caksınız" buyuruyordu.

 

 

113-.......Bize Şu'be, el-Mugîre ibnu'n-Nu'mân'dan; o da Saîd ibn Cubeyr'den tahdîs etti ki, İbn Abbâs (R) şöyle demiştir. Peygamber (S) bizim aramızda ayağa kalktı da hutbe yaparak şöyle buyurdu: "Muhakkak sizler yahnayaklılar, çıplaklar olarak toplanacaksınız. '...İlk yaradışa nasıl başladıksa, üzerimizde hakk bir va 'd olarak yi­ne onu iade edeceğiz* Hakikatte failler biziz!' (el-Enbiyâ: 104) Mahlûk­lar içinde kıyamet gününde ilk olarak elbise giydirilecek kimse İbrahim'dir. Şu da muhakkak ki ümmetimden birtakım adamlar ge­tirilecek de onlar yakalanıp sol tarafa (cehennem tarafına) götürüle­cekler. Hemen ben:

—  Yâ Rabb! Onlar benim sahâbîlerimdir! derim. Allah bana:

— Sen onların senden sonra dînde ne bid'atler meydana getir­diklerini bilmezsin! der.

Ben de Allah'ın sâlih kulunun (Meryem oğlu îsâ'nın) dediği gibi (şöyle) derim: 'Ben içlerinde bulunduğum müddetçe üzerlerinde bir murâkıb idim. Fakat vaktâ ki Sen beni (içlerinden) aldın, üstlerinde murakib ancak Sen kaldın. Ve zâten Sen herşeye hakkıyle şâhidsin. Eğer kendilerine azâb edersen, şübhe yok ki, onlar Sen Hn kulların­dır. Eğer onları mağfiret edersen, yine şübhesiz ki, mutlak gâüb ve yegâne hüküm ve hikmet sahibi olan da Sen'sin!' (ei-Mâide: 117-118)."

Dedi ki: "Bunun üzerine bana:

— Bunlar ökçelerine basarak geri dönmüş mürtedler olmakta de­vam etmişlerdir, denilir".

 

114-.......Abdullah ibn Ebî Muleyke şöyle demiştir: Bana el- Kaasım ibn Muhammed ibn Ebî Bekr tahdîs etti ki, Âişe (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S): "Sizler yahnay aklılar, çıplaklar, sünnetsiz-ler olarak toplanacaksınız" buyurdu.

Âişe dedi ki: Ben de:

— Yâ Rasûlallah! Erkekler ve kadınlar birbirlerine (avret yerle­rine) bakarlar?! dedim.

Rasûlullah:

—  "Haşr işi, onların bunu düşünmelerinden bile çok şiddetli ve çetindir" buyurdu.

 

115-.......Abdullah ibn Mes'ûd (R) şöyle demiştir: Biz (kırk kişi kadar bir topluluk) bir kubbenin içinde Peygamber(S)'in beraberin­de bulunuyorduk. Peygamber (S):

—  "Sizler cennet ehlinin dörtte biri olmanıza razı olur musu­nuz?" buyurdu.

Bizler:

—  Evet! dedik. Peygamber:

— "Cennet ehlinin üçte biri olmanıza razı olur musunuz?" diye sordu.

Biz tekrar:

—  Evet! diye cevâb verdik. Peygamber:

—  "Cennet ehlinin yarısı olmanıza razı olur musunuz?" buyur­du.

Bizler yine:

—  Evet! dîye cevâb verdik. Peygamber:

— "Muhammed'in nefsi elinde bulunan Allah'a yemîn ederim ki, ben sizin cennet ehlinin yarısı olmanızı kuvvetle ümîd ediyorum. Şu da muhakkak ki, cennete müslümân nefisten başkası girmeyecek­tir. Sizler şirk ehline nisbetle siyah öküzün derisi üzerindeki beyaz kıl mesabesinden başka değilsiniz. Yâhud da sanki kırmızı öküzün derisi üzerindeki siyah kıl mesabesinde!" buyurdu [115].

 

116-.......Bana kardeşim Abdulhamîd, Süleyman ibn Bilâl'den; o da Sevr'den; o da Ebû'l-Gays'tan; o da Ebû Hureyre(R)'den tah-dîs etti ki, Peygamber(S) şöyle buyurmuştur: "Kıyamet günü ilk çağ­rılacak kimse Âdem Peygamber'dir. Zürriyeti ona arz olunup görürler. Onlara:

— Bu, babanız Âdem 'dir! denilir. Âdem:

—  Lebbeyke ve sa'deyke (yâ Rabb)/ der. Allah ona:

— Zürriyetinden cehennem kaafilesini çıkar (gönder)/ buyurur.

Âdem:

—  Yâ Rabb! Ne kadar çıkarayım? der. Allah:

— Her yüz kişiden doksandokuzu çıkar! buyurur".

Sahâbîler:

— Yâ Rasûlajlah! Bizlerin herbir yüz kişisinden doksandokuz kişi alındığı zaman, bizden ne kadarı geri kalacak? dediler.

Peygamber:

— "Benim ümmetim, diğer ümmetler içinde siyah öküzdeki be­yaz kıl gibidir!" buyurdu [116].

 

46- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı:

 

"Ey insanlar, Rabb'inizden sakınım Çünkü o saatin zelzelesi büyük birşeydir" (ei-Hacc: i)

Yaklaşan yaklaŞtl" (en-Necm: 57)   "Saat yaklaştı" (ei-Kamer: 1) ma'nâsınadır.

 

117-.......Ebû Saîd (R) şöyle dedi: Rasûlullah (S) şöyle buyur­du: "Allah Taalâ:

— Yâ Âdem! buyurur. Adem hemen cevâb olarak:

—  YâRabb, mükerreren icabet eder, her emrini yerine getirme­ye dâima kıyam eylerim. Ve her hayır Sen'in iki elinde(tmir ve neh-yinde)dirr der.

Allah Taâlâ:

— Ateşe girecekleri (halk arasından) çıkarıp gönder! der.

Âdem:

—  Yâ Rabb, ateşe gönderileceklerin mikdârı ne kadardır? diye

sorar.

Allah Taâlâ:

— Her bin kişiden dokuzyüzdoksandokuzu! diye cevâb verir.

Allah Âdem'e böyle buyurduğu sıra, (bunun verdiği şiddetli kor­kudan) çocuğun ihtiyarlayacağı 'Ve her gebe kadının çocuğunu dü­şüreceği zamandır. Ve onda mahşer halkım sarhoşlar hâlinde görürsün. Hâlbuki onlar hiç de sarhoş değillerdir. Fakat Allah'ın azabı çok

Şiddetlidir' (el-Hacc: 2)".

Oradakilere bu haber ağır geldi de:

— Yâ Rasûlallah! Bu (binde bir) kişi hangimizdir? diye sordu­lar.

Bunun üzerine Rasûlullah:

—  "Size müjdeler olsun! Muhakkak ki, sizden bir kişiye mukaa-bil Ye'cûc ve Me'cûc'den bin kişi (cehenneme gönderilecektir)/** bu­yurdu.

Sonra da:

—  "Nefsim elinde bulunan Allah'ayemîn ederim: Ben sizlerin cennet ehlinin üçte biri olmanızı kuvvetle tama' etmekteyim" buyur­du.

Râvî dedi ki: Bunun üzerine bizler Allah'a hamdettik ve tekbîr

getirdik. Sonra Rasûllulah:

—  "Nefsim elinde olan Allah'a yemîn ederim ki, ben sizlerin cen­net ehlinin üçte biri olmanızı kuvvetle tama' etmekteyim" buyurdu.

Râvî dedi ki: Bunun üzerine biz yine Allah'a hamdettik ve tek­bîr getirdik. Bundan sonra Rasûlullah:

—  "Nefsim elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki, ben sizle­rin cennet ehlinin yarısı olmanızı kuvvetle tama' etmekteyim. Çünkü ümmet/ere nisbetle sizin meseleniz, siyah öküzün derisi üzerindeki be­yaz kıl gibidir. Yâhud da eşeğin ön ayaklarının iç taraflarında bulu­nan dâire şeklindeki mühre gibidir" buyurdu [117].

 

47- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı:

 

"Sahiden onlar (öldükten sonra) diriltileceklerini sanmıyorlar mı? Büyük günde. Âlemlerin Rabbi için insanların kalkacağı günde" (et-Tatfîf: 4-6) [118].

İbn Abbâs: "Aralarındaki ipler de parçalanıp kopmuştur" (ei Bakara: 166) âyetindeki "îpler", dünyâda birbirleriyle olan bağlar, münâsebetler ma'nâsınadır, demiştir [119].

 

118-.......Bizeİbnu Avn, Nâfi'den; o da İbn Umer(R)'den tahdîs etti ki, Peygamber (S): "İnsanlar Âlemlerin Rabbi için ayağa kalka­cakları gün, onlardan herbiri kulaklarının yarılarına kadar kendi terleri içinde ayağa kalkacaklar" buyurmuştur.

 

119-.......Bize Süleyman ibn Hilâl, Sevr'den; o da İbn Zeyd'- den; o da Ebû'I-Gays'tan; o da Ebû Hureyre(R)'den tahdîs etti ki, Rasûlullah (S) şöyle buyurmuştur: "Kıyamet günü insanlar mahşer yerinde (sıkışmaktan, şiddetten, güneşin yaklaşmasından) terleyecektir. Öyle bir derecede ki, dökülen ter yetmiş zira' derinliğinde yere geçe­cek ve onların ağızlarına yükselip gemliyecek, hattâ kulaklarına ula­şacaktır".

 

48- Kıyamet Gününde Kısas Babı [120]

 

Kıyamet "Hâkka"dır. Çünkü sevâblar ve işlerin sabit olan hakikatleri ondadır. "el-Hakkatu" ve"I-Hâkkatu" bir ma'nâyadır [121]

'el-Kaaria", "elrĞâşiye", "es-Sâhha" (Abese: 33), "et-Teğâbun" (Saîdler, şakilerin yerlerine inmeleri sebebiyle) cennet ehlinin cehennem ehlini aldatmasıdır [122].

 

120-.......Abdullah ibn Umer (R): Peygamber (S): "Kıyamet günü insanlar arasında verilen ilk hüküm, kan da'vâları hakkındadır" bu­yurdu, demiştir [123].

 

121-....... Bana Saîd el-Makburî, Ebû Hureyre(R)'den tahdîs etti ki, Rasûlullah (S) şöyle buyurmuştur: "Kimin yanında kardeşine âid haksız alınmış bir hakk varsa, o haksızlıktan dolayı hakk sahi­biyle halâllaşsın. Muhakkak olan şu ki, kıyamette hiçbir dînâr ve hiçbir gümüş yoktur. Kardeşinin hakkı için kendi hasenelerinden alınma­dan evvel, dünyâda onunla halâllaşsın. Âhireîte zâlimin o hakkı karşılayacak haseneîeri bulunmazsa, kardeşinin seyyielerinden alınır da o zâlimin üzerine atılır" [124].

 

122-.......Bize Yezîd ibn Zuray' tahdîs edip şu ''Biz onların göğüslerindeki kîni söküp atacağız..-" (ei-A'râf 43; ei-Hıcr: 47) âyetini oku­du ve şöyle dedi: Bize Saîd ibn Ebî Arûbe, Katâde'den; o da Ebu'l-Mutevekkil en-Nâcî!den tahdîs etti ki, Ebû Saîd el-Hudrî (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S) şöyle buyurdu: "Kıyamet günü mü'-minler (sırattan geçerek) ateşten kurtulurlar da cennetle ateş arasın­daki bir köprü üzerinde durdurulurlar. Orada, dünyâda iken aralarında meydana gelmiş haksızlıklar birbirlerinden kısas yapılır. Nihayet haksızlıklardan temizlendikleri ve pampâk oldukları zaman onlara cennete girmelerine izin verilir. Muhammed'in nefsi elinde bu­lunan Allah 'a yemin ederim ki, o mü 'mirilerden herbiri cennetteki men­ziline, dünyâdaki meskeninden daha doğru yol bulur" [125].

 

49- "Kim Hesaba Çekilirse Azâb Edilmiş Olur" Babı

 

123- Bize Ubeydullah ibn Mûsâ, Usmân ibnu'l-Esved'den; o da Abdullah ibnu Ebî Muleyke'den; o da Âişe(R)'den tahdîs etti ki, Pey­gamber (S):

—  "Kim hesaba çekilirse azâb edilmiş olur" buyurmuştur. Âişe dedi ki: Ben:

—  Yüce Allah "O, kolayca bir hesâb ile hesaba çekilecek" (ei-inşikaak: 8) buyurmuyor mu? dedim.

Peygamber:

—  "Bu senin söylediğin âyetteki 'Kolay hesâb \ arzdır" buyur­du [126].

 

124-.......Bize Yahya ibn Saîd, Usmân ibnu'l-Esved'den tah­dîs etti: Ben İbnu Ebî Muleyke'den işittim, şöyle dedi: Ben Âişe(R)'den işittim, şöyle dedi: Ben Peygamber (S)'den işittim, dedi.

H ve Usmân ibnu'l-Esved'e bu hadîsi İbnu Ebî Muleyke'den; o da Âişe'den; o da Peygamber'den senediyle rivayet etmesinde İb­nu Cureyc, Muhammed ibn Suleym, Eyyûb es-Sahtıyânî, Salih ibn Rüstem dörtlüsü de mutâbaat etmişlerdir.

 

125-.......Bize Abdullah ibn Ebî Muleyke tahdîs etti. Bana el- Kaasım ibnu Muhammed tahdîs etti: Bana Âişe (R) tahdîs etti. Ra-sûlullah (S):

—  "Kıyamet günü hesaba çekilen bir kimse, başka değil, mu­hakkak helak olur" buyurdu.

Ben:

— Yâ Rasûlallah! Allah Taâlâ: "O vakit kitabı sağ eline verilen kimseye gelince; o kolayca bir hesâb ile hesaba çekilecek *' buyurmuş değil mi? dedim.

Bunun üzerine Rasûlullah:

—  "Bu (senin söylediğin) ancak bir arzdır. Kıyamet günü ince hesaba çekilecek kimse muhakkak azâb olunur" buyurdu [127].

 

126-.......(Buradaki senedlerden biriyle) bize Saîd ibn Ebî Arûbe, Katâde'den tahdîs etti. Bize Enes ibn Mâlik (R) şöyle tahdîs etti: Al­lah'ın Peygamberi (S) şöyle der idi: "Kıyamet günü kâfir kişi getiri­lir de ona:

— Re'yini haber ver: Senin yer dolusu altının olsaydı şu azâb-dan kurtulmak için onu feda eder miydin? diye sorulur.

Oda:

— Evet feda ederim! der. Bunun üzerine ona:

— Fakat senden, bundan daha kolay olan şey (yânî Tevhîd) is­tenilmişti! denilir" [128].

 

127-.......Adiyy ibn Hatim (R) şöyle demiştir: Peygamber (S) şöyle buyurdu: "Sizlerden herbir kişiye kıyamet gününde Allah mu­hakkak kelâm söyleyecektir. Öyle bir hâlde ki, kendisiyle Allah ara­sında hiçbir tercüman bulunmaz. Sonra o kimse bakar, fakat önünde hiçbirşey göremez. Sonra önüne bakar, kendisim ateş karşılar. Siz­lerden her kim bir tek hurma yarısıyle olsun ateşten korunmağa gü­cü yeterse bunu yapsın!"

el-A'meş dedi ki: Bana Amr ibn Murre, Hayseme'den tahdîs et­ti ki, Adiyy ibn Hatim şöyle demiştir: Peygamber (S) ateşi zikretti de:

—  "Ateşten kendinizi koruyunuz!" buyurdu. Sonra yüzünü döndürüp çekti. Sonra:

—  "Ateşten korununuz!" buyurdu.

Sonra yüzünü bulunduğu yönden çevirip çekti. Bunu üç defa yap­tı. Hattâ biz kendisini ateşe bakıyor zannettik. Sonra yine:

—  "Bir hurma yarısıyle de olsa ateşten korununuz. Bunu da bu­lamayan, güzel bir sözle kendini ateşten korusun!" buyurdu [129].

 

50- Bâb:

 

'(Ümmetimden) yetmiş bin cennete hesaba çekilmeden girecektir".

 

128-.......Husayn ibn Abdirrahmân şöyle dedi: Ben Saîd ibn Cubeyr'in yanında idim, şöyle dedi: Bana İbn Abbâs (R) tahdîs edip şöyle dedi: Peygamber (S) şöyle buyurdu: "Bütün ümmetler bana ar-zolunup gösterildi. Bir peygamber, yanına bir ümmet alıp geçiyor­du. Bir peygamber, beraberinde bir toplulukla geçiyordu. Bir peygam­ber, beraberinde on kişiyle geçiyordu. Bir peygamber, beraberinde beş kişiyle geçiyordu. Bir peygamber de yalnız başına geçiyordu. Ben uzakta büyük bir karaltı gördüm de:

—  Yâ Cibril! Bunlar benim ümmetim mi? diye sordum. O:

— Hayır değildir, lâkin şu ufka bak! dedi.

Ben oraya bakınca çok büyük bir karaltı gördv ı. Cibril:

— İşte bunlar senin ümmetindir. Bunların yetmiş bin olan ön­cüleri, üzerlerinde hiçbir hesâb ve azâb yoktur, dedi.

Ben:

— Niçin bunlara hesâb ve azâb yoktur? dedim. Cibril:

—  Onlar ateşle dağlama tedavisi yapmazlar, rukye yapmazlar, eşya ve kuşlarla uğursuzluk inancına gitmezler, onlar ancak Rabb'~ lerine dayanıp güvenirlerdi, dedi".

Peygamber bunu söyleyince Ukkâşe ibn Mıhsan kendisine doğ­ru ayağa kalktı da:

— (Yâ Rasûlallah!) Beni onlardan kılması için Allah'a duâ edi-ver! dedi.

Rasûlullah:

—  "Yâ Allah! Bunu onlardan kıl!" diye duâ etti. Sonra O'na diğer bir adam kalktı da o da:

—  Beni de onlardan kılması için Allah'a duâ ediver! dedi.

—  "Bu hususta Ukkâşe senden öne geçti" buyurdu [130].

 

129-.......ez-Zuhrî şöyle demiştir: Bana Saîd ibnu'l-Müseyyeb tahdîs etti; ona da Ebû Hureyre (R) tahdîs edip şöyle demiştir: Ben RasûluIIah(S)'tan işittim, şöyle buyuruyordu:

—  "Ümmetimden bir zümre (cennete) girer ki, onlar yetmişbin-dir. Onların yüzleri ayın ondördüncü gecesindeki parlaması gibi par­lar".

Ebû Hureyre dedi ki: Bunun üzerine Ukkâşe ibnu Mıhsân el-Esedî, üstünde bulunan kaplan postu gibi siyah beyaz çizgili elbiseyi kaldırarak ayağa kalktı ve:

— Yâ Rasûlallah! Beni onlardan kılması için Allah'a duâ edi-ver! dedi.

Rasûlullah:

—  "Yâ Allah, bunu onlardan kıl!" diye duâ etti. Sonra Ensâr'dan bir adam ayağa kalktı ve:

— Yâ Rasûlallah! Beni de onlardan kılması için Allah'a duâ edi-ver! dedi.

Rasûlullah:

—  "Bunda Ukkâşe senin önüne geçti!" buyurdu.

 

130-.......Sehl ibn Sa'd (R) şöyle demiştir: Peygamber (S) şöyle buyurdu: "Muhakkak ki, ümmetimden yetmiş bin yâhudyediyüzbin (bunların hangisini söylediğinde Ebû Hazım şekk etmiştir) -kişi veya zümre hesâb ve ikaab görmeksizin ilk defa olarak cennete- girecektir. Bunlar birbirlerine tutunmuşlar olarak, bâzısı bâzısına tutmuş vazi­yette cennete girerler. Bu ilk zümrenin sondakileri cennete girinceye kadar öndekileri girmez (yânî, bir saff hâlinde hepsi birden girecek­lerdir). Bunların yüzleri, bedir gecesinde ayın ışığı üzeredir".

 

131-.......BizeNâfi', İbn Umer(R)'den tahdîs etti ki, Peygam­ber (S) şöyle buyurmuşur: "Cennet ehli cennete, cehennem ehli de cehenneme girdikleri zaman, sonra bir i'lâncı ayağa kalkar da arala­rında: Ey ateş ehli, artık ölüm yoktur! Ey cennet ehli, artık ölüm yok, ebedîlik vardır! diye nida eder".

 

132-.......Ebû Hureyre (R) şöyle demiştir: Peygamber (S) şöy­le buyurdu: "Cennet ehline hitaben: Ey cennet ehli, artık ebedîlik var­dır, ölüm yoktur! Ateş ehline hitaben de: Ey ateş ehli, artık ebedîlik vardır, ölüm yoktur! denilir".

 

51- Cennetin Ve Ateşin Sıfatları Babı [131]

 

Ve Ebû Saîd el-Hudrî: Peygamber (S): "Cennet ehlinin yiyeceği ilk taam, balık ciğerinin ziyâdesidir" buyurdu, demiştir.

"Cennâtu Adn{- Adn cennetleri)" (Birçok yerde geçer): İkaamet cennetleri, ebedîlik manasınadır. "Adentu bi~ardın", "Bir yerde ikaamet ettim" demektir. "Ma'din" lafzı da bundandır. "Ma'dini sıdkın", ''Menbiti sidkin" ta'bîrleri de bundan, yânî "İkaamet etmek" ma'nâsındadır [132].

 

133-.......Bize Avf, Ebû Recâ'dan; o da İmrân'dan tahdîs etti ki, Peygamber (S): "Cennete çıktım da ahâlîsinin çoğunun fakirler olduğunu gördüm; cehenneme çıktım, onun ahâlîsinin çoğunu da ka­dınlar olarak gördüm" buyurdu [133].

 

134-.......Bize Süleyman et-Teymî, Ebû Usmân'dan; o da Usâme'den haber verdi ki, Peygamber (S) şöyle buyurmuşun "Ben cen­netin kapısı önünde durdum, oraya girenlerin çoğu fakirler idi. Zen­ginlik sahihleri (fakirlerle beraber cennete girmekten) alıkonulmuşlardı. Lâkin ateş ehli, ateşe girmeye emrolunmuşlardı. Ben cehennemin ka­pısı önünde de durdum. Oraya girenlerin çoğunun kadınlar olduğunu gördüm!"

 

135-.......Abdullah ibn Umer (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S) şöyle buyurdu: "Cennet ehli cennete, cehennem ehli de cehenneme ayrılıp gidince, ölüm (mefhûmuna bir koç suretinde vücûd verilerek) getirilir. Tâ cennetle cehennem arasında yatırılır. Sonra kesilir. Son­ra bir nidâcı: Ey cennet ehli, artık ölüm yoktur! Ey cehennem ehli, ölüm yoktur! diye nida eder. Cennet ehlinin ferahına bir ferah daha ziyâde olunur. Cehennem ehlinin hüzün ve kederine bir hüzün daha artırılır!"

 

136-.......Ebû Saîd el-Hudrî (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S) şöyle haber verdi: "Mübarek ve Yüce Allah cennet ehline:

— Ey cennet ehli! diye hitâb eder. Onlar da:

— Ey Rabb'imiz, buyur, emrini yapmaya hazırız, ubûdiyyette dâimiz! derler.

Yüce Allah:

—  Bu hâlinizden razı mısınız? buyurur. Onlar da:

— Rabb'imiz, nasıl razı olmayalım? Sen bize, halkından hiçbir kimseye vermediğin bunca ni'metleri ihsan eyledin! derler.

Allah;

— Ben size bunlardan daha şerefli bir ni'met vereceğim! buyu­rur.

—  Yâ Rabb! Bunlardan daha üstün hangi ni'met var ki? derler. Allah:

— Sizden razı ve hoşnûd olmaklığımın şerefi size lâyık kılındı. Artık bundan sonra ebedî olarak size darılmayacağım! buyurur".

 

137-....... Humeyd et-Tavîl, şöyle dedi: Ben Enes ibn Mâlik(R)'ten işittim, şöyle diyordu: Harise ibn Surâka Bedir harbinde vurulup şehîd oldu. O genç bir oğlandı. Annesi er-Rubeyy' bintu'n-Nadr, Peygamber(S)'e geldi de:

— Yâ Rasûlallah! Hârise'nin benim yanımdaki menzilesini bil* mektesindir. Eğer o cennette ise, onun acısına sabrederim ve sabrı­mın sevabım Allah'tan umarım. Eğer (cennette değil de) diğer bir yerde ise, yapacağım ağlamayı görürsün (yâhud ne yapmamı re'y edersin)? dedi.

Rasûlullah:

—  "Yazık sana! Sen aklını mı kaçırdın? Cennet bir tane midir? Cennet, şübhesiz birçok cennetlerdir. Şu muhakkak ki, senin oğlun elbette Firdevs Cenneti'ndedir!" buyurdu.

 

138-....... Bize el-Fudayl, Ebû Hâzım'dan; o da Ebû Hureyre(R)'den haber verdi ki, Peygamber (S):

— "(Kıyamet gününde) kâfirin iki omuzu arası, sür'atli birsüvâ-rî yürüyüşü ile üç günlük mesafedir" buyurmuştur [134].

el-Buhârî dedi ki: Ve İshâk ibn İbrâhîm şöyle dedi: Bize el-Mugîre ibnu Seleme haber verdi. Bize Vuheyb, Ebû Hâzım'dan; o da Sehl ibn Sa'd(R)'dan tahdîs etti ki, Rasûlullah (S): "Cennette bir ağaç var­dır ki, bir süvârî, onun gölgesinde yüz sene yürür de, onun gölgesini geçip bitiremez" buyurmuştur.

Ebû Hazım şöyle dedi: Ben bu hadîsi en-Nu'mân ibn Ebî Ay-yâş'a tahdîs ettim de o şöyle dedi: Bana Ebû Saîd tahdîs etti ki, Pey­gamber (S): "Cennetin içinde şübhesiz öyle bir ağaç vardır ki, iyi cins, ta'lîmli ve çok sür'atli bir atın binicisi yüz yıl onun gölgesinde yürür de yine onun gölgesini kesip bitiremez" buyurmuştur.

 

139-....... Bize Abdulazîz, Ebû Hâzım'dan; o da Sehl ibn Sa'd(R)'dan tahdîs etti ki, Rasûlullah (S) şöyle buyurmuştur: "Mu­hakkak benim ümmetimden yetmişbin yâhud yediyüzbin (kişi veya zümre hesâb ve ikaab görmeksizin ilk defa olarak) cennete girecek­tir." -Bu iki sayının hangisini söylediğini Ebû Hazım bilemiyor.-

Sehl dedi ki: "Bunlar sımsıkı saff olmuşlar, birbirlerine tutunmuş­lardır. Bu ilk zümrenin sondakileri cennete girinceye kadar, öndeki-leri girmeyecektir (yânî saff hâlinde hepsi birden gireceklerdir). Bunların yüzleri, ayın ondördüncü gecesindeki kamerin sureti üzere parlaktırlar".

 

140-....... Bize Abdulazîz, babası Ebû Hazım Seleme ibn Dînâr'dan; o da Sehl(R)'den tahdîs etti ki, Peygamber (S) şöyle buyur­muştur: "Cennet ehli cennette kendilerinden yükseklerdeki köşkleri (mesafe uzaklığından dolayı) güçlükle görebilirler. Sizin gökyüzün­deki yıldızı güçlükle görür olduğunuz gibi!"

(Abdulazîz şöyle dedi:) Babam Ebû Hazım şöyle dedi: Ben bu hadîsi en-Nu'mân ibn Ebî Ayyâş'a tahdîs ettim, o: Ben şehâdet edi­yorum ki, Ebû Saîd'den işittim, o bu hadîsi tahdîs ediyor ve bunda şu ziyâdeyi getiriyordu: "Nasıl ki gündüz doğu ve batı ufkundaki ışıklı kalan parlak yıldızı -aradaki mesafe uzunluğundan dolayı- zorlukla görebilirsiniz!"

 

141-....... Bize Şu'be tahdîs etti ki, Ebû İmrân şöyle demiştir:

Ben Enes ibn Mâlik(R)'den işittim, Peygamber (S) şöyle demiştir: "Yüce Allah kıyamet gününde ateş ehlinin en hafif azâblısına hita­ben:

— Eğer senin Arz'daki herşeyden malın olsa, bu azaba karşılık fidye verir miydin? buyurur.

O kul:

—  Evet, fidye verirdim, der. Yüce Allah:

— Sen Âdem'in sulbünde iken ben senden bundan daha kolay

olanını istemiştim: Bana hiçbirşeyi ortak kılmamanı istemiştim. Fa­kat sen bana ortak kılmana devam edip durdun! buyurur".

 

142-........ Bize Hammâd ibn Zeyd, Amr ibn Dînâr'dan; o da Câbir(R)'den tahdîs etti ki, Peygamber (S): "Şefaatle ateşten sanki seârîr gibi çıkarlar" buyurdu.

Hammâd dedi ki: Ben Amr'a:

—  "es-Seârfr" nedir? diye sordum. Amr:

—  "ed-Dağâbîs"dir, dedi.

Amr ibn Dînâr'ın dişleri düşmüş, bu sebeble ağzı da düşmüştü (Bu sebeble noktalı şîn ile olan kelimeyi böyle üç noktalı sâ ile telâf­fuz etmişti) [135].

Hammâd dedi ki: Ben Amr ibn Dînâr'a:

— Yâ Ebâ Muhammedi Sen Câbir ibn Abdillah'tan: Ben Pey-gamber'den işittim, O "Şefaatle (bir kavim) ateşten çıkar" buyurur­ken işittim, dediğini bizzat işittin mi? diye sordum.

O:

— Evet bunu söylerken kendisinden bizzat işittim, dedi [136].

 

143-.......Bize Enes ibn Mâlik (R) şöyle tahdîs etti: Peygamber (S): "Bir kavim, kendilerine cehennem ateşi dokunduktan sonra sı­maları kırmızımsı siyah bir renkte olarak cehennemden çıkacak ve cennete girecekler de cennet ehli bunlara 'Cehennemlikler" diye isim vereceklerdir" buyurdu.

 

144-.......Bize Amr ibnu Yahya, babası Yahya ibn Umâre'den; o da Ebû Saîd eI-Hudrî(R)'den tahdîs etti ki, Peygamber (S) şöyle buyurmuştur: "Cennet ehli cennete, dûzah ehli dûzaha girdikten sonra Yüce Allah:

— Kimin kalbinde bir hardal tanesi ağırlığınca îmân varsa, ateş­ten çıkarınız! diye ferman buyuracaktır.

Bunun üzerine (bu gibiler) simsiyah yanmış ve kömüre dönmüş oldukları hâlde çıkacaklar da hemen hayât nehrinin içine atılacaklar ve orada seyl uğrağında -yâhud seylin kokmuş kara çamuru içinde-kalan yabanı reyhan tohumları nasıl sür'atle biterse öylece bitecekle­dir".

Ve Peygamber (S): "Görmez misiniz, bu tohumlar (ne güzel) sapsarı olarak ve iki tarafına salınarak çıkıp sürerler!" buyurdu  [137].

 

145-.......Bize Şu'be tahdîs edip şöyle dedi: Ben Ebû İshâk'tan işittim, şöyle dedi: Ben en-Nu'mân ibn Beşîr(R)'den işittim, şöyle dedi: Ben Peygamber(S)'den işittim, şöyle buyuruyordu: "Kıyamet gününde cehennem ehlinin azâbca en hafif ceza göreni o kimsedir ki, onun iki ayağı altının çukurlarına iki ateş parçası konulacak, bunların te'-sîriyle onun beyni (tencere gibi) kaynayacaktır".

 

146-.......En-Nu'mân ibn Beşîr (R) şöyle demiştir: Ben Peygamber(S)'den işittim, şöyle buyuruyordu: "Şübhesiz kıyamet gününde ateş ehlinin en hafif azâblısı şöyle bir adamdır ki, onun iki ayağı altı­nın çukurlarında iki ateş parçası vardır da, bunların sıcaklığından onun beyni bakır tencere ve dar boğazlı olup içinde su ısıtılan kumkuma adındaki ma'denı kabın kaynaması gibi kaynayacaktır".

 

147-.......Bize Şu'be, Amr ibn Murre'den; o da Hayseme'den;

o da Adiyy ibn Hâtim(R)'den şöyle tahdîs etti: Peygamber (S) ateşi zikredip yüzünü geri çekti ve bakındı da, ondan taavvuz edip Allah'a sığındı. Sonra yine ateşi zikretti, yüzünü geri çekip sakındı, yine ateşten taavvuz edip Aliah'a sığındı. Sonra: "Sizler tek hurmanın yarısıyle, bunu da bulamayan güzel bir sözle olsun ateşten korununuz" buyurdu.

 

148-.......Bize Abdulazîz ibnu Ebî Hazım ile ed-Derâverdî, Yezîd ibn Abdillah'tan; o da Abdullah ibnu Habbâb'dan; o da Ebû Saîd el-Hudrî(R)'den tahdîs etti ki, o, Rasûlullah(S)'tan işitmiştir: Rasû-lullah, yanında amcası Ebû Tâlib anıldı da:

— "Umarım ki, benim şefâatim kıyamet gününde amcama fay­da verir. Şefaatimle amcam, topuklarına ulaşabilen ateşten bir çuku­ra konulur da o çukurdan dimağının aslı kaynar" buyurdu [138].

 

149-.......Enes ibn Mâlik (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S) şöyle buyurdu: "Allah kıyamet gününde insanları toplar. Onlar:

— İçinde bulunduğumuz şu sıkıntılı durumdan bizleri kurtarması için Rabb'imize karşı şefaat istesek! derler.

Müteakiben Âdem(S)'e gelirler ve:

— Sen, Allah'ın kendi eliyle yarattığı, sana kendi ruhundan ha­yât verdiği, meleklere emredip de meleklerin senin için secde ettikleri kimsesin. Sen bizim için Rabb'in huzurunda şefaat et! derler.

Âdem de:

— Ben buna ehil değilim, der ve o işlemiş olduğu hatîesini zikre­der. Siz, Allah'ın gönderdiği ilk resul olan Nuh'a gidin, der.

Sonra onlar Nuh'a gelirler. Nûh; işlemiş olduğu hatîesini anar da:

— Ben buna ehil değilim. Siz, Allah'ın kendisini bir haltl edin­diği İbrâhîm(S)'e gidin, der.

Akabinde onlar İbrahim 'e gelirler. îbrâhîm de, işlediği hatîesini anarak:

—  Ben buna ehil değilim. Siz isa'ya gidin, der. Akabinde isa'ya gelirler: O da:

— Ben buna ehil değilim, siz Muhammed(S)'e gidin. Allah O'-nun geçmiş ve geri kalmış bütün günâhlarını mağfiret buyurmuştur! der.

Bunun üzerine insanlar bana gelirler. Ben Rabb 'imin huzuru­na izin isterim. O'nu görünce hemen secdeye-kapanırım. Allah dile­diği kadar beni bu vaziyette bırakır. Sonra Allah tarafından bana:

— Başını kaldır! îste, sana verilir; söyle, sözün dinlenir; şefaat et, şefaatin kabul olunur! buyurulur.

Ben secdeden başımı kaldırır ve Rabb'imin bana öğreteceği bir tahmîd ile Rabb'ime hamd ederim. Sonra şefaat ederim. Benim için bir sınır ta'yîn buyurur. Sonra ben insanları ateşten çıkarır ve cenne­te girdiririm. Sonra döner yine evvelki gibi secdeye kapanırım. Böy­lece nihayet üçüncü yâhud dördüncü defada:

—  Yâ Rabb! Ateş içinde Kur'ân 'in habsettiklerinden başka (yânî ebedîlik vâcib olanlardan başka) kimse kalmıyor! derim".

Katâde: Bu "Kur'ân'm habseîtikleri" sözünün yanında, yânı üze­rine "Huiûd" (yânı ebedîlik) vâcib olanlar sözünü söylerdi [139].

 

150-.......Bize İmrân ibnu Husayn (R) tahdîs etti ki, Peygam­ber (S): "Muhammed'in şefaati ile bir kavim ateşten çıkar da cenne­te girerler. Onlar 'Cehennemlikler' diye isimlendirilirler" buyurmuştur.

 

151-.......Bize îsmâîl ibn Ca'fer, Humeyd'den;odaEnes(R)'ten şöyle tahdîs etti: Hârise'nin anası Rubeyy' bintu'n-Nadr, Rasûlul-lah(S)'a geldi. Oğlu Harise ibn Surâka Bedir harbinde, atanı bilin­meyen serseri bir ok isabeti ile öldürülmüştü. Geldi de:

— Yâ Rasûlallah! Sen oğlum Hârise'nin kalbimdeki mevkiini bil-mişsindir. Eğer oğlum cennette ise ben (onun acısına sabredip) ağlamam. Cennette değilse, ona nasıl ağlama yapacağımı görürsün! dedi. Rasûlullah da ona:

—  "(Ey kadın!) Sen aklını mıyitirdin? Cennet bir tane midir? Şübhesiz ki, cennet birçok cennetlerdir (birçok derecelerdir)/ Ve mu­hakkak ki, senin oğlun elbette en yüksek olan Firdevs cennetindedir"

buyurdu.

Ve yine Rasûlullah şöyle buyurdu:

—  "Sabahleyin veya akşamleyin herhangibir zamanda Allah yo­lunda bir yürüyüş hiç şübhesiz dünyâdan ve dünyâdaki şeylerin hep­sinden hayırlıdır. Ve elbette cennette herhangibirinizin yayının arası kadar veya ayağının yeri kadar olan bir kısım dünyâdan ve dünyâda­ki herşeyden hayırlıdır. Şayet cennet ehli kadınlardan bir kadın Arz'a çıkmış olaydı, muhaflkak yer ile gök arasını aydınlatır ve ikisi arası­nı güzel bir koku doldururdu. Ve elbet o kadının nasîfi, yânı baş ör­tüsü dünyâdan ve dünyâdaki herşeyden hayırlıdır" [140].

 

152-.......Ebû Hureyre (R) dedi ki: Peygamber (S) şöyle bu­yurdu: "Cennete girecek herbir kişiye, düny_âda iken kötü amel yap­mış olduğu takdirde cehennemdeki oturağı kendisine muhakkak gösterilecektir. Bu da şükrünün artması içindir. Cehenneme girecek herbir kimseye de, dünyâda iken güzel işler işlemiş olaydı cennetten olacak oturağı kendisine muhakkak gösterilecektir. Bu da kendisi aley­hine bir hasret olması içindir!"

 

153-....... Ebû Hureyre (R) şöyle demiştir: Ben bir kerre:

— Yâ Rasûlallah! Kıyamet gününde Sen'in şefaatin en ziyâde kime olacak? diye sordum,

Rasûlullah (S):

—  "Yâ Ebâ Hureyre! Hadîs (bellemek) için sende gördüğüm hırsa göre, bu hadîsi senden evvel kimsenin bana sormayacağını zâten îah-mîn ediyordum. Kıyamet gününde halk içinde şefaatime en ziyâde mazhar olacak kimse, kalbinden ve gönlünden hâlis ve samîmi ola­rak 'La ilahe illefilâh' diyen kimsedir" buyurdu [141].

 

154-.......BizeCerîr, Mansûr'dan; o da İbrahim'den; odaAbîde'den; o da Abdullah ibn Mes'ûd(R)'dan tahdîs etti ki, Peygamber (S) şöyle buyurmuştur: "Ben ateş ehlinin cehennemden son çıkacak ve cennet ehlinin cennete son girecek olanını bilip duruyorum. Bu bir kimsedir ki, cehennemden emekliye emekliye çıkar. Yüce Allah ona:

—  Git, cennete gir! buyurur.

O kimse cennete varır, ona öyle bir hayâl gelir ki, cennet dop-doludur (herkes kendilerine âid yerlerini almış, açık bir yer kalma­mıştır). Dönüp:

—  Yâ Rabb! Ben cenneti dopdolu buldum! der. Allah yine:

—  Git, cennete gir! buyurur,

O kimse cennete varır. Yine cennet ona dopdolu gibi hayâl etti­rilir. Dönüp:

—  Yâ Rabb! Cenneti ben dopdolu buldum! der. Allah ona:

—  Git, cennete gir! Dünyâ kadar ve dünyânın on misli kadar yer senindir -yâhud: Dünyânın on misli kadar yer senindir-! buyurur.

O kul:

— Sen yegâne Melik olduğun hâlde benimle alay mı ediyorsun -yâhud: Bana gülüyor musun-? der".

Râvî dedi ki: (Bu ilâhî va'di o kimse alaya hamlettiğinden dola­yı) Vallâhî Rasûlullah'm gerideki dişleri belirinceye kadar güldüğü­nü gördüm. Sahâbîler arasında:

— Cennet ehlinin en aşağı menzil sahibi, işte bu kimsedir! deni­lirdi [142].

 

155-....... Abbâs (R) Peygamber(S)'e:

— Sen amcan Ebû Tâlib'e herhangi birşeyle fayda verdin mi? diye sordu [143].

 

52-.Bâb: Sırat, Cehennem Köprüsüdür

 

156-....... Buradaki iki senedde Ebû Hureyre (R) haber verip şöyle demiştir: Bir defasında birtakım insanlar:

— Yâ Rasûlallah! Kıyamet gününde biz Rabb'imizi görecek mi­yiz? diye sordular.

Rasûlullah (S):

—  "Önünde görmeye engel hiçbir bulut yokken güneşi görme­niz hususunda itişip kakışma suretiyle bir zarar ve sıkışıklığa düşer mi­siniz?" diye sordu.

Sahâbîler:

—  Hayır yâ Rasûlallah, dediler. Rasûlullah tekrar:

—  "Önünde engel hiçbir bulut yok iken ayın ondördüncü gecesi kameri görmek hususunda itişip kakışma suretiyle bir zarar ve sıkışık­lığa uğrar mısınız?" diye sordu.

Sahâbîler:

— Hayır yâ Rasûlallah (bunda da sıkışıklık yapılmaz), deyince Rasûlullah:

—  "İşte şübhesiz sizler O'nu kıyamet gününde böyle apaçık, sı-kışıksız olarak göreceksiniz. Allah bütün insanları bir araya toplaya­cak da: Her kim her neye tapıyor idiyse onun ardına düşsün! buyuracak (yâhud Allah'ın emriyle bu sözü diyen diyecek). Artık gü­neşe tapmakta olan güneşin ardına düşer; kamere tapmakta olan ka­merin ardına düşer; tâğûtlara tapmakta olanlar onların ardına takılıp gidecek. Yalnız bu ümmet, içlerinde münafıkları da olduğu hâlde ye­rinde durup kalacak. Allah onlara, evvelce tanıdıklarından başka su­rette gelip: Ben sizin Rabb'inizim! buyuracak. Onlar (Rabb'lerini o tecellî ile tanıyamadıkları için); Biz Sen 'den Allah 'a sığınırız, Rabb '-imiz bize gelinceye kadar bizim yerimiz burasıdır, (yerimizden ayrıl­mayız). Rabb'imiz bize geldikte, biz O'nu tanırız! diyecekler. Allah onlara bu defa da tanıdıkları surette gelip: Ben sizin Rabb'inizim! buyuracak. Onlar da: Sen bizim Rabb'imizsin! diyecekler. Ve (O'-nun daVeti üzerine) O'na tâbi' olacaklar [144]. Ve cehennem köprüsü kurulur".

Rasûlullah buyurdu ki:

—  "Ümmetini onun üstünden en evvel geçirecek, ben olacağım. O gün rasûllerin duaları 'Allâhumme! Sellim settim (= Yâ Allah, se­lâmet ver, selâmet ver) '(den ibaret) olacaktır. Sırat Köprüsü 'nde sa '-dân dikenlerine benzer birçok çengeller vardır. Sizler sa'dân dikenlerini gördünüz mü?"

Sahâbîler:

— Evet görmüşüzdür yâ Rasûlallah! dediler. Rasûlullah devamla dedi ki:

— "İştebu çengeller sa'dân dikenler ine benzerler. Ancak şu var ki, ne kadar büyük olduklarını yalnız Allah Taâlâ bilir, tşte bu çen­geller insanları (kötü) amellerinden dolayı kapıp alırlar. Kimi kötü ameli sebebiyle helak olur. Kimi hardal gibi ezik ezik ezildikten sonra kurtulur. Nihayet Allah Taâlâ kulları arasında hüküm ve adaletini tamamlayıp sırf ilâhî rahmeti olarak, nâr ehlinden dilediklerini ce­hennemden çıkarmayı irâde ettiğinde meleklerine, ilâhî rahmete nâi-liyetleri murâd olanlardan Allah'a birşeyi ortak edinmemişleri, 'Lâ ilahe ille 'ilâh * diye şehâdet etmişleri cehennemden çıkarsınlar diye fer­man buyuracaktır. Melekler bunları cehennemde, üzerlerindeki su-cûd izleri, alâmetleriyle tanıyıp çıkaracaklardır. Allah Âdem oğlu'ndan sucûd eserini yemeyi ateşe haram kılmıştır. Melekler onları ateşten kavrulup kapkara olarak çıkaracaklar. Sonra üzerlerine hayât suyu denilen bir su dökülecek de sel uğrağında biten yabanî reyhan to­humları nasıl çabuk biterlerse (yeniden) öyle biteceklerdir. Ve onlar­dan yüzü ateşe dönük bir kimse kalır ki, o:

—  Yâ Rabb! Beni şu ateşin kokusu zehirleyip duruyor, yalım beni yakıp duruyor, benim yüzümü bu ateşten döndür! diyecek.

O kimse mütemadiyen yüzünü ateşten çevirmesi için Allah'a duâ edip duracak. Sonunda Allah ona:

— Senin istemekte olduğun şeyi sana verirsem, ondan başka bîr-şey daha istemen olacak mı? buyuracak.

O kul:

— İzzetineyemîn ederim ki, Sen'den, ondan başkasını istemem! diyecek.

Allah onun yüzünü ateşten döndürecek. Sonra bunun ardından o kul:

—  Yâ Rabb, beni cennetin kapısına yanaştır! diyecek. Allah:

— Sen ondan başka birşey istemeyeceğine azmedip kesin söz ver­miş değil miydin? Yazık sana ey Âdem oğlu! Sen ne kadar sözünde durmaz, ahdine vefa etmez kişisin! buyuracak.

O kul Allah'a devamlı duâ edip duracak. Allah:

— Bu isteğini sana verirsem, ondan başkasını ister misin? buyu­racak.

O kul:

— Hayır, izzetine yemîn ederim ki, ondan başka birşey istemem! deyip, ondan başka hiçbir şey istemeyeceğine dâir Allah'a birçok ahidler ve mîsâklar verecek.

Bunun üzerine Allah onu cennetin kapısına yaklaştıracak. O kim­se cennet kapısına yanaşıp da ondaki güzellikleri görünce Allah'ın dilediği kadar bir müddet sükût edecek. Sonra:

—  Yâ Rabb! Beni cennetin içine girdir! diyecek. Sonra Allah da:

— Sen ondan başka hiçbirşey istemeyceğine kesin söz vermiş değil miydin? Yazık sana ey Âdem oğlu! Sen ne sözünde durmaz kimse­sin! buyuracak.

Oda:

—  Yâ Rabb! Beni mahlûkaatının en bedbahtı kılma! diyecek ve bu söz üzerine duâ ve niyazını tekrar ede ede nihayet Allah Taâlâ ona

Gülecek [145]. Allah ona gülünce de, o kimseye, cennete girmesine izin vermiş olacaktır. Cennete girdiği zaman da o kula:

— Fulân şeyden temenni eti denilir, o da temenni edecek. Sonra ona:

— Fulân şeyden de temenni eti denilecek.

O da uzun uzun temennilerde bulunacak. Nihayet bütün temen­nileri kesilince, Allah Taâlâ ona:

— Bunların hepsi ve bir o kadar dahası da hep senindir.' buyu­racaktır".

Ebû Hureyre: Bu kimse, cennet ehlinin cennete en son girecek

kişisidir, demiştir.

Hadîsi Ebû Hureyre'den rivayet edenlerden birisi olan Atâ ibn Yezîd el-Leysî dedi ki: Ebû Hureyre bunu rivayet ederken, Ebû Saîd el-Hudrî de Ebû Hureyre'nin beraberinde oturuyor ve Ebû Hurey-re'nin dediklerinden hiçbir şeyi değiştirmeye lüzum görmüyordu. Tâ "Bunların hepsi senin ve bir o kadar dahası da hep senindir" sözüne gelince, Ebû Saîd, Ebû Hureyre'ye:

— Ben Rasûlullah(S)'tan "Bunların hepsi ve daha on misli de senindir, buyuracaktır" derken işittim, dedi.

Ebû Hureyre de:

— Ben Rasûlullah'tan yalnız "Bunlar ve beraberinde bir misli daha senindir" buyurduğunu belledim, dedi [146].

 

53- Âhirette Peygamber'e Âid Olacak Havz Ve Yüce Allah'ın: "Biz verdik sana hakikatte kevser" (ei-Kevsen 1) Kavli Hakkında Bâb [147]

 

Abdullah ibn Zeyd de:

Peygamber (S): "Havz başında bana kavuşmanıza kadar sabrediniz" buyurdu, demiştir [148]

 

157-.......BizeEbû Avâne, Süleymanibn Mihrân'dan; odaEbû Vâil Şakîk'tan; o da Abdullah ibn Mes'ûd(R)'dan tahdîs etti ki, Pey­gamber (S): "Ben havz başına sizden önce varacak olan öncünüzüm " buyurmuştur [149].

Ve bana Amr ibnu Alî tahdîs etti. Bize Muhammed ibn Ca'fer tahdîs etti. Bize Şu'be tahdîs etti ki, el-Mugîre ibn Mıksem şöyle de­miştir: Ben Ebû Vâil Şakîk'tan işittim; o da Abdullah ibn Mes'ûd'-dan ki, Peygamber (S) şöyle buyurmuştur: "Ben sizin havz üzerine ilk erişeniniz ve sizin orada karşılayıcınızım. Ve muhakkak orada be­nim yanımda sizlerden birtakım adamlar kaldırılacaklar. Sonra on­lar muhakkak benim önümden sürüklenecekler (de havzdan uzaklaş­tırılacaklardır). Ben:

—  Yâ Rabbt Onlar benim sahâbîlerim! derim. Bana:

— Sen onların Sen 'den sonra (dînde) ne bid'atler çıkardıklarını bilmezsin! denilecektir".

Bu hadîsi Ebû Vâil'den rivayet etmekte Âsim, el-A'meş'e mutâ-baat etmiştir.Ve Husayn da Ebû Vâil Şakîk'tan; o da Huzeyfe'den; o da Peygamber'den olmak üzere söyledi.

 

158-.......BanaNâfi', İbn Umer(R)'den tahdîs etti ki, Peygamber (S): "Önünüzde bir havuz vardır ki, (büyüklüğü) Cerbâ ile Ezruh arası gibidir" buyurmuştur [150].

 

159-.......Bize Ebû Bişr ile Atâ ibnu's-Sâib, Saîd ibn Cubeyr'den haber verdi ki, İbn Abbâs (R): Kevser, Allah Taâlâ'mn O'na, yânî Rasûlü'ne ihsan buyurmuş olduğu çok hayırdır, demiştir.

Ebû Bişr dedi ki: Ben Saîd ibn Cubeyr'e:

— Birçok kimseler Kevser'in cennette bir nehir olduğunu söylü­yorlar, dedim.

Bunun üzerine Saîd ibn Cubeyr:

— Cennetteki o nehir de Allah Taâlâ'mn O'na ihsan buyurduğu hayırdandır, cevâbını verdi [151].

 

160-.......Abdullah ibn Amr (R) şöyle demiştir: Peygamber (S) şöyle buyurdu: "Benim havzım (açıları müsâvî olarak) bir aylık yol genişliğindedir. Onun suyu sütten daha beyaz, kokusu miskten daha hoştur. Bardakları da gökyüzünün yıldızları gibi çoktur. Her kim on­dan içerse, o kimse artık ebediyyen susamaz".

 

161-....... İbn Şihâb şöyle demiştir: Bana Enes ibn Mâlik (R) tahdîs etti ki, Rasûlullah (S) şöyle buyurmuştur: "Şübhesiz havzımın (sahası) mikdârı Eyle ile Yemen 'in San 'â şehri arasındaki mesafe gi­bidir. Muhakkak ki, havzda semânın yıldızları sayısınca ibrikler vardır" [152].

 

162-.......Bize Enes ibn Mâlik (R) tahdîs etti ki, Peygamber (S) şöyle buyurmuştur: "Ben cennette yürüdüğüm sırada bir nehir gör­düm, iki tarafında inciden oyulmuş kubbeler vardı. Yâ Cibril! Bu ne­dir? diye sordum. Cibril: Bu nehir, Rabb'inin Sana vermiş olduğu Kevser'dir, diye cevâb verdi. Ben gördüm ki, onun toprağı -yâhud kokusu- keskin ve temiz misk idi".

Şekkeden Buhârî'nin üstadı Hudbe ibnu Hâlid'dir.

 

163-.......Bize Abdulazîz, Enes(R)'ten tahdîs etti ki, Peygam­ber (S) şöyle buyurmuştur: "Sahâbîlerimden birtakım insanlar mu­hakkak havz başında benim yanıma geleceklerdir. Nihayet ben onları görüp tanıdığım zaman onlar benim önümden çekilip götürülürler. Ben: Onlar benim sahâbîlerim! derim. (Allah tarafından vazîfeli me­lek) bana: Sen onların, Senden sonra (havzdan mahrûmluğa sebeb ola­cak ma'siy etlerden) neler meydana getirdiklerini bilmezsin! der".

 

164-.......Bize Muhammed ibn Mutarnf tahdîs edip şöyle de­di: Bana Ebû Hazım tahdîs etti ki, Sehl ibn Sa'd (R) şöyle demiştir: Peygamber (S) şöyle buyurdu: "Ben sizin havz başında öncünüzüm. Benim yanıma gelen ondan içer, ondan içen de ebediyyen susamaz. Ve muhakkak benim yanıma birtakım kavimler gelecekler ki, ben on­ları tanırım, onlar da beni tanırlar. Sonra benimle onların arasına bir perde konulur".

Ebû Hazım şöyle dedi: Ben bu hadîsi kendilerine tahdîs ederken bunu benden en-Nu'mân ibnu Ebî Ayyaş işitti de:

—  Sen bu hadîsi Sehl'den bu şekilde söylerken işittin mi? diye sordu.

Ben de:

—  Evet böylece işittim, dedim. Bunun üzerine en-Nu'mân:

— Ben Ebû Saîd el-Hudrî üzerine şehâdet ediyorum ki, muhak­kak ben de ondan bu hadîsi işitmişimdir. O bu hadîste şunları da zi­yâde ederek, Peygamber'in şöyle buyurduğunu söylüyordu: "Ben;

—  Onlar bendendirler, derim. Bana:

—  Sen onların Sen'in ardından neler ortaya çıkardıklarını bil­mezsin, denilir.

Ben de:

— Benden sonra dînde değiştirme yapanlar uzak olsunlar, uzak olsunlar! derim".

İbnAbbâs: "Suhkan", "Bu'den( = Uzak olsunlar)" ma'nâsma-dır. "Sahîkun", "Baîdun( = Uzak olun)", "Sahakahu" ve "Esha-kahu", "Eb'adehu", yânî "Onu uzaklaştırdı" şeklinde söylenir, demiştir [153].

Ve Ahmed ibnu Şebîb ibn Saîd el-Habatî şöyle dedi: Bize ba­bam Şebîb, Yûnus ibn Yezîd'den; o da İbn Şihâb'dan; o da Saîd ibnu'1-Müseyyeb'den tahdîs etti ki, Ebû Hureyre şöyle tahdîs ederdi: Rasûlullah (S) şöyle buyurdu: "Kıyamet günü benim yanıma sahâbt-lerimden bir zümre gelecek de onlar benim havzımdan geri döndürü­lüp koyulacaklardır. Ben de:

—  Yâ Rabb! (Onlar benim) sahâbîlerim! derim.

—  Senden sonra onların ne bid'atler ortaya çıkarmış oldukları hakkında Sen 'in hiçbir ilmin yoktur. Muhakkak onlar arkaları üzere dönüp gerisin geri dînden çıkmışlardır, buyurur".

 

165-.......Saîd ibnu'l-Müseyyeb, Peygamber'in sahâbîlerinden şöyle tahdîs ediyordu: Peygamber (S) şöyle buyurdu: "Havz başına sahâbîlehmden birtakım adamlar gelecekler de havzdan uzaklaştırı­lıp koyulacaklardır. Ben de:

—  Yâ Rabb! Onlar benim sahâbîlerimdir! derim. Bana:

— Sen'in ardından onların (dînde) çıkardıkları bid'atler hakkında Sen'in hiçbir bilgin yoktur. Onlar arkalarına dönüp gerisin geri dîn­den çıkmış kimselerdir, buyurur".

Şuayb, ez-Zuhrî'den söyledi ki, Ebû Hureyre, Peygamber (S)'den "Yuclevne{ — Uzaklaştırılırlar)" lafzıyle tahdîs ederdi. Ukayl de "Yuhalleûne" şeklinde hemzeli olarak söylemişir. ez-Zubeydî de ez-Zuhrî'den; o da Muhammed ibn Alî'den; o da Ubeydullah ibn Ebî Râfi'den; o da Ebû Hureyre(R)'den; o da Peygamber(S)'den olmak üzere bu hadîsi böyle rivayet edip söylemiştir.

 

166-.......Bana Hilâl ibn Alî, Atâibn Yesâr'dan; o daEbû Hureyre(R)'den tahdîs etti ki, Peygamber (S) şöyle buyurmuştur: "Ben (havz başında) dikilip durduğum sırada bir zümre görürüm. Nihayet onları tanıdığım zaman benimle onlar arasından bir adam (bir me­lek) ortaya çıktı da onlara:

—  Geliniz! dedi. Ben ona:

— Bunları nereye götürüyorsun? dedim. Melek:

—  Vallahi cehneneme götürüyorum! diye cevâb verdi.

— Bunların hâli, günâhı nedir? dedim. Melek:

— Bunlar Sen 'in ardından kıçları üzerine dönüp (dînlerine) ar­kalarını çevirerek irtidâd ettiler! dedi.

Sonra ben havz başında bir zümre daha gördüm. Nihayet onları tanıdığım zaman yine benimle onlar arasından bir adam daha ortaya çıktı da bu topluluğa:

—  Geliniz! dedi. Ben ona da:

— Bunları nereye götürüyorsun? diye sordum.

—  Vallahi ateşe götürüyorum, diye cevâb verdi.

— Bunların günâhı nedir? dedim. Melek:

— Sen'den sonra bunlar kıçları üzerine dönüp dînlerine arkala­rını çevirerek gerisin geri dînden çıkmışlardır! dedi.

Ben bu havza yaklaşıp da geriye çevrilenlerden hiçkimsenin ce­hennemden kurtulacağım sanmıyorum. Ancak çobansız yolunu şaşı­ran deve sürüsünden yolunu bulanlar misâli bunlardan da (tek tük) cehennemden kurtulanlar olabilir!"

 

167-.......Bize Enes ibn Iyâd, Ubeydullah'tan; o da Hubeyb,'den; o da Hafs ibn Âsim'dan; o da Ebû Hureyre(R)'den tahdîs etti ki, Rasûlullah (S): "Evimle minberim arasındaki saha, cennet bah­çelerinden bir bahçedir, minberim de havzimın üzerindedir" buyur­muştur [154]

 

168-.......Abdulmelik ibn Umeyr şöyle dedi: Ben Cundeb(R)'den işittim, şöyle dedi:Ben Peygamber(S)'den işittim: "Ben havz başında sizin öncünüzüm" buyuruyordu.

 

169-....... Bize el-Leys, Yezîd ibn Ebî Habîb'den; o da Ukbe ibn Âmir(R)'den şöyle tahdîs etti: Peygamber (S) birgün dışarı çıkıp Uhud (harbi) şehîdleri üzerine ölüye cenaze namazı kılar gibi namaz kıldı. Sonra (Medîne'ye) dönüp minbere çıktı ve (ölülere, dirilere ve­da eder gibi bir hutbe yapıp) şöyle buyurdu: "Ben sizin, havz başına ilk ulaşanınız olacağım. Ve sizin hakk yolundaki hizmetlerinize şe-hâdet edeceğim. Vallahi ben şu anda muhakkak (cennetteki) havzı-ma bakıp görüyorum. Şuöhesiz bana Arz 'in hazînelerinin anahtarları yâhud: Arz'ın anahtarları- verilmiştir. Vallahi ben, benden sonra sizin üzerinize müşrikliğe dönmenizden korkmam. Lâkin ben sizin bu ha­zîneler (yâhud dünyâ) hususunda birbirinizle nefsâniyet yarışına gi­rişip didişmenizden korkarım" [155].

 

170-.......Bize Şu'be, Ma'bed ibn Hâlid'den tahdîs etti. O da Harise ibn Vehb'den şöyle derken işitmiştir: Ben Peygamber(S)'den işittim: Ve kendisi havzı zikretti de: "(Onun büyüklüğü) Medine ile San'â arasındaki saha gibidir" buyurdu.'

Ve İbnu Ebî Adiyy, Şu'be'den; o da Ma'bed ibn Hâlid'den; o da Hârise'den: Onun Peygamber'den işittiğini ve "Onun havzı, Me-dfne ile San 'â arasındaki mesafe sahası kadardır" dediğini ziyâde et­miştir.

el-Mustevrid, râvîye:

—  Sen ondan "Kapları" söylediğini işitmedin mi? dedi. Râvî:

—  Hayır, diye cevâb verdi. Bunun üzerine el-Mustevrid:

—  "Orada yıldızlar gibi kaplar görülür" dedi [156].

 

171-.......Esma bintu Ebî Bekr (R) şöyle demiştir: Peygamber (S) şöyle buyurdu: "Ben havz başında olacağım. Hattâ sizden bana gelmekte olanları gözetlerken, benim önümde birtakım insanlar ya­kalanacak. Bunun üzerine ben:

—  Yâ Rabb! (Onlar) benden ve benim ümmetimdendir, derim.

(Buna cevaben:)

— Sen onların Sen 'den sonra neler yaptıklarını bildin mi? Val­lahi onlar Sen 'den sonra ayak topukları üzerinde dönmekten hiç mi hiç ayrılmadılar, denilir".

Râvî dedi ki: Abdullah ibn Ebî Muleyke:

— Yâ Allah! Biz topuklarımız üzerinde dönmemizden yâhud dî­nimizden fitnelere uğratılmamızdan Sana sığınırız! diye duâ ederdi.

"Alâ a'kaabihim yenkisûn", "Topuk üzerinde geriye dönüyor­lar" demektir. Bir rivayette âyetteki gibi gelmiştir: "Fe kuntum ala a'kaabıkum tenkısûn" (ei-Mu'minûn: 66) "Topuklarınız üzerinde geriye dönüyordunuz" demektir.



[1] er-Rikaak, "Rakîk'"m cem'idir. "Raktk", "Rikkaf'ten alınmış bir sıfattır, yufka şeye denir. "Rikkat", şefkat ve merhamet ma'nâsmadır ki, kalb inceliğinden meydana gelen sevgidir. Rikkat ile Dikkat bir ma'nâya olmakla beraber, arala­rında şöyle bir fark da vardır: Rikkat, derinliği i'tibâriyledir ki, yufkalık ta'bîr olunur; Gılzat, yânî kabalık mukaabili kullanılır. Meselâ "Fulânın kalbi rakîktir" dediğimizde, katı yürekli değildir, yufka yüreklidir demek olur. Dikkat de etra­fı ve eni i'tibâriyledir ki, bundan da incelik'le ta'bîr olunur. Meselâ "Fulân dik­katli nazar sahibidir" dediğimizde, ince ve etraflı görüşlü, demiş oluruz. Bu bilgilere göre "Kitâbu'r-rikaak", kalbde bir nevi' yufkalık ve incelikler meyda­na getirecek özellikteki hadîsleri toplayan kitâb demektir.

[2] Bu hadîsteki iki ni'met, sıhhat ve ferâğ'dir. Hakîkaten insanların derin bir gaf­letle devam edip gidecek sandığı, fakat günün birisinde uçup gittiğini görerek aldandığı iki büyük ni'mettir. Beden sağlığı bütün işlerin yapılması, bütün vazi­felerin görülmesi ancak kendisiyle mümkin olan herşeyin başı ve dayanağı bu­lunan en büyük bir ni'met olduğu şübhesizdir. Sağlık olmadan ne dünyevî, ne uhrevî hiçbir iş tam yapılamaz.

Ferağ: Bir işten meşguliyeti terk ile kurtulup boş olmak ma'nâsınadır.

Dînî ve hayâtı çalışmalar için boş vakit demektir. Bu zaman fırsatının ne büyük bir ni'met olduğunu haylazlar değil, çalışma sâhibleri takdîr eder. Bu iki ni'metten istifâde edememek, yufka yürekle ve kalb inceliğiyle acınacak hâller­dir.

[3] Bu iki parantez arasına aldığımız mutâbaat, bunu ta'kîb eden hadîsten sonra yazılmıştır, fakat yeri burası gibi görünüyor. Bu hadîsin bir rivayeti Ensâr'm Menkabeleri bölümünde de geçmişti. Rasûlullah bu beyitleri okuyarak zorluk ve yorgunluk içinde hendek kazmakta çalışan sahâbîleri şevklendirip yorgun­luklarını hafifletmeye çalışırdı.

[4] Bu mutâbaat, bâzı Buhârî nüshalarında var, bâzılarında yoktur. Telvîh sahibi­nin dediği gibi, bunun burada bulunması, uzun bir düşünmeye muhtâc olur. Onun için bâzıları bunun buradan düşürülmesi lâzımdır, demişlerdir.

[5] Dünyâ hayâtı, yânî âhiret kazancı için sarf edilmeyen, bekaa âlemi ni'metleri-nin kazanılmasına vâsıta kılınmayan fânî hayât, sırf çocukları aldatan ve yor­gunluktan başka netîcesi olmayan şu hâllerden ibarettir:... Dünyâ hayâtı, aldanma metâından başka birşey değildir... Ancak Saîd ibn Cubeyr'den riva­yet edildiği üzere aldanma metâı olması, âhiret talebinden alıkoyması cihetiyle-dir. Amma Allah'ın rıdvânına ve âhiret taleblerine vesîle edinilmesi i'tibâriyle ne güzel meta', ne güzel vesîledir. O hâlde insan olanlar, dünyâ-hayâtm geçici zevklerine kendilerini kaptırmayip, sonundaki o firak ile bir taraftan o şiddetli azabı, bir taraftan da o mağfiret ve ndvânı düşünmeli de yalnız azâb korkusuyle değil, o mağfiret ve ndvâna lâyık bir neş'e, bir aşk ve mahabbetle âhiret için çalışmalı, o büyük murada ermelidir (Hakk Dîni, VI, 4750-4752).

Bu âyet asıl dünyâyı değil, dünyânın kötü taraflarını îzâh etmekte, onlardan kaçınılmasını tavsiye etmektedir. Çünkü dünyâ da, dünyâda olanlar da boşuna ya­ratılmamıştır (el-Mu'minûn: 115; Sâd: 27). Hayât, ni'metlerin aslıdır (el-Bakara: 28). Dünyâ hayâtı kötülenmiş değildir. Kötülenmiş olan, onu Allah'a ve Peygamber'e itaate, güzel amellere sarfetmemek, âhireti insanlığı unutup sırf dünyâya ve dünyâ­nın fenalıklarına tapmaktır (Meâl-i Kerîm).

[6] Hadîsten maksad, cennette az mikdâr yerin dünyâdan ve dünyâdaki herşeyden da­ha hayırlı olduğudur. Çünkü cennet bakî, dünyâ ve içindekiler fânidir. Onun için hayâtı, âhireti kazanma yolunda harcamahdır.

[7] Bu hadîs dâima hatırda tutulmaya, hattâ levha yapılıp dâima göz önünde bulun­durulmaya lâyık son derece kıymetli bir hayât düstûrudur. İbn Umer'in tavsiyesi de bu hadîsin en güzel bir tefsiri mahiyetindedir.

el-Hâkİm de İbn Abbâs'tan şu hadîsi rivayet etmiştir:

Peygamber (S) va'z ederken, bir adama hitaben şöyle buyurdu "Beş şeyden evvel beş şeyi ganimet bil: İhtiyarlığından önce gençliğini, hastalığından önce sağlı­ğını, fakirliğinden önce zenginliğini, meşgûllüğünden önce boş vaktini, ölümünden evvel hayâtını!"

Çünkü akıllı olan kimse, akşama girdiği zaman sabahı beklemez; sabaha gir­diği zaman da akşamı beklemez, fakat bunlardan evvel ecelinin kendisine erişece­ğini düşünür de ölümünden sonra faydasına kavuşacağı işleri yapar, sağlık günle­rinde iyi işlere koşar. Zîrâ hastalık ansızın gelir de onu amelden men' edebilir...

Şu sözleri söyleyen ne kadar güzel söylemiştir:

İzâ hebbet nyâhuke feğtenimbâ

Fe-inne li külli hâfıkahn sükûnu

Ve lâ tağM ani'l-ihsâni fihâ

Fe mâ tediî's-sukûne meta yekunu

îzâ zafiret yedâke felâtuhassır

Fe-inne'd-dehre âdetuhû yekûnu

(= Rüzgârın estiği zaman onu ganimet edin. Çünkü her hareket edenin sükû­nu vardır. Sakın onda ihsandan gâfıl olma, zîrâ sen sükûnu ne zaman olacak bil­mezsin. Ellerin zafere ulaştığı zaman kusur yapma, çünkü dehrin âdetidir, hainlik yapar.) (Kastallânî)

[8] Başlıktaki bu âyetler, yaradılış sırrından habersiz olanların sırf dünyâya yöne­lik emellerinin ve bunların kötülük ve boşluğunun delilleridir.

[9] Buhârî bunu böyle Alî'nin sözü olarak getirdi. Bunu İbnu'l-Mubârek ez-Zühd de birçok yollarla tsmâîl ibn Ebî Hâlid'den, Zubeyd'den, Âmir oğullan'ndan olan bir adamdan rivayet etmiştir. İbn Ebî Şeybe ve Hılye'de Ebû Nuaym da bunu rivayet etmişlerdir. Ebû Nuaym'm rivayetinin baş tarafında şunlar var­dır: "Üzerinize korktuğum şeylerin en korkuncu hevâya uymanız ve tulu emel­dir. Hevâya uymak, Hakk'tan men' eder. Emel uzunluğuna gelince, o da insana âhir eti unutturur. Dikatedin! Dünyâ arkasına dönerek gitti... dedi". Hakimle­rin bâzısı da Alî'nin bu sözünden olarak: Dünyâ arkasına dönüp gidicidir, âhi­ret ise gelmektedir. Dönüp gitmekte olana yönelip de gelmekte olana arka dönen kimseye hayret olunur! demiştir... (Kastallânî).

Biz Hz. Alî'nin bu büyük ve hikmetli sözünü el-Bakara: 96. âyetinden son­raya almak suretiyle küçük bir yer değişikliği yaptık.

Emel ve recâ hakkında güzel bir açıklama: Hakk Dîni, V, 3579'da vardır.

[10] Peygamber'İn bu hadîste anlattığı çizgilerini sarihler çeşit çeşit îzâh etmişlerdir.

 

[11] Bunlardan en uygun sanılan resim, şöyledir:

Peygamber kazâ-kader, tabiî ölüm, zamansız ölüm gibi karmaşık mes'eleleri en sâde zihinlere de yaklaştırmak için çizgiler ve resimlerle tasvir edip anlatmıştır.

Emel, uzun ömür ve bol mal gibi nefsin hoşlandığı şeyleri ümîdlenmektir ki, Türkçe'de "Ummak" ta'bîr olunur.

Ma'nâca emele yakın olan "Temenni" ve "Recâ" ta'bîrleri de vardır. Bunlar arasında bâzı farklar vardır: Emel, bir kişinin meydana gelmesi mümkin olan şeyi elde etmek istemesidir. Meydana gelmeyince kişi o arzu ettiği şeyi temenni eder, demişlerdir. Recâ da gönlün sevdiği bir şeye -müstakbelde hâsıl olması için-takılmasıdır. Dilciler "Temenni" ile "Recâ" arasında şöyle bir fark da bildirir­ler: "Temenni", sahibine tenbellik verir ve arzusunun meydana gelmesi için ciddî bir ehemmiyetle çalışmaz. "Recâ" sahibi ise, bunun aksine, maksadının husulü için çalışır. Bu bakımdan "Recâ", sahibi için bir fazilettir, övülmüştür. "Temenni" ise emel gibi kötülenmiştir.

Hayır îfâ etmeye, maişet te'mîn etmeye yönelik emeller hayırlı emellerdir. Bu nevi' hayır emellere aykırı olan emeller kötülenmiştir.

Bâzı hakîmler: Bu nevi' uzun emeller aklı yıpratır, dîni bozar, kanâati giderir, demişlerdir. her taraftan kuşatmakta olan bu kare şeklindeki çizginin ondan dışarıya doğru uzanan çizgiden daha yakın olduğunda hiç şübhe yoktur.

Bu hadîs dahî insanoğlu uzun emel ile yaşarken, günün birinde kendisine en yakın olan ecelin pençesine düştüğünü tasvîr etmektedir.

[12] Bu âyet, gafil yaşayan, hâlini ve gidişini düzeltmeyen kimseler için bir tevbîh, yânî azarlamadır. Bu azarlamanın uzun yaşlılar hakkında daha da büyük ola­cağı şübhesizdir.

Tecrübe zamanı dahî ta'bîr olunan bu müddeti yaşayan bir kimse için Ya-ratan'ım bilmekte özür kalmamıştır. Bu müddet hakkında muhtelif rivayetler gelmiştir: Altmış, kırkaltı, kırk, bulûğ yaşı, yirmi. Yirmiden altmışa kadar de­nilmiş ise de hakikatini Allah bilir. Bulûğdan sonra her vefat eden hakkında bu müddet tahakkuk etmiş demektir. Altmış, Peygamber'den rivayet edilmiş olduğu üzere a'zamîsi demektir. Yânî bundan sonra küfre hiç ma'ziret kalmı­yor demektir (Hakk Dini, V, 3994)

Bu satırların nâçiz yazarı Mehmed Sofuoğlu 25 Mart 1984/24 Cumâda'l-âhir 1404 târihinde altmış yaşını tamamlayıp altmışbir yaşını işlemektedir. Yü­ce Allah'tan şu niyazda bulunur: "Ey Rabh'im, bana ve ana-babama lütfetti­ğin ni'metine şükretmemi ve (geri kalan ömrüm içinde) Sen 'in razı olacağın iyi işler yapmamı bana ilham et. Rahmetinle beni de sâlih kullarının arasına sok! (en-Neml: 19).

[13] Allah'ı bilmek, dînî ve dünyevî hayır ve saadet yollarını öğrenmek için tecrübe za­manı demek olan bu müddet, bu hadîste altmış yaş olarak sınırlandırılmıştır ki, artık bu yaşa varan kimsenin kusurları hakkındaki özürlerini Allah reddediyor. Bun­dan sonra ancak tevbe ve istiğfar etmek ve bütün varlığı ile Allah'a yönelmek yolu açık bulunuyor...

[14] Bu Ebû Hureyre hadîsi ile ondan sonra gelen Enes hadîsi de insanoğlunun mal hır­sını ve uzun ömür hayâl ve temenni etmesini pek güzel belirtmiştir.

[15] Mahmûd ibnu'r-Rabî' küçük sahâbîlerdendir. Rasûlullah'm onun yüzüne su püs­kürtmesi, beş yaşında iken olmuştu. Bu vak'ayı anlatan hadîsi Vudû' Kitâbı'nda geçmişti.

itbân ibn Mâlik el-Hazrecî, es-Sâlimî, Rasûlullah'a gelip: Yâ Rasûlallah, göz­lerimde hayır kalmadı, kavmime namaz kıldıran benim. Mescİdlerine gidip namaz kıldıramaz oluyorum. Gönlüm ister ki, bana gelip evimde namaz küdırsan da Sen'in namaz kıldığın yeri namazgah edinsem! dedi. Rasûlullah: "tnşâaüahyaparım" de­di... İşte burada kıldırdığı namaz, bu va'dettiği namazdır...

[16] Safıyyehû", kulun ana-baba, kan-koca, evlâd, kardeş gibi sevdiği bir kimsesi ma'-nâsınadır. Buradaki "îhtisâb" da, sevdiği birinin ölümü üzerine, Allah için sabre­dip sabrının ecrini yalnız Allah'tan istemek ma'nâsınadir.

[17] Bu hitâbıyle Rasûlullah sahâbîleri ve onların şahıslarında gelecek nesilleri dünyâya ve dünyâ servetlerine aşın rağbet etmekten ve dünyâ maliyle çok meşgul olup âhi­ret işlerini ihmâlden ve dünyâ malı yüzünden birbirlerine düşüp kötüleşmekten sa-kmdırmıştır. Bunun bir rivayeti son fıkranın farklilığıyle Cizye'de "Zimmet ehliyle mütâreke bâbı"nda geçmişti.

[18] Bunun bir rivayeti Cenazeler Kitabı, "Şehîd üzerine cenaze namazı bâbı"nda geçmişti.

[19] Zekât'ta "Yetimlere sadaka vermek bâbı"ndaki rivayetin sonunda "Kıyamet gününde bu mal, kendi sahibinin cimriliğine şehâdet edecektir" ziyâdesi vardır.

[20] Bunlar yemelerde, içmelerde genişleme ve çok yemeleri sebebiyle semizleyip şiş­manlarlar, semizlik ve şişmanlığı severler, onların hayât gayeleri böyle bol bol yiyip içmek ve semizlenmekten ibaret olur. Bunun birer rivayeti Şehâdetler'de ve Menâkıbu's-Sahâbe'de geçmişti.

[21] Bu da aynı hadîsin başka yoldan bir rivayetidir. Daha sonra gelecek insanların ahlâk yönünden düşüklüklerini ifâde ediyor.

[22] Habbâb'ın her üç hadîsteki bu sözleri, fetihler ve fetihlerde elde edilen gani­metlerin çokluğu sebebiyle zenginliklerinin arttığım, bunun da bâzı kimseleri meşgul edip âhiret yolundan alıkoyduğunu, âhiret saadetlerini eksilttiğini açık­ça belirtmektedir!

[23] O hâlde sakın dünyâ hayâtı sizi aldatmasın... Dünyâya dalıp da uhrevî vazifele­rinizi unutmayın, dünyâ için âhiretinizi feda etmeyin. Çünkü gençlik uçup ihti­yarlık çöktüğü gibi, dünyâ her ne olsa bir rü'yâ gibi gelir geçer; âhiret ebedî olmak üzere gelir çatar. Ve sakın o çok aldatıcı şeytân sizi Allah ile de aldatma­sın... Yânî Allah Kerîm'dir, Allah Gafûr'dur, Rahîm'dir, Allah herşeye vekîl-dir diyerek günâhlara, tenbelliklere, sefâhetlere sevketmesin... Fi'1-vâki' Allah öyledir. Fakat öyledir diye aldanmak, Allah saygısını duymamak, izzet ve celâ­lini hesaba almamak, Allah'ın îkaabını tanımamak gibi bîr cinayet ve aynı za­manda Allah'ın îmân ile çalışan sâlih kullarına va'd edilen ni'metlerden mahrumiyettir. Çünkü küfür ve küfrân edenlere şiddetli azâb, îmân ile sâlih amel­lere çalışanlara mağfiret ve büyük ecir vardır (Hakk Dîni, V, 3975).

[24] Hadîsin başlığa uygunluğu, bu "Aldanmaymız!" fıkrasmdadir. Bu hadîsin birkaç rivayetini Müslim de Tahâret'te getirmiştir.

[25] Yânî ez-Zehâb, zây'ın fethasıyle gitmek, geçmek; zây'ın kesresiyle ez-Zihâb ise yağmur ma'nâsmadır.

[26] Bunun bir rivayeti Mağâzî'de de geçmişti. Bunun bâzı rivayetlerinde "İyi kul­ların ruhları birer birer kabzolunur..." lafzıyle, yine bâzılarında "Hufâle" ve "Husâle" lafızlarıyledir. Sâlih kulların bu fânî hayâttan birer birer çekilip git­meleri ve değersiz insanların çok olması, kıyametin yaklaşması alâmetlerinden olduğu bildirilmiştir.

[27] "Mallarınız ve evlâdlarınız bir fitnedir"; yânî sizi meftun edip birtakım zah­metlere ve günâhlara sokmağa sebeb olan ve birtakım hayırlardan, tâatlerden alıkoyun bir ibtilâ ve mihnettir. Hâlbuki büyük ecir Allah kalındadır. Onun için Allah mahabbetini, Allah zikr ve tâatini mal ve evlâd mahabbetine dahî tercih etmeli, mal ve evlâd kaygılarıyle uğraşırken Allah için ibâdet ve tâati bozma­malıdır (ffakk Dîni, VI, 5037-5038).

[28] Bunun bir rivayeti Cihâd'da, "Gazvede nevbetçilik bâbı"nda geçmişti.

Hadîs, mal ve menfaat düşkünü hırslı kimselerin rûh hâllerini ifâde etmek­tedir. Hadîsin son fıkrasını te'yîd eden bir âyet meali şudur: '"içlerinden sada­kaların taksimi) hususunda seni ayıplayacaklar da var. Çünkü eğer içlerinden kendilerine verilirse hoşlanırlar. Şayet yine kendilerinden onlara (diledikleri şey) verilmezse, derhâl kızarlar" (et-Tevbe: 58).

[29] Hadîsin "Mal fitnesinden sakınılması" başlığına uygunluğu açıktır. İslâm Dîni mal kazanmaktan ve ihtiyâç zamanı için mal biriktirmekten men' etmiş değildir; bil'a-kis bunu teşvik etmiştir. Zenginlik ve fakirliğin, sâhiblerinin hâl ve hareketlerine göre iyi yönleri de, kötü yönleri de olabilmektedir. Zenginliğin fena yönü bu hadîs­te bildirildiği üzere, ihtiras derecesinde insanlık faziletine engel olan nev'idir. Al­lah'a kul olma yerine altın, gümüş ve diğer mallara kul köle olacak derecede hırsla zenginliklere bağlanmak, insanlara ve Allah yollarına harcamayı bırakıp serveti ken­dini ebedî kılacakmışçasına doymaz ve aç gönüllü yaşamaktır...

Bu hadîsteki "Altın, gümüş ve değerli elbise kulu " ta'bîri, bu servetlere, âzâd kabul etmez bir köle gibi bağlanan, hayırdan, içtimaî yardımdan uzaklaşan ihtiras­lı kimsenin vaziyetini en belîğ bir uslûb ile tasvir etmektedir!...

[30] Bu İbn Abbâs hadîsi, rivayet yollan çok olan hadîslerdendir. Buhârî bu bâbda beş yol ile İbn Abbâs'tan, İbnu'z-Zubeyr'den, Enes ibn Mâlik'ten getirmiştir.

Mişkât şerhinde şöyle dedi: Bunun ma'nâsı şöyledir demek mümkin olur: Adem oğlu mal sevgisi, mal kazanmaya çalışma sevgisi ve bundan doymama üzerine cİ-bîllendirilmiştir. Ancak Allah'ın koruduğu ve bu cibilleyi nefsinden izâleye muvaf­fak kıldığı kimseler müstesnadır; bunlar da ne kadai azdır. "Allah tevbe edenin tevbesini kabul eder" sözünü şunu bildirmek için tam yerine koydu. Bu zikredilen cibillet kötülenmiştir, günâh yerinde câridir; bunun izâlesi mümkindir, lâkin bu da Allah'ın muvaffak kılması ve doğrultmasıyle olur. Bunun benzeri Yüce Allah'ın "Kim nefsinin aşırı cimriliğinden korunursa, işte onlar felah bulanların tâ kendileridir" (el-Ha$n 9; et-Tegâbun: 16). Burada ince bir nükte de şudur: Âdem oğ­lunun zikrinde onun topraktan yaratıldığına ve tabmda ondan bir kabza, yânî tut­ma olduğuna, bunun izâlesinin de Allah'ın tevfîk bulutlarından yağdırmasıyle mümkin olup semere vereceğine İşaret vardır... (Kastallânî).

[31] Bu et-Tekâsür Sûresi de çok mal toplama hırsını daha belîğ bir uslûbla kötülediği için, sahâbîler "Lev kâne... " sözünün, Peygamber'in sözünden olup, Kur'ân ol­madığını bildiler...

[32] ...İşte böyle şehevât mahabbetini pek güzel birşey zannetmeleri, kendilerini her fe­nalığa sürükler. Bunlara böyle mahabbet ise göründüğü gibi güzel birşey değildir. Bunların emel gayesi edilmeye değerleri yoktur. Nihayet bunlar alçak bir hayât me-tâıdır.

"İnsan bırakır hepsini hîn-i seferinde"

Dönüp dolaşıp varılacak, emel gayesi edinilecek şey bunlarda değil, Allah ya nindadir ki, bu dünyâ hayâtından geçilip Allah'a varıldığı zaman erilir. O şehevât, . dünyâ hayâtı geçirmek üzere verilmiş, vâsıta olmak i'tibâriyle Allah tarafından bi­rer ni'met iseler de, bu alçak hayâta ve bunun metâı olan şehvetlere mahabbet et­mek ve bu yüzden Allah yanındaki hüsnü metâı feda eylemek ne kadar budalalık­tır, ne kadar alçaklıktır!... (Hakk Dîni., II, 1052)

[33] Umer'in bu duasını ed-Dârakutnî, Mâlik'in Garibeleri Kitâbı'nda; İsmâîl ibn Ebî Uveys'ten; o da Mâlik'ten; o da Yahya ibn Saîd el-Ensârî yolundan rivayet etmiş­tir.

[34] Hadîsin birer rivayeti Vasiyetler'de ve Beşte bir'de de geçmişti: Yüksek el, dâi­ma veren eldir; alçak el de verileni almak için daha aşağıda açılan eldir. Bu, eskimez tslâmî düstûrlardandır.

[35] Bu hadîs de hakîkaten iyi düşünenlerde kalb inceliği ve uyanma meydana geti­recek yüce ve çok kuvvetli sözlerden biridir!

[36] Bundan anlaşılan şudur ki, dünyâda insanlar amelde müsabaka ve imtihan için yaratılmış olduklarından, her amelin üzerine sabit olacak iyi ve kötü bir semere vardır. Her çalışan sa'y ve ameli mukaabilinde muhakkak bir semereye erer. ''Muhakkak sa'yigörülecek" (en-Necm: 40) demek olur ki, bu semere, kendi is­tediği muradı kadar olmasa bile herhalde amelinin değerinden de aşağı olmaz... Ve herhangi bir amelin asıl semeresi, Allah katında ona tertîb ve takdîr edilmiş olan neticesidir. En büyük hakkı da bundan sahibinin gözetmiş olduğu maksad ve gayeyi geçmemektir. Onun için en büyük murâdları fânî olan dünyâ hayât ve zînetinden ibaret bulunanların amellerinin ecri de dünyâ hayâtından ileri geç­mez, bâkîyâta ermez. Bunlar, maksad ve niyetlerine göre, sa'y ve amellerinin bütün mükâfatını dünyâda almış tüketmiş bulunurlar... Çünkü dünyâ hayâtı zâten fânî olduğundan, onu tutmak veya tezyîn etmek için ne yapılsa boştur. Ecel gelince hepsini siler süpürür. Allah'tan başkası fânî olduğundan, Allah için yapılmayan her amel de bâtıldır {Hakk Dîni, IV, 2771-2772).

[37] Hadîs, bâzı ziyâde ve noksanlarla İstikraz ve İsti'zân'da ve daha başka yerlerde geçti. Müslim de Zekât'ta getirdi.

[38] Buhârî burada hadîs ilminin hârika inceliklerinden bâzılarını ortaya koymaktadır. Allah ona bu derin ve ihatalı ilmine karşılık büyük mükâfatlar ihsan eylesin (Âmîn)!

[39] Fâsik, fışkından, günahkâr günâhından tevbe etmek suretiyle temizlendikten yâ-hud Allah hakları ile küf haklarından dolayı mukadder olan azabı çekerek te­mizlendiklerinden sonra cennete girecektir, denilmiş oluyor. Yânî böyle büyük günâhlar, mü'minin sonunda cennete girmesine mâni' olmaz demektir.

[40] Bu hadîsin bir rivayeti İstikrâz'da geçmişti.

[41] Bu hadîste "Mal"a "Araz" denilmesi, sahibine sonradan geldiğinden dolayı­dır. Çünkü bir zaman ânz, sonra da zail olur.

[42] Bundan murâd, Allah'ın kendisi için taksim ettiğine razı, fakirliğin sıkıntıları­na sabredici, kendisinden Allah'ı gücendirecek hiçbir söz ve fiil çıkmayan, ka­zanmayı terketmeyen, dilenmekle de hiç uğraşmayan İffetli fakirdir. Yoksa maksad, fakîrliğin mutlak olarak zenginlikten hayırlı olduğu değildir. Çünkü insanı türlü sıkıntılara, borçlara ve hattâ günâhlara düşürecek olan fakirlikten, Rasûlullah, Allah'a sığınmıştır.

[43] Rasûlullah'm burada övdüğü fakîr de iffetli, sabırlı, ahlâklı, dürüst bir kimse ve ilk müslümânlardan bir mücâhid idi.

[44] Hadîs metnindeki "Nemîre" kelimesini Kurtubî, cariyelerin giydiği; Sa'leb de yaşlı kadınların giydikleri çizgili bir sevb diye tefsîr etmişlerdir. Buna göre bu bez, Mus'ab ibn Umeyr'in bir koca-karı libâsını giyecek derecede fakirlik ve ih tiyâç içinde geçen fedakâr hayâtını daha belîğ ifâde eden bir husus olmuştur. Hâlbuki Mus'ab, Mekke'de servet ve ni'met içinde idi. Hicret edince fakîrliğe düşmüştü. Bu hadîste Mus'ab'ın fazileti ve onun bu fakîrliğiyle beraber, âhiret sevabından hiçbirşey eksilmediği hakikati vardır. Bunun bir rivayeti Cenazeler Kitâbı'nda da geçmişti.

[45] Fakirlerin cennette çoğunluğu oluşturması şöyle tevcîh edilmiştir: Birçok ma'-siyetleri işlemeye sevkeden maldır, malın verdiği azgınlıktır. Dünyâda maldan mahrum fakirler çoğunlukta olduklarından, dünyâda dînî vazifelerine bağlı bir hayât yaşayan fakîrler cennette çoğunluğu teşkil etmişlerdir...

Kadınların cehennemde çoğunluğu oluşturmaları ise, kadınların tab'an er­keklerden asabi olmaları, zînete ve dünyâ gösterişine düşkün bulunmaları, ek­seriyetle kocalarına karşı isyancı ve nankör olmaları gibi sebeblere bağlanmıştır.

[46] Bu hadîsler, bütün Arabistan'a hâkim olmuş ve en mükemmel bir idare kurmuş devlet başkanı olarak vefat eden Peygamber'in evinde yaşanan mütevazı' hayâ­tı göstermektedir. Böylece hadîsler başlığa uygun olup, bâzı hâllerde fakîrliğin tercîh edildiğine ve fazîletine delâlet etmişlerdir.

[47] Hadîs, metnin başındaki "Âllâhu'llezî" lafzındaki hemzenin yemîn vâv'ı ma'-nâsına oiduğu, Hafız Ebû Zerr'den Yûnûniyye nüshasında naklolunmuştur.

[48] Suffa ehlinin eve gelen mikdârı bildirilmemiştir. Bâzıları yetmişten fazla oldu­ğunu rivayet etmiştir. Biıhârî, Namaz Kitâbi'ndaki hadîste Suffa ehlinin kadro­su yetmiş olduğunu, Ebû Hureyre'den rivayet etmiştir. Hılye'dt yüze yakın bir sayı bildiriliyor. Bu konuda en isabetli söz Ebû Nuaym'ın, Suffa ehlinin muay­yen bir kadrosu olmadığına dâir rivayetidir. Suffa ehli, mescidin bitişiğinde "Suffa" denilen bir sundurmada oturup, hazarda Kur'ân ile, seferde rihâd ile meşgul olduklarından, hâlin gerektirmesine göre sayıları bazen artar, bazen ek­silirdi.

[49] Rasûlullah'm gülümsemesi, Ebû Hureyre'nin "Bana süt kalmayacak" sanarak endîşelenmesindendir.

[50] Rasûlullah'm burada hamdetmesi, az süte Allah Taâlâ'nın çok bereket ihsan buyurmasındandır.

Bu hadîste, Peygamber'in ve sahâbîlerinin yaşayışlarının nasıl olduğunun en güzel beyânı vardır. Bu hadîsin bir kısmı kısaca Isti'zân'da geçti. Sonra onu burada Ebû Nuaym Fadl ibn Dukeyn'den yalnız olarak uzun metinle tekrar et­ti. Bunu Tirmizî, ez-Zuhd'de; Nesâî de er-Rıkaak'ta rivayet etti. el-Kirmânî şöyle dedi: "Hadîsin yarısından bir mikdârını'' sözüyle Buhârî, Taamlar Kİtâbı'nda Yûsuf ibn îsâ yolundan zikrettiği hadîse dayanmıştır. O, bu hadîsin yansına ya­kındır... Böylece hadîsin hepsi müsned olur... Bu hadîste düşünüp çıkarabile­cekler için birçok fâideler vardır (Aynî).

[51] Esed oğulları, Peygamber'in vefatından sonra dînden çıkmış, o sırada peygam­berlik iddia eden reîsleri Tuleyha ibn Huveylid el-Esedî'ye tâbi' olmuşlardı. Ebû Bekr zamanında Hâlid ibn Velîd kumandasında gönderilen ordu ile tenkil edil­mişler, geri kalanları da İslâm'a dönmüşlerdi. Bunların çoğu Kûfe'de oturmayı tercih etmişlerdi. Bunların başkanları, Sa'd ibn Ebî Vakkaas Küfe vâlîsi bulun­duğu sırada Umer'e, dîn ve ibâdet işleri hakkında birtakım şikâyetlerde bulun­muş ve valilikten azledilmesine sebeb olmuşlardı.

Sa'd ibn Ebî Vakkaas, hadîsteki bu serzenişlerini bu vak'a ürerine söyle­miştir.

Bu hadîsin bâzı rivayetleri Sa'd'ın faziletleri ile Et'ime'de de geçmişti. Müs­lim de bunu kitabın sonunda getirmiştir.

[52] Hz. Âişe'den gelen bu altı hadîs ve diğerleri, Peygamber'in ve ailesi ferdlerinin yaşayışlarındaki sadeliği; dünyâ lezzetlerinden uzak, ölmeyecek derecede az ye­me ve içme suretiyle hayât sürdüklerini en güzel şekilde belirtmektedir. Hâlbu­ki Peygamber ve ailesi ferdleri, isteseydi bundan daha bol beslenme ve yüksek yaşama yapabilirlerdi.

[53] el-Kût:... Bedeni tutacak mikdâr, yânî insan bedeni kendisiyle ölümü kapatıp yaşamasını sürdüreceği gıda demektir.

[54] Bu hadîsler gerek ibâdet ve tâatlerde ve gerek diğer her türlü çalışma ve hare­ketlerde ifrat ve tefritten sakınıp, orta yolu tutmanın, i'tidâlîi olmanın fazîleti-ne ve sevimliliğine delâlet etmektedirler. Doğru yolu tutmak ve i'tidâlîi olmak, mü'minin hiç değişmez hayât düstûrları olmalıdır.

[55] Bu hadîslerin bâzı rivayetleri daha önce Oruç ve Namaz Kitâbları'nda geçmişti. Başlığa delâletleri meydandadır.

İktisâd, lügatte "Amelde i'tidâl" demektir ki, "Kasd"dan alınmıştır. Çünkü matlûbunu iyi tanıyan bir kimse, onu hiç eğilip bükülmeden, istikaamet üzere kasdeder. Maksûdunun mevzii ve mevkiini bilemeyen ise, tahayyür içinde ka­lır. İfrat ve tefrit ile kâh sağa, kâh sola bocalar, çabalar durur. İşte bu sebeble iktisâd, maksûda götüren amel demek olmuştur. Mâlî işlerdeki îktisâd'm da esâsı budur... (Hakk Dîni, II, 1736).

[56] Bu hadîsin bir rivayeti Namaz Kitabı, "İmâma doğru göz kaldırmak bâbı"nda geçmişti. Bunda namaz kılan kişiye, gözleri önünde cennet ve cehennemin mi­sâllerini getirmesi ve böylece şeytânın hatırlatmasından meydana gelecek fikir­lerden korunması tenbîhi vardır... Başlık ile hadîs arasındaki uygunluk, bu

bakımdandır.

Bu babın hadîslerinin çoğu tekrar edilmiştir, bâzısında diğeri üzerine ziya­de de vardır (Kastallânî).

[57] Ey kitâb ehli, siz hiçbirşey üzerinde değilsiniz"; yânî diyanetiniz yok; dîn nâ­mını verdiğiniz, gittiğiniz yol birşey değildir. Tâ ki Tevrat'ı, ve Inctl i ve Rabb'-inizden size indirilenlerin hepsini -ki Kur'ân ve Kur'ân'ın bu âyeti de bu cümledendir- ikaame edesiniz, bunlara hakkıyle riâyet edesiniz. Önden geleni sonradan gelenin tasdikinden geçirerek, mecmû'unun hâsılına göre Allah'ın ahid-lerini ve akidlerini tanıyıp îfâ edesiniz. İşte o zaman bir şey üzerinde bulunmuş, bir dîne sâhib olmuş olursunuz. Yoksa bu gidişiniz dinsizlikten, yolsuzluktan başka birşey değildir.. (Hakk Dîni, II, 1738).

[58] Hadîsle âyet arasındaki münâsebet şu bakımdandır: Âyet "İndirilmiş olan Kitabın" içindekilerle amel etmeyene, kurtuluş hâsıl olmayacağı ve emredilen amelleri işlemeksizin kuru kuruya olan ümidinin ona fayda vermeyeceğine de­lâlet etmektedir. Korkmakla beraber ümîdli olmak ma'nâsını ifâde eden bir âyet: "Onların taptıkları da, hangisi Rabb 'terine daha daha yakın (olacak) diye vesî-le arayıp duruyorlar, O 'nun rahmetini umuyorlar, O ''nun azabından korkuyor­lar. Çünkü Rabb'inin azabı korkunçtur" (el-isrâ: 57)

[59] Umer'in bu sözünü Ahmed ibn Hanbel Zühd Kitâbı'nda, Mucâhid'den sahîh bir senedle rivayet etmiştir.

Ma'lûm ki, sabr, nefsin iyi bir iş yapmak veya fenalıktan kaçınmak için acıya, meşakkate tahammül kuvvetidir. Başlıca iki olarak düşünülür1: Birisi elem ve külfete sabırdır ki, bununla tâat ve mucâhedenin ve güzel amellerin meşak­katlerine tahammül olunarak yüksek himmet sâhiblerinin nail oldukları başarı­lara erilir. Birisi de lezzet ve şehvetlere karşı sabırdır ki, bununla da nehyedilen-lerden ve hoş görünüp de sonu fena olan aldatıcı, tehlikeli, maddeten ve ma'-nen zararlı şeylerin zararlarından sakınılır, korunulur... Sabrın derecesi hususunda fıtrî kaabiliyetin bir hükmü bulunduğu reddedilmemekle beraber, terbiyenin, i'tiyâdm, azim ve irâdenin ve onun için de îmânın ehemmiyeti çok büyüktür... (Hakk Dîni, VIII, 6081-6082).

[60] Çünkü sabır, bütün ahlâk güzelliklerini toplayan güzel bir melekedir.

[61] Hadîsin başlığa uygunluğu, Peygamber(S)'in Allah'ın bunca ni'metlerine karşı şükür için ayaklan şişinceye kadar tâatin zorluğuna sabr etmesidir.

[62] Âyetin devamı şöyledir: "Kim Allah'a korunursa. Allah ona bir çıkış yeri ihsan eder. Onu hatır ve hayâline gelmeyecek bir cihetten de nzıklandmr. Kim Al­lah 'a güvenip dayanırsa, O, kendisine yetişir. Şübhesiz ki, Allah emrini yerine getirendir, Allah herşey için bir ölçü ta'yîn etmiştir" (et-Talâk: 2-3).

[63] Aynî, Rabî' İbn Huseym'in bu tefsîriyle "Kim Allah 'a güvenip dayanırsa o ken dişine yetişir1* kavlini açıklamak istemiştir, demiştir. Hakîkaten bu söz her iki âyetin de tefsiri olabilir.

[64] Hadîsin uzunca bir rivayeti Tıbb'da, 42. Bâb, 67. hadîste; kısa bir rivayeti Pey­gamberler Kitâbı'nda geçmişti. Tıbb'da geçtiği yerdeki 71. haşiyede bu hadîs hakkında İbnu'l-Kayyım'dan güzel bir te'Iîf de nakletmiştik.

[65] Hadîsin bâzı rivayetleri Namaz, Dualar, Kader, 1'tisâm Kitâbları'nda da gel­miştir.

Kîle ve kaale: Dedi-kodu demektir. Bu iki kelime, birincisi meçhul, ikin­cisi ma'lûm olmak üzere ya iki fiildir yâhud iki masdardır. Her iki takdîre göre şerhlerde birtakım lisânı bilgiler verilmiştir... Şârih Hattâbî bunun ilmî medlu­lü hakkında: Kîle ve kaale, meclislerde, toplantı yerlerinde ve insanların dille­rinde "Fulân hakkında şöyle denildi, fulân da böyle dedi" suretinde meydana gelen fuzûlî muvâverelerdir ki, dünyevî ve uhrevî hiçbir ciddî fâidesi yoktur, demiştir.

[66] Bundan önceki iki âyet şöyledir: "And olsun insanı biz yarattık. Nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu da biz biliriz. (Çünkü) biz ona şâh damarın­dan daha yakınız. Hatırla ki (İnsanın) hem sağında, hem solunda oturan, onun amellerini tesbît etmekte olan iki de (melek) vardır" (Kaaf: 16-17).

Yânı her insanın söylediğini alıp zabta me'mûr iki melek vardır. İfâdesini zabteder dururlar... Gerek hayra ve gerek şerre dâir ağzından ne çıkarsa her­halde yanında bir rakîb, ne yaptığını, ne söylediğini gözeten bir murâkıb hazır. Hiçbir dediğini kaçırmadan kaydederlerken Allah ona her yakından daha ya­kındır. O sırada insanın nefsinde onların dahî vâkıf olamayacakları gizlilikleri bilir, dilediği te'sîri yapabilir. Şu hâlde meleklerin zabt ve hıfzı O'nun ihtiyâ­cından değil, kulların istikbâli için hikmete mebnîdir... Bu âyetin zahirinden an­laşıldığına göre, bu melekler ağızdan çıkan her sözü yazarlar, bunun delâletinden fiilleri de yazdıkları anlaşılır... {Hakk Dîni, VI, 4513-4514).

[67] Bilhassa dil ile ferci zikretti. Çünkü bu ikisi, dünyâda insan üzerine en büyük belâdırlar. Bunların şerrlerinden korunan, şerrlerin en büyüğünden korunmuş olur. Bu, her ân hatırda tutulup günlük hayâtta uygulanacak çok kıymetli bir hayât düstûrudur.

[68] Bunun bir rivayeti Edeb Kitâbı'nda da geçmişti.

[69] Bu hadîsler dâima az konuşmayı teşvîk etmektedir. Bir söz söyleneceği zaman, onun ne ma'nâlara geleceği ve ne te'sîrler icra edeceği, zararı, faydası enine bo­yuna tefekkür ve tezekkür edilmelidir. Nitekim belki de Allah, kişinin dinleme­si, söylemesinin iki katı olsun diye, insanda iki kulak ile bir dil yaratmıştır

[70] Bu, Ezân'ın Başlaması ve Zekât Kitâbı'nda tam olarak geçen hadîsten bir par­çadır.

Hâkim'in Enes'ten rivayetinde "Her kim Allah'ı zikredip de gözyaşları Allah haşyetinden yere akacak derecede gözleri sulanırsa, kıyamet gününde azab o/m/ı-maz.'" buyurulmuştur. Halvette Allah'ı zikretmek ihlâsa yakın ve riyadan uzak olduğu için makbuldür.

[71] Bunun bir rivayeti İsrâîl oğullan'nın zikri'nde geçti.

[72] Bunun birkaç rivayetini Müslim, Tevbe'de getirmiştir. Müslim Ter., VIII, 247-250 "2756-2757".

[73] Buhârî bunun bir rivayetini 1'tisâm'da, Müslim de Peygamber'in fazîletleri bö­lümünde getirdi. Hadîste ma'siyetlere düşmekten sakındırma ve ma'siyetlerden vazgeçme gerektiği apaçık meydandadır.

[74] Bunun bir rivayeti Peygamberler Kitabı; "Biz Davud'a (oğlu) Süleyman 'j ihsan ettik..." (Sâd: 30) kavli'nde de, kısaltılmış olarak geçmişti.

Bu ateş yakan adam temsili, el-Bakara: 17. âyette de biraz farklı olarak geçmektedir.

[75] Bu hadîs de Peygamber'in cevâmi'u'l-kelim denilen câmiâlı sözlerindendir. Bunda Mekke fethi ile Medîne'ye hicret etme sevabına erişemeyenlerin gönüllerini hoş etme yüksek müjdesi vardır.

Bunun bir rivayeti îmân'da da geçmişti.

[76] Rabb'ini daha çok bilen kimse, Rabb'inden daha çok korkulu olur. Korku şid­detinin alâmeti de ceza gerektiren bir günâh işlediği zaman kalbin devamlı ürper-mesi, bedenin değişmesi, haşyet ve ağlamaktır.

"İlâhî azametin ne olduğunu, cürüm ehlinin uğrayacakları ilâhî intikaa-mın şiddetini, kıyamet hâllerini, ateş azabının dehşetini bilseniz" demektir ki, bunları müşahede eden kimsede dünyâ neşvesi ve sevinci kalmayacağı açıktır. "Az gülerdiniz" demek "Gülmeye hiç mecaliniz kalmazdı" demek olur.

[77] Yüce Allah Kur'ân'da da şöyle buyurmuştur: "Artık işlemekte oldukları günâ­hın cezası olmak üzere az gülsünler, çok ağlasınlar onlar!" (et-Tevbe: 82).

[78] Bu hadîs de Peygamber'in câmialı sözlerindendir. Nefisler şehvetlere îneyletse de şehvetleri kötülemekte, nefislere hoş gelmeyip meşakkatli olsa da tâatlere teşvîkte çok beliğdir.

[79] Yânî tâatler cennete, ma'siyetler cehenneme yaklaştırır.

[80] Bu, Lebîd ibn Rabîa el-Âmirî'nin kasidesinden bir beyittir. Lebîd'i Buhârî, 1b-nu Ebî Hayseme ve diğerleri sahâbîlerden saymışlardır. Lebîd, Usmân'ın devri­ne kadar yaşamış, yüzyirmi yâhud yüzelli yaşında Kûfe'de vefat etmiştir. Beytin başlığa uygunluğu, dünyâda Allah'a tâate dönmeyen ve O'na yaklaştırmayan herşey bâtıl olunca, onlarla uğraşmak, insana ayakkabının bağı kadar yakın ol­makla beraber cennetten uzaklaştırıcı olması bakımındandır... (Kastallânî).

[81] Kirmanı: Dünyâ zînetleri hususunda kişi, kendi noksanı, kolay olması, Allah'­ın in'âm ettikleriyle ferahlaması ve onlara şükretmesi için kendinden aşağıda olana baksm. Dîn işlerinde âhiretle ilgili hususlarda ise faziletler kazanmakta rağbetinin artması İçin kendinden üstün kimselere baksm demiştir.

[82] Bu hadîste, Allah'ın bu ümmet üzerindeki fadhnın genişliğinin beyânı vardır. Çünkü böyle olmayaydi, hemen hemen cennete kimse giremezdi. Zîrâ kulların çirkinlikler işlemeleri, haseneler işlemelerinden daha çoktur. Bunu Müslim de îmân'da getirmiştir.

Güzel amellere on katından yediyüz katına ve daha çoğuna kadar sevâb verileceği, Kur'ân'da da va'd edilmiştir: (el-Bakara: 245, 261; el-En'âm: 160).

[83] Hadîsin ma'nâsı, Yüce Allah'ın şu kavline dönücüdür: "... Siz onu kolay ve küçük sanıyordunuz. Hâlbuki o, Allah katında büyüktür" (en-Nûr: 15).

[84] Hadîsin bir rivayeti Cihâd, "Fulân şehîddir denilmez bâbı"nda geçmişti. Ka-der'de de gelecektir.

[85] Hadîsteki "Bir vâdî içinde yalnızlığa çekilerek" ta'bîri, umûmî ahlâkın bozul­duğu fitne zamanlarında İslâm umdelerini korumak için kendi evinde veya ça­lışma sahasında münzevî bir hayât yaşama tarzı tercîh edilmesinin hayırlı olduğu­nu bildirmektedir. Arzu edilen, halkın dedikodusundan çekinerek mü'minin kendi bucağında Islâmî düstûrlar İçinde yaşamasıdır. Bu hâlde dahî dîn ve devletin korunması için içtimaî dayanışmanın en belirgin görünüşü olan cihâda katılma­nın en güzel uslûb ile emredilmesi de, hadîste hedef alınan gayenin bir anarşist­lik değil, sâde bir inziva olduğunu gösterir.

[86] Bunun bir rivayeti îmân'da da geçmişti

23 Ağustos 1954'te Nazilli'de Kestane Câmii'nden iki sokak aşağıdaki kö­şede, oğlu Hâlis'in dükkânı önünde, baba dostu Hafız Hacı Alî Şeyh Efendi , isteğim üzerine:

a.  Kur'ân'Ia çok meşgul ol.

b.  Her işinde ve hareketinde Allah rızâsını gözet.

c.  Ekseriya uzleti tercîh et!

öğütlerini vermişti. Bu zât Arabça bilir, hafız, âlim ve ma'nevî ilimlerde müte­hassıs idi. Tab'ıma uyan bu üç Öğüdü bütün hayâtımda uygulamaya çalıştım. Resmî vazifelerimde de, husûsî durumlarımda da bu öğütlerden çok faydalar gördüm. Allah ona rahmetler ihsan etsin. Beni bunları uygulayacak bir vazîfe-de kullanan Allah'a da hadsiz hamd ve senalar olsun! (Mehmed Sofuoğlu)

[87] Emânet, bir adam emîn ve i'timâd edilir olmak ma'nâsınadır. Bu ma'nâda isim de olur. "O emânet ehlidir" denilir ki, onda hıyanet yoktur demektir. Emânet, emîn kimsenin uhdesine vedîa kılınan şeye de denir. "Biz emâneti göklere, Yer'e ve dağlara arz (ve teklif) ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler..." (e\-Ahzâb: 72) âyetindeki "Emânet", farz kılınan farzlardır... Müellifin Basâîr'dc beyânına göre, bâzıları emâneti Tevhîd Kelimesi'yle, bâzıları adalet ile ve bâzı­ları hecâ harfleri ile, bâzıları akıl ile tefsir eylediler... Bâzıları indinde tabüyye ve ihtiyâriyyeyi şâmil ilâhî tâattir, lâkin ekser olan akıl ve tekliftir.. (Kaamûs Ter,).

[88] Buradaki "Emânet'le murâd, devlet nufûz ve kudreti dediğimiz âmme velaye­tidir denilmiştir... Kur'ân'da bu siyâsî vazife daha şümullü olarak şöyle ifâde edilmiştir: "Şübhesiz ki Allah sizlere emânetleri ehline vermenizi, insanlar ara­sında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder... " (en:Nisâ: 58). Bu hadîsin bir rivayeti İlim Kitâbı'nın evvelinde geçmişti.

[89] Huzeyfe ibnu'l-Yemân, Peygamber'in istikbâle âid bâzı sırrlar, incelikler bil­dirdiği bir sahâbîdir. Onun için Huzeyfe'den rivayet edilen yüz kadar hadîs, hep böyle ince işaret ve remizler ihtiva eder. Nitekim bu hadîs de öyledir.

Emânet, Kur'ân'da, hadîslerde zikrolunduğu konulara göre, birkaç ma'-nâya gelir: Hepsinde Emânet, umûmî bir ta'bîr ile "Hıyanet" mukaabili kulla­nılmıştır. Bu hadîsin baş tarafındaki emânetin fıtrî dîn duygusu ile kesbî ilim, ibâdet, adalet ve medeniyet umdeleri olduğu açık olarak anlaşılmaktadır. Bu kutsal duygunun, Allah'a karşı kulluk vazifelerinin, insanlar arasında içtimaî bir nizâm ve emniyet te'mîn eden umdelerin Allah tarafından insan gönüllerine nasıl ilham ve vahyolunup, sonra bunların birer birer nasıl silinip gittiğini Hu­zeyfe, en belîğ bir uslûb ile Peygamber'in nübüvvet lisânından nakletmiştir. Bir cümle ile, islâm nurunun nasıl doğduğunu, nasıl zayıflayıp söndüğünü bildir­miştir.

Hadîsin ikinci fıkrasında da İslâm nuru doğduğu ve yaşadığı müddetçe zi­yasını saçtığı yerlerde müslim, gayrimüslim bütün ferdler arasında umûmî bir emniyet ve i'timâd teessüs ettiği, o nurun zayıflamasıyle de bütün gönülleri umûmî bir emniyetsizlik karanlığı kapladığı tasvîr olunmuştur.

Hadîsin son fıkrasında Huzeyfe, hem bu emniyet devrinde yaşadığını, hem de İçtimaî nizâmın bozulup emniyetsiz bir muhît içinde kalarak fulândan ve fu­lândan başka kimse ile medenî muamelede bulunmadığını bildiriyor. Huzeyfe, Usmân'ın şehîd edilmesinden kırk gün sonra, yânî hicretin otuzaltıncı yılında vefat ettiğine göre, o günlerin siyâsî, içtimaî çalkantılarını belirtmiş oluyor.

Buhârî bu hadîsi bu sened ve metinle Fitneler Kitâbı'nda; Müslim de îmân'da getirmiştir.

[90] Hadîsin başlığa uygunluğu şöyledir: İnsanlar çok fakat onlardan Allah tarafın­dan razı olunmuşlar azdır. Nitekim yüz deve içinde binilecek asîl devenin bir tane oluşu da böyledir. Razı olunmayanlar, farzları zayi' edenlerdir. Ibn Abbâs Emânetr\, "Farzlar"la tefsîr etmiştir. Yüce Allah şöyle buyurdu: "Lâkin insan­ların çoğu bilmezler" (Pek çok yerde geçer); "Fakat onların çoğu cahillik ederler" (el-En'âm: 111).

[91] es-Sum'a: İşitilsin kasdıyle bir iş işlemeğe denir; Riya, görülsün kasdıyle işle­meğe denir.. Sîn'in dammıyle ve fethiyle lügattir, muşhûru damme iledir (Kaamûs Ter.).                                                                      

İşitilsin ve görülsün kasdıyle şöhret ve riya için yapılan işler, Allah rızası kasdıyle yapılmadığından makbul ve sevâblı olmazlar. Böyle işitilme ve gösteriş kasdıyle iş yapanlar Kur'ân'da kötülenmiştir: "... Onlar namaza kalktıkları vakit üşene üşene kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar. Allah >ı ancak birazcık hatıra getirirler" (en-Nisâ: 142); "Onlar insanlara gösteriş yapanlardır" (el-Mâûn: 6).

İmâm Râgıb Müfredât'mda şöyle dedi: İnsanın dîn hususundaki şirki iki türlüdür: a. Büyük şirk ki, o Allah'a ortak tanımaktır. Bu en büyük küfürdür (çn-Nisâ: 48). b. Küçük şirktir ki, bâzı işlerde Allah'tan başkasını Allah ile bir­likte tanımaktır. Bu, riyadır, münafıklıktır..

[92] Başlığa uygunluğu, içinde tevhîd hususunda nefisle mücâhede ve kişinin kendi nefsi ile cihâdı bulunmasıdır ki, bu en büyük cihâddır. Nefsiyle mücâhede kötü huy­lan giderir, güzel huylan meydana getirir. Yüce Allah şöyle buyurdu: "Bizim uğrumuzda mücâhede edenlere; biz onlara elbette yollarımızı gösteririz. Şübhe-siz ki, Allah muhakkak ihsan erbâbıyle beraberdir" (el-Ankebût: 69); "Amma kim Rabb 'inin makaamından korktu, nefsini hevâdan alıkoydu ise işte muhak­kak ki, cennet onun varacağı yerin tâ kendisidir" (en-Nâziât: 40-41). Bu hadîsin birer rivayeti İlim, Namaz, Cihâd, Libâs'da da geçti.

[93] Başlığa uygunluğu, Allah'ın bu kaanûnundadır. Çünkü bunda tevâzu'u teşvîk, yukarı kalkmak ve yukarı kaldırmayı da kötüleme vardır. Bunun bir rivayeti Cihâd'da "Peygamber'in dişi devesi bâbi"nda da geçmişti.

[94] Bu Ebû Hureyre hadîsi, mecazî ve temsîlî ifâdeler ihtiva etmektedir. Başlığa uy­gunluğu hakkında el-Kirmânî: Nafile ibâdetlerle Rabb'e yaklaşmak ancak tevazu' ve tezellülün en son derecesiyle olur... demiştir...

Mü'minin hayâtının son demindeki tereddüd ta'bîrini sarihler, ölüm mele­ğinin tereddüdü ile te'vîl etmişlerdir. Nitekim Azrâîl, Musa'nın ruhunu almaya me'mûr olup geldiğinde, Mûsâ Peygamber Azrail'i tokatlamıştı. Bunun üzeri ne bu melek birkaç defa gidip gelmişti. Azrail'in bu tereddünü Yüce Allah ken­disine izafe buyurmuştur.

[95] Ayet, kıyametin kopması denilen o saat hâdisesinin ne kadar çabuk ve ansızın vukü'a geleceğini pek belîğ ifâde etmektedir. Kur'ân'da bunu belirten başka âyet­ler de vardır...

[96] Bu hadîslerin birkaç rivayetini Müslim de Fiten'de, "Kıyametin yaklaşması bâ-bı"nda getirmiştir: Müslim Ter., VIII, 504-507, "2949-2953".

[97] Ebû Zerr'in Kuşmeyhenî'den gelen nüshasında bu başlık: "Güneşin batıdan doğ­ması babı" şeklindedir.

[98] Bu hadîs Fitneler Kitabı'nın sonunda gelecek olan uzun hadîsten kısaltılmıştır. Ölümün yaklaştığı anda olduğu gibi, o gün artık teklifin zamanı geçmiş mes'-ûliyet zamanı başlamış, îmân ile kazanılması mümkin hiçbir hayır kalmamış olur. "Fakat hışmımızı gördükleri zaman îmânları fâide verecek değildi. Allah 'in, kulla­rı hakkında carî olagelen âdeti budur. İşte kâfirler burada hüsrana uğradı" (el-Mu'min: 85) medlulü üzere, be'sin gözle görüldüğü böyle ye's zamanında îmân ka­bul edilmez ve hiçbir fayda vermez. îmânın makbul olması, hazır ve şâhid olunana değil, gaybe ve istikbâle ilgilenmesinde, ıyânî değil, burhânî olmasında ve istikbâl için bir hayır kazanmaya imkân bulunacak kadar önden bulunmasındadir... (Hakk Dîni, III, 2104-2109).

[99] Hattâbî şöyle dedi: Allah'a kavuşmak birkaç vech üzeredir. Bunlardan biri "Al­lah yın huzuruna çıkmayı yalan sayanlar, gerçek en büyük ziyana uğramışlar­dır..." (en-En'âm: 31; Yûnus: 45) kavimdeki gibi, öldükten sonra dirilmek ma'nâsınadır. Biri de "Kim Allah'a kavuşmayı umarsa, şübheyok ki, Allah'ın ta'yîn ettiği o vakit, herhalde gelecektir..." (el-Ankebût: 5) kavlindeki gibi, ölüm ma'nâsınadır. İbnu'1-Esîr, en-Nihâye'de: Burada Allah'a kavuşmaktan murâd, âhiret yurduna dönmek ve Allah katındakileri istemektir; bununla garaz ölmek değildir, çünkü ölümden herkes hoşlanmaz... demiştir (Aynî).

[100] Başlığa uygunluğu, Peygamber'in ölüm ile hayât arasında muhayyer kılındığı sırada Allah'a kavuşmayı tercîh İle ölmeyi tercih etmiş olmasıdır. Bu hususta onun sünnetine ittibâ' etmek yakışır. Bunun bir rivayeti Dualar Kitâbı'nda da geçmişti. Müslim de bunu Duâlar'da getirdi.

[101] Ölüm sekreteri, ölümün akü gideren şiddetleridir. Bu "Ölüm sekresi" ta'bîri Kur'-ân'da da gelmiştir: "(Bir gün bakarsın ki) ölüm sekresi (ölüm baygınlığı) gerçek olarak gelmiş, işte bu senin kaçıp durduğun şeydir (denilmiştir)" (Kaaf: 19).

[102] Bu, Mağâzî'nin sonunda "Peygamber'in ölümü bâbı"nda geçen hadîsin kısal­tılmış bir kısmıdır.

[103] Şübhesiz bu, Rasûlullah'ın câhil bedevilere verdiği hikmetli bir cevâbdır. Bu ce-vâbla şunu demek istemiştir: Siz büyük kıyametten sormayı bırakınız, onun za­manını ancak Allah bilir. Size lâzım olan, kendi ölümünüz zamanını sormak ve onun için hazırlıklı bulunmaktır!.. Her insanın Ölümü, küçük kıyametin kop-masıdır. Büyük kıyamet ise, insanların hepsinin ölüp kabirlerinden kalkmaları ve hesaba çekilmeleridir! (Hakk Dîni, VI, 4325-4326'da "Saat" hakkında gü­zel bir özet vardır).

[104] Bunu Müslim de Cenazeler Kitâbı'nda getirmiştir.

[105] Bunu Müslim de Zühd ve'r-Rekaaık'ta getirdi.

[106] Müslim'in "Nâr'ın sıfatı bâbı"ndaki bir rivayetinde şu ziyâde vardır: "Sonra ölüye: İşte burası, kıyamet günü gönderileceğin karargâhındır! denilir".

[107] Hadîsteki "Sövmek"ten maksad, ölünün kötülüklerini sayıp dökerek hayırsız bir kimse olduğunu ortaya koymaktır. Ölüleri bu suretle kötülüklerİyle anmak, bu hadîsle nehyedilmiştir. Ebû Dâvûd ile Tirmizî'nin Sönenlerinde Abdullah ibn Umer'den rivayetlerinde Rasûlullah (S): "Ölülerinizin iyilik/erini anınız, kö­tülüklerinden dilinizi tutunuz" buyurmuştur.

[108] Son iki kelimenin geçtiği âyet: "O gün sarsan sarsacak. Onun ensesine binecek olan da ardından gelecek!" Tefsiri için bk. Hakk Dîni, VII, 5556.

"Sûr", ekser müelliflerin kavlince ise bâzı hadîslerde geldiği üzere büyük boru gibi birşeydir ki, üç defa nefh olunacaktır: Biri Feza = Korkutma ne/hası, ikincisi Sa'k — Yere çarpıp öldürme; üçüncüsü de Kıyam — Kalkma nefhast'dn. Ve buna me'mûr olan melek ise İsrafil'dir. en-Neml: 87. âyetteki birincisi, ez-Zumer: 68'deki ikinci; Yâsîn: 51 ve 68'deki de üçüncü üfürmelerdir... (Hakk Dîni, V, 3707-3708)

[109] Bütün insanların bayılıp düşecekleri ve ölecekleri bu büyük kıyamet hâdisesini söyleyen âyetlerden biri şudur: "Sûr'a üfürülmüş, artık Allah'ın diledikleri müs­tesna olmak üzere göklerde kim var, yerde kim varsa hepsi düşüp ölmüştür. Sonra ona bir daha üfürülmüştür. O anda görürsün ki (ölüler dirilip) ayakta bakınıp duruyorlar!" (ez-Zumer: 68).

Bu âyetin delâletine göre, üfürme ikidir: Birincisi Ölüm üfürmesi, İkincisi Diriltme üfürmesi'dh. Cumhur, üfürmenin üç olduğunu söylemişlerdir. Birin­cisi Feza'' = Korku üfürmesi'&u. Nitekim en-Neml: 87'de bu açıkça söylenmiş­tir. Allah'ın istisna ettikleri, bâzılarına göre Cebrâîl, Mîkâîl, israfil, Azrâîl, Arş'ı taşıyan melekler, Rıdvan melekleri, cennetin hazinedarı Mâlik, cehennem bekçileridir.

Bu hadîslerin bâzı rivayetleri Husûmetler ve Enbiyâ'da da geçmişti

[110] İbn Umer'in bu hadîsi Tevhîd Kitâbı'nda ve Müstemlî nüshasında burada da sabittir.

Başlıktaki ifâdeye yakın bir âyet şudur: "Allah 'ı hakk olduğu veçhile tak-dîr etmediler. Hâlbuki kıyamet günü Arz toptan (ancak) onun bir kabzasıdır. Gökler de onun sağ eliyle toplanıp dürülmüşlerdir. O, katmakta devam ettikle­ri ortaklardan münezzehtir, çok yücedir" (ez-Zumer: 67).

[111] Bunun bir rivayeti Tefsîr'de, ez-Zumer: 67'de de geçmişti. Bunu Müslim de Tev-be'de getirmiştir.

Hadîs, Yahudiler arasındaki eski peygamberlerden alıp geldikleri bir telâk-kîyi beyân etmektedir. Bu telâkkî vahy ile Rasûlullah'a bildirilip bir mu'cize ola­rak tebliğ edilmiştir. Bilâhare aynı meclise gelen bir Yahûdî hahamı tarafından da bu mu'cize te'yîd olunmuş ve aralarındaki bu telâkkî îzâh ve tafsîl edilmiş­tir. Rasûlullah bu te'yîdden hoşlanarak gülmüştür.

[112] Bunda Dünyâ Arzının gideceğine ve bütün alâkaların kesileceğine bir ta'rîz var­dır. Abdurrazzâk, Abd ibn Humeyd ve Taberî tefsirlerinde, Beyhakf de Şuayb'-ın da îbn Mes'ûd'dan "O günkü yer başka bir yere, gökler de (başka göklere) tebdil olunacaktır. (İnsanlar) bir olan, kahhâr olan Allah 'in huzurunda toplana­caklardır" (ibrâhîm: 48) âyeti hakkında buna yakın bir hadîs rivayet etmişler­dir... (Kastallânî).

[113] Bu hadîsi Müslim de Kitâbu'I-Cenne ve sıfatı naîmiha...'da "İnsanlar üç fırka üzere toplanırlar bâbi"nda getirdi.

[114] Buhârî bunun bir rivayetini Tefsîr'de, el-Furkaan: 34'te; Müslim de Tevbe'de getirdi. İlgili âyet şöyledir: "O yüzleri üstü cehenneme toplanacaklar; işte onla­rın yeri çok kötü, yolu çok sapıktır" (el-Furkaan: 34).

"Selâsu tarâık"\n "Üç fırka" ma'nâsina gelmesinin Kur'ân'dan şahidi el-Cinn: 11. âvetidir.

[115] Buhârî bunun bir rivayetini Nezirler1 de; Müslim'de îmân'da getirmiştir. Müs­lim Ter., I, 299-301 "221,222".

Hadîsin başlığa uygunluğu, bu ümmetin cennet ehlinin yansı olması ancak haşrdan sonra olması yönündendir.

[116] Bunun benzeri bir rivayet Ebû Saîd el-Hudri'den, Peygamberler Kitabı, "Ye' cûc ve Me'cûc kıssası bâbı"nda  geçmişti.

[117] Hadîs, Enbiyâ'da "Ye'cûc ve Me'cûc kıssası"nda ve Müslim'de îmân'da geçti.

[118] Arz'ın ziizâli, zelzelesi, Yer'in, Arz hareketi dediğimiz zıngır zıngır sarsıntısı-dır. Zell, hareket ma'nâsı ifâde ettiği için, zelzele ve zilzâl onun katlanmışı ola­rak tekerrürü ifâde eder. Bu el-Hacc Sûresi âyetinde, el-Vâkıa'da ve daha birçok sûrelerde beyân ve ihbar edilmiş olan kıyamet zelzelesidir...

[119] İbn Abbâs'm bu tefsirini Abd ibn Humeyd ve İbn Ebî Hatim rivayet etmişler­dir.

[120] Kısas, lügatte birşeyi misliyle mukaabele, herhangibir hakkı misliyle takas et­mek demektir.

[121] el-Hâkka, el-Vâkıa, es-Sâa gibi kıyamet gününün isimlerinden olduğunda ihti­lâf yoktur. Fakat Hakk, Hakka, Hakikat, Hâkk, Tahakkuk mefhûmlanyle alâ­kasına ve vasıfliktan isimliğe nakline göre, bu kelimenin ne gibi bir mefhûm ifâde ettiği hakkında ondan fazla vecih nakledilmiştir:

*Hakk, sabit ve vâcib ma'nâsına olarak el-Hâkka, vukû'u vâcib, geleceği hiç şübhesiz sabit olan saat demektir.

* Hakk, birşeyi hakikati üzere tanımak ve tanıtmak ma'nâsına masdar olarak el-Hâkka, kendisinde işler hakîkatiyle tanınacak, yânî eşyanın hakikatini keşf ve izhâr edecek saat demektir. Bu ma'nâ "Baldırın açılacağı gün.. " (el-Kalem: 42)'den anlaşılan mefhûma da muvafıktır.

*el-Hâkka, işlerin havakkım hâvî, yânî kendisinde sıdk ve tahakkuku vâ­cib sabit umur ve ahvâl vâki' olan demektir ki, kıyamette vukû'u ve vücûdu vâcib olan sevâb ve ikaab ve şâire gibi kat'î işleri ifâde eder.

*  Hakka,   "Hakka" ma'nâsınadır. Hakka,   "Hukûk"un müfredi olan "Hakk"tan daha husûsîdir. "Hâzihi hakkı" denir ki, "Bu benim hakkım" de­mek olur.

* Hakka, şaşmaksızm inen ve yapacağını yalansız yapan musibet demektir ki, "Onun vukû'una hiçbir yalancı yoktur" (el-Vâkıa: 2) ma'nâsınadır.

*  Kavim üzerine vukû'u hakk olan vakit demektir ki, birinci ma'nâya ya­kındır.

* Herbir doğruluğa eğriliğe, iyiliğe kötülüğe ceza ve mükâfatın hâkk oldu­ğu, diğer deyişle her âmile amelinin hakk olduğu vakit demektir ki, o, kıyamettir.

* Mükelleflerin amellerinin hepsinin eserleri tamâmıyle tahakkuk edip, bek­leme sınırından çıktığı hakk saat demektir. Çünkü bütün sevâb ve ikaab o gün husule gelir.

* "Hâkaktuhu ve hakkaktuhu = Ben onunla haklaştım da ben yendim" denilmesinde olduğu gibi, haklamak ma'nâsınadır. Çünkü o, Allah'a dîninde bâtılla yarışa kalkanları hep haklar, mağlûb eder...

Bunların herbirinden bir ma'nâ anlaşılmakla beraber, demek oluyor ki, el-Hâkka, "Ve ne bildirdi sana o hakka nedir?" (el-Hâkka: 7) buyurulduğu üzere, dirayetle bilinir birşey değildir!.. Yânî o Hakka öyle büyük, öyle müdhiş bir hâiledir ki, onun şiddet ve fezâatinin azameti mahlûkaattan birinin dirâyetİyle, tahmîn ve takdiri ile bilinmez, kimsenin tasavvuruna, ihatasına sığmaz. Onun ne olduğunu bi'1-fiil vukû'u anlatır... (Hakk Dîni, VII, 5310-5313).

[122] el Kaaria: Dehşetleriyle kalbleri vuran; el-Ğâşiye: Şiddetleri insanları kaplayıp bürüyen; es-Sâhha: Kulakları sağır edici kuvvetli ses.

[123] Başlığa uygunluğu, kıyamet günündeki hükmün kısastan ibaret olması yönün-dendir.

[124] Başlığa uygunluğu, dünyâda ödenip halâliaşılmayan hakların âhirette kısas ya­pılıp ödetilmesi, eğer zâlimin hasenesi yoksa, mazlumun seyyielerinden alınıp ona yükseltilmek suretiyle kısasın yapılmasıdır.

[125] Seneddeki râvîlerin isimleri arasında bu âyetin okunması, hadîs metninin bu âye­tin tefsiri gibi olduğunu beyân etmek içindir (Kastallânî).

Âyetlerin tamâmı şöyledir: Kinden göğüslerinde (dünyâdan kalma) ne varsa söküp atacağız. Altlarından ırmaklar akacaktır, ffamd olsun Allah 'û ki, bizi buna hidâyetle kavuşturdu, eğer Allah bize hidâyet etmeseydi, kendiliğimizden bu­nun yolunu bulamazdık. And olsun ki, Rabb İmizin rasûlleri gerçeği getirmiş­lerdir, derler..." (el-A'râf: 43);

"Biz onların göğüslerindeki kîni söküp atacağız. Hepsi kardeşler hâlinde, karşı karşıya tahtları üzerine dayanarak oturacaklardır" (el-Hıcr: 47).

Bu hadîslerin birer rivayeti Mezâlim Kitâbı'nda da geçmişti.

[126] "Hİsâben yesîren": Hiç münâkaşa edilmeyen kolay bir hesâb ki, Rasûlullah bunu "Arz" ve "Sâde kitaba bakılıp geçiştirilmek" ile tefsîr etmiştir.

[127] Arz'dan maksad, amelleri tartılmak üzere insanların mîzâna yâhud amellerin sahihlerine arz olunmasıdır. Arz günündeki hesâb, sağ taraf sahihleri denilen bahtiyarlar hakkında pek kolay geçeceği Kitâb'm nassı ile bilinmiştir. Ehl-i ye-mîn muhasebeye arz olundukları gün gufran ile müjdelenip, amellerinin ken­dilerine arzında, kusûrlanyle beraber nail oldukları büyük ni'metlere muttali' olacaklardır. Mağfiret müjdesine bitişmeyen muhasebe ise ağırdır. Haseneler-den sanılan nice amellerin kabul olunmadığı hesâb münâkaşası esnasında mey­dana çıkacağından, bu münâkaşa azaba götürücü yâhud başbaşa selâmete erişilse de münâkaşanın kendisi azâb olmuş olur.

[128] Bunun bir rivayeti Peygamberler Kitâbı'nda, el-Bakara: 30'da geçmişti.

[129] Bunun bir rivayeti Zekât'ta geçmişti. Müslim de bunu Zekât'ta getirdi: Müslim Ter., III, 204-206 "1016".

Hadîste birçok fâideler olduğu gizli değildir

[130] Bunun kısa bir rivayeti Peygamberler Kitabı'nda ve Tıbb'da geçmişti. Bunun birkaç rivayetini Müslim de îmân'da getirmiştir: Müslim Ter., I, 295-299 "216, 220".

[131] Bed'u'l-Halk'ta "Cennetin sıfatı hakkında gelen şeyler babı" ve "Ateşin sıfatı babı" şeklinde vâki' oln.uştu.

[132]  Mi,da ‘yle geçer: "Şübhesiz ki, takva sahihleri ^e, ırmaklarda, hakk meclisinde, kudret sahibi, mülkü çok yüce olan Allah'ın yanındadırlar" (el-Kamer: 54-55)

[133] Bunun bir rivayeti yakında geçti.

[134] Kâfir vücûdunun bu genişliği, fazla ölçüde azâb olunması içindir.

[135] es-Seârîr: Cemi' bünyesiyle kuşkonmaz otuna benzer bir nebat adıdır. Ve bu­runda meydana gelen çatlaklara denir...

eş-Şu'rûre: Şîn'in dammryle küçük acura denir ki, hıyarın biraderi olan acu­run hurda nev'idir; cem'i "Şeârîr"gelir ve "Şeârîr" perakende ve târmâr ma'-nâsında kullanılır.

ed-Dağâbîsu: Dâd'ın fethi ve noktalı ğayn ile "Duğbûs"un cem'idir. "Duğ-bûs", "Usfûr" vezninde acur dedikleri sebzenin hurda nev'ine denir ki, Ara­bistan'da olur, küçük acurlar ma'nâsınadır ve "Sumâm" dedikleri nebatın ve dikenli nebatın yenilen şahlarına denir, bir kavle göre kuşkonmaz otuna benzer bir nebat adıdır.. (Kaamûs Ter.)

[136] Müslim'in îmân'da getirdiği bu hadîsin bir rivayeti şöyledir:... Hammâd dedi ki: Amr ibn Dînâr'a: Sen Câbir ibn Abdillah'ın "Şübhesiz Allah Taâlâ bir kav­mi şefaatle ateşten çıkarır" sözlerini Rasûlullah'tan tahdîs ederken işittin mî? diye sordum. Evet diye cevâb verdi. (Müslim Ter., I, 265-266 "191").

[137] Bunun bir rivayeti îmân, "îmân ehlinin birbirlerinden üstün oluşları bâbı"nda geçmişti.

[138] Bunun bir rivayeti "Ebû Tâlib kıssası bâbi"nda da geçmişti. Ebû Tâlib hayâtı boyunca Peygamber'i himaye edip büyük yardımlarda bulunmakla beraber açıkça îmân etmeden vefat ettiği için azabı hakk etmiş bulunuyordu. Peygamber'in onun hizmetlerinin mükâfatı olarak yapacağı şefaati ile bu hafif azâb ile ceza­landırılacaktır.

[139] Bunun bir rivayeti el-Bakara Sûresi'nin evvelinde, Enes'ten; el-lsrâ Sûresi'nde Ebû Hureyre'den daha uzun metinlerle geçmiştir. Üzerine "Hulûd" vâcib olanlar: "Şübhesiz ki, Allah kendisine ortak koşulmasını mağfiret etmez, ondan başka­sını dileyeceği kimse için mağfiret eder... " (en-Nisâ: 47, 116) gibi (Kastallânî).

[140] Bu hadîsin bir rivayeti yakında bu babın evvelinde geçti. Buradaki rivayette son kısım ziyâde olmuştur.

Hârise'nin anası Rubeyy' bintu Nadr'dır, aynı zamanda Enes ibn Mâlik'in halasıdır. Oğlu Harise ibn Surâka küçük olduğu için harbe alınmamış, orada su içmek üzere havuz başına geldiğinde atılan bir ok Hârise'nin boğazına isabet ederek onu öldürmüştü. Harise şehâdeti zamanında erlik çağma varmamış bir oğlandı. Bedir harbine, seyre gelmişti.

[141] Bunun bir rivayeti İlim Kitabı, "Hadîs bellemeye hırs bâbı"nda geçmişti. "Mu-hammeden Rasûlullah"bu tevhidin tamamlayıcısıdır. Bunların ikisi birbirinden asla ayrılmaz, Muhammed(S)'in şefaatinden faydalanmayacak kimse yoktur. Çünkü O, âlemlere rahmet için gönderilmiştir (el-Enbiyâ: 107). O, bütün halkın korkunç mevki'den rahat bulması için umûmî bir şefaati olduğu gibi, bâzı kâ­firlerin azabının hafifletilmesi, azabı hakk etmiş bâzı mü'minlerin cehennem ate­şinden necatı, cahîme girmiş mü'minlerin kurtulması, bâzı mü'minlerin hesâbsız, ikaabsız cennetlere girmesi, keza cennetlere giren mü'minlerin derecelerinin yük­selmesi için çeşit çeşit şefaatleri vardır. Bu şefaatler içinden en ziyâde faydala­nacakların muhlis mü'minler olduğunda şübhe yoktur. Yukarıda verilen âyetin tefsirinde Peygamber'in âlemlere rahmet olarak gönderilmesi ve bunun dünyâ­da ve âhirette nasıl gerçekleştiğini okumalıdır!..

[142] Buhârî bunun bir rivayetini Tevhîd'de, Müslim de îmân'da ayrı bir başlıkta ge­tirmiştir. Müslim Ter., I, 258-259 "186".

[143] Buhârî bunu burada kısaltarak ve Peygamber'in cevâbını hazfederek getirdi. Ebû Tâlib kıssası'nda ve Edeb'de şöyledir: Abbâs ibn Abdilmuttalib (R), Pey-gamber(S)'e: Amcan Ebû Tâlib'den Seni nasıl bir hiss alıkoydu? O seni her za­man saldırıdan korurdu ve Sen'in için düşmanlarına karşı öfkelenirdi? dedi.

Peygamber de ona: "Ebû Tâlib şimdi topuklarına kadar bir ateş çukuru içinde­dir. Eğer benim şefaatim olmasaydı, muhakkak o, cehennemin en derin çuku­runda bulunurdu" diye cevâb verdi.

Bu bâbda yirmiüç hadîs vardır, bunların çoğu ateşin sıfatı hakkındadır (Ay­nî).

[144] Kaadı Iyâd'm tefsirine göre, emrine yâhud bu hususa tevkfl edilen meleklerine tâbi' olacaklar, demektir.

[145] Bu "Dihk", Allah'ın zâtına göre fiilî sıfatlardan bir sıfattır. Birçokları bunu rızâ ve hayır irâdesi ile tefsir etmişlerse de, "Dıhk" müteşâbih bir sıfattır deyip, duraklamadan îmân etmek te'vîlden daha salim bir yoldur...

[146] Başlığa uygunluğu "Sonra cehennem köprüsü kurulur" sözündedir ki, o Sırat 'tan ibarettir. Sırat, cehennem köprüsüdür, dedi. Çünkü Namaz Kitabı, "Sucûdun fadlı bâbı"nda "Sonra Sırat kurulur" demişti. Buradaki başlıkta her iki lafzı birleştirmiş oldu.

Buhârî bu hadîsin bâzı rivayetlerini değişik sahâbîlerden Tefsir de (en-Nısa: 39; el-îsrâ: 3), Tevhîd'de,... getirdi. Müslim de îmân'da getirmiştir: Müslim Ter., I, 246-250 "182".

Bu ru'yet hadîsi, rivayet yollarının çokluğu ile meşhur hadîslerdendir. Uzun kısa birçok ve birbirlerini îzâh eder mâhiyette metinlerle rivayet olunmuştur...

[147] Bu babın hadîslerinde, Peygamber'in bir havzı olduğu beyân edilmiştir. Bu havz, yine Peygamber tarafından sütten daha beyaz, baldan daha tatlı, genişliği ve uzunluğu şuradan şuraya kadar..., ondan içen bir daha susamaz gibi vasıflarla tavsîf edilmiştir. Bir de Kevser Sûresi'nde Peygamber'e ihsan olunduğu ifâde edilen Kevser vardır. Bu ikisinden murâd bir midir? Havz, nehrin menbâı veya döküldüğü yer midir? Yoksa ayrı mıdır? diye tedkîk edilmiştir. Meşhuru, havz mahşerdedir; bâzıları mîzândan ve sırattan evveldir demişler, diğer bâzıları da onlardan sonra cennetin kapısına yakın ve Muhammed ümmetinden cennetlik olanların aralarındaki haklan halâllaşmak için habs olu nacakları yerde olduğu­nu söylemişlerdir. Âlûsî der ki: Buna göre havz, tebdîl olunacak arzda demek olur...

Kaadi Zekeriyyâ, Peygamber'in biri sırattan evvel, biri de sırattan sonra olmak üzere iki havzı olup, ikisine de "kevser" denildiğini nakletmekle bera­ber, sahîhi, havzın sırattan sonra ve Kevser'in cennette olduğuna ve onun dö­küldüğü yer olduğu için havz'a da "Kevser" denilmiş bulunduğunu söylemiştir... Tirmizî'nin hadîsinde: "Her peygamberin bir havzı vardır ve hep onlar hangisi­nin gelicisi daha çok diye övünme yarışı yaparlar. Ve ben muhakkak onların en çok gelicisi olacağımı umarım " buyurulmuştur. Bu hadîs, Tirmizî'nin dediği gibi, hasen garîbdir. Onun için bu havzlara îmân ve i'tikaad vâcib değildir. Fa­kat Muhammed aleyhi's-selâmm havzına dâir olan hadîsler tevatüre yakın de­recede meşhur olduğu için, sünnet ehli indinde ona îmân vâcib olduğu akaaid . kitâblarında zikredilmiştir... Şübhesiz Kevser Sûresi mucibince Rasûluilah'a Kev­ser'in verilmiş olduğuna îmânın ittifakla vâcib olduğunda söz yoksa da, onun bir nehir veya havz olmasına i'tikaad sahîh olmakla beraber, vâcibdir denile­mez. Zîrâ diğer kaviller de vardır (Hakk Dîni, VII, 6181-6182).

[148] Bu, Huneyn gazvesi bâbı'nda geçen hadîsin bir parçasıdır. Biraz yukarısından şöyledir: "Ey Ensâr cemâati! Benden sonra yakında sizler (dünyâ işlerind'e) baş­kalarının size tercih edileceği zamana ulaşacaksınız. Bununla beraber sizler sab­rediniz. Nihayet (kıyamet günü) havz başında bana kavuşacaksınız!"

[149] et-Farat ve el-Fönt, su başına kaafileden önce gidip havzları, kovalan ve su al­ma İşlerinden benzer tedbîrleri alıp hazırlık yapacak kimseye denir. Ben sizin faratınızım demek, sizden önce havzm başına gidip onu hazırlayıcıyım demektir (en-Nevevî).

[150] Ibnu'1-Esîr, en-Nihöye'sinde, Cerbâ ile Ezruh Şam'da iki köy adıdır, araların­da üç günlük mesafe vardır, demiştir. Bu hadîsin Ebû Hureyre'den gelen riva­yetinde "Sizinle Cerbâ ve Ezruh arasında" denildiğine göre, İbn Umer'in bu rivayeti "Bulunduğunuz Medîne ile Şam'daki Cerbâ ve Ezruh kasabaları ara sındaki mesafe kadar" diye tefsîr olunur. Bu suretle bir aylık mesafe rivayetine uygun olur.

[151] Bu cevâb, aynen İbn Abbâs'm kendisinden de nakledilmiştir.

Kevser 'in cennette bir nehir olduğu hakkındaki sahih hadîslere karşı, bun­da diğer ma'nâ ve ihtimâllerden bahsedilmesi, çok hayır mefhûmunun kat'iyet ve şümulüyle beraber, hadîslerin bir misâl ile tefsîr olması ihtimâlidir... Bu ko­nuda Hakk Dîni, VIII., 6186-6188 okunmaya değer.

[152] Eyle, Kızıldeniz'in Akabe Körfezi sonunda bir kasabadır. Peygamber "devrinde ma'mûr bir ticâret merkezi idi. Ahâlîsi muahede İle îslâm tâbi'iyyetini kabul etmişti.

Havuzun uzunluk ve genişliğine dâir sahâbîler tarafından çeşitli mesafeler nakledilmiştir. Rasûlullah birçok hutbelerinde ayn ayrı vak'alar üzerine "Havz"-dan bahsetmiş ve bunlarda başka başka şehirler arasındaki mesafeyi havuzun mesaha ölçüsü olarak kullanmıştır. Bu uzaklıklarla havuzun büyüklüğünü mu-hâtabların bilip tanımakta oldukları uzaklıklarla misâllendirmiştir

[153] Suhkan, sîn'in Ötresi ile- uzaklaşmak ve ırak olmak yâhud helak olmak ma'nâ-sına "Bu'd" gibi mâderdir. " î^ c*Xü UT ^'Jui u* Vı = Haberiniz olsun ki, Semûd kavmi ilâhî rahmetten nasıl uzaklaştıysa Medyen 'e de öylece bir uzaklık" (Hûd: 95) âyetindeki gibi mukadder fiilin te'kîdî mef'ûlü mutlakı olarak, makaa-mina kaaİm bir duâ cümlesi hâlinde ve "Kahrolsun" tarzında bir zecr ifâde eyler. Fiilin takdîrinde iki şekil vardır: Birisi "Fe ashakahumu'llâhu ıshâkan" takdirinde olarak "Allah onları rahmetinden uzaklaştıran da uzaklaştırsm" de­mektir ki, bu suretle "Suhkan " müteaddî olan "Ishâk" ve "İb'âd" ma'nâsma olmuş olur. Birisi de "Feashakahumu'llâhu fesahıkusuhkan" takdîrinde olup "Allah onları rahmetinden uzaklaştırsm da, onlar da uzaklaştıkça uzaklaşsın, kahrolsunlar" demek olur (Hakk Dîni, VII, 5219).

[154] Kaadı Iyâd: "Minberim havzım üzerindedir" cümlesi hakkında şöyle dedi: Âlim­lerin çoğu bu fıkrayı zahirine hamlederek, minberi Allah aynen Peygamber'in havzı üzerinde iade buyurur, demişlerdir. Bu cümleden açıklıkla anlaşılan ma'-nâ da budur. Bâzı âlimler de: Bu, Peygamber'in havzı üzerinde bir minber bu­lunduğunu ifâdedir, demişlerdir.

Hattâbî de: Bu mübarek arz parçasında ibâdet, sahibini cennete ulaştırır. Minber yakınında ibâdet de cennette Peygamber'in havzından içmeye vesîle olur, ma'nâsı kasdedilmiştir, demiştir.

[155] Bunun bir rivayeti Cenazeler Kitâbı'nda geçmişti. Müslim de bunu Peygamber'in Faziletleri bâbı'nda getirmişti. Müslim'deki bir rivayetin sonunda: Ukbetu'bnu Amir: İşte bu görüşüm Rasûlullah'ı minber üzerinde son görüşüm oldu, demiş­tir (Müslim Ter., VII, 177-178).

Tenâfus; lügatte, kıymetli birşeyi en önce elde etmek üzere yarışmak ma'-nâsınadır.

[156] Buhârî'nin bu bâbda getirdiği hadîslerin çoğunu Müslim de Fadâil Kitabı, "Pey­gamberimizin havzını ve sıfatlarını isbât bâbı"nda getirmiştir. Müslim Ter., VII, 172-186, "2289-2305". Bu son iki hadîsi de aynı bâbda, "2298" ve "2293" ra-kamlarıyle getirmiştir.

Yâ Allah.bizleri hatime sırasında tuzaklara düşürme! Bizleri kendilerine hiç­bir korku olmayan ve mahzun da olmayacak olanlardan kıl! Ve bizlere Peygamberimiz Muhammed(S)'ir. havzmdan Tahmetinb içir yâ Erham='r-Râhimîn, ya Rabbe'l-Âlemîn! (Âmîn!)