92- KİTABUT-TA'BIR.. 3

1- Bâb: Rasûlullah(S)'A İlk Vahy Başlangıcı Uykuda Sâliha Ru'yâ yânî Güzel Ve Doğru Ru'yâ) Görmekle Olmuştur 3

2- Salih Kimselerin Ru'yâsı Ve Yüce Allah'ın Şu Kavli Bâb1: 4

3- "Ru'yâ Allah Tarafındandır" Babı 4

4- Bâb: 4

5- Mübeşşirât (Yânî Sevinç Ve Ferah Veren Güzel Ru'yâlar) Babı 5

6- Yûsuf Peygamberin -Selâm Ona- Ru'yâsı Babı 5

7- İbrâhîm Halîl Peygamberin -Ona Selâm Olsun-Ru'yâsı Babı 6

8- Bir Topluluğun (İbareleri Farklı Olsa Da) Bir Tek Ru'yâ Üzerinde Uyuşmaları Babı 6

9- Zindan Ehlinin, Fesâd Ve Şirk Ehlinin Ru'yâları Babı 6

10- Ru'yâda Peygamber(S)1 Gören Kimse Babı 7

11- Geceleyin Görülen Ru'yâ (Gündüzleyin Görülen Ru'yâya Musâvî Olur Mu Yâhud Bunlar Farklı Olurlar Mı?) Babı 8

12- Gündüzleyin Görülen Ru'yâ Babı 8

13- Kadınların Ru'yâsı Babı 9

14- Bâb: 10

15- Süt (Ru'yâda Görüldüğü Zaman Ne İle Ta'bîr Edilir?) Babı 10

16- Bâb: Bîr Şahıs Ru'yâsında Sütün, Parmaklarından Yâhud Tırnaklarından Aktığını Gördüğü Zaman?. 10

17- Ru'yâda Gömlek Görülmesi (Ve Ta'bîrî) Babı 10

18- Ru'yâda Gömleği Yerde Sürükleme Babı 10

19- Ru'yâda Yeşillikler Ve Yeşil Bahçe Görmek Babı 11

20- Erkeğin Ru'yâda Bir Kadını Açması Babı 11

21- Ru'yâda İpek Elbise Görmek Babı 11

22- Ru'yâda Elde Anahtarlar Görülmesi Babı 11

23- Ru'yâda Sağlam Kulpa Ve Halkaya Yapışmak Babı 12

24- Ru'yâda Büyük Çadırın Direğini Yastığının Altında Yâhud: Yastığının Yanında- Görmek Babı 12

25- Ru'yâda Kalın İpek Kumaş Görmek Ve Yine Ru'yâda Cennete Girmeyi Görmek Babı 12

26- Ru'yâda Kayd (Yânı Bağlama) Görmek Babı 12

27- Ru'yâda Akan Pınar Görülmesi Babı 13

28- Ru'yâda İnsanlar Suya Kanıncaya Kadar Kuyudan Su Çekip Çıkarma Babı 13

29- Ru'yâda Kuyudan Zaîflıkla Beraber Bir Yâhud İki Dolu Kova Su Çekmek Babı 13

30- Ru'yâda İstirahat Etmek Babı 14

31- Ru'yâda Köşk Görmek Babı 14

32- Ru'yâda Abdest Almayt Görmek Babı 14

33- Ru'yâda Ka'be'yi Tavaf Etmek Babı 14

34- Bâb: Bir Şahıs Ru'yâda Sütten Artanını Başkasına Verdiğini Gördüğü Zaman?  15

35- Ru'yâda Emînlik Olması Ve Korkunun Gitmesini Görmek Babı 15

36- Ru'yâsında Sağ Taraf Üzerine Alınıp Yürütülen Kimse Babı 15

37- Ru'yâda Kendisine Kadeh Verilmesi Babı 16

38- Bâb: Ru'yâda (Uçucu Olmayan) Birşey Uçtuğu Zaman?. 16

39- Bâb: İnsan Ru'yâda Boğazlanacak Sığırlar Gördüğü Zaman?. 16

40- Ru'yâda Üfürme Görülmesi Babı 16

41- Bâb: İnsan Ru'yasında Birşeyi Bir Taraftan Çıkarıp Da Onu Başka Bir Yerde İskân Ettiğini Gördüğü Zaman?. 17

42- Ru'yâda Siyah Kadın Görmek Babı 17

43- Ru'yâda Başının Saçı Dağınık Kadın Görmek Babı 17

44- Bâb: İnsan Ru'yâda Kılıç Sallayıp Hareket Ettirdiği Zaman?. 17

45- Ru'yâsı Hakkında Yalan Söyleyen Kimse Babı 17

46- Bâb: 18

47- Ta'bîr Edici, Tabirde İsabet Etmediği Zaman Ru'yâ Tefsirinin İlk Ta'bîr Ediciye Âid Olacağı Görüşüne İ'tikaad Etmeyen Kimse Babı 18

48- Ru'yâ Ta'bîrini Sabah Namazının Ardından Yapmak Babı 19


Rahman ve Bahîm olan Allah'ın ismiyle

 

92- KİTABUT-TA'BIR

(Ru'yâ Ta'bîri Kitabı) [1]

 

1- Bâb: Rasûlullah(S)'A İlk Vahy Başlangıcı Uykuda Sâliha Ru'yâ yânî Güzel Ve Doğru Ru'yâ) Görmekle Olmuştur

 

1-.......ez-Zuhrî şöyle demiştir: Bana Urve, haber verdi ki, Âişe (R) şöyle demiştir: RasûlulIah(S)'ın ilk vahy başlangıcı uykuda sâli-ha ru'yâ (yânî güzel ve doğru ru'yâ) görmekle olmuştur. Hiçbir ru'-yâ görmezdi ki, sabah aydınlığı gibi açık meydana gelmesin [2]. Kendisi Hıra Dağı'na gider ve orada birçok geceler tahannüs -yânî ibâdet-eder ve bunun için azık hazırlardı. Sonra Hadîce'ye döner ve bir o kadar zaman için yine azık hazırlardı. Nihayet bir gün kendisi Hıra Mağarası'nda bulunduğu sırada kendisine hakk (yânî vahy) geldi. Şöy­le ki: Mağarada iken melek O'na geldi ve:

—  İkra' (yânî oku)! dedi. Peygamber de ona:

— "Ben okuma bilmem! dedim" diye cevâb verdi. Peygamber devamla dedi ki:

—  "O zaman melek beni tuttu da takatim kesilinceye kadar sı­kıştırdı. Sonra beni bıraktı da yine:

—  lkra'( = Oku)/ dedi. Ben de ona:

—  Ben okumak bilmem, dedim.

Yine benî aidi ve ikinci defa takatim kesilinceye kadar sıkıştırdı. Sonra beni salıverdi de yine:

—  İkra'( = Oku)! dedi. Ben:

—  Okumak bilmem! dedim.

Yine beni üçüncü defa takatim kesilinceye kadar sıkıştırdı. Son­ra beni bıraktı da:

—  'Yaratan Rabb 'inin adiyle oku! O insanı bir kan pıhtısından yarattı. Oku! Rabb 'in nihayetsiz kerem sahibidir. Ki O, kalemle öğretendir. İnsana bilmediğini O öğretti' (ei-Aiâk: ı-5) âyetine kadar ulaş­tı."

Bunun üzerine Rasûlullah (kendisine vahyolunan) bu âyetlerle korkudan vücudundaki etleri titreyerek döndü. Nihayet Hadîce'nin yanma girdi ve:

—  "Beni sarıp örtünüz! Beni sarıp örtünüz!" dedi. Korkusu gidinceye kadar kendisim sarıp örttüler.

—  "Yâ Hadîce! Bana ne oluyor?" dedi ve ona olan haberi ha­ber verdi ve ona:

—  "Kendimden korktum" dedi. Hadîce de O'na:

— Öyle deme (Sana hiçbir korku yoktur)! Sen hayırla müjdele­nip sevin! Allah'a yemîn ederim ki, Allah Seni hiçbir zaman utandır­maz. Çünkü Sen hısımlarına bakarsın, sözü dosdoğru söylersin, işini görmekten âciz olanların ağırlığını yüklenirsin, zayıflara yemek ye-dirirsin, hakk yolunda meydana gelen hâdiselerde ve mühim işlerde insanlara yardım edersin, dedi.

Bundan sonra Hadîce O'nu birlikte alıp, Hadîce'nin babasının kardeşi (amca oğlu) olan Varaka ibnu Nevfel ibn Esed ibn Abdiluzzâ ibn Kusayy'a götürdü. Bu zât Câhiliyet zamanında Hrıstiyan Dîni'-ne girmiş bir kimse olup İbrânîce yazı bilir ve încîFden Allah'ın dile­diği mikdârda bâzı şeyleri İbrânîce yazardı. Varaka gözlerine körlük arız olmuş yaşlı bir ihtiyardı. Hadîce ona:

— Ey amcam oğlu! Dinle de bak! Kardeşinin oğlu ne söylüyor! dedi.

Varaka:

— Ey kardeşimin oğlu! Ne görüyorsun? diye sorunca, Peygam­ber ona gördüğü şeyleri haber verdi.

Bunun üzerine Varaka dedi ki:

— "Bu gördüğün Mûsâ üzerine indirilmiş olan Nâmûs'tur (yânî vahy sırrının sahibidir). Ah keski Sen'in da'vet günlerinde genç olay­dım, kavmin Sen'i çıkaracakları zaman, keski hayâtta olsam!"

Bunun üzerine Rasûlullah:

—  "Onlar beni çıkaracaklar mı?" diye sordu. Varaka da:

— Evet, Sen'in gibi birşey getirmiş (yânî vahy tebliğ etmiş) bir kimse yoktur ki, düşmanlığa uğramasın. Şayet Sen'in da'vet günleri­ne yetişirsem, Sana son derecede yardım ederim, cevâbını verdi.

Ondan sonra çok geçmedi, Varaka vefat etti. Ve o esnada vahy fetreti oldu (yânî bir müddet için vahy kesilmesi oldu). Hattâ bun­dan dolayı Peygamber çok hüzünlendi ve kendisini saran hüzün için­de, kederinden dolayı birkaç defa yüksek dağların başlarından kendini

aşağıya atmak için gitmiş, her defasında kendini dağdan aşağısına at­mak için bir dağın zirvesine çıktığında kendisine Cibrîl görünüp:

— Yâ Muhammedi Şübhesiz. Sen hakk olarak Allah'ın Rasûlü'-sün! demiş; bununla ıztırabı sükûna kavuşur ve gönlü sevinir ve ge­riye dönerdi.

Vahiy fetreti kendisine uzun olduğu zaman yine böyle kendini dağdan aşağı atmak için gitmişti. Dağın zirvesine yükseldiğinde yine kendisine Cibril görünüp, O'na bu "Sen muhakkak Allah'ın Rasû-lü'sün!" sözlerini söylemiştir [3].

İbn Abbâs "Fâlihu'l-ısbâh" (ei-Enâm: 96) kavlinin tefsirinde "Is~ bâh", gündüzleyin güneşin ziyası, geceleyin de ayın ziyâsıdir, demiş­tir [4].

 

2- Salih Kimselerin Ru'yâsı Ve Yüce Allah'ın Şu Kavli Bâb1:

 

"And olsun ki, Allah, RasûWnün gördüğü ru'yânın hakk olduğunu tasdik etmiştir. İnşâallah emniyet içinde (kiminiz) başlarınızı kazıtarak, (kiminiz) saçlarınızı kısaltarak korkusuzca mutlakaa Mescidi Haram 'a gireceksiniz* Fakat Allah sizin bilmediğinizi bildi de, ondan önce yakın bir feth yaptı" (ei-Feth: 27) [5].

 

2- Bize Abdullah ibn Mesleme, Mâlik'ten; o da İshâk ibn Ab-dillah ibn Ebî Talha'dan; o da Enes ibn Mâlik(R)'ten tahdîs etti ki, Rasûlullah (S): "Salih bir kişi (veya sâliha bir kadın) tarafından gö­rülen güzel ru'yâ, peygamberliğin kırkaltı cüz'ünden bir cüz'üdür" buyurmuştur [6].

 

3- "Ru'yâ Allah Tarafındandır" Babı

 

3-.......Ben Ebû Katâde'den işittim ki, Peygamber (S): "Hoş ve doğru ru 'yâ Allah tarafındandır (yânî O'ndan gelen enfüsî bir tel­kin ve ta'lîmdir). Hulm de şeytândandır" buyurmuştur  [7].

 

4-.......Ebû Saîd el-Hudrî (R), Peygamber(S)'den şöyle buyu­rurken işitmiştir: "Sizden biriniz sevdiği bir ru'yâ görürse, bilsin ki o muhakkak A ilah tarafmdandır. Ru 'yâ sahibi bu ru 'yası üzerine A l-lah'a hamdetsin ve başkasına da söylesin. Buna aykırı hoşlanmadığı bir ru'yâ gördüğünde de muhakkak ki bu ru'yâ da şeytândandır. Bu hâlde de ru 'yâ sahibi, ru 'yânın şerrinden A ilah 'a sığınsın ve ru 'yası­nı kimseye söylemesin. Bu suretle o ru'yâ, sahibine zarar vermez" [8].

 

4- Bâb:

 

"Doğru ve güzel ru'yâ, nübüvvetin kırkaltı cüz'ünden bir cüz'üdür" [9].

 

5- Bize Müsedded tahdîs etti (şöyle dedi): Bize Abdullah ibnu Kesîr el-Yemân tahdîs etti. Müsedded tahdîsi sırasında Abdullah ibn Yahya'yı hayırla övdü. Ve yine Müsedded: Ben Abdullah ibn Yah­ya'ya Yemâme'de kavuştum; o da babası Yahya ibn Kesîr'den (şöyle demiştir): Bize Ebû Seieme, Ebû Katâde'den tahdîs etti ki, Peygam­ber (S) şöyle buyurmuştur: "Doğru ve güzel ru'yâ Allah tarafından-dır (yânî o, Allah tarafından gelen bir telkin ve öğretmedir). Hulm de şeytândandır. Kişi düşünde şeytânı bir hayâl gördüğünde, uyanın­ca şeytânın şerrinden Allah'a sığınsın (yânî Eûzu billahi mine*ş-şeytânVr-racîm desin) ve sol tarafına (şeytânı kovmak ve horlamak için) tükürsün. Bu surette o düş, sahibine zarar vermez!" [10].

Yine geçen senedle: Babası Ebû Abdillah'tan (ki o, Yahya ibn Kesîr'dir); o şöyle demiştir: Bize Abdullah ibnu Ebî Katâde, babası Ebû Katâde'den; o da Peygamber(S)'den geçen hadîsin benzerini tah­dîs etti [11].

 

6-.......Bize Şu'be, Katâde'den; o da Enes ibn Mâlik(R)'ten; o da Ubâde ibnu's-Sâmit(R)'ten tahdîs etti ki, Peygamber (S): "Mü'minin ru'yâsı nübüvvetin kırkaltı cüz'ünden bir cüz'dür" buyurmuştur [12].

 

7-.......Bize İbrâhîm ibn Sa'd, ez-Zuhrî'den; o da Saîd ibnu'I-Müseyyeb'den; o da Ebû Hureyre(R)'den tahdîs etti ki, Rasûlullah (S): "Mü'minin ru'yâsı, nübüvvetin kırkaltı cüz'ünden bir cüz'dür" buyurmuştur.

Bu hadîsi Sabit el-Bunânî, Humeyd et-Tavîl, îshâk ibnu Abdil-lah ve Şuayb dörtlüsü Enes'ten; o da Peygamber'den olmak üzere ri­vayet etmişlerdir [13].

 

8-.......Bana İbnu Ebî Hazım ile ed-Derâverdî, Yezîd ibnu Abdillah ibn Habbâb'dan; o da Ebû Saîd ed-Hudrî(R)'den tahdîs etti ki, Ebû Saîd, Rasûlullah(S)'tan şöyle buyururken işitmiştir: "Sâliha ru'yâ, nübüvvetin kırkaltı cüz'ünden bir cüz'dür" [14].

 

5- Mübeşşirât (Yânî Sevinç Ve Ferah Veren Güzel Ru'yâlar) Babı [15]

 

9-.......Ebû Hureyre (R) şöyle demiştir: Ben Rasûlullah(S)'tan işit­tim.

—   "Mübeşşirâttan başka nübüvvetten (ilham alacak) birşey kalmadı" buyuruyordu.

Sahâbîler:

—  Mübeşşirât nedir? diye sordular. Rasûlullah:

—  "Sâliha ru'yâdır" buyurdu [16].

 

6- Yûsuf Peygamberin -Selâm Ona- Ru'yâsı Babı

 

Ve Yüce Allah'ın şu kavli:

"Bir vakit Yûsuf, babasına: Babacığım, gerçek ben rüyamda onbir yıldızla Güneş'i ve Ay'ı gördüm. Gördüm ki, onlar bana secde edicilerdir" demişti. (Babası Ya'kûb) dedi ki: Oğülcağızım, ru yânı kardeşlerine anlatma. Sonra sana bir tuzak kurarlar. Çünkü şeytân insanın apaçık bir düşmanıdır. Rabb'in seni öylece (ru'yâda gördüğün gibi)

beğenip seçecek, sana ru'yâ ta'bfrine âid bilgi verecek, sana karşı da, Ya'kûb hanedanına karşı da nVmetlerini

-daha evvel ataların ibrahim'e ve İshâk'a tamamladığı gibi- tamamlayacaktır. Şübhesiz ki Rabb'in herşeyi bilendir, tam hüküm ve hikmet sahibidir'9 (Yûsuf: 4-6).

Ve yine Yüce Allah'ın şu kavli:

"Yûsuf babasını ve anasını tahtının üstüne çıkarıp oturttu. Hepsi onun için (ona kavuştukları için) secdeye kapandılar. Yûsuf dedi ki: 'Ey babam, işte bu, evvelce gördüğüm ru yânın gerçekleşmesidir. Gerçek, Rabb 'im

onu doğru çıkardı. Bana iyilik etti. Çünkü beni zindandan çıkardı. Şeytân benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra da O, sizi çölden getirdi. Şübhesiz ki, Rabb Hm dileyeceği şeyleri çok güzel, çok ince tedbîr edendir.

Hakkıyle bilen tam hikmet sahibi olan O'dur. Yâ Rabb, Sen bana mülk (ve saltanat) verdin ve sözlerin te'vüini

öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan, Sen dünyâda da, âhirette de benim velîm, yardımcımsın. Benim canımı müslümân olarak al. Beni sâlihlere kat" (Yûsuf: 100-101) [17].

Ebû Abdillah el-Buhârî şöyle dedi:

"Fâtır" ve"I-Bedf" ve"l-Mübtedıu"' ve"l-Bârî"' ve ve'1-Hâhku" (bu beş ismin ma'nâsı) birdir. "Mine'l-Bed'i" sözünden "Bâdie"dir [18].

 

7- İbrâhîm Halîl Peygamberin -Ona Selâm Olsun-Ru'yâsı Babı

 

Ve Yüce Allah'ın şu kavli:

"Artık o oğul îbrâhîmHn yanında koşmak çağına erişince (babası): Oğülcağızım, ben seni ru 'yâmda boğazlıyorum görüyorum! Bak artık ne düşünürsün? dedi. Oğul: Babacığım, sana edilen emir ne ise yap. İnşâallah beni sabredenlerden bulacaksın, dedi. Vaktaki bu suretle ikisi de (A ilah 'in emrine) ram oldular,  (İbrahim) onu alnı üzere yıktı. Biz ona: Yâ îbrâhîm, ru yâna sadâkat gösterdin.

Şübhesiz ki, biz iyi hareket edenleri böyle mükâfatlandırırız; diye nida ettik..." {es-sâffât: 102-105) [19]

Mucâhid: "Eslemâ", "İkisi de emrolunduklan işi kabul edip boyun eğdiler"; "Ve tellehâ" da "Onun yüzünü yere koydu" demektir, demiştir [20].

 

8- Bir Topluluğun (İbareleri Farklı Olsa Da) Bir Tek Ru'yâ Üzerinde Uyuşmaları Babı

 

10-.......Bize el-Leys, UkayPden; o da İbn Şihâb'dan; o da Sâlim ibmı Abdillah'tan; o da babası Abdullah ibn Umer(R)'den şöyle tahdîs etti: Birtakım insanlara, kadir gecesi ru'yâlarında ramazânın son yedi günü içinde gösterildi; diğer birtakımlarına da o, ramazâ­nın son on günü içinde gösterildi. Bunun üzerine Peygamber (S):

— "Sizler kadir gecesini ramazânın son yedi gecesi içinde araştırı­nız*' buyurdu [21] .

 

9- Zindan Ehlinin, Fesâd Ve Şirk Ehlinin Ru'yâları Babı

 

Çünkü Yüce Allah'ın şu kavli vardır:

"Onunla beraber zindana iki de delikanlı girdi Bunlardan biri: 'Ben ru 'yâmda kendimi şarâb sıkıyor gördüm9 dedi. Öbürü de: 'Ben de ru'yâmda kendimi, başımda ekmek götürüyor, kuşlar da ondan yiyor gördüm' dedi. 'Bize bunun ta 'bîrini haber ver. Çünkü biz seni iyilik edenlerden görüyoruz'. Dedi ki: 'Size mıhlanacağınız bir taam gelecek oldu mu, ben size muhakkak onun ne olduğunu, size gelmezden evvel haber veririm. Bu, Rabb'imin bana öğrettiği ilimlerdendir. Çünkü ben Allah'a inanmaz bir kavmin dînini -ki onlar ahireti inkâr edenlerin tâ kendileridir- terkettim. Atalarım İbrahim'in, İshâk'ın, Ya'kûb'un dînine uydum. Allah'a herhangi birşeyi ortak tutmamız bizim için (doğru) olmaz. Bu (tevhîd) bize ve insanlara Allah'ın lutfu ve inayetidir. Fakat insanların çoğu (buna karşı) şükretmezler. Ey zindan arkadaşlarım, darmadağınık birçok düzme tanrılar mı hayırlıdır

-Fudayl ibn Iyâd da burada tâbi'lerinden bâzısına şöyle

demiştir: Yâ Abdallah! [22]- yoksa hepsine ve herşeye Gâlib ve Kahhâr olan bir tek Allah mı? Sizin O'nu bırakıp taptıklarınız kendinizin ve atalarınızın takmış oldukları kuru adlardan başkası değildir. Allah bunlara hiçbir burhan indirmemiştir. Hüküm Allah 'tan başkasının değildir. O, kendisinden gayriye ibâdet etmemenizi emreylemiştir. Doğru dîn, işte budur. Fakat insanların çoğu bilmezler. Ey zindan arkadaşlarım (ru'yâlarınıza gelince): Biriniz efendisine şarâb içirecek,

diğeri ise asılıp tepesinden kuşlar yiyecektir, işte hakkında fetva istemekte olduğunuz mes'ele (böylece) olup bitmiştir'. Bu ikisinden kurtulacağım bildiği kimseye: 'Beni efendinin yanında an' dedi.

Fakat şeytân, efendisine anmayı ona unutturdu da (bu yüzden Yûsuf) daha nice yıllar zindanda kaldı. (Bir gün Mısır) hükümdâr(ı): 'Ben ru 'yâmda yedi zaîf ineğin yemekte olduğu yedi semiz inekle yedi yeşil başak ve diğer yedi kuru başak görüyorum. Ey ileri gelenler, eğer ru 'yâ ta 'bîr ediyorsanız, benim bu ru 'yâmı da çözüm' dedi.

Onlar da: 'Bunlar karmarışık düşlerdir. Biz böyle düşlerin ta 'bîrini bilici kimseler değiliz' dediler.

Zindandan iki arkadaştan kurtulanı, nice zaman sonra (Yûsuf'u) hatırladı da:

'Ben size onun ta 'bîrini haber vereyim, hemen beni gönderin' dedi. (Zindana gidip:) 'Yûsuf, ey çok doğru sözlü: Kedisini yedi arık inek yemekte olan yedi semiz inekle yedi yeşil başak ve diğer yedi kuru başak hakkında bize bir fetva ver! Ümîd ederim ki, insanlara (isabetli cevâbınla) dönerim. Belki bu suretle onlar (senin yüce kadrini) bilirler!1 dedi. Yûsuf: 'Yedi sene âdetiniz üzere ekin ekin. Yiyeceğiniz az bir mikdâr hâriç olmak üzere, biçtiklerinizi başağında bırakın. Sonra bunun ardından yedi kurak yıl gelecek, (tohumluk için)

saklayacağınızdan az bir mikdâr hâriç olmak üzere, önceden biriktirdiklerinizi yiyip götürecek. Sonra bunun ardından da bir yıl gelecek ki, insanlar onda yağmura kavuşturulacak ve onda sıkıp sağacaklar!' dedi. Bunu duyan pâdişâh: 'Onu bana getirin!1 dedi. Bunun üzerine ona elçi gelince: 'Efendine dön de ellerini kesen o kadınların zoru neydi, kendisine sor. Şübhe yok ki, benim RabbHm, onların fendini hakkıyle bilicidir' dedi" (Yûsuf: 36-50) [23].

"Veddekere", "Zekere" fiilinden ifteâle'dir.

"Ümmetin", "Karnin"dir. "Emetin" şeklinde de okunan bu kelime "Nisyân" ma'nâsınadir.

İbn Abbâs:

"Ya'sırûn", "Üzümleri ve yağları sıkarsınız"; "Tuhsinûn" "Ekersiniz" ma'nâsınadır, demiştir [24].

 

11-.......Ebû Hureyre (R): Rasûlullah (S): "Eğer ben zindan­da Yûsuf'un kaldığı kadar kalsaydım da sonra bana melik tarafından da'vetçi gelseydi, ben hemen ona icabet ederdim" buyurdu, demiştir [25].

 

10- Ru'yâda Peygamber(S)1 Gören Kimse Babı

 

12-.......ez-Zuhrî'den: Bana Ebû Seleme tahdîs etti ki, Ebû Hu­reyre (R) şöyle demiştir: Ben Peygamber(S)'den işittim, şöyle buyuru-yordu: "Her kim beni ru'yasında görürse, muhakkak o, uyanık bir hâlde beni görecektir. Çünkü şeytân bana benzer bir surete giremez!" [26]

Ve Ebû Abdillah el-Buhârî şöyle dedi: İbn Şîrîn, Peygamber'i ru'-yâda görmek, ancak gören kişi O'nu hayâtında vasıflandığı suret üzere gördüğü zaman mu'teber olur, demiştir [27].

 

13-.......Bize Sabit el-Bunânî tahdîs etti ki, Enes ibn Mâlik (R) şöyle demiştir: Peygamber (S): "Her kim ru'yâsında beni görürse, muhakkak o, beni görmüştür. Çünkü şeytân benim kılığımla hayâle giremez. Mü'minin ru'yâsı, nübüvvetin kırkaltı cüz'ünden bir cüz'dür" buyurdu.

 

14-.......Ubeydullah ibnu Ebî Ca'fer şöyle demiştir: Bana Ebû Seleme haber verdi ki, Ebû Katâde (R) şöyle demiştir: Peygamber (S) şöyle buyurdu: "Sâliha olan rtı'yâ Allah tarafındandır (yânîO'ndan gelen enfüsî bir telkîn ve öğretmedir). Hulm de şeytândandır. Her kim ru'yâsında hoşuna gitmeyecek birşey görürse (uyanınca) sol ta­rafına üç defa (şeytânı kovmak ve horlamak için) 'Tuh' desin ve şey­tânın şerrinden A ilah 'a sığınsın (yânı Eûzu billahi mine 'ş-şeytâni 'r-ra-cîm desin). Bu suretle o düş, sahibine zarar vermez. Ve muhakkak ki, şeytân benim kılığıma giremez (yânî benim suretimle görünmeye teşebbüs edemez)" [28].

 

15-.......ez-Zuhrî şöyle dedi: Ebû Seleme şöyle dedi: Ebû Katâ­de (R): Peygamber (S): "Her kim ru'yâsında beni görürse, muhakkak o, hakkı (yânî gerçek olarak beni) görmüştür" buyurdu, demiştir [29].

ez-Zubeydî'ye ez-Zuhrî'den rivayetinde, Yûnus ile ez-Zuhrî'nin erkek kardeşinin oğlu mutâbaat etmişlerdir.

 

16-....... Bize el-Leys tahdîs etti. Bana İbnu'1-Hâd, Abdullah ibn Habbâb'dan tahdîs etti ki, Ebû Saîd el-Hudrî (R) Peygam-ber(S)'den: "Her kim ru'yâsında beni görürse, muhakkak o, hakkı görmüştür. Çünkü şeytân benim şekil ve hilkatime giremez" buyu­rurken işitmiştir [30].

 

11- Geceleyin Görülen Ru'yâ (Gündüzleyin Görülen Ru'yâya Musâvî Olur Mu Yâhud Bunlar Farklı Olurlar Mı?) Babı

 

Bu "Gece ru'yâsı" hadîsini, Semure ibn Cundeb (R) (Ta'bîr Kitâbı'nın sonunda) rivayet etmiştir.

 

17-.......Ebû Hureyre (R) şöyle demiştir: Peygamber (S): "Ba­na kelâm anahtarları -veya kilidleri, hazîneleri- verildi. Ben korku sal­mak suretiyle yardım olundum. Bir de ben dün gece uyuduğum sırada, bana Yer'deki hazînelerin anahtarları getirildi de benim iki avucu-mun içine konuldu" buyurdu.

(Sonra) Ebû Hureyre: Rasûlullah (bu hazînelerden hiçbirisine nail olmadan) gitti. Şimdi bu hazîneleri yerlerinden sizler çıkarırsınız! de­miştir [31].

 

18- Bize Abdullah ibn Mesleme, Mâlik'ten; o da Nâfi'den: o da Abdullah ibn Umer(R)'den tahdîs etti ki, Rasûlullah (S) şöyle buyur­muştur: "Ben bu gece ru'yâmda kendimi Ka'be'nin yanında buldum. Ve ben orada esmer bir adam gördüm ki, o görmekte olduğun esmer erkeklerin en güzeli idi, onun kulak memelerine geçmiş bir saçı vardı ki, o da görmekte olduğun saçların en güzeli nev'inden olup, bunları taramış idi. Ve bu saçlar su damlatıyordu. Bu zât iki adam üzerine -yâhud: İki adamın omuzları üzerine- dayanarak Ka'be'yi tavaf edi­yordu. Ben:

— Bu kimdir? diye sordum.

— Bu, Meryem 'in oğlu Mesih 'tir, denildi.

Bu sırada ben, düz değil çok kıvırcık saçlı, sağ gözü sakat, sanki salkımındaki emsalinden dışarı çıkmış iri bir üzüm tanesi gibi olan bir adamla karşılaştım. Ben:

— Bu kimdir? diye sordum. Bana:

— Deccâl Mesih'tir, denildi" [32].

 

19- Bize Yahya ibn Abdillah tahdîs etti. Bize el-Leys, Yûnus'-tan; o da İbn Şihâb'dan; o da Ubeydullah ibn Abdillah'tan şöyle tahdîs etti: İbn Abbâs (R) şöyle tahdîs ediyordu: Bir adam RasûIullah(S)'a geldi de:

— "Bana bu gece ru'yâmda bir ru'yâ gösterildi..." dedi ve hadî­sin tamâmını şevketti [33].

Ve (şu üç zât:) Süleyman ibnu Kesîr, ez-Zuhrî'nin kardeşinin oğlu ve Sufyân ibnu Hüseyin ez-Zuhrî'den; o da Ubeydullah'tan; o da İbn Abbâs'tan; o da Peygamber(S)'den şeklinde rivayetinde ez-Zuhrî'ye mutâbaat etmişlerdir.

Ve ez-Zubeydî de ez-Zuhrî'den; o da Ubeydullah'tan söyledi ki, İbn Abbâs yâhud Ebû Hureyre de Peygamber'den diye söylemiştir.

Ve Şuayb ibn Hamza ile İshâk ibn Yahya da ez-Zuhrî'den söyle­diler ki, Ebû Hureyre, Peygamber'den tahdîs ediyordu. Ma'mer ibn Râşid, zikredilen bu hadîsi isnâd etmiyordu, nihayet sonra onu is-nâd etti [34].

 

12- Gündüzleyin Görülen Ru'yâ Babı

 

Ve Abdullah ibnu Avn da ibn Sîrîn'den:

Gündüzleyin görülen ru'yâ, geceleyin görülen ru'yânin benzeridir, demiştir [35].

 

20-.......Bize Mâlik, İshâk ibn Abdillah ibn EbîTalha'dan ha­ber verdi ki, o da Enes ibn Mâlik(R)'ten şöyle derken işitmiştir: Ra-sûlullah (S), Mılhân kızı Ümmü Harâm'ın ziyaretine gidip yanına girerdi. Ümmü Haram, Ubâde ibnu's-Sâmit'in nikâhı altında idi. Bir gün Rasûlullah yine ziyaretine geldi. O da Rasûlullah'a yemek yedir­di ve başını taradı. Sonra Rasûlullah bir müddet uyudu. Sonra gü­lümseyerek uyandı. Ümmü Haram dedi ki: Ben:

—  Yâ Rasûlallah! Seni ne güldürüyor? diye sordum. Rasûlullah:

—  eiRu 'yâmda bana ümmetimden bir kısım mücâhidlerin şu deniz ortasında, tahtlar üzerindeki hükümdarlar hâlinde -yâhud: Tahtlar üzerine kurulmuş hükümdarlar misâli- gemilere binerek Allah yolunda deniz harbine gittikleri gösterildi de ona gülüyorum!" buyurdu.

Şekk ile söyleyen, râvî İshâk'tır. Ümmü Haram dedi ki: Ben:

— Yâ Rasûlallah! Beni de o deniz gazilerinden kılması için Al­lah'a duâ ediver! diye rica ettim.

Rasûlullah da ona duâ buyurdu. Sonra Rasûlullah başını yastı­ğa koydu. (Bir müddet daha uyudu.) Sonra yine gülümseyerek uyan­dı. Bunun üzerine yine ben:

—  Yâ Rasûlallah, Seni ne güldürüyor? diye sordum. Rasûlullah bu defada da önce dediği gibi:

—  "Bana yine ümmetimden bir kısım mücâhidlerin hükümdar­ların tahtlarına kuruldukları gibi (kara nakliyeleri üzerinde debdebe­li büyük bir kuvvetle) Allah uğrunda gazaya gittikleri gösterildi" buyurdu.

Ümmü Haram dedi ki: Ben:

— Yâ Rasûlallah! Beni de onlardan kılması için Allah'a duâ edi­ver! dedim.

Rasûlullah:

—  "(Hayır!) Sen önceki (deniz) gâztlerindensin!" buyurdu. (Enes ibn Mâlik dedi ki:) Ümmü Haram, Muâviye ibn Ebî Suf-

yân(ın Şam Valiliği) zamanında, deniz gazasında gemiye binmişti, fa­kat denizden karaya çıktıkları zaman Ümmü Haram, bindirildiği katırdan düştü de Allah yolunda şehîd oldu [36].

 

13- Kadınların Ru'yâsı Babı [37]

 

21-.......Bana Hârice ibn Zeyd ibn Sabit şöyle haber verdi: Ensâr'dan bir kadın olan Ümmü'1-Alâ (R), Rasûlullah ile bey'at etmiş­tir. Ümmü'1-Alâ, râvîsi Hârice'ye, kendilerinin Muhâcirler'i aralarında kur'a ile taksim ettiklerini haber verip şöyle demiştir: Bi­zim ailemizin payına Usmân ibn Maz'ûn düşmüştü. Biz Usmân'ı ev­lerimizde konukladık. Fakat Usmân (bir müddet sonra) ölüm sebebi olan bir hastalıkla hastalandı. Vefat edince gasledildi ve kendi elbi­sesi içinde kefenlendi. Sonra Rasûlullah (S) cenazenin yanına geldi. Ümmü'1-Aiâ dedi ki: Ben (cenazeyi tezkiye ederek): — Ey Ebâ's-Sâib! Allah'ın rahmeti senin üzerine olsun! Benim (senin hakkında bildiğim ve cemâate bildirmek istediğim) şehâdetim şudur ki: Allah Taâlâ muhakkak sana ikram etmiştir! dedim. Bunun üzerine Rasûlullah:

—  "Allah Taâlâ'nın bu ölüye ikram ve inayet buyurduğunu sa­na ne bildiriyor?" buyurdu.

Ben de O'na:

— Yâ Rasûlallah! Babam Sana feda olsun! Allah (bu îmânlı ku­luna ikram etmez de) kime ikram eder? dedim.

Bu defa da Rasûlullah:

—  "Usmân ibn Maz'ûn'a gelince; yemîn ederim ki, ona yakın gelmiştir (yânî o ölmüş bulunuyor). Ve yine Allah'a yemîn ederim ki, ben de bu ölü için hayır ve saadet umarım. Yine Allah'a yemîn ederim ki, ben Allah'ın Rasûlü iken bana (ve size yarın) Allah tara­fından ne muamele edileceğini bilemem!" buyurdu [38].

Bunun üzerine Ümmü'1-Alâ dedi ki:

— Vallahi bundan sonra ben kimseyi tezkiye etmeye cesaret ede­miyorum! demiştir [39].

 

22-.......Bize Şuayb, ez-Zuhrî'den bu hadîsi haber verdi: Rasû­lullah (S):

—  "Ben Usmân ibn Maz'ûn'a da ne yapılacağını bilmem" buyurdu.

Ümmü'1-Alâ: Rasûlullah'ın bu sözü beni kederlendirdi de aka­binde uyudum. Ru'yâmdaUsmân'a âid akmakta olan bir pınar gör­düm. Uyanınca bu ru'yâyı Rasûlullah'a haber verdim. Rasûlullah:

— "Bu senin Usmân için gördüğün akan pınar, onun (sevâb ge­tiren) amelidir" buyurdu [40].

 

14- Bâb:

 

"Hulm şeytandandır. Bir şahıs hulm gördüğü zaman sol tarafına tükürsün ve Aziz ve Celîl olan Allah'a sığınsın".

 

23-.......Bizeel-Leys, Ukayl'den; o daİbnŞihâb'dan; odaEfaû Seleme'den şöyle tahdîs etti: Ebû Katâde el-Ensârî, Peygamber'in sa-hâbîlerinden ve suvârîlerindendi, O şöyle dedi: Ben Rasûlullah(S)'tan işittim, şöyle buyuruyordu: "Ru'yâ, Allah tarafındandır. Hulm de şeytândandır. Sizden herhangibiriniz hoşlanmayacağı bir hulm gör­düğü zaman, uyanınca hemen sol tarafına tükrük atsın ve şeytândan Allah'a sığınsın, böylece şeytân ona zarar veremez!" [41].

 

15- Süt (Ru'yâda Görüldüğü Zaman Ne İle Ta'bîr Edilir?) Babı

 

24-....... İbn Umer (R) şöyle demiştir: Ben Rasûlullah(S)'tan işittim:

—  "Uykuda iken bana bir kadeh süt getirildi. Ondan o kadar içtim ki, kanıklık eserlerinin tâ tırnaklarımdan sızdığını hâlâ duyu­yorum. İçtikten sonra artığımı (Umer ibnu'l-Hattâb'a) verdim" bu­yuruyordu.

Sahâbîler:

—  Yâ Rasûlallah! Bunu ne ile te'vîl ettin? diye sordular.

—  "İlim ile" cevâbını verdi [42].

 

16- Bâb: Bîr Şahıs Ru'yâsında Sütün, Parmaklarından Yâhud Tırnaklarından Aktığını Gördüğü Zaman?

 

25-.......İbn Şihâb'dan (o şöyle demiştir): Bana Hamze ibnu Abdillah ibn Umer tahdîs etti ki, kendisi babası Abdullah ibn Umer(R)'-den şöyle derken işitmiştir: Rasûlullah (S):

— "Ben uykuda iken bana bir kadeh süt getirildi. Ben o sütten o kadar içtim ki, kamp doymayı tâ parmaklarımdan çıkar hâlde du­yuyordum. İçtikten sonra artanını Umer ibnu'l-Hattâb'a verdim" buyurdu.

Etrafında bulunan sahâbîler:

—  Yâ Rasûlallah, bunu ne ile te'vîl ettin? diye sordular. O da:

—  "ilim ile" diye cevâb verdi [43].

 

17- Ru'yâda Gömlek Görülmesi (Ve Ta'bîrî) Babı

 

26-.......İbn Şihâb şöyle demiştir: Bana Ebû Usâme ibn Sehl tahdîs etti ki, kendisi Ebû Saîd el-Hudrî(R)'den şöyle derken işitmiştir: Rasûlullah (S):

—  "Ben uyuduğum esnada insanlar bana arz olunuyorlardı. Üst­lerinde gömlekler vardı. Bu gömleklerin kimi memelere ulaşıyor, ki­mi daha kısa idi. Bu sırada Umer ibnu 'l-Hattâb benim yanıma uğradı. Onun üstünde (eteklerini yerde) sürüklediği bir gömlek vardı" buyurdu.

Sahâbîler:

—  Yâ Rasûlallah, bunu ne ile te'vîl (yânî ta'bîr) ettin? diye sordular.

Rasûlullah: '— "Dîn ile" cevâbını verdi [44].

 

18- Ru'yâda Gömleği Yerde Sürükleme Babı

 

27-....... Ebû Saîd el-Hudrî (R) şöyle demiştir: Ben Rasûlullah(S)'tan işittim:

—  "Ben uyuduğum sırada insanlar bana arz olunuyorlardı. Üst­lerinde gömlekler vardı. Bu gömleklerin kimi memelere varıyor, ki­mi bundan daha kısa idi. Umer ibnu'l-Hattâb da bana arzolundu. Onun üstünde (eteklerini yerde) sürüdüğü bir gömlek vardı" buyu-ruyordu.

Sahâbîler:

—  Yâ Rasûlallah, bunu ne ile te'vîl ettin? diye sordular. Rasûlullah:

—  "Dîn ile (te'vîl ettim)" diye cevâb verdi [45].

 

19- Ru'yâda Yeşillikler Ve Yeşil Bahçe Görmek Babı

 

28-.......Muhammed ibn Şîrîn dedi ki: Kays ibnu Abbâd şöyle dedi: Ben bir halkada bulundum ki, orada Sa'd ibn Mâlik ile İbnu Umer de vardı. Derken Abdullah ibn Selâm uğradı. Oradakiler:

—  Bu cennet ehlinden olan bir adamdır! dediler. Ben de ona:

—  Buradakiler senin hakkında şunu, şunu söylediler, dedim. Abdullah ibn Selâm:

— Subhânallah! Onlara, hakkında kendileri için bir ilim mev-cûd olmayan bir sözü söylemeleri uygun olmaz. Ben sâdece şöyle bir ru'yâ görmüştüm: Sanki yemyeşil bir bahçenin içine konulmuş bir sırık vardı. Bu sırık orada dikilmişti. Bu sırığın başında da bir kulp vardı. Bu sırığın aşağısında da bir mınsaf vardı - "Mınsaf", "Vasîf" (yânî "Hizmetçi") demektir-. Bana: Bu sırığa çık! denildi. Ben çık­tım ve hattâ tepedeki kulpu elime aldım. Nihayet bu ru'yâmı Rasû-lullah'a arzettim. Rasûlullah (S): "Abdullah, bu en sağlam kulpu tut­muş olarak vefat eder" buyurdu [46].

 

20- Erkeğin Ru'yâda Bir Kadını Açması Babı

 

29-.......Âişe (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S) şöyle buyurdu:

"(Yâ Âişe!) Sen iki kerre ru'yâmda bana gösterildin. Bir adam ipek­ten bir parça üzerinde senin suretini taşıyordu. O adam:

—  Bu (suretin sahibi) senin müstakbel zevcendir, diyordu. Şimdi ben o sureti açıyorum ki (yânî yüzünden anlıyorum ki),

o suret, sen idin. Cibril'in o sözü üzerine ben:

— Eğer şu ru'yâm Allah tarafından gösterilmiş ise, Allah bunu infaz edip gerçekleştirir, dedim" [47].

 

21- Ru'yâda İpek Elbise Görmek Babı

 

30-.......Bize Hişâm, babası Urve'den haber verdi ki, Âişe (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S) şöyle buyurdu: "Ben seninle evlenme­den önce sen bana ru'yâda iki kerre gösterildin: Ben meleği, ipekten bir kumaş parçası üzerinde senin suretini taşıyor gördüm. Ben ona:

— Bu kumaş parçasını aç! dedim.

Melek onu açtı, bir de baktım ki, o sen idin. Ben:

—  Eğer bu ru*yâ Allah tarafından ise Allah bunu infaz eder! dedim.

Sonra melek, seni bir ipek parçası üzerinde taşırken, ikinci defa bana gösterildin. Ben ona:

—  Bu parçayı aç! dedim.

O da açtı; bir de baktım ki, o suret sen idin. Bunun üzerine ben:

—  Eğer bu ru'yâ Allah tarafından gösterilmiş ise, Allah bunu infaz eder, dedim" [48].

 

22- Ru'yâda Elde Anahtarlar Görülmesi Babı

 

31-....... İbn Şihâb'dan (o, şöyle demiştir): Bana Saîd ibnu'l- Müseyyeb haber verdi ki, Ebû Hureyre (R) şöyle demiştir: Ben Ra-sûluIIah(S)'tan işittim, şöyle buyuruyordu: "Ben cevâmi'u'l-kelim ile gönderildim. Ben (bir aylık mesafedeki düşman gönüllerine) korku salmak suretiyle yardım olundum. Bir de ben uyuduğum sırada, ba­na yer'in hazînelerinin anahtarları getirildi de benim elime konuldu".

Muhammed (ibnu'z-Zuhrî) şöyle demiştir: Ve bize şöyle baliğ oldu ki, "Cevâmi'u'l-kelim" şudur: Allah Taâlâ, Peygamber'den önceki kitâblarda bir iş hakkında, iki iş hakkında veya bunun benzeri hak­kında yazılmakta olan birçok şeyleri onun içine toplar birleştirir [49].

 

23- Ru'yâda Sağlam Kulpa Ve Halkaya Yapışmak Babı

 

32-.......(Buradaki iki senedde) Abdullah ibn Selâm (R) şöyle demiştir: Ben kendimi ru'yâmda sanki bir bahçe içinde gördüm. Bah­çenin ortasında bir direk vardı. Bu direğin en yüksek yerinde de bir tutunacak kulp, bir çember vardı. Bana:

—  Haydi bu direğe çık! denildi. Ben:

—  Gücüm yetmez! dedim.

Bunun üzerine yanıma bir hizmetçi geldi ve arkamdan elbisemi kaldırdı. Ben direğe çıktım ve oradaki kulpa sımsıkı yapıştım. Neti­cede o kulpa sımsıkı yapışır hâlde iken uyandım. Akabinde bu ru'-yâmı Peygamber(S)'e arzedip anlattım. Peygamber:

—  "Gördüğün bu bahçe, İslâm bahçesidir (yani İslâm Dîni'dir). O direk de İslâm direği olan Tevhîd'dir. O kulp da çok sağlam olan îmân kulpudur. Sen ölünceye kadar İslâm Dîni'ne yapışarak yaşaya­caksın" buyurdu [50].

 

24- Ru'yâda Büyük Çadırın Direğini Yastığının Altında Yâhud: Yastığının Yanında- Görmek Babı [51]

 

25- Ru'yâda Kalın İpek Kumaş Görmek Ve Yine Ru'yâda Cennete Girmeyi Görmek Babı

 

33-.......ibn Umer (R) şöyle demiştir: Ben ru'yâda şöyle gör­düm: Sanki elimde ipekten bir kumaş parçası vardı, bununla cennette hangi mekâna doğru işaret edersem, o beni muhakkak oraya doğru uçuruyordu. Ben bu ru'yâmı Hafsa'ya anlattım. Hafsa da bunu Pey-gamber(S)'e arzetti. Bunun üzerine Peygamber:

— "Şübhesiz senin bu kardeşin ne iyi bir adamdır -yâhud: Şüb-hesiz Abdullah ne iyi bir adamdır-!" buyurmuştur [52].

 

26- Ru'yâda Kayd (Yânı Bağlama) Görmek Babı

 

34-.......Bize Muhammed ibn Şîrîn tahdîs etti ki, kendisi Ebû Hureyre(R)'den şöyle derken işitmiştir: Rasûlullah (S) şöyle buyurdu:

— "Zaman yaklaşınca mü'minin ru 'yası yalan çıkmaz. Çünkü mü'minin ru'yâsı, nübüvvetin kırkaltt cüz'ünden bircüz'dür. Nübüv­vetten cüz' olan şey ise yalan olmaz" [53].

Ve Muhammed ibn Şîrîn şöyle dedi: Ben de bunu söylerim (yânı bu ümmet ve onların sâhhınm ve tacirinin ru yaları sâdiKa omr aa ru'yâları doğru olan olur).

Geçen senedle İbn Şîrîn dedi ki: (Ebû Hureyre tarafından) şöyle deniyordu: Ru'yâ üç sınıftır: Nefsin konuşması, şeytânın korkutma­sı ve Allah tarafından olan müjde. Kim ru'yâsında hoşlanmayacağı birşey görürse, bunu hiç kimseye anlatmasın ve kalkıp namaz kılsın!

Yine İbn Şîrîn dedi ki: Ebû Hureyre ru'yâda ğull (lâle ve kelep­çe) görmekten hoşlanmazdı da kayıddan (yânî bağdan ve bağlanma­dan) hoşlanırdı. Ve "Kayd, dînde sebattır" denilirdi [54].

Ve Katâde, Yûnus ibn Ubeyd, Hişâm ibn Hassan ve Ebû Hilâl bu hadîsin aslını İbn Sîrîn'den; o da Ebû Hureyre'den; o da Peygam-ber(S)'den rivayet etmişlerdir. Bunların bâzısı da ("Ru'yâ üç sınıf-tır"dan "Kayd, dînde sebattır" sözüne kadar olan) bu ifâdeleri merfû' olarak hadîste kılmışlardır.

Buhârî dedi ki: Ve Avf el-A'râbî'nin hadîsi merfû'u mevkuftan ayırmakta daha açıktır (bilhassa İbn Sîrîn'in "Ben de bunu söylerim" kavlinin açıklamasıyle).

Ve Yûnus ibn Ubeyd: Ben onların bâzısının bunu hadîse katma­larını sanmam, onlar ancak bu "Kayd" hakkındaki hadîsi Peygam-ber'den söylemişlerdir, dedi.

Buhârî: "el-Ağlâl", ancak boyunlarda olur, dedi [55].

 

27- Ru'yâda Akan Pınar Görülmesi Babı

 

35-.......Bize Ma'mer ibn Râşid, ez-Zuhrî'den; o da Zeyd ibn Sâbit'in oğlu Hârice'den; o da Ensâr kadınlarından biri olup Rasû-lullah (S) ile bey'at eden Ümmü'1-Alâ'dan tahdîs etti. Ümmü'1-AIâ (R) şöyle demiştir: Muhâcirler'in (Mekke'den Medîne'ye geldikle­rinde) ikaamet edecekleri yerleri tesbît etmek üzere Ensâr, kendi ara­larında kur'a çektikleri zaman Usmân ibn Maz'ûn'un ikaameti bizim aileye düşmüştü. Usmân bizim evimizde bir müddet ikaametten son­ra hastalandı. Bizler onun hastalığında işlerini görüp hastabakıcılığı-nı yaptık, nihayet vefat etti. Sonra onu kendi elbisesi içinde kefenledik. Akabinde Rasûlullah bizim yanımıza (cenazeye) geldi. Ben:

— Yâ Ebâ's-Sâib! Allah'ın rahmeti senin üzerine olsun! Benim senin hakkındaki şehâdetim şudur: Muhakkak Allah sana ikram et­miştir! dedim.

Bunun üzerine Rasûlullah bana:

—  "(Allah'ın bu ölüye ikram ettiğini) sana bildiren nedir?" di­ye sordu.

Ben de:

—  Vallahi bilmem! dedim. Rasûlullah:

—  "Amma Usmân 'a gelince; muhakkak ki ona yakın gelmiştir (yânî o ölmüştür). Ben de onun için Allah'tan hayır ve saadet uma­rım. Vallahi yine ben, Allah 'in Rasûlü iken,-bana ve size (Allah tara­fından) ne muamele edileceğini bilemem" buyurdu.

Ümmü'1-Alâ: Vallahi ben bundan sonra kimseyi tezkiye etmeye cesaret edemedim, dedi.

Yine Ümmü'1-Alâ dedi ki: Ben ru'yâmda Usmân ibn Maz'ûn'­un akan bir pınarı olduğunu gördüm. Akabinde Rasûlullah'a gelip bu ru'yâmı kendisine zikrettim. Rasûlullah:

—  "Bu senin gördüğün pınar, kendisinden sonra onun için ak­maya devam eden amelidir" buyurdu [56].

 

28- Ru'yâda İnsanlar Suya Kanıncaya Kadar Kuyudan Su Çekip Çıkarma Babı

 

Bu, kuyudan su çekme hadîsini Ebû Hureyre (R) Peygamber(S)'den rivayet etti [57].

 

36-.......Bize Nâfi' tahdîs etti ki, ona da İbn Umer (R) tahdîs edip şöyle demiştir: Rasûlullah (S) şöyle buyurdu: "Ben bir kuyu üze­rinde bulunup ondan (kova ile) su çıkarmakta olduğum sırada bir­den yanıma Ebû Bekr ile Umer geldi. Akabinde Ebû Bekr kovayı aldı da biryâhud iki dolu kova su çekti. Fakat onun su çekişinde bir za'f ve güçlük vardı. Allah Ebû Bekr'i mağfiret etsin. Sonra kovayı Ebû Bekr'in elinden Umer ibnu'l-Hattâb aldı. Ve o alınca bu kova Umer'in elinde büyük bir kovaya dönüştü. Ben, insanlar içinde Umer'in gör­düğü işi işleyebilecek kuvvette kuvvetti ve kâmil bir kişi göremedim. En sonu insanlar o meydanı develerin sulak ve eylekyeri edindiler" [58].

 

29- Ru'yâda Kuyudan Zaîflıkla Beraber Bir Yâhud İki Dolu Kova Su Çekmek Babı

 

37-.......Bize Mûsâ ibn Ukbe, Sâlim'den; o da babası İbnUmer (R)'den, Peygamber(S)'in Ebû Bekr ile Umer'in kuyudan su çekme­leri hakkındaki hadîsini tahdîs etti. Peygamber bu ru'yâsmda şöyle buyurmuştur: "Ben rüyamda insanları (bir kuyu başında) toplan­mışlar gördüm. O sırada Ebû Bekr kalktı. (Halkı sulamak için kuyu­dan) bir yâhud iki kova su çekti. Fakat Ebû Bekr'in su çekmesinde bir za'f vardı. Allah Ebû Bekr'i mağfiret etsin! Bundan sonra Umer ibnu'l-Hattâb kalktı. (Kovayı Ebû Bekr'den aldı.) Kova -Umer'in elinde- büyük bir kovaya dönüştü. Artık ben insanlar içinde Umer'­in gördüğü işi işleyebilecek kuvvette kuvvetli ve kâmil bir kişi göre­medim. En sonu insanlar o meydanı develerin sulak ve eylek yeri edindiler" [59].

 

38-.......Ebû Hureyre (R) şöyle haber vermiştir: Rasûlullah (S) şöyle buyurdu: "Ben uyuduğum esnada kendimi duvarı örülmemiş bir kuyu başında gördüm. Kuyunun üzerinde bir kova bulunuyordu. Ben hemen o kuyudan Allah 'in dilediği kadar su çıkardım. Sonra ko­vayı Ebû Kuhâfe'nin oğlu aldı, o da dolu olarak bir yâhud iki kova su çekti. Onun çekişinde bir zaîflık vardı. Allah onu mağfiret eyle­sin! Sonra o kova, olduğundan daha büyük bir kova hâline dönüştü. Bu sefer onu Hattâb oğlu Umer aldı. Artık ben insanlardan Umer ibnu'l-Hattâb'ın çekişi gibi kusursuz su çeken hiçbir abkâri (ulu ve kâmil kişi) görmedim. Nihayet insanlar kendileri ve hayvanları gere­ği gibi suya kandıktan sonra, su yöresinde olan otlaklarına istirahata çekildiler" [60].

 

30- Ru'yâda İstirahat Etmek Babı

 

39-.......Bize Abdurrazzâk, Ma'mer'den tahdîs etti ki, "Hemmâm da Ebû Hureyre(R)'den şöyle derken işitmiştir: Rasûlullah (S) şöyle buyurdu: "Ben uyurken kendimi bir havuz başında, insanları sular hâlde gördüm. Derken benim yanıma Ebû Bekr geldi ve beni rahat-landırmak için elimden kovayı alıp iki kova su çekti. Onun çekişinde bir nevi' za'f vardı. Allah onu mağfiret eylesin! Müteakiben Hattâb oğlu geldi ve ondan kovayı aldı. Artık o, kuyudan su çıkarmağa de­vam etti. Nihayet insanlar (suya kanıp) arkalarına döndüler, havuz ise hâlâ su kaynayıp akar hâlde idi" [61].

 

31- Ru'yâda Köşk Görmek Babı

 

40-.......İbn Şihâb şöyle demiştir: Bana Saîd ibnu'I-Müseyyeb huzurunda bulunduğumuz sırada, O bize şöyle buyurdu: "Ben bir kerre uyurken kendimi cennette gördüm. O sırada bir kadın gördüm ki, o bir köşkün yanında abdest almakta idi. (Yanımdaki meleklere);

—  Bu köşk kimindir? diye sordum. Onlar:

— Bu Umer ibnu'l-Hattâb içindir, dediler.

(Oraya girmek istedim, fakat) Umer'in kıskançlığım hatırladım da hemen yüzümü arkama çevirdim".

Ebû Hureyre: Umer ibnu'l-Hattâb (sevincinden) ağladı da, sonra:

— Babam anam Sana feda olsun yâ Rasûlallah; ben Sana karşı mı kıskançlık edeceğim! Dedi [62].

 

41-.......Câbir ibn Abdillah (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S) şöyle buyurdu: "Ben ru'yâmda cennete girdim ve orada altından ya­pılmış bir köşk ile karşılaştım. Ben (yanımda bulunanlara):

—  Bu kime âiddir? diye sordum. Onlar:

—  Kureyş'ten bir adamındır, dediler.

Ey Hattâb oğlu!Bana oraya girmekten mâni' olan, ancak bil­mekte olduğum kıskançlığındır!" Umer:

—  Yâ Rasûlallah! Sana karşı da mı kıskanacağım? dedi [63].

 

32- Ru'yâda Abdest Almayt Görmek Babı

 

42-.......Ebû Hureyre (R) şöyle demiştir: Bizler Rasûlullah'm huzurunda bulunduğumuz sırada O şöyle buyurdu: "Ben uyuduğum sırada kendimi cennette gördüm. O sırada bir kadınla karşılaştım ki, o kadın bir köşkün yanında abdest almakta idi. Ben:

— Bu köşk kimindir? diye sordum. Oradakiler:

—  Umer'e âiddir, dediler.

Umer'in kıskançlığını hatırladım da hemen yüzümü arkama çe­virdim".

Umer ağladı da:

— Yâ Rasûlallah! Babam anam Sana feda olsun! Sana karşı mı kıskanacağım? Dedi [64].

 

33- Ru'yâda Ka'be'yi Tavaf Etmek Babı

 

43-.......Abdullah ibn Umer (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S) şöyle buyurdu: "Ben uyuduğum sırada kendimi ru'yâmda Ka'be'yi tavaf ediyor buldum. O sırada esmer, salıverilmiş düz saçlı bir kişi gördüm. İki kişi arasında idi, başı su döküyordu. Ben (orada bulu­nanlara):

—  Bu kimdir? diye sordum. Onlar:

—  Meryem oğlu'dur, dediler.

Ona yönelmek üzere ilerlediğim sırada bir de kırmızı yüzlü, uzun boylu, başı kıvırcık saçlı, sağ gözü sakat, börtlek; sanki salkımında-ki benzerlerinden dışarı çıkmış iri bir üzüm tanesi! Ben (oradakile-re):

—  Bu kimdir? diye sordum. Onlar:

— Bu, Deccâl'dir, dediler.

Ona benzemek bakımından insanların en yakın olanı tbnu Katan '-dır."

İbnu Katan, Huzâa kabilesinin bir kolu olan Mustalık oğulları boyundan bir adamdı [65].

 

34- Bâb: Bir Şahıs Ru'yâda Sütten Artanını Başkasına Verdiğini Gördüğü Zaman?

 

44-....... Abdullah ibn Umer (R) şöyle demiştir: Ben Rasûlullah(S)'tan işittim, O şöyle buyuruyordu:

—  "Ben uyuduğum sırada bana süt dolu bir kadeh verildi. Ben ondan o kadar içtim ki, kanıklık eserlerinin cereyan etmekte olduğu­nu hâlâ duyuyorum. Sonra artanını Umer'e verdim".

Sahâbîler:

—  Yâ Rasûlallah, bunu ne ile te'vîl ettin? diye sordular. O da:

—  "İlim ile" cevâbım verdi [66].

 

35- Ru'yâda Emînlik Olması Ve Korkunun Gitmesini Görmek Babı

 

45-.......İbn Umer (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S) zamanın­da, Rasûlullah'ın sahâbîlerinden birtakım insanlar ru'yâ görürlerdi de, bu ru'yâlarını Rasûlullah(S)'a anlatırlardı. Rasûlullah da o ru'-yâlar hakkında Allah'ın dilediği ta'bîrleri söylerdi. Ben ise o sırada yaşı küçük bir oğlan idim. Evlenmeden önce benim evim mescid idi (ben orada barmırdım). Kendi kendime: Eğer sende bir hayır varsa, elbette bu adamların görmekte oldukları gibi ru'yâ görürsün! de­dim. Nihayet bir gece yattım da:

— Allah'ım! Eğer bende bir hayır bilmekte isen, bana bir ru'yâ göster! diye duâ ettim.

Ben böyle uyumakta iken birden benim yanıma iki melek geldi. Onlardan herbirinin elinde demirden yapılmış ucu çevgenli birer so­pa vardı. Onlar beni cehenneme yöneltip götürüyorlardı. Ben onla­rın ikisi arasında olduğum hâlde:

— ' 'Yâ Allah! Ben cehennemden Sana sığınırım!'' diye duâ edi­yordum.

Sonra bana şöyle gösterildi: Beni, elinde demirden yapılmış çev­genli bir sopası bulunan bir melek karşıladı ve o bana:

— Asla korkmayasın! Sen ne güzel adamsın, eğer namaz kılma­yı çoğaltır olsan! dedi.

Akabinde bunlar beni götürdüler ve nihayet beni cehennemin ke­narı üzerinde durdurdular. Bir de baktım ki, cehennem kuyu duvarı gibi örülmüştü. Onun, örülü kuyunun yanları gibi birçok çıkıntılı yan­ları vardı. Her iki çıkıntı arasında elinde demirden yapılmış ucu çev-

genli bir sopası bulunan bir melek vardı. Ben cehennemin içinde, başlan aşağı taraflarında olmak üzere zincirlerle asılmış birtakım in­sanlar gördüm. Ve yine ben onun içinde Kureyş'ten birçok insanları tamdım. Akabinde melekler beni sağ taraftan götürdüler.

Ben (uyandıktan sonra) bu ru'yâmı kızkardeşim Hafsa'ya an­lattım. Hafsa da bunu Rasûlullah'a arzetti. Rasülullah (S):

— "Şubhesiz Abdullah iyi bir adamdır. (Keski gece namazı kıl­mayı âdet edinse!)" buyurmuştur.

Râvî Nâfi': İbn Umer bundan sonra gece namazım çok yapmak­tan vazgeçmedi, demiştir [67].

 

36- Ru'yâsında Sağ Taraf Üzerine Alınıp Yürütülen Kimse Babı

 

46-.......Bize Ma'mer, ez-Zuhrî'den; o da Sâlim'den haber verdi ki, Abdullah ibn Umer (R) şöyle demiştir: Ben Peygamber (S) zama­nında ergen olup bekâr genç bir oğlan idim ve (o zamanın âdeti üze­re) ben mescidde geceleyip uyurdum. O zaman uykusunda bir ru'yâ gören kimse, bu ru'yâsını sabahleyin Peygamber(S)'e arzederdi. Ben de:

— Yâ Allah! Eğer benim için Senin yanında bir hayır varsa, ba­na bir ru'yâ göster ki, onu bana Rasülullah ta'bîr etsin! diye dua ettim.

Akabinde uyudum. Ru'yâmda iki melek gördüm, onlar bana gel­diler ve beni götürdüler. Sonra onlara başka bir melek kavuştu. O bana:

—  Sen korkutulmayacaksın, çünkü sen iyi bir adamsın! dedi.

Akabinde o iki melek beni cehenneme götürdüler. Baktım ki, ce­hennem kuyu duvarı gibi örülmüştü. İçinde bâzılarını tanıdığım bir­takım insanlar vardı. Müteakiben o iki melek beni alıp sağ taraf üzerine götürdüler.

Sabaha ulaşınca ben bu ru'yâmı Hafsa'ya anlattım. Hafsa da bunu Peygamber(S)'e arzettiğinde, Peygamber:

—  "Şubhesiz Abdullah ne iyi bir adamdır, fakat gecenin bir kıs­mında nafile namaz kılmayı çoğaltsa!" buyurmuştur.

ez-Zuhrî: Ve Abdullah ibn Umer bundan sonra geceden bir kıs­mında nafile namaz kılmayı çoğaltır oldu, demiştir [68].

 

37- Ru'yâda Kendisine Kadeh Verilmesi Babı

 

47-.......Abdullah ibn Umer (R) şöyle demiştir: Ben Rasûlullah(S)'tan işittim; O: "Ben uyuduğum sırada bana süt dolu bir ka­deh getirildi de, ben ondan içtim. Sonra artanımı Umer ibnu'l-Hat-tâb'a verdim*' buyuruyordu.

Sahâbîler:

Yâ Rasûlallah! Bunu ne ile te'vîl (yânî ta'bîr) ettin? diye sordular.

Rasûlullah:

— "ilim ile" diye cevâb verdi [69].

 

38- Bâb: Ru'yâda (Uçucu Olmayan) Birşey Uçtuğu Zaman?

 

48-.......Ubeydullah ibnu Abdillah şöyle demiştir: Ben Abdul­lah ibn Abbâs(R)'tan RasûluIlah(S)'ın zikretmiş olduğu ru'yâsım sor­dum. İbn Abbâs şöyle dedi: Bana Rasûlullah'ın şöyle buyurduğu zikrolundu: "Ben uyurken ru'yâmda ellerime altından iki bilezik ko­nulduğunu gördüm. (Bunlar kadın zîneti olduğu için) bunlardan kork­tum ve bunları çirkin gördüm. Bunun üzerine bana izin verildi de ben bunları üfledim. Bunların ikisi de uçtu. Ben bu iki bileziği benden sonra çıkacak olan iki yalancı (peygamber) ile te'vîl ettim".

Ubeydullah ibn Abdillah: Onlardan biri Feyrûz ed-Deylemî'nin

Yemen'de öldürdüğü el-Esved el-Ansfdir, diğeri de Museylime'dir, de­miştir [70]

 

39- Bâb: İnsan Ru'yâda Boğazlanacak Sığırlar Gördüğü Zaman?

 

49-....... Bize Ebû Usâme, Bureyd'den; o da dedesi Ebû Burde'den; o da Ebû Mûsâ el-Eş'arî'den zannediyorum ki, o da Peygam-ber'den tahdîs etti. Peygamber (S) şöyle buyurmuştur: "Ben ru'yâda kendimi Mekke'den hurmalıkları olan bir arazîye hicret ediyorum gör­düm. Düşüncem, o hurmalık arazînin el-Yemâme yâhud da Hecer olduğuna gitti. Bir de gördüm ki, o, Câhiliyet'te Yesrîb denilen Me-dîne'dir. Ben orada birtakım sığırlar gördüm. Allah en hayırlıdır (Al­lah'ın onlar için yapacağı en hayırlıdır). Sonra gördüm ki, o sığırlar, Uhud günü şehîd edilen mü'minlerdir. O hayır da Allah'ın onunla getirmiş olduğu hayır ve Bedir gününden sonra Allah'ın bizlere onunla vermiş olduğu sıdkın sevabıdır" [71].

 

40- Ru'yâda Üfürme Görülmesi Babı

 

50-.......Bize Ma'mer ibn Râşid haber verdi ki, Hemmâm ibn Münebbih: İşte bu Ebû Hureyre'nin bize RasûluIlah(S)'tan tahdîs et­tikleri hadîslerdendir dedi ki, O: "Bizler, kitâb ehline göre en sonra gelmişleriz; kıyamet gününde en başa geçecek olanlarız" buyurmuştur. Ve yine Rasûlullah şöyle buyurmuştur: "Bir kerre uyurken ru'-yâmda bana Yer'in hazîneleri getirildi ve ovucumun içine iki altın bi­lezik konuldu. Bu bilezik ru 'yası bana ağır geldi ve beni kederlendirdi. Allah tarafından bana: O iki bileziğe üfür! diye vahy verildi. Ben de onlara üfledim, hemen ikisi de uçup gitti. Ben bu iki bileziği, iki yalan­cı (peygamber) ile te'vîl ettim ki, ikisi arasında bulunduğum San 'â'nin sahibi el-Esved el-Anst ile Yemâme'nin sahibi (Musçy\ime)dir" [72].

 

41- Bâb: İnsan Ru'yasında Birşeyi Bir Taraftan Çıkarıp Da Onu Başka Bir Yerde İskân Ettiğini Gördüğü Zaman?

 

51-.......Bana kardeşim Abdulhamîd, Süieymân ibn Bilâl'den; o da Mûsâ ibn Ukbe'den; o da Salim ibn Abdillah'tan; o da babası Abdullah ibn Umer(R)'den tahdîs etti ki, Peygamber (S) şöyle bu­yurmuştur: "Ben ru'yâmda şöyle gördüm: Sanki (Sudanlı) siyah, ba­şının saçı dağınık bir kadın Medine'den çıktı da nihayet Mehye'a'ya -ki orası Cuhfe 'dir- varıp, orada durdu. Ben bu ru 'yâmı, fyfedîne ve­basının Mehye'a'ya naklolunmasıyle te'vîl ettim".

 

42- Ru'yâda Siyah Kadın Görmek Babı

 

52-.......Bana Salim ibn Abdillah, babası Abdullah ibn Umer(R)'den Peygamber(S)'in Medine hakkındaki ru'yasını şöyle tahdîs etti: ' 'Ben ru 'yâmda başı dağınık siyah bir kadın gördüm ki, o Medi­ne'den çıktı da nihayet Mehye'a'da konakladı. Ben bu m 'yâmı Me-dîne vebasının Cuhfe'den ibaret olan Mehye'a'ya taşınmasıyle te'vîl ettim ".

 

43- Ru'yâda Başının Saçı Dağınık Kadın Görmek Babı

 

53-.......Bana Süleyman, Mûsâibn Ukbe'den; o da Sâlim'den:

o da babasından tahdîs etti ki, Peygamber (S) şöyle buyurmuştur: "Ben ru'yâmda başının saçı dağınık siyah bir kadının Medine'den çı­kıp nihayet Mehye'a'da durduğunu gördüm.- Ben bunu Medine ve­basının Cuhfe'den ibaret olan Mehye'a'ya taşınması ile te'vîl ettim" [73].

 

44- Bâb: İnsan Ru'yâda Kılıç Sallayıp Hareket Ettirdiği Zaman?

 

54-.......Bize Ebû Usâme, Zeyd ibn Abdillah'tan; o da dedesi Ebû Burde'den; o da Ebû Mûsâ el-Eş'arî(R)'den; -zannederim- o da Peygamber(S)'den tahdîs etti. O, şöyle buyurmuştur: "Ben ru'yâm­da kendimi, bir kılıç salladığımı ve kılıcımın ortasının kırılıp bir ge­dik açıldığını gördüm. Bunun te'vîli Uhud günü mü'minlerden isabet alanlar imiş. Sonra bir kerre daha kılıç salladım. Kılıç bu sefer oldu­ğundan daha güzel hâle döndü. Bunun te'vîli de Allah 'in onunla ge­tirdiği fetih ve mü'minlerin birleşmeleridir" [74].

 

45- Ru'yâsı Hakkında Yalan Söyleyen Kimse Babı

 

55-.......Bize Sufyân ibn Uyeyne, Eyyûb'dan; o da İkrime'den; o da İbn Abbâs(R)'tan tahdîs etti ki, Peygamber (S) şöyle buyurmuş-tur: "Her kim görmediği bir ru 'yayı gördüm diye iddia ve ısrar eder­se (kıyamet gününde) ona iki şair (=arpa) dönesinin birbirine düğüm­lenmesi teklif ve hiçbir zaman yapamayacağı bu işle azâb olunur [75].

Her kim de bir cemiyetin duyulmasını istemedikleri yâhud bun­dan kaçındıkları bir haberini işitmeye çalışırsa, onun iki kulağına kı­yamet gününde kurşun dökülür. Her kim de (hayât sahibi) bir suret resmederse, ona da:

— Haydi buna rûh üfle (can ver)/ diye teklif olunarak azâb olunur.

Hâlbuki o, hayât vermek kudretini hâiz değildir" [76].

Sufyân: Eyyûb bize bu hadîsi vasletti (yânî senediyle rivayet et­ti), demiştir.

Kuteybe de şöyle dedi: Bize Ebû Avâne, Katâde'den; o da İkri­me'den; o da Ebû Hureyre'den "Ru'yâsı hakkında yalan söyleyen kimse" kavlini tahdîs etti.

Şu'be de Ebû Hâşİm er-Rummânî'den söyledi. O: Ben İkrime'-den işittim, Ebû Hureyre (R): "Bir suret yapan, rüyasında yalan­dan birşey gördüğünü iddia eden ve istenilmeyen bir sözü işitmeye çalışan kimse..." sözünü söyledi [77].

 

56-.......Bize Hâlid ibn AbdiIIah et-Tahhân, Hâlid el-Hazzâ'dan;

o da İkrime'den tahdîs etti ki, İbn Abbâs (R): "işitmeye çatışan, ya­landan ru'yâ gördüğünü iddia eden ve suret yapan" diyerek, yukarı­da geçen hadîs tarzında rivayet etmiştir.

Hişâm ibn Hassan el-Kardûsî, İkrime'den; o da İbn Abbâs'tan, onun kavli olmak üzere, Hâlid el-Hazzâ'ya nıutâbaat etmiştir.

 

57-.......Bize İbn Umer'in kölesi olan Abdurrahmân ibnu Abdillah ibn Dînâr babası Abdullah ibn Dînâr el-Adevî'den; o da İbnu Umer(R)'den tahdîs etti ki, Rasûlullah (S): "Yalanlardan en büyük yalan, ru 'yasında görmediği şeyi iki gözüne göstermek iddiasıdır" bu­yurmuştur [78].

 

46- Bâb:

 

"İnsan uykusunda hoşlanmayacağı birşey gördüğünde o ru'yâyı kimseye haber vermesin ve onu

zikretmesin"

 

58-.......Bize Şu'be tahdîs etti ki, Abdu Rabbih ibn Saîd şöyle demiştir: Ben Ebû Seleme'den işittim, şöyle diyordu: And olsun ki, ben ru'yâ görürdüm de bu ru'yâ beni hasta yapardı. Nihayet Ebû Ka-tâde'den işittim, şöyle diyordu. Ben de ru'yâ görürdüm de, gördü­ğüm ru'yâ beni hastalandırır idi. Nihayet Peygamber(S)'den işittim, O şöyle buyuruyordu: "Güzel ru'yâ Allah tarafındandır. Sizden her-hangibiriniz sevmekte olduğu birşey gördüğü zaman bunu, kendisini se­ven kimselerden başkasına anlatmasın. Hoşlanmayacağı birşey gördü­ğü zaman ise, bu ru'yânın şerrinden ve şeytânın şerrinden ("Eûzu billa­hi mine'ş-şeytânVr-racîm" diyerek) Allah'a sığınsın ve sol tarafına üç defa tüfleşin ve sakın bu kötü ru 'yasını kimseye söylemesin. Çün­kü bu suretle o çirkin ru'yâ kendisine zarar veremez".

 

59-.......Bana İbnu Ebî Hazım ile ed-Derâverdî, Yezîd ibn Abdillah'tan; o da Abdullah ibnu Habbâb'dan; o da Ebû Saîd el-Hudrî-(R)'den tahdîs etti ki, o da Rasülu!Iah(S)'tan şöyle buyururken işit-miştir: "Sizden biriniz sevdiği bir ru'yâyı görürse, bilsin ki, o Allah tarafından(b\r telkin)<#r. Ru 'yâ sahibi bu ru'yâsı üzerine Allah'a ham-detsin ve onu başkasına da söylesin. Buna aykırı, hoşlanmadığı bir ru 'yâ gördüğünde de muhakkak ki, bu ru 'yâ da şeytândandır. Bu hâlde ru 'yâ sahibi, ru 'yânın şerrinden Allah 'a sığınsın ve ru 'yasını kimse­ye söylemesin. Çünkü bu suretle o ru'yâ, sahibine zarar vermez" [79].

 

47- Ta'bîr Edici, Tabirde İsabet Etmediği Zaman Ru'yâ Tefsirinin İlk Ta'bîr Ediciye Âid Olacağı Görüşüne İ'tikaad Etmeyen Kimse Babı [80]

 

60-.......İbn Abbâs (R) şöyle tahdîs ediyordu: Bir kişi Rasûlullah(S)'a geldi de şöyle dedi:

— Ya Rasûlallah! Ben bu gece ru'yâmda yerle gök arasında bir bulut gördüm, ondan yere yağ ve bal yağıyordu. İnsanların da bu yağdan ve baldan avuç avuç almakta olduklarım görüyordum. Kimi çok, kimi az topluyordu. Bu sırada yerden göğe bir ip uzandığını gör­düm. Onun ardısıra Seni görüyordum ki Yâ Rasûlallah, Sen o ipe tu­tunup yukarıya (göğe doğru) yükseldin. Sonra o ipi başka bir kimse tuttu, o da yükseldi. Sonra başka bir kimse daha tutup bu (üçüncü kimse) de yükseldi. Sonra (dördüncü) biri tuttu. Fakat bu defa ip kop­tu. Sonra ip bağlanıp bitiştirildi. Bunun üzerine Ebû Bekr:

— Yâ Rasûlallah, babam anam Sana feda olsun! Vallahi beni bırakıp herhalde müsâade ediniz de, bu ru'yâyı ben ta'bîr edeyim! dedi.

Rasûlullah da:

—  "Haydi ta'bîr et!" diye izin verince, Ebû Bekr şöyle yordu:

— Bu zâtın gördüğü bulut, İslâm'dır. Ondan yağan yağ, bal Kur'-ândır. Onun tatlılığından çok veya az (kaabiliyet derecelerine göre, müslümânlar) faydalanacaklardır. Gökten yere erişen ip de, üzerin­de bulunduğun hakk ve adalet ipidir. Sen onu tutuyorsun. Allah da Sen'i yükseltiyor. Sen'den sonra o hakk ve adalet ipini başka birisi tutacak ve o iple yükselecek. Sonra başka birisi daha tutacak, o da yükselecek. Sonra bir kimse daha tutacak, fakat ip kopacak. Sonra orîun için bağlanıp, o da yükselecek.

Bu ta'bîrin sonunda Ebû Bekr:

— Yâ Rasûlallah, babam anam Sana kurban olsun! Bana haber versen, bu ta'bîrimde isabet mi ettim, yoksa hatâ mı ettim? diye sordu.

Rasûlullah:

—  "Bâzısında isabet, bâzısında hatâ ettin" buyurdu.

Ebû Bekr:

— Yâ Rasûlallah, hatâ ettiğim ciheti Allah rızâsı için bana ha­ber versen! dedi.

Rasûlullah:

—  "Allah adına and vererek ısrar etme!" buyurdu [81].

 

48- Ru'yâ Ta'bîrini Sabah Namazının Ardından Yapmak Babı [82]

 

61-....... Bize Ebû Recâ İmrân el-Utâridî tahdîs etti. Bize Semure ibn Cımdeb (R) tahdîs edip şöyle dedi: Rasûlullah (S), sahâbî-lerine hitaben:

—  "Sizlerden herhangibiriniz ru'yâ gördü mü?" diye sormayı çok yapardı.

Semure dedi ki: Bunun üzerine Rasûlullah, Allah'ın anlatması­nı istediği kimselere karşı anlatır, ta'bîrini yapardı. Bir gün sabah vakti bize kendi gördüğü ru'yâsını şöyle anlattı: "Bana bu gece iki kişi (yâ­nı iki melek) geldiler. Onlar beni götürüyorlardı ve onlar bana:

—  Bizimle yürü! dediler.

Ben de onların beraberinde yürüdüm. Nihayet biz, yatmakta olan bir adamın yanına vardık. Bunun baş ucunda da elinde taş bulunan başka bir adam durmuş, o yatan adamın başını taşla vurup kırıyor­du. Taşı başına her vurduğunda taş o tarafa yuvarlanıp gidiyordu. Atan adam da arkasından koşuyor ve onu tekrar alıp getiriyordu. O dönüp gelmeden, bunun başı iyi oluyor ve eski hâline dönüyordu. Sonra taşı getiren adam, yatan adamın üzerine dönüyor ve birinci defa yaptığı gibi tekrar onun başını ezme işini yapıyordu".

Rasûlullah dedi ki: "Ben bu iki meleğe:

—  Subhânaîlah! Bu iki adam nedir? diye sordum. İki melek bana:

—  Yürü, yürü! dediler".

Rasûlullah dedi ki: "Bizler yürüdük ve sonunda arka üstü yat-rmş bir adamın yanına geldik. Onun baş ucunda da elinde demirden çatal bir kanca bulunan Başka bir adam ayakta duruyordu. Ayakta duran adam, yatan adamın yüzünün bir tarafı üzerine eğiliyor ve ağ­zının yan tarafını tâ başının arkasına kadar kesip parçalıyordu. Yine onun boğazını da başının arkasına kadar kesip parçalıyor, gözünü de başının arkasına kadar yırtıp parçalıyordu".

Râvî dedi ki: Bazen Ebû Recâ "Yüşerşiru( = Keser)" yerine "Ya-şukku( = Ysirar)" ta'bîrini söylemiştir.

Rasûlullah dedi ki: "Sonra bu adam ağzın diğer tarafına geçi­yor ve orasını da birinci yanını yaptığı gibi yarıp parçalıyordu. Bu kısmLparçalamayı bitirinceye kadar ağzın diğer yanı olduğu gibi iyi­leşiyordu. Sonra adam tekrar oraya dönüyor, orasını birinci defada yaptığı gibi kesip yarma yapıyordu".

Rasûlullah dedi ki: "Ben yine yanımdaki iki meleğe:

— Subhânattah! Bu iki adamın hâlleri nedir? diye sordum". Rasûlullah dedi ki: "İki melek bana:

—  Yürü, yürü! dediler.

Biz yine yürüdük ve tennûr gibi altı geniş, üstü dar bir fırın ya­nına geldik".

Râvî dedi ki: Zannederim ki, O şöyle diyordu: "Bir de baktık ki, onun içinde karışık bağırmalar ve birçok sesler vardı".

Dedi ki: "Biz onun ağzına doğru baktık ki, içeride birçok çıplak erkekler ve çıplak kadınlar vardı. Onların aşağısından kendilerine bir ateş alevi geliyordu. Onlara bu alev geldikçe, bağırıp çağırıyorlardı".

Rasûlullah dedi ki: "Ben yanımdaki iki meleğe:

— Bu çıplak erkekler ve kadınlar nedir? diye sordum". Dedi ki: "Melekler bana:

—  Yürü, yürü-! dediler".

Dedi ki: "Biz yine yürüdük ve bir nehir üzerine geldik".

Râvî dedi ki: Zannediyorum ki, o şöyle diyordu: "Nehir kan gi­bi kırmızı idi. Baktık ki, bu nehrin içinde yüzmekte olan bir adam vardır. Nehrin kenarında da yanıbaşında birçok taşlar toplamış olan bir adam vardı. Nehirdeki bu adam yüzdüğünce yüzüp geliyor, son­ra yanında taşlar toplayan adamın yanına geliyor, ve ona doğru ağzı­nı açıyor. Kenardaki adam da ona bir taş atıp yutturuyor, bunun üzerine nehirdeki adam yüzerek geriye doğru gidiyor. Sonra tekrar kenardakine doğru dönüp geliyor. Kenardakinin yanına her dönüşünde kenardaki, onun ağzının içine bir taş atıyor ve ona taşı yutturuyor".

Rasûlullah dedi ki: "Ben yanımdaki iki meleğe:

— Bu iki adamın hâli nedir? diye sordum. Onlar da bana:

—  Yürü, yürü! dediler".

Rasûlullah dedi ki: "Biz yine yürüdük ve sonunda görmekte ol­duğun en çirkin görünüşte olan çirkin manzaralı bir adamın yanına geldik. Bir de baktık ki, onun yanında yakmakta olduğu ve etrafın­da koşmakta bulunduğu bir ateş vardır".

Rasûlullah dedi ki: "Ben yine meleklere:

— Bu adamın hâli nedir? diye sordum". Rasûlullah dedi ki: "Onlar da bana:

—  Yürü, yürü! diye emrettiler.

Biz yine yürüdük, sonunda uzun ağaçlar ve bol bitkilerle sarıl­mış bir bahçeye geldik. Bahçede baharın her bir çiçeğinden vardı. Bah­çenin ortasında çok uzun boylu bir adam vardı ki, ben onun semâya doğru uzanan başını hemen hemen göremiyordum. Adamın etrafın­da da asla görmediğim kadar pek çok çocuklar vardı".

Rasûlullah dedi ki: "Ben yanımdaki iki meleğe:

— Bu uzun adam ve bu çocuklar nedir? diye sordum". Rasûlullah dedi ki: "İki melek bana:

—  Yürü, yürü! dediler".

Rasûlullah dedi ki: "Biz yine yürüdük ve sonunda büyük bir bah­çeye vardık ki, ben asla ondan daha büyük ve ondan daha güzel bir bahçe görmüş değilim".

Rasûlullah dedi ki: "Yanımdaki iki melek bana:

— Bu ağaçların içinde yükseğe çık! dediler".

Rasûlullah dedi ki: "Biz meleklerle o ağaçların içlerinde yüksek­lere doğru çıktık. Nihayet altın ve gümüşten tuğlalarla bina edilmiş olan bir beldeye ulaştık. Medine'nin kapısına geldik ve açılmasını is­tedik. Kapı bizim için açıldı. Kapıdan şehre girdik. Bizleri onun için­de birtakım adamlar karşıladılar ki, bunların vücûdlarımn yarısı görmekte olduğun en güzel insan şeklinde, diğer yarısı da görmekte olduğun en çirkin insan şeklinde idi".

Rasûlullah dedi ki: "Yanımdaki iki melek o insanlara:

— Gidiniz de şu nehir içine giriniz (ve onun hâlis suyu ile çirkin sıfatınızdan yıkanınız)/ dediler".

Rasûlullah dedi ki: "Orada enliliğine akmakta olan bir nehir vardı ki, sanki onun suyu süt kadar beyaz idi. O insanlar gittiler ve o neh­rin içine girdiler. Sonra onlar kendilerinden o çirkin sıfatlar gitmiş olarak bizim yanımıza döndüler ve onlar en güzel surette dönmüş­lerdi".

Rasûlullah dedi ki: "Melekler bana:

— Bu Medine, Adn Cenneti'dir, işte burası Sen 'in menzilindir! dediler".

Rasûlullah dedi ki: "Gözlerim yükselip yukarıya doğru baktı ki, gökyüzündeki çok uzak bulut gibi bembeyaz bir köşk gördüm".

Rasûlullah dedi ki: "Melekler bana:

—  İşte orası da Sen'in menzilindir! dediler". Rasûlullah dedi ki: "Ben de onlara:

— Allah sizlere bereketler ihsan eylesin, beni bırakın da ben oraya gireyim, dedim.

Onlar:

— Sen şimdi oraya giremezsin. Sen ileride oraya gireceksin! de­diler".

Rasûlullah dedi ki: "Ben meleklere:

— Ben bu gece boyunca çok hayret verici şeyler görmüşümdür. Benim gördüğüm bu şeyler nedir? dedim".

Rasûlullah dedi ki: "İki melek bana şöyle anlattılar:

— Bizler Sana haber vereceğiz: Şu yanına geldiğin ve taş ile başı ezilen birinci adam yok mu; işte o, Kur'ân'ı alıyor, onu reddediyor ve farz namazı kılmadan başı üzerinde uyuyordu. Şu üzerine gelip, başının arkasına kadar ağzının bir tarafı ve boğazı da başının arkası­na kadar, gözü de başının arkasına kadar yırtılıp parçalandığını gör­düğün adama gelince; o adam da erkenden evinden gider ve öyle bir yalan söylerdi ki, onun bu yalanı her tarafa yayılırdı. Şu yukarısı dar, aşağısı geniş fırın gibi binanın içinde görmüş olduğun o çıplak erkek ve kadınlara gelince; onlar da zina eden erkekler ve zina eden kadın­lardır. O nehirde yüzmekte olup üzerine geldiğin ve kendisine taş yut­turulan adam ise; o ribâ yiyen kimsedir. Bir ateş yanında onu yakıp etrafında koşmakta olan o çirkin manzaralı adama gelince; o da ce­hennemin bekçisi olan Mâlik'tir. O büyük bahçenin içinde gördüğün uzun boylu adama gelince; o da İbrahim Peygamber 'dir. Onun etra­fındaki çocuklar ise, fıtrat üzere ölen herbir çocuktur".

Semure dedi ki: Müslümanların bâzısı:

—  Yâ Rasûlallah! Müşriklerin çocukları da mı? diye sordular. Rasûlullah:

—  "Müşriklerin çocukları da" buyurdu. "Melekler devamla:

—Kendilerinin bir kısım güzel, diğer kısımları da çirkin olan o topluluğa gelince; onlar bir kısım güzel amellerini diğer çirkin amel-leriyle karıştırmış olan kimselerdir ki, Allah onların suçlarından vaz­geçmiştir, dediler" [83].

Kastallânî: Bu Ta'bîr Kitâbı'nın sonu 915 yılı şa'hân ayı­nın yirmincisi olan pazartesi günü bitirildi, demiştir. Bizim hu çalışmamız da Allah'ın yardımı ile 5 temmuz 1984/6 şev­val 1404 perşembe günü ikindiden sonra bitirildi.

 



[1] Ta'bîr, "Tefsîr" ma'nâsına olup Türkçe'de "Düş yormak" diye ifâde edilir. Ta'bîr, "Geçmek" ma'nâsına olan iıUbûr" maddesinden alınan tef îl vezninde masdardır, görülen düşün zahirinden bâtınına, şeklinden delâlet ettiği hakîkate geçirmek demek olur. Buna göre ru'yâ da kişinin düşünde gördüğü suret ve mi­sâldir ki, bu enfüsî suret ve misâlden, onun delâlet ettiği meal ve hakîkate geçil­miş olur.

Ibnu'l-Arabî ru'yâyı şöyle ta'rîf etmiştir: Ru'yâ, Allah Taâlâ'nın melek vâ-sıtasıyle hakikat veya kinaye olarak kulun şuurunda uyandırdığı enfüsî idrâkler ve vicdanî duygulardır yâhud da şeytanî telkînlerden yaş-kuru karışık hayâller­den ibarettir. Ru'yânm uyanıklıkta benzeri nefsimizden geçen hâtıralardır. Bu hâtıralar bazen bir maksada yönelik olarak bir nizâm silsilesi içinde nefse gelir, bazen de karmakarışık bir surette tasavvur olunur. Bu i'tibâr ile ru'yâ, enfüsî ve kalbî bir görüştür, Nitekim ru'yet de âfâkî ve gözle görüştür...

[2] Ru'yâ, peygamberlik nurlarının başlangıcı olunca, bunun şafak ışığına benze­tilmesi en yüksek edebî belagat numûnesidir. Şafak sökmekle ziyanın karanlık­ları yararak ufuklara yayıldığı gibi, doğru ru'yâ ile doğan peygamberlik güneşi de Câhiliyet karanlıklarını yararak âlemin ufuklarına yayılmıştır, demek olu­yor. ..

[3] Bunun bir rivayeti Vahyin başlaması bâbı'nda geçmiş ve orada bâzı açıklama­lar verilmişti.

[4] İbn Abbâs'm bu tefsirini Taberî, Alî ibn Ebî Talha yolundan; o da İbn Abbâs'-tan olmak üzere rivayet etmiştir.

[5] Başlığın birinci fıkrası bâzı nüshalarda "er-Ru'yâ's-Sâlihâ = İyi ve Güzel Ru'yâ" şeklinde gelmiştir.

Başlıktaki âyette sıdkı, doğruluğu bildirilen ru'yâyı Rasûlullah (S) Hudey-biye seferine çıkmazdan önce görmüştü. Ru'yâsmda emniyet içinde Mekke'ye girilip umre edileceğini, sahâbîlerin kimi başını tıraş ettiğini, kimi saçlarını kısalt­tığını görmüştü. Bu ru'yâsım sahâbîlerine bildirince, onlar da Peygamber'in ru'-yası hakk ve vukû'u muhakkak olduğunu bildiklerinden sevinmişlerdi. Ru'yânın bu sene gerçekleşeceğini sanarak Hudeybiye seferine katılmışlardı. Hâlbuki um­reye mâni' olan müşriklerle Hudeybiye muâhedenâmesi imzalanıp kurban kesile­rek geri dönülünce, ru'yânın bu sene gerçekleşeceğini sananlar: Hani Mekke'ye girecektik? Bu ru'yâ nerede? diye bir şübhe ortaya koymuşlardı. Hâlbuki ru'yâ gelecek sene gerçekleşecekti vç gerçekleşti. Hudeybiye seferi hicretin altıncı yı­lında İdi. Yedinci yılında da muahede hükmüne göre umre yapıldı. Bundan ön­ce de Hayber fetholundu ki, âyetteki "Fethen karîben = Yakın feth" budur. Feth Sûresi ve bu âyet, Hudeybiye seferinden dönüşte yolda ve bir rivayete göre Cuh-fe'de inmiştir.

[6] Rasûlullah'a sâliha ve sâdıka suretiyle vahy altı ay devam etmiştir. Ondan son­ra ekseriyetle vahy vazîfesiyle görevli Cibrîl vâsıtasiyle veya vasıtasız vahyo-lunmuştur. Onun peygamberlik ve rasûllük hayâtı yirmiüç sene devam ettiğine göre, ru'yâ yoluyla vahy müddeti, peygamberlik zamanının kırk altı cüz'ünden bir cüz'ü olur. Bu bakımdan sâlih mü'minin gördüğü ru'yâ, sıhhat ve isabet i'tibâriyle peygamberliğin kırkaltı cüz'ünde bir cüz'üne uygun bulunur demek­tir. Yoksa peygamberlikten böyle bir cüz'ü bakîdir ve o kuvvette bir ilmî hususi­yeti hâiz olarak devam etmektedir sanılmamahdir. Sonra bu zann, ru'yâyı vahy ve nass derecesine yükseltir, bu da teşrî'in devamını gerektirir ki, çok tehlikeli­dir. Dînî umdelerin istikrarına aykırıdır

[7] Bu Ebû Katâde hadîsi, başlığı içine alıcı ve açıklayıcı mâhiyettedir.

Hulm, uykuda görülen ve enfüsî, âfâkî hiçbir ma'nâya delâleti olmayan şeytanî hayâlden ibarettir. Türkçe'deki "İhtilâm" da bundan alınmıştır ki, "Şey­tân aldatma" diye ifâde ederiz.

[8] Bu hadîste Peygamber, güzel ve çirkin ru'yâ görenlerin nasıl hareket edecekle­rini öğretmiştir. Kötü ru'yâ gören, bunun şerrinden Allah'a sığınsın demek, Eûzu billahi mine'ş-şeytânVr~racîm desin ma'nâsınadır.

[9] Bu başlık, bundan önce geçen hadîsten bir parçadır.

[10] Bunun hâsılı şudur: Sâliha ru'yânm âdabı üçtür: Bu güzel ru'yâya karşılık Al­lah'a hamdetmek, onunla sevinip müjdelenmek ve onu yalnız sevdiği kimselere söylemek. Hulmun, yânî kötü ve karışık ru'yânın âdabı da dörttür: Onun şer­rinden ve şeytânın şerrinden Allah'a sığınmak, uykusundan uyandığı zaman sol tarafına tüflemek, bu kötü ru'yâyı asla kimseye söylememek ve üzerinde bu­lunduğu yandan öbür tarafa dönmek. Bu son kayıdı, yânî bulunduğu yandan öbür tarafa değişme fıkrasını Müslim rivayet etmiştir (Kastallânî).

[11] Bu, daha önceki sened üzerine atıftır. Bu, Müsedded'in bu hadîste iki tarîki ol­duğuna delâlet eder: a. Biri Abdullah ibn Yahya'dan; o da babasından; o da Ebû Seleme'den... b. Diğeri Abdullah ibn Yahya'dan; o da babasından; o da Abdullah ibn Ebî Katâde'den; o da babası Ebû Katâde'den; o da Peygamber'-den... (Aynî).

[12] Hadîsin başlığa uygunluğu açıktır. Bunun birkaç rivayetini Müslim de Ru'yâ Ta'bîri Kitâbı'nda rivayet etmiştir.

[13] Bu dört râvînin Enes'ten yaptıkları bu rivayetlerinin bâzısını Buhârî, bâzısını da diğer muhaddisler rivayet etmişlerdir.

[14] Bu hadîsteki "Sâliha ru'yâ" ta'bîri, geçen iki hadîsteki mutlaklığı bir kayıdla-madır. Yânî mü'minin gördüğü güzel ru'yâ, sâdece nübüvvetin kırkaltı cüz'ün­den bir cüz'dür. Kötü ru'yâ ise bu nevi'den olmayıp, o şeytân telkinidir.

[15] Mübeşşirât kelimesi, "Mwftejy/reJInincem'idir; "7efej';rIImasdarmdan ismi fail sîgasıdır. "Tebşir", muhatabın gönlüne ferah ve sevinç koymaktır ki, müjde vermek diye tercüme olunur. Bu i'tibâr ile hâlis mü'minlerin gönülleri ru'yâ ile ilâhî müjdelere ve telkinlere mâkes oluyor demektir. Ahmed ibn'Hanbel'in, Ebu'd-Derdâ'dan rivayetinde Rasûlullah (S): "Dünyâ hayâtında da, âhirette de onlar için müjdeler vardır... (Yûnus: 64) kavimdeki dünyâ hayâtına âid müjde, müs-lümâmn gördüğü saf ru'yâdır, âhirete âid olan müjde de cennettir" buyurmuştur. Bu hadîsi Tirmizî, İbn Mâce, Hâkim de Ubâde ibnu's-Sâmit'ten rivayet et­mişlerdir.

[16] Müslim'in İbn Abbâs'tan rivayetinde Rasûlullah'm sahâbîleriyle bu konuşması, vefatı hastalığında idi. Âişe'den rivayete göre de Rasûlullah: "Vefatımdan son­ra (istikbâle âid haber alacak) yalnız size mübeşşirât kalıyor" buyurmuştur. Ebû Ya'lâ'nın Enes ibn Mâlik'ten rivayetinde ise: "Artık nübüvvet ve risâlet haber­leri kesiliyor, benden sonra nebi ve rasûl yoktur, lâkin size mübişşirât, yâriisâ-lih ru'yâ kalıyor, o güzel vâsıta ile haber alırsınız" buyurmuştur.

Bu konuda ilham ile i'tirâz şübhesi ileri sürülmüştür: İlham, Allah tarafın­dan feyz yoluyla kulun gönlüne birşeyin atılıp telkîn olunmasıdır. Bu da vahye nisbetle peygamberlerin ru'yâsı mesabesindedir. İlham da ru'yâ gibi peygam­berlerden başkasına da vâki' olur. Nitekim Umer'in fazileti hakkında Peygam­ber: "Umer muhakkak muhaddislerdendir..." buyurmuştur. 'İşte burada "Muhaddesûn", "Mulkemûn" demektir. Öyleyse "îlhâm" da ru'yâ mâhiye­tinde Allah tarafından telkîn vâsıtası olduğu hâlde, îlhâm niçin mübeşşirâttan sayılmamıştır? Buna cevâb: Mübeşşirâtın ru'yâya tahsis buyurulması, bütün mü'-minleri şâmil telkîn vâsıtası olması i'tibârîyledir. Hâlbuki İlham pek az mü'mi-ne mahsûstur.

[17] Buhârî burada Yûsuf: 4-101 âyetlerinde sabit olan Yûsuf Peygamber'in bu bü­yük ru'yâsının bütün safhalarının aynen gerçekleştiğine işaret etmiş oluyor. Bu­nun tamâmı Kur'ân'dan ve meallerden okunup öğrenilebilir.

[18] Buhârî burada zikrettiği beş ismin hepsi bir ma'nâya döner, o da hiçbirşey yok­ken, bütün eşyânm îcâd edip yaratıcısı ma'nâsıdır, demiş oluyor. Son isim hem-zesiz ve hemzeli olduğuna göre, "Sahra" veya "Başlatmak ve başlamak" kökünden mahlûkaatı ilk başlatan ma'nâsına germekte ve böylece hepsi de Fâtır ve Hâlife ma'nâsına delâlet etmektedir.

[19] Bundan sonraki iki âyet şöyledir: "Hakikat bu, apaçık ve kati bir imtihandı. Ona büyük bir kurbanlık fidye verdik" (es-Sâffât: 106-107).

Denildi ki, İbrahim'in ru'yâsı üç gece tekerrür etti. Birincisi "Tevriye" ge­cesi idi ki, bir ses ona: "Allah oğlunu boğazlamanı emrediyor" demişti. Îbrâ­hîm sabaha çıkınca, bunun Allah'tan mı, şeytândan mı geldiğinde tereddüd etti. Akşam oldu, yine aynı ses aynı emri verdi. O vakit anladı ki, bu ru'yâ Hak'tan­dır. Üçüncü akşam da bu tekerrür etmişti. Artık kanâati büsbütün sağlamlaştı. Bu üç güne sırasıyle "Tevriye", "Arafe", "Nahr" denilmesi bundandır. "Tevriye" tereddüd demektir. En zahir kavle göre kurban edilmek istenen zât, İsmâîl aleyhi's-selâmdır. Çünkü o hicretin akabinde ihsan buyurulmuş, İshâk ile müjdeleme ise bundan sonra vâki' olmuştur... (Beydâvî, Medârik)

[20] Yânî oğul kendisini kesilmeye teslîm etti, baba da onu yüzü üzerine yatırıp kes­meyi kabul etti. Çünkü oğul ona: Ey babacığım, beni yüzüme bakarken kesme, ki bana acımayasm! demişti. Mucâhid'in bu tefsîrini el-Feryâbî kendi tefsîrinde rivayet etmiştir.

Buhârî burada da geçen bâbda olduğu gibi, bu konuda gelen âyetlerle ye­tindi, hiçbir hadîs zikretmedi.

[21] Yedi, onun içinde dâhildir. Bir topluluk Kadir gecesini son on gece içinde gö­rüp, diğerleri de, onu son yedi içinde görünce, sanki bunların hepsi yedi üzerin­de uyuşmuş oldular. Bunun için Peygamber iki fırkanın yedi üzerinde uyuşmalarından dolayı onların hepsine "Kadir gecesini son yedi içinde araştırınız" buyurdu.

Buhârî, en gizli olanı en açık olan üzerine tercîh etmekteki âdeti üzere yü­rüdü de, Peygamber'in Oruç Kitabı sonlarında geçen hadîsindeki: "Ben sizin ru 'yalarınızı son yedi üzerinde uyuşmuş görüyorum. Kim kadir gecesini arama­ğa çalışırsa, onu ramazânın son yedisi gecesinde arasın" sözünü zikretmedi (Kas-

tallânî).

Kastallânî'nin işaret ettiği hadîs şöyledir:

îbn Umer{R)'den: Peygamber'in sahâbîlerinden bâzı kimselere kadir gece­si ru'yâda ramazanın son yedi gecesi içinde gösterildi. Rasûlullah (S) da sahâbî-lerine: "Ben sizin ru 'yatarınızın son yedi içinde uyuşmuş olduğunu görüyorum. Bunun için kim kadir gecesini aramaya çalışırsa, son yedi gece içinde arasın" buyurdu. "Kadir gecesinin son yedi gece içinde aranması babı", bak: 4. cilt, s.1869, "Kitâbu Salâti't-Terâvîh", Bâb: 3, Hadîs: 7.

[22] Fudayl ibn lyâd'ın bu sözü, Kerîme nüshasında buradadır. Ebû Zerr nüshasın­da ise "Rabbine dön" kavlinden sonra, bunlardan başka nüshalarda ise "Üzüm­ler ve yağ" sözünden sonra vâki' olmuştur. Kerîme nüshasında bulunan en yakışanıdır (Aynî).

[23] Bu âyetlerin hepsi Kerîme rivayetinde sevkedilmiştir. Bunlar 14 âyettir. Bunlar­da Yûsuf Peygamber'in zindanda iken, oradaki iki kişinin ru'yâlarını ta'bîri ve neticesinin gerçekleşmesi safhaları anlatılmaktadır.

[24] Buhârî bununla, zikredilen âyetlerde gelen bâzı lafızların tefsirlerine işaret et­miştir.

[25] Başlığa uygunluğu ma'nâsından alınır. Bunun birer rivayeti Peygamberler ve Tefsîr'de geçmişti.

Peygamber burada Yûsuf kıssasının bir safhasını işaret etmiştir. Yûsuf ka­dar hapiste uzun müddet kalmış olsaydım, saraydan gelen hükümdarın da'vet-çisine muhakeme ve tahkîkaat İstemeden hemen icabet ederdim demek suretiyle, Yûsuf Peygamber'in sabrım ve metanetini takdir etmişti.

[26] Peygamber'i m'yâsında gören mü'minin uyanık iken de görmesini, sarihler, Pey­gamber'in hayâtına tahsîs etmişlerdir. Çünkü Peygamber'in vefatından sonra görülen nı'yâ üzerine O'nu dünyâda görmek mümkin değildir. Ancak âhirette görmek suretiyle ru'yâmn doğruluğu gerçekleşebilir. Buna göre, her kim beni dünyâda m'yâsında görürse, muhakkak âhirette beni uyanık hâlde görür de­mek olur ki, cennetle müjdelenmedir.

[27] îbn Sîrîn'in bu sözünü tsmâîl ibn Ishâk, Hammâd ibn Zeyd yolundan; o da Ey-yûb'dan olmak üzere rivayet etmiştir.

[28] Bunun birer rivayeti Tıbb'da ve Ta'bîr'de geçmişti.

[29] "Muhakkak o hakkı görmüştür", yânî "Beni hakk ve gerçek görüşle görmüş­tür, görüşü bâtıl değildir".

[30] "Benim oluşumla oluşamaz" sözünün ma'nâsi şudur: Yüce Allah O'nun iste­diği her surete girmeye ona kuvvet verse de, şübhesiz Allah ona, Peygamber'in suretinde sûretlenmesine imkân ve kuvvet vermez (el-Kastallânî).

[31] Başlığa uygunluğu "Dün gece uyuduğum sırada" sözündedir.

"Mefâtihu l-kelim", "Kelâm miftâhlan" veya "Kelâm meftâhlan" olup söz anahtarları veya söz kilidleri-hazîneleri ma'nâsınadır. Bunlar Kur'ân-ı Ke­rîm ile hadîslerdir.

Peygamber'İn korku salmak suretiyle yardım olunmasına şu âyet delâlet etmektedir: "Hakkında Allah'ın hiçbir hüccet indirmediği şeyleri O'na eş tanı­dıklarından dolayı küfredenlerin kalblerine korku salacağız..." (Âlu İmrân: 151).

Yeryüzü hazînelerinin verilmesini Ibnu't-Tîn, Peygamber'den sonra Allah'ın Muhammed Ümmeti'ne birçok fetihler müyesser kılması, Kisrâlar'in, Kayser-ler'in hazînelerinin ganimet alınmasını mübâh kılması suretinde tefsîr etmiştir.

[32] Başlığa uygunluğu "Ben bu gece kendimi Ka'be'nin yanında buldum" sözün­dedir. Bunun bâzı rivayetleri Peygamberler'de ve daha başka yerlerde geçti.

[33] Buhârî hadîsi kısaca işaret etti. Bunun tamâmı bu senedle inşâallah 46- bâbda. 60 rakamı İle gelecektir.

[34] Buhârî aynı hadîsin değişik yollardan rivayetlerini göstermektedir.

[35] Bunu, Alî ibn Ebî Tâlib el-Kayravânî, Kitâbu't-Ta'bîr'de, Mes'ade ibnu'1-Yesa'-dan; o da Abdullah ibn Avn'dan; o da Muhammed ibn Sîrîn'den olmak üzere rivayet etmiştir.

[36] Başlığa uygunluğu "Rasûlullah uyudu, sonra gülümseyerek uyandı" sözünde-dir. Ümmü Haram, Rasûlulfah'ın süt teyzesi olduğu gibi Enes ibn Mâlik'în de annesinin kızkardeşî olduğu için; onun da teyzesidir. Peygamber bu hısımlığı sebebiyle onu ziyaret ederdi.

Bu deniz seferi, Usmân'm halifeliği zamanında ve hicretin yirmisekizinci yılında Şam Vâlîsi bulunan Muâviye'nin kumandasında Kıbrıs Adası'na yapıl­mıştı. Kıbrıs'ın fethiyle sonuçlanan bu sefer, müslümânların ilk deniz gazası ol­muştu. Bu sefere sahâbîlerin yaşlıları da katılmışlardı. Peygamber'in vefatından sonra Humus'ta ikaamet eden Ubâde ibnu's-Sâmit ile kadını Ümmü Haram da bu sefere katılmışlardı. Ümmü Haram Kıbrıs'a çıktıkları zaman, hırçın bir ka­tıra bindirilmişti. îhtiyâr Ümmü Haram katırdan düşerek boynu kırılıp, gaza yolunda şehîd düşmüştür. Böylece Rasûlullah'ın ru'yâsı ve Ümmü Haram hak­kındaki duası gerçekleşmiştir. Bu hadîsin bir rivayeti Cihâd'da geçmişti.

[37] Alî ibn Ebî Tâlib el-Kayravânî, kendine âid Kitâbu't-Ta'bîr'inde: Kadınlarla er­keklerin ibaresinin hükmü arasında hiçbir fark yoktur. Kadın, kendisine ehil olmayan birşey gördüğü zaman, bu onun kocasına âid olur, demiştir (Kastallâ-nî).

[38] Rasûlullah'ın bu son kelâmı "...Bana ve size ne yapılacağım bilmem..." (el-Ahkaaf: 9) âyetine uygun düşmüştür.

[39] Bu hadîsin bir rivayeti Cenâzeler'de de geçmişti.

[40] Bu da geçen hadîsin başka bir rivayetidir. İşte bu hadîste Ümmü'I-Alâ'nm Us­mân için gördüğü ru'yâsı başlığa delildir. Rasûlullah'ın "Bu akan pınar onun amelidir"buyurması, onun arkasından devamlı sevâb getiren bakî bir ameli var­dır demektir. Hakîkaten ona duâ eden bir çocuğu olup, onun da Bedir'de şehîd olduğu bilinmektedir...

[41] Bu başlıktaki hadîsin benzeri yakında geçmişti.

[42] Çünkü süt ile ilim, faydalarının çokluğunda ve vücûd ile ruhun iyiliğinin temeli olmakta ortaktır. Kaadi Ebû Bekr İbnu'l-Arabî: Sütü karınlardaki fışkı ile kan arasından süzüp çıkaran Allah (en-Nahl: 66), şekk İle cehl arasından bilgiyi ya­ratmaya kaadirdir, demiştir... (Kastallânî).

[43] Bu da bundan önce geçen hadîsin başka yoldan bir rivayetidir. Bunun bir riva­yeti İlim Kitâbı'nda da geçmişti.

[44] Çünkü gömlek, dünyâda avreti örter, dîn de âhirette ayıbı Örter ve sahibini her çirkinlikten perdeler.

[45] el-Hakîm et-Tirmizî'nin Nevâdiru'l-Usûlkitabında, Rasülullah'a bu soruyu so­ranın Ebû Bekr es-Sıddîk olduğu ve gömleğin dîn ile ta'bîr edileceği, gömlek uzunluğunun, sahibinin ardından eserlerinin bekaasma delâlet ettiği üzerinde ittifak ettikleri vardır. Bir de bu gömlek uzunluğu, ru'yâda övülen meseller­dendir. Uyanıkken gömleği yerde sürüklendiğinde ise kötülenir. Çünkü gömle­ği uzatmak aleyhine tehdîd gelmiştir (Kastallânî).

[46] Hadîs başlığın ikinci fıkrasına uygundur. Bunun bir rivayeti Abdullah ibn Se-lâm'm fazileti bâbi'nda da geçmişti. Müslim de bunun Fadâil'de birkaç tane rivayetini getirmiştir.

Hadîsin sonunda Rasûlullah'ın "Sağlam kulp"ta'bîri, şu âyetin muhteva­sına işarettir: "Hakikat îmân ile küfr apaçık meydana çıkmıştır. Artık her kim azgınları tanımayıp da Allah 'a îmân ederse, o muhakkak ki kopması olmayan en sağlam kulpa yapışmıştır... " (ei-Bakara: 256).

[47] Başlığa uygunluğu "Şimdi ben o sureti açıyorum ki" sözündedir. Bunun bir ri­vayetini Buhârî, Nikâh'ta; Müslim de Fadâil'de getirmiştir.

[48] Bu da aynı hadîsin biraz farkla başka bir yoldan rivayetidir.

[49] Başlığa uygunluğu "Ben uyuduğum sırada bana Yer'in hazînelerinin anahtar­ları getirildi de elime konuldu" sözündedir.

Bunun birer rivayeti Cİhâd'da ve bu kitâbda geçmişti.

"Cevâmi'u'l-kelim", yânî câimalı sözler, az lafız ile çok ma'nâları topla­yan edebî vecizeler demektir. Hadîsteki "Cevâmi'u 'l-kelim " ile murâd, Kur'ân-ı Kerîm'dir ki, onun her âyeti, her cümlesi böyle müstesna bir üslûbu ihtiva ede­rek Peygamber tarafından teblîğ edilmiştir. Çünkü lafız kısalığı ile beraber ma'nâ bolluğunda Kur'ân en yüksek derecededir. Cevâmi'u'l-kelim olan hadîsler de çoktur...

Hadîsin diğer fıkraları daha önce geçtiği yerde açıklanmıştı

[50] Başlığa uygunluğu "O kulpa sımsıkı yapıştım" sözünden alınır. Bu, yakında geçen hadîsin bir rivayetidir. Buhârî bunu burada ayrı ayrı iki senedle getirmiş­tir: Biri Abdullah ibn Muhammed'den ki, el-Müsnidî ile ma'rûftur... İkincisi de Halîfe ibn Hayyât'tan; o da Muâz ibn Muâz yolundan.

Ru'yâ ta'bîr edicileri: Halka ve kulp, kendisine sıkıca tutunmuş kimsenin dinindeki kuvvetine ve kurtuluşuna delâlet ederler, demişlerdir.

[51] Buhârî belki bu başlıkta Ya'kûb ibn Sufyân, Taberânî ve Hâkim'in Abdullah ibn Amr ibni'l-Âs'tan rivayet ettikleri şu hadîse İşaret etmiştir: Ben Rasûlullah'tan işittim, şöyle buyuruyordu: "Ben uykumda iken Kitöb'ın direğini başımın al­tında [aşıyorum gördüm. Gözüm onu ta'kîbetti. Bir de baktım ki, o beni Şam'a kasdettirdi. Dikkat edin! Fitneler vâki olacağı zaman îmân Şam'dadır"...

Bu hadîs, İbn Hâcer'in de dediği gibi, Buhârî'nin şartına en yakındır... (Kas-tallânî).

[52] Bu hadîsin birer rivayeti daha geniş olarak Namaz Kitabı, "Gece namazı bâbı"n-da geçmiştir. Müslim'deki rivayetlerden birinde Rasûlullah: "Evet, Abdullah ibn Umer ne iyi bir gençtir, keski gece namazı kılaydı..." şeklinde gelmiştir.

[53] Başlığa uygunluğu "Bağdan ve bağlanmadan hoşlanırdı" sözündedir.

Zaman, vakit demektir. Vaktin azma da, çoğuna da*lugatçiler zaman de­mişlerdir. Astronomiye göre zaman, güneşin burçlar mıntıkasına bir kerte geç­mesi müddetine denilmiştir ki, bu bir senedir, dört mevsime ayrılmıştır. Bahar, yaz, güz, kış,

"Zamanın yaklaşması" ta'bîrine gelince, sarihler bunda iki türlü anlayış ol­duğunu bildirirler: Birisi gece ile gündüz zamanlarının birbirine yaklaşmaları demektir ki, gece ile gündüzün müsâvî olduğu zamanlardır. Bir de kıyamet kop­mazdan Önceki günlerde de gece ile gündüzün dâima eşit olacağı bildirilmiştir...

İkinci görüş, zamanın yaklaşması ile maksad, kıyamet kopmasının yaklaş­masıdır. Bu ma'nâ birincisi gibi birtakım hesâblar ve astronomik ıstılahlara muh-tâc olmadığı için şârih İbn Battal bunu tercîh etmiştir...

Bu hadîsle ilgili güzel bir açıklama Kaamûs Ter., I., 426-427. sahîfelerin-den okunmaya değer.

[54] Buhârî bu kısımlarda ru'yâ ta'bîrinin imâmı olan Muhammed ibn Sîrîn'den bâ­zı nakiller ve bilgiler nakletmektedir. Bunlar da diğer hadîsçiler tarafından se-nedlerle rivayet edilmektedir.

[55] Buhârî bu sözüyle "el-Ağlâl"in boyunlara takılan bir işkence âleti olduğunu ifâde etmiştir ki, bu birçok âyetlerde geçmektedir.

[56] Yânî ölümünden sonra sevabı cereyan eden amelidir. Usmân, zenginlerden idi.

Onun vefatından sonra devam eden bir sadakası olması uzak olmaz. Onun ken­disinden sonra es-Sâib adında da bir oğlu vardı. Bu hadîsin bir rivayeti "Kadın­ların ru'yâsı bâbı"nda da geçmişti.

[57] Ebû Hureyre'nİn rivayet ettiği bu hadîs, bundan sonraki bâbda gelecektir.

[58] Ebû Bekr'İn bir yâhud iki kova su çekmesine mukaabil, Umer'in koca bir kova ile kuvvetle su çekip halkı sulamasında, hattâ bu kuyu başının develer için su­lak ve eylek edinilmesinde, Ebû Bekr'in devlet başkanlığı zamanında dînden çık­ma isyânlarıyle uğraşması ve başkanlığının az devam etmesi sebebleriyle İslâm fetihlerinin azlığına, Umer zamanında ise hiçbir mania ile karşılaşmayarak uzun zaman fetihlerin devam etmesine ve İslâm adalet ve hürriyetinden halkın kana kana faydalanmasına işaret vardır, denilmiştir.

Bunun bir rivayeti "Ebû Bekr'in fazileti bâbf'nda da geçmişti.

[59] Bu hadîs, bundan öncekinin başka yoldan gelen bir rivayetidir.

[60] Âlimler dedi ki: Bu ru'yâ, Ebû Bekr ile Umer'in halifelikleri hususunda cere­yan edecek şeylerin zuhuru, insanların bu iki zâtla faydalanması gibi şeylerin açık bir misâlidir. Bu iyiliklerin hepsi, Peygamber'den alınmıştır. Çünkü bu işin (devleti ve İnsanları idare işinin) en büyük ve en mükemmel sahibi O idi....

Bu hadîsleri Müslim de Fadâil'de getirmiştir.

[61] Başlığa uygunluğu "Beni rahatlandırmak için" sözünden alınır. Bunu Müslim de Fadâil'de getirmiştir.

[62] Bunun birer rivayeti Cennetin sıfatı ile Umer'in fazileti bâbı'nda geçti.

[63] Bunun bir rivayeti Nikâh'ta da geçmişti. "Köşk, Kureyş'ten bir adamındır" sö­zünden, Peygamber onun Umer olduğunu ya karineler ile yâhud da vahy ile bil­miştir, denildi.

[64] Bunun bir rivayeti bundan önceki bâbda Câbir'den olarak geçmişti.

[65] Başlığa uygunluğu "Kendimi Ka'be'yi tavaf eder buldum" sözündedir.

çiler: Ka'be'yi tavaf etmek hacc etmeye, evlenmeye ve devlet başkanından ar­zulanan bir işin husulüne, ana-babaya iyiliğe, bir âlime hizmet etmeğe, imâmın işine girmeye delâlet eder... dediler. "Beytimi tavaf edenler için... tertemiz yap" (el-Bakara: 125; el-Hacc: 26) kavlinden dolayı, günâhlardan temizlenme de olur. Bazen güzel bir kadınla evlenmek İsteyene isteğinin tamamlanacağına delîl olur... Bunun bir rivayeti Peygamberler'de geçmişti.

[66] Bunun da bir rivayeti yakında geçmişti

[67] Başlığa uygunluğu "Sana asla korku olmayacak" sözünden alınır.

[68] Bu da bundan evvel geçen hadîsin bir rivayetidir. Ru'yâsında sağ taraf üzerine alınıp yürütüldüğünü gören kimse için, onun Sağ ehli'nden olduğu ta'bîr edilir..

[69] Hadîsin bir rivayeti yakında geçmişti.

[70] Bu hadîsin bir rivayeti Alâmâtu'n-Nübüvve'de geçmişti. el-Esved el-Ansî'nin kıssası da Mağâzî'nin sonlarında geçmişti. Museylime'nin kavmi Benû Hanîfe idi. Kendisi Vâkıdî'nin beyânına göre, onyedi kişilik bir hey'et içinde Medine'­ye gelmiş, peygamberlikten kendisine bir hisse verilmesini istemişti.

Bu hadîs, ru'yâda uçucu olmayan bir şeyin uçtuğu görüldüğünde, bunun uygun gelecek bir şeyle ta'bîr edileceğine işaret etmiştir.

[71] Mü'minlerin kalblerinin tesbît edilmesi nev'inden olan hayır. Çünkü insanlar onlar için ordular topladılar da Allah mü'minlerin îmânlarını artırdı, düşman­lar onlardan korkup dağıldılar. Yâhud da hayırla murâd, ganimetler ve diğer fetihlerdir. Bu birinci ma'nâ, âyette şöyle ifâde edilmiştir: "Onlar öyle kimse­lerdir ki, halk kendilerine; (Düşmanlarınız olan) insanlar size karşı ordu hazır­ladılar, o hâlde onlardan korkun! dedi de, bu söz onların îmânlarını artırdı ve: Allah bize yeter, o ne güzel vekildir! dediler" (Âlu İmrân: 173).

Ekseriyete göre bunun ma'nâsı, Allah'ın sevabı maktuller için dünyâda kal­malarından daha hayırlıdır demektir. Buna Allah'ın yaptığı iş daha hayırlıdır ma'nâsı da verildi ki, bu da Uhud günü öldürülmeleridir. Elbette ki, cihâd yo­lunda şehîd olanlar için Allah'ın hazırladığı mükâfatlar daha hayırlıdır. Şehîd olmayanlar için ise, Bedir'den sonra müslümânların kalblerinin islâm'da tesbî-ti ve daha sonraki Hayber ve Mekke fetihleri -ki bunlar hep Allah'ın getirdiği şeylerdir- hep hayırlı şeylerdir. Peygamber, ru'yânm son kısmını işte böyle yor­muş olmaktadır. (Müslim Ter., VII, 148).

[72] Hadîsin başlığa uygunluğu "Ben on/ara üfledim" sözündedir. Üfürmek, ta'-bîrciler indinde kelâm ile ta'bîr olunur. Allah o iki yalancıyı, Peygamberinin kelâmıyle helak etti ve onların öldürülmelerini emretti. Hadîsin bir rivayeti, ya­kında geçmişti.

el-Esved el-Ansî ile Museylime'nin maceraları Zekât, Cihâd ve Siyer, Mağâ-zî... kitâblannda da, oralardaki konulara uygun olarak geçmiş idi.

Ebû Bekr'in ilk halîfelik günlerinde Yemâme'de Museylime; San'â'da el-Esved peygamberlik iddia ederek Yemen ve Yemâme halkını sapıtıp gaflete dü­şürmüşler ve îslâm Dîni'nden döndürmüşlerdi. Museylime'nin ordusu Benû Ha-nîfe kabilesi idi. Bunların üzerine sevkediİen iki ordu, Museylime'yi Yemâme'de; Esved'i de San'â'da, kuvvetlerinin mühim bir kısmı ile birlikte öldürmüştür. Mu­seylime'yi Hamza'nın kaatili olan Vahşî öldürmüştür. {İslâm Târihi, Sadr-ı İs­lâm, X, 93-109; İslâm Ansiklopedisi, "el-Esved el-Ansî" mad: c.IV, s.389-390; "Museylime" mad: c.VIII, 820-821'de genişçe bilgi verilmiştir).

[73] Buhârî bu hadîsi burada ayrı ayrı üç şeyhten getirmiş ve herbirini ayrı bir baş­lıkta sevketmiştir. Bunlar sırasıyfe tsmâîl ibn Abdillah, Ebû Bekr el-Mukaddemî ve İbrahim ibnu'l-Munzir'dir.

Cuhfe, Râbığ civarında olup Medine'ye sekiz konak uzaklıktadır. Medîne ilk zamanlar hastalıklı ve Bathân deresinden akan pis sular sebebiyle havası bo­zuk bir yerdi. Rasûlullah'm bu ru'yâsından ve alınan tedbîrlerden sonra, Medî-ne'nin havası düzelmiştir. Rasûlullah'm bu ru'yâsı, ta'bîriyle beraber teblîğ bu-. yurduğu ru'yâlanndandır. Ta'bîrde bir mesel olmuştur.

[74] Bu Nübüvvet Alâmetleri'nde daha geniş olarak geçen hadîsten bir parçadır. Ra-sûlullah o uzun ru'yâsmda, kılıcında bir gedik açıldığını, yanında bir sığır bo­ğazlandığını, elini zırhının içine koyup muhafaza ettiğini görmüştü. Bu ru'yâsındaki kılıç gediğini Ehli Beyti'nden birisinin şehîd olmasıyle, sığır bo­ğazlanmasını sahâbîlerinden bir kısmının şehîd olmalarıyle, zırhı da Medîne ile ta'bîr etmişti {Zâdu't-Meâd, 2, 349).

el-Muhelleb şöyle dedi: Bu ru'yâ, mesel darbı nev'indendir. Peygamber sa-hâbîleriyle savlet edince, bunlar kılıçla ta'bîr edildi. Kılıç hareket ettirilmesin­den de onlara harb emriyle ta'bîr edildi. Kılıçtaki kırıktan da sahâbîlerinden ölen­lerle ta'bîr edildi. İkinci hareket ettirmede daha düzgün hâle dönmesi, mü'min­lerin toplanmaları ve onlara fetihler verilmesi ile ta'bîr edildi. Ru'yâ ta'bîrcileri şöyle dediler: Kılıç kuşanan, bir velayet saltanatına yâhud kendisine verilecek bir vediaya nail olur yâhud bekâr ise, nikâha yâhud zevcesi hâmil ise oğlana nail olur... (Kastallânî).

[75] îki dânenin birbirine eklenmesi, âdeten muhal olduğundan yalancı ru'yâcmın azabının devamından kinaye olarak bu muhal teklîf zikrolunmustur. Ru'yâ bir uyku şuuru olduğundan ve şaîr ile şuur arasında iştikaak münâsebeti bulundu­ğundan, hububat arasından şaîr = arpa dânesi zikrolunmuştur.

[76] Hadîste yalancı ru'yâcı hakkında ağır bir ceza bildirilmiştir. Bunun sebebi yu­karıda geçtiği üzere ru'yânın nübüvvetten bir cüz' olması ve bu suretle bir ilâhî i'lâm bulunması i'tibâriyle yalan ru'yâ iddiası, Allah'a karşı yalan ve bühtan olmasıdır. Bir milletin dahilî sırlarını duymaya çalışmak bir casusluk olduğun­dan, bu da ağır bir cürüm olup kendi cinsinden ağır bir ceza ile cezalandırılaca­ğı bildirilmiştir. Resim hakkında gelen cezalar, şirkten sakındırmak içindir, islâm'ın evvelinde cezalar ilâhî vahdet esâsını korumak nâmına daha şiddetli idi. Şirk rejimi yıkılıp îslâm inkılâbının temeli olan İlâhî vahdet umdesi kurul­dukça, bu cezalar tedrîcî olarak hafiflemiştir (Tecrîd Ter., XII, 310).

[77] Buhârî buradaki üç senedle de hadîsin geliş yollarını göstermiştir.

[78] Hadîslerin başlığa delâletleri meydandadır. Her ikisi de geçen hadîslerin mav­nasını kuvvetlendirmektedir. Görmediği hâlde ru'yâ görme iddiasının büyük gü­nâh olduğu en belîğ şekilde ifâde buyurulmuştur.

[79] Burada iki sahâbîden gelen bu hadîslerin başlığa delâletleri meydandadır. Bun­lara yakın olan birer rivayetleri "Ru'yâ Allah'tandır bâbı"nda da geçmişti. Bu hadîslerde geçmekte olan ihbar ve tahdîs lafızlarının birbirine yakın olduğunu "Giriş"te zikredip anlatmıştık...

[80] el-Kirmânî şöyle dedi: Ru'yâ ta'bîr edicilerin sözleri içinde ilk ta'bîr edenin sö­zü mu'teberdir. O ta'bîrin yönünde isabet ettiğinde kabul olunur, isabet etmez­se kabul olunmaz. Çünkü medar (yânî dönüş) ancak doğruya İsabet üzerine olur... Buna göre başlığın ma'nâsı burada verildiği gibidir. Bunun için Peygam­ber, Ebû Bekr'e "Bâzısında halâ ettin..." buyurmuştur...

Buhârî bu başlıkla Enes hadîsine işaret etmiş gibidir. Enes: Rasûlullah şöy­le buyurdu, dedi de bir hadîs zikretti. Bu hadîste "Ru'yâ, ilk ta'bîr edicinindir" fıkrası vardır. Bu hadîs zaîf olmakla beraber, bunun şahidi olan hadîsi Ebû Dâ-vûd, Tİrmizî, İbn Mâce hasen bir senedle rivayet etmişler, Hâkim de sahihtir demiştir... (Aynî).

[81] Başlığa uygunluğu hadîsin sonundan alınır. Bunu Müslim de Ta'bîr'de getirdi. Ru'yâyı ta'bîr eden Ebû Bekr'in, Peygamber tarafından açıkça söylenme­yen isabetli ve hatalı yönlerinin araştırılması hadîs sarihleri için derin bir uğraş­ma ve ihtilâf konusu olmuştur. Bu araştırmalara göre bâzıları, Ebû Bekr'in hatâsı, Peygamber'in huzurunda ru'yâ ta'bîr etmesidir demiş. Fakat bu ru'yâ ta'bîrine âid bir hatâ değildir. Kaldı ki, Ebû Bekr, ru'yâyı Rasûlullah'tan izin alarak ta'­bîr etmişti. Ru'yâ ta'bîrine âid hatâ iddia edenler, şu iki nokta üzerinde dur­muşlardır: Birisi yağ ile balın yalnız Kur'ân ile ta'bîr edilmiş olmasıdır. Hâlbuki yağ ile bal, ayrı ayrı iki şey olduğundan, bunlar Kitâb ve Sünnet ile ta'bîr edil­meliydi. Öbürüsü de, elinde ip kopan Hz. Usmân idi. Meydana gelen fitne üze­rine hakk ve adalet ipi kopmuş ve Hz. Usmân şehîd edilip, bundan sonra ip başkası için bağlanmıştı. Ebû Bekr ta'bîrinde ise, Usmân'm şehâdetinden Önce, onun için bağlandığını "Sonra onun için ulandı" sözü ile ifâde etmiştir. Hâlbu­ki ru'yâda Usmân ipe yapışmış, fakat ip onunla kopmuştur... Netîce, bunun tefsirinde doğru olan, ipin Usmân'm kavminden başka bir kimsenin velayeti üze­rine bağlanmağa hamledilmesi idi, demişlerdir.

Ebû Bekr, ta'bîrindeki hatalı yerlerin bildirilmesini Allah adına and vere­rek rica ettiği hâlde, Peygamber'in bunu söylememesi, o fitne ve fesâd hâdisele­rini açıklayıp da gönüllerde endîşe uyandırılması doğru olmadığı hikmetine dayanır. Ru'yâdan anlaşıldığına göre, Ebû Bekr ve Umer'in hilâfetleri zama­nında fitne çıkmayacaktır. Hakîkaten de öyle olmuştur.

Bu hadîsin başka bir rivayetinde Ebû Bekr'in Peygamber'den sonra en gü­zel ve isabetli ru'yâ ta'bîr ettiğine dâir bir ziyâde vardır (Nevevî ve diğerleri)

[82] el-Muhelleb'in söylediğinin özeti şudur: Ru'yâyı sabah namazının arkasında ta'bîr etmek, diğer vakitlerden daha evlâdır. Çünkü ru'yâ sahibi, vaktin yakınlığın­dan dolayı ru'yâsını iyi hıfzeder, ta'bîrcinin zihni de söyleyeceği şeyler hakkın­da huzurlu olur (Kastallânî).

[83] Başlığa uygunluğu "Bir ğadât zamanında" sözünden alınır. Çünkü "Ğadât", güneşin doğmasından önce ma'nâsına gelir. Cevheri: "Gadve" sabah namazı ile güneşin doğması arasıdır, demiştir.

Buhârî bu hadîsi Mııemmil ibn Hişâm ile Mûsâ ibn îsmâîl adlı şeyhlerin­den olmak üzere Namaz, Cenazeler, Buyu', Cihâd, Bed'u'1-Halk, Gece Nama­zı, Edeb, Peygamberler ve Tefsîr'de parça parça olarak getirmiştir. Ancak bu Ru'yâ Ta'bîri Kitâbı'nda, bir de Cenazeler Kitâbı'nm sonunda tamâm olarak getirmiştir. Müslim de Ru'yâ Ta'bîri'nde getirmiştir.

Hatime:                                            . .

Abdurrazzâk'ın Ma'mer'den rivayet ettiği şu hadîs, ru'yâ ta'b^edicinin âdâbındandır: Ebû .Musa'ya: Biriniz bir ru'yâ görüp de onu ^^^ cağı zaman, ta'bîrci kardeşi: Hay.r bize, şerr düşmanlarımıza olsund yazmıştır. Bunun râvîleri s.kalardır, fakat senedi kopuktur... Bu konuda birtakım âdâb yazılmıştır...