52-KİTÂBU'Ş-ŞEHÂDÂT. 3

1- "Beyyine Datâcıya Âiddir" Hakkında Gelen Nasslar Bâbı 3

2- Bâb: Bir Kimse Diğer Bir Kimseyi Bu Âdildir Diye Tezkiye Ettiği Ve Tezkiye Edici: Biz Bundan Hayırdan Başka Birşey Bilmiyoruz, Dediği: Yâhud Da: Ben Bunda Hayırdan Başka Birşey Bilmiş Değilim Dediği Zaman (Bu Husustaki Hüküm Nedir)?. 3

3- Şâhidliği Yüklenme Sırasında Saklanıp Gizlenen Kimsenin Şâhidliği (Caiz Olur Mu Olmaz Mı) Babı 4

4- Bâb: Bir Şâhid Birşeye Şâhidlik Ettiği Yâhud Birçok Şâhidler Birşeye Şâhidlik Ettikleri Ve Diğer Bir Cemâat De "Biz Bunu Bilmiyoruz1' Dedikleri Zaman Şâhidlik Yapanların Sözüyle Hükmolunur . 4

5- Adaletli Şâhidlerün Beyânı) Babı 5

6- Kaç Kişinin Tezkiye Etmesi Caiz Olur? Babı 5

7- Nesebler, Yaygın Süt Emme, Üstünden Zaman Geçmiş Kadîm Ölüm Üzerine Şehâdet Ve Süt Emme İşinde Acele Etmeyip Teenni İle Subûtunu Araştırmak Babı 6

8- Zînâ İftirası Yapanın, Hırsızın. Zina Edicinin Şehadetlert (Tevbelerinden Sonra Kabul Edilir Mi?) Babı 6

9- Bâb: Bir Kimse Zulüm Ve Haksızlık Üzerine Şâhid Yapılmak İstenildiği Zaman, Şâhidlik Etmez. 7

10- Yalan Şâhidliği Hakkında Söylenen Şeyler (Ağırlaştırma Ve Tehdîdler) Babı 8

11- Kör İnsanin Şâhid Olması, Tasarruflarındaki Hâli, Bir Kadınla Evlenmesi, Başkasını Evlendirmesi, Alışveriş Etmesi, Müezzinlik Ve Diğer İşlerde Çalışmasının Kabulü Ve Seslerle Tanınan Şeyler Babı 8

12-- Kadınların Şâhidliği(Nin Cevazı) Babı 9

13- Köle Kadınların Ve Köle Erkeklerin Şâhidliği Babı 9

14- Süt Emzirici Kadının Şâhidliği Babı 10

15- (Hüküm Verme İşinde) Kadınların Birbirlerini Tezkiye Etmeleri Babı 10

16- Bâb: Bir Adam Diğer Bir Kimseyi Tezkiye Ettiği  Zaman, Bu Tezkiye Ona Yeter 13

17- Medh Ve Övgüde Aşırı Gitmenin Mekruh Olması Ve Medhedecek Kimse (Medhedilecek Kişi Hakkında) Bilmekte Olduğu Şeyleri Söylesin (Öteye Geçmesin) Babı 14

18- Çocukların Bulûğa Ermelerinin Sınırı Ve Şâhidliklerifnin Hükmü) Babı 14

19- Hakimin Ua'valıya Yfcmiln Tukuhınujiın Uıncfc Da'vâcıya "Senin Beyyinen Var Mı?" Diye Sorması Babı 15

20- Bâb: Mallarda Da Ve Haddlerde De (Yânî Mal Da'vâlarında.Da, Hadd Da'vâlarında Da) Yemîn, Da'vâlıya Aiddir 15

21- Bab 15

22- Bâb: Bir Kimse Diğer Birisi Üzerinde Birşey İddia Ettiği Yâhud Bir Adam Diğer Bir Adama Yâhud Kendi Kadınına Zina Suçu Attığı Zaman, Bu İddiacı Ve Suç Atıcıya Beyyine Araması Ve Beyyine Aramak İçin Beklemeye Gitmesi Lâzım Gelir 16

23- İkindiden Sonra Yapılan Yemîn Babı 16

24- Bâb: Da'vâlı, Kendisine Yemîn Etmesi Vâcib Olmuş Bulunduğu Herbir Yerde Yemîn Eder Ve Bir Yerden Diğer Bir Yere Döndürülmez. 16

25- Bâb: (Kendilerine Yemîn Etmeleri Vâcib Olan) Rir Topluluk Yemine Davrandıkları Zaman (Evvelâ Hangisi Başlar)? 17

26- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 17

27- Bâb: Nasıl Yemîn Verdirilir? 17

28- Da'vâlının Yemininden Sonra Beyyine Getiren Kimsefnin Beyyinesi Kabul Edilir Mi, Edilmez Mi?) Babı 18

29- Va'dine Vefa Edip Yerine Getirilmesini Emreden Kimse Babı 18

30- Bab: Şirk Ehlinden Şâhidlik Ve Diğer Şeyler İstenilmez. 19

31- Müşkil İşlerde Kur'a Çekme(Nîn Meşrû'luğu) Babı 19


Rahman ve Rahîm olan Allah'ın ismiyle

 

52-KİTÂBU'Ş-ŞEHÂDÂT

(Şehâdetler Kitabı) [1]

 

1- "Beyyine Datâcıya Âiddir" Hakkında Gelen Nasslar Bâbı

 

Çünkü bu konuda Yüce Allah'ın şu kavli vardır [2]:

"Ey îmân edenler, ta'yîn edilmiş bir vakte kadar birbirinize borçlandığınız zaman onu yazın. Aranızda bir yazıcı da doğrulukla onu yazsın. Kâtib, Allah'ın kendisine öğrettiği gibi yazmaktan çekinmesin, yazsın.

Üzerinde hakk olan borçlu da yazdırsın (borcunu ikrar etsin). Rabb'ı olan Allah'tan korksun, ondan hiçbirşeyi eksik bırakmasın. Eğer üstünde hakk bulunan borçlu bir beyinsiz veya bir zaîf olur yâhud da bizzat yazdırmaya gücü yetmezse, velîsi dosdoğru yazdırsın. Erkeklerinizden iki de şâhid yapın. Eğer iki erkek şâhid bulunmazsa o hâlde râzî (ve doğruluğuna emîn) olacağınız şâhidlerden bir erkekle iki kadın yeter. Bu suretle kadınlardan biri unutursa öbürünün hatırlatması (kolay olur). Şâhidler (şehâdeti yerine getirmeye) çağırıldıkları vakit kaçınmasın. Az olsun, çok olsun; onu vaydesiyle beraber yazmaktan üşenmeyin. Bu, Allah yanında adalete daha uygun, şâhidlik için daha sağlam, şübheye düşmemenize daha yakındır. Meğer ki aranızda (elden ele) devredeceğiniz ve peşin yaptığınız bir ticâret olsun. O zaman bunu yazmamanızda size bir vebal yoktun Alışveriş ettiğiniz vakit de şâhid tutun. Yazana da, şâhidlik edene de asla zarar verilmesin. Bunu yaparsanız o kendinize dokunacak bir fısk olur.

Allah'tan korkun. Allah size öğretiyor. Allah herşeyi hakkiyle bilendir" (el-Bakara: 282).

"Ey îmân edenler, adaleti titizlikle ayakta tutan- (hâkim)lar ve Allah için şâhidlik eden (insan)lar olun.

(O hükmünüz veya şâhidliğiniz) velev ki kendinizin veya ana-babalarınızın veya yakın hısımların aleyhinde olsun.

İsterse onlar zengin veya fakır butunsun. Çünkü Allah ikisine de sizden daha yakındır. Artık siz haktan dönerek hevânıza uymayın. Eğer dilinizi eğip büker veya yüz çevirirseniz, şübhe yok ki, Allah ne yaparsanız "'                hakkıyle haberdârdır" (en-Nisâ: ı35) [3].

 

2- Bâb: Bir Kimse Diğer Bir Kimseyi Bu Âdildir Diye Tezkiye Ettiği Ve Tezkiye Edici: Biz Bundan Hayırdan Başka Birşey Bilmiyoruz, Dediği: Yâhud Da: Ben Bunda Hayırdan Başka Birşey Bilmiş Değilim Dediği Zaman (Bu Husustaki Hüküm Nedir)?

 

1-.......Ve el-Leys şöyle dedi: Bana Yûnus el-Eylî, İbn Şihâb'dan tahdîs etti. O şöyle demiştir: Bana Urve ibnu'z-Zubeyr, İbnu'l-Müseyyeb, Alkame ibnu Vakkaas ve Ubeydullah ibnu Abdillah (bu dört râvînin hepsi) Âişe hadîsinden bana haber verdiler. Bunların bâ­zısının hadîsi bâzısını doğrulayıp tasdîk etmektedir. (Âişe hadîsinin bu kısmı şöyledir): İftiracılar dediklerini dedikleri zaman, Rasûlul-lah, Alî'yi ve Usâme'yi yanına çağırdı. Vahiy gecikince ehli ile ayrıl­ması hususunda bunlarla istişare ediyordu. Usâme'ye gelince o: Âişe senin ehlindir, biz onun hakkında hayırdan başka birşey bilmeyiz, dedi. Berîre de: Ben Âişe'de ayıplayacağım bir iş olarak şundan bü­yük birşey görmedim: Âişe, küçük yaşta bir kadındı. Ev halkının ha­murunu yoğururken uyurdu da evin besi koyunu gelir, o hamuru yerdi, demiş. Bunun üzerine Rasûlullah (mescidde bir hutbe yaparak) şöyle buyurdu: "Ev halkım hakkında bana eza eden bir şahıs hakkında, bana kim yardım eder de, benim için ondan intikaam alır? Vallahi ben ehlim hakkında hayırdan başka birşey bilmiş değilim. Bu iftira­cılar o adamın ismini de zikretmişlerdir ki, bu zât hakkında da ben hayırdan başka birşey bilmiyorum..." [4]

 

3- Şâhidliği Yüklenme Sırasında Saklanıp Gizlenen Kimsenin Şâhidliği (Caiz Olur Mu Olmaz Mı) Babı

 

Şâhidliği yüklenme sırasında gizlenmeyi (küçük sahâbîlerden olan) Amr ibnu Hureys caiz kıldı ve:

"Yalancı, fâcir kimseye böyle gizlenme şâhidliği yapılır" dedi [5].

eş-Şa'bî, Muhammed ibn Şîrîn, Atâ ibn Ebî Rebâh, Katâde ibn Diâme: İşitmek şehâdettir, demişlerdir [6]. el-Hasen el-Basrî de: Bir topluluktan bir şeyi işiten kimse hâkime gelir: Onlar beni bir şey üzerine şâhid yapmadılar,  fakat ben onlan şöyle şöyle derlerken işittim der, demiştir [7].

 

2-....... Salim şöyle dedi: Ben babam Abdullah ibnu Umer (R)'den işittirn, şöyle diyordu: Rasûlullah (S) bir kerresinde Ubeyy ibn Ka'b el-Ensârî ile beraber, içinde İbn Sayyâd'm bulunduğu bir hurmalığa kasdederek gittiler. Rasûlullah onu gafil yakalamak ve İbn Sayyâd kendilerini görmeksizin, onun husûsî hayâtını görmek; on­dan birşey işitmek istiyordu. Rasûlullah onu kadîfe elbisesi içinde, yaygısı üzerinde yan yatmış bir hâlde buldu. Hırka içinde genizden gelen bir hırıltı vardı. Tam bu sırada bir hurma ağacının arkasına gizlenmiş bulunan İbn Sayyâd'ın annesi, Peygamber'i gördü ve he­men İbn Sayyâd'a:

—  Yâ Safi! İşte Muhammed geldi, dedi.

(Safi, İbn Sayyâd'ın adıdır.) Annesinin bu sözü üzerine îbn Say­yâd hırıltısına son verip uyandı. Rasûlullah (S):

—  "Şu kadın oğlunu o hâlde bıraksaydı, o, saçma sözleriyle ve tabiî olmayan hâli ile kendinin ne olduğunu bize açıklardı" buyurdu [8].

 

3-.......Âişe (R) şöyle demiştir: Rifâa el-Kurazî'nin karısı Peygamber'e geldi ve:

— Ben Rifâa'mn nikâhında idim. O beni boşadı ve boşanmamı kesinleştirdi. Ben de sonra Abdurrahmân ibnu'z-Zubeyr ile evlendim. Fakat Abdurrahmân'da bulunan erkeklik organı, ancak elbisenin sa­çağı gibi gevşek birşeyden ibarettir, dedi.

Peygamber, kadına:

—  "Sen tekrar eski kocan Rifâa'ya dönmek mi istiyorsun? Fa­kat ikinci kocan Abdurrahmân senin balcağızından, sen de onun bal-cağızından tutmadıkça bu olamaz (ona varamazsın)" buyurdu.

Ebû Bekr, Peygamberdin yanında oturmakta idi. Hâlid ibn Saîd ibni'1-Âs da kendisine izin verilmesini bekler hâlde kapıda (oturmakta) bulunuyordu. Hâlid hemen Ebû Bekr'e hitaben:

— Şu kadının Peygamber'in yanında açıktan söylemekte oldu­ğu şeyleri işitmiyor musun? dedi [9].

 

4- Bâb: Bir Şâhid Birşeye Şâhidlik Ettiği Yâhud Birçok Şâhidler Birşeye Şâhidlik Ettikleri Ve Diğer Bir Cemâat De "Biz Bunu Bilmiyoruz1' Dedikleri Zaman Şâhidlik Yapanların Sözüyle Hükmolunur [10].

 

4- el-Hurneydî Abdullah bu hükme kaail oldu [11] Nitekim Pey­gamber'in müezzini olan Bilâl, Peygamber'in Fetih Yılı'nda Ka'be'-nin içinde namaz kıldığını haber verdi. Fadl ibnu Abbâs ise Peygamber'in Ka'be'nin içinde namaz kılmadığını söyledi. İnsanlar Bilâl'ın şehâdetini aldılar [12].

Eğer iki şâhid, Fulân kimsenin Fulân kimse üzerinde bin dirhem alacağı var diye şâhidlik yaparlar, diğer iki şâhid de binbeşyüz dir­hem alacağı var diye şâhidlik yaparlarsa, hüküm yine böyledir: Zi­yâde olanla hüküm verilir [13].

 

5-.......Bana Abdullah ibnu Ebî Muleyke, Ukbe ibnu'l-Hâris'ten haber verdi ki, Ukbe ibnu'l-Hâris el-Kuraşî (R), Ebû İhâb ibnu Azîz'in kızı ile evlenmişti. Derken yanına bir kadın gelip:

—  Ukbe'ye de, evlendiği kadına da ben süt emzirdim, dedi. Ukbe de ona:

— Senin beni emzirdiğini bilmiyorum ve sen evvelce bunu bana haber de vermedin, dedi.

Ve Ukbe, Ebû İhâb ailesine bir haberci yolladı da bu kadının sözünden onlara sordurdu. Onlar:

— Biz o kadının bizim kızımızı emzirdiğini bilmiyoruz, dediler. Bunun üzerine Ukbe hayvanına binip Medine'ye» Peygamber'in

yanma gitti ve Peygamber'den bu vak'adaki hükmü sordu. Rasûlul-lah (S):

—  "Nasıl olur? Bir kerre bu söz söylenmiş bulundu" buyurdu (yânî bu söz söylendiği hâlde, sen bu kadına nasıl yaklaşırsın? buyurdu).

Bunun üzerine Ukbe, o kadından ayrıldı ve o kadın da başka bir kocaya vardı [14]

 

5- Adaletli Şâhidlerün Beyânı) Babı

 

(Şâhidlerin adaletli olması şarttır) Çünkü Yüce Allah'ın şu âyetleri vardır: 'Ve içinizden adalet sahibi iki kişiyi de şâhid yapın.. (et-Talâk: 2);

"Erkeklerinizden iki de şâhid yapın. Eğer iki erkek bulunmazsa* o hâlde razı (ve doğruluğuna emîn) olacağınız şâhidlerden bir erkekle iki kadın (yeter)" (el-Bakara: 282) [15].

 

6-....... Abdullah ibn Utbe şöyle demiştir: Ben Umer ibnu'l- Hattâb(R)'dan işittim, o şöyle diyordu: Bir takım insanlar Rasûlul-lah zamanında vahiy ile (sırları meydana çıkar da) yakalanırlardı. Şim­di ise vahiy kesilmiştir. Biz şimdi ancak sizleri amellerinizden bize açıklanan suçlar sebebiyle yakalarız. Böyle olunca her kim bize bir hayır hâli meydana korsa, biz onu emîn kılarız ve onu kendimize ya-kınlaştınrız. Onun gizli işlerinden hiçbirşey(i araştırmak) bize âid de­ğildir. Gizli işleri hususunda onu Allah hesaba çeker. Ve her kim de bize bir kötülük ve şerr ortaya koyarsa, o, gizli işlerinin güzel oldu­ğunu söylese de, biz onu bir emîn saymaz ve onu doğrulayip tasdik etmeyiz [16].

 

6- Kaç Kişinin Tezkiye Etmesi Caiz Olur? Babı [17]

 

7-.......Enes (R) şöyle demiştir: Peygamber'in önünden bir ce­naze geçirildi. Sahâbîler bu cenazeyi hayırla övdüler. Peygamber de: "Vâcib oldu" buyurdu. Sonra başka bir cenaze daha geçirildi. Sa­hâbîler onun üzerine de şerr ile konuştular yâhud râvî: Bunun gayrisini söyledi, demiştir. Peygamber yine: "Vâcib oWw"buyurdu. Kendisine:

— Yâ Rasûlallah! Şu cenaze için "Vâcib oldu" dedin; şu cCnâze için de yine "Vâcib oldu" dedin? denildi.

Rasûlullah (S):

—  "Mü'mirilerden meydana gelen kavmin şehâdeli kabul edil­miştir. Mü'minler Allah'ın yeryüzündeki şâhidleridir" buyurdu [18].

 

8-.......Ebu'l-Esved şöyle demiştir: (Bir kerre Basra'dan) Medîne'ye geldim. O sırada Medine'de fena bir hastalık vardı. İnsanlar çabuk bir ölümle ölüyorlardı. Ben Umer ibnu'l-Hattâb'm yanına otur­dum. Yanımızdan bir cenaze geçti. O cenaze hayırla anıldı. Umer:

— Vâcib oldu, dedi.

Sonra diğer bir cenaze daha geçirildi. O cenaze de hayırla anıl­dı. Umer yine:

—  Vâcib oldu, dedi.

Sonra üçüncü bir cenaze geçirildi. O da şerr ile anıldı. Umer bu­na da:

—  Vâcib oldu, dedi. Ben:

— Ey Mü'minlerin Emîri! Ne vâcib oldu? dedim. Umer:

— Ben Peygamber(S)'m dediği gibi söyledim: "Hangi bir müs-lümân için dört mü'min kişi hayırla şehâdet ederse, Allah o hayırla anılan kişiyi cennete girdirir". Biz Peygamber'e: Üç kişi şehâdet ederse de böyle midir? diye sorduk. O: "Üç kişi şehâdet ederse de böyledir" buyurdu. Biz: İki kişi şehâdet ederse de böyle midir? dedik. Peygam­ber: "İki kişi şehâdet ederse de böyledir" buyurdu. Bundan sonra biz Peygamber'e bir şâhidden sormadık [19]

 

7- Nesebler, Yaygın Süt Emme, Üstünden Zaman Geçmiş Kadîm Ölüm Üzerine Şehâdet Ve Süt Emme İşinde Acele Etmeyip Teenni İle Subûtunu Araştırmak Babı

 

Ve Peygamber (S):

"Beni de, Zeyneb'in babası Ebû Seleme'yi de Suveybe Kadın emzirdi" buyurmuştur [20].

 

9-.......Âişe (R) şöyle demiştir: Eflah -Hicâb Âyeti'nin inmesin­den sonra- benim yanıma girmek için benden izin istedi. Ben ona izin vermedim. Bunun üzerine Eflah: Ben senin amcan iken benden perde arkasına mı çekiliyorsun? dedi. Ben: Bu amcalık nasıl oluyor? de­dim. O: Sana erkek kardeşim VâiTin karısı, kardeşimden dolayı mey­dana gelen sütü içirdi, dedi. Âişe dedi ki: Ben bunu Rasülullah'a sordum. Rasûlullah: "Eflah doğru söyledi; ona yanına girmesi için izin ver!" buyurdu [21].

 

10-.......Ibn Abbâs (R) şöyle demiştir: Peygamber (S) Hamza'-

mn kızı hakkında: "O bana halâl olmaz. Nesebden dolayı haram olan, sütten dolayı da haram olur. Hamza'nın kızı, benim süt kardeşim Hamza'nın kızıdır" buyurdu [22].

 

11-.......Peygamberdin zevcesi Âişe (R) şöyle haber vermiştir: Rasûlullah (S) Âişe'nin yanında iken, Âişe, Hafsa'nın evinin önün­de izin isteyen bir erkek sesi işitti. Âişe dedi ki: Ben:

— Yâ Rasûlallah! Ben onu Hafsa'nın süt amcası Fulân kimse zannediyorum, dedim.

Âişe dedi ki:

—  Yâ Rasûlallah! Bu senin evine girmek için izin isteyen bir adamdır, dedim.

Rasûlullah da:

—  "Ben de onu Hafsa'nın süt amcası Fulân kimse sanıyorum" dedi.

Âişe, Rasülullah'a hitaben:

— Âişe'nin sütten dolayı amcası olan Fulân'kimse hayâtta ol­saydı, benim yanıma girebilecek miydi? diye sordu.

Buna cevâb olarak Rasûlullah:

—  "Evet girebilirdi. Çünkü süt, doğum ve nesebin haram kıldı­ğı her şeyi haram kılar" buyurdu [23].

 

12-.......Âişe (R) şöyle demiştir: Bir gün yanımda bir adam otu­rurken Peygamber (S) içeriye girdi ve:

—  "Yâ Âişe! Bu zât kimdir?" dedi. Ben:

—  Bu benim sütten dolayı kardeşimdir, dedim. Peygamber de:

— "Süt kardeşlerinizin kim olduğunu iyi düşünüp dikkat edi­niz. Çünkü süt emme ancak açlıktan olur" buyurdu.

Bu hadîsi Sufyân'dan rivayet etmekte Abdurrahmân ibnu Mehdî, Muhammed ibn Kesîr'e mutâbaat etmiştir [24].

 

8- Zînâ İftirası Yapanın, Hırsızın. Zina Edicinin Şehadetlert (Tevbelerinden Sonra Kabul Edilir Mi?) Babı

 

Ve Yüce Allah'ın şu kavli:

"Onların şâhidliklerini ebedî kabul etmeyin. Onlar /âşıkların tâ kendileridir. Meğer ki, bu hareketlerinden

sonra tevbe ve hâllerini iyileştirirler. Çünkü Allah çok mağfiret edici, çok merhamet eyleyicidir" (en-Nûr: 4-5) [25].

Ve Umer (R), (birbirlerine hısım olan) Ebû Bekr Nakf ibnu'l-Hâris'e, Şibl ibn Ma'bed'e, Nâfi' İbnu'l-Hâris'e,

Mugîre ibn Şu'be'ye zina iftirası attıkları suçu ile deynek vurma cezası uyguladı, sonra onların tevbe

etmelerini istedi de: Kim tevbe ederse şâhidliğini kabul ederim, dedi [26].

Zina iftirası suçundan cezaya çarpılmış kimsenin şâhidliğinin kabulü hükmünü, Abdullah ibn Utbe, Umer ibn Abdilazîz [27], Saîd ibn Cubeyr, Tâvûs ibn Keysân, Mücâhid ibn Cebr, eş-Şa'bî, ez-Zuhrî, Muhammed ibn Disâr, Kaadı Şurayh ve Muâviye ibn Kurre caiz kılmışlardır [28].

Ebu'z-Zinâd da: Medine'de bizim indimizde, zina iftiracısı, sözünden döndüğü ve Rabb'inden mağfiret istediği zaman şâhidliği kabul edilir, demiştir [29].

eş-Şa'bî ile Katâde de: Zina iftiracısı kendini yalanladığı zaman kamçılanır ve şâhidliği kabul edilir, demişlerdir [30]. Sufyân es-Sevrî de: Köle kamçılandığı, sonra âzâd edildiği zaman, şâhidliği caiz olmuştur. Ceza

uygulanmış kimse, iki kişi arasında hüküm vermesi istense de hüküm verse, bu caizdir, demiştir [31].

Ve bâzı Adem oğulları da (Ebû Hanîfe'yi kasdediyor): Zina iftirası yapanın şehâdeti (bu suçtan tevbe etse de)

caiz olmaz, dedi.

Sonra da: Nikâh iki şâhidle kıyılmadıkça caiz olmaz.

(Eğer zina iftirasından dolayı) deyneklenmiş iki şahidin şâhidliği ile evlense, bu nikâh caizdir (çünkü onlar şâhidliği yüklenmeye ehildirler). Eğer iki kölenin şâhidliği ile evlenirse bu caiz olmaz, demiştir. Ve yine bu Adem oğlu: Hadd vurulanın, erkek ve dişi kölenin ramazân hilâlinin görülmesi için olan sahiciliklerini (hu haber yerinde olduğu için) câîz kılmıştır.

(Buhârî der ki:) Zina iftiracısının tevbesi nasıl bilinecektir? Çünkü Peygamber (S) zina ediciyi bir  sene sürgün etmiştir [32]. Ve yine Peygamber, Ka'b ibn Mâlik ve iki arkadaşı (Hilâl ibn Umeyye, Merâre

ibnu'r-Rabî5) ile elli gece geçinceye kadar konuşmaktan nehyetmiştir [33].

 

13-.......İbn Şihâb şöyle dedi: Bana Urvetu'bnu'z-Zubeyr ha­ber verdi ki: Bir kadın Fetih gazvesinde hırsızlık yapmıştı. Akabinde bu kadın Rasûlullah'a getirildi. Sonra Rasûlullah emretti de kadının eli kesildi. Âişe dedi ki: Sonra bu kadının tevbesi güzel oldu ve ev­lendi. Bu kadın bundan sonra bana gelirdi, ben de onun hacetini Ra-sûlullah'a yükseltirdim [34].

 

14-.... Zeyd ibn Hâlid (R): Rasûlullah (S), evlenmemiş olduğu. hâlde zina eden kimse hakkında yüz deynek vurulması ve bir yıl gurbete gönderilmesi ile emretti, demiştir [35].

 

9- Bâb: Bir Kimse Zulüm Ve Haksızlık Üzerine Şâhid Yapılmak İstenildiği Zaman, Şâhidlik Etmez

 

15-........ en-Nu'mân ibn Beşîr (R) şöyle demiştir: Annem Ravâha kızı Amre, babam Beşîr'den kendi malından benim için bir parça hibe istedi. Evvelâ çekinmesinin ardından babama hibe etmek fikri geldi ve bana bir hibe yaptı. Annem:

— Bu hibeye sen Peygamber'i şâhid kılmadıkça ben razı olmam, dedi.                                                                        

Bunun üzerine babam elimden tuttu. Ben bir çocuktum. Beni Feygamber'e getirdi ve:

— Bunun anası Ravâha kızı Amre, bu çocuk için benden hibe vermemi istedi, dedi.

Peygamber:

—  "Senin bundan başka çocuğun var mı?" diye sordu.

Babam:

— Evet vardır, dedi.

Nu'mân dedi ki: Ben Peygamberin Beşîr'e:

—  "Sen beni bir zulüm ve haksızlık üzerine şâhid yapma!" bu­yurdu sanıyorum. eş-Şa'bî'den rivayet eden Ebû Harız: "Ben bir zulüm ve haksız­lık üzerine şâhidlik yapmam" şeklinde söylemiştir [36].

 

16-.......İmrân ibn Husayn (R) şöyle demiştir: Peygamber (S):

"Sizin hayırlı asrınız, benim içinde yaşadığım zamandır. Sonra be­nimle yaşayanlara yakın olanlardır. Daha sonra onlara yakın olanlardır" buyurdu. İmrân: Peygamber kendi asrından sonra ha­yırlı asır olarak iki asır mı, yoksa üç asır mı zikretti; bilmiyorum, de­miştir.

Peygamber (S) devamla şöyle buyurdu: "Sizden sonra bir ka­vim gelecektir ki onlar hıyanet edecekler, kimse bunlara i'timâd et­meyecek, bunlar şehâdet etmeleri istenmeden şâhidlik edecekler; yine bunlar adak adayacaklar, fakat adaklarını yerine getirmeyecekler. Ar­tık bunlar arasında (tıka basa yemek içmek) semizlenmek meydana çıkar (yânî onlara göre hayâtın gayesi bu işlerden ibaret olur)" [37].

 

17-.......Abdullah ibn Mes'ûd (R)'dan (şöyle demiştir): Peygam­ber (S) şöyle buyurdu: "İnsanların hayırlısı benim asrım(daki sahâ-bîlerim)rfir. Sonra onlara yakın olan (tâbiî)lardır. Sonra onlara yakın olanlardır (yânî tabiîlerin tâbi Meridir). Sonra bir takım kavimler ge­lir ki, onlardan herhangi birinin şehâdeti yemininin önüne, yemini de şehâdetinin önüne geçer" [38].

İbrâhîm en-Nahaî: Biz çocuk iken velîlerimiz bizi: "Eşhedu billahi" ve "Allah-ile ahdim olsun" sözlerini söylediğimizden dolayı döverlerdi, demiştir [39].

 

10- Yalan Şâhidliği Hakkında Söylenen Şeyler (Ağırlaştırma Ve Tehdîdler) Babı

 

Çünkü Yüce Allah'ın şu kavli vardır:

"Onlar ki yalan şâhidlik etmezler... " (ei-Furkaan: 72>; Ve şâhidliği gizlemek ve yerine getirmekten çekinmek

hakkında da: "Şâhidliği gizlemeyin. Kim onu gizlerse hakikat şudur ki, onun kalbi bir günahkârdır. Allah ne

yaparsanız hakkıyle bilendir" -kavli vardır- (ei-Bakara: 283)

"Şayet eğip bükerseniz..' " (en-Nisâ: 135), şâhidlikte dillerinizi eğip bükerseniz; doğruyu söylemezseniz demektir [40].

 

18-.......Enes ibn Mâlik (R) şöyle demiştir: Peygamber'e bü­yük günâhlardan soruldu. Peygamber (S): "Allah'a ortak tanımak, ana-babaya ezâ etmek, (haksız olarak) insan öldürmek, yalan şâhid-liği yapmaktır" buyurdu.

Bu hadîsi Şu'be'den rivayet etmekte Gunder, Ebû Âmir, Behz ve Abdussamed, Vehb ibn Cerîr'e mutâbaat etmişlerdir [41].

 

19-.......Bize el-Guveyrî, Abdurrahmân ibn Ebî Bekre'den tahdîs etti. Babası Ebû Bekre (R) şöyle demiştir: Peygamber (S) üç kerre:

—  "Büyük günâhların en büyüğünü size haber vereyim mi?" buyurdu.

Sahâbîler:

—  Evet, haber ver yâ Rasûlallah! dediler. Rasûlullah:

—  "Allah'a ortak uydurmak; ana-babaya eziyet vermek" bu­yurdu. Dayanmakta iken oturdu da: "İyi dinleyin! Bir de yalan yere şâhidlik etmektir" buyurdu.

Râvî dedi ki: Rasûluîlah bu son sözü tekrar etmekte o kadar de­vam etti ki, nihayet biz (kendisine acıyarak) keski sussa diyorduk.

Ve îsmâîl ibnu İbrahim şöyle dedi: Bize Cuveyrî tahdîs edip şöyle dedi: Bize Abdurrahmân tahdîs etti [42].

 

11- Kör İnsanin Şâhid Olması, Tasarruflarındaki Hâli, Bir Kadınla Evlenmesi, Başkasını Evlendirmesi, Alışveriş Etmesi, Müezzinlik Ve Diğer İşlerde Çalışmasının Kabulü Ve Seslerle Tanınan Şeyler Babı

 

Kaasım ibn Muhammed, el-Hasen el-Basrî, İbn Şîrîn, ez-Zuhrî, Atâ ibn Ebî Rebâh, körün şâhidliğini caiz görmüşlerdir [43].

eş-Şa'bî: Kör, akledici olduğu zaman şâhidliği caiz olur, demiştir. Hakem ibn Uyeyne de: Körün şâhidliğinin caiz olacağı az şey vardır, demiştir [44].

ez-Zuhrî de şöyle demiştir [45]: Düşündün mü ne dersin:

İbn Abbâs bir şehâdet üzerine şâhidlik yapsaydı, kör  olmuş olmasıyle beraber sen onun şehâdetini reddeder misin? İbn Abbâs güneş battığı zaman iftar için bir adam gönderir, araştırırdı da, onun haber vermesiyle

iftar ederdi. Fecrden sorardı da kendisine Tecr doğdu" denilince iki rek'at namaz kılardı. Süleyman ibn Yesâr şöyle demiştir: Ben Aişe'nin. yanına girmek için izin istedim. Âişe sesimi tanıdı da:

Yâ Süleyman, gir! Şübhesiz sen üzerinde hiçbir borç kalmamış mukâteb bir kölesin, dedi [46].

Semure ibn Cundeb de; yüzü örtülü bir kadının şâhidliğini kabul etmiştir.

 

20-.......Âişe (R) şöyle demiştir: Peygamber (S) mesciddeKur'ân okuyan bir adamı işitti de: "Allah bu adama rahmet etsin. Muhak­kak o bana şu ve şu sûrelerden unuttuğum şu şu âyetleri hatırlattı" buyurdu.

Ve Abbâd ibnu Abdillah kendi rivayetinde şu ziyâdeyi verdi: Âişe (R) şöyle demiştir: Peygamber (S) benim odamda teheccüd namazı kıldı. Bu sırada mescidde namaz kılmakta olan Abbâd (ibn Bişr)'in sesini işitti de:

—  "Yâ Âişe! Şu ses Abbâd'ın sesi midir?" diye sordu. Ben:                                                                                :.

— Evet onun sesidir, dedim. Peygamber:

—  "Yâ Allah! Abbâd'a rahmet eyle!" diye duâ etti  [47].

 

21-.......Abdullah ibn Umer (R) şöyle demiştir: Peygamber (S) şöyle buyurdu: "Bilâl ezanı gece okur. Onun için sizler İbnu Ümmi Mektûm ezan okuyuncaya kadar -yâhud da şöyle dedi: îbnu Ümmi Mektûm'un ezanını işitinceye kadar- sahur yemeğinizi yiyin için!" buyurdu.

Râvî dedi ki: İbnu Ümmi Mektûm kör bir kimse idi. Kendisine insanlar "Sabaha girdin" deyinceye kadar, sabah ezanını okumazdı [48].

 

22-.......el-Mısver ibn Mahreme (R) şöyle demiştir: Peygamber­ce birçok kaftanlar gelmişti. Babam Mahreme bana: Haydi bir­likte Peygamber'e gidelim. Belki o kaftanlardan bize de birşey verir, dedi. Gittik. Babam kapının önünde dikeldi de orada konuştu. Pey­gamber de onun sesini tamdı ve dışarıya çıktı. Peygamber'in berabe­rinde bir kaftan vardı ve Peygamber, babama: "Bunusenin için sakladım; bunu senin için sakladım" diyerek, babam Mahreme'ye o kaftanın güzelliklerini gösteriyordu [49].

 

12-- Kadınların Şâhidliği(Nin Cevazı) Babı

 

Ve Yüce Allah'ın şu kavli:

"Eğer iki erkek bulunmazsa, o hâlde râzî (ve doğruluğundan emin) olacağınız şâhidlerden bir erkekle iki kadın. Kadınlardan biri unutursa, biri diğerine hatırlatır... " (el-Bakara: 282) [50].                     

 

23-.......Ebû Saîd el-Hudrî(R)'den (şöyle demiştir): Peygamber (S):

—  "Kadının şehâdeti erkeğin şehâdetinin yarısı değil midir?" diye sordu.

Biz:

—  Evet öyledir, dedik. Peygamber:

—  "İşte bu aklının eksikliğindendir" buyurdu [51].

 

13- Köle Kadınların Ve Köle Erkeklerin Şâhidliği Babı

 

Enes: Erkek kölenin şâhidliği adaletli ve doğru olduğu zaman caizdir, demiştir [52]. Erkek kölenin şâhidliğini

Kaadı Şurayh da caiz kılmıştır [53]. Basra Kaadısı  Zurâre ibnu Evfâ da bunu caiz kılmıştır.

Muhammed ibn Şîrîn de: Kölenin şâhidliği caizdir, ancak kölenin, kendi efendisi lehine şâhidliği

müstesnadır, demiştir [54].

el-Hasen ile İbrahim en-Nahaî, kölenin şâhidliğini hakîr şeylerde caiz kılmışlardır [55]. Kaadı Şurayh: Sizler hepiniz erkek ve dişi kölelerin oğullarısınız, demiştir [56].

 

24-.......îbnuCureyc şöyle demiştir: Ben İbnEbîMuIeyke'den işittim, şöyle dedi: Bana Ukbe ibnu'l-Hâris tahdîs etti, yâhud bu ha-' dîsi ben ondan işittim ki, o Ebû İhâb'ın kızı Ümmü Yahya ile evlenmiş. O dedi ki: Siyah bir kadın köle geldi de (Ukbe'yi ve evlendiği kadını kasdederek): Ben sizin her ikinize de süt emzirdim, dedi. Uk-be dedi ki: Ben bu köle kadının söylediğini Peygamber'e arzettim. Peygamber benden yüz çevirdi. Ukbe dedi ki: Ben bulunduğum ta­raftan O'nun yüzü tarafına geçtim ve köle kadının sözünü kendisine tekrar söyledim. Peygamber (S): "Bu nasıl olur, yâhud: Evliliğin de­vamı nasıl olur? Hâlbuki bu köle kadın sizin her ikinize de süt emzir­diğini kesin olarak söylemiştir?" buyurdu ve akabinde Ukbe'yi kadınından nehyetti [57]

 

14- Süt Emzirici Kadının Şâhidliği Babı

 

25-.......Ukbe şöyle demiştir: Ben bir kadınla evlendim. Sonra bir kadın geldi de: Ben sizin her ikinize de süt emzirmişimdir, dedi. Akabinde ben Peygamber'e geldim. Peygamber (S): "Bu söz söylen­diği hâlde (evliliğin devamı) nasıl olur? Sen kadınını kendinden bı­rak (yâhud; bunun benzeri bir söz)" buyurdu [58].

 

15- (Hüküm Verme İşinde) Kadınların Birbirlerini Tezkiye Etmeleri Babı

 

26- BizeEbû'r-Rabf Süleyman ibnu Dâvûd tahdîs etti, ve haı sin ma'nâlanndan bâzıszm (ve lâfızlarının maksadlannı) bana Ahm anlattı. Ahmed şöyle dedi: Bize Fulayh ibnu Süleyman, İbnu Şih ez-Zuhrî'den; o da Urve ibnu'z-Zubeyr'den, Saîd ibnu'l-Müseyyeb'de Alkame ibnu Vakkaas el-Leysî'den, Ubeydilîah ibn Abdillah ibn t be'den; (bu dördü de) Peygamber'in zevcesi Âişe'den onun bu hadî ni, yânî iftira sâhiblerinin Âişe için dedikleri yalanı dedikleri zamân Allah'ın Âişe'yi bu iftiradan temize çıkarmış olduğu hadîsi tahdîs ettiler.

ez-Zuhrî şöyle dedi: Ve bu râvîlerin herbiri Âişe hadîsinden bir taifeyi hana tahdîs ettiler. Bunların bâzısı Âişe hadîsini diğer bâzı­sından daha iyi muhafaza edici ve hadîsi aynen getirip nakletmekte daha sağlam tesbît edicidir. İşte ben bu râvîlerin herbirinden, onla­rın bana Âişe'den tahdîs ettikleri bu hadîsi iyice belleyip muhafaza ettim. Bunlardan bâzısının hadîsi, diğer bâzısının hadîsini tasdîk et­mektedir. Bunlar kesin olarak söylediler ki, Âişe (R) şöyle demiştir:

Rasülullah (S) sefere çıkmak istediği zaman kadınları arasında kur'a çeker idi.. Onlardan hangisinin kur'ası çıkarsa, Rasülullah ile beraber o yola çıkardı. (Huzâa'dan Musta'lık oğulları) gazasına git­mek istediği zaman da Rasülullah kur'a çekti ve benim sehmim çıktı. Rasûlullah'ın beraberinde sefere çıktım.. Bu sefer, Hicâb âyeti indi­rildikten sonra idi. Ben mahmil içinde yükletilir ve (konak yerinde) mahmil içinde indirilirdim. Bu suretle gittik. Nihayet Rasülullah bu gazasından ayrılıp da döndüğü ve Medine'ye yaklaştığımızda (bir ko­nak yerinde indi. Gecenin bir kısmını orada geçirdi. Sonra) göç edil­mesini i'lân etti. Hareket emrini i'lân ettikleri zaman ben kalktım ve (ihtiyâcımı yerine getirmek için yalnız- başıma) ordudan ayrılıp git­tim. İşimi yerine getirince konak yerime geldim. Bu sırada göğsüme elimle dokundum. Birden Yemen'in göz boncuğundan dizilmiş ger­danlığımın koptuğunu anladım. Hemen geri döndüm ve gerdanlığı­mı aradım. Fakat onu aramak beni yolculuktan alıkoymuştu. (Ben, ordu bir ay eğlense de benim devemi, ben mahmilimde bulunmadık­ça sürüp gitmezler diye düşünmüştüm.) Hâlbuki yolda bana hizmet edenler gelip mahmilimi yüklemişler ve mahfemi bindiğim deve üze­rinde götürmüşlerdi. Onlar beni mahfe içinde sanıyorlarmış. O za­man kadınlar hafif hafif idiler; ağır vucûdlu değillerdi. Onları et bürümezdi. Çünkü onlar az yemek yerlerdi [59]. Bu sebebden hizmet­çiler mahfeyi yüklemek üzere kaldırdıklarında, mahfenin ağırlık de­recesinin farkına varmayarak yüklemişler. Ben o zaman küçük yaşta bir kadındım. Bu sebeble deveyi sürüp yürümüşler. Ordu gittikten sonra ben gerdanlığımı buldum. Onların konağına geldim; orada hiç kimse yoktu. Orada evvelce bulunduğum konak yerine geldim. On­lar beni mahfilde bulamayacaklar da dönüp bana gelecekler diye dü­şündüm. Ben bu düşünce ile oturduğum sırada, gözlerim bana gâlib gelmiş de uyuyakalmışım.

Safvân ibnu Muattal es-Sulemî sonra Zekvânî [60] (ki arkadan ge­lerek askerlerin bıraktıkları şeyleri toplamağa ve konaklama yerine götürüp sahihlerine vermeye me'mûr idi) askerin arkasından, saba­ha yakın bulunduğum yere gelmiş ve uyuyan bir insan karaltısı gör­müş ve benim yanıma gelmiş (ve beni tanımış). Bu zât beni kadınların perdelenmesi emrinden önce görmüştü. Safvân devesini çöktürdüğü sı­rada "İnnâ Uttâhi ve innâ ileyhi râciûn = Biz Allah'ın mülküyüz ve biz ancak O'na dönücüleriz"(ei-Bakara: ise» istircâ âyetini söylemesiy­le uyandım. Safvân devesinin ön ayağına bastı, ben de deveye bin­dim. Safvân bindiğim deveyi çekerek önde yürüdü. Nihayet kaafile konak yerine istirahat ediciler olarak indikten sonra, öğle sıcağında orduya yetiştik. Bu arada (hakkımda iftira ederek) helak olan helak olmuş. İftirayı ilk çıkaran ve başlatan ise Selûl kadının oğlu Abdul­lah ibn Ubeyy olmuş [61].

Medine'ye geldiğimizde ben bir ay hastalandım. İnsanlar iftira sahihlerinin sözlerini çoğaltıp yayıyorlarmış. (Ben bunlardan haber­sizdim.) Yalnız hastalığımda bana şübhe veren bir şey vardı: Peygam-ber'den, hasta olduğum başka zamanlarda görmekte olduğum yumuşaklığı, bu hastalığımda görmüyordum. Ancak yanıma giriyor, selâm veriyor, sonra (adımı söylemeden) "Hastanız nasıl?" diyor­du. Benim (iftiracıların dedikleri) hiçbir şeyden haberim yoktu. Ni­hayet iyileşme devrine girmiştim.

Bir gece ben Mıstah'm anasıyla ihtiyâç giderme yerlerimiz olan Menâsı' tarafına çıkmıştım. Biz buraya ancak geceden geceye çıkar­dık. Bu âdet, evlerimizin yakınında halâlar edinmemizden evveldi. O zamanlar bizim hâlimiz, çöldeki eski Arablar'ın (haceti gidermek için) çölde dışarıya çıkmalarına yâhud (temizlenmek için) gezinmele­rine benziyordu. Ben, Ebû Ruhm'ın kızı ve Mıstah'ın annesi (Selmâ) ile hacet giderme yerine doğru yönelip giderken, onun ayağı çarşafı­na takılmış, düşmüştü. Arablar arasında felâket zamanında söylenmesi âdet olan "Düşmanım helak olsun" bedduası yerine Selmâ kadın:

—  Mıstah helak olsun! diye oğluna beddua etti.

Ben kadına:

— Ne fena söyledin! Bedir'jJe hazır bulunan bir kişiye mi sövü­yorsun? dedim.

Kadın bana:

— Hele şu saf teyzeye! Sen ortada dönen iftiraları işitmedin mi? dedi ve iftira sahihlerinin sözlerini bana haber verdi.

Bu yüzden hastalığımın üstüne bir hastalık daha arttı. Evime dö­nünce de RasûluIIah yanıma geldi, selâm verdi ve:

—  "Hastanız nasıldır?" diye sordu.

Ben de:

— Yâ Rasûlallah! Anam ve babamın yanına gitmek üzere bana

izin ver! dedim.

Âişe: Ben bu haberi anam ve babamdan sağlamca öğrenmek is­tiyordum, demiştir.

RasûluIIah bana izin verdi. Ben de ebeveynimin yanına geldim

ve annem Ümmü Rûmân'a:

—  İnsanların konuşmakta olduğu bu sözler nedir? dedim.

Anam:

— Ey kızım! Kendini üzme, sen nefsini ve sağlığını düşün. Val­lahi bir kadın senin gibi güzelliğe sâhib ve kocasının yanında sevimli olsun ve birçok da ortakları bulunsun da, aleyhinde dedikoduyu ço­ğaltmasınlar; bu pek nâdirdir, dedi.

Ben de:

— Subhânallah! İnsanlar hakîkaten bu sözleri söylüyorlar mı?

Doğrusu hayret olunur, dedim.

Âişe dedi ki: Ben o gece babamın evinde yattım. Sabaha kadar '• gözümün yaşı dinmedi, gözüme uyku da girmedi. Sonra sabaha eriş­tim. RasûluIIah da o sabah Alî ibn Ebî Tâlib'i,Usâme ibn Zeyd'i ya­nına çağırmıştı. Vahiy gecikince ehli ile ayrılması hususunda bunlarla istişare etmişti. Usâme, Ehlu Beyt için nefsinde bilmekte ve gönlün­de beslemekte olduğu sevgiyi Rasûlullah'a tavsiye ve işaret etti de:

— Yâ Rasûlallah! Ehlin Âişe hakkında biz hayırdan başka bir şey bilmeyiz, dedi.

Alî ibn Ebî Tâlib'e gelince, o da:

— Yâ Rasûlallah! Allah sana dünyâyı dâr etmemiştir. Âişe'den başka kadın çoktur. Bununla beraber Âişe'nin cariyesi Berîre'ye de sorunuz. O doğrusunu sana söyler, demişti.

Bunun üzerine RasûluIIah, Berîre'yi çağırıp:

—  "Yâ Berîre! Sen hanımın Âise'de sana şübhe veren bîr hâl gördün mü?" diye sordu, Berîre de:

— Hayır görmedim. Seni hakk Peygamber olarak gönderen Al­lah'a yemîn ederim ki, ben hanım efendimden asla ayıp olarak çık­mış şundan büyük birşey görmedim: Âişe küçük yaşta bir kadındı. Hamur yoğururken uyurdu da evin besi koyunu gelir, hamuru yerdi, demiş [62].

Bunun üzerine Rasûlullah o günü mesddde ayağa kalkıp bir hutbe yaptı da bu iftirayı en evvel ortaya atan Abdullah ibn Ubeyy ibn Se-İûTden dolayı söz söylemekte ma'ziretli tutulmasını isteyerek:

—  "Ehlim hakkında bana eziyet veren bir şahıs hakkında bana kim yardım eder de benim için ondan inîikaam alır? Vallahi ben, eh­lim hakkında hayırdan başka birşey bilmiş değilim. Bu iftiracılar bir adamın da ismini ortaya koydular ki, bu zât hakkında da ben hayır­dan başka birşey bilmiyorum. Bu (faziletli) kimse şimdiye kadar eh­limin yanma girmemiştir, ancak benimle beraber girmiştir!" buyur­muştu.

Bunun üzerine (Evs kabilesinin başkanı) Sa'd ibn Muâz ayağa kalktı da:

—  Yâ Rasûlallah! Vallahi sana ben yardım edeceğim. Eğer bu (iftirayı çıkaran) Evs'ten ise, biz onun boynunu vururuz. Eğer Haz-rec kardeşlerimizden ise, ne yapmak lazımsa Sen emredersin, biz de emrini yerine getiririz, demiş.

Bu defa da (Hazrec'den) Sa'd ibn Ubâde ayağa kalkmış. Bu da Hazrec kabilesinin büyüğü idi. Ve bu vak'adan evvel sâlih bir kimse idi. Fakat bu defa kabile hamiyyeti ve kıskançlığı ile Sa'd ibn Mu-âz'a karşı:

— Sen yalan söylüyorsun. Allah'ın ebedîliğine yemîn ediyorum ki, sen onu (Abdullah ibn Ubeyy'i) öldüremezsin ve öldürmeye muk­tedir değilsin, demiş.

Bu defa da (Eşhelî ve Evsî) Useyd ibnu'l-Hudayr ayağa kalka­rak Sa'd ibn Ubâde'ye karşı:

— Allah'ın bekaa ve ebediyetine yemîn ederim ki, sen yalan söy­lüyorsun. Vallahi biz elbette onu öldürürüz. Sen muhakkak müna­fıksın ki, münafıklar hesabına bizimle mücâdele ediyorsun! diye mukaabele etmiş.

Bu suretle Evs ve Hazrec kabileleri ayaklanmışlar. Hattâ birbir­leriyle muharebe etmeye kasdetmişler. Rasûlullah ise henüz minber üzerinde bulunuyormuş. Hemen minberden inmiş ve bunları sükûnete kavuşturuncaya kadar onlara yumuşaklıkla davranmış, kendisi de başka birşey söylemeyip, sükût etmiş.

(Bana gelince): Ben, o gün ağladım. Ne gözümün yaşı dindi, ne gözüme uyku girdi. Sabahleyin babam ve anam yanıma geldiler. Ben bu suretle iki gece, bir gün ağladım. Hattâ ağlamaktan ciğerim par­çalanacak sandım.

Âişe dedi ki: Bir ara ebeveynim yanımda oturdukları, ben de ağ­lamakta bulunduğum sırada Ensâr'dan bir kadın izin istemişti, ben de izin vermiştim. O da oturup benimle ağlıyordu. Biz bu vaziyette iken ansızın Rasûlullah içeriye girdi. (Yanıma) oturdu. Hâlbuki Ra­sûlullah bundan evvel hakkımda dedikodu başladığı günden beri ya­nımda oturmamıştı. Ve Rasûlullah bir ay beklediği hâlde kendisine hakkımda birşey vahyolunmamıştı.

Âişe devamla şöyle demiştir: Rasûlullah Şehâdet Kelimesi'ni söy­ledi, sonra (iftiracıların iftirasından kinaye olarak):

—  "Yâ Âişe! Hakkında bana şöyle şöyle sözler erişti. Eğer sen bu isnâdlardan beri isen, yakında Allah seni temize çıkarır. Yok eğer böyle bir günâha yaklaştınsa Allah'tan mağfiret dile ve Allah'a îev-be et. Çünkü kul, günâhım i'tirâfve sonra tevbe edince Allah da ona afv ile muamele buyurur" dedi.

Âişe devamla dedi ki: Rasûlullah bu hitabesini bitirince (musi­betin ifrat harâretiyle) gözümün yaşı kesildi. Nihayet gözyaşından bir damla bulamıyordum. Hemen babama:

—  Rasûlullah'm söylediği söze benim tarafımdan cevâb ver!

dedim.

Babam:

— Vallahi kızım, Rasûlullah'a ne diyeceğimi bilmiyorum, dedi.

Sonra anama:

—  Rasûlullah'm söylediği söze benim tarafımdan cevâb ver!

dedim. O da:

— Vallahi ben de Rasûlullah'a ne diyeceğimi bilmiyorum, dedi.

Âişe devamla dedi ki: Ben de küçük yaşta bir kadındım. Kur'-ân'dan çok bir kısmını (ezberden) okuyamıyordum- Bu sebebden ben şöyle dedim:

— Vallahi ben bildim ki, siz insanların dedikodusunu işittiniz; o sizin nefsinizde yerleşti ve siz bu söze inanıp tasdik ettiniz. İmdi ben size: "Ben berî'im" desem -Allah benim muhakkak beri oldu­ğumu bilmektedir-, benim bu sözümü tasdik etmezsiniz. Eğer ben si­ze bir iş i'tirâf etsem -Allah kesin surette benim beri olduğumu biliyor-, Siz muhakkak beni tasdik edersiniz. Vallahi bu vaziyette benim ve Sizin için bir mesel bulamıyorum; ancak Yûsuf Peygamber'in babası Ya'kûb aleyhi's-selâmi örnek buluyorum. Yûsuf'un kardeşleri, Yû­suf'un gömleği üzerinde yalan bir kan lekesi getirdikleri zaman, Ya'­kûb, oğullarına: "Fe sabrun cemîlun. Vallâhu'l-mute'ânu ala matasıfûn = Hayır, nefisleriniz sizi aldatıp (böyle büyük) bir işe sü­rüklemiş. Artık (bana düşen) güzel bir sabırdır. Sizin şu anlatışınıza karşı yardımına sığınılacak ise, ancak Allah'tır" (Yûsuf: 18) demişti.

Ben bu sözü söyledim. Sonra yatağıma doğru uzandım. Ben yalnız Allah'ın beni temize çıkarmasını umar dururdum. Lâkin vallahi hak­kımda okunur bir vahiy indirmesini hiç düşünmezdim ve ben, bana âid bir mes'ele için Kur'ân diliyle kelâm edilmesinden elbette çok ha-kîr bulunuyordum. Fakat şunu muhakkak surette umardım ki: Ra-sûlullah uykusunda bir ru'yâ görsün de Allah beni o ru'yâ ile temize çıkarsın! Vallahi Rasûlullah yerinden kalkmamıştı ve oradakilerden hiçbiri odadan çıkmamıştı. Nihayet Rasûlullah üzerine vahiy indiril­di ve O'nu vahyin ağırlık ve şiddetinden terlemek gibi vahiy eserleri kapladı. Hattâ O'ndan vahiy esnasında kış günleri bile inci tanesi gi­bi ter dökülürdü. Rasûlullah'tan vahiy eserleri gidince, O sevincin­den gülüyordu. Ve bana ilk söylediği söz şu oldu:

—  "Yâ Âişe! Allah 'a hamd et! Allah seni (iftiracıların isnadın­dan) kat'î surette temize çıkardı".

Bunun üzerine anam bana:

—  Kızım kalk da Rasûlullah'a teşekkür et! dedi. Ben:

— Hayır, ben O'na kalkmam. Ben yalnız Allah'a hamd ederim, dedim.

İşte Yüce Allah! (Benim berâetim-hakkında) şu âyetleri indirdi: ' 'O uydurma haberi getirenler içinizden bir zümredir. Onu sizin için bir şerr sanmayın. BiVakis o sizin için bir hayırdır. Onlardan her­kese kazandığı günâh vardır. Onlardan günâhın büyüğünü üzerine alan o adama da büyük bir azâb vardır. Ne vardı onu işittiğiniz vakit erkek mü 'minlerle kadın mü 'minler kendi kendilerine güzel zann et­selerdi de; 'Bu açık bir iftiradır' deselerdi ya! Ona dört şâhid getirse­lerdi ya! Madem ki bu şâhidleri getiremediler, o hâlde onlar Allah indinde yalancılardan ibarettirler. Eğer dünyâda ve âhirette Allah'ın fadlı ve rahmeti üstünüzde olmasaydı, içine daldığınız bu yaygara­dan dolayı sizi herhalde büyük bir azâb çarpardı. O zaman siz o ifti­rayı dillerinizle birbirinize yetiştiriyordunuz. Hiçbir bilginiz olmayan şeyi ağızlarınızla söylüyordunuz ve bunu kolay sanıyordunuz. Hâl­buki bu Allah yanında büyük bir vebaldir. Onu işittiğiniz vakit: 'Bu­nu söylemek bize yakışmaz; hâşâ bu büyük bir bühtandır* deseydiniz ya! Eğer siz imân eden kimseler iseniz, böyle birşeye hayâtta bulun­duğunuz müddetçe bir daha dönmeyeşiniz diye Allah size öğüd veriyor. Ve sizin için âyetlerini açık açık bildiriyor. Allah hakkıyle bilen, tam hüküm ve hikmet sahibidir. Kötü sözlerin îmân edenlerin içinde yayılıp duyulmasını arzu edenler, dünyâda da âhirette de onlar için pek elemli bir azâb vardır. Allah bilir, siz bilmezsiniz. Ya üzerinizde Allah'ın fadlı ve rahmeti olmasaydı, ya hakikat Allah çok re'fetli, çok merhametli olmasaydı (hâliniz nereye varırdı)? Ey îmân edenler! Şeytânın adımları ardınca gitmeyin. Kim şeytânın adımlarına uyarsa şübhesiz ki o, kötülüğü ve meşru11 olmayanı emreder. Eğer üzeriniz­de A ilah 'in fadlı ve rahmeti olmasaydı, içinizden hiçbiriniz ebedî te­mize çıkamazdı. Ancak Allah 'tır ki kimi dilerse temize çıkarır. Allah hakkıyle işiten, hakkıyle bilendir"^ Nün ıı 21).

Allah bu âyetleri benim berâetim hakkında indirince babam Ebû Bekr, hısımlığından ve fakirliğinden dolayı infâk etmekte bulundu­ğu Mıstah ibn Usâse için:

— Kızım Âişe'ye bu iftirayı söyledikten sonra vallahi ben de Mıs-tah'a birşey vermem! diye yemîn etti.

Bunun üzerine Yüce Allah:

' 'Sizden fazilet ve servet sahibi olanlar, hısımlarına, yoksullara, Allah yolunda hicret edenlere vermelerinde kusur etmesin, afvetsin; aldırış etmesin. Allah'ın size mağfiret etmesini arzu etmez misiniz? Allah çok mağfiret edici, çok merhamet eyleyicidir" (en-Nûn 22) âye­tini indirdi.

Bu âyetin inmesi üzerine Ebû Bekr:

— Vallahi ben, Allah'ın beni mağfiret etmesini muhakkak seve­rim, dedi ve Mıstah'a veregeldiği nafakayı vermeye döndü.

Rasûlullah, Zeyneb bintu Cahş'a da benim hâlimden sorup:

—  "Yâ Zeyneb! Âişe hakkında ne bildin ve ne gördün?" demişti. Zeyneb de: •

— Yâ Rasûlullah! Ben kulağımı, gözümü işitmediğim, görme­diğim şeyden muhafaza ederim. Vallahi ben Âişe hakkında hayırdan başka birşey bilmem, diye güzel şehâdet etmiştir.

Bu hususta Âişe: Zeyneb (Peygamber'in kadınları arasında gü­zelliği ve Peygamber'in yanındaki mevkii bakımından) bana rekaa-bet eden bir kadındı. Fakat Allah onu takvası sebebiyle (iftiracılara katılmaktan) korudu, demiştir [63].

Buhârî'nin şeyhi olan Ebu'r-Rabî' Süleyman şöyle dedi: Bize Fulayh, Hişâm ibn Urve'den; o da Urve'den; o da Âişe'den ve Abdullah ibnu'z-Zubeyr'den, Fulayh'm Zuhrî'den rivayet ettiği hadîsin benzerini tahdîs etti.

H yine Ebu'r-Rabî' şöyle dedi: Ve bize Fulayh, Rabîa ibn Ebî Abdirrahmân'dan ve Yahya ibn Saîd'den; o da el-Kaasım ibn Mu-hammed ibn Ebî Bekr'den bunun benzeri olan hadîsi tahdîs etti (Yâ-nî Fulayh bu hadîsi şu dört kişiden rivayet etmiştir) [64].

 

16- Bâb: Bir Adam Diğer Bir Kimseyi Tezkiye Ettiği  Zaman, Bu Tezkiye Ona Yeter

 

Ve Ebû Cemile Suneyn şöyle demiştir: Ben bir çocuk bulmuştum. Umer beni görünce "Asâ'l-güveyru  ebûsen" meselini söyledi. Sanki o bununla bu zina çocuğu benim sulbî çocuğum imiş de nafaka  istiyormuşum diye, beni ittihâm ediyordu. İşbilir ; adamım:

Hayır Ebû Cemile iyi bir kimsedir, dedi.

 (Umer,. arife: Madem ki iyi bir kişidir, haydi git. O buluntu çocuğun nafakası bize âiddir, dedi [65].

 

27-.......Abdurrahrnân ibn Ebî Bekre'den babası. Ebû Bekre ,(R) şöyle demiştir; Peyamber'in huzurunda bir kimse diğer bir kim­seyi övdü. Bunun üzerine Peygamber (S) birkaç kerre: "Yazık olsun sana! Sen arkadaşının boynunu kestin, sen arkadaşının boynunu kestin" buyurdu. Sonra da: "Sizden her kim (dîn) kardeşini çaresiz medhedici mevkiinde bulunuyorsa: Fulân kimseyi (görünüşüyle) iyi sanırım. Onun hesaba çekicisi Allah'tır. Ben, Allah'a karşı kimseyi (sîretiyle) tezkiye edemem. Onu şöyle şöyle kimse zannederim, de­sin! Bunu da (hakîkaten) o kimseyi bu suretle biliyorsa öyle söylesin" buyurdu [66].

 

17- Medh Ve Övgüde Aşırı Gitmenin Mekruh Olması Ve Medhedecek Kimse (Medhedilecek Kişi Hakkında) Bilmekte Olduğu Şeyleri Söylesin (Öteye Geçmesin) Babı

 

28-.......Ebû Mûsâ (R) şöyle demiştir: Peygamber (S) bir kim­senin diğer bir kimseyi övdüğünü ve onu medihde ileri gittiğini işitti de: "Siz o adamı (aldatıp) öldürdünüz"; yâhud: "(Onu şişirerek) ada­mın arkasını yardınız!" buyurdu [67].

 

18- Çocukların Bulûğa Ermelerinin Sınırı Ve Şâhidliklerifnin Hükmü) Babı

 

Ve Yüce Allah'ın şu kavli:

"Sizden olan çocuklar bulûğ çağına ulaştığı zaman, kendilerinden evvelkilerin izin istediği gibi izin istesinler... " (en nûf: 59) [68]; ve Mugîre: Ben oniki yaşında iken ihtilâm oldum, demiştir [69]. Kadınların bulûğu ise hayz iledir. Çünkü bu konuda Azız ve Celîl Allah'ın şu kavli vardır:

"Kadınlarınız içinden artık âdetten kesilmiş olanlarla henüz âdetini görmemiş bulunanların iddetin)de eğer

şübhe ederseniz, onların iddeti üç aydır. Yüklü kadınların iddetleri ise, yüklerini koymaları (ile biter)"

(et-Talâk: 4) [70].

Ve Hasen ibn Salih şöyle demiştir: Komşumuz bir kadına eriştim. O yirmibir yaşında nine olmuştu [71].

 

29-.......Bana Nâfi' tahdîs edip şöyle dedi: Bana İbn Umer (R) şöyle tahdîs etti, demiştir: Rasûlullâh (S) Uhud günü (3. hicret yılı­nın Şevvâl'inde) ondört yaşında bulunan Abdullah ibn Umer'i göz­den geçirdi de (ben İbn Umer'e küçüktür diye harbe katılmaya) izin vermedi. Sonra Hendek günü beni gözden geçirdi. O sırada ben on-beş yaşında idim. Bu defa bana izin verdi.

Nâfi' şöyle demiştir: Ben bir kerre Halifeliği zamanında Umer ibn Abdilazîz'in yanına geldim. Bu İbn Umer hadîsini kendisine tah­dîs ettim. O bana: "Bu onbeş yaş büyükle küçük arasında bir sınır­dır. Küçük yaşın nihayeti, bulûğun başlangıcıdır" dedi. Ve bütün vilâyetlerdeki vâlîlerine onbeş yaşma ulaşanlara vazife ve maaş tah-sîs etmeleri emrini yazdı [72]

 

30-.......Ebû Saîd el-Hudrî (R) şu hadîsi Peygamber'e ulaştırı­yordu: Peygamber (S): "Her baliğ olan kimseye cumua günü yıkan­mak vâcibdir" buyurmuştur [73]

 

19- Hakimin Ua'valıya Yfcmiln Tukuhınujiın Uıncfc Da'vâcıya "Senin Beyyinen Var Mı?" Diye Sorması Babı

 

31-.......Abdullah ibn Mes'ûd (R) bir mecliste: Rasûlullah (S):

—  "Her kim müslümân bir kimsenin malını koparmak için ye­mininde yalancı olarak yemîn ederse, kıyamet gününde o kimse Al­lah'ın öfkesine uğrayarak Allah'a kavuşur" buyurdu, dedi.

İbn Mes'ûd şöyle dedi: Bu sırada meclise el-Eş'as ibnu Kays gel­di de:

— Vallahi bu benim hakkımda söylenmiştir. Şöyle ki: Benimle Yahûdîler'den bir adam arasında (Yemen'de) bir arazî vardı. O be­nim hakkımı inkâr etti. Ben de bu adamı Peygamberdin yanma getir­dim. Rasûlullah (S) bana hitâb ederek: "Senin beyyinen var mı?" diye sordu.

Eş'as dedi ki: Ben:

—  Hayır (benim beyyinem yoktur), dedim.

Eş'as dedi ki: Bunun üzerine Rasûlullah o Yahudi'ye hitaben:

—  "Sen yemîn et!" buyurdu. Eş'as dedi ki: Ben:

— Yâ Rasûlallah! Ona yemîn et dediğin takdirde bu Yahûdî ye­mîn eder ve benim malımı alıp götürür, dedim.

Eş'as dedi ki: İşte bunun akabinde Yüce Allah şu âyeti indirdi: "Hakikat Allah'a olan ahidlerine ve yeminlerine bedel az bir bahâyı (hasîs bir menfaati) satın alanlar! İşte onlar: Onlar için âhirette hiç­bir nasîb yoktur. Allah kıyamet günü onlarla konuşmaz, onlara baknaz, onları temize çıkarmaz. Onlar için pek acıklı bir azâb vardır (Alû İmrân: 77) [74].

 

20- Bâb: Mallarda Da Ve Haddlerde De (Yânî Mal Da'vâlarında.Da, Hadd Da'vâlarında Da) Yemîn, Da'vâlıya Aiddir

 

Ve Peygamber (S) da'vâcıya:

(Senin da'vânı isbât edecek) senin iki şahidindir yâhud (da'vâlıyı temize çıkaracak) onun yemîn etmesidir"

buyurmuştur [75].

Ve Kutebetu'bnu Saîd şöyle dedi: Bize Sufyân ibn Uyeyne, Abdul­lah ibn Şubrume(öl. 144)'den tahdîs etti. O şöyle demiştir: (Me-dîne Kaadısı olan) Ebu'z-Zinâd benimle şahidin şehâdeti ve da'vâcımn yemîni(nin cevazı sözü) hakkında konuştu. Ben Ebu'z-Zinâd'a karşı hüccet getirici olarak: Yüce Allah: "Erkeklerinizden iki şâhidyapın. Eğer iki erkek bulunmazsa o hâlde razı olacağınız şâhidierden bir er­kekle iki kadın. (Bu suretle) kadınlardan biri unutursa, onlardan biri öbürüne hatırlatır" (ei-Bakara: 282) buyurdu, dedim ve: Şahidin şehâdeti ve da'vâcımn yemini ile yetinildiği zaman, iki kadından birinin diğerine hatırlatmasına ihtiyâç olmaz. Bu kadının diğerine hatırlatması ile ne yapılıyor idi? [76].

 

32-.......îbn Ebî Muleyke: Ibnu Abbâs (bana): Peygamber (S) yenimin müddeâ aleyhe üzerine, yânı da'vâlıya âid olmasıyle hükmetti, ı diye yazdı demiştir [77].

 

21- Bab [78]

 

33-...... Ebû Vâil Şakîk ibn Seleme şöyle demiştir: Abdullah ibn Mes'ûd: "Her kim bir yemin eder ve bu yemini ile başkasına âid bir mala hakk kazanırsa, Allah kendisine öfkeli olduğu hâlde Allah'a kavuşur" hadîsini söyledi. Sonra Azız ve Celîl olan Allah bunun tas­diki olarak: "Hakikat, Allah'a olan ahidlerine ve yeminlerine bedel az bir bahâyı satın alanlart işte onlar: Onlar için âhirette hiçbir nasîb yoktur. Allah kıyamet günü onlarla konuşmaz, onlara bakmaz, on­ları temize çıkarmaz. Onlar için pek elemli bir azâb vardır" (Âiu im-râm 77) âyetini indirdi, dedi. Sonra oturduğu yerden bizim yanımıza Eş'as ibn Kays çıkıp geldi ve:

— Ebû Abdirrahmân (ibn Mes'ûd) sizlere ne tahdîs ediyor? di­ye sordu.

Biz de ona İbn Mes'ûd'un bize söylediği hadîsi söyledik. Bunun üzerine Eş'as şunları söyledi:

— İbn Mes'ûd doğru söyledi: Bu âyet, muhakkak ki benim hak-kımda indirildi. Şöyle ki: Benimle başka bir adam arasında bir şey hususunda bir çekişme vardı. Biz da'vâmızı Rasûlullah'a götürdük. Rasûlullah (S): (r(Senin üzerine) senin iki şahidin, yâhud (onun üze­rine) kendi yemini düşer" buyurdu. Ben de Rasûlullah'a: Hasmım olan zât yeminin ehemmiyetine aldırmayarak yemîn eder olduğu za­man? dedim. Bunun üzerine-Peygamber (S): ''Herkim bir yemin eder ve o yemininde yalancı olduğu hâlde bir malı almaya hakk kazanır­sa, o kimse Allah'a, kendisine öfkeli olduğu hâlde kavuşur" buyur­du. Sonra Allah bunun tasdiki olmak üzere o âyeti indirdi. Sonra Peygamber bu Âlu İmrân: 77. âyetini okudu  [79].

 

22- Bâb: Bir Kimse Diğer Birisi Üzerinde Birşey İddia Ettiği Yâhud Bir Adam Diğer Bir Adama Yâhud Kendi Kadınına Zina Suçu Attığı Zaman, Bu İddiacı Ve Suç Atıcıya Beyyine Araması Ve Beyyine Aramak İçin Beklemeye Gitmesi Lâzım Gelir

 

34-.......Bize îkrime, İbn Abbâs(R)'tan tahdîs etti ki, Hilâl ibn Umeyye, Peygamberin huzurunda kendi karısına Şerîk ibn Sehmâ ile zina etti dedi de, karısı üzerine zina suçu attı. Peygamber (S) he­men Hilâl'e hitaben:

—  "Sana (dört şâhidlik) beyyine lâzımdır, yâhud (beyyine getir­mediğin takdirde) sırtında hadd cezası vardır" buyurdu.

Bunun üzerine Hilâl:

— Yâ Rasûlallah! Bizden herhangi birimiz kendi karısının üs­tünde bir erkek gördüğü zaman beyyine, yânî şâhid aramağa mı gi­decek? (Şâhid getirinceye kadar o kimse işini bitirip savuşmaz mı?) diye i'tirâz etti.

Rasûlullah da:

—  "Sen şâhidlerini hazırla, yoksa sırtında (seksen- deynek olan) zina iftirası atma cezası vardır" demeye devam etti.

Ve İbnu Abbâs, (tamâmı Nûr Sûresi'nin tefsirinde gelecek olan) bu Liân Hadîsi'ni zikretti [80].

 

23- İkindiden Sonra Yapılan Yemîn Babı

 

35-.......Ebû Hureyre (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S) şöyle buyurdu: "Üç (şahıs vardır ki) Allah kıyamet gününde onlarla konuş­maz, onlara bakmaz, onları temizlemez ve onlar için elemli bir azâb da vardır: Biri ki, onun yol üstünde (ihtiyâcından) fazla suyu bulu­nur da yolcuları ondan men' eder. ikincisi ki, o da devlet başkanına yal­nız dünyâ metâ'ı için (itaat etmeye) bey'at eder; devlet başkanı onun is­temekte olduğu dünyalığı verirse ona yaptığı itaat bey 'atına vefa eder, vermezse ahdine vefa etmez- Üçüncü kimse şudur: Malını ikindiden sonra pazara çıkarır da: Allah'a yemin ederim ki ben bu mala mu­hakkak şöyle şöyle para vermişimdir, şeklinde yemin ederek bir müşteri ile pazarlığa girişir. Müşteri de bunu doğru sanarak o fiatla malı sa­tın alır'* [81].

 

24- Bâb: Da'vâlı, Kendisine Yemîn Etmesi Vâcib Olmuş Bulunduğu Herbir Yerde Yemîn Eder Ve Bir Yerden Diğer Bir Yere Döndürülmez

 

Medine Vâlîsi Mervân: Zeyd ibn Sabit üzerine minber üstünde yemîn etmekle hükmetti. Zeyd de: Ben onun

için bulunduğum yerde yemîn ederim, dedi ve yemîn etmeye başladı; minber üstünde yemîn etmeyi kabul etmedi. Mervân da Zeyd'in bu hâlinden hayret etmeye başladı [82]. Ve Peygamber (S), Eş'as ibn Kays'a:

"Senin üzerine iki şahidin yâhud hasmın üzerine ise onun yemini düşer" buyurdu da, bir mekânı bırakıp diğer bir mekânı tahsîs ve ta'yîn etmedi [83].

 

36-.......Abdullah ibn Mes'ûd (R)'dan: Peygamber (S): "Her kim yemini ile bir malı kesip almak için yalan bir yemîn ile yemin ederse, Allah'a, kendisine öfkeli olduğu hâlde kavuşur" buyurmuş­tur " [84]

 

25- Bâb: (Kendilerine Yemîn Etmeleri Vâcib Olan) Rir Topluluk Yemine Davrandıkları Zaman (Evvelâ Hangisi Başlar)? [85]

 

37-.......Bize Ma'mer ibn Râşid,Hemmâm'dan; o da Ebû Hureyre (R)'den haber verdi ki: Peygamber (S) bir cemâate yemîn teklif etmişti de hepsi birden çabuklukla yemîn etmeye davranmışlardı. Bu­nun üzerine Peygamber, hangilerinin (diğerlerinden önce) yemîn ede­ceği hususunda kur'a atmalarım emretmiştir [86].

 

26- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı:

 

'Hakikat, Allah 'a olan ahidlerine ve yeminlerine bedel az bir bahâyı satın alanlar.., " (âiu imrân: 77)

 

38-.......Bana İbrâhîm Ebû îsmâîl es-Seksekî tahdîs etti. O, Ab­dullah ibn Ebî Evfâ(R)'dan şöyle derken işitmiştir: Bir kimse çarşı­da metâ'ını satmaya arzetti (ve malına bir alıcı çıktı. Pazarlık esnasında) satıcı müşterisine Allah adiyle yemîn etti de, müşterinin vermediği fıatı, muhakkak kendisinin o malı alırken vermiş olduğunu söyledi. İşte (bu gibi yemînler üzerine) "Hakikat, Allah'a olan ahidlerine ve yeminlerine karşılık az bir bahâyı satın alanlar..." (Âiu imrân: 77) âyeti indi.

Geçen sened ile Abdullah ibn Ebî Evfâ (R): "en-Nâcişu", ribâ yiyicisi ve hâin'dir, demiştir [87].

 

39-.......Abdullah ibn Mes'ûd (R)'dan (şöyle demiştir): Peygam­ber (S) şöyle buyurdu; "Her kim bir insanın (yâhud dîn kardeşinin demiştir) malını kesip almak için yalancı olarak bir yemîn üzerine ye­min ederse, Allah'a, Allah ona öfkelenmiş olduğu hâlde kavuşur". Ve Allah, Kur'ân'da bunun tasdikini indirdi: "Hakikat, Allah 'a olan ahidlerine ve yeminlerine bedel az bir bahâyı satın alanlar... "(Âiu lmrân: 77).

(Râvî Ebû Vâil dedi ki): Bana el-Eş'as kavuştu da: Abdullah ibn Mes'ûd bu gün size ne tahdîs etti? dedi. Ben de: Şu ve şu hadîsleri söyledi, dedim. el-Eş'as: Bu (Âiu imrân: 77) âyeti benim hakkımda in­dirildi, dedi [88].

 

27- Bâb: Nasıl Yemîn Verdirilir? [89]

 

Yüce Allah: "Size gelirler, gönlünüzü hoş etmek için Allah'a yemin ederler..." <et-Tevbe: 62), Ve Azîz-Celîl

Allah'ın şu kavli: "Sonra: Biz iyilikten ve ara bulmaktan başka bir şey arzu etmedik, diye Allah'a and ederek sana geldiler" (en-Nisâ: 62) [90].

"Billahi, Tallahi, Vallahi" denilir [91]. Peygamber (S): "Ve bir kimse de şudur ki, ikindiden

sonra yalancı olarak Allah'a and eder" [92]. Ve Allah'tan başkası ile yemîn verdirilmez [93].

 

40-.......Mâlik ibn Ebî Âmir, Talha ibn Ubeydillah'tan işitmiştir; o şöyle diyordu: Bir kimse Rasûlullah'a geldi. Bir de gördük ki, o Rasûlullah'a İslâm'ın ne olduğunu soruyor. Bu suâle karşı Rasû-lullah (S):

—  "Bir gün ve bir gece içinde beş namaz" buyurdu. O zât:

—  Üzerimde bu namazlardan başkası olacak mı? dedi. Rasûlullah:

—  "Hayır, ancak kendiliğinden kılarsın*" buyurdu. Ondan sonra Rasûlullah:

—  "Bir de ramazân orucu1' buyurdu. O zât:

—  Üzerimde bundan başkası da olacak mı? dedi. Rasûlullah:

—  "Hayır, ancak kendiliğinden tutarsın1' buyurdu. Talha dedi ki: Rasûlullah zekâtı da ona söyledi. O zât yi

—  Üzerimde bundan başkası da olacak mı? diye sordu. Rasûlullah yine:                                    

—  "Hayır, kendiliğinden verebilirsin" buyurdu. Bunun üzerine o zât:

—  Vallahi bunun üzerine artırmam da, eksiltmem de, diyerek arkasına dönüp gitti.

(Bunu duyunca) Rasûlullah (S):

—  "Eğer doğru söylüyorsa felah buldu gitti" buyurdu [94].

 

41-.......Nâfi', Abdullah(R)'tan zikretti ki, Peygamber (S): "Ye­min edecek olan kimse Allah 'a yemîn etsin yâhud sussun" buyurmuş­tur [95].

 

28- Da'vâlının Yemininden Sonra Beyyine Getiren Kimsefnin Beyyinesi Kabul Edilir Mi, Edilmez Mi?) Babı [96]

 

Ve Peygamber (S): "Belki sizden bâzımı (haksızken) hüccetini diğerinden daha düzgün söyler, ben de onun

lehine hükmedebilirim../' buyurdu [97]

Tâvûs ibn Keysân, İbrâhîm en-Nahaî ve Kaadı Şurayh de: Adil ve razı kılıcı beyyine, yalan yeminden haklıdır, demişlerdir [98].

 

42-.......Peygamber'in zevcesi Ümmü Seleme (R)'den: Rasûlul­lah (S) şöyle buyurmuştur: "Sizler bana çekişmenizi arzedip muha­keme oluyorsunuz. Belki sizin bâzınız (haksızken) hüccetini diğerinden daha düzgün ifâde eder (ben de onun lehine hükmedebilirim). Bu se-beble ben kimin lehine onun sözüne tutunarak kardeşinin hakkından birşey hükmetmiş isem, ben ona ancak ateşten bir parça kesmişim-dir. Sakın o (hükmümle kestiğim) bu parçayı almasın"[99].

 

29- Va'dine Vefa Edip Yerine Getirilmesini Emreden Kimse Babı

 

Ve el-Hasen bu va'di infaz etme fiilini yapmıştır.    ' Azîz ve Celîl olan Allah da kendi Kitâb'ında İsmail'i

zikredip: "Çünkü o sözünde sâdıktı" (Meryem: 54) buyurmuştur.

Küfe Kaadısı ıbnu'1-Eşa', va*din infaz edilmesi ile hükmetti de, kendisi bu hükmünün SemureMen

olduğunu söyledi [100]. Mısver ibn Mahreme de şöyle demiştir: Ben

Peygamber(S)*den işittim. Peygamber bir yakınım (yânî kızı Zeyneb'in kocası olan Ebu*l-Âs'ı) zikretti de:

"O bana va'd etti de, bana olan va'dine vefa etti" buyurdu [101].

Ebû Abdillah Buhârî dedi ki: Ben İshâk ibn İbrahim'i gördüm. O İbn Eşva'ın (Semure'den rivayet ettiği) hadîsi ile va'din infazının vucûbuna hüccet getiriyordu.

 

43-......Abdullah ibn Abbâs (R) haber yerip şöyle demiştir: Bana Ebû Sufyân şöyle haber verdi: Hırakliyus Ebû Sufyân'a: Ben sana Muhammed ne emrediyor? diye sordum. Sen O'nun namaz kılmak­la, doğru olmakla, iffetli olmakla, ahde vefa etmekle, emâneti yeri­ne edâ etmekle emrediyor olduğunu söyledin, dedi ve: "İşte bunlar peygamber sıfatıdır" diye ilâve etti [102].

 

44-.......Ebû Hureyre (R)'den (şöyle demiştir): Rasûlullah (S):

"Münâfıkın alâmeti üçtür; Söz söylediği zaman yalan söyler; kendi­sine birşey emniyet edildiği zaman hıyanet eder; va "d ettiği zaman sö­zünde durmaz" buyurmuştur [103].

 

45-.......Câbir ibn Abdillah (R) şöyle demiştir: Peygamber (S) vefat ettiği zaman Ebû Bekr'e (Bahreyn'den) el-Alâ ibn el-Hadramî tarafından birçok mal geldi. Ebû Bekr: "Her kimin Peygamber üze­rinde bir alacağı yâhud Peygamber tarafından kendisine yapılmış bir va'd varsa bize gelsin!" dedi.

Câbir dedi ki: (Bu i'lân üzerine ben Ebû Bekr'e gittim ve): Ra­sûlullah (S) bana şöyle şöyle şöyle vermeyi va'd etmişti, dedim. Ebû Bekr üç kerre iki elini açıp yaydı. Câbir dedi ki: Ebû Bekr benim eli­min içine beş yüz saydı. Sonra beş yüz saydı. Sonra beş yüz saydı [104].

 

46-.......Saîd ibn Cubeyr şöyle demiştir: Hîve şehri ahâlîsinden bir Yahûdî bana: Mûsâ Peygamber, Şuayb Peygamber'in teklif etti­ği iki müddetin hangisini yerine getirmiştir? diye sordu. Ben Yahü-dî'ye: Bilmiyorum; Mekke'ye, Arab'ın âliminin yanına gideyim de bunu ondan sorup öğreneyim, dedim. Sonra Mekke'ye geldim ve bunu İbn Abbâs'a sordum. İbn Abbâs: Mûsâ o iki müddetten en çok ve Şuayb'a en hoş olanım yerine getirmiştir. Çünkü Allah elçisi söyledi­ği zaman onu yapar, dedi [105].

 

30- Bab: Şirk Ehlinden Şâhidlik Ve Diğer Şeyler İstenilmez

 

eş-Şa'bî de şöyle demiştir:

Diğer dînler sahihlerinin bâzısının diğer bâzısı üzerine şâhidliği caiz olmaz. Çünkü Yüce Allah'ın şu kavli vardır:

"Biz de aralarına kıyamet gününe kadar düşmanlığı ve kîni yapıştırdık... " (ei-Mâide: 14)[106].

Ebû Hureyre de Peygamber(S)'den şu hadîsi söyledi:

"Sız kitâb ehlinin sözlerini tasdik etmeyin; onları tekzîb de etmeyin. Siz şunu söyleyin: Biz Allah'a inandık ve

bize indirilene; îbrâhîm'e, ismail'e, İshâk'a, Ya'kûb'a ve torunlarına indirilenlere; Musa'ya, isa'ya verilenlere ve bütün peygamberlere Rabb 'teri katından verilen kitâblara îmân ettik; onlardan hiçbirini diğerinden

ayırmayız. Biz Allah'a teslim olmuşlarız" (ei-Bakara: i36) [107].

 

47-.......İbni Abbâs (R) şöyle demiştir: Ey müslümânlar toplu­luğu! Sizler kitâb ehline nasıl soru soruyorsunuz? Hâlbuki Peygam-ber'inizin üzerine indirilmiş olan Kitâb'mız, Allah katından indirilen haberlerin en yenisidir. Sizler O'nu hiç karıştırılmamış olarak oku­maktasınız. Ve hâlbuki Allah (kendi Kitabı içinde) sizlere, kitâb ehli milletlerin Allah'ın yazdığı şeyleri tebdil ettiklerini ve kendi elleriyle Allah Kitâbı'nı değiştirip başkalaştırdıklarmı ve karşılığında az bir bahâyı satın almaları için "Bu Allah kalındandır" dediklerini kat'-iyyetle söylemiştir (ei-Bakara: 79). Size gelmiş olan ilim, onlara herhan­gi birşey sormaktan sizleri nehyetmiyor mu? Allah'a yemîn ederim ki biz onlardan hiçbir kimseyi asla sizin üzerinize indirilmiş olan Ki-tâb'dan sorar görmemişizdir [108].

 

31- Müşkil İşlerde Kur'a Çekme(Nîn Meşrû'luğu) Babı

 

Ve Yüce Allah'ın şu kavli:

"Bunlar sana vahyetmekte olduğumuz gayb haberindendir. Meryem 7 onların hangisi himayesine alacak diye kalemlerini atarlarken, sen yanlarında yoktun" (Âlu İmrân: 44) [109].

İbn Abbâs da: Onlar kur'alarını attılar. (Ürdün Nehri'ne attıkları) kalemler, suyun akışıyle beraber aktılar. Zekeriyyâ'nın kalemi ise suyun akışına üstün geldi ve Zekeriyyâ, Meryem'i himayesine aldı, demiştir. Allah'ın: "Fe sâheme fe kâne mine mudhadıyn" (es-safmt: i4i) kavlindeki "Sâheme", "Kur'a attı"; "Mine'l-mudhadıyn", "Mine'l-meshûmiyn(yânî kur'a çekilip yenilenlerden oldu)" demektir [110].

Ebû Hureyre: Peygamber (S) bir topluluğa yemîn teklif etti. Hepsi yemîn etmeye davrandılar. Bunun üzerine

Peygamber, evvelâ hangisinin yemîn edeceğini belirlemek üzere, aralarında kur'a çekilmesini emretti, demiştir [111].

 

48-.......en-Nu'mân ibn Beşîr (R) şöyle diyordu: Peygamber (S) şöyle buyurdu: "Allah'ın sınırları hususunda gösteriş yapıp onları zayi' eden ve onların içine düşen kimselerin benzeri, şu topluluğun benze­ri gibidir: Onlar bir gemi üzerine kur'a attılar. Neticede bâzıları ge­minin aşağı katında, diğer bâzıları da geminin yüksek katında oldular. Geminin alt katındakiler suya, üst kattakilerin üzerinden geçiyor­lardı. Üsttekiler onların bu gidiş gelişleriyle eziyet duyuyorlardı. Der­ken su getirenlerden biri bir balta aldı da geminin aşağısını delmeye başladı. Gemidekiler onun yanına gelip: Sen ne yapıyorsun? dediler. Oda: Sizler benim yüzümden eziyettendiniz. Benim için de sudan ayrı kalmak kaabil değil, dedi. İşte bu durumda eğer o gemidekiler bu ki­şinin elleri üzerinden yakalar da onu men' ederlerse, hem onu kur­tarmış olurlar, hem de kendilerini kurtarırlar. Eğer onu serbest bıraksalardı, hem onu helak etmiş, hem de kendilerini helak etmiş olurlar" [112].

 

49-.......Zuhrî şöyle demiştir: Bana Hârice ibn Zeyd el-Ensârî tahdîs etti ki: Ensâr kadınlarından ve Peygamber'e bey'at etmiş olan Ümmü'1-Alâ ona şöyle haber vermiştir: Ensâr, Muhacirlerdi evlere yerleştirme kur'ası çektikleri zaman, Usmân ibn Maz'ün'un yerleş­me kur'ası bize düştü. Onun için Usmân ibn Maz'ûn bizde ikaamet etti. Fakat Usmân bir müddet sonra hastalandı. Biz ona evimizde has-tabakıcılık yaptık. Nihayet öldü. (Yıkadıktan sonra) onu kendi el­bisesi içine koyup kefenledik. Rasûlullah yanımıza girdi. Ben (cenazeyi tezkiye olarak):

— Yâ Ebâ Saib! Allah'ın rahmeti senin üzerine olsun! Senin hak­kında bildiğim ve bu cemâate bildirmek istediğim şudur ki: Allah sa­na (âhirette) muhakkak ikram etmiştir, dedim.

Peygamber (S) bana hitaben:

—  "Allah 'in bu ölüye ikram ettiğini sana bildiren nedir?" dedi. Ben de:

— Babam, anam sana feda olsun yâ Rasûlallah, ben bunu bil­miyorum, dedim.

Bunun üzerine Rasûlullah:

—  "Usmân ibn Maz'ûn'a gelince, vallahi şimdi ona yakîn, yânî ölüm gelmiştir. Ben de onun için elbette hayır ve saadet umarım. Yi­ne Allah'a ye mîn ederim ki, ben Allah'ın Rasûlü iken, bana (yarın Allah tarafından) ne muamele edileceğini bilmem" buyurdu.

Ümmü'1-Alâ dedi ki: Vallahi ben bundan sonra ebediyyen hiç­bir kimseyi tezkiye etmem. Rasûlullah'm bu sözü beni hüzünlendir­di. Yine Ümmü'İ-Alâ: Sonra ben uyudum. Ru'yâmda bana Usmân'a âid devamlı akan bir pınar gösterdiler. Akabinde ben Rasûrullah'a geldim ve bu ru'yâmı kendisine haber verdim. Rasûlullah (S):

—  "Bu pınar onun (kesilmeyen) amelidir" buyurdu [113].

 

50-.......Âişe (R) şöyle demiştir: Rasûlullah bir sefere gitmek istediğinde kadınları arasında kur'a çekmek i'tiyâdında idi. Kadın­lardan hangisinin kur'ası çıkarsa, Rasûlullah beraberinde o kadın ola­rak yola çıkardı. Ve yine Rasûlullah, kadınlarından her kadının-gününü ve gecesini ayırırdı. Yalnız Şevde bintu Zem'a, gününü ve gecesini, bununla Rasûlullah'm hoşnûdluğunu istemek için, Peygam-ber'in zevci Âişe'ye hibe etmişti [114].

 

51-.......Ebû Hureyre(R)'den (şöyle demiştir): Rasûlullah (S) şöyle buyurdu: "İnsanlar ezö/z(okumak)cfo ve birinci saf/ta bulun­makta ne(hayır ve bereket)ter olduğunu bilselerdi, onlara nail olmak için kur'a atmaktan başka bulamasalar, muhakkak kur'a atarlardı. Her namazın ilk vaktinde{k\ cemâatlerde) olan fazileti bilselerdi, on­lara yetişmek için muhakkak birbirleriyle yarış ederlerdi. Yatsı ile sa­bah namâzlarındaki ilâhî lûtufları bilselerdi, emekleye emekleye (veya kıç üstünde sürüne sürüne) de olsa, muhakkak onlara giderlerdi" [115].

 



[1] eş-Şehâdet; Dördüncü ve beşinci bâbdan masdardır. Bir nesnenin hakikatine muttali' olup, kesin bilmek ma'nâsmadır... Müellifin Basâir'de beyânına göre Şuhûd ve Şehâde, Müşahede ile beraber huzur ma'nâsma konulmuştur. Ve o basar ile ve basiret ile olur ki, ilim olacaktır (Kaamûs Ter,},

Cevheri, lügat yönünden Şehâdet, kesin haberdir, demiştir. Şeriat ıstılahında Şehâdet, görülüp bilinen şeyden Şehâdet lâfzıyle hâkimin huzurunda haber ver­mektir ki, bu ihbar bir kimsenin diğer kimse üzerindeki hakkını isbât için olur. Bu muhbire Şâhid, o kimseye Meşhudun leh, diğer kimseye de Meşhudun aleyh ve o hakka da Meşhudun bih denilir.

İhbarlar üç nev'e ayrılır: a. Bir kimsenin diğer bir kimse üzerindeki hakkı­nı ihbar olur ki, bu Şehâdet'tir. b. Muhbirin başkası üzerindeki hakkını ihbar olur ki, bu da Da'vo'dır. c. Bunun aksine olarak başkasının muhbir üzerindeki hakkını ihbar olur ki, bu da İkrâr'du (Ta'rîfâtu Seyyid).

[2] Buhâri bir hadîs metni olan bu başlıktan sonra, delil getirmenin da'vâlı üzerine vâcib olduğu hususunda Kur'ân nassmdan el-Bakara: 282. âyetiyle en-Nisâ: 135. âyetlerini tam olarak getirmiştir.

[3] el-Bakara: 282. âyeti, Kur'ân'ın tam bir sahîfesİnİ dolduran en uzun âyettir; bu "Mudâyene (= Borçlaşma) âyeti" denilmekle meşhurdur. Bu âyet borçlaşma sırasında bir adalet kâtibi, yânî noter huzurunda tesbît edilmesi gerek bütün hu­kukî esasları toplayıp Öğretmektedir.

Bu âyetin başlığa delîlliği şöyledir: Beyyinesiz da'vâhnın sözüne i'tibâr olun-saydı kitabete, imlâya, şâhid tutmaya luzûm görülmezdi. Madem ki bu beyyi-neîere luzûm ve ihtiyâç olduğu bu borçlaşma âyetiyle öğretilmiştir, o hâlde da'-vâcıya beyyine getirmesi gerekir.

en-Nisâ: 135. âyetinin başlığa delîlliği de şöyle belirtilmiştir: Allah bu âyetle mü'minlere nefislerine âid olsa bile doğruluktan ayrılma-yıp, hakk ve hakikati i'tirâf etmelerini emrediyor. Bu hâlde müddeinin iddiası karşısında -ister tasdîk, İster tekzîb etsin- da'vâhnın sözü mu'teber oluyor. Şa­yet da'vâlı, da'vâcının sözünü yalanlarsa, beyyine getirmek müddeiye, yânî da' vâcıya yönelir.. (Aynî).

Buhârî, bu başlık altında bu âyetlerle yetinip, başka bir hadîs getirmedi,

esasen başlık bir hadîs metnidir.

[4] Hadîsin başlığa uygunluğu "Biz onun hakkında hayırdan başka bir şey bilmi­yoruz..." sözündedir.

Buhârî bu meşhur hadîsi Sahîh'inin, Şehâdetler, Mağâzî, Tefsîr, Eymân, Nuzur, Tevhîd Kitâbları'nda sevkettiği çeşitli mes'elelere delîl olmak üzere ayrı sened ve metinlerle getirmiştir.

Burada bu hadîsi kısaca getirip, başlığın cevâbını vermek istemiştir. Bu ha­dîsi Müslim de Tevbe Kitâbı'nda getirmiştir.

[5] Amr ibn Hureys'in bu sözünü Beyhakî rivayet etmiştir. Yânî borcunu açıkta i'tirâf etmeyen, fakat alacaklı ile yalnız kaldığı zaman i'tirâf eden fâcır kimse­nin bu İ'tİrâfmı, gizlenmiş olan bir kimse işitir de, onun bu işitmesıyle amel olu­nur. Şafiî, Mâlik, Ahmed de buna kaail oldular. Ebû Hanîfe bunu kabul etmez

[6] Bunların bu fetvalarını İbn Ebî Şeybe senedli olarak rivayet etmiştir.

[7] el-Hasen el-Basrî'nin bu sözünü de İbn Ebî Şeybe senedli olarak rivayet etmiştir.

[8] Hadîsin başlığa uygunluğu "RasûSullah, İbn Sayyâd'ı gafil yakalamak ve İbn Sayyâd kendini görmeksizin onun husûsî hayâtını görmek, ondan herhangi bir­şey işitmek istiyordu" sözünden alınır.

Bu hadîs Cenazeler Kitâbi'nda da geçmişti.

[9] Hadîsin başlığa uygunluğu, kapının dışında bulunan Hâlid'in, içerdeki kadının Peygamber'in yanında erkeklik âletini dile getirerek açık saçık konuşmalarını işitmesi ve Ebû Bekr'e hitâbla kadının sözlerini çirkin saydığını ifâde etmesidir. İşte bu nokta başlığa delildir. Çünkü Hâlid, kapının dışından, kadınla perde­lenmiş iken bu sözleri İşitmiş; Ebû Bekr'e hitâb etmiş; Peygamber onun dışarı­da iken bu sözleri işittiğine İ'timâd ederek, onu reddetmemiştir. Bu hadîsi Müslim de Nikâh Kitâbi'nda getirmiştir.

[10] Çünkü bu müsbettîr; müsbet ile menfînin önüne geçirilir.

[11] Buhârî el-Humeydî'nin bu görüşünü bildiren hadîsi Zekât Kitâbi'nda "Onda bir vergisi bâbı"nda senedli olarak uzun bir metin ile getirmişti. Hurma topla­yan bir kadının bahçesinin mahsûlünün mikdârı tahmîn edilmişti.

[12] Yânî Bilâl'in şehâdetini, Fadl'ın rivayetinden üstün tuttular. Çünkü şehâdette bir üim ziyâdeliği vardır. Bu şöyle sûretîendirilir: Fadl'm "Namaz kılmadı" sö­zünün ma'nâsı, Fadl, Peygamber'in namaz kıldığını bilmedi; belki o duâ ve ben­zeri birşeyle meşgul bulunuyordu da bu sebeble Peygamber'in namaz kıldığını görmedi ve zannryle amel ederek namaz kılmasını nefyetti.

[13] Çünkü başkasının bilmemesi, onu bilenin bilgisine engel olmaz.

[14] el-Kirmânî şöyle dedi: Peygamber: "Bu söz söylenmişken nasıl olur?" sözüyle ayrılmayı emretti. Bu da hüküm gibi oldu. Emziren kadının haber vermesi de şehâdet gibi oldu. Bâzıları şöyle dedi: Kadın emzirmeyi isbât etti. Ukbe bunu nefyetti. Peygamber kadının sözünü işitti de Ukbe'ye ayrılmayı emretti. Bu emir ya vucûbendir, ya da takva yolu üzere nedb olaraktır.. (Aynî).

Buhârî bu hadîsi îlim Kitabı, "Meydana gelen bir mes'eleyİ sormak husu­sunda yolculuk etmek bâbı"nda getirmişti.

[15] Buhârî bu âyetlerden birincisini, adaletin şâhidlerde şart olduğuna; ikincisini, şehâdetten men' edici bir sebebden dolayı şahîdlerden razı olunmazsa, şehâdet-lerinin kabul edilmeyeceğine delîl olarak getirmiştir.

[16] Hadîsin başlığa uygunluğu, adaletli kimse, kendisinde hiçbir şübhe bulunma­yan kişi olması yönündendir.

Bu hadîs, Buhârî'nin Müslim'den ayrı olarak rivayet ettiklerindendir.

[17] Mes'elede görüş ayrılıkları olduğu için Buhârî hükmü açıkça söylemedi. Mâlik ile Şafiî cerhde ve ta'dîlde iki.kişiden aşağısı kabul olunmaz dediler. Ebû Hanî-fe bir kişinin tezkiyesi kabul olunur, dedi. Muhammed ibn Hasen de Şafiî ile beraberdir (Aynî).

[18] Hadîsin başlığa uygunluğu Ebû Hanîfe'nin tezkiyede bir kişi yeter görüşü üze­redir. Çünkü mü'minler sözü elif lâm ile söylenmiştir. Elif lâm cem'e girince, cem'iyeti ibtâl edip, cinsiyeti bırakır. Cinsiyetin en.azı da birdir. Bu da Umer'in sözü ile kuvvet buluyor (Aynî).

[19] Bunun da başlığa uygunluğu, bundan evvel geçenin uygunluğu gibidir. Bu ha­dîsler Cenazeler Kitâbı'nda da geçmişti.

[20] Bu, Buhârî'nin Radâa Kitâbı'nda ulanmış olarak getirdiği Ümmü Habîbe hadî­sinden bir parçadır. Buhârî bu parçayı burada, başlıkta süt emme sözü olduğu için getirmiştir

[21] Hadîs başlıktaki "Süt işinde teennî edip subûtu araştırma" kısmına uygundur. Bu uygunluk şöyledir: Çünkü Âişe, kendisi ile Eflah arasındaki süt emme hük­münde teennî edip subûtunu araştırmıştır. Âişe'nin teennisine delîl ise, bunu Ra-sûlüllah'tan soruncaya kadar Hakem'e izin vermemesidir.

[22] Hadîsin başlığa uygunluğu, içinde süt emme hükmü bulunması yönündendir. Buhârî bunu Nikâh Kitâbı'nda da getirmiştir.

[23] Hadîsin başlığa uygunluğu, içinde süt emme hükmü bulunması yönündendir

[24] Hadîsin başlığa uygunluğu gizli değildir.

Hadîsteki son cümle edebî ve hukukî bir vecizedir ve: "Kendisiyle harâmlık sabit olan emme, yalnız açlığını sütle telâfi edebilen emzik çağındaki çocuk hak­kında mu'teberdir" demektir. Çocuğun bedenî gelişmesi yalnız sütle olduğu için, çocuk emziren kadının kendi doğurduğu çocuğu gibi kendisinin bir cüz'ü ve vü­cûdunun bir parçası oluyor.

Hadîsin sonundaki mutâbaayı Müslim rivayet etmiştir.

[25] Bu âyetteki istisna, tevbe ettiği zaman zina iftiracısının şâhidliğini caiz kılanla­rın dayanağıdır.

[26] Bunu Şafiî, ulaştırılmış olarak rivayet etti.

[27] Bu ikisini Taberî, senedleriyle rivayet etti.

[28] Bunları ŞâfİÎ, Taberî, Bagavî rivayet ettiler.

[29] Ebu'z-Zinâd'm sözünü Saîd Mansûr rivayet etti.

[30] Bunu Taberî rivayet etti.

[31] Bu, Sevrî'nin kendi Câmfinde bulunan rivayetlerdendir.

[32] Bu hadîs, biraz sonra ulaştırılmış olarak gelecektir.

[33] Bu da Tebûk gazvesi İle Berâe Sûresi tefsirinde senedü olarak gelecektir.

Buhârî, bu "Bâzı Âdem oğulları" ta'bîriyle Ebû Hanîfe'den naklolunan görüşlerde ihtilâf bulunduğuna işaret etmiş gibidir (îbn Hacer).

[34] Hadîsin başlığa uygunluğu "Sonra tevbesi güzel oldu" sözünden alınır. Çünkü bunda, hırsız tevbe ettiği ve hâli güzel olduğu zaman şâhidliğinin kabul edilece­ğine delâlet vardır. Buhârî kendi görüşünde arada fark olmadığı için zina iftira­cısını hırsıza katmıştır.

[35] Bu hadîsi Müslim de Hudûd'da getirmiştir.

[36] Hadîsin başlığa delîl olan yeri son cümleleridir. Bu hadîs biraz farklı bir lafız ile Hibe Kitâbı'nda da geçmişti

[37] Hadîsin başlığa uygunluğu "Şâhidlik etmeleri istenmeden şâhidlik edecekler" sözündedir. Çünkü şâhidlik istenmeden evvel şâhidlik yapmakta zulüm ma'nâ-sı vardır.

Hadîsteki "Karn = Asr" sözünün ta'yîninde 20, 30, 60, 70, 80, 100 ve 120 şeklinde çeşitli görüşler İleri sürülmüş. Yüz senedir diyenler Peygamber'in bir çocuğun başına el sürerek "Sen bir kam yaşa" diye duâ etmesi ve bu çocuğun da 100 sene yaşamış olması hadîsini delîl yapmışlardır.

[38] Hadîsin başlığa uygunluk noktası, bu üç asır halkından sonra geleceği bildirilen bir takım kavimlerin dînî, ahlâkî kaaidelere bağlanmayarak, bazen önce şehâ­det, sonra yemîn etmeleri; bazen evvelâ yemîn, sonra şehâdet eylemeleridir ki, bunlara ehemmiyet vermemek ise bir zulüm ve haksızlıktır.

[39] İbrahim'in bu sözü de geçen senedle ulaştırılmıştır. Buhârî, ibrahim'in bu sö­zünü ilk asırlarda şâhidlik ve yemîn mes'elelerine verilen ehemmiyeti göstermek için getirmiştir

[40] Buhârî buradaki el-Furkaan: 72. âyetini yalan şâhidliği hakkında ağırlaştırma ve tehdîd konusuna delîl olmak üzere;

el-Bakara: 283. âyetinin bir kısmını da "Şâhidliği gizlemek ve yerine getirmemek" hakkında delîl olmak üzere;

en-Nisâ: 135. âyetinin bir cümlesini de, şâhidlikte dilleri eğip bükmemek, doğruyu olduğu gibi söylemek gerektiği hakkında bir delîl olmak üzere getir mistir. Âyetlerin bu konulara delîlliği yerindedir. Son âyet hakkında getirdiği ma'nâ, Alî ibn Ebî Talha el-Hâşimî yoluyla İbn Abbâs'tan gelen bir tefsîrdir

[41] Hadîsin başlığa uygunluğu "Yalan şâhidliği yapmak" fıkrasındadır. Hadîsin sonundaki mutâbaalar, Buhârî ve diğer hadîs imâmlannca çeşitli yerlerde rivâ yet edilmişlerdir

[42] Hadîsin başlığa uygunluğu gizli değildir. Sondaki mutâbaaları Buhârî ve diğer hadîs imamları rivayet etmişlerdir. Burada Abdurrahmân'm tahdîsİni göster­mek için getirmiştir.

[43] Burada isimleri verilen bu büyük âlimlerin bu görüş ve sözlerini Saîd ibn Man-sûr, İbn Ebî Şeybe senedleriyle rivayet etmişlerdir

[44] eş-Şa'bî ile el-Hakem'in bu sözlerini İbn Ebî Şeybe rivayet etmiştir.

[45] ez-Zuhrî'nin bu naklini el-Karâbîsî Edebu'l-Kadâ'da senediyle getirmiştir.

[46] Süleyman ibn Yesâr'in bu hadîsi hakkında söz, Itk Kıtâbı'nın sonlarında geç­mişti. Bu hadîste Aişe'nin ister kendi mülkiyetinde, ister başkasının mülkiye­tinde olsun, müsâvî olarak köleye karşı örtünmeyi terketme görüşünde idi. Burada Âİşe'nin, onu, dışarıda olduğu için görmediği hâlde sesinden tanıması, başlığa uygun olan bir rivayettir.

[47] Hadîsin başlığa uygunluğu, Peygamber, şahsım görmediği hâlde mescid içinde Kur'ân okuyan adamın sesine i'timâd etmiş olmasıdır.

Burada ayrı ayrı iki hadîs getirilmiştir, ikinci hadîs Abbâd yoluyla Âişe' den gelen ziyâde rivayettir. İkinci hadîsin metninde, hadîsin gelme sebebi olan zâtın ismi de Abbâd olduğu için, ikisinin bir zât olduğu sanılmamalıdır. Sened-deki Abbâd, Abbâd ibn Abdillah ibn Zubeyr'dir; tabiîdir. Abbâd ibn Bişr ise sahâbîdir; Bedir ehlİndendir.

[48] Hadîsin buraya delîlliği: Sahâbîlerin körün sesine i'timâd eder olmaları yönü­dür. Hadîs, Ezan Kitâbı'nda "Körün ezan okuması bâbi"nda da geçmişti.

[49] Hadîsin başlığa uygunluğu, Peygamber'in şahsını görmeden Mahreme'yi sesin­den tanıyıp, bu sese i'timâd ederek kaftanı alıp dışanya çıkması yönündendir. Hadîsin bir rivayeti Hİbe'de de geçmişti

[50] Buhârî bâb başlığında âyetin bu kısmını zikretti. Çünkü âyetin bu parçası ka­dınların erkeklerle beraber şâhidliğinin cevazına delâlet etmektedir.

[51] Hadîsin başlığa uygunluğu gizli değildir. Bu hadîs daha uzun bir metin ile Hayz Kitâbı'nda da geçmişti.

Kadın hayız, nifâs gibi kadınlara mahsûs hâllerde yan hasta sayılır. Bu hâl­lerde ruhî bakımdan da zayıftır. İşte bu sebeble kadın, bilhassa bu sırada zabt ve eda yönünden eksiktir. Peygamber bu hakikati ifâde etmiş oluyor.

[52] Enes'in bu sözünü îbn Ebî Şeybe senedli olarak rivayet etti.

[53] Şurayh'm sözünü İbn Ebî Şeybe ile İbn Mansûr rivayet ettiler.

[54] İbn Sîrîn'in bu sözünü imâm Ahmed'in oğlu Abdullah rivayet etmiştir.

[55] el-Hasen ile îbrâhîm'in bu sözünü îbn Ebî Şeybe senedli olarak rivayet etmiştir.

[56] Kaadı Şurayh'ın bu sözünü îbn Ebî Şeybe senediyle rivayet etmiştir. îbnu's-Seken'in rivayetinde bu söz "Hepiniz erkek ve dişi kölelersiniz" şeklinde olup "Oğullan" lâfzı yoktur.

Üç imâm, kölenin şâhidliğini mutlak olarak kabul etmemekte ittifak etmişler ve: Çünkü köle, eksik hâili ve aldırması azdır. Onun için bu emânet ona elveriş­li olmaz, demişlerdir. Hanbelîler kölenin şâhidliğini haddlerde bile kabul etmiş­lerdir (Kastallânî).

[57] Hadîsin başlığa uygunluğu şu yöndedir: Anılan dişi kölenin şâhidliği kabul edilmiş olmasaydı, onun sözüyle amel edilmezdi. İşte kadın kölenin şâhidliğinden dola­yı, Peygamber Ukbe'ye, bu köle kadının sözü sebebiyle karısından ayrılmayı emretmiştir (Aynî).

[58] Süt emziren kadının tek başına yaptığı şehâdeti kabul edenler, bu hadîsi delîl edinmişlerdir.

Cumhur ise geçen hadîsteki "Onu o kadından nehyetti" sözündeki nehyi, tenzîhe; bu hadîsteki "O kadım kendinden terket" emrini de irşada hamletmiş-lerdir (Kastallânî).

[59] Demek ki o yıllarda da bu zamanki, yânı 1399/1979 yıllarındaki gibi ince kadın modası revaçta imiş. Bu kadınların.zamân zaman şişmanlık ve zayıflık model' lerine özendikleri, bu özentinin kadınlığın cibillî ve fıtrî meyilleri olduğu an­laşılıyor.

[60] Safvân ibn Muattal, Selemli'dir, sonra Zekvân'da ikaamet etmiştir. Kıdemli ve faziletli sahâbflerdendir. Birçok gazalarda hazır bulunmuştur. RasûluIIah tara­fından medhedilmiştir. Umer'İn devlet başkanlığı devrinde 17. hicret yılında Er-meniye fethinde şehîd olmuştur.

[61] Abdullah ibn Ubeyy, münafıkların başkanıdır. Selûl, Huzâa kabilesinden bir kadındır. Abdullah, Câhiliyet devrinde Hazrecliler'in başkanı idi. Hicretten sonra görünüşte müslümân olmuştu. Fakat teşkîl ettiği münafık bir hizbin başkanlı­ğında, açık ve gizli her türlü şerr ve fesâd yapmaktan geri kalmıyordu. Müslümânların en müşkil zamanlarında İslâm topluluğunu çözülmeye uğratacak fırsatlar kollardı. Câhiliyet'te Hazrec kabilesinin başkanı bulunduğundan, nifakçı hareketleri kabilesi halkı üzerinde te'sîrli oluyordu. Bunun idare ettiği zümre­nin hâlleri ayrı bir sûrede; el-Münâfıkûn Sûresi'nde tafsîlâtıyle anlatılmaktadır.

[62] Berıre'nın bu samîmi ve sâfiyâne şehâdetini Taberânî şu tafsil ile rivayet etmiş­tir: Berîre demiştir ki: Ben Âişe'nin hizmetinde bulunduğum zamanda kusur sa­yılacak bir hareketini görmedim. Yalnız ben bir kerre hamur yoğurmuştum. Kendisine şu hamuru gözet de ben bunu pişirmek için ate^ yakayım dedim. Ben gittikten sonra Âişe gaflet etmiş, besi koyunu gelip hamuru yemişti

[63] Hadîsin başlığa uygunluğu, bunda Peygamber'in Berîre'ye ve Zeyneb bintu Cahş'a Âişe hakkında sorması ve onların da herbirinin Âişe üzerine hayırla öv­güleri bulunması yönündendir. İşte bu, kadınların bâzısının, diğer bâzısının ada­letini ortava kovması ve tezkive etmesidir (Aynî).

[64] Buhârî bu Ifk Hadîsi'ni Mağâzî, Tefsir, Eymân ve'n-Nuzur, İ'tisâm, Cihâd, Tev-hîd Kitâbları'nda da getirmiştir. Müslim de Tevbe Kİtâbı'nda getirmiştir. Bu Ifk Hadîsi, rivayet asılları bakımından en kuvvetli hadîslerindendir. Buhârî'nin yalnız bu Şehâdetler Kitâbı'ndaki rivayetinde dört senedi vardır ki, bu sened-lerde râvî Fulayh, îbnu Süleyman Ifk Hadîsi'ni şu dört şeyhinden rivayet et­mektedir:  a.   İbn Şihâb ez-Zuhrî,  b.  Hişâm ibn Urve, c.  Rabîa ibn Ebî Abdirrahmân, ki İmâm Mâlik'in şeyhidir, d. Yahya ibn Saîd el-Ensârî... (Ay­nî, Kastallânî).

[65] Buhârî bu ta'lîki, İbrâhîm ibn Musa'dan; bize Hişâm tahdîs etti; o da Ma'mer'-den; o da Zuhrî'den; o da Ebû Cemîle'den... diye senediyle de vermiştir... (Aynî).

Umer'in burada söylediği mesel, akıbeti meçhul ve kendisinden zarar gel­mesi beklenen işler hakkında söylenir. Guveyr, Gâr'm küçültme ismidir. Ebûs da Be's'in cem'idir; şiddet ma'nâsınadır. Menbûz, yola atılmış çocuk, zina ço­cuğu... ma'nâlarına gelir. Arif, nakîb ve reîs demektir.

Hadîsin başlığa delîlliği; Ebû Cemîle, arifi tarafından "Bu iyi adamdır" diye tezkiye edilince, Umer'in bu tezkiyeyi kabû! edip o çocuğa beytü'l-mâldan nafaka vermesidir. Bu, Umer'in bir tek kişinin tezkiyesini kabul edip bununla yetindiğine delâlet etmektedir.

[66] Hadîsin başlığa uygunluk yönlerinden biri, Peygamber'in tezkiyenin nasıl olacağına irşâd etmiş olmasıdır... (Kirmanı).                                           

Bu hadîsteki "Veyl", aslında hüzün, helak, meşakkat ma'nâlannadır. Taaccüb ve birdenbirelik ma'nâlannda da kullanılır.                                

[67] Hadîsin başlığa uygunluğu "Medîhde ileri giden" sözündedir, bu apaçıktır. Hadîste "Medhedicİ, bilmekte olduğunu söylesin" fıkrası yoksa da, başlığın bu kısmına hadîsin ma'nâsmdan bir münâsebet bulunmaktadır.

[68] Buhârîbâb başlığının "Çocukların bulûğ sının" kısmım beyân için en-Nûr: 59. âyeti getirmiştir. Bu âyette çocukların, ana-babanın birlikte bulundukları odaya girmek istedikleri zaman izin istemeleri emri, bulûğa ermiş olmaları zamanına bağlanmıştır ki, erkeklerin İbâdet, haddler, izin isteme ile mükellef olmaları çağıdır.

[69] Şârih Aynî ve Kastallânî de bunun gibi Amr ibn Âs ile oğlu Abdullah arasında oniki senelik bir yaş farkı olduğunu nakletmişlerdir.

[70] Euhârî başlığın "Kadınların bulûğu hayz iledir" kısmına da et-Talâk: 4. âyetini delil olarak getirmiştir. Bu âyette kurû'larla iddet, hayzın vukuuna ta'lîk edil­miştir. Bu cihetle kadınların hakkında hayz, bulûğ sayılmıştır. Fethu'l-BârVde İbn Hacer, bu konuda âlimlerin ittifakı bulunduğunu bildirmiştir.

[71] Sarih Aynî bu vak'ayi şöyle tasvîr etmiştir: İbn Salih'in bildirdiği bu kadın do­kuz yaşında hayz görmüş, on yaşında doğurmuştur. Doğurduğu kız da dokuz yaşında hayz görmüş, on yaşında doğurmuş ve yirmibirinci sene bunun anası nine olmuştur. Aynî, İmâm Şafiî'nin Yemen'de böyle yirmibir yaşında nine ol­muş bir kadın gördüğünü rivayet ettiğini naklediyor... (Umdetu'l-Kaarî).

Buhârî Hasen ibn Salih'ten getirdiği bu rivâyetiyle gebe kalma vakitlerinin en azı dokuz yaş olduğuna işaret eimiştir.

[72] Hadîsin sonundaki Nâfi'in rivayetini İbn Mâce de Hudûd'da getirmiştir. Nâfi'-in ikinci rivayeti birincisini çocuğun bulûğu onbeş yaş içindedir şeklinde açıkla­maktadır. Çünkü Peygamber İbn Umer'e onbeş yaşında izin vermiştir. Bu da bulûğun onbeş yaşında başladığına delâlet etmiştir.

[73] Hadîsin başlığa delîlliği ma'nâsmdan alınır. Çünkü ihtilâm olan bulûğ İle sıfat-lanmasaydı, kendisine hiçbir şey vâcib olmazdı (Aynî).

[74] Hadîsin başlığa uygunluğu "Senin beyyinen var mı? buyurdu. Ben: Hayır yok­tur, dedim..." sözündedir.

Buhârî bu hadîsi aynı isnâdla fakat bâzı lâfız değişikliği ile Husûmetler Kİ-tâbı, "Hasımların bâzısının bâzısına kelâmı bâbı"nda da getirmişti.

Burada da'vâcmın beyyinesi bulunmadığı surette, hakk sahibi sıfatıyle da'-vâlıdan yemîn istemese bile, hâkimin da'vâliya yemîn teklifine hakkı bulundu­ğu hükmü sabit oluyor.

[75] Buhârî bu ta'lîki babın sonunda Eş'as ibn Kays hadîsinden ulaştırılmış olarak getirecektir. Bu, da'vâcı üzerine düşenin beyyine, da'vâh üzerine düşenin de ye­mîn olduğunda sarihtir.

[76] Bunun ma'nâsı şudur: Şâhid ve yemîn ile yerinilmek caiz olduğu zaman, iki ka­dından birinin diğerine hatırlatmasına ihtiyâç olmaz. Çünkü yemîn onların ye­rine geçer. Öyleyse Kur'ân'daki hatırlatma zikrinin faydası nedir? Buna şöyle cevâb verildi: Birşey üzerine nasslaştırmadan, onun mâadasından nefyi lâzım gelmez...

[77] Hadîsin başlığa delîlliği gizli değildir. Bu hadîs Rehn'de de geçmişti. Tefsîr'de Âlu İmrân'm tefsirinde de gelecektir. Orada da belirtileceği gibi, İbn Ebî Mu­leyke iki kadın arasında meydana gelen da'vâdan olayı İbn Abbâs'a bir mektûb yazıp görüşünü sormuş; o da cevâbında Peygamber'in bu hükmünü yazıp gön­dermiştir.

[78] Şimdiye kadar çok geçtik ki, bâb, unvansız olarak zikredilmiş olduğu zaman, bu, kendinden önceki bâbdan bir fasıl gibi olur. Yine zikretmiştik ki, "Kitâb" lâfzı, "bâb"lan toplar; "bâb"lar da "fasıP'ları toplar.

[79] Hadîsin başlığa uygunluğu, Peygamber'in "Senin iki şahidin..." sözünden alı­nır. Çünkü Peygamber, da'vâcı olan Eş'as'a bununla hitâb etmiş ve beyyineyi ona âid kılmıştır... (Aynî)..

[80] Hadîsin başlığa uygunluğu "Beyyine aramaya gider" sözündedir. Burada mak-sad, suç atan kimsenin sırtını 80 deynekten kurtarması için zina fiili üzerine bey­yine, yânî dört şâhid getirmeye muktedir olmasıdır. Bu şâhidleri getiremediği takdirde sırtına zina iftirasının cezası olan seksen deynek vurulacaktır: "Namuslu ve hürre kadınlara (zina ile) iftira atan, sonra dört şâhid getirmeyen kimselere (her birine) seksen deynek vurun. Onların ebedî şâhidliklerini kabul etmeyin. Onlar /âşıkların tâ kendileridir" (en-Nûr:4).

[81] Hadîsin başlığa uygunluğu gizli değildir. Bu hadîs Şirb'de de geçmişti.

Bu tavcı insanların metâ'larını ikindiden sonra pazara getirmelerine gelin­ce, bu ikindi kaydı, hadîste bir ihtirazı kayıd olarak getirilmemiştir. Fakat bu nevi' zâlimce pazarlıkların ve satışların gündüzün sonunda vâki' olmasından do­layıdır. Çünkü bu sırada çarşı pazar dağılır da bu cemiyet hâinleri saf kimseleri aldatmak için tenhâ bir zemîn bulurlar.

[82] Muâviye'nin Medine Vâlîsi olan Mervân ibmı'l-Hakem'in bu hükmünü îmânr Mâlik el-Muvatta'inda senedli olarak rivayet etmiştir.

Zeyd ibn Sabit ile Abdullah ibn Muti' bir ev hususunda vâlîye muhâkem olmuşlardı.

[83] Buhârî da'vâhnm kendisine yemîn etmek vâcib olan her yerde yemîn etmesi gö­rüşüne gidince, görüşüne bu hadîsle hüccet getirdi. Buhârî bu görüşünde (mez­hebinde) Hanefîler'e uygun olmuştur. Bu ta'lîk, senedli olarak Eş'as hadîsinden olarak, yukarıda geçmişti.

[84] Hadîs yakında geçmişti. Şeyhu'l-İslâm Zekeriyyâ, hadîsin başlığa uygunluğu, hükmü bir mekânla bağlamamış olmasındandır, demiştir (Kastallânî).

[85] Buhârî başlıktaki "İzâ"nm cevâbını, hadîs açıklayacağı için zikretmemiştir. Yânî "Aralarında kur'a çekilir", onun cevâbıdır.

[86] Hadîs başlıktaki suâle cevâb verdiği için, aradaki münâsebet açıktır.

Bu hadîs ma'nâsi müşkil olan hadîslerden bîridir. Bunun için hadîs şârihleri kur'a ile yemîn hususu, muhâsımlardan hiçbirinin el koymuş olmadığı ve bey-yineleri de bulunmadığı bir mal hakkında çekişen ve topluca yemîn etmeye davranan cemâate âiddir, demişlerdir.

[87] Hadîsin başlığa uygunluğu, âyetten dolayıdır. Çünkü bu âyet, malı çarşıya çı­karıp yalan yemîn eden kimseler hakkında inmiştir. Hadîs, Buyû'da da geçmişti.

Hadîsin sonundaki "Nâciş" kelimesine İbn Ebî Evfâ'mnbir tefsîri vardır. Bu kelime hakkında şu bilgiler verilmiştir:

en-Necş: Nûn'un fethi ve cîm'in sükûnu ile meta' sahibi müşteriye metâ'ı­nı medh ve vasf ederken, revâc vermek için bir kimse dahî sahibine muvafakat eylemek, yâhî beraberce medh ve vasf eylemek, bir kavle göre satın almak iste­mezken ziyâde bahâ İle satılmak için uydurma olmak üzere metâ'a ziyâde bahâ ile müşteri olmak ma'nâsınadır ki, bu metâ'a bakan kimse o bahâya tutulup alsın..

îşte en-Nâciş, bu kökten fail isimdir (Kaamûs Ter.)

[88] Hadîsin başlığa uygunluğu gizli değildir. Yakında da geçmişti.

[89] Yânî kendisine yemîn etmek düşen kimseye hâkim nasıl yemîn verdirir?

[90] Ebû Zerr'in el-Kuşmeyhenî'den gelen nüshasında şu âyetler de vardır:

"Hakikat, onlar muhakkak sizden olduklarına (dâir) Allah 'a and da eder­ler. Hâlbuki onlar sizden değildir" (et-Tevbe: 56)

"... Binâenaleyh vallahi bizim şâhidliğimiz o iki kişinin şâhidliğinden daha doğrudur. Biz hakkı aşmadık. Çünkü bu takdirde muhakkak zâlimlerden olu­ruz diye Allah'a yemîn ederler" (el-Mâide: 107).

içlerinde Allah'a yemîn bulunan bu âyetleri zikretti ki, bunlar başlığa uy­gundur.

İbnu Hacer: Buhârî'nin bunları zikirden maksadı, yemini ayrıca söz söyle­me fiili ile sertleştirip kuvvetlendirmenin vâcib olmadığını göstermektir, dedi. *      Ben derim ki, Buhârî'nin bu âyetleri getirmekten maksadı, yemînin aslının Al­lah lâfzıyle olması olduğuna işâretetmektir... (Aynî).

[91] Buhârî bunlarla yemîn edilecek isrni ve yemîn harflerini işaret etmiştir. Kendi­siyle yemîn edilecek olan isim, Allah lâfzıdır. Yemîn harfleri de "Bi", "Tâ", "Vav"dır. Bunların hepsi de Kur'ân'da gelmiştir: en-Neml: 49, Yûsuf: 91, el-En'âm: 23.

[92] Bu, "İkindiden sonra yemîn bâbı"nda Ebû Hureyre'den rivayet ettiği hadîsin bir parçasıdır. Bununla maksadı "Allah'a yemîn eder" sözüdür

[93] Bu kısım Buhârî'nin sözüdür, o bunu başlığı tekmillemek için zikretmiştir.

[94] Hadisin başlığa uygunluğu "Vallahi bunun üzerine artırmam.." sözündedir. İşte "Allah ismi" lâfzı İle ve "Bâ" harfi ile yemîn etmenin sureti budur.

Bu hadîs aynı isnâd ile îmân Kitabı, "Zekât İslâm'dandır bâbi"nda da geç­miştir.

[95] Hadîsin başlığa uygunluğu, Peygamber'in "Allah ismine yemîn etsin" sözün­dedir. "Allah'a yemîn etsin" demek, Allah'ın ismine yâhud sıfatlarından bir sıfata yemîn etsin, demektir.

Bu hadîse göre Peygamber'e, Ka'be'ye, Cibril'e, sahâbîlere yemîn gibi, mah­lûka yemîn etmek mekruhtur. Çünkü Peygamber: "Allah sizi babanıza yemîn etmekten nehiy buyurdu" demiştir (Buhârî, Müslim).

[96] Buhârî, âdeti olduğu üzere görüş ayrılığı bulunan hususlarda cevâbı açıkça söy­lemiyor. Cumhur bu sorunun cevâbını "Kabul edilir" diye vermişlerdir.

[97] Bu, bâb altında getirdiği Ümmü Seleme hadîsinden bir parçadır. Bu hadîsi az farkla Mezâlim'de de getirmişti.

[98] Kaadı Şurayh'ın buna yakın bir sözünü Bağavî rivayet etmiştir (ibn Hacer).

[99] Bu hadîsten başlığın istinbât yeri şöyledir: Peygamber (S) yalan olan yemini, hakkîı olanın hakkını kesici kılmamıştir. Fakat yalancıyı yemininden sonra onu almaktan nehyetmiştir. Binâenaleyh hakk sahibi bir beyyîneye zafer bulursa, o bu beyyineyi getirme hakkında bakîdir... (Kastallânî).

Hadîs, Mezâlim'de "Bile bile bâtılda çekişen kimsenin günâhı bâbı"nda da geçmişti

[100] Bu İshâk ibn Râhûye'nin tefsirinde bulunmuştur.

[101] Ebu'l-Âs, Peygamber'in dâmâdı idi. Müşrikler ondan Peygamber'in kızı Zey-neb'i boşamasını İstediler, fakat o bunu kabul etmedi. Peygamber de ona bun­dan dolayı bu övgüyü yaptı. Peygamber onu Bedir esirleri arasında serbest bıraktığı zaman Zeyneb'i Medine'ye yollamasını şart kılmıştı. Ebu'l-Âs Mek­ke'ye dönünce Zeyneb'i Medine'ye yolladı. İşte bunun üzerine Peygamber: "O benimle konuştu, doğru söyledi; bana va'd etti, va'dini yerine getirdi" demiştir (Kastallânî).

[102] Hadîsin başlığa uygunluğu "Ahde vefa" (yânî va'dine sâdık idi) sözündedir.

Bu ei-Câmi'u's-Sahîh'in başındaki uzun Hırakliyus hadîsinin bir parçasıdır

[103] Başlığa uygunluğu "Va'd ettiği zaman va'dînden döner" sözündedir. Çünkü bunun zıddı va'd ettiği zaman sözünde durup, nifakın bir taifesinden selâmete çıkandır. Bu hadîs îmân Kitâbı'nda da geçmişti.

[104] Başlığa uygunluğu "Yâhud Peygamber tarafından kendi lehine bir va'd olan kimse" sözünden alınır. Bu hadîs Kefâlet'de de geçmişti.

[105] Başlığa uygunluğu "Allah elçisi söylediği zaman onu yapar" sözünden alınır. . Çünkü Allah elçisi Mûsâ yâhud başkası olsun, va'dinİ yerine getirmek, onun ahlâk güzelliklerindendir. Rasûllerin va'dlerinden dönmesi yoktur. Burada so­rulan iki müddet, el-Kasas: 28-29. âyetlerinde Şuayb'm Musa'ya teklif ettiği ço­banlık seneleri süresidir.

[106] eş-Şa'bî'nin bu hadîsini İbn Ebî Şeybe ile Saîd ibn Mansûr rivayet etmiştir.

[107] Buhârî bu Ebû Hureyre hadîsini el-Bakara: 136. âyetinin tefsiri sırasında da ge­tirmiştir. Burada bundan maksad, doğruluğu onlardan başkaları cihetinden bi­linmeyen  şeylerde  kitâb  ehlini  tasdîk etmekten  nehiydir.   Bu  da  onların şâhidliklerini redde ve kabul edilmemesine delâlet eder (Aynî).

[108] Başlığa uygunluğu şöyledir: Bunda kitâb ehlinden birşey sormayı redd vardır. Çünkü onların haberleri, kitabı elleriyle değiştirmiş olmalarından dolayı kabul olunmaz. Haberleri kabul edilmeyince şâhidlikleri de evleviyet yoluyla kabul edil­mez. Zîrâ şehâdet kapısı, rivayet kapısından daha da dardır. Buhârî bu hadîsi İ'îisâm ve Tevhîd'de de getirdi (Aynî).

[109] Buhârî, Meryem kıssası hakkındaki bu Âlu İmrân: 44. âyetini, kur'a ile hük­metmenin, sahîhliğine delîl yerinde zikretti. Çünkü bizden öncekilerin kaanûnu, Allah onu bize inkârla nakletmediği müddetçe bizim de kaanûnumuzdur. Bu­nun meşruluğunda inkâr yoktur.

[110] İbn Abbâs'ın bu tefsirlerini İbn Cerîr et-Taberî, Alî ibn Ebî Talha yoluyla riva­yet etmiştir. Bu es-Saffât: 141. âyeti de Yûnus Peygamber'in kıssası hakkında­dır: Buhârî bu kıssayı da kur'a çekmenin sahîhliğine delîl olarak zikretti

[111] Bu hadîs yakında senedli olarak geçmişti. Bu da kur'a çekmenin meşruluğuna delâlet etmektedir.

[112] Hadîsin başlığa uygunluğu "Bir gemi üzerine kur'a çektiler" sözündedir.

Bu hadîs Şerîket Kitâbı'nda "Taksîmde kur'a çekilir mi bâbı"nda da geç­mişti (Aynî).

Bu hadîsin fâidelerinden biri, hükmün mesel getirmekle beyân edilmesidir. Şerîket'te Âmir eş-Şa'bî'den bir rivayette "Allah'ın sınırları üzerinde duran ile o sınırlar içine düşen kimsenin meseli" şeklindedir.

İbn Hacer Fethu'l-Bâri'de: Bu en doğru olandır, deyip şöyle beyân etti: Çün­kü bu sınırlar hususunda mudhin, yânî murâî olan ile sınırlar içine düşen, hü­kümde birdir. Sınır üzerinde duran ise onların mukaabilidir.

İsmâîlî'nin Şerîket'teki rivayetinde: "Allah'ın sınırları, üzerinde duran ile o sınırların içine düşen ve o sınırlar hususunda murâî olanın benzeri" şeklinde­dir. Yine İsmâîlî'de "Allah'ın sınırları içine düşen ve o sınırlardan nehyedenin meseli" şeklindedir. İşte bu beyân edilen mesele uygun olandır. Çünkü bunda ancak iki fırka zikredilmiştir. Lâkin mudhin ile sınırlar içine düşen kötülenmekte ortak olunca, bunların ikisi de bir fırka menzilesinde olurlar. Bu üç fırkanın getirilen meselde beyânı şöyledir:  Gemiyi delmek isteyenler,  Allah'ın haram kıldığı sınırlar içine düşenlerdir. Sonra bunlardan başka kimseler ya münkir, yânı kötülükleri reddedicidir, ya susucu, yânî münkerden nehy çalışması yap­mayanlardır. Bu sonuncular mudhin ve murâîdirler (Kastallânî).

[113] Hadîsin başlığa uygunluğu, Muhâcirler'in Medine'de evlere yerleştirilmeleri hu­susunda Ensâr'ın kur'a çekmeleri ve Muhacirleri bu suretle yerleştirmeleridir.

Rasûlullah'm "Ben Allah'ın elçisi iken Allah tarafından bana âhirette ne muamele edileceğini bilmiyorum" sözü "Deki: Ben peygamberlerden ilk defa (gelmiş biri) değilim. Bana ve size ne yapılacağım bilmem... " (el-Ahkâf: 9) naz­mına uygun düşmüştür.

Bu hadîs, Cenazeler Kitâbı'nda da geçmişti.

[114] Hadîsin başlığa uygunluğu gizli değildir. Bu hadîs Hibe Kitâbı'nda da geçmişti.

[115] Hadîsin başlığa uygunluğu iki defa geçen "Muhakkak kur'a atarlardı" sözün-dedir. Bu hadîsler, eşit şartlan hâiz olan hakk sâhiblerinden birini veya bir kaçı­nı tercîh için kur'a çekmenin meşrû'luğuna delâlet ederler.

Bu hadîs Namaz Vakitleri Kîtâbi'nm "Ezan hususunda kur'a çekme bâ-bı"nda da geçmişti