65- KITABUT-TEFSIR.. 11

1- Fâtihatu'l-Kitâb Sûresi 11

1- Fâtihatu'l-Kitâb Hakkında Gelen Hadîsler Babı 12

2- "Gayr’l-Mağdûbi Aleyhim vela'd-dâllîn*' Babı 12

2- El-Bakara Suresi 12

3- Yüce Allah'ın "Ve Âdem'e Bütün İsimleri Öğretti.”(Âyet: 31) Kavli Babı 13

4- Bâb 14

5- Bâb: 15

6- Bâb: Yüce Allah'ın "De Ki: Kim Cebrail'e Düşman Olursa... ** (Âyet: 97) Kavli 15

7- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 16

8- Bâb: 16

9- Bâb: Yüce Allah'ın Şu Kavli: 17

10- Bâb: Yüce Allah'ın Şu Kavli: 17

11- Bâb: 18

12-''...Senin Üstünde Durageldiğin (Ka'be'yi Tekrar) Kıble Yapmamız O Rasûlfe (Sana) Uyanları, Ayağının İki Ökçesi Üzerinde Geri Döneceklerden Ayırdetmemiz İçindir. Gerçi Bu Elbette Büyük Bir Mes'eledir. Ancak Bu Allah'ın Doğru Yola İlettiği Kimseler Hakkında Değil" (Âyet: 143) Babı 18

13- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 19

14- And Olsun Ki, Sen Kendilerine Kitâb Verilenlere Her Âyeti Getirmiş Olsan, Onlar Yine Senin Kıblene Uymazlar. Sen De Onların Kıblesine Tâbi' Olucu Değilsin. Onların Kimi Kiminin Kıblesine Uyucu Değildir. And Olsun Sana Gelen Bunca İlimden Sonra, Onların Hevâlarına Uyacak Olursan, O Takdirde Şübhesiz Ve Muhakkak Yazık Etmişlerden(Sayılır)Sin" (Âyet: 145) Babı 19

15- 'Kendilerine Kitâb Verdiklerimiz Onu Öz Oğulları Gibi Tanırlar. Öyle İken İçlerinden Bir Güruh, Kendileri Bilip Durdukları Hâlde Yine Mutlakaa Hakkı Gizlerler. Hakk Rabb'indendir. O Hâlde Sakın Şübhecilerden Olma" (Âyet: 146-147) Bâb1 19

16- "Herkesin Yüzünü Kendine Döndürücü Olduğu Bir Yöneîi Vardır. Öyleyse Siz De (Ey Mü'minler) Hayır İşlerine Koşun, Birbirimizle Yarış Edin. Nerede Bulunursanız Allah Hepinizi (Bir Araya) Getirecektir. Şübhesiz Ki, Allah Herşeye Hakkıyle Kaadirdir" (Âyet: İ4s) Babı 19

17- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 20

18- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 21

19- Bâb: 21

20- "Ey İmân Edenler, Sizden Evvelkilere Yazıldığı Gibi, Sizin Üzerinize De Oruç Yazıldu Tâ Ki Konmasınız" (Âyet: 183) Bâbl 22

21-“Oruç Sayılı Günlerdir. Artık Sizden Kim (O Günlerde) Hasta Yâhud Sefer Üzerinde Olursa, Tutamadığı Günler Sayısınca Başka Günlerde Tutar. Gücü Yetmeyenler Üzerine De Bir Yoksul Doyumu Fidye (Lâzımdır). Bununla Beraber Kim Gönül İsteğiyle Bir Hayır Yaparsa İşte Bu, Onun İçin Daha Hayırlıdır. Oruç Tutmanız Sizin Hakkınızda Hayırlıdır, Bilirseniz" (Âyet: Is4) Kavli Babı 23

22- Bâb: 23

23-' 'Oruç Gecesinde Kadınlarınıza Yaklaşmak Size Halâl Edildi. Onlar Sizin İçin, Siz De Onlar İçin Birer Libâssınız. Allah Nefislerinize Karşı Za'f Göstermekte Olduğunuzu Bildi De Tevbenizi Kabul Etti, Sizi Bağışladı. Artık (Bundan Sonra Geceleri) Onlara Yaklaşın Ve Allah'ın Hakkınızda Yazdığını İsteyin" {Âyet: İ87)Bâbı 24

24- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 24

25- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 24

26- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 25

27- Allah'ın Şu Kavli Babı: 26

28- Allah'ın Şu Kavli Babı: 26

29- Bâb: 26

30- Bâb: 27

31- Bâb: 27

32- Bâb: 28

33- Bâb: 28

34- "Yoksa Siz, Sizden Evvel Geçenlerin Hâli Başınıza Gelmeden Cennete Girivereceğinizi Mi Sandınız? Onlara Öyle Yoksulluklar Ve Sıkıntılar Gelip Çattı Ve (Çeşitli Belâlarla) Sarsıldılar Kî, Hattâ Peygamberleri Beraberindeki Müzminlerle Birlikte: 'Allah'ın Yardımı Ne Zaman?' Diyordu. Gözünüzü Açın, Allah'ın Yardımı Muhakkak Yakındır" (Âyet: 214) Babı 28

35- Bâb: 29

36- Bâb: 29

37- Bâb: 30

38- "Namazları Ve Orta Namazı Muhafaza Ediniz. (Âyet: 238) Babı 31

39- "Ve Allah İçin Tam Huşu' Ve Taâtle Dîvân Durun Yânî "Tam İtaat Ediciler Olarak Namaza Durun" (Âyet: 238) Babı 31

40- Azîz Ve Celîl Allah'ın Şu Kavli Babı: 31

41- Bâb: 32

42- Bâb: 33

43- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 33

44- Bâb: 33

45- Bâb: 34

46- Bâb: "Allah Ribâyı Mahveder" (Âyet: 276), Onu Tamâmiyle Giderir 34

47- Bâb: 34

48- Bâb: 34

49- Bâb: 35

50- "(Göklerde Ne Var, Yerde Ne Varsa Hepsi Allah'ındır.) 35

51- Bâb: 35

3- Alu Imrân Sûresi 36

52- Bâb 36

53- (Bâb:) 37

54- Bâb: 37

55- Bâb: 38

56- Bâb: 38

57- BÂB: 41

58- Bab: 41

59- Bab. 42

60- Bâb: 42

61- Bâb: 43

62- Bâb: 43

63- "Sonra O Kederin Ardından Allah Üzerinize Öyle Bir Emînlik, Öyle Bir Uyku İndirdi Ki... "  (Âyet): İmi Kavli Rart 44

64- "Kendilerine Yara İsabet Ettikten Sonra Yine Allah'ın Ve Rasûvün Da'vetine İcabet Edenler (Hele) İçlerinden İyilik Yapanlar Ve (Fenalıktan) Sakınanlar İçin Pek Büyük Mükâfat Vardır" (Âyet: 172) Babı 44

65- Bâb: 44

66- Bâb: 44

67- Bâb: 45

68- Bâb: 46

69- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 47

70- "Onlar Ayakta İken, Otururken, Yanları Üstünde Yatarken Hep Allah'ı Hatırlayıp Anarlar Ve Göklerin, Yerin Yaratılışı Hakkında İnceden İnceye Düşünürler (Ve Şöyle Derler): Ey Rabb 'İmiz, Sen Bunları Boşuna Yaratmadın. Sen Pak Ve Münezzehsin. Bizi Ateş Azabından Koru" (Âyet: 19i) Babı 47

71- Bâb: 47

72- Bâb: 48

4-En-Nisâ Sûresi 48

73- Bâb; 48

74- Bâb: 49

75- Bâb: 50

76- Bâb: 50

77- Bâb: 50

78- Bâb: 51

79- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 51

80- Yüce Allah'ın Şu Kavli: 52

81- Bâb: 53

82- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 53

83- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 54

84- Bâb: 54

85- Bâb: 55

86- Bâb: Yüce Allah'ın Şu Kavli: 55

87- Bâb: 55

88- Bâb: 56

89- Bâb: 56

90- Bâb: 56

91- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 57

92-Bâb: 58

93- Bâb: 58

94- Yüce Allah'ın Şu Kavli Bâbı: 58

95- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 58

96-Bab: 59

97- Bâb: 59

98- Bâb: 59

99- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 60

100- Bâb: 60

5-El-Mâide Sûresi 61

101- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 61

102- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 61

103- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 63

104- Bâb: 63

105- Yüce Allah'ın 'Bütün yaralar birbirine kısastır... (Âyet: 45) Kavli Babı 64

106- Bâb: 64

107- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 64

108- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 65

109- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 65

110- Bâb: 66

111- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 67

112- Şu Kelâmfln Tefsiri) Babı: 67

113- Bâb: 68

114- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 69

6- el-En'âm Sûresi 69

115- Bâb: 70

116- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 70

117- Bâb: 71

118- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 71

119- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 71

120- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 72

121- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: Kötülüklerin Açığına Da, Gizlisine De Yaklaşmayın... " (Âyet: 15i)  . 72

122- Yüce Allah'ın: 73

7- El-A'râf Sûresi 73

123- Aziz Ve Celîl Olan Allah'ın Şu Kavli Babı: 74

124- Bâb: 74

125- Bâb: 75

126- Bâb: 75

127- Yüce Allah'ın: 'Hıtta Deyiniz" (Âyet:161) Kavli Babı 76

128- Bâb: 76

8- El-Enfâl Sûresi 77

129- Bâb: 77

130- Bâb: 78

131- "Hani bir zaman da: 'Yâ Allah, eğer bu, Sen'in katından (gelme) hakkın kendisi ise, durma bizim.. 78

üstümüze gökten taş yağdır yâhud bize acıtıcı bir azâb getir' demişlerdi" (Âyet: 32). 78

132- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 78

133- Bâb: 79

134- Bâb: 80

135- Bâb: 80

9- Berâe Sûresi 81

136- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 81

137- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 82

138- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 82

139- Bâb: 83

140-Bâb: 83

141- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 84

142- Azız Ve Celîl Olan Allah'ın Şu Kavli Babı: 84

143- Yüce Allah'ın Şu Kavlî Babı: 84

144- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 85

145- Yüce Allah'ın: "Kalbleri müslümânlığa alıştırılmak istenenlere... " (Âyet: 60) Kavli Babı 86

146- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 87

147- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 87

148- Yüce ALLAH'IN: "Onlardan hiçbir kimseye ebedî dua etme, kabrinin başında da durma" (Âyet: 84) 88

Kavli Babı 88

149- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 88

150- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 88

151- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 89

152- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 89

153- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 89

154- Bâb: 90

155- Bâb: 91

156- Bâb: 91

10- Yûnus Sûresi 92

157- Bâb: 92

158- Bâb: 93

11- Hüd Süresi 93

159- Yüce Allah'ın "O'nun Arşh Su Üzerinde İdi Kavli Babı 95

160- Yüce -Allah'ın Şu Kavli Babı: 96

161- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 96

162- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 97

12- Yûsuf Sûresi 97

163- Bâb: 97

164- Bâb: 98

165- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 98

166- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 99

167- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 99

168- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 100

169- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 100

170- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 101

13- Er-Ra'd Sûresi 101

171- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 102

14- İbrâhîm Sûresi 103

172- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 103

173- Bâb: 103

174- Bâb: 104

15- El-Hıcr Sûresi 104

175- Bâb: 104

176- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 105

177- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 106

178- "Kur'ân’ı Parça Parça Ayıranlara... " (Âyet: 91) Babı 106

179- Yüce Allah'ın: 'Sana Yakın Gelinceye Kadar Rabbhne İbâdet Et (Âyet: 99) Kavli Babı 107

16- en-Nahl Sûresi 107

180- Rûhu'l-Kudüs, Cibril'dir Babı 107

181- "İçinizden Kimi En Aşağı Ömre Kadar Geri Götürülür" (Âyet: 70) Kavli Babı 108

17- Benû Isrâîl Sûresi 108

182- "Kulunu Bir Gece Mescidi Haram'dan Mescidi Aksâ'ya... Götüren (Allah, Her Türlü Eksikliklerden) Münezzehtir'* (Âyet: 1) Kavli Babı 109

183- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 109

184- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 110

185- Bâb: 110

186- Yüce Allah'ın: 112

187- Bâb: 112

188- Bâb: 112

189- Bâb: 113

190- Yüce Allah'ın:'Sabah Namazını Da (Eda Et). Çünkü Sabah Namazı Şâhidlîdir" (Âyet: 78) Kavli Babı 113

191- Yüce Allah'ın: Ümîd Edebilirsin, Rabb Hn Seni Hamdedilmiş Bir Makaama Gönderecektir" (Âyet: 78) Kavli Babı 113

192- Bâb: 114

193- Bâb: 114

194- Bâb-. 114

18- el-Kehf Sûresi 115

195- Azîz Ve Celîl Allah'ın Şu Kavli Babı: 115

196- Bâb: 116

197- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 118

198- Bâb: Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 120

199- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 121

200- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 122

19-Meryem Sûresi ("Kâf-Hâ-Yâ-Ayn-Sâd") 122

201- Yüce Allah'ın: 'Sen Onları Hasret Günü İle Korkut... " (Ayet: 39) Kavli Babı 123

202- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 123

203- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 123

204- Bâb: Yüce Allah'ın Şu Kavli: 124

205- Bâb: 124

206- Bâb: Azîz Ve Celîl Allah'ın Şu Kavli: 124

20- Tâhâ Sûresi 124

207- Yüce Allah'ın:'Ben Seni Kendim İçin Seçtim" (Âyet: 41) Kavli Babı 126

208- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 126

209- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 126

21- el-Enbiyâ Sûresi 127

210- Bâb: 127

22- el-Hacc Sûresi 128

211- Bâb: 129

212- Bâb: 129

213- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 130

23- el-Mu'minûn Sûresi 130

24- En-Nûr Sûresi 131

214- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 131

215- Bâb: 132

216- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 132

217- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 133

218- Bâb: Yüce Allah'ın Şu Kavli: 133

219-  Bâb: 134

220- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 137

221- Bâb: 137

222- Bâb: 138

223- Bâb: Yüce Allah'ın Şu Kavli: 138

224- Bâb: 138

225-  Bâb: 139

226- Bâb: Yüce Allah'ın Şu Kavli: 141

25- el-Furkaan Sûresi 141

227- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 142

228-  Yüce Allah'ın7 Şu Kavli Babı: 142

229-   Bâb: 143

230-  Bâb; 143

231- Bâb: 144

26- eş-Şuarâ Sûresi 144

232- Bâb: "Kabirlerinden Kaldırılacakları Gün Beni Rüsvây Etme" (Âyet: 87) 144

233-   Bâb: 145

27- en-Neml Sûresi 146

28- el-Kasas Sûresi 146

234- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 147

235- "Herhalde O Kur'ân'i Senin Üzerine Farz Kılan Allah, Seni Dönülecek Yere Döndürecektir" (Âyet: 85) Babı 148

29- el-Ankebût Sûresi 148

30- "Elif. Lam. Mîm. Gulibeti'r-Rûm" Sûresi 149

236- Bâb: 151

31- Lukmân Sûresi 151

237- Bâb: 151

32- es-Secde Sûresi 152

238- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 153

33- el-Ahzâb Sûresi 153

239- Bâb: 154

240- Bâb: 154

241- Bâb: Yüce Allah'ın Şu Kavli: 154

242- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 155

243- Bâb: Yüce Allah'ın Şu Kavli: 155

244- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 155

245- Bab: Yüce Allah'ın Şu Kavli: 156

246- Bâb: Yüce Allah'ın Şu Kavli: 158

247- Yüce Allah'ın Şu Kavli: 159

248- Bâb: Yüce Allah'ın Şu Kavli: 160

34- Sebe' Sûresi 160

249- Bâb: 161

250- .Bâb: Yüce Allah'ın Şu Kavli: 161

35- el-Melâike (Fâtır) Sûresi 162

36- Yâsîn Sûresi 162

251- Bâb: Yüce Allah'ın Şu Kavli: 163

37- Ve's-Sâffât Sûresi 163

252- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 164

38- Sâd Sûresi 164

253- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 165

254- Bâb: 166

39- ez-Zumer Sûresi 166

255- Bâb: Yüce Allah'ın Şu Kavli: 167

256- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 167

257- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 168

258- Şu Kaalin Babı: 168

40- el-Mu'min Sûresi 168

41- Hâmîm es-Sccde (Fussilet) Sûresi 170

259- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 172

260- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 172

261- Bâb: Yüce Allah'ın Şu Kavli: 173

42- Hâ Mîm Ayn Sîn Kaaf (eş-Şûrâ Sûresi) 173

262- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 174

43- Ha Mîm Ez-Zuhruf Sûresi 174

263- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 175

44- Hâ Mîm Ed-Duhân Sûresi 176

264- Bâb: 176

265- Bâb: 176

266- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 177

267- Bâb: 177

268- Bâb: 178

269- Bâb: 178

45- Hâ Mîm el-Câsiyc Sûresi 178

270- Bâb: 179

46- Ha Mîm el-Ahkaaf Sûresi 179

271- Bâb: 179

272- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 180

47- Muhammed (S) Sûresi 180

273- Bâb: 181

48- el-Feth Sûresi 181

274- Bâb: 182

275- Bâb: Yüce Allah'ın Şu Kavli: 183

276- Bâb: 183

277- Bâb: 183

278- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 184

49- el-Hucurât Sûresi 185

279- Bâb: 185

280- Bâb: 186

281- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 186

50- Kaaf Sûresi 186

282- Bâb: Yüce Allah'ın Şu Kavli: 188

283- Bâb: Yüce Allah'ın: 188

51- Ve'z-Zâriyâti Sûresi 189

52- Ve't-Tûri Sûresi 190

53- Ve'n-Necmi Sûresi 191

284- Bâb: 193

285- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 193

286- Bâb: 193

287- Bâb: 193

288- Bâb: 194

289- Bâb: 194

54- "Ikterabeti's-sâatu" (yânî el-Kamer) Sûresi 195

290- Bâb: 195

291- Bâb: 196

292- Bâb: 196

293- Bâb: 196

294- Bâb: 196

295- Bâb: 197

296- Bâb: 197

297- Bâb: Yüce Allah'ın Şu Kavli: 197

298- Bâb: 197

55- er-Rahmân Sûresi 198

299- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 200

300- Bâb: 200

56- el-Vâkıa Sûresi 201

301- Yüce Allah'ın "Ve uzatılmış bir gölge içindedirler" (Âyet: 30) Kavlî Babı 202

57- el-Hadîd Sûresi 202

58- el-Mucâdele Sûresi 203

59- el-Haşr Sûresi 204

302- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 204

303- Bâb: Yüce Allah'ın Şu Kavli: 204

304- Bâb: 205

305- "Onlardan evvel yurdu hazırlayıp îmâna sâhib olan kimseler, kendilerine hicret edenlere sevgi beslerler. Onlara verilen şeylerden dolayı göğüslerinde bir ihtiyâç bulmazlar,.. " (Âyet: 9)  Babı. 205

306- Bâb: Yüce Allah'ın Şu Kavli: 206

60- el-Mumtehıne Sûresi 206

307- Bâb: 206

308- Bâb: 208

309- Bâb: 208

61- es-Saff Sûresi 209

310- Bâb: Yüce Allah'ın Şu Kavli: 210

62- el-Cumua Sûresi 210

311- Bâb: Yüce Allah'ın Şu Kavli: 210

312- Bâb: 210

63- el-Munâfıkûn Sûresi 211

313- Bâb: Yüce Allah'ın Şu Kavli: 211

314- Bâb: 211

315- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 212

316- Bâb: 212

317- Bâb: Yüce Allah'ın Şu Kavli: 213

318- Bâb: Yüce Allah'ın Şu Kavli: 213

319- Bâb: Yüce Allah'ın Şu Kavli: 214

320- Bâb: Yüce Allah'ın Şu Kavli: 214

64- et-Tegâbun Sûresi 214

65- et-Talâk Sûresi 215

321- Bâb; 215

66- "Li-me tuharrimu" Sûresi 216

322- Bâb: 216

323- Bâb: 217

324- Bâb: 218

325- Bâb: Yüce Allah'ın Şu Kavli: 218

326- Bâb: Yüce Allah'ın Şu Kavli: 219

67- "Tebâreke'llezî bi-yedihi'l-mülk" Sûresi 219

68- Nûn ve'1-Kalem Sûresi 219

327- Bâb: 220

328- Bâb: 220

69- el-Hâkka Sûresi 220

70- Seele Sâilun Sûresi 221

71- Nûh Sûresi 221

329- Bâb: 222

72- "Kul ûhiye ileyye" Sûresi 223

73- el-Muzzemmil Sûresi 224

74- el-Muddessir Sûresi 224

330- Bâb: Yüce Allah'ın "Kalk da inzâr et" Kavli 225

331- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 225

332- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: 225

333- Bâb: Yüce Allah'ın: Ve 'r-ricze fehcur' * Kavli 225

75- el-Kıyâme Sûresi 226

Ve Yüce Allah'ın Şu: "Onu acele etmen için dilini onunla depretme" (Âyet: 16) Kavlinin Tefsiri 226

334- Bâb: 226

335- Bâb: Yüce Allah'ın Şu Kavli: 227

76- "Hel Etâ Ale'l-İnsâni" Sûresi 227

77- el-Murselât Sûresi 228

336- Bâb: Yüce Allah'ın Şu Kavli: 228

337- Bâb: Yüce Allah'ın Şu Kavli: 229

338- Bâb: Yüce Allah'ın Şu Kavli: 229

78- "Amme Yetesâelûne" Sûresi 229

339- Bâb: 230

79- "Ve'n-naziâti" Sûresi 230

80- Abese Sûresi 231

81- "İze's-semsu kuvvirat" Sûresi 231

82- "İze's-semâu infatarat" Sûresi 232

83- "Veylun li'1-mutaffifîne" Sûresi 232

84- "Ize's-semâu inşakkat" Sûresi 233

340- Bâb: 233

341- Bâb: 234

85- el-Burûc Sûresi 234

86- et-Târık Sûresi 235

87- "Sebbih isme Rabbike'1-a'lâ" Sûresi 235

88- "Hel etâke hadîsü'l-gâşiye" Sûresi 236

89- Ve'1-Fecri Sûresi 236

90- "Lâ uksimu (Bi-hâze'1-beledi)" Sûresi 237

91- "Ve'ş-şemsi ve-duhâhâ" Sûresi 238

92- "Ve'1-leyli'izâ yağşâ" Sûresi 238

342- Bâb: 239

343- Bâb: 239

344- Bâb: Yüce Allah'ın Şu Kavli: 239

345- Yüce Allah'ın Ve O En Güzeli Tasdik Ederse (Âyet: 6) Kavli Babı 240

346- Bâb: 240

347- Yüce Allah'ın "Amma Kim Cimrilik Eder, Kendisini Müstağni Görürse" (Âyet: 8) Kavli Babı 240

348- Bâb: Yüce Allah'ın "Ve O En Güzeli Yalanlarsa Kavli 240

349- Bâb: 241

93- Ve'd-Duhâ Sûresi 241

350- Bâb: 241

351- Bâb: Yüce Allah'ın Şu Kavli: 241

94- "Elem Neşrah" Sûresi 242

95- "Ve't-Tîni" Sûresi 242

96- "İkra' bi'smi Rabbike'llezî halaka" Sûresi 243

352- Bâb: 243

353- Bâb: Yüce Allah'ın "İnsanı Bir Kan Pıhtısından Yarattı" Kavli 244

354-Bâb: Yüce Allah'ın "Oku! Rabb'in Nihayetsiz Kerem Sahibidir" Kavli 244

355- Bâb: 244

356- Bâb: 245

97- "İnnâ enzelnâhu" Sûresi 245

98- "Lem yekûn" Sûresi 245

99- "İzâ zulziletfl-ardu zilzâlehâ" Sûresi 246

357- Bâb: Yüce Allah'ın Şu Kavli: 246

358- Bâb: 247

100- "Ve'1-âdiyâti" Sûresi 247

101- el-Kaaria Sûresi 247

102- "Eihâkumu't-tekâsurıT Sûresi 247

103- "Ve'1-asri" Sûresi 247

104- "Veylun Li-Kulli Humezetin" Sûresi 248

105- "Elem tere" Sûresi 248

106- "Li-iylâfi Kureyşin" Sûresi 249

107- "Eraeyte" Sûresî 249

108- "İnnâ a'taynâke'I-kevser" Sûresi 249

109-"Kul yâ eyyuha'l-kâfirûne" Sûresi 250

110- "İzâ câe nasrullâhi" Sûresi 251

359- Bâb: 251

360- Bâb: 252

111- "Tebbet yedâ Ebî Lchebin ve tebbe' Sûresi 252

361- Bâb: Yüce Allah'ın Şu Kavli: 253

362- Bâb: Yüce Allah'ın Şu Kavli: 253

363- Bâb: 253

112- "Kul huve'llâhu ahad" Sûresi 254

364- Bâb: Yüce Allah'ın: "O Allah Sameddir" Kavli 254

365- Bâb: 254

113- "Kul eûzu bi-Rabbi'I-felâk" Sûresi 254

114- "Kul Eûzu Bi-Rabbi'n-Nâsi" Sûresi 255

 

Rahman ve Rahim olan Allah'ın ismiyle

 

65- KITABUT-TEFSIR

(Kur'ân'in Tefsiri Kitabı) [1]

 

1- Fâtihatu'l-Kitâb Sûresi

 

"er-Rahmân", "er-Rahîm"; "Rahmet" kökünden türemiş iki isimdir. "er-Rahîm" ve "er-Râhim", "el-Alîm" ve "el-Alim" gibi bir ma'nâyadır [2].

 

1- Fâtihatu'l-Kitâb Hakkında Gelen Hadîsler Babı  

 

Bu sûreye, Mushaflarda bunun yazılmasıyle başlanmakta ve namaz da bunun okunmasıyle başlanmakta olduğu için "Ümmü'l-Kitâb" adı da verilmiştir.

'ed-Dîn",, hayırda, şerrde karşılık demektir. Meselde "Kemâ tedînu tudânu" denilir. Mucâhid: "Dîn", hesaba çekmektir, demiştir. "Medînîn", "Hesaba çekilenler" demektir [3].

 

1-.......Ebû Saîd ibnu'l-Muallâ (R) şöyle demiştir: Ben mescidde namaz kılıyordum. Rasûlullah beni çağırdı. Ben icabet edemedim. (Namazdan sonra:)

— Yâ Rasûlallah, ben namaz kılıyordum, diye Özür beyân et­tim.

Bunun üzerine Rasûlullah (S):

—  ' 'A ilah Kur 'ân 'da: Ey îmân edenler, sizi hayât verecek şeylere da'vet ettiği zaman Allah'a ve Rasûlü'ne icabet edin (ei-Enfâi: 24) bu-yurmadı mı?" dedi.

Sonra bana:

—  "Ey Sa'd, sen bu mescidden çıkmadan önce sana muhakkak bir sûre öğreteceğim ki, o Kur'ân 'daki sûrelerin (sevâbca) en büyü­ğüdür!" buyurdu.

Sonra elimi tuttu. Mescidden çıkmak istediği sırada ben:

— (Yâ Rasûlallah!) "Sana bir sûre öğreteceğim ki, o, Kur'ân'-daki sûrelerin en büyüğüdür!" demedin mi? dedim.

Rasûlullah:

—  "Osûreel-HamdutillâhiRabbVUÂlemîn'dirkU namazlarda tekrar olunan yedi âyet ve bana ihsan olunan Büyük Kur'ân 'dır" bu­yurdu [4].

 

2- "Gayr’l-Mağdûbi Aleyhim vela'd-dâllîn*' Babı [5]

 

2- Bize Abdullah ibn Yûsuf tahdîs etti: Bize (İmâm) Mâlik, Su-meyy'den; o da Ebû Salih Zekvân'dan; o da Ebû Hureyre(R)'den ha­ber verdi. Rasûlullah (S): "İmâm -namazda Fatiha okurken-Gayri H-mağdûbi aleyhim vela 'd-dâllîn dediği^ zaman, siz de Âmîn de­yiniz. Her kimin Âmîn demesi meleklerin Âmîn demelerine uyarsa, onun geçmiş günâhları mağfiret olunur" buyurmuştur [6].

 

2- El-Bakara Suresi

 

Rahman ve Rahîm olan Allahhn ismiyle [7]

 

3- Yüce Allah'ın "Ve Âdem'e Bütün İsimleri Öğretti.”(Âyet: 31) Kavli Babı

 

3-.......Enes(R)'ten, Peygamber (S) şöyle buyurmuştur: Müminler kıyamet gününde toplanırlar da:

— (Bir kimseden) Rabb'imizin huzurunda bize şefaat etmesini is­tesek, dediler.

Akabinde Âdem'e geldiler ve:

— Sen insanların babası Âdem'sin. Allah seni kendi eliyle ya­rattı, meleklerini sana secde ettirdi ve sana herşeyin isimlerini öğret­ti. Bulunduğumuz şu durumdan bizleri rahata erdirmesi için Rabb'in katında bizlere şefaat et! derler.

Âdem, işlemiş olduğu hatîesini ve bundan dolayı Rabb'inden utanmakta olduğunu zikreder ve:

— Ben buna ehil değilim. Siz Nûh 'a gidiniz. Çünkü o, Allah 'in yer ahâlîsine peygamber göndermiş olduğu ilk rasûldür, der.

Akabinde onlar Nûh Peygamber'e gelirler. Nûh da Rabb'inden, hakkında hiçbir bilgisinin bulunmadığı birşeyi istemesini ve bu sebeb-den utanmakta olduğunu zikrederek:

— Ben şefaat edecek makaamda değilim. Siz Halîlu V -Rahman 'a gidiniz, der.

Kitâbu't-Tefsfr/417I

Müteakiben onlar İbrahim 'e gelirler. O da (hatîesini ve bu se-bebden Rabb'inden utanmakta olduğunu zikrederek):

— Ben buna ehil değilim. Siz Allah'ın kelâm ettiği ve kendine Tevrat verdiği bir kul olan Musa'ya gidiniz, der.

Onlar da Musa'ya gelirler. Mûsâ da bir nefis karşılığında olmak­sızın insan öldürmüş olduğunu, bu sebeble Rabb'inden utanmakta olduğunu zikrederek:

— Ben buna ehil değilim. Siz Allah 'in kulu ve Rasûlü, Allah 'in Kelimesi ve Ruhu olan isa'ya gidin, der.

îsâ da onlara:

— Ben buna ehil değilim. Siz geçmiş ve geri kalmış günâhlarını Allah'ın mağfiret eylediği bir kul olan Muhammed'e gidiniz, der.

Onlar bundan sonra bana gelirler. Ben de Rabb'imin huzuruna izin istemek üzere giderim. Bana izin verilir. Rabb'imi-görünce secde­ye kapanırım. Allah beni dilediği kadar bu vaziyette bırakır. Sonra Allah tarafından:

— Başını kaldır, iste; sana verilir; söyle, sözün işitilir; şefaat et, şefaatin kabul edilir, denilir.

Ben başımı kaldırır ve bana öğreteceği bir tahmîd ile Rabb'ime hamd eylerim. Sonra şefaat ederim. Benim için bir hudûd ta'yîn bu­yurur. Ben de o mikdâr insanı cennete girdiririm. Sonra tekrar Rabb 7-me dönerim. Rabb'imi görünce, bundan evvel yaptığım gibi, secdeye kapanırım. Sonra şefaat ederim. Yine benim için bir sınır ta'yîn eder. Ben o mikdâr insanı cennete girdiririm. Sonra üçüncü defa Rabb'i-me dönerim, sonra dördüncü defa dönerim de:

— (Yâ Rabb!) Ateşte Kur'ân'in habsettiklerinden ve üzerine hu-lûd vâcib olanlardan başka kimse kalmadı, derim."

Ebû Abdillah el-Buhârî şöyle dedi: Ancak Kur'ân'ın habsettik-leri, yânı Yüce Allah'ın kâfirler hakkındaki "Hâlidîne fîhâ (- Ora­da devamlı kalıcılar olarak)'* sözünün habsettikleri kaldı, dedi [8].

 

4- Bâb [9]

 

Mucâhîd: "İlâ şeyâtînihim" demek "Münafıklardan ve müşriklerden olan arkadaşlarına" demektir. "Muhîtun

bVl-kâfirîn", "Allah onları toplayacaktır"; "Sıbğatun", "Dîn"dir. "Ale't-hâşıîn", "Gerçek mü'minler üzerine"

demektir, demiştir.

Yine Mucâhid: "Bi-kuvvetin" demek, "İçindekilerle amel ederek" demektir, demiştir.

Ebû'l-Âliye de:

"Maraz", "Şekk"tir demiştir. "Ve mâ halfehâ", "Hayâtta kalanlara bir ibrettir" demektir. "Lâ şiyete", "Lâ beyaza"; yânî "Hiç beyaz yok" demektir.

EhıH-Aliye'den başkaları: "Yesûmûnekum", "Yûlûnekum"; yânî "Sizi evirip çeviriyorlar" demektir, dediler.

"el-Velâye" (vâv'ın fethâsıyle); "Besleyicilik, terbiyecilik, mâlikiyet ve sâhibiyet" demek olan "Velâ"nın masdarıdır. Vâv kesre yapıldığı zaman, yânî "Vilâye" dendiği zaman, bunun ma'nâsı "İmaret", yânî "Emirlik, beylik ve buyuruculuk"tan ibaret olur.

Bâzıları: Yenmekte olan taneli bitkilerin hepsi "FûnTdur, dedi.

Katâde: "Fe-bâû", "Fe'n-kalebû" (yânî: Döndüler) demektir, dedi.

Ondan başkaları: "Yesteftihûne" (yânî: Fetih istiyorlardı), "Meded ve nusrat istiyorlardı" demektir;

"Şerav", "Sattılar" demektir, dediler.

"Râınâ", bönlük, ahmaklık ma'nâsma olan "Ruûnet" masdarındandır. Onlar bir insanı ahmaklığa nisbet

etmek istedikleri zaman "Râmâ" derlerdi.  liLâ yeczî", "Lâ yugnî" (yânı: Fayda vermez) demektir.  "Hutuvât" ise, adım atmak ma'nâsına olan "el-Hatv" masdarındandır.

Buna göre ma'nâ: "Şeytânın izlerine, yollarına uymayın" demek olur. ilO hâlde kendiniz bilip dururken, Allah'a eşler koşmayın" (ci-Bakara: 22),

 

4-.......Abdullah ibn Mes'ûd (R) şöyle demiştir: Ben Peygamber(S)'e:

—  Allah katında hangi günâh en büyüktür? diye sordum. Peygamber:

—  "Allah seni yarattığı hâlde, Allah 'a benzer bir eş uydurman-dır" buyurdu.

Ben:

—  Hakîkaten bu elbette pek büyüktür! dedim.

—  Sonra hangi (günâh büyüktür)? diye sordum. Peygamber:

—   ''Seninle beraber yemek yemesinden korkarak, çocuğunu öldürmendir" buyurdu.

—  Bundan sonra hangisi (büyüktür)? dedim. Peygamber:

—  "Komşunun zevcesiyle zina fiilini iş/emendir" buyurdu [10].

Ve Yüce Allah'ın şu kavli: ııVe üstünüze bulutu gölge yapmış, size kudret helvâsıyle yelve kuşunu indirmiş, size rızk olarak verdiği­miz şeylerin iyilerinden, güzellerinden yiyin (demiştik). Onlar (nan-körlükleriyle) bize zulmetmemişler, fakat kendi kendilerine zulmetmiş­lerdi" (el-Bakara: 57) [11].

Mucâhid: "el-Menn " samga (yânî zamk)'dır, "es-Selvâ" da kuştur, demiştir.

 

5-.......Saîd ibn Zeyd(R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S): "Kızılımtırak beyaz mantar, kudret helvası nev 'inden birrızıktır. Suyu da göz ağrısına şifâdır" buyurdu [12].

 

5- Bâb:

 

"Hani (Tîh'ten çıktıktan sonra) şu kasabaya girip dilediğiniz yerde istediğinizi bol bol yiyin. Kapısından secde ederek girin ve (dileğimiz) Hıtta'dır deyin, kusurlarınızı örtelim; iyilik edenleri ise daha artıracağız,

demiştik" {Âyet: 58).

"Ragaden", "Geniş, çok" demektir [13].

 

6-.......Ebû Hureyre (R) şöyle demiştir: (Allah tarafından) İsrâîl oğullarına:

— Kudüs'ün kapısından eğilirek (tevazu' ile) giriniz ve Hıtta ( = Yâ Rabb! Dileğimiz günâhımızı indirmendir) deyiniz, denildi.

Onlar (tersine) kıçları üzere emekleyerek girdiler ve (o kelimeyi) değiştirdiler de "Hıttatun habbetun fî şaaratın" şeklinde söylediler [14].

 

6- Bâb: Yüce Allah'ın "De Ki: Kim Cebrail'e Düşman Olursa... ** (Âyet: 97) Kavli [15]

 

Ve İkrime: "Cebre" ve "Mîke" ve "Serâfi", "Abdun; "ıl" ise "Allah"tir, demiştir [16].

 

7-.......Enes (R) şöyle demiştir: Abdullah'ton Mâm bir arazîde hurma toplarken Rasûlullah'm Medine'ye gelmesini işitmiş. Akabinde Peygamber'in yanına geldi ve:

— Ben sana üç şey soracağım ki, bunların cevâblarım ancak pey­gamber olan bilebilir: Kıyamet alâmetlerinin birincisi nedir? Cennet ehlinin ilk yemeği nedir? Çocuğu babasına yâhud anasına çekip ben­zeten şey nedir? dedi.

Peygamber (S):

— "Bunların cevâblarını biraz önce bana Cibril haber verdi" dedi.

Abdullah ibn Selâm:

—  Cibril mi? dedi. Peygamber:

—  "Evet" dedi. Abdullah;

—  Cibril, melekler içinde Yahûdîler'in düşmanıdır, dedi. Bunun üzerine Paygamber (yâhud râvî): liDe ki: Kim Cibril'e

düşman olursa (kahrından gebersin)/ Çünkü kendinden evvelki ki-tâbları tasdik edici ve mü 'minler için aynen hidâyet ve müjde olan Kur'ân % Allah 'in izniyle senin kalbinin üstüne o indirmiştir. Kim Al­lah % meleklerine, rasûllerine, Cebrail'e, MîkâîVe düşman olursa, şüb-hesiz Allah da o (gibi) kâfirlerin düşmanıdır'" (ei-Bakara: 97-98) âyetini okudu. Ve şöyle devam etti:

—  "Kıyamet alâmetlerinin ilki, insanları doğudan batıya süre­cek bir ateştir. Cennet ehlinin ilk yemeği balık ciğerinin (sarkmış olan) fazlasıdır. Çocuğun baba ve ana soylarına çekmesi şöyledir: Cinsî mü­nâsebet sırasında erkeğin suyu, kadının suyu önüne geçtiğinde, ço­cuğu kendine çeker. Kadının suyu erkeğinkinin önüne geçtiği zaman çocuğu o kendine çeker" buyurdu.

Bunun üzerine Abdullah ibn Selâm:

— Eşhedu en tâ ilahe ille'llah ve eşhedu enneke rasûlullah! dedi de şöyle devam etti:

—  Yâ Rasûlallah! Yahûdîler insanı hayrette bırakacak surette yalan söyleyen, asılsız iftiralarda bulunan bir kavimdir. Eğer Sen be­ni onlardan sormadan önce benim müslümân olduğumu bilirlerse, muhakkak bana iftira ederler. (Siz evvelâ beni onlardan sorunuz) dedi.

Akabinde bir Yahûdî topluluğu geldi. Peygamber:

—  "İçinizde Abdullah (ibn Selâm) nasıl adamdır?" diye sor­du.

Yahûdîler:

— O bizim hayırlımız ve hayırlımızın oğludur. Seyyidimiz ve sey-yidimizin oğludur, dediler.

Peygamber:

—  "Abdullah ibn Selâm İslâm 'a girerse ne dersiniz? (Siz de müs­lümân olur musunuz?) diye sordu.

Bunun üzerine Yahûdîler:

—  Böyle şeyden Allah onu korusun! dediler. Bunun üzerine Abdullah, Yahûdîler'e karşı çıktı da:

— Eşhedu enlâ ilahe ille'llah ve eşhedu enne Muhammeden ra­sûlullah, diye iki şehâdet kelimesini söyleyiverdi.

Bu şehâdetler üzerine Yahûdîler:

—  O bizim şerrlimizdir ve şerrlimizin oğludur, dediler, ve Ab­dullah ibn Selâm'in değerini eksilttiler.

Abdullah:

—  Yâ Rasûlallah! İşte korkmakta olduğum şey budur, dedi [17].

 

7- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı:

 

"Biz neshettiğimiz veya geri bıraktığımız bir âyetin yerine ya ondan daha hayırlısını, yâhud onun benzerini getiririz* Allah'ın her şeye kemâliyle kaadir olduğunu bilmedin mi?" (Âyet. 106) [18].

 

8-....... İbn Abbâs (R) şöyle demiştir: Umer (R):

— Bizim en düzgün Kur'ân okuyanımız Ubeyy ibn Ka'b'dır. En isabetli hüküm verenimiz de Alî ibn Ebî Tâlib'dir. Şübhesiz biz, Ubeyy ibn Ka'b'm okuyuş usûlü ve edasından bir kısmını terketmekteyiz. Bununla beraber Ubeyy: Ben Rasûlullah'tan işittiğim hiçbirşeyi ter-ketmem (unutmam), diye iddia etmektedir. Hâlbuki Yüce Allah: "Biz bir âyetten nesheder veya geri bırakırsak, ondan daha hayırlısını yâ­hud onun benzerini getiririz... " (Âyet: 106) buyurmuştur, dedi [19].

 

8- Bâb:

 

"Onlar: 'Allah kendine çocuk edindi' dediler. Hâşfiy O (bu gibi şeylerden) pak ve münezzehtir... " (Âyet: ııe) [20].

 

9-.......Abdullah ibn Abbâs(R)'tan: Peygamber (S) şöyle demiş­tir: "Allah şöyle buyurdu: Bâzı Âdem oğlu beni yalanladı. Hâlbuki beni yalanlamak ona yakışmazdı. Bâzısı da bana sövdü. Hâlbuki ba­na sövmek ona yakışmazdı. Âdem oğlunun beni yalanlamasına gelince; o (öldükten sonra) benim onu eskisi gibi îâde edip yaratmağa gücüm yetmez sanır. Bana sövmesi hususu da: Benim çocuğum ol­duğunu söylemesidir. Hâlbuki ben zevce ve çocuk edinmekten uzak bulunuyorum" [21] .

 

9- Bâb: Yüce Allah'ın Şu Kavli:

 

"Siz de İbrahim'in makaamından bir namaz yeri edinin..." (Âyet: 125).

"Mesabe", insanların tekrar tekrar gidip dönmekte oldukları yerdir [22].

 

10- Bize Müsedded Yahya ibn Saîd^den; o da Humeyd'den; o da Enes'ten tahdîs etti: Enes ibn Mâlik (R) şöyle demiştir: Umer (R):

— Üç şey hakkındaki dileğim Allah'ın vahyine uygun geldi, yâ-hud Rabb'im bana muvafakat etti. Ben: Yâ Rasûlallah! Makaamu İbrahim'den bir namaz yeri edinseniz! dedim. (Bu lafızla âyet indi.) Yine ben: Yâ Rasûlallah! Yanınıza iyi ve kötü kimseler giriyor. Mü'-minlerin anaları olan kadınlarınızın örtünmelerini emretseniz! dedim. Bunun üzerine Allah Hicâb (ei-Ahzâb: 59) âyetini indirdi.

Umer dedi ki:

— Bana Peygamber'in bâzı kadınlarına darılması haberi ulaştı. Bunun üzerine kadınların yanma gittim ve: Kadınlar! Ya bu hırçınlı­ğa nihayet verirsiniz, yâhud iyi biliniz ki Allah, sizin yerinize Rasû-lü'ne sizden daha hayırlı kadınlar verir, dedim. Nihayet Peygamber'in kadınlarından birisinin yanma vardım. Kadın bana: Yâ Umer! Rasû-lullah* kadınlarına öğüt vermez mi ki, sen onlara va'z vermeye kalkı­şıyorsun? dedi. Bunun üzerine de Allah şu âyeti indirdi: "Eğer o sizi boşarsa, yerinize -Allah'a itaatle teslim olan, Allah'ın birliğini tas-dîk eden, namaz kılan, günâhlardan tevbe ile vazgeçen, ibâdet eyle­yen, oruç tutan kadınlar, dullar ve kızlar olmak üzere- Rabb 'inin ona sizden daha hayırlılarını vermesi umulur" (et-Tahrîm: 5) [23].

İbnu Ebî Meryem şöyle dedi: Bize Yahya ibnu Eyyûb haber ver­di: Bana Humeyd tahdîs edip: Ben Enes'ten işittim, o da Umer'den demiştir [24].

 

10- Bâb: Yüce Allah'ın Şu Kavli:

 

"Hani İbrahim o BeytHn temellerini hmâîl ile birlikte yükseltiyordu (da ikisi şöyle duâ etmişlerdi): Ey Rabb 'imiz, bizden (şu hizmeti) kabul buyur. Şübhesiz Sen hakkıyle işiten, kemâliyle bilensin'" (Âyet: 127).

"el-Kavâid", onun temelleridir. Bunun müfredi "KaaideturTdur. Kadınlardan olan "Kavâid"in müfredi ise"Kaaid"dir [25].

11 -.......Abdullah, ibn Muhammed ibn Ebî Bekr, Abdullah ibn Umer.'e, Peygamber'in zevcesi Âişe(R)'den haber verdi ki (o şöyle de­miştir): Rasûlullah (S) bana:

—  "Kavmin Kureyş'in Ka'be'yi bina ettiklerini ve İbrahim'in te­mellerinden kısalttıklarını görmedin mi (yânı bilmedin mi)?" buyur­du.

Ben:

— Yâ Rasûlallah, onların kısalttıkları temeli Sen İbrahim'in te­melleri üzerine döndürmez misin? dedim.

Rasûlullah:.

— "Kavmin küfür zamanına yakın olmasaydı (muhakkak ben Ka'be'yi İbrahim'in temelleri üzerine döndürürdüm) " buyurdu.

Abdullah ibn Umer, Âişe'den bunu rivayet ettikten sonra: — Yemîn olsun Âişe bunu muhakkak Rasûlullah'tan işitmiştir. Ben Rasûlullah'ın Hıcr'a yakın olan iki köşeyi isti'lâm etmemesinin, ancak Beyt'in (bu iki köşesinin) İbrahim'in temelleri üzerinde tamam­lanmamış olmasından ileri geldiğini sanıyorum, demiştir [26].

 

11- Bâb:

 

"Deyin ki: Biz Allah'a ve bize indirilene îmân ettik... " (Âyet: 136).

 

12-.......Ebû Hureyre (R) şöyle demiştir: Kitâb sahibi olanlar Tevrat'ı İbrânîce (metni) ile okurlar, Arab dili ile de onu müslümân-lara tefsir ederlerdi. Rasûlullah (S) bu hususta sahâbîlefine: "Sizler Ehli Kitâb'ı tasdik de etmeyin, tekzîb de etmeyin. Sizler şunu söyle­yin: Biz Allah'a, bize indirilene (Kur'ân'a), İbrahim'e, İsmâîVe, Is-hâk 'a, Ya 'kûb 'a ve torunlarına indirilenlere, Mûsâ yya, îsâ ya veri­lenlere ve bütün peygamberlere Rabb 'leri katından verilenlere îmân ettik. Onlardan hiçbirim diğerinden ayırdetmeyiz. Biz Allah 'a teslim olmuş müslümânlarız" (Âyet: 136) [27].

"İnsanlardan birtakım beyinsizler: Müslümanları, üzerinde dur­dukları eski kıbleden çeviren (sebeb) nedir? diyecekler. De ki: Doğu da Allah 'in, batı da. O, kimi dilerse onu doğru yola iletir" (Âyet: hi) [28].

 

13-.......el-Berâibn Âzib(R)'den (şöyle demiştir): Rasûlullah (S) Medine'de onaltı ay yâhud onyedi ay Kudüs'teki Beytu'l-Makdis'e doğru namaz kıldı. Fakat her zaman kıblesinin Ka'be ciheti olmasını arzu ederdi. Rasûlullah, Ka'be'ye doğru ilk namazını kıldı yâhud ikindi namazını kıldı. Bir cemâat de O'nunla birlikte kıldılar. Ondan son­ra, O'nunla birlikte namaz kılanlardan biri çıktı ve bir mescidde bu­lunan bir cemâate, onlar namaz kılarlarken uğradı. Onlara:

— Peygamber ile birlikte Mekke'ye doğru namaz kıldığıma Al­lah için şehâdet ederim, dedi.

Bu şehâdet üzerine o cemâat namazlarını bozmadan oldukları gibi Ka'be'den tarafa döndüler. Kıble değiştirilmeden evvel ilk kıb­leye doğru namaz kılarak vefat etmiş, öldürülmüş birtakım insanlar vardı. Biz bunlar hakkında ne diyeceğimizi (nasıl bir hüküm verece­ğimizi) bilemedik. O zaman Allah şu âyeti indirdi: "...Allah sizin îmâ­nınızı zâyV edecek değildir. Çünkü Allah insanlara çok şefkatli, çok merhametlidir" (Âyet: 143) [29].

' 'Böylece sizi vasat (orta) bir ümmet yapmışızdır. İnsanlara karşı şâhidler olasınız, bu Rasûl de sizin üzerinize tam bir şâhid olsun diye'' (Âyet: 143).

 

14-.......Ebû Saîd el-Hudrî (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S) şöyle buyurdu: "Kıyamet gününde Nûh çağrılacak, Nûh:

— Lebbeyke ve sa 'deyke yâ Rabb (= Da'vetine icabet ettim, hu­zuruna geldim, emrine hazırım yâ Rabb)/ diyecek.

Allah:

—  (Emirlerimi ümmetine) tebliğ ettin mi? diye soracak. Nûh da:

—  Evet ettim! diyecek.

Bunun üzerine Nuh'un ümmetine:

— Nûh size tebliğ etti mi? diye sorulacak. Nuh'un ümmeti de:

— Bizi böyle âhiret azabından korkutan bir peygamber gelme­di! diyecekler.

Bu cevâb üzerine Allah:

— Ey Nûh, senin tebliğ ettiğine kim şehâdeî eder? diye soracak. O da:

—  Muhammed ve O'nun ümmeti, diye cevâb verecek. Akabinde Muhammed ile ümmeti, Nuh'un, ümmetine Allah'ın

hükümlerini tebliğ etmiş olduğuna şehâdet edecekler. Rasülünüz de sizin üzerinize bir şâhid olacaktır. İşte şu beyânım, zikri ulu olan Al­lah 'in şu kavlidir: Böylece sizi orta bir ümmet yapmışızdır. İnsanla­ra karşı şâhidler olasınız, bu Râsûl de sizin üzerinize şâhid olsun diye (Âyet: 143)".

"el-Vasat", "el-Adi" demektir [30].

 

12-''...Senin Üstünde Durageldiğin (Ka'be'yi Tekrar) Kıble Yapmamız O Rasûlfe (Sana) Uyanları, Ayağının İki Ökçesi Üzerinde Geri Döneceklerden Ayırdetmemiz İçindir. Gerçi Bu Elbette Büyük Bir Mes'eledir. Ancak Bu Allah'ın Doğru Yola İlettiği Kimseler Hakkında Değil" (Âyet: 143) Babı

 

15-.......Abdullah ibnUmer(R)'den: İnsanlar Kubâ Mescidi'nde sabah namazı kılarlarken birisi geldi de:

— Allah, Peygamber üzerine Ka'be'ye yönelmesi için Kur'ân in­dirdi; siz de Ka'be'ye: yöneliniz! dedi.

Onlar da namaz içinde Ka'be'ye yöneldiler [31].

 

13- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı:

 

"Biz yüzünü çok kerre göğe doğru evirip çevirdiğini muhakkak görüyoruz. Şimdi seni herhalde hoşnûd olacağın bir kıbleye döndürüyoruz- Yüzünü artık Mescidi Haram tarafına çevir. (Ey Mü'minler!) Siz de nerede bulunursanız (namazda) yüzlerinizi o yana döndürün. Şübhe yok ki, kendilerine kitâb verilenler bunun Rabb Herinden gelen bir gerçek olduğunu pek iyi bilirler. Allah onların yapacaklarından gafil değildir" {Âyet: 144).

 

16-.......Enes ibn Mâlik (R) -ömrünün sonlarında-: İki kıbleye (yânı Kudüs'e ve Ka'be'ye) doğru namaz kılanlardan benden başka kimse kalmadı, demiştir.

 

14- And Olsun Ki, Sen Kendilerine Kitâb Verilenlere Her Âyeti Getirmiş Olsan, Onlar Yine Senin Kıblene Uymazlar. Sen De Onların Kıblesine Tâbi' Olucu Değilsin. Onların Kimi Kiminin Kıblesine Uyucu Değildir. And Olsun Sana Gelen Bunca İlimden Sonra, Onların Hevâlarına Uyacak Olursan, O Takdirde Şübhesiz Ve Muhakkak Yazık Etmişlerden(Sayılır)Sin" (Âyet: 145) Babı

 

17-....... îbn Umer(R)'den (şöyle demiştir): İnsanlar Küba'da sabah namazı içinde bulundukları sırada bir adam geldi de:

— Bu gece Peygamber'e Kur'ân indirilmiş ve Ka'be'ye dönmesi emredilmiştir. Dikkat edin! Siz de Ka'be'ye yönelin! dedi.

İnsanların yüzü Şâm tarafına yönelik bulunuyordu. Bu haber üze­rine yüzlerini Ka'be tarafına döndürdüler [32].

 

15- 'Kendilerine Kitâb Verdiklerimiz Onu Öz Oğulları Gibi Tanırlar. Öyle İken İçlerinden Bir Güruh, Kendileri Bilip Durdukları Hâlde Yine Mutlakaa Hakkı Gizlerler. Hakk Rabb'indendir. O Hâlde Sakın Şübhecilerden Olma" (Âyet: 146-147) Bâb1 [33]

 

18-....... Abdullah ibn Umer (R) şöyle demiştir: İnsanlar Kubâ'da sabah namazı içinde bulundukları sırada bir kimse gelip:

— Şübhesiz bu gece Peygamber'in üzerine Kur'ân indirilmiş ve kendisi namazda Ka'be'ye yönelmekle emrolunmuştur! Bunun için sizler de Ka'be'ye yöneliniz! dedi.

Cemâatin yüzleri Şâm cihetine yönelik iken, hemen Ka'be tara­fına döndüler.

 

16- "Herkesin Yüzünü Kendine Döndürücü Olduğu Bir Yöneîi Vardır. Öyleyse Siz De (Ey Mü'minler) Hayır İşlerine Koşun, Birbirimizle Yarış Edin. Nerede Bulunursanız Allah Hepinizi (Bir Araya) Getirecektir. Şübhesiz Ki, Allah Herşeye Hakkıyle Kaadirdir" (Âyet: İ4s) Babı [34]

 

19-.......Ebû İshâk şöyle demiştir: Ben el-Berâ ibn Âzib(R)'den işittim, o: Biz Peygamber'le birlikte onaltı yâhııd onyedi ay Beytu'l-Makdis tarafına doğru namaz kıldık. Sonra Allah O'nu Ka'be yönü­ne döndürdü, dedi.

 'Hangi yerden sefere çıkarsan namazda yüzünü Mescidi Haram 'a doğru çevir. Bu emir, Rabb 'inden gelen mutlak bir haktır. Allah, ya­pacaklarınızdan gâfİl değildir" (Âyet: 149).

"Onun şatrına", "Onun yönüne" demektir [35].

 

20-.......Abdullah ibn Dînârtahdîs edip şöyle demiştir: Ben İbn Umer(R)'den işittim, o şöyle diyordu: İnsanlar Küba'da sabah na-mâzı içinde bulundukları sırada onlara bir adam geldi de:

— Bu gece Kur'ân indirildi ve Ka'be tarafına yönelmek emro-lundu, siz de Ka'be tarafına yöneliniz! dedi.

Saff hâlindeki bu insanlar hiçbir değiştirme yapmaksızın, olduk­ları gibi yerlerinde döndüler de Ka'be tarafına yöneldiler; hâlbuki yüz­leri Şâm cihetinde idi.

"Hangi yerden çıkarsan (namazda) yüzünü Mescidi Haram'a doğru çevirir. (Siz de ey mü'minler) nerede olursanız olun, yüzlerini­zi o yana döndürün. Tâ ki, aleyhinizde insanların, içlerindeki zâlim olanlarından başkasının (tutunabileceği) hiçbir hüccet kalmasın. Ar­tık onlardan korkmayın, benden korkun. Tâ ki, size karşı olan nV-metimi tamamlayayım. (Bu sayede) siz de hidâyete kavuşmayı ümîd edebilirsiniz" (Âyet: 150) [36].

 

21- Bize Kuteybe ibn Saîd, Mâlik'ten; o da Abdullah ibn Dî-nâr'dan tahdîs etti ki, îbn Umer (R) şöyle demiştir: İnsanlar Kubâ'-da sabah namazı içinde bulundukları sırada kendilerine bir adam geldi ve:

— Bu gece Rasülullah'ın üzerine Kur'ân indirilmiş ve Ka'be ta­rafına yönelmesi emredilmiştir. Siz de Ka'be'ye yöneliniz, dedi.

İnsanların yüzleri Şâm tarafına yönelik iken hemen Ka'be cihe­tine döndüler.

 

17- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı:

 

"Şübhe yok ki, Safa ile Merve Allah'ın şeâirindendir. İşte kim o Beyt 7 hacc veya umre kasdı ile ziyaret ederse, bunları güzelce tavaf etmesinde üzerine bir be's yoktur. Kim gönlünden koparak bir hayır işlerse (mükâfatını görür). Çünkü Allah tâatlerin ecrini veren ve hakkıyle bilendir" (Âyet: ıss).

"Şeâir", "Alâmetler" demektir. Bunun müfredi "Şaîre'Mir. İbn Abbâs: "Safvân", "Taş"tır, "Hıcâre" de denilir. Bunlar öyle çıplak taşlardır ki, üzerlerinde hiçbirşey bitirmezler; bunun müfredi "Safvâne"dir, bu da "Safa" ma'nâsınadır. "es~Safâ" ise cemf içindir, demiştir [37].

 

22-.......Urve şöyle demiştir: Ben Peygamber'in zevcesi Âişe*-" ye şunu sordum:

— Yüce Allah'ın şu kavli hakkında ne dersin: "Şübhe yok ki Safa ile Merve A ilah Hn şeâirindendir. İşte kim o Beyt H hacc ve um e kasdıyle ziyaret ederse, bunları güzelce tavaf etmesinde üzerine bir günâh yoktur" buyurdu. Ben bu sözden o iki tepe arasında tavaf et­memekten hiçbir kimse üzerine bir günâh olmadığını düşünüyorum, dedim.

Âişe:           

— Hayır öyle değil. Eğer âyet senin söylemekte olduğun gibi (sa'y mubahtır demek) olsaydı, âyet: "Safa ile Merve arasında sa'y etme­mekte günâh yoktur" suretinde olurdu. Şübhesiz bu âyet Ensâr hak­kında indirilmiştir. Onlar İslâm'dan evvel Kudeyd mevkiinin hizasında bulunan Menât putu için ihrama girerlerdi. Ensâr'dan ihrama giren­ler (kendi putlarının karşısında üzerlerinde başkalarının Isâf ve Nai­le putları bulunan) Safa ve Merve arasında sa'y etmeyi günâh sayarlardı. İslâm Dîni gelince Ensâr: Safa ile Merve arasında sa'y et­mek bize ağır geliyor, diye bunun hükmünü Rasûlullah'tan sordu­lar. Bunun üzerine Allah: "Şübhe yok ki, Safa ile Merve Allah'ın şeâirindendir. İşte kim o Beyt 7 hacc ve umre kasdıyle ziyaret ederse, bunları güzelce tavaf etmesinde üzerine bir günâh yoktur" âyetini in­dirdi.

 

23-.......Âsim ibn Süleyman şöyle demiştir: Ben Enes ibn Mâlik(R)'e Safa ile Merve'den sordum. Enes: Biz bunlar Câhiliyet işin-dendir (bunları tavafla ibâdet ederlerdi) diye düşünürdük. İslâm'a giriş olunca bu iki tepe arasında sa'y etmekten kendimizi tuttuk. Bunun üzerine Yüce Allah: "Şübhe yok ki, Safa ile Merve Allah 'in şeâirin­dendir. İşte kim o Beyt 7 hacc veya umre kasdıyle ziyaret ederse, bun­ları güzelce tavaf etmesinde üzerine günâh yoktur" âyetini indirdi [38].

 

18- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı:

 

"İnsanlar içinde Allah'tan gayrisini O'na emsal edinen adamlar vardır ki, onları Allah'a olan sevgi gibi severler. îmân edenlerin Allah'a sevgisi ise (herşeyden) sağlamdır. (Allah'a eşler uydurarak nefislerine) zulmedenler azabı görecekleri zaman, bütün kuvvetin hakîkaten Allah'ın olduğunu ve Allah'ın hakîkaten pek çetin azâblı bulunduğunu bilselerdi" (Âyet: 165) [39].

"Endâden", "Azdâden", yânî "Muhalif benzerler" demektir; müfredi "Nidd"dir.

 

24-....... Abdullah ibn Mes'ûd (R) şöyle demiştir: Peygamber (S) bir söz söyledi, ben de diğer bir söz söyledim. Peygamber:

—  'Allah'in yarattıklarından herhangi birşeyi A Hah 'a denk ya­pıp, ona dua ederek ölen kimse ateşe girer" buyurdu.

Ben de:

— Allah'a bir benzer çağırmayarak ölen kimse cennete girer, de­dim [40].

 

19- Bâb:

 

' 'Ey îmân edenler, maktuller hakkında size kısas yazıldı. Hür, hür ile; köle, köle ile; dişi, dişi ile (kısas olunur). Fakat kimin lehinde maktulün kardeşi tarafından cüz'î birşey affolunursa (kısas düşer). Artık örfe uymak, onu

güzellikle ödemek (lâzımdır). Bu, Rabb'inizden bir hafifletme ve rahmettir. O hâlde kim bufafv ve edâ)dan sonra (kaatile) tecâvüzde bulunursa, onun için pek acıklı bir azâb vardır" (Âyet: ns).

Uf iye ( = Affolunursa)", "Terk olunursa" demektir [41].

 

25-.......Amr ibn Dînâr tahdîs edip şöyle demiştir: Ben Mucâhid ibn Cebr'den işittim, şöyle dedi: Ben İbn Abbâs(R)'tan işittim, şöyle diyordu: İsrâîl oğullan'nda kısas vardı fakat onlarda diyet yoktu. Yüce Allah bu ümmete hitaben: "Üzerinize maktuller hakkında kı­sas yazıîdu Hür, hür ile; köle, köle ile; dişi, dişi ile (kısas olunur). Fakat kimin lehine maktulün kardeşi tarafından cüz T birşey affolu­nursa (kısas düşer)".

"Afv", kasden öldürmede (velînin affedilenden) diyeti kabul et­mesidir.

Ma'rüfatâbi' olmak ve güzellikle ödeme yapmak: Maktulün velîsi diyeti ma'rûfla yânî şiddet göstermeden ister, kısastan affedilen kimse de diyeti güzellikle, yânî bekletmeden ve eksiltmeden öder, demek­tir.

İşte bu (afv ve diyet hükmü, sizden önceki milletler üzerine ya­zılmış olan hükümlerden) Rabb'iniz tarafından yapılmış bir hafiflet­me ve bir rahmettir. Artık bundan sonra (yânî diyeti kabulden sonra) kim tecâvüz ederse ona acıklı bir azâb vardır.

 

26- Bize Muhammed ibnu Abdillah el-Ensârî tahdîs etti: Bize Humeyd tahdîs etti ki onlara da Enes, Peygamber(S)'in: "Allah'ın Ki-tâbı{nm) hükmü kısas yapmaktır" buyurduğunu tahdîs etmiştir.

 

27-.......Abdullah ibnu Ebî Bekr es-Sehmî şöyle demiştir: Bize Humeyd, Enes ibn Mâlik'ten tahdîs etti ki, Enes'in halası olan Rubeyy', bir cariyenin ön dişlerini kırmış, Rubeyy'in kavmi o cariyeden afv istediler. Cariyenin ailesi affetmediler. Rubeyy'in ailesi onlara diyet arzettiler. Cariyenin kavmi diyeti de kabul etmeyip kısasta direttiler. Akabinde Rasûlullah'a geldiler, O'nun huzurunda da (afv ve diyeti kabul etmeyip) kısasta direttiler. Bunun üzerine Rasûlullah (S) kısas ile emretti. (Rubeyy'in erkek kardeşi) Enes ibnu'n-Nadr:

— Yâ Rasûlallah! Rubeyy'in ön dişi kırılacak mı? Seni hakk ile gönderen Allah'a yemîn ederim (ve ümîd ederim) ki, Rubeyy'in dişi kırılmaz! dedi.

Rasûlullah:

—  "Yâ Enes (ibne'n-Nadr)/ ^//a/z'm Kitâbı(n\n hükmü) kısastır" buyurdu.

Hakîkaten da'vâcılar bunun akabinde razı olup Rubeyy'den kı­sası affettiler. Bunun üzerine Rasûlullah:

—  "Allah'ın kullarından öylesi vardır ki, o, Allah'a yemîn etse muhakkak Allah onun yeminini yerine getirir" buyurdu [42].

 

20- "Ey İmân Edenler, Sizden Evvelkilere Yazıldığı Gibi, Sizin Üzerinize De Oruç Yazıldu Tâ Ki Konmasınız" (Âyet: 183) Bâbl [43]

 

28-.......Abdullah ibn Umer (R) şöyle demiştir: Âşûrâ günü Câhiliyet ahâlîsi oruç tutarlardı. Ramazân orucu emri inince Peygam­ber (S): "isteyen âşûrâ günü oruç tutar, isteyen de tutmaz" buyurdu.

 

29-.......Âişe (R) şöyle demiştir: Âşûrâ günü, ramazân ayında oruç tutmak farz kılınmazdan önce oruç tutulur idi. Ramazân ayı oru­cunu tutma emri inince Peygamber (S): "Dileyen âşûrâ orucu tutar,

 

30-.......Bize Ubeydullah ibn Mûsâ,îsrâîl ibn Yûnus'tan; o da Mansûr'dan; o da İbrahim en-Nahaî'den; o da Alkame ibn Kays'tan haber verdi ki, Abdullah ibn Mes'ûd yemek yerken yanma Eş'as ibn Kays girdi de:

—  Bu gün âşûrâdir! dedi. İbn Mes'ûd da:

— Âşûrâ, ramazân orucu inmezden önce oruç tutulur bir gün­dü. Ramazân orucu inince âşûrâ orucu terkedildi. Onun için yaklaş da bizimle yemek ye! dedi.

 

31-.......Âişe (R) şöyle demiştir: Câhiliyet devrinde Kureyş âşûrâ günü oruç tutardı. (Hicretten önce) Peygamber (S) de âşûrâ orucu tutardı. Medine'ye hicret edip gelince de bu orucu (âdeti üzere) tut­tu. Sahâbîlerine de bu orucun tutulmasını emretti, (ikinci sene şa'-bân ayında) ramazân orucu inince, ramazân orucu farîza oldu, âşûrâ terkedildi. Artık dileyen âşûrâ orucunu tutar, dileyen de tutmaz ol­du [44].

 

21-“Oruç Sayılı Günlerdir. Artık Sizden Kim (O Günlerde) Hasta Yâhud Sefer Üzerinde Olursa, Tutamadığı Günler Sayısınca Başka Günlerde Tutar. Gücü Yetmeyenler Üzerine De Bir Yoksul Doyumu Fidye (Lâzımdır). Bununla Beraber Kim Gönül İsteğiyle Bir Hayır Yaparsa İşte Bu, Onun İçin Daha Hayırlıdır. Oruç Tutmanız Sizin Hakkınızda Hayırlıdır, Bilirseniz" (Âyet: Is4) Kavli Babı [45]

 

Atâ ibn Ebî Rebâh: Yüce Allah'ın buyurduğu gibi, mükellef kişi hastalıktan dolayı ayın hepsinde oruç tutmaz, demiştir. el-Hasen el-Basrî ile İbrahim en-Nahaî, emzikli ve hâmile kadın hakkında:

Eğer bunlar kendi nefisleri yâhud çocukları üzerine bir zarar gelmesinden korkarlarsa oruç tutmazlar, sonra kaza ederler, demişlerdir.

Yaşlı ihtiyar oruç tutmaya güç yetiremezse (o da oruç tutmaz, üzerine kaza değil de fidye vâcib olur). Enes ihtiyar olduktan sonra bir yâhud iki yıl ramazânda her gün bir fakire ekmek ve et yedirip, oruç tutmamıştır. Âmmenin kıraati "Yutîkûnehû" şeklindedir, bu ekserdir [46]

 

32-.......Amr ibn Dînâr, Atâ ibn Ebî Rebâh'tan tahdîs etti. Atâ,İbn Abbâs'tan "Ve ale'llezîneyutavvakûnehû fıdyetun taâmu miskine" şeklinde okurken işitmiştir.îbn Abbâs:

— Bu âyet nesh edilmiş değildir. Âyetteki kişiler yaşlı erkek ile yaşlı kadındır ki, bunlar oruç tutmaya muktedir olamazlar; bu se-beble bunlar, her bir gün yerine bir fakiri doyururlar, demiştir [47].

 

22- Bâb:

 

'İçinizden kim o aya erişirse, onda oruç tutsun.,,(Âyet: 185)

 

33-.......Bize Ubeydullah, Nâfi'den; İbn Umer'in "Fidyetu ta­amı mesâkîne" şeklinde okuduğunu, "Ve aleHlezîneyutîkûnehu" âyeti neshedilmiştir, dediğini tahdîs etti [48].

 

34-....... Bize Bekr ibnu Mudar, Amr ibnu'l-Hâris'ten; o da Bukeyr ibnu Abdillah'tan; o da Selemetu'bnu'l-Ekvâ'ın âzâdlısı olan Yezîd'den tahdîs etti ki, Seleme (R) şöyle demiştir: "Oruca güç yeti-remeyenler üzerine de bir yoksul doyumu fidye lâzımdır'' âyeti indi­ği zaman, oruç tutmamak ve fidye vermek isteyenler oldu. Nihayet ondan sonraki "İçinizden kim o aya erişirse, onda oruç tutsun"âye­ti indi de (sağlam ve mukîmler hakkında) bu oruç tutmayıp fidye ver­mek muhayyerliğini neshetti [49].

Ebû Abdillah el-Buhârî: Bukeyr ibn Abdillah, üstadı Yezîd ibn Ebî Ubeyd el-Eslemî'den önce vefat etti, dedi [50].

 

23-' 'Oruç Gecesinde Kadınlarınıza Yaklaşmak Size Halâl Edildi. Onlar Sizin İçin, Siz De Onlar İçin Birer Libâssınız. Allah Nefislerinize Karşı Za'f Göstermekte Olduğunuzu Bildi De Tevbenizi Kabul Etti, Sizi Bağışladı. Artık (Bundan Sonra Geceleri) Onlara Yaklaşın Ve Allah'ın Hakkınızda Yazdığını İsteyin" {Âyet: İ87)Bâbı

 

35-....... Ebû İshâk Amr ibn Abdillah şöyle demiştir: Ben el-Berâ ibn Âzib(R)'den işittim: Ramazân orucu indiği zaman sahâbî-ler ramazânın hepsinde kadınlara yaklaşmıyorlardı. Birtakım erkek­ler ise kendi nefislerine hıyanet ediyorlardı. Müteakiben Allah: "Allah sizin nefislerinize karşı za'fgöstermekte olduğunuzu bildi de tevbe­nizi kabul etti, sizi bağışladı... *' âyetini indirdi [51].

 

24- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı:

 

'Sâdık fecr olan ak iplik kara iplikten size seçilinceye kadar yiyin için, sonra geceye kadar orucu tamamlayın.

Mescidlerde Vtikâfta bulunduğunuz zaman kadınlarınıza (geceleri de) yanaşmayın. Bu (hükümler) Allah'ın sınırlarıdır. Sakın onlara yaklaşmayın. İşte Allah âyetlerini böylece insanlara açıklar. Tâ ki korunsunlar" (Âyet: 187).

"el-Âkif", "el-Mukîm"dir.

 

36-.......Ebû Avâne, Husayn'dan; o daeş-Şa'bî'dentahdîs etti ki, Adiyy ibn Hatim bir beyaz, bir de siyah ip edindi. Nihayet gece, gecenin bir kısmı olunca onlara baktı, fakat bu iki ip kendisine açık­ça belirmediler. Sabaha yaklaşınca:

—  Yâ Rasûlallah! Ben yastığımın altına iki ip koydum, dedi.

Rasûlullah (S):

—  "Şübhesiz senin yastığın bu takdirde çok genişmiş. Çünkü (bu âyette zikredilen) beyaz iple siyah ip, senin yastığının altında olmuş­lardır (yânî çok uyumuşsun)" buyurmuştur.

 

37-....... Adiyy ibn Hatim (R) şöyle demiştir:

— Yâ Rasûlallah! Siyah iplikten seçilecek beyaz iplik nedir? Bun­lar hakîkaten iki ip midir? diye sordum.

O:

—  "Eğer sen bu iki ipe baktıysan, şübhesiz sen elbette geniş kafalısın" buyurduktan sonra "Bunlar senin düşündüğün gibi iki ip değildir. Biri gecenin karanlığı, diğeri de gündüzün beyazlığıdır"^ bu­yurdu.

 

38-.......Sehl ibn Sa'd (R) şöyle demiştir:' "Size beyaz iplik si­yah iplikten seçilinceye kadar yiyin için" âyeti indi, fakat "Mine'I-fecri" beyânı inmemişti. Birtakım insanlar oruç tutmak istedikleri za­man, onlardan birisi ayaklarına beyaz ip ve siyah ip bağladı da o ip­ler kendisine iyice belirinceye kadar yemeğe devam etti. Akabinde Allah o kelâmın ardından "MineH-fecri{Fecrden)" beyânını indirdi. Sahâbîler böylece Allah'ın ancak gece ile gündüzü kasdetmekte ol­duğunu bildiler  [52].

 

25- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı:

 

"... İyilik ve tâat, evlere arkalarından gelmeniz değildir. Fakat iyilik (Allah'tan) sakınandır. Evlere kapılarından gelin. Allah'tan sakının. Tâ ki muradınıza kavuşasınız" (Âyet: 189).

 

39-.......el-Berâ ibn Âzib (R): Ensâr ve Kureyş'ten başka diğer Arablar Câhiliyet devrinde (hacc ve umre niyetiyle) ihrama girdikleri zaman, evlerine (kapılarından değil de) arka taraflarından gelirlerdi. Bunun üzerine Allah şu âyeti indirdi: "İyilik ve tâat evlere arkalarından gelmeniz değildir. Fakat iyilik Allah'tan sakınandır. Evlere ka­pılarından geliniz* [53]

 

26- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı:

 

"Fitne kalmayıncaya, dîn de yalnız Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Vazgeçerlerse, artık zâlimlerden başkasına hiçbir husûmet yoktur" (Âyet: 193) [54].

 

40-.......Bize Ubeydullah, Nâfı'den; o da İbn Umer(R)'den tahdîs etti. (Yetmiş üçüncü senenin sonunda Haccâc'ın Mekke'de) Abdullah ibnu'z-Zubeyr'i muhasara ettiği o fitne zamanında iki adam Abdullah ibn Umer'e geldiler de, ona:

— Şübhesiz insanlar helak edildiler (yâhud: Görmekte olduğun şu ihtilaflı işleri yaptılar). Sen ise Umer'in oğlu ve Peygamber'in sa-hâbîsi olduğun hâlde bu savaşa çıkmandan seni men' eden nedir? de­diler.

İbn Umer onlara:

— Beni bundan, Allah'ın kardeşimin kanını haram kılmış olması men' etmektedir, dedi.

O iki adam:

— Allah ' 'Hiçbir fitne kalmayıncaya kadar onlarla savaşın'' bu-yurmadı mı? dediler.

İbn Umer de:

— Bizler onlarla harb ettik, nihayet hiçbir fitne kalmadı ve dîn de yalnız Allah'ın oldu. Sizler ise bir fitne olsun ve dîn de Allah'tan başkasına âid olsun diye harb etmek istiyorsunuz, dedi.

Usmân ibn Salih şunu ziyâde etti: Abdullah ibn Vehb şöyle de­di: Bana Fulân kişi (Mısır kaadısı ve âlimi Abdullah ibn Luhey'a'dır denildi) ile Hay ve ibnu Şurayh, Bekr ibn Amr el-Meâfirî'den haber verdi. Ona da Bukeyr ibn Abdillah, Nâfi'den şöyle tahdîs etmiştir: Bir adam İbn Umer'e geldi de:

— Yâ Ebâ Abdirrahmân! Azîz ve Celîl olan Allah yolunda ci­hâdı terkederek bir yıl hacc, bir yıl da umre yapmana seni ne şevket­ti? Hâlbuki sen Allah'ın cihâda çok teşvîk ettiğini bilmişsindir! dedi.

İbn Umer de ona:

— Ey kardeşim oğlu! İslâm beş şey üzerine kuruldu: Allah'a ve Rasûlü'ne îmân etmek, beş namazı kılmak, ramazân orucu tutmak, zekâtı ödemek, Ka'be'yi hacc yapmak dedi.

O zât:

— Yâ Ebâ Abdirrahmân! Allah'ın kendi Kitâbı'nda zikrettiği şeyi işitmiyor musun: "Eğer müzminlerden iki zümre birbiriyle dö-ğüşürlerse aralarım bulup barıştırın. Eğer onlardan biri diğerine kar­şı hâlâ tecâvüz ediyorsa, siz o tecâvüz edenle Allah Un emrine dö'nün-ceye kadar savaşın..." (ei-Hucurât: 9)?

"Onlarla hiçbir fitne kalmayıncaya kadar savaşın..." (d-Bakara: 193)! dedi,

İbn Umer:

— Biz Rasûlullah zamanında bunu yaptık. İslâm ehli az idi.. îrnân-lı kişi dîni hakkında fitneye uğratılırdı. Müşrikler onu ya öldürürler, yâhud da devamlı azâb ve işkence ederlerdi. Nihayet müslümânlar çoğaldı ve hiçbir fitne (yânî dînî baskı) kalmadı, dedi.

Bu sefer o zât İbn Umer'e:

— Alî ve Usmân hakkındaki görüşün, sözün nedir? dedi. İbn Umer:

— Usmân'a gelince, (Uhûd'daki kaçışını) Allah ondan affetmiş gibidir. Amma sizler ondan bu suçunu affetmeyi hiç istemediniz. Alî'ye gelince, o, Rasülullah'ın amcasının oğlu ve kızı Fâtıma'nın kocası-dır. -Ve eliyle işaret ederek:- (Rasülullah'ın odaları arasındaki) ye­rinde görüp durduğunuz şu ev, Alî'nin evidir, dedi [55].

 

27- Allah'ın Şu Kavli Babı:

 

'Allah yolunda mallarınızı harcayın. Kendinizi tehlikeye atmayın. (Dâima) iyilik edin. Çünkü Aüah iyilik edenleri sever" (Âyet: 195). "Tehlüke" ve "Helak" bir ma'nâyadır [56].

 

41-.......Bize Şu'be tahdîs etti ki, Süleyman ibn Mıhrân şöyle demiştir: Ben Ebû Vâil'den işittim; o da Huzeyfe'den. Huzeyfe (R): "Allah yolunda mallarınızı harcayın ve kendinizi tehlikeye atmayın" âyeti nafakayı, yânî Allah yolunda mal harcamayı terk hakkında in­di, demiştir [57].

 

28- Allah'ın Şu Kavli Babı:

 

"Artık içinizden kim hasta olur yâhud da başından bir eziyeti bulunursa, ona oruçtan yâhud sadakadan yâhud da kurbândan biriyle fidye (vâcib olur)..." (Âyet: 196) [58].

 

42-.......Abdurrahmân ibnu'l-Esbahânî şöyle demiştir: Ben Ab­dullah ibn Ma'kıl'dan işittim, o şöyle dedi: Ben şu mescidin içinde, yânî Küfe Mescidi'nde Ka'b ibn Ucre(R)'nin yanma oturdum da ona "Oruçtan bir fidye" âyetim sordum. Ka'b ibn Ucre şöyle anlattı: (Hu-deybiye'de) bitler yüzüm üzerinde saçılıp dağılır hâlde ben Peygam-ber'in yanma taşındım. Peygamber (S):

—  "Ben meşakkatin sende bu dereceye ulaştığını zannetmiyor­dum. Sen bir davar bulabilir misin?" diye sordu.

Ben:

—  Hayır (bulamam), dedim. Peygamber:

—  "Üç gün oruç tut, yâhud herbir fakire yarım sâ' ölçeği buğ­day düşmek üzere altı fakiri doyur ve başını tıraş et" buyurdu.

İşte bu âyet husûsî olarak benim hakkımda indi, fakat bu umû­mî olarak sizin hakkınızdadir, dedi [59].

 

29- Bâb:

 

'Kim hacca kadar umre ile fâidelenmek isterse... (Âyet: 196) [60]

 

43-....... îmrân ibn Husayn (R) şöyle demiştir: Allah'ın Kitâ­bı'nda mut'a âyeti, yânî haccda temettü' yapma âyeti inmiştir. Aka­binde biz de Rasûlullah'ın beraberinde temettü' haccı yaptık. Temettü' yapmayı haram kılan Kur'ân indirilmedi; ölünceye kadar Peygam­ber de bundan nehyetmedi. Bir adam kendi re'yi ile istediği şeyi söy­lemiştir.

Muhammed el-Buhârî: O adamın Umer olduğu söylenir, dedi [61].

 

30- Bâb:

 

 (Hacc mevsiminde ticâretle) RabbHnizden rızk istemenizde bir günâh yoktur1' (Âyet: i98).

 

44-.......İbn Abbâs (R) şöyle demiştir: Ukâz, Mecenne ve Zu'l-Mecâz Câhiliyet devrinde birtakım büyük pazarlardı. Müslümanlar hacc mevsimlerinde buralarda ticâret yapmayı günâh saymışlardı. Bu­nun üzerine "Hacc mevsimlerinde (ticâretle) RabbHnizden rızk iste­menizde bir günâh yoktur..." âyeti indi [62].

 

31- Bâb:

 

"Sonra insanların döndüğü yerden siz de dönün. Allah'tan mağfiret isteyin. Şübhesiz ki, Allah çok mağfiret edicidir, çok merhamet eyleyicidir" (Âyet: 199).

 

45-.......Âişe (R)'den (o, şöyle demiştir): Kureyş ile Kureyş'in dîninde olan müşrikler (Câhiliyet devrinde) Muzdelife'de vakfe ya­parlardı. Bunlara "Hums" ismi verilirdi. Bunlardan başka olan Arab hacıları ise Arafat'ta vakfe yaparlardı. İslâm gelince Allah, Peygam-ber'ine Arafat'a gitmesini, sonra orada vakfe yapmasım, bundan sonra dâ oradan dönmesini emretti. İşte bu, Yüce Allah'ın şu kavlidir: "Son­ra insanların döndüğü yerden siz de dönün.,." [63].

 

46-.......İbn Abbâs (R) şöyle demiştir: Hacc niyetiyle ihrama girinceye kadar kişinin Beyt'i (hacc aylarında umre için) tavaf etmesi halâl değildi. Bineğine binip Arafat'a gittiğinde fidyesi deveden yâ­hud sığırdan yâhud koyundan kendisine kolay gelen bir hediye hay­vandır. Bunlardan kendisine kolay olandan hangisini isterse kurbân eder. Şu kadar ki, böyle bir kurbanlık bulması kolay olmayan kişiye arefe gününden önceki hacc günleri içinde üç gün oruç tutması vâcib olur. Eğer bu üç günün sonuncusu arefe günü olursa, üzerine günâh yoktur. Bundan sonra ikindi namazından tâ karanlık oluncaya ka­dar Arafat'ta vakfe yapmak için gitsin. Vakfeden sonra Arafat'tan hareket etmeye davransınlar. Arafat'tan hareket ettikleri zaman ge­ceyi geçirecekleri yer olan Muzdelife'ye kadar ilerlesinler. Sonra Al­lah'ı çok zikretsin(ler). Sabaha girmenizden önce tekbîr ve tehlîli çok söyleyiniz. Sonra (oradan Minâ'ya doğru) hareket ediniz. Çünkü insanlar da oradan hareket ediyorlardı. Ve Yüce Allah: "Sonra insan­ların (hep beraber) döndükleri yerden siz de dönün. Allah'tan mağfiret isteyin. Şübhesiz ki, Allah çok mağfiret edicidir, çok merhamet eyleyicidir" (Âyet: 199) buyurdu. En sonunda cemreyi taşlarsınız [64].

 

32- Bâb:

 

'İnsanlardan kimi de: Ey Rabb 'imiz bize dünyâda da güzellik ver, âhirette de güzellik ver ve bizi o ateş azabından koru der" (Âyet: 201).

 

47-.......Enes ibn Mâlik (R): Peygamber (S) her zaman: "Yâ Allah! Ey Rabb'imiz, bize dünyâda da güzellik ver, âhirette de gü­zellik ver ve bizi o ateş azabından koru" diye duâ ederdi, demiştir [65].

 

33- Bâb:

 

"Hâlbuki o, düşmanların en yamanıdır... " (Âyet: 204). Atâ ibn Ebî Rebâh: "Nesi", "Hayavân"dır, demiştir [66].

 

48-.......Bize Sufyân es-Sevrî, îbn Cureyc'den; o da Abdullah ibn Ebî Muleyke'den; o da Âişe'den tahdîs etti. Âişe bu hadîsi Pey-gamber'e yükselterek "Allah'a erkeklerin en çok nefretlisi, düşman­lığı en şiddetli olanıdır" buyurdu, demiştir.

Ve Abdullah ibnu'l-Velîd el-Adenî şöyle dedi: Bize Sufyân es-Sevrî tahdîs etti. Bana İbnu Cureyc, tbnu Ebî Muleyke'den; o da Âi-şe'den; o da Peygamber'den senediyle tahdîs etti [67].

 

34- "Yoksa Siz, Sizden Evvel Geçenlerin Hâli Başınıza Gelmeden Cennete Girivereceğinizi Mi Sandınız? Onlara Öyle Yoksulluklar Ve Sıkıntılar Gelip Çattı Ve (Çeşitli Belâlarla) Sarsıldılar Kî, Hattâ Peygamberleri Beraberindeki Müzminlerle Birlikte: 'Allah'ın Yardımı Ne Zaman?' Diyordu. Gözünüzü Açın, Allah'ın Yardımı Muhakkak Yakındır" (Âyet: 214) Babı

 

49-.......İbn Cureyc şöyle demiştir: Ben İbn Ebî Muleyke'den işittim, şöyle diyordu: îbn Abbâs (R) şöyle dedi: "Hattâ o rasûller kavimlerinin îmânından ümîdlerini kesip de onların va 'd edildikleri ilâhî yardım hususunda muhakkak yalana çıkarıldıklarını zannettik­leri Sirada... " (Yûsuf: 110).

îbn Ebî Muleyke dedi ki: İbn Abbâs bu Yûsuf: 110. âyetinden anladığı "yardımın gecikmesi ve yavaş gelmesi" ma'nâsım el-Bakara: 214. âyetinden de anladı da: "Hattâ o rasül, maiyyetindekimüzmin­lerle birlikte; 'Allah hn yardımı ne zaman?' diyordu. Gözünüzü açın! Allah'ın yardımı muhakkak yakındır" (ei-Bakara: 214) âyetini okudu.

İbn Ebî Muleyke dedi ki: Ben Urvetu'bnu'z-Zubeyr'e kavuştum da ona bu âyette "Kuzibû" fiilindeki zâl harfinin şeddesiz okunma­sını sordum. O şöyle dedi: Âişe, İbn Abbâs* m bu fiildeki zâl'i şedde­siz okumasını inkâr ederek;

— Maâzallâhi ( = Allah'a sığınırım). Yemîn ederim ki, Allah Ra-sûlü'ne her ne va'd ettiyse, Rasûlü ölümünden önce o va'din muhak­kak gerçekleşeceğini kat'î olarak bilmiştir. Lâkin belâlar, rasûllerden hiç ayrılmayıp devam edip durdu da, maiyyetinde bulunan mü'min-İerin, kendilerini yalanlayacak olmalarından korkmuşlardır, dedi.

Âişe bu âyeti "Ve zannû ennehum kadkuzzibû" şeklinde zâl'in şeddesiyle okur idi [68].

 

35- Bâb:

 

"Kadınlarınız sizin (çocuk yetiştiren) tarlanızdır. O hâlde tarlanıza dilediğiniz gibi gelin. Kendiniz için önden (iyi ameller) gönderin. Bir de Allah'tan korkun ve bilin ki, herhalde siz O 'na kavuşacaksınız. Îmân edenlere müjdele" (Âyet: 223).

 

50-.......Bize Abdullah ibnu Avn haber verdi ki, Nâfi' şöyle de­miştir: İbn Umer (R) Kur'ân okuduğu zaman, okumasını bitirinceye kadar Kur'ân'dan başka birşey konuşmazdı. Bir gün ben onun hu­zurunda Mushaf'ı tuttum, o da ezberden el-Bakara Sûresi'ni okudu. Nihayet ondan bir yere ulaştığında, bana:

—  Sen bu âyetin ne hakkında indirildiğini bilir misin? dedi. Ben:

—  Hayır bilmem, dedim. İbn Umer:

— Bu âyet şu şu hususta (yânî kadınlara arka taraflarından gel­mek sözleri hakkında) indirildi, dedi ve sonra okumasına devam et­ti.

Ve Abdussamed'den (o dedi ki): Bana babam Abdulvâris ibn Saîd tahdîs etti. Bana Eyyûb es-Sahtıyânî, Nâfi'den; o da İbn Umer'den tahdîs etti. İbn Umer "Kadınlarınıza istediğiniz gibi geliniz" kavli hakkında:

—  Kocası kadına oradan gelir, demiştir.

Bu hadîsi Muhammed ibn Yahya ibn Saîd, babası Yahya ibn Sa-îd'den; o da Ubeydullah ibn Umer'den; o da Nâfi'den; o da İbn Umer'den olmak üzere rivayet etmiştir.

 

5l-.......Câbir (R) şöyle demiştir: Yahûdîler: Erkek, kadın ile arka tarafından gelip cima' ederse doğacak çocuk şaşı olur, derlerdi. (Bu bâtıl inancı yıkmak üzere) "Kadınlarınız sizin bir ekinliğinizdir. O hâlde tarlanıza dilediğiniz taraftan geliniz" âyeti indi [69].

 

36- Bâb:

 

"Kadınları boşadınız da iddetlerini bitirdiler mi, aralarında meşru' bir surette anlaştıkları takdirde artık kendilerini kocalarına nikâh etmelerine engel olmayın..." (Âyet: 232).

 

52-.......el-Hasen el-Basrî şöyle demiştir: Bana Ma'kü ibnu Yesâr tahdîs edip: Benim bir kizkardeşim vardı, onu benden istiyorlardı, dedi.

.........Buradaki senedlerde Yûnus ibn Ubeyd, el-Hasen'den tah­dîs etti ki, Ma'kıl ibn Yesâr'ın kızkardeşini kocası boşamış ve kadım iddeti tamamlanıncaya kadar terketmiş. Akabinde boşayıp iddeti ta­mamlanan bu kadını velîsinden tekrar istemiş. Velîsi olan erkek kar­deşi Ma'kıl bunu kabul etmemiştir. Bunun üzerine "Artık kadınların kendilerini kocalarına nikâh etmelerine engel olmayın" âyeti inmiş­tir [70].

37- Bâb:

 

"Sizden ölenlerin geride bıraktıkları zevceler kendi nefislerini dört ay on gün bekletirler. İşte bu müddeti bitirdikleri zaman artık onların kendileri hakkında meşru' vech ile yaptıkları şeyden dolayı size günâh yoktur. Allah, ne işlerseniz hakkıyle haberdârdır" (Âyet: 234)

"Affederlerse''\ "Hibe ederlerse" demektir [71].

 

53-.......Abdullah ibnu'z-Zubeyr şöyle dedi: "Sizden ölenlerin geride bıraktıkları zevceler kendi nefislerini dört ay on gün bekletir­ler... " (234.) âyeti var, bir de "Sizden zevceler bırakıp ölecek olan­lar eşlerinin (kendi evlerinden) çıkarılmayarak, yılına kadar fâidelen-melerini vasiyet etsinler. Bunun üzerine onlar kendiliklerinden çıkarlarsa, artık onların bizzat yaptıkları meşru' işlerden dolayı size meşrûtiyet yoktur..." (240.) âyeti var.

İbnu'z-Zubeyr dedi ki: Ben Usmân ibn Affân'a şöyle dedim:

— Bu 240. nafaka âyetini ondan önceki diğer âyet, yânî 234. (dört ay on gün bekleme) âyeti neshetmiştir. Böyle iken hükmü neshedilen bu âyeti Mushaf'ta niçin yazıyorsun? yâhud: Bu mensûh âyeti Mus­haf'ta niçin bırakıyorsun? dedim.

Usmân da:

— Ey kardeşimin oğlu! Ben Mushaf'tan hiçbirşeyi bulunduğu yerinden değiştirmem, dedi [72].

 

54- Bize İshâk ibn Râhûye tahdîs etti. Bize Ravh ibn Ubâde tahdîs etti. Bize Şibl ibnu Abbâd, Abdullah ibn Ebî Necîh'ten; o da Mucâ-hid ibn Cebr'den tahdîs etti. Mucâhid şöyle demiştir: "Sizden ölenle­rin geride bıraktıkları zevceler kendi nefislerini dört ay on gün bekletirler. İşte bu müddeti bitirdikleri zaman... " (234). Burada zik­redilen dört ay on günlük iddet, kadının, kocasının akrabaları ya­nında bekleyeceği iddettir ki, bu vâcib bir iddettir [73]. Yüce Allah: "Sizden zevceler bırakıp ölecek olanlar eşlerinin (kendi evlerinden) çıkarılmayarak yılına kadar fâidelenmelerini, bakılmalarını vasiyet etsinler. Bunun üzerine onlar kendiliklerinden çıkarlarsa, artık onla­rın bizzat yaptıkları meşru' işlerden dolayı size mes 'ûliyet yoktur..." 240. âyetini indirdi.

Mucâhid dedi ki: Allah evvelki âyette dört ay on gün iddet bek­leyen kadına, bir vasiyet olarak yedi ay yirmi gün daha ekleyip, sene­nin tamâmını tahsîs etti. O kadın isterse kendine yapılmış olan vasiyeti içinde ikaamet eder, isterse oradan çıkar. İşte bu Yüce Allah'ın: "Eş­lerinin evlerinden çıkarılmayarak fâidelenmelerini vasiyet etsinler, Bunun üzerine o kadınlar kendiliklerinden çıkarlarsa artık onların bizzat yaptıkları meşru' işlerden dolayı size meşguliyet yoktur" kavlidir. (Dört ay on günlük) iddet ise, olduğu gibi kadın üzerine vâcibdir. İb­nu Ebî Necîh, bunu Mucâhid'den olmak üzere söyledi.

Atâ ibn Ebî Rebâh da dedi ki: İbn Abbâs şöyle dedi: Bu âyet, kadının kendi ailesi yanında iddet beklemesini neshetti. Artık kadın istediği yerde (dört ay on günlük) iddetini bekler. Bu, Yüce Allah'ın: "Çıkarılmayarak..." kavlidir.

Atâ (İbn Abbâs'tan rivayet ettiğini tefsîr ederek) şöyle dedi: Ka­dın isterse kocasının ailesi yanında iddet bekler ve kendine yapılan vasiyette ikaamet eder, isterse Yüce Allah'ın: "Onların bizzat yap­tıkları meşru'işlerden size meşguliyet yoktur" kavlinden dolayı baş­ka yere çıkar gider.

Yine Atâ: Sonra (en-Nisâ: 11-12) mîrâs âyeti geldi de süknâ hakkım neshetti. Artık kadın (süknâ hakkı olmayarak, vasiyeti terkedip) di­lediği yerde iddetini bekler, dedi.

Ve Muhammed ibn Yûsuf el-Feryâbî'den: Bize Verkaa ibn Amr el-Havârizmî, İbn Ebî Necîh'ten; o da Mucâhid'den bu suretle tah­dîs etti. Ve yine Abdullah ibn Ebî Necîh'ten; o da Atâ'dan tahdîs etti ki, İbn Abbâs: Bu âyet, kadının, kendi ailesi içinde iddet beklemesi­ni neshetti, artık kadın istediği yerde iddetini bekler. Çünkü Yüce Al­lah: "Çıkarılmayarak,.." buyurmuştur. Bu da yukarıda, Mucâhid'den rivayet edilen tarzdadır [74].

 

55-.......Bize Abdullah ibnu Avn tahdîs etti ki, Muhammed ibn Şîrîn şöyle demiştir: Ben bir meclisde oturdum, orada Ensâr'dan bü­yük büyük adamlar vardı. İçlerinde Abdurrahmân ibnu Ebî Leylâ da vardı. Ben, Abdullah ibn Utbe'nin, Haris kızı Subey'a'nın durumu hakkındaki hadîsini zikrettim. Abdurrahmân ibn Ebî Leylâ:

— Lâkin onun amcası olan Abdullah ibn Mes'ûd buna kaail ol­mazdı (yânı bu hükmü söylemezdi), dedi.

Bunun üzerine ben (Abdullah ibn Utbe'yi kasdederek):

— Eğer Kûfe'nin yanı başında ikaamet eden bir adama isnâden yalan söylediysem şübhesiz ben cesaretli, yânı utanmaz bir kimseyim-dir, dedim.

Bu sırada İbn Şîrîn sesini yükseltti de şöyle dedi:

— Sonra ben çıktım, akabinde Mâlik ibn Âmir'e yâhud Mâlik ibn Avf'a kavuştum ve ona: Hâmile iken kocası ölmüş olan kadının iddeti hakkında İbn Mes'ûd'un görüşü nasıl idi? diye sordum. O da bana şöyle cevâb verdi: İbn Mes'ûd: Siz o kadına ruhsatı tatbik etme­yerek, onun üzerine uzun olan iddeti mi tatbik ediyorsunuz? Yemîn olsun kısa olan en-Nisâ Sûresi, yânî et-Talâk Sûresi, en uzun iddet olan bu el-Bakara âyetinden sonra inmiştir, dedi.

Eyyûb es-Sahtıyâriî de Muhammed ibn Sîrîn'den söyledi ki, İbn Şîrîn (şekksiz olarak):

— Ben Ebû Atıyye Mâlik ibn Âmir'e kavuştum..., demiştir [75].

 

38- "Namazları Ve Orta Namazı Muhafaza Ediniz. (Âyet: 238) Babı

 

56-.......Buradaki iki senedle Alî (R) şöyle demiştir: Peygam­ber (S) Hendek günü: "Müşrikler bizi güneş batıncaya kadar orta na­mazından habsettiler. Allah onların kabirlerini ve evlerini ateş dol­dursun" buyurdu.

Râvî Yahya ibn Saîd: Yâhud Peygamber: "Allah onların kabir­lerini ve içlerini ateş doldursun" buyurmuştur, diye şekk ile rivayet etmiştir [76].

 

39- "Ve Allah İçin Tam Huşu' Ve Taâtle Dîvân Durun Yânî "Tam İtaat Ediciler Olarak Namaza Durun" (Âyet: 238) Babı

 

57-.......Zeyd ibn Erkam (R) şöyle demiştir: Bizler namaz için­de kelâm söylerdik. Bizim birimiz yanındaki kardeşine ihtiyâcı husûsunda söz söylerdi. Nihayet şu: "Namazları ve orta namazı muhafaza ediniz. Allah 'in dâvânına tam huşu' ve itaatle durun" âyeti indi de, bunun üzerine bize namazda sükût etmemiz emredildi [77].

 

40- Azîz Ve Celîl Allah'ın Şu Kavli Babı:

 

"Fakat korkarsanız, o hâlde (namazı) yürüyerek yâhud süvârî olarak kılın (bırakmayın). Tehlikeden emîn olduğunuz vakit ise yine Allah'ı, size bilmediğiniz şeyleri nasıl öğretti ise öyle anın" (Âyet: 239).

Saîd ibn Cubeyr şöyle dedi [78]:

"Kursiyyuhu", "Onun ilmi" demektir. "Bastaten", ziyâde ve fazlaya denilir. "Efriğ", "Boşalt" yânî "İndir"; "Velâ yeûduhû", "Ona ağır gelmez"; "Âdenf, "Bana ağır gelip belimi büktü", "el-Âdu ve'l-Aydu" "Kuvvet"; "es-Sinetu", "Uyku başlangıcı, mızganma, uyuklama"; "Lem-yetesenneh", "Değişmedi, bozulmadı"; "Fe-buhıte", "Hücceti gitti", "Hâviye", "İçinde hiçbir can yoldaşı, yânî hiçbir kimse yok"; "Urûşuhâ", "Binaları", "es-Sinetu", "Uyku başlangıcı, uyuklama"; "Nûnşiruhâ", "Onu çıkarırız". "Vsârun"; "içinde ateş bulunan kalın bir sütün gibi  yerden göğe doğru şiddetle esip herşeyi koparan rüzgâr, kasırga".

İbn Abbâs da: "Salden", "Üzerinde hiçbirşey bulunmayan"demektir, dedi.

İkrime de: "Vâbilun", "Şiddetli yağmur"; "et-Tallu", "Hafif yağmur, çiğ, nem"dir dedi. İkrime'nin zekrettiği bu şeyler mü'min amelinin meselidir [79].

 

58-.......Bize Mâlik, Nâfi'den tahdîs etti ki, Abdullah ibn Umer (R) kendisine korku namazı sorulduğu zaman şöyle der idi: İmâm Öne geçer, insanlardan bir taife de onun arkasında saff durur. İmâm onlara bir rek'at namaz kıldırır. Bu sırada onlardan bir taife namaz kılanlarla düşman arasında bulunur, namaz kılmayip, onları korur­lar, îmâm'ın beraberindekiler bir rek'at kıldıkları zaman selâm ver­meyerek, o namaz kılmayanların bulunduğu yere çekilirler. Bu sefer o namaz kılmamış olanlar, imâmın arkasına geçip imâmla birlikte bir rek'at namaz kılarlar. Sonra imâm İki rek'at kılmış olduğu hâlde se­lâm verip namazdan çıkar. İmâm namazdan çıktıktan sonra o iki ta­ifeden herbiri kendi başlarına birer rek'at daha namaz kılarlar. Böylece iki taifeden her biri iki rek'at namaz kılmış olur. Korku bundan da çok olursa, ister yaya olarak ve ayaküstü durarak (yânî rükû' ve sucûdu terkederek), ister hayvan üzerinde olarak, kıbleye ister yüzle-yerek, ister yüzlemeyerek (îmâ ile) kılarlar.

Nâfi': İbn Umer bu ta'rîfi muhakkak Rasûlullah'tan; O'nun ta'-rîfi olmak üzere söyledi zannederim, demiştir [80].

 

41- Bâb:

 

"Sizden zevcelerini geride bırakıp Ölecek olanlar eşlerinin kendi evlerinden çıkarılmayarak, yılına kadar fâidelenmelerini vasiyet etsinler. Onlar kendiliklerinden çıkarlarsa artık onların bizzat yaptıkları meşru' işlerden

dolayı size meşguliyet yoktur... " (Âyet: 240).

 

59-.......Bize Habîb ibnu'ş-Şehîd tahdîs etti ki, İbnu Ebî Muleyke şöyle demiştir: Abdullah ibnu'z-Zubeyr dedi ki: Ben Usmân ibn Affân'a:

— el-Bakara Sûresi'ndeki şu "Sizden zevcelerini geride bırakıp ölecek olanlar eşlerinin kendi evlerinden çıkarılmayarak, yılma ka­dar fâidelenmelerini vasiyet etsinler... " (Âyet: 240) âyetini diğer (234.) âyet neshetmiştir. Böyle iken sen o neshedilmiş âyeti niçin Mushaf'a yazıyorsun? dedim.

Usmân:

— Sen de onu yerinde bırakacaksın, ey kardeşimin oğlu! Ben Mushaf'tan hiçbirşeyi bulunduğu yerinden değiştirmiyorum, dedi. Humeyd ibnu'l-Esved: Bu metin tarzında demiştir [81].

 

42- Bâb:

 

*Hani İbrahim: 'Ey Rabb Jim, ölüleri nasıl dirilteceğini bana göster demişti-.. " (Âyet: 200)

 

60-.......Ebû Hureyre (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S) şöyle buyurdu: "Biz şekketmeye İbrahim'den daha haklıyız: Hani İbrahim: Ey Rabb Hm, ölüleri nasıl dirilteceğini bana göster, demiş, Allah da: İnanmadın mı yoksa? demiş; o da: İnandım, fakat kalbimin (gözüm­le de görerek) yatışması için (istedim) demişti" [82].

 

43- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı:

 

"Sizden herhangi biriniz arzu eder mi ki, hurmalardan, üzümlerden onun bir bahçesi olsun, altından ırmaklar aksın, orada kendisinin her çeşit meyveleri bulunsun, (fakat) ona ihtiyarlık çöksün, âciz ve küçük çocukları da olsun, derken o bahçeye içinde bir ateş bulunan bir bora isabet etsin de o yanıversin? İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildirir. Olur ki iyi düşünürsünüz" (Âyet: 266).

 

61-.......İbn Cureyc şöyle demiştir: Ben Abdullah ibn Ebî Muleyke'den işittim; o, İbn Abbâs'tan tahdîs ediyordu: Yine İbn Cu­reyc şöyle demiştir: Ben onun kardeşi Ebû Bekr ibn Ebî Muleyke'den de işittim; o da Ubeyd ibn Umeyr (el-Leysî el-Mekkî)'den tahdîs edi­yordu. O şöyle demiştir: Umer ibnu'l-Hattâb (R) bir gün Peygam-ber'in sahâbîlerine hitaben:

— Şu "Sizden herhangi biriniz arzu eder mi ki..." âyeti hangi şey hakkında indi düşünürsünüz? diye sordu.

Oradakiler:

—  Allah en bilendir, dediler.

Bu cevâb üzerine Umer öfkelendi de:

—  Biliyoruz, yâhud bilmiyoruz deyiniz, dedi. İbn Abbâs:

— Benim gönlümde o âyetten birşey (bir ilim) var ey Mü'minle-rin Emîri! dedi.

Umer de ona:

—  Ey kardeşim oğlu! Kendini küçük görmeyerek söyle! dedi. İbn Abbâs:

— Bir amel için mesel yapılmıştır, dedi. Umer:

—  Hangi amel için? dedi.

İbn Abbâs yine "Bir amel için" dedi. Umer:

— Azîz ve Celîl olan Allah'ın tâatiyle amel eden zengin bir adam için ki, sonra Allah o adama şeytânı yolladı, o da ma'siyetlerle amel etti. Nihayet Allah o adamın iyi amellerini zayi' etti.

"Fe-surhunne", ''Onları parça parça kes" demektir [83].

 

44- Bâb:

 

"Onlar insanlardan yüzsüzlük edip de birşey istemezler..," (Âyet: 273».

"Elhafe aleyye", "Elahha aleyye" ve "Ahfâni bi'l-mes'ele"; bunların hepsi bir ma'nâya olup "İstekte aşın gitti" demektir.

"Fe-yuhfıkum", "Israrla istemekte sizi yorar" elemektir.

 

62-.......Atâ ibn Yesâr ile Abdurrahmân ibn Ebî Amre el-Ensârî; ikisi şöyle demişlerdir: Biz Ebû Hureyre(R)'den işittik, o şöyle diyordu: Peygamber (S) şöyle buyurdu: "Miskin, insanların verdiği bir hur­ma, iki hurma, bir lokma, iki lokmanın geri çevirdiği şu dilenci kişi değildir. Hakîkî miskin (kendisini geçindirecek nafakası olmadığı hâl­de) insanlara el açıp istemekten çekinip iffetli kalmağa çalışan kim­sedir. İsterseniz okuyunuz."

Buhârî'nin üstadı Saîd ibn Ebî Meryem: Yüce Allah'ın şu kavli­ni kasdediyor, dedi: "Onlar insanlardan yüzsüzlük edip birşey iste­mezler..."[84].

 

45- Bâb:

 

'Hâlbuki Allah alışverişi halâl, ribâyı (faizi) haram kılmiştir" (Âyet: 275).

"el-Mess"* "Delilik"tir.

 

63-.......Bize Müslim (ibnu's-Subayh el-Kûfî), Mesrûk'tan tahdîs etti ki, Âişe (R) şöyle demiştir: el-Bakara Sûresi'nin sonundan ribâ hakkındaki âyetler indiği zaman, Rasülullah (S) bu âyetleri insanla­ra karşı okudu. Sonra şarâb hususunda ticâret yapmayı haram kıldı [85].

 

46- Bâb: "Allah Ribâyı Mahveder" (Âyet: 276), Onu Tamâmiyle Giderir [86]

 

64-....... Süleyman ibn Mıhrân şöyle demiştir: Ben Ebû'd-Duhâ'dan işittim; O, Mesrûk'tan tahdîs ediyordu: Âişe (R) şöyle de­miştir: el-Bakara Sûresi'nin sonlarındaki âyetler indiği zaman Rasü­lullah çıktı da mescidde bunları okudu. Akabinde şarâb hususundaki ticâreti haram kıldı.

 

47- Bâb:

 

'(Eğer böyle yapmazsanız) Allah ve Rasûlü'nden mutlak bir harb olunacağını bilin'1'' (Âyet: 279) [87].

 

65-.......Şu'be, Mansûr'dan; odaEbû'd-Duhâ'dan; o da Mes­rûk'tan tahdîs etti ki, Âişe (R) şöyle demiştir: el-Bakara Sûresi'nin sonundan o âyetler indirildiği zaman Peygamber (S) onları mescidde okudu ve şarâb ticâretim haram kıldı.

 

48- Bâb:

 

"Eğer borçlu darlık içinde bulunuyorsa, ona geniş bir zamana kadar mühlet verin. Sadaka olarak bağışlamanız ise sizin için daha hayırlıdır, eğer bilirseniz" (Âyet: 280).

Ve bize Muhammed ibn Yûsuf, Sufyân es-Sevrî'den; o da Man-sûr'dan ve el-A'meş'ten; onlar da Ebû'd-Duhâ'dan; o da Mesrûk'-tan söyledi ki, Âişe (R) şöyle demiştir: el-Bakara Sûresî'nin sonundan o âyetler indirildiği zaman, Rasûlullah (S) mescidde ayağa kalktı da, bu âyetleri bize karşı okudu. Sonra şarâb hakkında ticâret yapmayı haram kıldı [88].

 

49- Bâb:

 

"Öyle bir günden sakının ki, hepiniz o gün Allah*a döndürüleceksiniz. Sonra herkese kazandığı tastamam verilecek, onlara haksızlık edilmeyecektir" (Âyet: 28i>.

 

66-.......İbn Abbâs (R): Peygamber (S)'in üzerine inen son hü­küm âyeti, ribâ âyetidir, demiştir [89].

 

50- "(Göklerde Ne Var, Yerde Ne Varsa Hepsi Allah'ındır.)

 

Eğer siz içinizdekini açıklar yâhud gizlerseniz, Allah onunla sizi hesaba çeker. Sonra kimi dilerse ona mağfiret eder, kimi dilerse onu da azâblandırır. Allah herşeye kaadirdir" (Âyet: 284).

 

67-.......Bize Miskin (ibn Bukeyr el-Harrânî), Şu'be'den; o da Hâlid el-Hazzâ'dan; o da Mervân el-Asfar'dan; o da Peygamber'in sahâbîlerinden olan bir adamdan -ki o, İbn Umer'dir- bu "Eğer ne~ fislerinizdekini açıklar yâhud gizlerseniz... " âyeti nesh edilmiştir, diye tahdîs etti [90].

 

51- Bâb:

 

"O Rasûl, RabbHnden kendisine indirilene îmân etti...' (Âyet: 285-286).

İbn Abbâs: "Isran", "Ahden" demektir; "Gufrâneke" denilir ki, "Mağfiretini isteriz, bize mağfiret eyle" demektir, demiştir.

 

68-.......Bize Şu'be, Hâlid el-Hazzâ'dan; odaMervânel-Asfar'dan; o da Rasûlullah'm sahâbîlerinden olan bir adamdan onun -el-Asfar: Ben o mübhem adamın İbn Umer olduğunu zannediyorum, demiştir 'Eğer siz nefislerinizdekini açıklar yâhud gizlerseniz. " âye­tini ondan sonraki âyet neshetti, dediğini haber verdi [91].

 

3- Alu Imrân Sûresi

Rahman ve Rahîm olan Allah'ın ismiyle [92]

 

52- Bâb [93]

 

"Tukaat" ve "Takıyye" bir ma'nâya olup "Birşeyden sakınmak" demektir.

"Sırmn", soğuğun şiddeti ve soğuk ma'nâsinadır.

"Şefâ hufratin", çukurun ucu ve kenarı demektir; kuyunun kenarı gibi ki, o da onun ucu, kenarı, sivri ve keskin kıyışıdır.

"Tubevviu", "Asker yeri ediniyordun" demektir.

(el-Musevvemu", bir alâmetle yâhud beyaz yün ile yâhud alâmet olabilen şeylerle bir nişanı olan demektir.

"Rıbbiyyûne" cemi'dir; tekili "Rıbbiyy'Mir; "Rabbe mensûb âlim (veya cemâat) ma'nâsınadır.

"Tehıssûnehum", (Allah'ın sizi onlar üzerine saldırtması ve izni ile) "Siz onları öldürüp köklerini kazıyordunuz" demektir.                        

"Guzzen"; tekili "Gazi" olup, gazve yapan, yânî düşmanla cenk ve kıtal etmeye giden mücâhid 9,                          ma'nâsınadır.

"Senektubu", "Yazacağız" yânî "Onların söylediklerini ilmimizde muhafaza edeceğiz" demektir.

"Nuzulen min indillâh = Allah indinde bir sevâb olarak".

Bu, "Nuzulen" masdarının "Ben onu konuk ettim" sözünde olduğu gibi mefûl isim sîgası ile "Ve vt:  munzelun min indillâh", yânî "Allah yanında konuk edilmiş olarak" ma'nâsına olması da caiz olur.

("Nüzul", konuk için hazırlanan ikram olup, sonra genişletilip rızk ma'nâsına da kullanılmıştır.)

Mucâhid: "el-Haylu'l-musevvemetu", "İnce ve son derece güzel atlar" ma'nâsınadır, demiştir. İbn Cubeyr: "Hasûran", Şehvetlere meyli ve kudreti olmakla beraber kemâlinden dolayı nefsini men' edip kadınlara gitmeyen ma'nâsınadır, demiştir. îkrime: "Min fevrihim", "Bedir günü öfkelerinden" demektir. Mucâhid: "Yuhricu'l-hayye = Diriyi çıkarır" sözünün tefsirinde:

"Nutfe (göz görüşünde hareketsiz) Ölü gibi çıkar, hâlbuki ondan, yânî meniden canlı yavru çıkar" demiştir.

"el-îbkâr", fecrin evvelidir. "Aşıyy" ise güneşin meylidir. Ben onu güneşin batma tarafına meylidir zannediyorum.

 

53- (Bâb:)

 

"Ondan bir kısmı muhkem âyetlerdir". Mucâhid şöyle demiştir: Bunlar haram ve halâldir.

"Diğer bir kısmı da müteşâbihlerdir". Bunlar da birbirlerini tasdîk ederler. Bunlar Yüce Allah'ın şu kavilleri gibidir:

"... Allah onunla birçoğunu şaşırtır, yine onunla birçoğunu yola getirir. Onunla /âşıklardan başkasını şaşırtmaz" (el-Bakara: 26).

"Allah'ın izni olmadan hiçkimsenin îmân etmesi mümkin değildir. O, akıllarını iyi kullanmayanlara murdarlık verir" (Yûnus: ıoo).

"Hidâyeti kabul edenlere gelince, Allah onların muvaffakiyetini artırmış, onlara (ateşten nasıl) kaçınacaklarını ilham etmiştir" (Muhammed: n>.

"Zeyğ", "Şekk" demektir. "Fitne istemek", müteşâbihleri aramak demektir. "Râsihûn, yânî itimde üstün olanlar bilirler de: Biz O'na îmân ettik, derler" [94]

 

69-.......Bize Yezîd ibnu İbrâhîm et-Tusterî, Abdullah ibn Ebî Muleyke'den; o da el-Kaasım ibn Muhammed'den tahdîs etti ki, Âi-şe (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S) şu âyeti okudu: "Sana Kitâb*ı indiren O'dur. Ondan bir kısım âyetler muhkemdir ki, bunlar Kitâbhn anasıdır (temelidir). Diğer bir kısmı da müteşâbihlerdir. İşte kalble-rinde eğrilik bulunanlar sırf fitne aramak ve onun te'vîline yelten­mek için, onun müteşâbih olanına tâbi' olurlar. Hâlbuki onun te 'vttini Allah Han başkası bilmez. İlimde yüksek dereceye erenler ise: Biz ona inandık. Hepsi Rabb 'imiz katındadır, derler. (Bunları) salim akıllı­lardan başkası iyice düşünemez" (Âyet: 7).

Âişe dedi ki: Rasûlullah: "Sen Kur'ân 'in yalnız müteşâbih âyet­lerine uyan dalâlet sahihlerini gördüğünde, işte onlar Allah 'in bu âyette isim ve sıfatlarını söylediği kimselerdir, artık hepiniz onlardan sakınınız" buyurdu [95].

 

54- Bâb:                         

 

“Ben onu da, zürriyetini de o taşlanmış şeytandan Sana ğdirinm" (Âyet: 36).

 

70-.......Bize Ma'mer ibn Râşid, ez-Zuhrî'den; o daSaîdibnu'l-Müseyyeb'den; o da Ebû Hureyre(R)'den haber verdi ki, Peygamber (S) şöyle buyurmuştur: "Doğumları hiçbir çocuk yoktur ki, doğuru-lurken şeytân ona muhakkak dokunur olmasın. İşte şeytânın ona bu dokunmasından dolayı çocuk çığrınarak ağlar. Şeytânın bu dokun­masından Meryem ile oğlu İsâ müstesnadırlar."

Sonra Ebû Hureyre: İsterseniz "Ben onu ve zürriyetini o taşlan­mış şeytândan Sana ısmarlarım" âyetini okuyunuz, dedi [96].

 

55- Bâb:

 

"Hakikat, Allah'a olan ahidlerine ve yeminlerine bedel az'bir bahâyı satın alanlar, işte onlar; onlar için ahirette

hiçbir nasîb yoktur -hiçbir hayır yoktur-... " (Âyet: ıi)

"Elîm", "el-Elem" kökünden "Mu'lim" yânı "Elem verici, acıtıcı" demektir. Bu "Elim" lafzı, mufîl yerindedir.

— O âyet benim hakkımda indirildi: Amcamın oğlunun topra­ğında benim bir kuyum vardı. (O bunu inkâr ediyordu.) Peygamber bana: "(O kuyunun senin olduğuna) Beyyinen yâhud onun yemini lâzımdır" buyurdu. Ben: Yâ Rasûlallah, bu takdirde o yemîn eder, dedim. Bunun üzerine Peygamber: "Her kim müslümân bir kişinin malını koparıp almak için yalancı olarak sabr yemini yaparsa, o kimse Allah'ın öfkesine uğrayarak Allah'a kavuşur" buyurdu [97].

 

72-....... Bize el-Avvâm ibnu Havşeb, İbrâhîm ibn Abdirrahmân'dan; o da Abdullah ibn Ebî Evfâ(R)'dan (şöyle dediğini) haber verdi: Bir kimse çarşıda bir malı satışa çıkardı. Satıcı, müslümânlar-dan alıcı olan bir kimseyi kandırmak için bu mala onun vermediği para verilmiştir diye yemîn etti. Akabinde şu âyet indi: "Hakikat Al­lah 'a olan ahidlerine ve yeminlerine bedel az bir bahâyı satın alan­lar, işte onlar; onlar için âhirette hiçbir nasîb yoktur. Allah kıyamet günü onlarla konuşmaz, onlara bakmaz, onlan temize çıkarmaz. Onlar için pek acıtıcı bir azâb vardır" [98].

 

73-.......Abdullah ibn Ebî Muleyke'den (o, şöyle demiştir): İki kadın bir ev içinde yâhud bir hücrede deri işleri dikerlerdi. Bunlar­dan birisi avucuna biz batırılmış olarak dışarı çıktı ve öbür kadın aley­hine da'vâ etti. Kadınların bu da'vâsı İbn Abbâs'a arz olundu. îbn Abbâs:

— Rasûlullah (S): "Eğer insanlara yalnız da'vâlanyle (delilsiz, şâhidsiz) istedikleri şeyler verilecek olsaydı, kavmin malları ve kan­ları zayi' olup giderdi" buyurdu. Aleyhine da'vâ edilen kadına, Al­lah adına yalan yere yemîn etmenin fenalığını hatırlatınız ve şu âyeti de kendisine okuyunuz, dedi: "Allah 'in ahdini ve yeminlerini az bir paraya değişenler, işte bunlar için âhirette hiçbir nasîb yoktur..."

İbn Abbâs'ın bu emri üzerine oradakiler da'vâlı kadına bunları hatırlattılar. Bunun üzerine da'vâlı kadın suçunu i'tirâf etti. İbn Ab­bâs da'vâcı kadına da:

— Peygamber (S): "Yemîn da'vâlıya düşer" buyurdu, dedi" [99].

 

56- Bâb:

 

"De ki: Ey kitâbhlar, hepiniz bizimle sizin aranızda müsavi (ve âdil) bir kelimeye gelin: Allah'tan başkasına tapmayalım..." (Âyet: 64).

"Sevâın", "Kasdin" yânî "Adaletli" demektir [100].

 

74- Bana İbrâhîm ibn Mûsâ, Hişâm ibn Yûsuf es-San'ânî'den; o da Ma'mer ibn Râşid'den tahdîs etti.

Ve yine bana Abdullah ibmı Muhammed el-Müsnidî tahdîs etti. Bize Abdurrazzâk tahdîs etti. Bize Ma'mer haber verdi ki, ez-Zuhrî şöyle demiştir: Bana Ubeydullah ibnu Abdillah ibn Utbe haber verip şöyle dedi: Bana îbnu Abbâs tahdîs edip şöyle dedi: Bana Ebû Suf-yân, kendi ağzından benim ağzıma olmak üzere, yânî ağız ağıza tah­dîs edip şöyle dedi: Ben, benimle Rasûlullah arasında yapılmış olan sulh müddeti içinde gittim.

Ebû Sufyân dedi ki: Ben Şam'da bulunduğum sırada iken Pey-gamber'den Hırakl'e bir mektûb getirildi.

Ebû Sufyân dedi ki: Bu mektubu Dıhye ibn Halîfe el-Kelbî ge­tirmiş ve mektubu Busrâ ahâlîsinin büyüğüne (Haris ibn Ebî Şemir el-Gassânî'ye) vermiş, Busrâ'nın büyüğü olan bu zât da mektubu Hı­rakl'e vermişti.

Ebû Sufyân dedi ki: Hırakl:

— Şu kendisinin peygamber olduğunu söylemekte olan adamın kavminden burada kimse var mı? diye sordu.

Yanındakiler:

— Evet vardır, dediler.

Ebû Sufyân dedi ki: Akabinde ben Kureyş'ten bir toplulukla be­raber çağrıldım. Hırakl'in huzuruna girdik ve Hırakl'in önünde otur­tulduk. Hırakl:

— Peygamber olduğunu söylemekte olan bu Zât'a neseb yönün­den en yakın bulunanız hanginizdir? diye sordu.

Ebû Sufyân dedi ki:

—  Benim, dedim.

Kitâbu't-Tefsîr/4255

Beni HırakPin önünde oturttular, arkadaşlarımı da benim arkam­da oturttular. Sonra tercümanım çağırdı da ona:

— Bunlara söyle ki, ben, peygamber olduğunu söylemekte olan o Adam hakkında bu zâta bâzı şeyler soracağım. Eğer bu zât bana yalan söylerse, sizler onu tekzîb ediniz de! dedi.

Ebû Sufyân dedi ki: Allah'a yemîn ederim ki, arkadaşlarımın benim yalanımı ötede beride yaymaları olmayaydı, muhakkak (Pey­gamber hakkında) yalan uydururdum. Bundan sonra Hırakl, tercü­manına:

— Bu adama: Sizin içinizde O'nun hasebi (kıymeti, şerefi) nasıl­dır? diye sor! dedi.

Ebû Sufyân dedi ki:

—  O içimizde haseb sahibidir, dedim [101].

—  Babaları içinde bir melik var olmuş mudur? dedi. Ebû Sufyân dedi ki: Ben:

—  Hayır, dedim.

— Söylediğini söylemesinden önce (yânî dav'vetten önce) siz O'nu hiç yalan söylemekle ittihâm ettiniz mi? dedi.

Ben:

—  Hayır, dedim. Hırakl:

— O'na insanların eşrafı mı, yoksa zaîfleri mi tâbi' oluyorlar? dedi.

Ebû Sufyân dedi ki: Ben:

—  O'na halkın eşrafı değil, zaîfleri tâbi' oluyorlar, dedim.

— O'na tâbi' olanlar artıyorlar mı, yoksa eksiliyorlar mı? dedi. Ebû Sufyân dedi ki: Ben:

—  Hayır onlar eksilmiyorlar, fakat artıyorlar, dedim. Hırakl:

— İçlerinde O'nun dînine girdikten sonra beğenmemezlikten do­layı dînden dönen kimse var mı? dedi.

Ebû Sufyân dedi ki: Ben:

—  Hayır yoktur, dedim.

—  O'nunla harb ettiniz mi? dedi. Ebû Sufyân dedi ki: Ben:

—  Evet harb ettik, dedim. Hırakl:

—  O'nunla harbiniz(in sonucu) nasıl oldu? dedi. Ebû Sufyân dedi ki: Ben:

— Bizimle O'nun arasında harb nevbet nevbet olur: Bazen O bize zarar verir, bazen de biz O'na zarar veririz, dedim.

Hırakl:

—  O gadr ediyor mu (yânî ahdi bozuyor mu)? dedi. Ebû Sufyân dedi ki: Ben:

— Hayır O gadr etmiyor, ancak biz şimdi O'nunla bir müddete kadar mütâreke halindeyiz; bu müddet içinde ne yapacağını bilmi­yoruz, dedim.

Ebû Sufyân dedi ki: Allah'a yeminle söylüyorum, bu sözden baş­ka konuşma içine bir kelime sokmam bana mümkin olmadı. Hırakl:

— Sizden bu sözü O'ndan evvel söylemiş (yânî O'ndan evvel pey­gamberlik da'vâsına kalkışmış) bir kimse var mı? dedi.

Ben:

—  Hayır yoktur, dedim. Sonra tercümanına dedi ki:

— Ona söyle: Ben sana içinizde O'nun hasebini sordum. Sen içi­nizde O'nun haseb sahibi olduğunu söyledin. Rasûller de böyle ka­vimlerin haseb sâhibleri içinden gönderilirler.  Ben sana, O'nun babaları içinde bir melik var mıdır diye sordum. Sen hayır yoktur dedin. Ben de babalarından bir melik olaydı, bu da babalarının hü­kümdarlığını geri almak isteyen bir kimsedir diye düşünürdüm de­dim. Ve yine ben sana O'na tâbi' olanlar halkın zaitleri midir, yoksa eşrafı mıdır? diye sordum. Sen: Hayır O'nun tâbi'leri halkın zaîfle-ridir, dedin. Rasûllerin tâbi'leri de zâten onlardır. Ve yine ben sana, o söylediği peygamberlik sözünü söylemesinden önce, sizler O'nu yalan söylemekle ittihâm eder miydiniz diye sordum. Sen: Hayır, O'nun yalan söylediğini görmedik, dedin. Ben de şu hakikati bildim ki: Ön­ceden insanlara karşı yalan söylememiş iken, sonradan gidip de Al­lah'a karşı yalan söyleyemezdi. Ve yine ben sana, onlardan O'nun dînine girdikten sonra beğenmemezlikten dolayı dînden dönen var mir dır diye sordum. Sen: Hayır dînden dönen yoktur, dedin. îmân da mûcib olduğu neş'e ve gönül ferahı kalblere karışıp kökleşince böyle olur. Ben sana, onlar artıyorlar mı, yoksa eksiliyorlar mı diye sor­dum. Sen: Onlar artıyorlar, dedin. İşte îmân da tamamlanıncaya ka­dar hep böyle bu minval üzere gider. Ben sana, O'nunla harb ettiniz mi diye sordum. Sen: O'nunla harb ettiğinizi, harbin sizinle O'nun

arasında nevbet nevbet olup bazen O'nun size zarar verdiğini, bazen de sizin O'na zarar verir olduğunuzu söyledin. Rasûller de böyle im­tihana tâbi' tutulurlar, sonra akıbet onların lehine olur. Ben sana O zât gadr ediyor mu diye sordum. Sen, O'nun gadr etmez olduğunu söyledin. Rasûller de böyledir, gadr etmezler. Ben sana, O'ndan ev­vel bu peygamberlik sözünü söylemiş bir kimse var mı diye sordum. Sen: Hayır yoktur, dedin. O'ndan evvel bu sözü söylemiş bir kimse olaydı, bu da kendisinden evvel söylenilmiş bir söze uymuş bir kim­sedir diyebilirdim diye düşünürdüm, dedi. Ebû Sufyân dedi ki: Sonra Hırakl:

—  O size ne emrediyor? dedi. Ebû Sufyân dedi ki: Ben:

— O bize namaz kılmayı, zekât vermeyi, akraba ile ilgilenmeyi ve iffetli olmayı emrediyor, dedim.

Hırakl:

— Eğer O'nun hakkında söylemekte olduğun şeyler doğru ise, O muhakkak bir peygamberdir. Ben bir peygamberin çıkacağını bil­mekte idim, lâkin ben O'nun sizden olacağını zannetmezdim. Eğer ben O'nun yajıına varabileceğimi bilseydim, elbette O'nunla buluş­mayı çok arzu ederdim. Eğer ben O'nun yanında olaydım (O'na hiz­met ederek) ayaklarım yıkardım. Yemîn ederim ki, O'nun hüküm­darlığı şu ayaklarımın bastığı yerlere muhakkak ulaşacaktır, dedi.

Ebû Sufyân dedi ki: Bundan sonra Hırakl, Rasûlullah'ın mek­tubunu istedi ve onu okudu. Mektubun içinde şunlar yazılmıştı [102]:

' 'Bismi İlâhi 'r-rahmâni 'r-rahîm.

Allah'ın Kulu ve Rasûlü Muhammed'den Rûm'un büyüğü Hı-rakl'e: Hidâyet yoluna uyanlara selâm olsun! Bundan sonra: Ben se­ni îsiâm da'vetine, yânî müslümânlığa da'vet ediyorum. İslâm 'a gir ki selâmette bulunasın. Müslüman ol ki, Allah senin ecrini iki kat versin! Eğer bu da'vetimi kabul etmezsen Hrıstiyan çiftçilerin günâ­hı senin boynuna olsun! Ey kitâblılar (Yahudiler ve Hristiyanlar), he­piniz bizimle sizin aranızda müsâvî (ve âdil) bir kelimeye gelin: Allah'tan başkasına tapmayalım,, O'na hiçbirşeyi ortak tutmalıyım, Allah V bırakıp da kimimiz kimimizi rabbler diye tanımayalım. (Bu­na rağmen) eğer kitâblılar bu da 'vetten yüz çevirirlerse, siz de onla­ra: Şâhid olun, biz muhakkak müslümânlarız, deyiniz. "

Hırakl mektubun okumasını bitirdikten sonra yanında sesler yük­seldi ye gürültü Çoğaldı. Bizim dışarıya çıkarılmamız emredildi, biz de dışarıya çıkarıldık. Dışarıya çıktığımız zaman ben arkadaşlarıma:

— îbnu Ebî Kebşe'nin (yânı Peygamber'in) işi hakîkaten kuv­vetlenip büyüyor. Şu da muhakkak ki, Asfar oğullarının, yânı Rûm-lar'ın meliki O'ndan korkmaktadır, dedim.

Artık, Rasûlullah'm işinin gâlib geleceğine tâ Allah kalbime İs­lâm'ı ve inkıyadı girdirinceye kadar keşin bilici olmakta devam ettim[103].

ez-Zuhrî şöyle demiştir: Nihayet Hırakl, Rûm büyüklerini da'-vet etti de, onları Hımıs'ta bulunan bir sarayının içinde topladı ve onlara:

— Ey Rûm cemâati, (bu Zât'a bey'at edip de) felaha ve zama­nın sonuna kadar rüşde nail olmayı ve mülkünüzün sizin için sabit olmasını istemez misiniz? diye hitâb etti.

Râvî dedi ki: Bu hitâb üzerine o topluluk, yaban eşekleri kadar sür'atle kapılara doğru kaçıştılarsa da kapıları kapanmış buldular. Hırakl, (onların bu derece kaçışlarım görüp îmânlarından ümîd ke­since):

— Bunları benim huzuruma getirin! deyip, onları çağırdı. Akabinde:

— Ben ancak sizin dîniniz üzerindeki şiddetinizi denemişimdir. Şimdi ise sizlerden arzu ettiğim dîninize olan şiddetli bağlılığınızı göz­lerimle görmüş bulunuyorum, dedi.

Bu söz üzerine oradakiler Hırakl'den razı olup ona ta'zîm için secde ettiler [104].

 

57- BÂB:

 

'Siz sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) harcayıncaya kadar asla iyiliğe ermiş olmazsınız. Her ne infâk ederseniz şübhesiz Allah onu bilir1" (Âyet: 92).

 

75-....... Enes ibn Mâlik (R) şöyle diyordu: Ebû Talha Medîne'de hurmalık mal yönünden Ensâr'ın en zengini idi. Kendisine mal­larının en sevimlisi de "Bîruhâ" (denilen bustânı) idi. Bîruhâ, Mes­cidin karşısında idi. Rasûlullah (S) da Bîruhâ'ya girer ve'onun içindeki güzel sudan içerdi. "Siz sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) harca-madıkça hâlis iyiliğe ermiş olmazsınız" âyeti indirilince, Ebû Talha kalktı da:

— Yâ Rasûîallah! Şübhesiz Allah "Siz sevdiğiniz şeylerden har-camadıkça hâlis iyiliğe ermiş olmazsınız" buyuruyor. Mallarımın bana en sevimli olanı Bîruhâ'dır. Bîruhâ, Allah için sadakadır. Ben bu sa­dakanın hayrını ve Allah katında bunun âhiret zahîresi olmasını uma­rım. Yâ Rasûîallah, bu bustânımı Allah'ın Sana gösterdiği uygun bir yere sarfet, dedi.

Rasûlullah:

—  "Bu ne kadar büyük ve hoştur! Bîruhâ sahibine kazanç geti­ren bir maldır, Bîruhâ kazanç getiren bir maldır. Ben senin dediğini işittim. Ben bu bustânı hısımların arasında bölüştürmeni ve onlara vermeni uygun görüyorum" buyurdu.

Ebû Talha:

—  Ben de böyle yaparım yâ Rasûîallah, dedi.

Akabinde Ebû Talha, o bustânı kendi hısımları ve amca oğulla­rı arasında taksîm etti.

Abdullah ibn Yûsuf ile Ravh ibn Ubâde "Zâlike mâlun râyı-hun ( = Bu gidici bir maldır)" şeklinde ("ye" harfiyle) söylediler.

Bana Yahya ibn Yahya tahdîs edip: Ben İmâm Mâlik'in huzu­runda "Mâlun râbihun" şeklinde ("be" harfiyle) okudum, dedi[105].

 

76-.......Enes ibn Mâlik (R): Ebû Talha o bustânı Hassan ibn Sabit ile Ubeyy ibn Ka'b'a tahsis etti. Ben Ebû Talha'ya o ikisinden daha yakın olduğum hâlde o bustândan bana birşey vermedi, demiş­tir [106].

 

58- Bab:

 

“...De ki: Eğer doğru söyleyenler iseniz Tevrat'ı getirin de onu okuyun" (Âyet: 93) [107].

 

77-....... Bize Mûsâ ibn Ukbe, Nâfi'den; o da Abdullah ibn Umer(R)'den şöyle tahdîs etti: Yahudiler, kendilerinden zina edişmiş bir erkek ile bir kadını Peygamber'e getirdiler. Peygamber (S) onla­ra:

—  "Siz kendinizden zina edenlere nasıl ceza yaparsınız?" diye sordu.

Yahudiler:

— Biz zina eden erkek ve kadının yüzlerine kömür sürüp karar­tır ve onları döveriz, dediler.

Peygamber:

—  "Siz Tevrat'ta recmi (yânî taşlama cezasını) bulmuyor musu­nuz?" dedi.

Yahudiler:

—  Biz Tevrat'ta böyle birşey bulmuyoruz, dediler. Bu sözleri üzerine Abdullah ibn Selâm onlara:

— Sizler yalan söylediniz: Eğer doğru söyleyenler iseniz Tevrat'ı getirin de onu okuyun! dedi.

Onlardan, Tevrat'ı okutan âlimleri elini recm âyeti üzerine koy­du da, recm âyetini okumayarak, ondan önceki ve sonraki âyetleri okumağa başladı. Abdullah ibn Selâm onun elini recm âyetinin üs­tünden çekti de:

—  Bu nedir? dedi. Yahûdîler bu âyeti görünce:

—  İşte bu, recm âyetidir, dediler.

- Peygamber zina edenlerin recm edilmelerini emretti, akabinde onlar mescidin yanında cenazelerin konduğu yerin yakınında recm edildiler. Ben o zina eden kadının erkek arkadaşını, kadını taşlardan korumak içiri, kadının üzerine doğru meyledip kapanır hâlde gördüm [108].

 

59- Bab

 

'Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmetsiniz*.. " (Âyet: ııo) [109].

 

78-.......Ebû Hureyre (R) "Siz insanlar için çıkarılmış en ha­yırlı bir ümmetsiniz" kavlinin tefsîri hakkında: Siz insanların bâzıla­rı için insanların en hayırlılarısınız. Çünkü sizler İslâm camiasına boyunlarında zincirler bulunan esîr insanları getirirsiniz, nihayet bu esîr insanlar İslâm Dîni'ne girerler, demiştir [110].

 

60- Bâb:

 

"O zaman içinizden iki zümre za'f göstermişti. Hâlbuki onların yardımcısı Allah'tı. Mü'minler ancak Allah'a güvenip dayanmalıdır" (Âyet: 122) [111].

 

79-.......Amr ibn Dînâr şöyle demiştir: Ben Câbir ibn AbdilIah(R)'tan işittim, şöyle diyordu: "O zaman içinizden iki zümre za'f göstermişti. Hâlbuki onların yardımcısı Allah 'ti... " âyeti, bizim hak­kımızda indi.

Câbir dedi ki: İki taife bizleriz: (Evs'ten) Harise oğulları ve (Haz-rec'den) Selime oğulları. Ve biz, Allah'ın "Hâlbuki onların velîleri Allah'tı" kavlinin inmemesini arzu etmeyiz.

- Râvî Sufyân ibn Uyeyne bir kerresinde:- "Hâlbuki onların velîleri Allah'tı" kavlinin inmemiş olması beni sevindir mezdi, şek­linde söylemiştir [112].

 

61- Bâb:

 

'işten hiçbirşey sana âid değildir... " (Âyet: 128).

 

80-.......ez-Zuhrî şöyle demiştir: Bana Salim, babası Abdullah ibn Umer'den tahdîs etti. O Rasûlullah'tan işitmiştir. Rasûlullah (S) Uhud'da yaralanıp dişi kırıldıktan sonra) sabah namazının son rek'-atinde rükû'dan başını kaldırıp: Semiallâhu limen hamideh. Rabbe­na leke'l-hamd dedikten sonra: "Yâ Allah, Fulân'a, Fulân'a ve Fulân 'a la'net et!" der idi. Bunun üzerine Allah: "işten hiçbirşey sana âid değildir. Allah ya onların tevbesini kabul eder, yâhud onları ken­dileri zâlim kimseler oldukları için azâblandırır" âyetini indirdi.

Bu hadîsi İshâk ibn Râşid el-Harrânî de ez-Zuhrî'den rivayet et­ti.

 

81-.......Bize İbnu Şihâb, Saîd ibnu'l-Müseyyeb ile Ebû Sele­me ibn Abdirrahmân'dan; onlar da Ebû Hureyre(R)'den olmak üze­re tahdîs etti ki, Rasûlullah (S) bir kimsenin aleyhine beddua etmek yâhud bir kimsenin lehine hayır duâ etmek istediği vakit rukû'dan sonra kunût yapardı.

Râvî bazen şöyle demiştir: Rasûlullah:

— "Semiallâhu limen hamideh Rabbena lekeH-hamd" dediği

zaman "Yâ Allah, el-Velîdibnu'l-Velîd'i, Seleme ibnu Hişâm'ı, Ay­yaş ibn Rabîa'yı kurtar! Yâ Allah, Mudar'ı daha beterine, içinde bulundukları bu yılları Yûsuf Peygamber'in o şiddetli yıllarına benzet!" der ve bunu açıktan söylerdi.

Yine Rasûlüllah bâzı kerre sabah namazının bir kısmında:

— "Yâ Allah, Fulân veFulân'a la'net et!" diye bâzı Arab kabi­lelerine beddua ederdi.

Nihayet Allah: "İşten hiçbirşey sana âid değildir. Allah ya on­ların tevbesini kabul eder, yâhud onları kendileri zâlim kimseler ol­dukları için azâblandinr" âyetini indirdi (de Peygamber namazda beddua etmeyi bıraktı) [113].

 

62- Bâb:

 

"Peygamber ise arkanızdan sizi çağırıyordu... " (Ayet: 153) "Uhrâkum" lafzı "Ahırıkum" lafzının müennes

kılınmışıdır. ibn Abbâs: İki güzelliğin biri fetih yâhud şehîdliktir, demiştir [114].

 

82-.......el-Berâibn Âzib (R) şöyle demiştir: Peygamber (S) Uhud gününde okçu piyadelerin başına Abdullah ibn Cubeyr'i kumandan yapmıştı. Müslümanlar bozulmuş hâlde yönelip kaçtıkları zaman Ra-sûlullah onların arkalarından ("Ey Allah'ın kulları, bana geliniz; ey Allah'ın kulları bana geliniz..." diye) çağırıyordu. O sıra Peygam-ber'in yanında oniki kişiden başka kimse kalmamıştı [115].

 

63- "Sonra O Kederin Ardından Allah Üzerinize Öyle Bir Emînlik, Öyle Bir Uyku İndirdi Ki... "  (Âyet): İmi Kavli Rart [116]

 

83-.......Katâde şöyle demiştir: Bize Enes ibn Mâlik tahdîs etti ki, Ebû Talha şöyle demiştir: Bizler Uhud günü harb şaftlarımızda bulunurken bizleri uyku kapladı.

Ebû Talha dedi ki: Kılıcım elimden düşerdi, ben onu alırdım. Kılıcım elimden tekrar düşerdi, ben onu yine alırdım [117].

 

64- "Kendilerine Yara İsabet Ettikten Sonra Yine Allah'ın Ve Rasûvün Da'vetine İcabet Edenler (Hele) İçlerinden İyilik Yapanlar Ve (Fenalıktan) Sakınanlar İçin Pek Büyük Mükâfat Vardır" (Âyet: 172) Babı

 

"el-Karh", "Yara" demektir. "îstecâbû", "Ecâbû( = İcabet etti)";

"Yestecîbu", "Yucîbu( = İcabet eder)" ma'nâsınadır [118].

 

65- Bâb:

 

"Onlar öyle kimselerdir ki, halk kendilerine: (Düşmanlarınız olan) insanlar size karşı ordu topladılar, o hâlde onlardan korkun dedi de, bu söz onların imânını artırdı ve: Allah bize yeter, o ne güzel vekildir, dediler" (Âyet: 173) [119].

 

84-.......İbn Abbâs (R): "Hasbunallâhu ve nVmel-vekîl=Allah bize yetişir, O ne güzel vekildir'' cümlesini İbrahim Peygamber, Nem-rûd ateşi içine atıldığı zaman söyledi. Ve yine bu cümleyi Muham-med (S) ile sahâbîleri de: "Halk kendilerine; (Düşmanlarınız olan) insanlar size karşı ordu topladılar, o hâlde onlardan korkun, dedik­leri zaman bu söz onların îmânını artırdı ve: Allah bize yeter, O ne güzel vekildir, dediler".

 

85-.......İbn Abbâs (R): îbrâhîm Peygamberdin ateşe atıldığı za­man söylediği son sözü "Hasbiye'llâhu ve nVme*l-vekîl=Allah ba­na yeter, O ne güzel vekildir** cümlesidir, demiştir [120].

 

66- Bâb:

 

'Allah'ın fazlından kendilerine verdiğini (harcamakta) cimrilik edenler sakın bunun kendileri için bir hayır  olduğunu sanmasınlar..." (Âyet: ıso)

"Seyutavvakûn", "Boyunlarına halka yapılacak" demektir; "Boynuna halka taktım" sözündeki gibi.

 

86-.......Ebû Hureyre (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S) şöyle buyurdu: "Her kim ki Allah kendisine mal verir de o malın zekâtını ödemezse, kıyamet gününde o zekâtı verilmeyen mal, sahibi için çok zehirli erkek bir yılan suretine konulur. Bunun iki gözü üstünde iki nokta vardır. Bu azgın yılan kıyamet gününde mal sahibinin boynu­na gerdanlık yapılır. Sonra yılan (ağzı ile) sahibinin çenesini iki tarafından yakalar da: Ben senin (dünyâda çok sevdiğin) malınım, ben senin hazinenim! der.

Sonra Rasûlullah şu mealdeki âyeti okudu: "Allah'ın fazlından kendilerine verdiğini (sarfetmekte) cimrilik edenler sakın bunun ken­dileri için bir hayır olduğunu sanmasınlar. BiVakis bu, onlar için bir şerrdir. Onların cimrilik ettikleri şey, kıyamet günü boyunlarına do­lanacaktır. Göklerin ve yerin mîrâsı Allah'ındır. Allah ne yaparsanız hakkıyle haberdârdır" (Âyet: ist» [121].

 

67- Bâb:

 

"(And olsun ki, mallarınız ve canlarınız hususunda imtihana çekileceksiniz.) Sizden evvel kendilerine kitâb verilenlerden ve Allah *a eş tanıyanlardan da herhalde incitici birçok (lâflar) işiteceksiniz..." (Âyet: i86>.

 

87-.......ez-Zuhrî şöyle demiştir: Bana Urve ibnu'z-Zubeyr ha­ber verdi; ona da Usâme ibn Zeyd (R) şöyle haber vermiştir: Rasû-lullah (S) Bedir vak'asından önce bir gün Fedek dokuması kaplı, saçaklı bir palan vurulmuş bir merkeb üzerine bindi ve (henüz çocuk bulunan) Usâme ibn Zeyd'i terkisine aldı da Haris ibn Hazrec ma-hallesınde(kı evinde hasta bulunan) Sa'd ibn Ubâde'ye hasta ziyare­tine gitti.

Usâme dedi ki: Giderken yolda Abdullah ibn Ubeyy ibn Selûl*-ün içinde bulunduğu bir meclise uğradı. Bu vak'a Abdullah ibn Ubeyy müslümân olmazdan evvel idi. Bu mecliste müslünıânlardan, puta ta­pan müşriklerden, Yahûdîler'den Karışık birtakım kimseler vardı. Ab­dullah ibn Revâha da bu mecliste bulunuyordu. Merkebin kaldırdığı toz meclisi kapladığı için Abdullah ibn Ubeyy, kaftamyle burnunu kapadı. Sonra:

—  Bizim üzerimizi tozutmayınız! dedi.

Rasûlullah onlara selâm verdi. Sonra da durup merkebden indi ve onları İslâm'a da'vet etti ve onlara Kur'ân okudu. Bunun üzerine Abdullah ibn Ubeyy:

— Ey kişi! Bu söylediklerin hakk ve gerçekse, bunlardan güzel birşey olmaz. Fakat bizim meclisimize gelip de bizi bununla ezâlan-dırma! Kendi menziline git, sana gelen olursa ona anlat! dedi.

Bunun üzerine (büyük şâir) Abdullah ibn Revâha:

— Yâ Rasûlallah, (İbnu Ubeyy'e bakma) meclisimizde bizi Kur'ân ile ört, onun nûrlarıyle bürü! Biz duanızı, Kur'ân okumanızı çok se­veriz! dedi.

Bunun üzerine müslümânlarla müşrikler, Yahudiler sövüşmeye başladılar. Hattâ birbirlerine saldırıp öldürmeye yaklaştılar. Rasû­lullah ise onları devâmh sükûnete kavuşturmaya çalışıyordu. Niha­yet yatıştılar. Sonra Rasûlullah merkebine binip yürüdü. En sonu Sa'd ibn Ubâde'nin evine varıp içeri girdi. Peygamber (S) -Ensâr'ın Haz­rec kolunun büyüklerinden olan- Sa'd'a:

—  "Ey Sa'd! -Abdullah ibn UbeyyH kasdederek- Ebû Hubâb'-ın ne söylediğini duymadın mı? (Duymuş ol ki) o şöyle şöyle söyledi" (diye biraz önce geçen vak'ayı) anlattı.

Sa'd ibn Ubâde de:

—  Yâ Rasûlallah! Sen İbn Ubeyy'in kusurunu affet, biraz da onu ma'zûr gör! Sana Kur'ân indiren Allah'a yemîn ederim ki, Al­lah'ın irâdesi Sen'in üzerine indirdiği hakkın gelmesi suretiyle (yânî Sana peygamberlik gelmesi suretiyle) tecellî etmiştir. Hâlbuki şu bel-decik halkı İbn Ubeyy'in başına tâc giydirmeye, üzerine de melike mahsûs sarık sarmaya (bu suretle onu kendilerine melik edinmeye) hazırlanmışlardı. Allah Sana ihsan buyurduğu peygamberlik hakkıyle onların tasavvurlarını imkânsız bir hâle koyunca, bu mahrumiyetle İbn Ubeyy mahzun ve kederlenmiş oldu. Yâ Rasûlallah! Abdullah ibn Ubeyy işte bu kederle, gördüğün çirkin harekette bulunmuştur (Siz onu afv buyurun), dedi.

Rasûlullah (S) da onu affetti. Esasen Rasûlullah ile sahâbîleri, Allah'ın emri veçhile, gerek müşriklerin gerek ehli kitabın kusurları-

nı affedip, ezalarına sabrediyorlardı. Çünkü Azîz ve Celîl olan Allah şöyle buyurmuştur:

"And olsun ki, mallarınız ve canlarınız hususunda imtihana çe­kileceksiniz. Sizden evvel kendilerine kitâb verilenlerden ve Allah'a ortak tanıyanlardan da herhalde incitici birçok sözler işiteceksiniz. Eğer katlanır, sakınırsanız, işte bu, hâdiselere karşı gösterilmiş bir azim-(ve metânet)ctentf/r" (Âyet: 186).

Ve Allah şöy