95- KİTABUT-TEMENNÎ 2

1- Temenni Hakkında Gelen Şeyler Ve Şehîd Olmayı Temenni Eden Kimse Babı 2

2- Hayır Temenni Etmek Ve Peygamber(S)'İn: "Benim Uhud Dağı Kadar Altınım Olsa... " Sözü Babı 2

3- Peygamber(S)'in: "Hacc Aylarında Umrenin Cevazını Şimdi Hatırladığım Gibi İhrama Girerken De Önden Bilmiş Olaydım, Kurbanlık Sevk Etmezdim" Sözü Babı 2

4- Peygamber(S)'İn: 'Keski Şöyle Şöyle Olsaydı*' Demesi Babı 3

5- Kur'ân Okumayı Ve İlim Öğrenmeyi Temenni Etmek Babı 3

6- Mekruh Olacak Temenniler Babı 4

7- Kişinin "Eğer Allah Olmayaydı, Biz Kendiliğimizden Doğru Yolu Bulamazdık" Sözü Bâbı 4

8- Düşmanla Karşılaşmak (Harbetmek) Temennisinin Keraheti Babı 4

9- "Keski Şöyle Olaydı" Diye Temenni Etmenin Caiz Olması Babı 5


Rahman ve Rahim olan Allah'ın ismiyle

 

95- KİTABUT-TEMENNÎ

(Temenni Kitabı)

 

1- Temenni Hakkında Gelen Şeyler Ve Şehîd Olmayı Temenni Eden Kimse Babı [1]

 

1-.......Ebû Hureyre (R) şöyle demiştir: Ben Rasûlullah(S)'tan işittim, şöyle buyuruyordu: '" 'Nefsim elinde bulunan A ilah 'a yemîn ederim ki, şayet (acizlik hâllerinde) kendilerini yükleyecek binekler bulamadığım zamanda bile cihâddan benim ardımda geri kalmaları­nı kerîh görüp istemeyecek birtakım adamlar olmasaydı, Allah yo­lunda cihâda giden hiçbir seriyyemden geri kalmazdım. Allah bilir ki, Allah yolunda öldürülüp diriltilmeyi, ondan sonra öldürülüp di­riltilmeyi, ondan sonra öldürülüp diriltilmeyi, sonra öldürülmeyi ne kadar isterdim!" [2].

 

2-.......Bize Mâlik, Ebu'z-Zinâd'dan; o da el-A'rec'den; o da Ebû Hureyre(R)'den haber verdi ki, Rasûlullah (S) şöyle buyurmuş­tur: "Nefsim elinde bulunan Allah'a yemîn ederim ki, ben Allah yo­lunda mukaatele edip öldürülmemi, ondan sonra diriltilip öldürül-memi, ondan sonra diriltilip öldürülmemi, ondan sonra diriltilmemi ne kadar isterdim!"

Râvî: Ebû Hureyre bu "Öldürülmemi" kelimelerini üçer defa söylerdi de: Peygamber'in bunu böyle söylediğine Allah adiyle şehâ-det ederim! derdi, demiştir [3].

 

2- Hayır Temenni Etmek Ve Peygamber(S)'İn: "Benim Uhud Dağı Kadar Altınım Olsa... " Sözü Babı

 

3-.......BizeAbdurrazzâk, Ma'mer'dentahdîsettiki, Hemmâm ibn Münebbih es-San'ânî, Ebû Hureyre(R)'den şöyle işitmiştir: Pey­gamber (S) şöyle buyurdu: "Benim Uhud Dağı kadar altınım olsay­dı, ondan bir dînâr yanımda bulunduğu hâlde üzerimden üç gece geçmemesini isterdim. Ancak üzerimdeki bir borç hakkında ayırıp da onu kabul edecek kimseyi bulmak maksadıyle gözetlemekte 'oldu­ğum altın müstesnadır"[4].

 

3- Peygamber(S)'in: "Hacc Aylarında Umrenin Cevazını Şimdi Hatırladığım Gibi İhrama Girerken De Önden Bilmiş Olaydım, Kurbanlık Sevk Etmezdim" Sözü Babı

 

4-.......Âişe (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S): "İşimden son­radan bildiğim hacc aylarında umrenin cevazını, evvelden bilmiş olay­dım, kurbanlık sevketmez ve insanlarla beraber umre sebebiyle ih­ramdan çıktıkları zaman elbette ben de ihramdan çıkardım" buyurdu [5].

 

5-.......Câbir ibn Abdillah (R) şöyle demiştir: Bizler (Veda Haccı yolunda) Rasülullah'ın beraberinde idik. Yalnız hacc niyetiyle ihra­ma girdik ve zu'1-hiccenin dördünde Mekke'ye geldik. Peygamber (S) bizlere Ka'be'yi tavaf ve Safa ile Merve arasını sa'y etmemizi ve bu haccımızı umre yapmamızı ve ihramdan çıkmamızı emretti de, "An­cak beraberinde kurban bulunanlar müstesnadır, onlar ihramların­da devam ederler" buyurdu.

Câbir dedi ki: Bizlerden Peygamber ve Talha'dan başka kimse­nin beraberinde kurban yoktu. Bîr de Alî, Yemen'den gelmiş, kur­banı beraberinde getirmiş ve:

— Ben, Rasülullah'ın ihrama girdiği gibi ihrâmlandım! demişti. Haccı umre yapmakla me'mûr olanlar (bu hâle taaccüb ederek):

— Bizler herbirimizin erkeklik organı (kadınlarımızla faydalan­mamız sebebiyle) menî akıtır hâlde Minâ'ya gideceğiz (de Rasûlullah ihrâmlı kalacaktır)! demişlerdi.

Bu sözleri işitince Rasûlullah:

—  "Ben eğer hacc aylarında umrenin cevazını şimdi bildiğim gi­bi ihrama girerken de önceden bilmiş olaydım, kurban sevketmez-dim. Ve yanımda kurbanım olmasaydı şimdi (ben de sizin gibi) ihram­dan çıkardım" buyurdu.

Câbir şöyle dedi: Surâka ibn Mâlik el-Mudlicî, Peygamber Akabe cemresini taşlarken karşı geldi de:

— Yâ Rasûlallah! Bu haccı umreye çevirmek bize mi hâsstır? diye sordu.

Rasûlullah:

—  "Hayır size hâss değil, ebedîdir" buyurdu.

Câbir şöyle dedi: Aişe Mekke'ye hayizlı olarak geldi. Peygam­ber ona bütün hacc ibâdetlerini yapmasını, yalnız temizleninceye ka­dar Ka'be'yi tavaf etmemesini ve namaz kılmamasını emretti. Nihayet Bathâ denilen Muhassab mevki'ine konakladıkları zaman Âişe (te­mizlendi ve tavaf etti de):

— Yâ Rasûlallah! Sizler bir hacc ve bir umre ile gidiyorsunuz da ben bir tek hacc ile mi döneceğim? dedi.

Râvî dedi ki: Sonra Rasûlullah, Âişe'nin kardeşi Abdurrahmân ibn Ebî Bekr es-Sıddîk'a, kizkardeşini Ten'îm'den umre yapması için oraya kadar beraberinde götürmesini emretti. Âişe hacc günlerinden sonra zu'1-hicce ayında oradan bir umre yaptı [6].

 

4- Peygamber(S)'İn: 'Keski Şöyle Şöyle Olsaydı*' Demesi Babı

 

6-.......Âişe (R) şöyle demiştir: Peygamber (S- Medine'ye hic­ret ettiği zaman düşman saldırısından endîşe ederek) bir gece uyuya-, madı da:

—  "Keski sahâbîlerimden elverişli bir kişi bu gece beni, bekçilik edip, muhafaza etseydi!" dedi.

Tam bu sırada biz ansızın bir silâh sesi işittik. Rasûlullah:

—  "Bu kimdir?" diye sordu. Kendisine:

— Sa'd ibn Ebî Vakkaas'tır yâ Rasûlallah! Seni bekleyip koru­mak için geldim! diye cevâb verildi.

Bunun üzerine Peygamber uyudu, hattâ biz O'nun horladığını işittik [7].

Ebû Abdillah Muhammed ibn İsmâîl el-Buhârî şöyle dedi: Âişe, Bilâl'in şu şiiri söylediğini bildirdi:

Elâ leyte şı'rî hel ebîtenne leyleten, Bi-vâdin ve havlı ızhırun ve celîlu! Ve hel eriden yevmen miyâhe mıcerınetin, Ve hel yebduven lî Şâmetün ve Tafîlu!

(— Şunu bilmek isterim ki: Mekke vâdîsinde etrafımı ızhır ve celîl otları sararak bir gece olsun geceler miyim? Bir gün gelip de Ukâz'daki Mecenne sularının başına varır mıyım? Mekke'nin Şâme ve Tufeyl Dağlan acaba bir kerre daha bana görünürler mi?)

Âişe:

— Ben Bilâl'in bu sözlerini Peygamber'e haber verdim, dedi [8].

 

5- Kur'ân Okumayı Ve İlim Öğrenmeyi Temenni Etmek Babı

 

7-.......Ebû Hureyre (R) şöyle demiştir: Rasûlullah(S) şöyle bu­yurdu: "İki hasletten başkasında gıbîa edişmek yoktur: Biri o kim­sedir ki, Allah ona Kur'ân ilmi vermiş, o da gecenin saatlerinde ve gündüz zamanlarında Kur'ân 'ı okur durur. Onu işiten kimse de 'Keski Fulân kimseye verildiği gibi bana da Kur'ân ilmi verilseydi, elbette ben de onun yapmakta olduğu gibi yapardım' der, İkincisi de şu kimsedir ki, Allah ona mal vermiştir, o da malını hakk yolunda sarfet-mektedir. Onu gören kimse de 'Keski şu zâta verilen mal gibi bana da verilseydi de onun hayır işlemekte olduğu gibi elbette ben de işleseydim' der" [9].

Bize Kuteybe ibn Saîd tahdîs etti. Bize Cerîr ibn Abdilhamîd bu geçen hadîsi tahdîs etti [10].

 

6- Mekruh Olacak Temenniler Babı

 

"Allah'ın, kiminizi kiminizden üstün kılmaya vesile yaptığı şeyleri temennî etmeyin. Erkeklerin, kendi kazandıklarından bir payı olduğu gibi, kadınların da yine kendi kazandıklarından bir hissesi vardır. Allah'tan, O^nun lûtfundan isteyin. Şübhesiz ki, Allah herşeyi hakkıyle bilendir'' (en-Nisâ: 32) [11].

 

8-.......,en-Nadr ibnu Enes şöyle demiştir: Enes ibn Mâlik (R):

Eğer ben Peygamber(S)'i "Sakın ölüm temenni etmeyiniz!" buyu­rurken işitmiş olmasaydım, muhakkak ölümü temennî ederdim, de­di [12].

 

9-.......(Tabiî büyüklerinden) Kays ibn Ebî Hazım şöyle demiş­tir: Biz hastalığında Habbâb ibnu'l-Erett(R)'e ıyâdet ediyorduk. Vü­cûdunun yedi yerine dağlama tedavisi uygulamıştı. Habbâb hastalığı­nın şiddetli ıstırabını ifâde ederek:

— Eğer Rasûlullah (S) bizlere ölüm temennî etmemizi nehyet-meseydi, muhakkak ölümü temennî ederdim! Dedi [13].

 

10-.......Biz Ma'mer, ez-Zuhrî'den; o da Ebû Ubeyd'den –onun ismi Sa'd ibnu Ubeyd mevlâ Abdurrahmân ibn Ezher'dir- haber verdi ki, Rasûlullah (S) şöyle buyurmuştur: "Sizin hiçbiriniz sakın ölüm temennî etmesin! Eğer o, sâlih bir kimse ise (hayâtta oldukça) salâh ve faziletini artırması umulur. Eğer fena bir kimse ise onun da tevbe edip Allah'ın rızâsını kazanması umulur!" [14].

 

7- Kişinin "Eğer Allah Olmayaydı, Biz Kendiliğimizden Doğru Yolu Bulamazdık" Sözü Bâbı

 

11-.......el-Berâ ibn Âzib (R) şöyle demiştir: Peygamber (S) Ahzâb gününde (Hendek kazılırken) bizimle beraber toprak taşıyordu. Yemîn olsun ben O'nu, karnının beyazlığını toprak örtmüş hâlde gör­düm, Kendisi (îbnRevâha'mn) şu beyitlerini söylüyordu: "Levlâ ente me'htedeynâ nahnu Velâ tasaddaknâ velâ salleynâ Fe-enzilen sekîneten aleynâ înne'l-ulâ -ve bazen de şöyle dedi:-

İnne'l-melee kad bağav aleynâ İzâ erâdû fitneden ebeynâ ebeynâ

( = Sen olmasaydın biz doğru yolu bulamazdık. Sadaka da veremez, namaz da kılmazdık. Sen bizim üzerimize sekînet indir.

Çünkü onlar -yâhud: O topluluk- bize tecâvüz etmişlerdir. Onlar bize fitne yapmak istedikleri zaman, bizler fitneden çekin­dik, çekindik!)"

Rasûlullah bunları söylerken sesini yükseltiyordu [15].

 

8- Düşmanla Karşılaşmak (Harbetmek) Temennisinin Keraheti Babı

 

Düşmanla karşılaşmanın kerîh olduğu hadîsini el-A'rec, Ebû Hureyre'den; o da Peygamber(S)'den olmak üzere rivayet etmiştir [16].

 

12-.......Bize Ebû İshâk, Mûsâ ibn Ukbe'den; o da Umer ibn Ubeydillah'ın himayesinde olan Ebu'n-Nadr Sâlim'den tahdîs etti. Bu Ebu'n-Nadr, efendisi Umer'in kâtibi idi. Ebu'n-Nadr şöyle dedi: Abdullah ibn Ebî Evfâ (R), efendisi ve Kureyş ileri gelenlerinden olan Umer ibnu Ubeydillah'a bir mektûb yazdı da bu mektubu ben oku­dum. Bu mektubun içinde Rasûlullah(S)'ın: (Ey insanlar!) Düşman­la karşılaşmak (harbetmek) temennietmeyiniz! Fakat Allah'tan harb felâketinden selâmette kılmasını isteyiniz" buyurduğu hadîsi vardı [17].

 

9- "Keski Şöyle Olaydı" Diye Temenni Etmenin Caiz Olması Babı

 

Çünkü Yüce Allah, Lût Peygamber'in şu sözünü haber verdi: "Eğer size (yetecek) bir kuvvetim olsaydı, yâhud

sarp bir kaleye sığınabilseydim! dedi1' (Hûd: so) [18].

 

13-.......Bize Ebu'z-Zinâd tahdîs etti ki, el-Kaasım ibn Muhammed şöyle demiştir: İbn Abbâs (R) birbirleriyle la'netleşen karakocayı zikretti. Bunun üzerine Abdullah ibnu Şeddâd, îbn Abbâs'a:

— Bu kadın, Rasûlullah(S)'ın "Beyyinesiz olarak bir kadını rec-meder olaydım (bu kadını recm ederdim)*' buyurduğu kadın mıdır? diye sordu.

İbn Abbâs:

—  Hayır, o kadın İslâm'da kötülüğü açıktan yapan (lâkin bu kötülükler onun üzerine beyyine üe sabit olmayan ve i'tirâf da etme­yen) bir kadın idi, demiştir [19].

 

14- Bize Alî ibn Abdillah el-Medînî tahdîs etti. Bize Sufyân ibn Uyeyne tahdîs etti. Amr ibn Dînâr şöyle dedi: Bize Atâ ibn Ebî Re-bâh tahdîs edip şöyle dedi. Peygamber (S) bir gece yatsı namazânı gece karanlığı olan atame vaktine kadar geciktirdi. Bunun üzerine Umer ibnu'l-Hattâb dışarı çıktı da:

— Namaza gel yâ Rasûlallah! Mesciddeki kadınlar ve çocuklar uyudular! diye seslendi.

Akabinde Rasûlullah (S) başı su damlatarak dışarıya çıktı ve:

—  "Eğer ümmetim üzerine -yâhud: İnsanlar üzerine- meşakkat verecek olmasaydım..." -Sufyân ibn Uyeyne yine şöyle dedi: "Üm­metim üzerine meşakkat verecek olmayaydım bu namazı işte bu sa­atte kılmalarını emrederdim" buyuruyordu.

Ve îbn Cureyc de Atâ ibn Ebî Rebâh'tan; o da İbn Abbâs'tan şöyle söyledi: Peygamber (S) o yatsı namazını geciktirdi. Umer de geldi ve:

— Yâ Rasûlallah! Kadınlar ve çocuklar uyudular! diye seslendi. Bunun üzerine Rasûlullah yan tarafından yıkanma suyunu eliy­le silerek dışarı çıktı da:

— "Şu muhakkak ki yatsı namazı vakti budur. Eğer ümmetim üzerine meşakkat yükleme korkusu olmasaydı..." buyuruyordu.

Amr ibn Dînâr şöyle dedi: Bize Atâ bu hadîsi, senedinde İbn Ab-bâs olmayarak tahdîs etti. Amma Amr ibn Dînâr kendi rivayetinde: Rasûlullah başı su akıtarak çıktı, dedi.

İbn Cureyc de: Bedeninin yanından yıkanma suyunu eliyle sile­rek dışarı çıktı, dedi.

Amr ibn Dînâr: "Eğer ümmetim üzerine meşakkat yüklemem korkusu olmasaydı" demiştir.

İbn Cureyc de: "Şu muhakkak ki, yatsı namazı vakti budur. Eğer ümmetime meşakkat vermem olmasaydı (elbette bu saatin yatsı na­mazı saati oltnasıyle hükmederdim)" diye söyledi.

Ve İbrâhîm ibnu'l-Munzir şöyle dedi: Bize Ma'n tahdîs etti. Ba­na Muhammed ibn Müslim, Amr ibn Dînâr'dan; o da Atâ ibn Ebî Rebâh'tan; o da İbn Abbâs'tan; o da Peygamber(S)'den olmak üze­re tahdîs etti [20].

 

15-.......Bize el-Leys, Ca'fer ibn Rabîa'dan tahdîs etti ki, Abdurrahmân ibn Hürmüz el-A'rec de şöyle demiştir: Ben Ebû Hurey-re(R)'den işittim, Rasûlullah (S): "Ümmetim üzerine meşakkat vermek korkusu olmasaydı, kendilerine muhakkak misvak kullanmalarını emrederdim" buyurmuştur.

Ona Süleyman ibnu'l-Mugîre, Sabit el-Bunânî'den; o da Enes'-ten; o da Peygamber(S)'den olmak üzere mutâbaat etmiştir [21].

 

16-.......Bize Humeyd et-TavîI, Sabit el-Bunânî'den tahdîs et­ti ki, Enes (R) şöyle demiştir: Peygamber (S) ramazân ayının sonun­da (iftar vaktinde yemeyip içmeyerek) orucunu birbirine uladı. Bunun üzerine birtakım insanlar da oruçlarını (arada birşey yemeyerek) bir­birine uladılar. Onların bu oruç ulamaları Peygamber'e ulaşınca:

— "Eğer ay benim için uzatılsaydı, bu derinlemesine gidicilerin derinleştirmelerini terkedecekleri bir ulamayı muhakkak yapardım, Şübhesiz ben sizin gibi değilim. Ben, Rabb'im beni doyurur ve içirir hâlde bulunurum" buyurdu.

Süleyman ibnu'l-Mugîre, Sâbit'ten; o da Enes'ten; o da Peygam-ber'den olmak üzere rivayet etmekte Humeyd'e mutâbaat etmştir [22].

 

17-....... Ve el-Leys şöyle dedi: Bana Abdurrahmân ibnu HâIid, İbn Şihâb'dan tahdîs etti. Ona da Saîd ibnu'l-Müseyyeb haber verdi ki, Ebû Hureyre (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S) ulama oru­cu tutmaktan nehyetti. Sahâbîler:

— Yâ Rasûlallah! Sen bir günün orucunu öbür güne ekliyorsun? dediler.

Rasûlullah:

—  "Sizin hanginiz bana benzer? Ben, Rabb'im beni doyurur ve Rabb'im bana su içirir hâlde gecelerim" buyurdu.

Fakat sahâbîler oruçları birbirine eklemekten vazgeçmediklerinde, Rasûlullah oruçlarını bir gün, sonra bir gün daha (arka arkaya iki gün) birbirine ekledi. Sonra (üçüncü günü) hilâli gördüler. Bunun üze­rine Rasûlullah oruç eklemekten vazgeçmeyenleri tevbîh eder gibi:

— "Eğer hilâl gecikseydi, sizin için (ders olsun diye) ben de o kadar daha artırırdım!" buyurdu [23].

 

18-.......Âişe (R) şöyle demiştir: Ben Peygamber(S)'e îsmâîl'in duvarından:

—  Bu duvar Beyt'ten midir? diye sordum.

Rasûlullah:

—  "Evet (duvar, Beyt'tendir)" buyurdu.

Ben yine:

— Kureyş için ne mâni' vardı ki bu duvarı Beyt'e girdirmediler? dedim.

Rasûlullah:

—  "Senin kavmin Kureyş'in bu hicri Ka'be'ye girdirmeye büt­çeleri yetmedi (Beyt'i daralttılar)" diye cevâb verdi.

Ben:

— Ka'be'nin kapısı niçin bu kadar yüksektir? diye sordum.

Rasûlullah:

—  "Senin kavmin dilediklerini Beyt'e koymak, dilediklerini de

koymamak için" cevâbım verdi.

Sonra Rasûlullah:

— "Yâ Âişe! Eğer senin kavmin Kureyş, Câhiliyet devrine yakın olmasaydı ben duvarı Beyt'e katmak, Beyt'in kapısını da yer seviye­sine indirmek isterdim. Fakat böyle yapıldığında kavminin kalbleri-nin kırılmasından endîşe ederim" buyurdu [24].

 

19-.......Ebû Hureyre (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S) şöyle buyurdu: "Eğer hicret olmasaydı, ben muhakkak Ensâr'dan bir kişi olurdum. Eğer Ensâr bir dere yâhud bir dağ yoluna girselerdi, mu­hakkak ben Ensâr'ın vadisine yâhud Ensâr'ın dağ yoluna girer­dim!" [25].

 

20-.......Bize Vuheyb, Amr ibn Yahya'dan; o da Abbâd ibn Temım'den; o da Abdullah ibn Zeyd(R)'den tahdîs etti ki, Peygamber (S) şöyle buyurmuştur: 'Eğer (tebdili caiz olmayacak) hicret olma­saydı, elbette ben Ensâr'dan bir kimse olurdum. Eğer insanlar bir vâ-dîye yâhud bir dağ yoluna girip giîselerdi, ben muhakkak Ensâr'ın vadisine ve dağ yoluna girer giderdim/"

Bu hadîsi Enes'ten; o da Peygamber'den "Bir dağ yoluna gir­seydi. .." lafzıyle rivayet etmekte Ebû Teyyâh da Abbâd ibn Temîm'e mutâbaat etmiştir [26].



[1] el-Menyu: Takdir eylemek ma'nâsınadır... Şârih der ki: Bu madde takdîr ma'-nâsına konulmuş olup diğer ma'nâlar birer şu'be ile ondan dallanırlar...

el-Menâ ve'l-Meniyye:... Kasd ve arzu ma'nâsınadır ki, istek ta'bîr olunur.

et-Temennî, tefa'ul vezninde bir nesneyi dilemek ve ummak ma'nâsınadır ki, takdîr ma'nâsmdan alınmıştır, arzu "eylediği nesneyi nefs ve muhayyilede takdîr ve tasvirden ibarettir.

et-Münye, el~Minye, el-Umniye: Umulan ve temennî olunan arzuya ve mak­sûda denir... (Kaamûs Ter.).

Temennî, mümkün olsun, mum teni' ve muhal olsun, geleceğe dâir birşeyin meydana gelmesini dilemektir. Bu dilek ve irâde, buğz ve hased gibi kötülenen birşeyle ilgili olmaz da hayırlı birşeye âid olursa makbuldür. Rica ile Temenni arasında şu fark vardır: Rica, mümkin olan şeyi dilemeğe mahsûstur. Temennî ise mümkini de mümteni'i de şâmildir.

[2] Bu hadîste "Sümme = Sonra", altı kerre tekrar edilmiş ve öldürülmekle sona erdirilmiştir. Çünkü hedef şehîdlik olduğu için, onu sonuncu kılmıştır. el-Vudd, Râgib'ın dediği gibi, birşeyi sevmek ve meydana gelmesini temennî eylemektir. Fadl ve hayır temennî etmek, bunun vâki' olmasını gerekli kılmaz...

Bunun bir rivayeti Cihâd Kitabı, "Şehîdlik temennî etmek bâbı"nda geç­mişti.

[3] Bu aynı hadîsin başka bir yoldan rivayetidir. Bunda "Sümme = Sonra" kelime­si yedi kerre tekrar edilmiş, sonuçta "Diriltilmek" getirilmiştir. Bunun fâidesi te'kîddir.

[4] Bu hadîsin bir rivayeti başlıktaki lafızla Rikaak'ta geçmiştir: Ebû Zerr (R) şöy­le demiştir: Ben Peygamber'in beraberinde idim. Uhud'u görünce: "Benim için Uhud'un altın olmasını, ondan bir dînârın üç günden fazla yanımda beklemesi­ni arzu etmem. O bir dinarı da ben yalnız borç ödemek için hazırlarım..." bu­yurdu

[5] Çünkü kurban sahibinin kurban yerine ulaşıncaya kadar ihramdan çıkması müm-kin olmaz. Peygamber bunu sahâbîlerin gönüllerini hoş etmek için söylemiştir. Zîrâ Rasûlullah ihrâmlı iken kendilerinin ihramdan çıkmaları onlara ağır geli­yordu. Bunun bahisleri Hacc Kitâbi'nda geçti.

el-îstidbâr:... Bir hususun önünde bilmediği nesneyi, âhirinde bilmek ma'-nâsına kullanılır. îstikbâlrm zıddıdır. "İstikbâl", bir nesneyi önünden bilip kar­şılamaktır .

[6] Bunun bir rivayeti Hacc Kitabı, "Hayızlı kadm Ka'be'yi tavaftan başka bütün hacc fiillerini yapar bâbı"nda geçmişti.

Muhassab, Mekke ile Minâ arasında bir yerdir. Teşrik günlerinden sonraki gece -ki bayramın dördüncü günü bittikten sonraki gecedir- orada geçirilir. Bu­raya "Hayfu Benî Kinâne" de denir.

Ten'îm, Mekkeliler'in mîkaadlanndan biridir. Harem hâricinde Mekke'ye

bir fersah mesafededir. Orada "Âişe Mescidi" dedikleri bir mescid de vardır.

[7] Bunun bir rivayeti Cihâd Kitabı, "Gazvede bekçilik, nevbetçilik yapmak bâbı"n-da geçti. Buradaki başlığa uygunluğu gâlib olarak mustehîle, az olarak da müm kine ilgili olan "Leyte"temenni harfinden dolayıdır. Hadîste bekçilik ve temennî ettiği mekânda gece geçirmek şıkkları; her ikisi de mevcûd bulunmuştur.

[8] Bunun tamâmı Hicret Kitabı, "Peygamber'in Medine'ye gelişi bâbı"nda geçti. Başîığa uygunluğu Âişe'nin Peygamber'e haber verdiği Bilâl Habeşî'nin bu söz­lerinde "Leyte" temennî harfinin bulunmasıdır.

[9] Başlığa uygunluğu "Keski Fulân kimseye verildiği gibi, bana da verilse idi"köz­lerinden alınır, çünkü bunda temennî etmek vardır.

Bu hadîsin bir rivayeti İlim Kitâbı'nda, Abdullah ibn Mes'ûd hadîsinden olmak üzere geçmiştir. Bir diğer rivayeti de Kur'ân'in Faziletleri Kitâbı'nda yi­ne Ebû Hureyre'den olmak üzere geçmiştir. Tevhîd'de de gelecektir.

[10] Bu isnâdda iki şeyh: Usmân ibn EbîŞeybe ile Kuteybe ibn Saîd olduğu; bunların da Cerîr'den rivayet ettiklerine işaret vardır.

[11] Allah'ın bâzınıza diğerinden fazla olarak bahşettiği mukadderatı temenniye de kalkışmayınız, birbirinizin malına, mevkiine ve şâir nail olduğu vehbî veya kes-bî mazhariyetlerine göz dikmeyiniz. Zîrâ bu gibi temenniler evvelâ hased ve nef-sâniyet ve adavet uyandırır. Saniyen ilâhî takdir ve kısmete razı olmamayı iş'âr eder. Üçüncü olarak kendi hakkında mukadder olmayan birşeyi temennî etmek, kader hikmeti ile muâraza ve beyhude bir elemdir. Diğerinin hakkında kesb ile mukadder olanı kuru kuru temennî bir atâlet, batâlet ve vakit zayi' etmektir. Kesbsiz mukadder olanı temennî de boş bir muhal temennidir... Bunun için ge­rek erkek, gerek dişiye yaraşan, diğerinin nasibini temennî değil, Allah'ın ken­disine bahşettiği kaabiliyet ve ictihâd ile mütenâsib olarak çalışmak ve Allah'tan istemektir. Binâenaleyh çalışınız ve Allah'tan ve Allah'ın fazlı ihsanından iste­yiniz de herkesin elindeki şeyleri temennî etmeyiniz. Allah herşeye alîmdir, her­kesin istihkaakıni bilir ve tafdîlini ilmiyle yapar. Demek ki nehyin asıl hedefi hasedden, atâletten, ilâhî hükümlere ve mukadderata i'tirâzdan men' ve fazile­te ve kerîme giriş, hased ve temennî ile değil, amel ile taleb edilmesi lâzım geldi­ğini hatırlatmaktır {Hakk Dîni, II, 1346).

[12] ölümü temenniden nehy, bunda mefsedet olduğu içindir. O da hayât ni'metini izâle ve hayâtta sabit olacak fâideleri gidermektir. Çünkü Allah ecelleri takdîr etmiştir, ölümü temennî İse kaza ve kadere razı olmamaktır ve O'nun hükmüne teslim olmamaktır. Bunu Müslim, Duâlar'da rivayet etmiştir.

[13] Bunun bir rivayeti Tıbb'da da geçmişti.

[14] Bunun da bir rivayeti Tıbb'da geçti. Hadîs, kazaya rızâyı ve Yüce Allah'ın em­rine teslîm olmayı teşvik eylemektedir.

[15] Başlığa uygunluk "Levlâ entç..." sözlerindedir. Bunun birer rivayeti Cihâd'da ve Mağâzî'de, "Hendek gazvesi' nde hendek kazılması bâbı"nda daha bütün olarak geçmişti.

[16] Ebû Hureyre'nin bu rivayeti Cihâd Kitâbı'nm sonlarında muallak olarak geç­mişti.

[17] Abdullah ibn Ebî Evfâ, sahâbî oğlu sahâbîdir. Rıdvan Bey'ati'nde bulunmuş­tur. Kûfe'de en son vefat eden sahâbîdir. Vâkidî 86 târihinde vefat ettiğini bil­dirmiştir.

ibn Ebî Evfâ bu hadîsi buradaki rivayetten de anlaşılacağı üzere, Ku­reyş şeriflerinden Umer ibn Ubeydillah'a gönderdiği bir mektûbda bildirmiştir. Bu mektûb, Umer ibn Ubeydillah'ın kölesi ve husûsî kâtibi olan Salim Ebu'n-Nadr tarafından okunmuş ve böylece rivayet edilmiştir. Buhârî'nin Cihâd'da ve daha başkasında Abdullah ibn Ebî Evfâ'dan getirdiği birkaç rivayetinde Ah-zâb harbinde Rasûlullah'ın orduya verdiği günlük emirleri arasında "Ey insan­lar! Düşmanla karşılaşmak (harb etmek) temenni etmeyiniz! Fakat (harb felâketinden dünyâ ve âhiret çetinlikleri ve belâlarından koruması için) Allah'­tan afiyet ve selâmet isteyiniz..." ta'Iîmâtı da vardı.

İşte bu ve benzeri nasslardan dolayı İslâm harb hukukuna göre, harb te-mennîsi ve arzusu nehyedilmiştir. Beldeleri tahrîb ve kullan azâblandırmadan ibaret olduğundan harb, haddizatında çirkindir, fenadır, sulh ve selâmet asıl­dır. Harb ancak zaruret üzerine başvurulan bir vâsıtadır. Bu zaruret gerçekle­şince de, harbin bütün şiddetlerine sabredilmesi dînî ve vatanî bir vazîfedir.

[18] Buhârî konuşmada "Lev" kelimesini kullanmanın cevazına, bu âyette gelen Lût Peygamber'in bu sözüyle hüccet getirmiştir. Lût Peygamber'in bu sözünün ce­vâbı hazfedilmiştir ki, o da "Ben o takdirde muhakkak sizleri def ederdim" sözüdür.

Bununla İlgili bir hadîs Peygamberler Kitâbı'nda da geçmişti.

[19] Bunun bir rivayeti Liân Kitâbı'nda geçmişti, başlığa uygunluğu "Eğer recm edici olaydım..." sözündedir.

[20] Hadîsin başlıkla uygunluğu "Eğer ümmetime meşakkat verecek olmasaydım..." sözünde olduğu meydandadır.

Buhârî hadîsin değişik râvîler tarafından getirilen farklı ta'bîrlerini hiç bık­madan ayrı ayrı yollardan tesbît edip bildirmiştir. Arada bâzı rivayetlerin mev­kuf hadîs gibi görünenleri olmuş ise de en sondaki senedle bunların hepsi merfü' olduğunu da göstermiştir.

Bu hadîsin Namaz Kitabı, "Yatsı namazının geri bırakılması bâbi"nda da bâzı rivayetleri geçmişti.

[21] Oruç Kitâbı'ndaki Ebû Hureyre hadîsinde "Her abdest aldıkça kendilerine mis-yoklanmayı emrederdim" lafzıyle gelmiştir. Bâzı nüshalarda "Herbir namâzsı-rasında kendilerine misvak kullanmalarını emrederdim" lafzıyle gelmiştir. Hanefîler "Her abdest alışta" rivayetine tutunarak, misvak kullanmayı abdest alırken namaz vaktine tahsis ederler... "Her namazda "hadîsini de bu ma'nâya hamlederler.

[22] Bu hadîsin bir rivayeti Oruç Kitâbı'nda geçti. Bastığa uygunluğu "Eğer ay be­nim için uzatılsaydı..." temennîsindedir.

[23] Bu da geçen hadîsin başka yoldan bir rivayetidir. Bunun da bir rivayeti Oruç Kitâbı'nda geçti.

[24] Bunun da bir rivayeti Hacc Kitâbı'nda geçti.

[25] Bu hadîsin bir rivayeti Ensâr'ın Menkabeleri Kitâbı'nda geçmişti. Buradaki baş­lığa uygunluğu "Eğer hicret olmasaydı" sözündeki temennî ifâdesindedir. Ha­dîsin bu cümlesiyle Peygamber, Ensâr'a muvafakatini ve Ensâr'ı başkalarına tercîh ettiğini en belîğ bir uslûb İle bildirmiştir. Şübhesiz bu derece yüksek şehâ-det, Ensâr'ın ahde vefa ve komşuluk, arkadaşlık haklarına feragatle uyma gibi faziletleri hâiz bulunmalarından dolayıdır...

[26] Bunun da bir rivayeti bu senedle bundan daha bütün ve uzun bir metinle Tâif gazvesi bâbı'nda geçmişti.