Yunan Dininde:

 

Bir Yunan mâbedi, her şeyden önce bir tanrı evi olduğundan, bu günkü kiliseler ya da camilerdekinin aksine olarak halk, bunların içine girip dua edemezdi. Dini törenler, mâbedin önünde duran sunağın çevresinde yapılırdı. Gerek dini törenleri idâre etmek, gerek tanrının heykeline ve kutsal eşyasına bakmak işini "hierevs" adını taşıyan rahipler üzerlerine almışlardı. Fakat, Yunan rahipleri, doğu rahipleri gibi, tanrının sevgisini kazanmış ve bunlara yaklaşmış, tanrı kült'ünün tüm sırlarını bilen olağan üstü insanlar değillerdi. Bunlar sadece şehirlerdeki toplumlar tarafından seçilmiş devlet memurları idiler. Bundan dolayı memur olmak için gerekli şartlara sahip her vatandaş, rahip de olabilirdi. İşte bu sebeple Yunanistan'da, eski Doğu devletlerinde olduğu gibi, hükümet içinde ikinci bir hükümet meydana getiren bir rahip sınıfı hiç bir zaman vücut bulmamış, dolayısıyla Yunan dini hiç bir zaman dogmatik bir şekil almamıştır.[1]

Amerika'nın eski dinlerinden İnka, Maya ve Aztekler râhiplerini, büyük millî tanrılarının inançlarından sorumlu sayar. Onları kehanet, tedavi ve şahsî işleri için başvurdukları âyin uzmanlarından daima ayrı tutarlar. Aynı şekilde Afrika topluluklarının çoğu, kabile atalarına ibadetten sorumlu râhiplerle büyücü ve hekimleri daima birbirinden ayrı tutmuşlardır.

Ruhbânlığın en gelişmiş şeklini, merkezi bir otoritenin hâkim olduğu ve belirgin tâlimlerin yerleştiği toplumlarda görmek mümkündür. Ancak bu husus, ileri düzeyde gelişmiş her dinde bir ruhbanlık kurumunun mevcudiyeti manasına gelmez. Günümüzde ruhbanlığın hiyerarşik yapıya en uygun tarzda işlediği din Hristiyanlık, mezhep olarak ifade etmek gerekirse Katolikliktir. Katolikliğin Ortaçağda geliştirdiği ruhbânlık talimleri, büyük bir ekseriyetle Komünyon (şaraba batırılmış ekmeği yemek) âyiniyle yakından ilgilidir. İnançlarına göre Komünyon, Allah'ın bağışlamasını sağlamak için yapılan bir çeşit kurban törenini andırmaktadır. Dikkati çeken bir diğer nokta da, Budizm'de bazı kurban unsurlarının bulunmasına rağmen, bu dinde ruhbanlığın olmayışıdır. Bununla beraber uygulamada özellikle Budizm'in Mahayana mezhebinde keşişlerle râhipler arasında pek büyük fark görülmemektedir. Özellikle Tibet Budacılığı'nda âyinlerle geleneksel büyü tekniklerini birlikte yürüten bir çeşit ruhbânlık oluşmuştur.

Yahudilikte ilk dönemlerde ruhbânlığın önemsenmemesi sebebiyle bu tür işleri hahamlar yapmıştır. Günümüz Yahudiliğinde kohenlere has olan râhiplik görevleri yine hahamlarca yerine getirilmektedir.[2]


 

[1] Arif Müfid Mansel, Eğe ve Yunan Tarihi, Ankara 1971, 142.

[2] Ana Britanica XVIII, 52.