İslâm Dinine Göre:

 

İslâm dinine göre, hristiyan din adamlarına "rahip" denir. Bu kavram, İslâm dini'nin doğuşundan önceki devirlerde, özellikle cahiliyye devrinde de vardı. Bu dönemin şairleri, rahip kelimesini, çölde giden yolcular ve geceleri konaklama yeri hazırlayan kimseler için kullanıyorlardı. "Rahipler", gece uzaktan gelen yolcuları görebilmeleri için çadırlarının önüne lamba asarlar, böylece oranın bir konaklama yeri olduğunu ifade ederlerdi. İslamın ortaya çıkışından sonra kelimenin anlamı değişti. "Rahip", yalnız hristiyan dini görevlileri için kullanılmaya başlandı. Kur'ân'da, hristiyanların, müslümanlara olan yakınlıklarından, bunları rahiplerin sağladıklarından söz edilir, rahipler övülür.[1] Bu övme, rahiplerin kendilerini Allah'a adamalarından; dünya işlerinden, gösterişten el çekerek ibâdete yönelmelerinden dolayıdır.

Ancak dini yetki herhangi bir kurban hadisesiyle ilişkilendirilmediği için, Hristiyanlığın anladığı manada bir ruhbanlık kurumunun İslâm'da yeri yoktur. Kur'ân-ı Kerim, "râhip", "kıssîs" ve "ahbâr" terimlerini Hristiyanlığın dinî başkanları hakkında kullanmıştır. Hristiyanların anladığı manada İslâm'da ruhbânlığın olmadığını Hz. Peygamber "İslâm'da ruhbanlık yoktur"[2] hadisiyle açıklamıştır.

Kur'ân-ı Kerim'de "Onlar, Allah'ı bırakıp da bilginlerini ve râhiplerini rablar (ilâhlar) edindiler..." (et-Tevbe, 9/31) buyurulur. Bu ayetin gerçek manasını Hz. Peygamber şöyle açıklamıştır. Önceleri bir hristiyan olan Adiy b. Hâtim, İslâm'ı kavrayıp anlamak niyetiyle, şüphelerini gidermek için Hz. Peygamber'e birkaç soru sorar. Sorulardan biri "Bu ayet bizi, âlimlerimizi ve râhiplerimizi rabler edinmekle suçluyor. Bunun gerçek manası nedir? Zira biz onları kendimize rabler edinmeyiz" der. Hz. Peygamber cevaben: "Siz onların gayr-i meşru ilân ettiklerini haram, meşru dediklerini (helâl) sayıp öylece kabul etmiyor muydunuz?" Adiy, "evet böyledir" diye tasdik eder. Hz. Peygamber, "İşte bu sizin onları kendinize rabler edinmenizdir" buyurur.

Bu hadis-i şerif, helâl ve haramın sınırlarını tesbit yetkisini kendinde görenlerin, nefislerini ilâh ve rab yerine koyduklarını, onlara kanun koyma yetkisi tanıyanların da onları rabler edindiklerini vurgulamaktadır.[3]


 

[1] el-Mâide: 5/82.

[2] Ahmed b. Hanbel, Müsned, VI, 226.

[3] Mevdudi, Tefhim, (Türk. Çev.) II, 209; Osman Cilacı, M.Süreyya Şahin, Şamil İslam Ansiklopedisi..