Kur'an ve sünnet bütünlügü

Sunnetin tesrîi acidan baglayiciligi uzerinde duruyorduk. Onceki hafta iki dusunce tarzinin, sunnete olan yaklasim farklarindan soz ettik. Henuz ekollesememis, mevziî ve munferid bir kisim yaklasimlar da vardir. Kimi Neo Haricî ve Rafizî bir zihniyetle, Sunnet nasslarinin ruhundan ve tesriî mantigindan uzak, sekilci ve sablonculugu ekolune esas yapmis, kimi de Ebu Reyye inkarciligini esas alarak, mucerred akil ve mantikla bagdastiramadigi her hadisi cur'etle reddetmeye kalkmistir. Hemen hepsi ayri bir dalâlet kurbani. Sââz ve munferid bazdaki bu tartismalari geciyoruz... Sunnet nasslari ile Kur'an nasslari, bir butunun ayrilmaz parcalari gibidir. Bunu en iyi idrak eden de Selef-i Salihîn'in derin Islâmî anlayis ve kavrayis dehasidir. Zira onlarin bu iki hukuk kaynagini algilayis tarzlari, baglayicilik noktasinda degil, bir oncelik-sonralik noktasinda dugumleniyordu. Yani Kur'an ne kadar baglayici ise, Hz. Peygamber'e ait bir keyfiyet de nazarlarinda o nisbette baglayici idi. Fakat herhangi bir mesele ile karsilastiklarinda once Kitabullaha muracaat ediyor, orada bulamazlarsa hukmunu sunnette ariyorlardi. Kimse de, sunnette buldugu bir hukmu Kur'an'da yok diye ketmetme, ya da reddetme gibi bir bidata tevessul etmiyordu. Zaten fitraten boyle bir curmu islemeye musait degillerdi. Iste Hz. Ebu Hureyre (r.a.) ''Islâm'in Ravisi'' olarak sohret etmis. Hadis literaturunde ''Muksirun'' olarak nitelenen, en cok hadis rivayet eden sahabiler arasindadir. Hatta boyle olmasi, daha kendi devrinde bir kisim zihinlerde medar-i bahs ve tenkid olmustur. Hz. Peygamber (s.a.v.)'le uc-dort yil gibi kisa bir zaman beraber olmasina ragmen, yillarca birlikte olanlara gore daha cok hadis rivayet etmistir. Kendisine tan-u tesnîde bulunanlara; ''Diyorlar ki; Ebu Hureyre cok hadis rivayet ediyor. Oysa Muhacir ve Ensar kardeslerim kendi bag ve bahcelerinde ziraî ve ticarî merkezlerinde mesgul olurken, Ebu Hureyre cok defa bir karin tokluguna Hz. Peygamber'i iltizam eder, her soz ve hareketini mudakkik bir nazar ile hifzetmeye calisirdi. Onlarin bulunmadiklari meclislerde bulunur, isitmediklerini de Hz. Peygamber (s.a.v.)'den isitirdi. Eger Kur'an'in su iki âyeti olmasaydi tek hadis dahi rivayet etmezdim'' demis ve Bakara Sûresi'nin, (kitap ve Sunnetten) ilmî ve dinî bir meseleyi gizleyenleri levmeden iki ayetini okumustu.(¹) Iste Ebu Hureyre (r.a.) selefin, Kur'an ile sunneti, boylesine birbirinin ayrilmaz bir parcasi seklinde algiladiginin guzel bir misalidir. Imam Safiî Hazretleri'ne ait soyle nukteli bir olay nakledilir. Hazret bir gun Mescid-i Haram'da oturmus, insanlara ders veriyordu. Bir ara onlara, ''Bugun bana her ne sorarsaniz sorun, size Allah'in kitabi Kur'an'dan cevap verecegim'' der. Bunun uzerine cemaat arasindan biri dizleri uzerine dogrularak, ''Hac ve Umre icin ihram giymis bir kimse, esek arisini oldurse ona ne lâzim gelir?'' diye sorar. Hz. Imam da, ''Hicbir sey lâzim gelmez'' cevabini verir. Bu sefer adam istihzaî bir sekilde, ''Bu (cevap) Allah'in kitabinin neresinde yazmaktadir?'' diye sorar. Imam, ''Allah Rasulu size neyi emrettiyse onu alin, neyden de sakindirdi ise ondan sakinin'' ayetini okur. Hemen ardindan da, ''Ihramli bir kimsenin, esek arisini oldurmesinde bir beis yoktur'' hadisini nakleder.(²) Yine Buhari ve Muslim, Abdullah ibn Mesud'dan soyle bir hadis naklederler: ''Sirf zahiri guzellik icin, dovme yaptiran ve yapan, yuzlerindeki tuyleri yolan ve dislerini seyrelterek Allah'in yarattigi fitrati degistirmeye kalkan kadinlara Allah lânet etsin''. Ibn Mesud'un bu hadisi okudugunu duyan Ummu Yakub adinda bir kadin, Kur'an okumakta oldugu rahlesinden kalkarak onun yanina gelir ve ''Bu lânet okuma da nereden cikti? Sen neler soyluyorsun'' diye cikisti. Ibn Mes'ud, ''Allah'in Rasûlu'nun lânet ettigine ben niye lânet etmeyecekmisim. Hem bu, Allah'in kitabinda da vardir'' dedi. Bunun uzerine kadin, ''Vallahi, ben Kur'an'in iki kapagi arasindaki butun ayetleri okudum ama bu soyledigine hic rastlamadim'' deyince Ibn Mes'ud, ''Dedigin gibi onu okusaydin mutlaka bulurdun.'' Allah (c.c.) soyle buyuruyor: ''Allah Rasûlu size neyi emrediyorsa onu alin, neyden de nehyediyorsa, ondan sakinin'' dedi.(³) Suphesiz gerek Ebu Hureyre ve gerekse Ibn Mes'ud ve Imam Safiî bu hareketleriyle hadisle amel etmenin, Kur'an âyetleriyle amel etmek gibi oldugunu ve baglayicilik yonuyle asla birbirinden tefrik edilemeyecegini vurgulamak istemislerdir. Selef-î Salihin'den buna muhalefet eden kimse olmamistir. Muhalif ve munekkid zumre son asirlarda zuhur etmistir. Kur'an ile sunnet nasslarini ayirmak niyetinde olanlar ve ozellikle sunnetin tesrii ifade etmedigini savunanlarin aslinda ne derece iyi niyet tasidiklari, hatta namaz kilip kilmadiklari, oruc, hac, zekât gibi temel ibadetleri yerine getirip getirmedikleri bile henuz mechulumuzdur. Yerine getiriyorlarsa da bu ibadetlerini nasil icra ettiklerini bilmek dogrusu merak konusudur. Hz. Peygamber (s.a.v.)'in cibillî ve insiyaki tabiati geregi sekillenen hal ve hareketleri disinda, butun ef'alinin -derecesi farkli olsa dahi- birer tesrii kaynagi olarak ele alinmasinin, ummet adina nice menfaatler saglayacagi kanaatindeyim. Zira onun beserî vasiflarini her firsatta one cikaran, firsatci bir kisim ekoller mantar gibi bitmektedir. Bunlar hadis ve hadis ilminin teferruati ve incelikleriyle mesgul olmaya tenezzul etmediklerinden, kolayci bir zihniyetle topunu inkâra kalkmaktadirlar. Oyle insanlarla karsilastik ki, Ebu Reyye gibilerinin bir tek tercume eserini okumakla ''Hadislerin cogu uydurmaymis'' diyecek kadar dusunce ve irade sefaleti sergilemislerdir. Bu dusunce, malumat kitligi ve disiplinsizlikleri cesaretlendiren iste boylesi inkârci ekollerdir. Bu yuzden israrla, Hz. Peygamber (s.a.v.)'in her hareket ve fiilinin tesri acidan baglayici oldugu esasi desteklenmeli, insanligin iftihar tablosunun normal hareket ve etvarindaki inceliklere yonelerek, Nubuvvet ve risaletin âlî vasiflari maharetle ortaya konmali ve ummet bu hususta duyarli kilinmalidir. Uzulerek ifade edelim ki, Turkcemizde bu sahada parmakla isaret edilebilecek cok az tercume ve telif eser mevcut. Son olarak, nebiler nebisinin butun zamanlar ve mekânlara hitab ederek ummeti, degisik dusunce, inanc, ahlâk ve zihniyet kaymalarindan koruyacak Lâl-u guher su sozlerini naklederek, mevzuyu daha musait zeminlerde tekrar ele almak dilegiyle bitirelim. ''Size iki sey birakiyorum. Onlara simsiki sarildiginiz muddetce dalâlete dusmezsiniz; Allah'in kitabi Kur'an ve Resûlu'nun sunneti.''(4) Okuyucularimin Ramazan Bayrami'ni simdiden tebrik eder, sihhat ve istikamet dilekleriyle Allah'a emanet ederim.

Dipnotlar:

1) Buhari, ilim, 1 - Bakara 159/160.

2) el-Ehâdîs keyfe vasalet ileynâ, sh/25.

3) Buhari, libas, 85; Muslim, Libas, 33.

4) Muvatta, Kader, 3.


Ahmet Kurucan

Zaman, 16 Subat 1996