36- İÇKİLER BAHSİ. 3

1- Şarabın Haram Kılındığını, Üzüm Suyundan Kuru ve Koruk Hurmadan, Kuru Üzümden ve Daha Başka Sarhoşluk Veren Şeylerden Yapıldığını Beyan Babı. 3

Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:. 4

Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:. 6

2- Şarabdan Sirke Yapmanın Haram Kılınması Babı. 6

3- Şarabla Tedavinin Haram Kılınması Babı. 7

4- Hurma Île Üzümden Yapılan Bütün  İçkilere Şarab İsmi Verileceğini Beyan Babı  7

5- Kuru Hurma İle Kuru Üzümden Karışık Olarak Nebiz Yapmanın Keraheti Babı  8

6-Alüzeffel Dübba Hantem ve Nekir Denilen Kaplarda Nebiz Yapmaktan Nehy Edilmesi Bunun Nesh Edildiğini ve Sarhoşluk Vermedikçe Bugün Helal Olduğunu Beyan Babı. 10

7- Her Sarhoşluk Veren Şeyin Şarab ve Her Şarabın Haram Olduğunu Beyan Babı  15

8- Şarab İçip de Tevbe Etmeyen Kimsenin Âhirette Ondan Men Edilmek Suretiyle Cezalandırılması Babı. 17

9- Şiddetlenmeyen ve Müskir Olmayan Nebizin Mubah Kılınması Babı. 18

Bu Rivayetlerden Çıkarılan Hükümler:. 20

10- Süt İçmenin Cevazı Babı. 20

11- Nebiz İçmek ve Kapları Örtmek Hususunda Bir Bab. 21

12- Kapları Örtmeyi, Tulumları Bağlamayı ve Kapıları Kapamayı Üzerlerine de Besmele Çekmeyi—    Uykuya Yatılacağı Zaman Kandil ve Ateşi Söndürmeyi, Akşamdan Sonra Çocuklarla Hayvanların  Salinmamasını Emir Babı. 22

13- Yiyip İçmenin Âdabı ve Hükümleri Babı. 24

Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler;. 25

Bu Rivayetlerden Çıkarılan Hükümler:. 27

14- Ayakta Su İçmenin Mekruh Oluşu Babı. 27

15- Ayakta Zemzem İçme Hususunda Bir Bab. 28

16- Aynı Kabın Îçine Solumanın Keraheti ve Kabın Dışına Üç Defa Teneffüs Etmenin Müstehab Oluşu Babı. 29

17- Su, Süt ve Benzerlerini (Sunmaya)' Başlayanın Sağından Döndürmenin Müstehab Oluşu Babı  30

Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler;. 30

18- Parmakları ve Kabı Yalamanın, Bulaşan Pisliği Sildikten Sonra Yere Düşen Lokmayı Yemenin Müstehab Oluşu ve Eli Yalamadan Silmenin Keraheti Babı. 31

Bu Rivayetlerden Çıkarılan Hükümler:. 33

19- Müsafirin Peşine Yemek Sahibinin Davet Etmediği Birisi Takılırsa Ne Yapacağı ve Yemek Sahibinin Takılıp Gelen Kimseye İzin Vermesinin Müstehab Oluşu Babı. 33

Bu Hadisten Şu Hükümler Çıkarılmıştır:. 34

20- Rızasına Güvendiği ve Bunu Tamamıyla Tahkik Ettiği Kimsenin Evine Giderken Başkasını Arkasına Takmanın Cevazı ve Bir Yemeğin Etrafına Toplanmanın Müstehab Oluşu Babı  34

Bu Hadisten Şu Hükümler Çıkarılmıştır:. 35

Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:. 36

Hadisi Şeriften Şu Hükümler Çıkarılmıştır:. 39

21- Çorba Yemenin Cevazı, Kabak Yemenin Müstehab Oluşu, Yemek Sahibi Kerih Görmemek Şartıyla Softadakilerin Misafir Bile Olsalar Birbirlerini Tercih Etmelerinin Müstehab Oluşu Babı. 39

Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:. 40

22- Çekirdeği Hurmanın Dışına Koymanın, Misafirin Yemek Sahibine Dua Etmesinin, Takva Sahibi Misafirden Dua İstemenin, Onun da Buna İcabet Etmesinin Müstehab Oluşu Babı  40

23- Acurla Hurma Yeme Babı. 40

24- Yemek Yiyenin Tevazu Göstermesinin Müstehab Oluşu ve Oturuşunun Şekli Babı  41

25- Cemaatla Beraber Yemek Yiyen Kimseyi Sahiplerinin İzni Olmaksızın İki Hurma ve Emsalini Bir Lokmada Beraberce Yemekten Nehiy Babı. 41

26- Çocuklar İçin Yemeklere Kuru Hurma ve Benzerini Katma Hususunda Bir Bab  42

27- Medine Hurmasının Fazileti Babı. 42

28- Mantarın Fazileti ve Gözü Onunla Tedavi Babı. 43

29- Kara Kebasin Fazileti Babı. 43

30- Sirkenin ve Onu Katık Yapmanın Fazileti Babı. 44

Bu Rivayetlerden Çıkarılan Hükümler. 45

31- Sarmısak Yemenin Mubah Kılınışı, Büyüklerle Konuşmak İsteyen Kimsenin Onu ve Keza O Manadaki Sebzeleri Yememesi Gerektiğini Beyan Babı. 45

Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:. 46

32- Misafire İkram ve Onu Tercih Etmenin Fazileti Babı. 46

Hadis-i Şeriften Şu Hükümler Çıkarılkıştır:. 47

Hadisi Şeriften Şu Hükümler Çıkarılmıştır:. 48

Bu Hadisten Şu Hükümler Çıkarılmıştır:. 48

Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:. 50

33- Az Yemekle Yardım Yapmanın Fazileti, İki Kişilik Yemeğin Üç Kişiye Yeteceği ve Buna Benzer Şeyler Babı. 50

34- Mü'minin Bir Bağırsak İçine, Kafirin İse Yedi Bağırsağa Yemesi Babı. 51

35- Yemeğin Burunlanmaması Babı. 52


36- İÇKİLER BAHSİ

 

1- Şarabın Haram Kılındığını, Üzüm Suyundan Kuru ve Koruk Hurmadan, Kuru Üzümden ve Daha Başka Sarhoşluk Veren Şeylerden Yapıldığını Beyan Babı

 

1- (1979) Bize Yahya b. Yahya Et-Temİmî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Haccâc b. Muhammed, İbn-i Cüreyc'den naklen haber verdi. (Demiş ki) : Bana İbn-i Şihâb, Ali b. Hüseyn b. Ali'den, o da babası Hüseyin b.

Ali'den, o da Alî b. Ebî Tâlib'den naklen rivayet etti.  (Şöyle demiş) :

Bedir (Harbi) günü Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'le birlikte ganimetden bana yaşlı bir deve isabet etti. Resûlüllah (SallaUahü Aleyhi ve Sellem) bana bir yaşlı deve daha verdi. Bîr gün ben bunları ensardan bir zâtın kapısı önünde çöktürdüm. Satmak için üzerlerine boya otu yüklemek istiyordum. Yanımda Benî Kaynûkaa' kabilesinden bir kuyumcu vardı. Ondan Fâtime'nin düğün daveti hususunda yardım görüyordum. Hamza b. Abdil Muttalip de bu evde içki içiyordu. Yanında şarkı söyleyen bir cariye vardı. Câriye :

—  Yâ Hamza, semiz yaşlı develere dikkat!., dedi. Hamza hemen kih-cıyle onlara sıçrayarak hörgüçlerinî kesti, böğürtlerim yardı. Sonra kara­ciğerlerinden (birer parça) aldı.

(İbn-i Cüreyc diyor ki) : Ben fbn-i Şihâb'a :

—  Hörgüçten de mi? diye sordum.

—  Her ikisinin hÖrgüçlerini kesti ve götürdü, dedi. ibn-i Şihâb de­miş ki: Ali şunu söyledi :

—  Beni çileden çıkaran bir manzara görmüştüm. Bunun üzerine Ne-biyyullah (SaUaLlahü Aleyhi ve Sellem)'e geldim.     Yanında Zeyd  b. Harise vardı.    Kendisine haberi ilettim.    O da beraberinde Zeyd olduğu halde (dışarı)  çıktı. Onunla ben de gittim.    Derken Hamza'mn yanına girerek ona öfkelendiğini belli etti. Hamza başını kaldırdı ve :

— Siz benim babalarımın kölelerinden başka bir şey misiniz? dedi. ResûlüIIah (Saliallahü Aleyhi ve Sellem)  de gerisin geriye giderek yan­larından çıktı.

 

(...) Bize Abd b. Humeyde rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Abdürrez-zâk haber verdi. (Dedi ki) : Bana İbn-i Cüreyc bu isnadla bu hadîsin mislini haber verdi.

 

2- (...) Bana Ebû Bekr b. İshâk da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Said b. Kesir b. Ufeyr Ebû Osman EI-Misrî hafcer verdi. (Dedi ki) : Bize Abdullah b. Vehb rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Yûnus b. Yezid, İbn-i Şihab'dan rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Ali b. Hüseyn b. Ali haber ver­di. Ona Hüseyn b. Ali haber vermiş ki : Ali şöyle demiş :

—  Benim Bedir günü alınan ganimetten hisseme düşen yaşlı bir de­vem vardı. Resûlüllah (SallaUahü Aleyhi ve SeHem) o gün ganimetin beşte bi­rinden bir yaşlı deve  (daha vermişti. Ben  Resûlüllah (SallaUahü Aleyhi ve Sellem)'in kızı Fâtime ile evlenmek isteyince Benî Kaynukaâ kabilesinden kuyumcu bir adamdan benimle beraber geleceğine söz aldım. Boya otu ge­tirecektik. Onu kuyumculara satarak zifaf davetimde menfaatlanmak is­tiyordum. Ben develerim için ip çuval ve semerlerden müteşekkil eşyayı toplarken, develerim ensardan bir adamın evinin yanı basma çökmüşler­di. Toplayacağımı topladım, bir de baktım develerimin hörgüçleri kesil­miş; böğürleri delinmiş ve ciğerlerinden  bir şeyler alınmış.  Onların  bu manzarasını görünce göz yaşlarımı tutamadım.

—  Bunu kim yaptı? dedim.

—  Onu Hamza b. Abdilmuttalip yaptı. Hamza şu evde ensardan içki-ciler arasında bulunmaktadır. Ona ve arkadaşlarjna bir cariye şarkı oku­du ve şarkısı esnasında :

—  Yâ Hamza, semiz yaşlı develere dikkat!  dedi. Hamza hemen kı­lıçla kalkarak onların hörgünlerini kesti ve böğürlerini delerek, ciğerle­rinden   (birer parça)  aldı, dediler. Ali demiş ki:

—  Bunun   üzerine   hen   gittim   hattâ   Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Selîe/n)'in   yanma   girdim.   Yanında    Zeyd  b.  Harise   vardı.   Resûlüllah

(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yüzümden ne ile karşılaştığımı anladı. Ve Re­sûlüllah (Sallaltahü Aleyhi ve Sellem) :

«Sana ne oldu?» dedi.

—  Yâ Resûlallah! Vallahi bugünkü gibi  (şimdiye kadar) hiç görme­dim. Hamza benim iki  deveme tecavüz ederek hörgüçlerini  kesmiş,  bö­ğürlerini de delmiş. İşte kendisi bir evde bulunuyor. Yanında içkiciler var, dedim. Bunun üzerine ResûKillah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem}  kaftanını is­teyerek onu örtündü. Sonra yürümeye koyuldu. Kendisini Zeyd b. Harise ile  ben  takib ettik.  Nihayet Hamza'nın  bulunduğu  evin  kapışma   geldi. Ve izin istedi. Kendisine izin verdiler. Bir de ne görsün hep îçkiciler. Der­ken Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  yaptığından  dolayı azarlamaya başladı. Birden Hamza'nın gözleri kızarmıştı. Hamza. Resûlüllah (Sallallohil

Aleyhi ve Sellemj'e baktı. Sonra gözünü onun dizlerine kaldırdı. Sonra gö­zünü daha kaldırarak göbeğine baktı. Sonra daha kaldırarak yüzüne bak­tı. Arkacığından Hamza şunu söyledi :

—  Siz benim babamın kölelerinden başka bir şey misiniz?

Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) onun sarhoş olduğunu anladı ar­tık, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) döndü, gerisin geriye giderek dı­şarı çıktı. Biz de onunla beraber çıktık.

 

(...) Bu hadîsi bana Muhammed b. Abdillah b. Kuhzâz da rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Abdullah b. Osman, Abdullah b. Mübârek'den, o da Yûnus'dan, o da Zührî'den naklen bu isnadîa bu hadîsin mislini rivayet etti.

Bu hadîsi Buhârî «Kitâbu'I-Humııs»'da tahrîc etmiştir. Hadîsin zahirine bakılırsa Kz. A1i'ye verilen yaslı develer Bedir 'den alı­nan ganimetlerin beşte birindendir. Fakat İbn-i Battâl'ın beya­nına göre siyer ulemâsı Bedir Harbinde ganimetin beşte birinin Pey­gamberimize tahsisi henüz meşru olmadığına ittifak etmişlerdir. Bu tak­dirde Hz. Ali 'nin sözü te'vile muhtaç olur. Ve : «Bana Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Abdullah b. Cahş'in seriyyesinden bir yaşlı deve verdi» mânâsına alınır. Çünkü Abdullah b. Cahg seriyyesi Bedr 'den önce hicretin ikinci senesinde Mekke ile Tâif ara­sındaki Nah1e'ye gönderilmiş, orada bir Kureyş kervanı ile harbede-rek küffarı tepelemiş, kervanı ganimet almışlardı. Hz. Abdullah arkadaşlarına: «Aldığımız ganimetin beşte biri Resûliillah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'nin olacak» demişti. Halbuki o zaman henüz ganimetle­rin beşte biri meselesi hakkında âyet inmemişti. Abdullah (Radiyallchu c\nh) ganimetin beşte birini Resülü\lah(Sa!lallahü Aleyhi ve Sellem)'a ayırmış, geri kalanını arkadaşlarına taksim etmişti. Beşte bir meselesinin Benî Kureyza gazasında meşru' olduğu söylenir. Daha sonra meşru oldu­ğunu söyleyenler de vardır.

Develerinin hâlini görünce Hz. Ali'nin ağlaması Nevevi'ye göre. Hz. Fâtıma'ya karşı kusur edip çehizini tamamîayamıyacağın-dan korktuğu içindir. Bizce develerin hâline acıdığı için ağlamış olması daha vârid-i hatırdır.

Hz. Hamza iyice sarhoş olmuş. Câriye oynatıyordu. Çünkü o zaman henüz içki ve şarkı gibi şeyler haram edilmemişti. Müslümanlar içki içiyor, şarkı dinliyorlardı. İçki ancak Uhud gazasında haram kı­lınmıştır. Hz. Hamza'nin : «Siz benim babamın kölelerinden başka bir şey misiniz?» sözünün mânâsı teşbihtir. Yâni siz benim babamın kö­leleri gibisiniz demek istemiştr. Maksadı da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem )'n babası Abdullah ile Hz. Ali 'nin babası Ebû Tâ1ib'dir. Bunlar Abdulmuttalib'e itaat ve hürmet hususunda onun köleleriymiş gibi davranırmış. Ben Abdulmuttalib'e on­lardan daha yakınım» demek istemiştir.

Hz. Hamza'nin yaraladığı develerin kıymetini ödemesi icabeder. Bu babda bir rivayet yoksa da Hz. Hamza'nin onları ödemiş olması, yahut onun namına Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in vermiş olma­sı yahut Hz.   AIi'nin bedel istemekten vaz geçmiş olması muhtemeldir.

 

Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:

 

1- Zifaf için davet vermek meşru'dur.

2- Amel ve kazanç hususnda yahudiden faydalanmak -caizdir.

3- Maişetini kazanmak için ot ve odun gibi şeyleri toplayıp satmak caizdir. Bunda mürüvete dokunacak bir şey yoktur.

4- Kuyumculara yakacak malzeme   satmak ve onlarla   muamelede bulunmak caizdir,

5- Hz. Hamza'nın buradaki yaptıkları günah sayılmaz. Çünkü şarab içmek ve sarhoş olmak henüz haram kılınmamıştı. Geri kalan fiil­leri mükellef olmadığı âna rastlar. Nitekim ihtiyaçtan dolayı ilâç içip de aklı giden yahut şerbet zannıyle şarab içip de sarhoş olan kimsenin hâli de böyledir. Bu hallerde mükellef sayümadığı için günahkâr olmaz.

6- Kaftan giymek caizdir.

7- Bir yere giderken güzel elbiselerini giymesi, günlük elbisesiyle gitmemesi mürüvvet ve âdâpdandır.

8- Bir yere girerken izin istemek gerekir.

 

3- (1980) Bana Ebû'r-Rabî Süleyman b. Dâvud Eî-Alekî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hammad yâni îbni Zeyd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Sabit, Enes b. Mâlik'den naklen haber verdi. Enes şöyle demiş :

Şarabın haram kılındığı gün ben Ebû Taîha'oın evinde cemaatin sâ-t kİsi idim. İçkileri yalnız koruk ve kuru hurma şarabı idi. Bir de baktım bir dellâl sesleniyor. Ebû Talha bana : Çık da bak, dedi. Ben de çıktım. Ne göreyim! Bir dellâl bağırıyor:

—  Dikkat!.. Şarap haram kılınmıştır. Artık  (şarap)  Medine'nin so­kaklarında aktı. Ebû Talha bana : «Çık da onu dök!» dedi. Ben de dök­tüm. Bunun üzerine:

—  Şarap kârınlarında olduğu halde filân öldürüldü. Filân öldürüldü, dediler. Yahut bunu bâzısı dedi. (Râvi bu cümle Enes'in hadîsinden midir bilmiyorum, demiştir.)  Onun üzerine Allah (Azze ve Celle):

«iman  edip,  yararlı  İşler yapanlara;  korundukları,  iman  ettikleri  ve yararlı işler yaptıkları taktirde İçtikleri şey hususunda bir günah yoktur.» âvetini indirdi [1]

 

4- (...) Bize Yahya b. Eyyûb da rivayet etti, (Dedi ki) : Bize İhni Uleyye rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdulaziz b, Suhayb haber verdi. (Dedi ki) : Enes b. Mâük'e Fadîh'i sordular da şu cevâbı verdi :

—  Sizin Fadıh ismini verdiğiniz şu Fadıh'ımzdan başka bizim bir şa­rabımız yoktu. Ben ayakta olduğum haîde Ebû Talha ile Ebû Eyyüb'a ve evimizde  Resûlüllah (SallaUahü Aleyhi ve Sellem) 'in   ashabından   bir takım adamlara onu sunuyordum. Aniden bir adam gelerek:

—  Haber size ulaştı mı? dedî.

—  Hayır! dedik.

—  Gerçekten   şarab   haram   kılınmış,   dedi.     Bunun   üzerine    (Ebû Talha) :                   

—  Yâ Enes! Bu küpleri akıt, dedi. Bu adamın haberinden sonra artık ne ona döndüler, ne de Sordular.

 

5- (..:) Bize yine Yahya b. Eyyub rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Uleyye rivayet etti! (Dedi ki) : Bize Süleyman Et-Teymî de haber verdi. (Dedi ki) : Bize Enes b. Mâlik rivayet etti. (Dedi ki) :

— Ben cemaata, amcalarıma hizmet ediyordum. Kendilerinin fadıhm-dan onlara sunuyordum. Yaşça en küçükleriydim.    Derken bir adam ge­lerek :

—  Hiç şüphesiz şarap haram kılınmıştır, dedi.     Bunun üzerine ce­mâat :

—  Onu dök yâ Enes! dediler. Ben de onu döktüm. (Süleyman demiş ki) : Enes'e:

—  O nedir? dedim.

—  Koruk ve yaş hurmadır! dedi. Bunun üzerine Ebû Bekr b. Enes :

—  Bu o gün onların şarabıydı, dedi. Süleyman demiş ki:

—  Bana bir adam dahi Ene? h. Mâlik'ten rivayet etti ki, Enes bunu söylemiş.

 

6- (...) Bize Muhammed b. Abdi'1-a'iâ rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Mu'temir babasından rivayet etti. (Demiş ki) : Enes şunu söyledi : Ben cemâatin hizmetinde idim, onlara sunuyordum...

Râvİ İbni Uleyye hadîsi gibi rivayet etmiştir. Yalnız o şöyle demiş­tir: «Ebû Bekr b. Enes: Bu o gün onların şarabıydı, dedi. Enes de mev­cuttu. Ama Enes bunu inkâr etmedi.»

İbni Abdi'1a'lâ dedi kî : «Bize Mu'temir babasından rivayet etti. (Demiş ki) : Bana benimle birlikte bulunanlardan bîri anlattı ki, kendisi Enes'i: Bu o gün onların şarabıydı, derken işitmiş.

 

7- (...) Bize Yahya b. Eyyûb da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Uleyye rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Saîd b. EM Arûbe dahî Katâde'den, o da Enes b. Mâlik'den naklen haber verdi. (Şöyle demiş) :

— Ben Ebû Talha ile Ebû Dücâne'ye ve Muâz b. Cebel'e enffardan Birkaç kişi içinde bade sunuyordum. Bizim yanımıza giren, girip de : Yeni bir haber çıktı» deyince şarabın tahrimi indi. Biz de o gün şarablan de­virdik. Bunlar, koruk ile kuru hurmanın  karışımı idiler.

Katâde demiş ki: Enes b. Mâlik şunu söyledi. Gerçekten şarab haram kılındı. O gün ashabın umumiyetle şarapları koruk ve kuru hurma ka­rışımı idi.

 

(...) Bize Ebû' Gassân El-Misniaî ile Muhammed b. Mügennâ ve İbni Beşşar da rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Muâz b. Hişâm haber verdi. (Dedi ki) : Bana babam, Katâde'den, o da Enes b. Mâlik'den naklen ri­vayet etti. Enes (şöyle demiş) : Ben Ebû Talha ile Ebû Dücâne'ye ve Sü­heyl b. Beydâ'a içinde koruk ve kuru burma karışımı bulunan bir kabdan hâde sunuyordum...

Râvi Saîd hadîsi gibi rivayette bulunmuştur.

 

8- (1981) Bana Ebû't-Tâhir Ahmed b. Amr b. Şerh rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdullah b. Vehb haber verdi. (Dedi ki) : Bana Amr b. Hârİs haber verdi. Ona da Katâde b. Diâme rivayet etmiş ki, kendisi Enes b. Mâlik'i şöyle derken işitmiş :

— Gerçekten Resûlüllah {Saliallahü Aleyh: ve Sellem) kuru hurma ile renkti koruğu karıştırıp içmekten nehy buyurdu. Şarap haram kılındığı giin   umumiyetle  Arapların  şarabı  buydu.

 

9- (1980) Bana yine EbÛ't-Tahir rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Vehb haber verdi. (Dedi ki) : Bana Mâlik b. Enes, İshâk b. Abdillah b. Ebî Talhâ'dan, o da Enes b. Mâlik'den naklen haber verdi ki (şöyle de­miş) :

—  Ben Ebû Ubeyde b. Cerrah ile Ebû Talha'ya ve Üfceyy b. Ka'b'a fadıh ile kuru hurmadan şerbet sunuyordum. Derken onlara gelen gelerek:

—  Gerçekten  şarab haram kılındı,  dedi. Bunun  üzerine Ebû Talha :

—  Yâ Enes! Kalk şu küpü kınver, dedi. Ben de taştan oyma küpü­müze vararak onu dibi ile yere vurdum. Nihayet kırıldı.

 

10- (1982) Bize Muhammet! b. Müseanâ rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Bekr (yâni Hanefi) rivayet etti. (Dedi ki) : Abdu'l-Hamid b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bana babam rivayet etti ki; kendisi Enes b. Mâ-lik'i şunu söylerken işitmiş :

— Allah içerisinde şarabı haram kıldığı âyeti indirdi. Medine'de ku­ru hurmadan başka içilen bir içki yoktu.

Bu hadîsi Buharı «Mezâlim», «Tefsir» ve «Eşribe» bahislerinde, Ebû Dâvud «Eşribe»'de muhtelif râvilerden tahrîc etmişlerdir. Vak'a Ebû Talha 'nın evinde geçmiştir. Ebû Talha Hz. Enes'in üvey babasıdır. İsmi Zeyd b. Sehl E1-Ensâri'dir. Akabe, Bedir, Uhud vesâir bütün gazalarda Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellemj ile beraber bulunmuştur. Onun vefatından sonra kırk yıl daha yaşayarak Şam 'da vefat etmiştir. Denizde vefat et­tiğini söyleyen de vardır.

Fâdıh: Esas itibariyle kızarmaya veya sararmaya başlayan koruk hurma demektir. Fakat sonradan korukla olgun hurmanın karışımına, korukla kuru hurmanın, karışımına, sadece koruk hurmaya ve sadece kuru hurmaya fâdıh denilmiştir. Anlaşılıyor ki, şarab haram kılınınca evinde şarabı bulunan müslümanlar peyderpey onu sokaklara dökmüşler hattâ şarab sokaklarda sel gibi akmıştır.

El-Mühelleb: «Şarabın yollara dökülmesi, haram kılınıp terk edildiği şâyî olsun diyedir.» diyor.

Hamr : Şarab demektir. Bu kelime muhamere'den alınmıştır ki : Ka­rıştırmak mânâsına gelir. Şarab da aklı karıştırdığı için ona hamr denil­miştir. Bir de tahmir'den alınmıştır.

Tahmir : örtmek demektir. Şarab aklı örttüğü için ona hamr denil­miştir. Bu kelime Arabcada hem müzekker, hem müennes olarak kulla­nılır. Şarab üzümden yapılır. Ve İmam.ıÂzam'a göre üzümün kaynatılmamış şırası kükreyip şiddetlendiği zaman şarab olur. Şarabın Arabcada iki yüz kadar ismi vardır. Fâdıh bunlardan biridir. Ancak üzümden değil, hurmadan yapılır. İbn-i Seyyide fadîh'ın ya­rılmış, koruk hurmadan yapılan içki olduğunu söyler. Demek oluyor ki, fadîh hurmanın gerek tazesinden, gerek kurusundan, gerekse bunları ka­rıştırmak suretiyle mecmuundan ezilerek ve yarılarak kaynatılmamış su­ya atmak suretiyle yapılan şarabdır.

Şâfii1er'den Nevevî diyor ki : «Müs1im'in naklet­tiği bu hadîsler de sarhoşluk veren bütün içkilerin haram kılındığına ve bunların hepsine hamr yâni şarab denileceğine sarahat vardır. Bu hu­susta fadîh, hurma şıraları; üzüm şırası; arpa, mısır ve darı suyundan, bal şerbetinden yapılan içkiler müsavidir. Bunların hepsi haram, hepsi hamr-dır. Bizim mezhebimiz budur. Mâlik ve Ahmed'le Selef ve Ha­lefin cumhurlarının kavli de budur. Basralılardan bir cemaat haram olan yalnız üzüm şırasıyle pişmemiş kuru üzüm şerbetidir. Bunlar pişirilirse helâl olduğu gibi, bunlardan başka şeylerden yapılan içkiler pişirilsin pi­şirilmesin sarhoşluk vermedikçe helâldir, demişlerdir. Ebû Hanîfe : Haram olan yalnız hurma ve üzüm meyvelerinin sırasıdır. Üzüm şı­rasından yapılan içkinin azı-çoğu haramdır. Meğer ki, pişirilip de üçte ikisi gitmiş ola. Kuru hurma ile kuru üzüm şıralarının kaynatılmışları he­lâldir, Velevki azıcık kaynatılmış olsun demiş, burada bir smır tayin et­memiştir. Hurma ile üzümden yapılan şarabın kaynatılmayanı haramdır. Fakat içene had vurulmaz, demiştir.

Bütün bunlar içilip de sarhoşluk vermediğine göredir: Sarhoş ederse bütün müslümanlarm icmai ile haramdır...»

Ebû Dâvud-u Tayâlisî 'nin Hz. Berâ'b. Âzib'den tahrîc ettiği bir hadîste şöyle deniliyor : «Şarabın haram kılındığını bildiren âyet inice ashab : Ya haram kılınmadan evvel içenlerin hali ne olacak? dediler. Bunun üzerine : İman edip yararlı işler yapanlara, korun­dukları, iman ettikleri ve yararlı işler yaptıkları takdirde içtikleri şey hu­susunda bir günah yoktur âyeti indi.» Bu hadîsi Tirmizî de riva­yet etmiş ve onun hakkında : «Hasen sahihtir» demiştir. Âyetteki korun­maktan murad şarabı yeniden içmekten korunmaktır.

 

Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:

 

1- Şarab içmek haramdır. İbni Sâd ile başkalarının beyanı­na göre şarab hicretin üçüncü yılında Uhud gazasından sonra haram kılınmıştır.

2- Haber-i Vahid makbuldür.

3- Şarabı elinde bulundurmak haramdır. Nevevî bu hususta cumhurun ittifak ettiğini söyler.

4- «Filân  ve  filân  karınlarında  şarap   olduğu halde  öldürüldüler» sözü korku ve şefkattan yahut mânâyı düşünmeyerek söylenmiştir. Çün­kü o zaman henüz şarab haram kılınmamıştı. Mubah olan bir şeyi yapa­na mesuliyyet yoktur. Çünkü şeriata nisbetle mubahın yapılıp yapılma­ması müsavidir.

5- Faziletçe birbirlerine denk veya yakın olan bir cemaatın İçinden yaşça en küçük olanlarının büyüklere hizmet etmesi müstehabdır.

6- Hz. Enes'in küpü kırması, oradakilerin bunu vâcib zannet-melerindehdir. Halbuki küpün kırılması vâcib değildir. Vâcib olan yalnız şarabın dökülmesidir. Hükmü bilmeyerek küpü kırdıkları için Peygamber (Salia'Aahü Aleyhi ve Sellem) kendilerini  mazur görmüş, ses çıkaramamıştır. Buradaki hüküm kabın  yıkanması  ile temizlenmesidir. Aynı hüküm bü­tün kaplar hakkında bakidir.

7- Zahirîler 'den İbn-i Hazm: «Şarab Medine so­kaklarından aktı» cümlesinden, şarabın temiz olduğu hükmünü çıkarmış­tır. Ibni Hazm:  «Çünkü ashab-ı kiramın ekserisi yalın ayak ge­zerlerdi. Ayaklarına bulaşan şarabın pis olmaması lâzım gelir,» diyor. Bu sakat istidlale Aynî    şu cevabı vermiştir: «Ben de derim ki, bu büyük bir  cüretkârlıktır.   Çünkü    Kur'ân    şarabın  pis  olduğunu  haber  ver­miştir.»

 

2- Şarabdan Sirke Yapmanın Haram Kılınması Babı

 

11- (1983) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ab-durrahman b. Mehdî haber verdi. H.

Bize Züheyr b. Harb da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdurrahman, Süfyan'dan, o da Süddî'den, o da Yahya fc. Abbâd'dan, o da Enes'den nak­len rivayet etti ki, Peygamber (Saİlailahii Aleyhi re Sellenıf'e şarabdau sirke yapılır mı?  diye  sorulmuş  da :

«Hayır!» diye cevap vermiş.

Bu hadis şarabdan sirke yapmayı caiz görmeyen İmam Şafii, İmam Ahmed ve ekser ulemânın delilidir. Onlara göre şarabın içine ekmek, soğan, maya veya başka bir şey atmak suretiyle sirke yapı­lan şarab temiz olmaz. Necaseti bakidir. İçine atılan şey de pis olur. Ar­tık bu sirke ebediyen temiz olmaz. Fakat şarab güneşten gölgeye yahut gölgeden güneşe nakletmek suretiyle sirke olursa temiz sayılıp sayılma­yacağı hususunda Şâfiî1er'den iki kavil rivayet olmuştur. Esah kavle göre temiz olur. İmam Âzam ile Evzâi ve Leys sirke yapmakla şarabın temiz olacağına kaildirler., İmam Mâlik'-den üç rivayet vardır. Bunların esah olanına göre şarabdan sirke yap­mak haramdır. Sirkeyi yapan Allah'a âsî olur. Fakat yapılan sirke temiz­dir. İkinci kavle göre haramdır. Sirke yapmakla temiz olmaz. Üçüncüye göre helâldir, temiz olur.

Ulemâ kendi kendine sirke olan şarabın temiz sayılacağına icma et­mişlerdir. Mâ1ikiler'den Suhnûn'un; «Temizlenmez» dediği rivayet olmuştur. Nevevî : -Eğer bu doğru ise kendinden evvel mun'akıd olan icma'la merduddur.» diyor.

 

3- Şarabla Tedavinin Haram Kılınması Babı

 

12- (1984) Bize Muhammet! b. Müsennâ ile Muhammed b. Beşşâr rivayet ettiler. Lâfız İbn-i Müsennâ'nındır. (Dediler ki) : Bize Muham­med b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) ; Bize Şu'be, Simak b. Harb'den, o da Alkame b. Vâil'den, o da babası Vâil El-Hadramînden naklen rivayet etti ki, Târik b. Süveyd El-Cu'fî, Peygamber (SaHaUahü Aleyhi ve Sellemj'e şa­rabın hükmünü sormuş; o da kendisini men etmiş. Yahut onu yapmasını kerih  görmüş.  Bunun  üzerine  Târik :

— Ben onu ancak ilâç için yapıyorum, demiş. Efendimiz (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem):

«— O ilâç değildir. Lâkin derddir,:   buyurmuşlar.

Bu hadîs-i şerif şarabın deva olmadığım sarahaten ifâde ediyor. Binâ­enaleyh şarabla tedavi haramdır.

Nevevî diyor ki : «Ulemâmıza göre sahih olan budur. Şarabla tedavi haram olduğu gibi, susuzluktan dolayı içilmesi de haramdır. Ama bir kimsenin lokma boğazında kahr da şarabdan başka onu geçirecek bir şey bulamazsa şarabîa geçirmesi lâzım gelir. Çünkü bu takdirde şarabla şifa yüzde yüzdür. Tedavi meselesinde böyle değildir."

Hanefîler'den îmam-î Âzam 'a göre şarabla tedavi caiz değildir. Zira Cenâb-ı Hak haram olan bir şeyde şifâ halketmez. İmâ-meyne göre ise caizdir. Çünkü bu bir zarurettir. Zaruretlerse haram olan şeyleri mubah kılar.

Hadîs-i şerîf dolayısıyîe şarabdan sirke yapmanın caiz olmadığına da delildir.

 

4- Hurma Île Üzümden Yapılan Bütün  İçkilere Şarab İsmi Verileceğini Beyan Babı

 

13- (1985) Bana Züheyr b. Hafb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İsmail b. İbrahim rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Haccâc b. Ebî Osman haber verdi. (Dedi ki) : Bana Yahya b. Ebî Kesir rivayet etti. Ona da Ebû Kesir, Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etmiş. Ebû Hüreyre şöyle demiş. ResûlüIIah (Sallgllahü Aleyhi ve Seîlem) :

«Şarab şu iki ağaçtandır ; Hurma ve üzüm!» buyurdular.

 

14- (...) Bize Muhammed b. Abdullah b. Nümeyr de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Evzâî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Kesir rivayet etti. (Dedi ki) : Ebû Hüreyre'yi şunu söylerken işittim: Ben Resûiüliah (Saliallahü Aleyhi ve Sellem)'i:

«Şarab şu  iki ağaçtandır-  Hurma ve üzüm!» buyururken işittim.

 

15- (..,) Bize Züheyr* b. Harb ile Ebû Küreyb de rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Veki', Evzâî ile İkrime b. Ammar ve Ukbe b. Tev'em'den, onlar da Ebû Kesir'den, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti. Ebû Hüreyre şöyle demiş: Resûiüliah (Saliallahü Aleyhi ve Sellem):

«Şarab şu  iki  ağaçtandır :  Bağ  ve  hurma!»   buyurdular. Ebû Küreyb'in rivayetinde  (Bu iki kelime müennes değil de) şeklinde  (müzekker) 'dir.

Bu hadîsin şerhinde Nevevî şunları söylemiştir: «Bu gösterir ki, kuru hurmadan, renkleşmeye başlamış koruktan, kuru üzümden ve başka­larından yapılan içkilere şarab denilir. Bu içkiler sarhoşluk veriyorsa ha­ramdırlar. Yukarda da geçtiği gibi cumhurun mezhebi budur. Hadîste mısırdan, baldan, arpadan ve daha başka şeylerden yapılan içkinin şarab olduğunu nefiy yoktur. Bu lâfızlarla bu içkilerin hepsinin şarab ve haram olduğunu bildiren sahih hadîsler sabit olmuştur.

Bu hadîste üzüme bağ denilmiştir. Sahih rivayette ise bundan 'nehiy buyurulmuştur. Binâenaleyh bu mânâda kullanılışı içki yasak edilmezden Önce olması ihtimali vardır. Bir ihtimal de onu cevazı bildirmek için kul­lanılmış olmasıdır. Şu halde ondan nehiy buyurması haram kılmak için değil, keraheti tenzihiye içindir. İhtimal bununla muhâtab olmaları ta'rif içindir. Çünkü onların dilinde ekseriyetle kullanılan malûm söz budur.»

Buna karşı HanefîIer'den Aynî şöyle demiştir : «Ebû Hanife'nin mezhebi şudur : Üzüm şırası kükreyip şiddetlenir de köpüğünü atarsa şarab olur. Üzümden başkalarından yapılan içki hakikî şarap de­ğildir.» Filhakika Hanefîler'e göre rakı, bira, likör gibi içkilerin haram kılındığı nassı kitapla değil, kıyâs yoluyla anlaşıldığından hükümlerinde de az çok değişiklikler vardır. Meselâ : Şarâbın bir damlası had vurmayı icab ederken rakı ve emsalinin damlası değil, ancak sarhoş edecek miktarı had vurmayı gerektirir. Bunların hepsine birden hamr yâni şarab hükmü ver­meye imkân yoktur. Çünkü isimlerde kıyas cereyan etmez. Muhalifleri ise bu içkilere kıyas yoluyla şarab ismini vermişlerdir.

 

5- Kuru Hurma İle Kuru Üzümden Karışık Olarak Nebiz Yapmanın Keraheti Babı

 

16- (1986) Bize Şeyban b. Ferrûh rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Cerir b. Hâzini rivayet etti.  (Dedi ki) : Ata' b. Ebî Keban'dan dinledim.  (Dedi ki) : Bize Câbir b. Abdillah El-Ensârî rivayet etti ki, Peygamber (Sallaltahii Akyni ve Silleni) kuru üzümle kuru hurmanın ve korukla kuru huımanm karıştırılmasını yasak etmiştir.

 

17- (...) Bize Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Leys Ata' b. Ebî Rebah'tan, o da Câbir b. Abdillah El-Ensârî'deıı, o da Resûlüllalı (SiiHallalıii Aleyhi ve Sellem) den naklen rivayet etti ki kuru hurma ile kuru üzümden beraberce nebiz yapılmasını ve olgun hurma ile koruk hurma­nın beraberce nebiz yapılmasını yasak etmiştir.

 

18- (...) Bana Muhammcd b. Hatim de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yahya b. Saîd İbn-ü Cüreyc'den rivayet etli, H.

Bize îshâk b. İbrahim ile Muhammcd b. Râfi' dâhi rivayet ettiler. Lâ­fız İbıı-i Râfiî'ndir. (Dediler ki) : Bize Abdürrezzâk rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbn-i Cüreyc haber verdi. (Dedi ki) : Ala' bana şunu söyledi; Ben Câbir b. AbdiHâh'i şöyle derken işittim. Resûiüllah (SaüaUahü Aleyhi ve Sellem):

«Nebîz yapmak için oigun hurma İle koruk hurmayı ve bunu üzümie kuru  hurmayı  bîr yere toplarnayın buyurdular.

 

19- (...) Bize Kuteybe b. Saîd de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize rivayet etti. H.

Bize Muhammed b. Rumh dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Leys, Hakim b. Hizâm'in azatlısı Ebû'z-Zübeyr El-Mekkî'den, o da Câbir b. Ab-dillâh El-Ensârî'den, o da 'ResûlüUahfSallaUahü Aleyhi ve Seîlem) 'den naklen haber verdi ki: Kuru üzümle kuru hurmanın beraberce nebiz yapılma­sını ve koruk hurma ile olgun hurmanın beraberce nebiz yapılmasını ya­sak etmiştir.

 

20- (1987) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yezid b. Zürey', Teymî'den, o da Ebû Nadra'dan, o da Ebû Saîd'den, naklen ha­ber verdi ki: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seilem) kuru hurma ile kuru üzümün bîr araya karıştırılmasını ve kuru hurma ile koruk hurmanın bir araya karıştırılmasını yasak etmiştir.

 

21- (...) Bize Yahya b. Eyyûb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbn-i Uleyye rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Saîd b. Yezîd Ebû Mesleme, Ebû Nadra'dan, o da Ebû Saîd'den naklen rivayet etti. Ebû Saîd :

— ResûlüIIah (Sallallahü Aleyhi ve Seilem) bize kuru üzümle kuru hur­mayı ve koruk hurma ile kuru hurmayı karıştırmamızı yasak etti, de­miştir.

 

(...) Bize Nasr b. Alî El-Cehdamı de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Bişr (yâni İbn-i Mufaddal) Ebû Mesleme'den bu isnadla bu hadîsin mis-lini rivayet etti.

 

22- (...) Bize Kuteybe b. Saîd de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Veki', İsmail b. Müslim EI-Abdî'den, o da Ebû'I-Mütevekkil En-Nâci'den, o da Ebû Saîd-i Hudrî'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seîiem):

«Sîzden her kim nebîz içecekse, onu tek başına kuru üzüm olarak ya­hut tek başına kuru hurma veya tek başına koruk olarak içsin!» buyur­dular.

 

23- (...) Bu hadîsi hana Ebû Bekr b. Ishak dahi rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ravh b. Ubade rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İsmail b. Müslim EI-Abdî, bu isnadla rivayet etti. (Dedi ki) : Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) korukla kuru hurmayı yahut kuru üzümle kuru hurmayı veya kuru üzümle koruk hurmayı karıştırmayı bize yasak etti. Bu ha­dîste :

«Sizden onu kim içerse...» buyurmuş, Râvi hadîsi Vekî'in hadisi gibi rivayet etmiştir.

 

24- (1988) Bize Yahya b. Eyyûb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbn-i Uleyye rivayet jetti. (Dedi ki) : Bize Hişam-ı Destevâî, Yahya b. Ebî Kesir'den, o da Abdullah b. Ebî Katade'den, o da bahasından naklen haber verdi. (Şöyle demiş) : ResûlüIIab (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Koruk ile olgun hurmadan beraberce nebİz yapmayın! Kuru üzümle kuru hurmadan da beraberce nebiz yapmayın! Bunların her birinden yal­nız başına  nebiz yapın!»   buyurdular.

 

(...)  Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe de rivayet etti.   (Dedi ki) : Bize Muhammed b. Bişr El-Abdi, Haccâc b. Ebî Osman'dan, o da Yahya b. Ebî Kesîr'den bu isnadla bu hadîsin mislini rivayet etti.

 

25- (...) Bize Muhammed b. Müsennâ rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Osman b, Ömer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ali (Bu zat İbn-i Mübarek'-tır.) Yahya'dan, o da Ebû Seleme'den, o da Ebû Katâde'den naklen haber verdi ki: Resûlüllah (Sallallakü Aleyhi ve Sellem) :

«Koruk hurma ile olgun hurmadan, beraberce neblz yapmayın! Olgun hurma ile kuru üzümden de beraberce nebİz yapmayın! Lâkin bunların her birinden yalnız başına nebîz yapsn!» buyurmuşlar.

Yahya Abdullah b. Ebî Katâde'ye rasladığım, o da babasından, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen bunun gibi rivayette bu­lunduğunu söylemiş.

 

(...) Bu hadîsi bana Ebû Bekr h. İshâk da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ravh b. Ubade rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hüseyin El-Mualîîm ri­vayet etti. (Dedi ki) : Bize Yahya b. Ebî Kesir bu iki isnadla rivayette bulundu. Şu kadar var ki, o olgun hurma ile koruk hurmadan ve kuru hurma ile kuru üzümden» dedi.

 

26- (...) Bana yine Ebû Bekr b. îshâk rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Aifân b. Müslim rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ehan El-Attâr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yahya b. Ebî Kesir rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Abdul­lah h. Ehî Katâde. babasından naklen rivayet etti ki, Nebiyyullah(Sallallahü Aleyhi ve Selle m) kuru hurma ile koruk hurma karışımı içkiden, kuru üzümle kuru hurma karışımından ve koruk hurma ile olgun hurma karı­şımı içkiden men etmiş ve :

«Her birinden yalnız başına  nebiz yeptni»  buyurmuşlardır.

 

(...) Bana Ebû Seleme b. Ahdirrahman dahi Ebû Katâde'den, o da Peygamber (SallaîlahÜ Aleyhi ve Selle m) 'den naklen hu hadîsin mislini riva­yet etti.

 

26- M- (1989) Bize Züheyr b. Harb ile Ebû Küreyb rivayet etti-ler. Lâfız Züheyr'in d ir. (Dediler ki) : Bize Veki', İlerime b. Ammar'dan, o da Ebû Kesîr El-Hanefî'den, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti.

(Şöyle demiş) :

Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kuru üzümle kuru hurmayı ve koruk hurma ile kuru hurmayı yasak etti de :

«Bunların her birinden yalnız basma nebiz yapthr.» buyurdular.

 

(...) Bu hadîsi bana yine Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Haşim b. Kasım rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İkrime b. Ammâr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yezid b. Abdirrahman b. Üzeyne —ki hu zât Ebû Kesir El-Guberî'dir— rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Ebû Hüreyre rivayet etti. (Dedi ki) : ResûIüUah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdular...» Râvi yukarki hadîsin mislini rivayet etmiştir.

 

27- (1990) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Alî b. Mushir, Şeyb'ânî'den, o da Habîb'den, o da Saîd b. Cübeyr'den, o da İbn-i Abbâs'dan naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) :

Peygamber (Saîîallahü Aleyhi ve Seîlem) kuru hurma ile kuru üzümün bir araya karıştırılmasını ve koruk hurma ile kuru hurmanın bir araya karıştırılmasını yasak etti. Ve Curaş ahâlisine mektup yazarak onları kuru hurma ile kuru Üzümü karıştırmaktan men etti.

 

(...) Bana bu hadîsi Velıb b. Bakiyye de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Haüd (yâni Tahhan) Şeybânî'den bu isnadla kuru hurma ile kuru üzüm hakkında haber verdi. Ama koruk hurma ile kuru hurmayı anmadı.

 

28- (1991) Bana Muhammed b. Kâfi' rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdurrezzâk rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbn-i Cüreyc haber verdi. (De­di ki) : Bana Musa b. Ukbe, Nâfi'den, o da İbn-i Ömer?den naklen haber verdi ki, şöyle diyormuş:

Gerçekten koruk hurma ile olgun hurmanın beraberce ve kuru hur­ma ile kuru Üzümün beraberce nebiz yapılması yasak edildi.

 

29- (...) Bana Ebû Bekr b. İshak dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ravh rivayet etti.  (Dedi ki) : Bize İbn-i Cüreyc rivayet etti. (Dedi ki) ;

Bana Musa b. Ukbe, Nâfi'den, o da İbn-i Ömer'den, naklen haber verdi ki, şöyle demiş :

Gerçekten koruk hurma ile olgun hu/mamn beraberce ve kuru hur­ma ile kuru üzümün 1 era'-erce nebiz yapılması yasak edildi.

Bu hadîsin Câbir rivayetini Buhârî ile Nesâî «Eş-riie» bahsinde; Ebû Katâde rivayetini Buhârî, Ebû Dâvudve İbn-i Mâce «Eşribe»'de; Nesâî «Velîme» bahsin­de muhtelif râvilerden tahric etmişlerdir.

Nebiz : Hurma ve kuru üzümden yapılan bir nevi hoşafdır. Buna li­sânımızda bazı yerlerde tükenmez diyorlar ki, muhtelif meyveleri küpe veya fıçıya doldurarak üzerine su koymak suretiyle yapılır. Birkaç gün bekledikten sonra tükenmez kemâle gelir, Meyvalarm tadı ve ekşisi suya çıkarak içilmesi hoş bir şerbet olur. îşte bu rivayetlerde bahsedilen ne-bîz budur. Görülüyor ki, Resûlüllah (Sallailahü Aleyhi ve Seilem) iki nev'i bir araya karıştırarak nebiz yapmayı yasak etmiştir. Kuru hurma ile kuru üzüm, kuru hurma ile yaş hurma, kuru hurma ile koruk hurma, yaş hur­ma ile koruk hurma karıştırılmıyacak, bunlardan yalnız bir tanesinden, meselâ; yalnız kuru hurmadan yahut yalnız kuru üzümden nebiz yapı­labilecektir. Bunun sebebini ulemâ şöyle izah etmişlerdir : İki cins bir ye­re karıştırılınca tadı değişmeden hemen sarhoş etme hassası meydana çı­kar, içeii kimse onu müskir değil (sarhoş etmez), zannederek bilmeden içki içmiş olur. Buradaki yasaklama hakkında Nevevî şunları söy­lemiştir : «Bizim mezhebimizle cumhurun mezhebine göre buradaki nehiy keraheti tenzîhiyye içindir. Sarhoşluk vermedikçe nebîzi içmek haram değildir. Cumhur ulemâ buna kaildir. Mâli kiler 'den bazısı haram olduğunu söylemiştir. Ebû Hanife ile bir rivayette Ebû Yû­suf: «Bunda bir kerahet ve bir beis yoktur. Çünkü tek başına bir ne-vî'den yapıldığında içilmesi helâl olan nebiz başka nev'ile karıştırıldığı zaman da helâldir.» demişlerdir. Cumhur, Ebû Hanîfe'nin bu sö­zünü reddetmiş: Bu şeriat sahibine muhalefettir, demişlerdir. Filhakika bunu yasaklayan sahih ve sarih hadîsler rivayet olunmuştur. Haram de­ğilse mekruh olur.»

Hânefî1er'den Aynî de şöyle demektedir : «Bu babda bir­kaç kavil vardır. Birinci kavle göre iki nev'i karıştırılarak yapılan nebiz haramdır. Bu kavil Ebû Musa El-Ensârî, Enes, Câ­bir, Ebû Saîd (Radiyallahu anh) hazeratı ile tabiinden Atâ ' ve Tavus 'dan rivayet olmuştur. İmam Mâlik ile İmam Şâfiî, İmam Ahmed,    îshak    ve    Ebû    Sevr'in mezhebleri de budur. İkinci kavle göre iki nevî'den yapılan karışımın sadece ne-biz yapılması haramdır. Nebiz olduktan sonra hiç bir şey diğerinden fark edilmez. Bu anlaşılmaz kavil bazı Mâ1iki1er'den rivayet olunmuş­tur. Üçüncü kavle göre bu rivâyetlerdeki nehiy tenzih mânâsına hamledü-miştir. -Sarhoş etmedikçe haram sayılmaz. Nevevî’nin Şafiî1er'in ve cumhurun mezhebi olarak gösterdiği kavil budur. Dördüncü kavle göre kuru üzüm nebizi ile kuru hurma nebizini karıştırarak içmekte beis.yoktur. Nehiy ancak beraberce nebiz yapılmaları hususundadır. Çünkü bunlardan biri diğerini takviye eder. Bu kavil Leys'den rivayet ol­muştur. Beşinci kavle göre bu hususta hiç bir kerahet ve hiç bir beis yoktur. Ebû Hanîfe ile bir rivayette Ebû Yûsuf 'un ka­villeri budur. Nevevî cumhurun bu kavli reddettiğini ve bunun şeriat sahibine muhalefet demek olduğunu söylediklerini kaydetmiş ve : Bundan nehiy hususunda sahih ve sarih hadîsler sabit olmuştur. Haram olmazsa mekruh olur, demiştir.

Ben derim ki, bu yaptıkları bundan daha çok büyük bir imama karşı pek kötü bir cüretkârlıktır. Ebû Hanîfe bunu kendi reyiyle söy­lememiştir. Onun bu hususta mesnedi bir takım hadislerdir...» Bundan sonra Aynî her türlü nebizin helâl olduğunu bildiren üç hadîs riva­yet etmiştir. Bunların birinde Safıyye binti Atıyye şöyle demektedir : «Abdü'1-Kays kabilesinden bazı kadınlarla birlikte Âişe (Radiyullakü anha) 'nın yanma girmiş, kendisine kuru hurma İîe kuru üzüm­den sual açtık da şunları söyledi: Ben bir avuç kuru hurma, bir avuç da kuru üzüm alır, bunları bir kaba koyar, yumuşatırdım. Sonra bu nebizi Peygamber (Saüallahü Aleyhi ve Sellem)'e sunardım.» Ayni bu hadîsle­rin istidlale elverişli olduklarını göstermek için râvilerden de bahsetmiştir.

Bazı rivayetlerde zikri geçen Zehv: Kızarmaya ve sararmaya baş­lamış hurma mânâsına gelir.

Curaş : Yemen'de bir beldenin ismidir.

 

6-Alüzeffel Dübba Hantem ve Nekir Denilen Kaplarda Nebiz Yapmaktan Nehy Edilmesi Bunun Nesh Edildiğini ve Sarhoşluk Vermedikçe Bugün Helal Olduğunu Beyan Babı

 

30- (1992) Bize Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Leys İbn-i Şibab'dan, o da Enes b. Mâiik'den naklen rivayet etti. Enes haber vermiş ki. Rusûlüîlah (Salk-llahü Aleyhi ve Seliem) müzeffei ve dübba' (de­nilen kapîar)'da nebiz yapılmasmı yasak etmiş.

 

31- (...) Bana Amr'un-Nakıd da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Sü£-yân b. Uyeyne, Zührî'den, o da Enes b. Mâiik'den nakîen rivayet etti ki, Resûlüllah (Sullaiia/üi Aleyhi ve SeHem, cîübbs' ve müzellelde nebiz yapıl­masını yasak etmiş.

 

(1993) Dedi ki : Ona Ebû Seleme de haber vermiş ki, Ebû Küreyre'yi şunu söylerken işitmiş: Resûlüllah  (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

«Dübbâ' ile müzeffefte nebîz yapmayın!» buyurdular. Sonra Ebû Hü-reyre:  «Hantemlerden de sakının!» demiş.

 

32- (...) Bana Muhammed b. Hatim rivayet etti.  (Dedi ki) : Bize Behz rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Vüheyb Süheyl'den, o da babasından, o da Ebû Hüreyre'den, o da Peygamber (Satlaliahü Aleyhi ve Sellem) 'den nak­len rivayet etti ki, müzeffet, hantem ve nekîr (denilen kaplan kullan­mak)'dan nehiy buyurmuş.

Bâvi diyor ki: Ebû Hüreyre'ye : Hantem nedir? diye soruldu.     

— Yeşil küplerdir, cevabını verdi.                         

 

33- (...) Bize Nasr b. Alî El-Cehdamî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Nuh b. Kays haber verdi. (Dedi ki) : Bize İbn-i Avn, Muhammed'den, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti ki: Peygamber (Sallalkthü Aleyhi ve SeUem)   Abdul-Kays heyetine :

«Sİzi dübbâ', hanîem, nekîr ve mukayyer'den men ediyorum. Hantem ağzı kesilmiş küptür. Lâkin tulumundan iç ve ağzını bağla!» buyurmuş­lar.

 

34- (1994) Bize Said b. Arar El-Eş'asî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abser haber verdi. H.

Bana Züheyr b. Harb da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Cerir rivayet etti. H.

Bana Bişr b. Hâlid dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muhammed (yâni, Ibn-i Ca'fer) Şu'be'den naklen haber verdi. Bu râvilerin hepsi A'meş'den, o da İbrahim Et-Teymî'den, o da Haris b. Süveyd'den, o da Ali'den naklen rivayet etmişlerdir. Ali şöyle demiş : Resûlüliah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) dübbâ' ile müzeffetde nebiz yapılmasını yasak etti. Bu Cerir'in hadîsidir.

Abser ile Şu'be'nin hadîslerinde ise: «Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)   dübbâ' ile müzeffetden nehiy buyurdu.» ifadesi vardır.

 

35- (1995) Bize Züheyr b. Harb ile İshâk b. İbrahim ikisi birden Cerir'den rivayet ettiler. Züheyr (Dedi ki) : Bize Cerir Mansûr'dan, o da İbrahim'den naklen rivayet etti. İbrahim şöyle demiş. Esved'e : Sen Ünı-mü'l-Mü'minine hangi kab içinde nebiz yapmanın mekruh olacağını sor­dun mu? Dedim.

—  Evet! dedim ki: Ey Müzminlerin Annesi! Bana Resûlüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'in hangi kabm içinde neîiiz yapmaktan nehiy buyurdu­ğunu haber ver!

—  Biz ehî-i beyti dübba' ile müzeffetde nebiz yapmaktan men etti, dedi.

İbrahim demiş ki : Esved'e, Hantem'Ie Cerri anmadı mı? diye sordum.

—  Ben sana ancak işittiğimi söylüyorum. İşitmediğim şeyi de sana söyüyeyim mi? dedi.

 

36- (...) Bize Saîd b. Amr El-Eşasîde rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abser, Ameş'den, o da İbrahim'den, o da Esved'den, o da Âİşe'den naklen haber verdi ki: Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) dübbâ' ile müzef-fetden nehiy buyurmuş.

 

(...)  Bana Muhammed b. Hatim dahî rivayet  etti.   (Dedi ki) : Bize Yahya (Bu zât Kattandır) rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyân ile Şu'be rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Mansûr ile Süleyman ve Hammâd, İb­rahim'den, o da Esved'den, o da Âişe'dcıı, o da Peygamber (Saüal-ahii Aleyhi ve Setlem)'dea naklen bu hadîsin mislini rivayet etti.

 

37- (...) Bize Şey ban b. Ferrûh rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Kaasıra (yâni İbn-i Fadl) rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Sümame b. Hazn EI-îvu-şeyrî rivayet etti. (Dedi ki) : Aişe'ye rastladım da, ona mebizi sordum. O da S.ana rivayet etti kî, Abdu'1-Kays hey'eti Peygamber (Sallallahü Aleyh; ve Setle/)i)'e gelerek kendisine nebizin hükmünü sormuşlar da on­lara dübbâ', nekîr, müzeffet ve haııtem de ne!: iz yapmaktan nehiy bu­yurmuş.

 

38- (...) Bize Ya'kub b. İbrahim de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbn-i Uleyye rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İshâk b. Süveyd, Muâze'den, o da Aişe'den, naklen rivayet etti. (Şöyle demi?) : ResûlüMah (Sailalîahü Aleyhi ve Selieıni dübbâ', hantem, nekîr ve müzefi'et'den nehiy buyurdu.

 

(...) Bize bu hadîsi İshâk b. İbrahim  dalıi rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdül Vehhab Es-Sekafî haber verdi.  (Dedi ki) : Bize İshâk b. Sü­veyd bu isnadla rivayette bulundu. Yalnız  o, müzeffet'in yerine mukay-yer'i koydu.

 

39- (17) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abbâd b, Abbâd, Ebû Cemre'den, o da İbn-i Abbâs'dan naklen haber verdi. H.

Bize Hanef b. Hişânı da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hammâd b. Zeyd, Ebû Cemre'den rivayet etti. (Demiş ki) : İbn-i Abbâs'ı şunu söy­lerken işittim. Abdul Kays hey'eti Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seliem) in yanma geldi de Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seliem)  onlara) :

«Sizi dübbâ', hantem, nekîr ve mukayyer'den nehy ediyorum!» bu­yurdular.

Hammad'ın  hadîsinde  mukayyer'in  yerine  müzeffet'i  koymuştur.

 

40- (...) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Alî b. Müshir, Şeybânî'den, o da Habîb'den, o da Saîd b. Cübeyr'den, o da   İbn-i   Abbâs'dan   naklen   rivayet   etti.    (Şöyle   demiş) :   Resûlüllah

(Sallallahü Aleyhi ve Seliem) dübbâ' ile hantem, müzeffet ve nekîr'den nehiy buyurdular.

 

41- (...) Bize yine Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muhammed b. Fudayl, Habib b. Ebî Amra'dan, o da Saîd b. Cübeyr'den, o da İbn-i Abbâs'dan naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seliem) dübbâ' ile hantem, müzeffet ve nekîr'den, bir de koruk hurma ile olgunlaşmaya başlamış hurmayı karıştırmaktan nehiy buyurdular.

 

42- (...) Bize Muhammed b. Müsennâ rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdurrahman b. Mehdî Şu'be'den, o da Yahya El-Behrânî'den naklen ri­vayet etti.  (Demiş ki) : Ben İbn-i Abbâs'dan işittim. H.

Bize Muhammed b. Beşşâr da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muham-med b. Cafer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be Yahya h. Ehî Ömer [2] den, o da İbn-i Abbas'dan naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : Resûlüllah (Sallaüahü Aleyhi ve Sellem) dübbâ', nekîr ve müzeffet'den nelıîy buyurdu.

 

43- (1996) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yezid b. Zürey', Teymî'den nakien haber verdi. H.

Bize Yahya b. Eyyûb da rivayet etîi. (Dedi ki) : Bize İbn-İ Uleyye rivayet etti. (Dedi ki) :. Bize Süleyman Et-Teymî Ebû Nadra'dan, o da Ebû Saîd'den naklen haber verdi ki, Eesûlüllah {Saİiaüahü Aleyhi ve Seliem) küplerde nebîz yapılmasını yasak etmiş.

 

44- (...) Bize Yahya b. Eyyûb rivâyeL etli. vDedi ki) : Bİze İbn-i Uleyye rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Saîd h. Ebî Arûbe Katâde'den, o da Ebû Nadra'dan, o da Ebû Saîd-i Hudrî'den naklen haber verdi ki : Re­sûlüllah (SallallcJm Aleyhi ve Selle/n) dübbâ', hanlem, nekîr ve miizeffeften nehiy buyurmuş.

 

(...) Bize bu hadîsi Muhammed b. Müsennâ da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muâz b. Hişam rivayet etti. (Dedi ki) ; Bana babam, Katâde'­den hu isnadla rivayet etti ki, NebiyyuIİah (SalUıllahü Aleyhi ve Selle m) nebiz yapılmasından nehiy buyurmuş.

Râvi yukarki hadîsin mislini söylemiştir.

 

45- (...) Bize Nasr b. Ali El-Cehdami dahi rivayet etti. (Dedi ki) : Bana babam rivayet etti. (Dedi ki) : Bana El-Müsennâ (yâni İbn-i Saîd) Ehû'I-MütevekkîI'den, o da Ebû Saîd'dcn, naklen rivayet etti.

Ebû Saîd şöyle demiş: Resûlüliah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Han-tem'e, dühbâ' ve nekîrden içmeyi yasak etti.

 

46- (1997) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeyfce ile Süreye b. Yûnus rivayet ettiler. Lâfız Ebû Bekr'indir. (Dediler ki) : Bize Mervân b. Muâviye, Man-sûr b. Hayyan'daıı, o da Saîd b. Cübeyr'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : İhn-ü Ömer'le İbn-i Ahbâs'a şehadet ederim ki, bunlar Resûlüliah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in dübbâ'. haııtem, müzeffet ve nekîr'den nehiy buyurduğuna şahit olmuşlardır.

 

47- (...) Bize Şeyban b. Ferrûh rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Cerir (yâni İbn-i Hâzim) rivayet etti. Dedi ki) : Bize Ya'la b. Hâkim, Saîd b. Cübeyr'den rivayet etti. Saîd şöyle demiş : İbni Ömer'e küp nebizini sor­dum da :

—  Resûlüliah (Sailal'ahü Aleyhi ve Sellem) küp nebizini haram kıldı, de­di. Bunun  üzerine İbn-i  Abbâs'a  geldim. Ve İbn-i Ömer'in ne  dediğini işitmiyor musun? dedim.

—  Ne diyor? dedi.

—  Resûlüliah (Sallallahü Aleyhi \e Sellem) 'in küp nebizini haram kıldı­ğını söyledi, dedim. O da :

—  İbn-i Ömer doğru söylemiş. Resûlüliah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) küp nebizini haram kıldı, dedi. Ben :

—  Bu küp nebizi nedir? dîye sordum.

— Çamurdan yapılan her şeydir, cevabını verdi.

 

48- (...) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Mâlik'e, Nâ-fi'den dinlediğim. Onun da İhn-i Ömer'den rivayet ettiği şu hadîsi oku­dum :

Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Selîem) gazalarının birinde cemaata hutbe okumuş... İbn-i Ömer (Demiş ki) : Ben ona doğru geldim. Fakat ben yanına varmadan oradan ayrıldı.  (Oradakilere) :

—  Ne söyledi? diye sordum.

—  Dübbâ' ile müzeffet'de nebiz yapılmasını yasak etti, dediler.

 

49- (...) Bize Kuteybe ile İbn-i Rumh, Leys b. Sa'd'dan rivayet et­tiler. H.

Bize Ebû'r-Rabî ile Ebû Kâmil de rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Hammad rivayet etti. H.

Bana Züheyr b. Harb dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İsmail ri­vayet etti. Bunların hepsi Eyyûb'dan rivayet etmişlerdir. H.

Bize İbn-i Nümeyr de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti.  (Dedi ki) : Bize Ubeydullah rivayet etti. H.

Bİze İbn-i Müsennâ ile İbn-i Ebî Ömer dahî Sekafî'den, o da Yahya b. Saîd'den naklen rivayet ettiler. H.

Bİze Muhammed b. Kâfi' dahi rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbn-i Ebî Füdeyk rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Dahhâk (yâni İbn-i Osman) haber verdi. H.

Bana Harun El-Eyli de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İfcn-i Vehb ha­ber verdi. (Dedi ki) : Bana Üsâme haber verdi. Bu râvilerin hepsi Nâfi'-den, o da İbn-i Ömer'den naklen Mâlik'in hadîsi gibi rivayette bulunmuş­lardır. Ama «gazalarının birinde» ifâdesini Mâlik i!e Üsâme'den başkaları anmamıştır.

 

50- (...) Bize Yahya b. Yahya da rivayet etti.  (Dedi ki) : Bize Hammâd b. Zeyd, Sabit'den naklen haber verdi. (Şöyle  demiş) : İbn-i Ömer'e

Resûlüllah (Sallaüahü Aleyhi ve Sellem)   küp ner izini   yasak etti mi?   diye sordum.

—  Öyle söylerler, dedi.

—  Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) onu yasak etti mi? dedim.

—  Öyle söylerler, dedi.

 

(...) Bize Yahya b. Eyyûb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbn-i Uleyye rivayet etti.  (Dedi ki) : Bize Süleyman Et-Teymı Tâvüs'dan rivayet etti.

(Demiş ki) : Bir adam İbn-i Ömere Nebiyyullah (Sallallahii Aleyhi ve Sellem) küp nebizini yasak etti mi? diye sordu. İbn-i Ömer:

—- Evet! cevâbını verdi.

Bundan sonra Tavus : Vallahi ben bunu ondan işittim, demiş.

 

51- (...) Bana Muhammed b. Kâfi de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdûrrezzak rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbn-i Cüreyc haber verdi. (De­di ki) : Bana İbn-i Tavus, babasından, o da İbn-i Ömerden naklen haber verdi ki: İbn-i Ömer'e bir adam gelerek:

Peygamber (Sallalkthü Aleyhi ve Sellem) küp ile dübbâ'da nebiz yapıl­masını yasak etti mi? diye sormuş. İbn-i Ömer: — Evet! cevâbm vermiş.

 

52- (...) Bana Muhammed b. Hatim de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Behz rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Vüheyb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdullah b. Tavus, babasından, o da İbn-i Ömer'den naklen rivayet etti ki, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) küp ve dÜbbâ'dan nehiy buyur­muş.

 

53- (...) Bize Amr'un-Nâkid rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyân b. Uyeyne, İbrahim b. Meysera'dan naklen rivayet etti ki: Kendisi Tâ-vus'u şöyle derken işitmiş:

îbn-i Ömer'in yanında oturuyordum. Derken ona bir adam gelerek:

—  Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) küp, dübbâ' ve müzeffet ne-bizini yasak etti mi? diye sordu. İbn-i Ömer :

—  Evet! cevâbını verdi.

 

54- (...) Bize Muhammed b. Müsennâ ile İbn-i Beşşâr rivayet etti­ler. (Dediler ki) : Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be, Muharîb b. Disar'dan rivayet etti, (Demiş ki) : Ben İbn-i Ömer'i şunu söylerken işittim:

Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hantem, dübbâ' ve müzeffet'den nehiy buyurdu- Ben onu birkaç defa dinledim.

 

(...) Bize Saıd b. Amr El-Eş'asî de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ab-ser, Şeybânî'den, o da Muharip b. Disar'dan, o da İbn-i Ömer'den, o da Peygamber (Sallaiiahü Aleyhi ve Selleml'den naklen tu hadîsin mislim haber verdi.

İbn-i Disar: «Zannederim İbn-i Ömer nekîr'den de dedi.» demiş.

 

55- (...) Bize Muhammed b. Müsennâ ile İbn-i Beşşar rivayet et­tiler. (Dediler ki) ; Bize Muhammed b. Cafer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be, Ukbe b. Hureys'den rivayet etti. (Demiş ki) : Ben İbni Ömer'i şunu söylerken işittim: Resûlüllah (Sallaiiahü Aleyhi ve Selle: n) küp, dübbâ1 ve müzeffet'den nehiy buyurdu da:

«Tulumlarda nebiz yapın!» buyurdular.

 

56- (,,..) Bize yuıe JVluuammed o. iVlusenna rivayet exu, (Ueaı ki) : Bize Muhammed b. Cafer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be; Cebele'den rivayet etti. (Demiş ki) : Ben İbn-i Ömer'i şunu rivayet ederken dinle­dim. (Dedi ki): Kesûlüllah (Sallaiiahü Aleyhi ve Sellem) hanteme'den nehiy buyurdu. Ben:

—  Bu hanteme nedir? dedim.

—  Küptür, cevâbını verdi.

 

57- (...) Bize Ubeydullah b. Muâz rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be, Amr b. Mürre'den rivayet etti. (Demiş ki) : Bana Zâzân rivayet etti. (Dedi ki) : İbn-i Ömer'e : Bana Peygamber (Saliallahü Aleyhi ve Sellemyin meşrubattan senin dilinle neyi yasak ettiğini söyle! Ve bunu bana bizim dilimizle açıkla! Çünkü sizin bizim dilimizden başka bir diliniz var, dedim. Bunun üzerine şunu söy­ledi:

— Resûlüllah (Saliallahü Aleyhi ve Selle m) hantemden nehiy buyurdu. Bu küptür. Dübbâ'dan da nehiy buyurdu. Bu kabaktır. Müzeffet'den de nehiy buyurdu. Bu ziftli kabdır. Nekîr'den de nehiy buyurdu. Bu da iyi­ce kabuğu soyulan ve güzelce içi oyulan hurma ağacıdır. Ve tulumlarda nebiz yapmayı emir buyurdu, dedi.

 

(...) Bize bu hadîsi Muhammed b. Müsennâ ile îbn-i Beşşâr da ri­vayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Ebû Dâvud rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be bu isnâdla rivayet etti.

 

58- (...) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe dahî rivayet etti. (Dedi ki) :

Bize Yezid b. Harun rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdulhahk b. Seleme haber verdi. (Dedi ki) : Saîd b. Müseyyeb'i şunu söylerken işittim. Ben Abdullah b. Ömer'i şu minberin yanında —Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sel!em)’în minberine işaret etmiş— şöyle derken işittim;

Abdü'l-Kays'ın hey'eti Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellern)'e gelerek ona meşrubatı sordular. O da kendilerini dübbâ', nekîr ve hantem'den nehiy buyurdular.  (Râvi Abdûl Hâlık diyor ki) :

Bunun üzerine ben Saîd'e : Yâ Ebâ Muhammedi Müzeffet'den nehiy buyurmadı mı? dedim. Zannetti ki onu unuttu. Saîd:

O gün bunu ben Abdullah b. Ömer'den işitmedim, dedi. Gerçekten (Abdullah da müzeffetde nebiz yapmaktan) hoşlanmıyordu.

 

59- (1998) Bize Ahmed b. Yûnus rivayet etti. (Dedi ki) : Bize 2ü-heyr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Elbu'z-Zübeyr rivayet etti. H.

Bize Yahya b. Yahya da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Hayseme Ebû'z-Zübeyr'den, o da Câbır ile İbn~i Ömer'den naklen haber verdi ki: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) nekîr, müzefiet ve dübbâ'dan nehiy buyurmuş.

 

60- (...) Bana Muhammed b. Râfi' de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdurrezaâk rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbn-i Cüreyc haber verdi. (De­di ki) : Bana Ebû'z-Zübeyr haber verdi ki, İbn-i Ömer'i şunu söylerken işitmiş: Ben Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i küp, dubbâ' ve zeffet'den nehiy buyururken işittim.

 

(...) Ebû'z-Zübeyr (Demiş ki) : Ben Câbir b. Abdullah'ı da «Resûlül­lah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) küp, müzeffet ve nekîr'i yasak etti» derken işittim.

 

(1999)- Resûlüllah (Sallaüahü Aleyhi ve Seilem) kendisine içinde nebiz yapılacak bîr şey bulamazsa, kendisine taştan bir çanak içinde nebiz ya­pılırdı.

 

61- (...) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Avâne, Ebû'z-Zübeyr'den, o da Câbir b. Abdillah'dan naklen haber verdi ki: Peygamber (Sallaüahü Aleyhi ve Selîem) 'e taştan bir çanak içinde nebiz yapılır mış.

 

62- (...) Bize Ahmed b. Yûnus da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Zü-heyr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû'z-Zübeyr rivayet etti. H.

Bize Yahya b. Yahya da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Hayseme, Ebû'z-Zübeyr'den, o da Câbir'den naklen haber verdi. Câbir şöyle demiş : bulamazlarsa kendisine taştan bir çanak içinde nebiz yapılırdı. Cenıâat-Resûlüllah (Sallaüahü Aleyhi ve Sellem) için tulumda nebiz yapılırdı. Tulum tan biri Ebû'z-Zübeyr'e —Ben de işittiğim halde— :

—  Taştan mı? dedi. Ebû'z-Zübeyr:

—  Taştan! cevâbını verdi.

 

63- (977) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile Muhammed b. Müsennâ rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Muhammed b. Fudayl rivayet etti. (Ebû Bekr, Ebû Sinan'dan dedi: İbn-i Müsennâ ise : Dırara b. Mürre'den, dedi.) O da Muharib'den, o dü İbn-i Büreyde'den, o da bahasından naklen riva­yet etmiştir. H.

Bize Muhammed b. Abdillah b. Nümeyr de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muhammed b. Fudayl rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Dırar b. Mürre Ebû Sinan, Muharip b. Disar'dan, o da Abdullah b. Büreyde'den, o da babasından naklen rivayet etti. Babası şöyle demiş: Resûlüllah (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem)ı

«Ben sizi tulumdan başka kablardan neb'ız içmekten nehy ettim. Artık bütün tulumlardan için ama sarhoşluk veren şey içmeyin!» buyurdular.

 

64- (...) Bize Haccâc b. Zâlim de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Dah-hâk b. Mahled, Süfyân'dan, o da Alkame b. Mersed'den, o da İbn-i Bü­reyde'den, o da babasından naklen rivayet etti ki, Resûlüllah (Saliallahü Aleyhi ve Sellem):

«Ben sizi kaplardan nehy ettim. Gerçekten kaplar —yahut kab— bir şeyi ne helâl kılar, ne harami Her sarhoşluk veren şey haramdır.» buyur­muşlar.

 

65- (...) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Veki', Muarrif b. Vâsıl'dan, o da Muharib b. Disar'dan, o da İbn-i Büreyde'den, o da babasından naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : Resûlüllah (Saliallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Ben sizi deri kaplardan meşrubat içmekten nehy etmiştim. Artık her kabdan için! Elverir ki, sarhoşluk veren bir şey içmeyin!:) buyurdular.

 

66- (2000) Bize Ebû Bekr b. Em Şeyhe ile İbn-i EM Ömer de riva­yet ettiler. Lâfız İbn-i Ebî Ömer'indir. (Dediler ki) : Bize Süfyân, Süley­man Ahvel'den, o da Mücahid'den, o da Ebû ivazdan, o da Abdullah b. Amr'dan [3] naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kaplardan nebizi yasak edince ashab : (Deriden tulumu) herkes bulamaz ki!., dediler. Bunun üzerine müzeffetten gayri küpler hakkında kendilerine ruhsat verdi.

Bu babın Enes, Alî, Âişe ve Abdullah b. Amr (Radiyaliahu anh) rivayetlerini Buhârî «Kitâbu'l-Eşribe»'de İbni Abbâs rivayetini «zekât» bahsinde tahrîc ettiği gibi, Abdullah b. Amr rivayetini Ebû Dâvûd ile Nesâî, Hz. A1i rivayetini Nesâî «Kitabu'l-Eşribe»'de muhtelif râvilerden tahrîc et­mişlerdir.

Bu babın şerhi ve zikredilen muhtelif kaplarda nebiz yapmanın hük­mü iman bahsinde görülmüştü. Tekrar edelim ki, burada zikri geçen kap­lardan nebiz içmek İslâmiyetm ilk zamanlarında yasak edilmişti. Çünkü herhangi bir meyve şırasının bu kaplardan birinde şarab olmayacağından kimse emin değildi. Çok defa bir insan bunlardaki şıranın içki olmadığını zannederek bilmeden sarhoş olabilirdi. İçki de yeni haram kılınmıştı. Bun­dan dolayı yalnız tulumlara konulan nebizîn içilmesine müsaade edilmişti. Çünkü bunlardaki nebiz kolay kolay içki olmaz, içki olduğu zaman da tulum patlar bu suretle içindekinin hâli belli olurdu. Aradan uzun zaman geçip içkinin haram kılındığı her tarafa yayıldıktan ve bu bütün müslü-manların kalblerine yerleştikten sonra bu hüküm kaldırılarak deriden ol­sun, toprak veya ağaçtan yapılsın bütün kaplara nebiz konulmasına mü­saade buyurulmuştur.

İbn-i Ömer hazretlerine küplere nebiz konmanın yasak edil­diği sorulduğu vakit «Öyle diyorlar...» diye cevap vermesi, zahire göre bu nehyi inkârdır. Fakat diğer rivayette aynı suale : «Evet, yasak edildi...» diye cevap vermiştir. Bu iki rivayetin arası şöyle bulunur : İbn-i Ömer (Radiyallahu anh) evvelâ Peygamber (Sallallahü Aleyhive Sellem) 'in bu işi yasak ettiğini unutmuş; onun için inkâr etmiştir. Sonra hatırlayınca «Evet» demiştir. Hz. Câbir rivayetinde «Peygamber (Sallaliahü Aleyhi ve Setu1 m)'e taştan bir çanak içinde nebiz yapılırdı» denilmesi, yasak hük­münün kaldırıldığına, bundan böyle testi ve kabağa, ziftli ve katranlı kab-lara hatta onlardan daha kesif olan taştan yapılma çanaklara bile meyve şıroliir.rjn envai konulabileceğine açık delildir.

Müs1im'in Haccâc b. Şâir 'den rivayet ettiği altmış dört nUMârah hadîs hakkında Kaadî Iyâz şunları söylemiştir : «Bu rivâyetle râvilerin biri tarafından değişiklik yapılmıştır. Doğrusu şöyledir: Ben size deri kaplardan maada bütün kaplara meşrubat koymanızı yasak etmiştim. Demek oİuyor ki, ibareden istisna edatı olan «illâ» atılmıştır. Fakat bu edat mutlaka lâzımdır.»

Kaadî Iyâz bundan önceki rivayette de değişiklik yapıldığını söylemiştir. Ona göre ibarenin sahih şekli «Arlık bütün tulumlardan için!» değil; «Artık bütün kablardan içini» dir. Çünkü deri kablardan içmek zâ­ten mubah1;. O anda mubah kılınan tulumlar değil; taş. toprak vesâire-den yapılan diğer kaplardı.

Hâsılı Resûlüilah (Süliaiuıhü Aleyh: ve Sellem/hn eski hükmü nesh eden buradaki beyanatından anlaşılıyor ki, kablar sarhoş eder endişesi ile ya­sak edumiştir. Onlara çeşitli meyve nebizlerinin bir neviden yahut karı­şık nevilerden konmasının hükümde tesiri yoktur. Binâenaleyh karışık cinslerden yapılan nebizin içilmesine cevaz veren İmam Âzam'a ve başkalarına bu kabda yapılan itiraz haksızdır. Mezheb taassubundan ileri gelmektedir.

Babımızın son hadîsinde «MÜzeffetten gayri küpler hakkında kendi­lerine ruhsat verdi...» cümlesi kendilerine evvelâ müzeffet denilen ziftli küpten başka küpler hakkında ruhsat verdiğine, sonradan bu ruhsatı bü-uu\ kaplara teşmil ettiğine hamledilmiştir.

 

7- Her Sarhoşluk Veren Şeyin Şarab ve Her Şarabın Haram Olduğunu Beyan Babı

 

67- (2001) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Mâlik'e, İbn-i Şihab'dan dinlediğim, onun da Ebû Seleme b. Abdirrahman'dan, onun da Âişe'den naklen rivayet ettiği şu hadîsi okudu: Âişe demiş ki: Resûlüllah (Sallalıahü Aleyhi ve Sellem)'e bal şerbetinin hükmü soruldu da:

«Sarhoşluk veren her İçki haramdır.» buyurdular.

 

68- (...) Bana Harmele b. Yahya Et-Tücîbî de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbn-i Vehb haber verdi. (Dedi ki) : Bana Yûnus, İbn-i Şihâb'-dan, o da Ebû Seleme b. Abdirrahman'dan naklen haber verdi ki: Ebû Seleme Âişe'yi şunu söylerken işitmiş: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e bal şerbetinin hükmü soruldu da, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi've Sellem):

«Sarhoşluk veren her içki haramdır.» buyurdular.

 

69- (...) Bize Yahya b. Yahya ile Saîd b. Mansûr, Ebû Bekr b. Ebî Şeybe, Amr'un-Nâkıd ve Züheyr b. Harb hep birden İbn-i Uyeyne'den rivayet ettiler. H.

Bize Hasan El-Hulvânî ile Abd b. Humeyd de Yakub b. İbrahim b. Sa'd'dan rivayet ettiler. (Demiş ki) : Bize babam Sâlih'den rivayet etti. H.

Bize İshâk b. İbrahim ile Abd b. Humeyd dahi rivayet ettiler. (De­diler ki) : Bize Abdürezzâk haber verdi. (Dedi ki) : Bize Ma'mer haber verdi. Bu râvilerin hepsi Zührî'den bu isnadla rivayette bulunmuşlardır. Süfyân'la Salih'in hadîslerinde «bal şerbeti soruldu» cümlesi yoktur. Bu cümle Ma'mer'in hadîsinde vardır. Salih'in hadîsinde Âişe'nin Resûlüllah (Sallüllahü Aleyhi ve Seliem)'in :

«Her sarhoşluk veren içki haramdır.»  buyururken işitmesi vardır.

 

70- (1733) Bize Kuteybe b. Saîd ile İshâk b. İbrahim rivayet ettiler. Lâfız Kuteybe'nindir. (Dediler ki) : Bize Veki', Şube'den, o da Saîd b. Ebî Bürde'den, o da babasından, o da Ebû Musa'dan naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : Muâz b. Cebel'le beni Peygamber (Sailailahü Aleyhi ve Seliem) Yemen'e gönderdi. Ben :

— Yâ Resulallah! Bizim memlekette bir içki vardır, ona bira derler. Arpadan yapılır. Bir içki de vardır ki, ona bit' derler. Baldan olur, dedim. Bunun üzerine :

«Sarhoş eden her şey haramdır.» buyurdular.

 

(...) Bize Muhammed b. Abbad rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyân b. Amr'dan rivayet etti. O da Saîd b. EH Bürde'den, o da babasından, o da dedesinden dinlemiş ki, Peygamber (Sailailahü Aleyhi ve Seliem) dedesi ile Muaz'i Yemen'e göndermiş ve kendilerine:

«Tebşîr edin ve kolaylaştırın; öğretin, nefret ettirmeyin!» buyurmuş­lar. Zannederim «Uyuşun» da buyurmuş. Râvi diyor ki': O gittiği zaman Ebû Musa dönerek:

— Yâ Resulallah! Onların I: a idari yapma bir içkisi var ki, tutunun-caya kadar pişirilir. Bir de bira vardır ki, arpadan yapılır, dedi. Bunun üzerine Kesûlüllah (Sailailahü Aleyhi ve Seliem) ı

«Namazdan sarhoş eden her şey haramdır.» buyurdular.

 

71- (...) Bize İshâk b. İbrahim İle Muhammed b. Ahmed b. Ebî Hanef de rivayet ettiler. Lâfız îbn-î Ebî Hanefindir. (Dediler ki) : Bize Zekeriyya b. Adiyy rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ubeydullah —Bu zât İbn-i Amr'ındır.— Zeyd b. Ebî Üleyse'den, o da Saîd b. Ebî Bürde'den naklen rivayet etti. (Demiş ki) : Bize Ebû Bürde babasından rivayet etti. Babası şöyle demiş: ResûİüIlab. (SaUallahü Aleyhi ve Sellem) beni Muaz'la birlikte Yemen'e gönderdi de :

«İnsanları davet edin ama tebşir edin, nefreî ettirmeyin! Kolaylaştırın, güçleştirmeyİn!»  buyurdular. Ben :

— Yâ Resûlallah! Bize iki İçki hakkında fetva ver. Biz bunları Ye-men'de yapıyorduk. Biri bit'dir. Bu baldandır. Şiddetlenînceye kadar ne-biz yapılır. Diğeri biradır. Bu darıdan ve arpadandır. Şiddeîleninceye ka­dar nebîz yapılır, dedim. Kesûlülîah (SaUaliahü Aleyhi ve Sellem) 'e Cevâ-miu'I-Kelim mühürleriyle verilmişti.

«Ben namazdan sarhoş eden her müskiri yasak ediyorum :: buyur­dular.

 

72- (2002) Bize Kuteybe b. Saîd rivâyei etti. (Dedi ki) : Bize Ab-dül-aziz (yâni Deraverdi) Umara b. Gaziyye'den, o da Ebû'z-Zübeyr'den, o da Câbir'den naklen rivayet etti ki, bir adam Ceyşan'dan gelmiş. (Cey-şan Yemen'dedir) ve Peygamber (SailaUahü Aleyhi ve SeUemj'e, memleket­lerinde içtikleri darıdan yapılan bira denilen bir içkinin hükmünü sor­muş.  Peygamber  (Sailallahu Aleyhi ve Selle m)   de:

«Sarhoşluk verir mi o?» diye sormuş. Adam:

—  Evet! cevâbını vermiş. Resûlüllah  (Sallaliahü Aleyhi ve Seİlem): «Her sarhoşluk veren şey haramdır.     Müskirat içene Tıyneîu'l-Habâl

sunacağına  Allah   (Azze ve Cette) 'nin  ahdi vardır.»   buyurmuşlar. Ashâb :

— Ya Resûlallah! Bu Tiynetü'1-Habâ! nedir? diye sormuşlar. «Cehennemliklerin  teridir.  Yahut Cehennemliklerin   usaresidir.»   bu­yurmuşlar.

 

73- (2003) Bize Ebû'r-Rabî' El-Atekî İle Ebü'I-Kâmil rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Hammad b. Zeyd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Eyyûb, Nâfi'den, o da İbn-i Ömer'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Her sarhoşluk veren şey şarabdır. Ve her sarhoşluk veren şey ha­ramdır. Bir kimse şarabı dünyada İçer de ona devam ederek tevbe etme­den ölürse; âhirette onu içmez.»  buyurdular.

 

74- (...) Bize İsbâk b. İbrahim ile Ebû Bekr b. İshâk ikisi birden Ravh b. Ubade'den rivayet ettiler. (Derniş ki) : Bize İbn-i Cüreye rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Musa b. Ukbe Nâfi'den, o da İbn-i Ömer'den naklen haber verdi ki: Resûlüllah (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem) :

«Her sarhoşluk veren şey şarabdır ve her sarhoşluk veren şey ha­ramdır.»  buyurmuşlar.

 

(...) Bize Salih b. Mismar Es-Sülemî de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ma'n rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Afcdü'1-Aziz b. Rluttalib, Musa b. Ukbe'den bu isnadla bu hadîsin mislini rivayet etti.

 

75- (...) Bize Muhammed b. Müsennâ ile Muhammed b. Hatim dahi rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Yahya —Bu zât Kattan'dir— Tebeydul-lah'dan rivayet etti. (Demiş ki) : Bize Nâfi', Ibn-i Ömer'den naklen haber verdi. İbn-i Ömer bunu Peygamber (Sallaücıhü Aleyhi ve Seilem) 'den başka hiç  bir kimseden  işittiğimi  bilmiyorum.

«Her sarhoşluk veren şey şarabdır ve her şarab haramdır.» buyur­dular, demiş.

Babımızın Hz. Âişe rivayetini Buharı «Abdest» bahsinde Ebû Dâvud,'Tirmizî, Nesâî ve İbn-i Mâcc «Ki-tâbu'l-Eşribe»'de; Ebû Musa hadîsini Buhârî «Kitâbu'l-Meğazî»'de; Abdullah b. Ömer hadîsini Buhârî ile Nesâî    «Kitâbu'l-Eşribe»'de muhtelif râvilerden tahric etmişlerdir.

Nevevî şöyle diyor: «Bu hadîsler açık açık gösteriyor ki, her sarhoşluk veren içki haramdır. Ve şarabdır. Ulemâmız bütün bu şıralar­dan yapılan içkilere şarab ismi verileceğine ittifak etmişlerdir. Lâkin ek­serisi bunun yalnız üzüm suyu hakkında hakikat, diğerlerinde mecaz ol­duğunu söylemiş. Bir cemâat da hadîslerin zahirine bakarak hakikat ol­duğunu bildirmişlerdir.»

Resûlüllah (Sallailahü Aleyhi ve Selîemj'in :

«Sarhoşluk veren her içki haramdır.» hadîsi hakkında Hattâ bî şöy­le bir mütalâa dermeyan etmiştir; «Bu hadîste sarhoşluk veren şeyin azı da, çoğu da haram olduğuna delil vardır. Hangi neviden olursa olsun î Çünkü umum sîgasryle. sarhoşluğu doğuran içkinin cinsine işaret edilmiş­tir. Bu söz «karın doyuran her yemek helâldir.» demeye benzer. Çünkü mânâsı fiilen doyurmasa bile doyurmak şanından olan her yemek helâldır, demektir.»    Hattâbî'nin bu mütalâasına karşı allâme   Aynî şunları söylüyor :

«Hangi nev'iden olursa olsun sarhoşluk veren içkinin azı da, çoğu da haramdır. Sözü her içki hakkında geçerli değildir. Bu söz yalnız şa­raba mahsustur. Çünkü İbn-î Abbâs (Radiyallahu anh) 'dan mev­kuf ve merfû' olarak rivayet edilen bir hadîste : «Muayyen olarak haram kılınan şarabdır. Her içkinin sarhoş edeni de haram kılınmıştır.» denil­mektedir ki, bu hadis şarabın sarhoş etsin, etmesin; azı da, çoğu da ha­ram olduğunu, başka içkilerin ise ancak sarhoş ettiği zaman haram kılın­dığını gösterir. Bu meydandadır. Ama Peygamber (SaltaUahü Aleytv ve Sellemyin «Her sarhoşluk veren içki şarabtır. Ve her sarhoş eden içki ha­ramdır...» buyurduğu rivayet edilmiştir dersen, ben de derim ki : Bu ha­dîse Yahya b. Maîn tan etmiştir. Sahîh olduğunu teslim etsek bile esah kavle göre İbn-i Ömer 'e mevkuftur. Bundan dolayıdır ki, Müslim onu zanla rivayet etmiş : (Ben onu ancak merfû' ola­rak biliyorum) demiştir. Merfû' olduğunu da teslim etsek hadîsin mânâsı şudur: Çok içildiği zaman sarhoş eden içkinin hükmü, şarabın hükmü gibidir.

Bit': Bal şerbetinden yapılan içkidir. Cevheri bu kelimenin bet' şeklinde de okunduğunu söylemiştir. Yemenliler bunu içer-lermiş. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sel!em)'e bal şarabının hükmü sorul­duğu zaman :

«Sarhoşluk veren her içki haramdır.» diye cevap vermesi; O'nun ce-vâmi-ul-kelîm (yâni, sözü az, Özü çok) sözlerinden sayılır.

Babımız rivayetlerinden birinde : «Resûlüllah (SallaVahü Aleyhi ve Sellem)e cemâmi-ul-kelîm mühürleriyîe verilmişti» deniliyor. Bundan murad bu az sözlere ifade ettirdiği çok mânâların üzerine sanki mühür vuruyordu da bu mânâlar soranların gözünden kaçmıyordu, demektir. Resûlüllah   (Sallallahü Aîeyhi ve Sellemf'in :

«Ben namazdan sarhoş eden her müskiri yasak ediyorum.» sözün­den murad : Sarhoş ettiği İçin namazdan alıkoyan her içkiyi haram edi­yorum, demektir.

Resûlüllah ($allallahü Aleyhi ve Sellem) Ebû Musa ile Muaz'a:

«Tebşir edin ve kolaylaştırın; öğretin, nefret ettirmeyin.» buyurmuş' tur. Buradaki tebşirden murad hayırlı haber vermektir. Tebşirin zıddı in-zardır. Ki, o da kötü haber vermek mânâsına gelir. Hadîsten murad: «Halka Allah Ta âl ânın sevâfcmı rahmet ve ihsanının genişliğini müjdele­yin. Tehdit ve azab nevilerini sayıp dökerek onları korkutmayın ki, yeni müslüman olanlarla bulûğ çağına yaklaşan  çocuklar İslama yatışsınlar,»

demektir. Gerçi bir şeyi emir, zıddının nehyini icabeder. O halde «Kolay­laştırın» emrinden sonra «Güçleştirmeyin» diye nehiyde bulunmanın ne faydası vardır? gibi bir sual hatıra gelebilrise de. bunun cevâbı şudur : Evvelâ biz bu kaideyi teslim etmiyoruz. Etsek bile burada maksat zım-nan anlaşılan bir şeyi te'kid için sarahaten beyândır. Şayet «Kolaylaştı­rın» diyerek bununla iktifa etseydi; kelime nekre olduğu için bir defa kolaylaştırıp bir daha güçlük çıkaran kimseye uyardı. Fakat «Güçleştir-meyin» deyince bütün hallerde güçlük çıkarmak nefyedilmiş olur.

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in :

«Bİr kimse şarabı dünyada İçer de ona devam ederek tevbe etmeden ölürse; âhİrerfe onu içmez.» hadîs-i şerifi o kimsenin Cennete giremiyece-ğinden kinayedir. Çünkü cennete giren, cennet şarabından içecektir. Şu halde hadîs-i şerîf müstehil ile tevil edilir. Yâni Ömrü sarhoşlukla geçip de tevbe etmeden ölen kimsenin cennete girmesi imkânsızdır. Yahut gü­nahları affedilip cennete girse bile, cennetin şarabını canı çekmez mânâ­sına gelir. «El-Mebârik» nâm eserde : «Denildi ki : Böylesi cennet şara­bını arzu etmeyi unutmak; yahut unutmasa bile arzu etmemek suretiyle hakikatte mahrum bırakılacaktır. Bu ise cennet nimetlerinin en şerefli­sinden mahrum kalmak demek olacağından büyük bir eksikliktir.» de­niliyor.

 

8- Şarab İçip de Tevbe Etmeyen Kimsenin Âhirette Ondan Men Edilmek Suretiyle Cezalandırılması Babı

 

76- (...) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Mâlik'e, Nâ-fi'den dinlediğim, onun da İhn-i Ömer'den rivayet ettiği şu hadîsi oku­dum. ResûlüHah (Saüallahü Aleyhi ve Sellem):

«Her kim şarabı dünyada içerse, âhirette ondan mahrum bırakılır.» buyurdular.

 

77- (...) Bize Abdullah fc. Mesleme b. Ka'neb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Mâlik, Nâfi'den, o da İbn-İ Ömer'den naklen rivayet etti. (Şöy­le demiş) :

«Her kim şarabı dünyada içer de ondan tevbe etmezse, âhirette on­dan  mahrum  bırakılır. Ve kendisine sunulmaz.»

Mâlik'e : Bunu ref etti mi? diye sordular.

— Evet!  cevâbım verdiler.

 

78- (...) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdullalı b. Nümeyr rivayet etti. H.

Bize İbn-i NÜmeyr de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ubeydullah, Nâfi'den, o da İbn-i Ömer'den naklen rivayet etti ki: ResûliiIIah  (Sallaliahü Aleyhi ve Seliem);

«Her kim şarabı dünyada içerse, âhireile onu içmez. Meğer ki, tevbe ede!»   buyurmuşlar.

 

(...)  Bize İbn-i Ebî Ömer dahi rivayet etti.  (Dedi ki) : Bize Hişâm

(yâni İbtı-i Süleyman El-Mahzumî) İbn-i Cüveyc'den rivayet etti. (Derniş ki) : Bana Musa b. Ukbe, Nâfi'den, o da İbn-i Ömer'den, o da Peygamber

(Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den Ubeydullah hadîsi gibi rivayette bulun­muştur.

Bu hadîsi Buhârî «Kitâbu'l-Esribe»'de; Nesâî «Eşribe» ve «Velîme» bahislerinde tahrîc etmişlerdir. Hadîs-i şerif şarab içip de tevbe etmeden ölenin cennet şarabından içemiyeceğine delildir. Burada şöyle bir sual hatıra gelebilir : Günah işlemek cennete girememeyi icâb etmez. Bu sualin cevabı şudur : Evet icab etmez fakat, cennete girer de onun şarabından içemeyebilir. Çünkü cennet şarabı, cennetin en kıymetli ikram vâsıtalarından biridir. Gerçi cennette nefslerin arzu edeceği her şey mev­cut ise de. az evvel beyân ettiğimiz gibi, âsiye bunu istemek unutturu­lacak yahut unutmasa bile arzu etmeyecektir. Bu da dünyada içki içenlerle içmeyenler bir olmadığını göstermek için onun hakkında bir eksik­lik olacaktır.

Kurtubi diyor ki : Hadîsin zahiri bu şarabın onun hakkında ebe-diyyen haram olmasını göstermektedir. Cennete girerse onun bütün meş­rubatından içecek yalnız şarabından mahrum kalacak, bununla beraber bir üzüntü duymayacak, içenlere hased etmeyecektir. Bunun hâli alçak­lık ve yükseklik hususunda derece sahiplerinin hâli gibi olacaktır. Bir derecede bulunan bir kimse ondan daha yükseğinde bulunmayı arzu et­meyecekse o da cennet şarabını arzu etmeyecektir. Bu onun için bir ceza değildir...»

Hadîs-i şerîf tevbenin büyük günahları örttüğüne de delildir. Bu hu­susta bütün ulema müttefiktir. Yalnız ehl-i sünnetten kelâm uleması bu­nun kat'î mi, zanni mi olduğunda ihtilâf etmişlerdir.

Şâfiîler'e göre zannidir. Hânefîler'e göre ise Allah Teâla Hazretlerinin va'di muktezası tevbenin günahları  mahvetmesi kafidir.

 

9- Şiddetlenmeyen ve Müskir Olmayan Nebizin Mubah Kılınması Babı

 

79- (2004) Bize UbeyduIIah b. Muaz El-Anberî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be, Yahya b. Ubeyd EM Ömer El-Behranî'den rivayet etti. (Demiş ki) : Ben İbn-i Abbâs'ı şunu söylerken işittim :

ResûlüIIah (Sallailahü Aleyhi ve SeilenıJ için akşamın evvelinde nehiz (hoşaf) yapılır. Sabahladığı zaman o günü ve gelecek akşam, ertesi günü ve ertesi gece tâ daha ertesi gün ikindiye kadar onu içerdi. Bir şey ka­lırsa onu hizmetçiye içirir yahut emir buyurur da dökülürdü.

 

80- (,..) Bize Muhammet! b. Beşşâr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şıı'be Yahya Ei-Bebrâ'den rivayet etti. (Demiş ki) : İbn-i Abbâs'ın yanında nebizin lâfını et­tiler de şunu söyledi:' Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) için bir tulu­ma nebiz yapılırdı. Şu'be şöyle demiş : Pazartesi gecesinde yapılır, artık onu pazartesi ile salı günü ikindiye kadar içerdi. Şayet ondan bîr şey ar­tarsa onu hizmetçiye içirir yahut dökerdi.

 

81- (...) Bize Ebü Bekr b. Ebî Şeybe ile Ebû Küreyb ve İshâk b. İbrahim de rivayet ettiler. Lâfız Ebû Bekir'le Ebû Küreyb'indir. (İshâk «Aherenâ» tâbirini kullandı. Ötekiler «haddesenâ» dediler.) (Dediler ki) : Bize Ebû Muaviye A'meş'den, o da Ebû Ömer'den, o da İbn-i Abbâs'dan naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): KesûliUlah (Sallallahü Aleyhi ve Sellein) için kuru üzüm ıslatılır. Onu o gün, ertesi gün, daha ertesi gün (yâni) üçüncü günün akşamına kadar içerdi. Sonra emir buyurur da başkasına içirilir yâbut dökülürdü.

 

82- (...) Bize İshâk b. İbrahim dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Cerir, A'meş'den, o da Yahya b. Ebî Ömer'den, o da İbn-i Abbâs'dan nak­len haber verdi. (Şöyle demiş) ? Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) için tulumda kuru üzüm ıslatılır. Artık onu o gün, ertesi gün ve daha ertesi gün içerdi. Üçüncü günün  akşamı  oldu mu onu içer ve içirirdi. Şayet bir şey kalırsa onu dökerdi.

 

83- (...) Bana Muhammed b. Ahmed b. Ebî Halef de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Zekeriyya b. Adiyy rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ubeydullah, Zeyd'den, o da Yabyâ Ebû Ömer Nehâi'den naklen rivayet etti. Yahya şöyle demiş : Bir cemâat İbn-i Abbas'a şarab alıp satmanın ve o hususta ticaret yapmanın hükmünü sordular. İbn-i Abbâs :

—  Müslüman mısınız siz? diye sordu.

—  Evet! dediler.

—  Öyle ise o ahp satmaya ve ticaret yapmaya yaramaz, dedi. Bu se­fer kendisine nebizi sordular. O da şunu söyledi:

—  Resûlülîah   (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir sefere çıktı. Sonra dön­dü. Ashabından bâzı kimseler küplere, hurma oymalarına ve kabaklara nebiz kurmuşlardı. O emir vererek bunları döktürdü. Sonra bir tulum ha­zırlanarak içine kuru üzüm ve su konmasını emir buyurdu. Ve geceden konularak sabahladı. Artık ondan o günü ve gelecek akşam, ertesi günü de ta akşama kadar içti.  (Kalanı da)   içti ve içirdi. Sabahlayınca emir verdi ve kalanı döküldü.

 

84- (2005) Bize Şeycan b. Ferrûh rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Kâ-sim (yâni İbn-i Fadl El-Huddânî) rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Sümâme (yâni İbn-i Hazn El-Kuşeyrî) rivayet etti. (Dedi ki) : Âişe'ye rastladım da kendisine nehizin hükmünü sordum. Âişe hemen Habeşli bir câriye çağırarak:

—  Buna  sor!   Çünkü  Resûlüllah  (Sallahahii Aleyhi ve Sellem)'e  nebizi  o yapıyordu, dedi. Bunun üzerine Habeşli câriye :

—  Ben  ona  geceden  bir  tulum  içinde nel;iz  yapar  ve  ağzını  bağlar onu  asardım.  Sabahladığı vakit  ondan  içerdi,  dedi.

 

85- (...) Bize Muhammed b. Müsennâ Ei-Anesî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdulvehhab Es-Sekati, Yûnus'dan, o da Hasan'dan [4], o da annesinden, o da Âişe'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : Biz Re­sûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e bir tulum içinde nebiz yapardık. Yu­karısı bağlanırdı. Tulumun alt deliği vardı. Biz sabahleyin nebiz yapar, onu akşamleyin içerdi; akşamleyin nebiz yapar, onu sabahleyin içerdi.

Bu hadîsler nebiz yapmanın ve tadı değişip kükremedikçe o nebizi içmenin caiz olduğuna delildir. Nevevî ümmetin bütün ulemâsının bu hususta İcma ettiğini söylüyor.

Resûlüllah (Salîallahü Aleyhi ve Sellem)'in kendilerine yapılan nebizi üç gün içtikten sonra ya hizmetçiye İçirmesi yahut dökmesi değişip değiş­mediğinden emin olmadığı içindir. Üç günden sonra nezâheti icabı ken­disi içmez, şayet nebizin halinde bir değişiklik yoksa onu hizmetçisine içi­rir; dökmezdi. Çünkü nebiz israfı haram olan maldı. Eğer bir değişme ve içki alâmeti görürse onu dökerdi. Zira nebiz içki olduktan sonra haram ve necis olurdu. Bu hadîsin îbn-i Abbâs rivayetinde üç güne kadar içerdi; Hz. Âişe rivayetinde ise, sabahleyin hazırlananı akşam içer; akşamleyin hazırlananı sabahleyin içerdi, denilmesi birbirine muha­lif sayılmaz. Çünkü bir günde içmek ondan daha fazla da içmeye mani değildir. Bazıları bu iki rivayetin arasını şöyle bulmuşlardır: İhtimal Hz. Aişe yazın sıcağında yapılan nebizi haber vermiştir. Şiddetli sıcaklar­da yapılan nebizin bir gün sonra bozulma ihtimâli vardır. İbn-i Abbâs hadîsi ise kış zamanına mahsustur. Bazıları da Âişe hadîsi ne-bizin azlığına hamlolımur. Az olunca bir günde bitiverir. İbn-i Abbâs hadîsi ise birkaç gün yetecek kadar çok olan nebize hamlolunur, demişlerdir.

Azla': Tulumun dibindeki su akıtacak deliği yâni musluğudur.

 

86- (2006) Bize Kuteybe h. Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdûlaziz (yâni İbn-i Ebî Hâzim) Ebû Hazım'dan, o da Sehl b. Sa'd'dan naklen rivayet etti. Sehl şöyle demiş : Ebû Üseyd Es-Sâİd-i zifafında Re-Sûlüilah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i davet etti. Karısı o gün hizmetçileri idi. Gelin de girdi. Sehl şöyle demiş:

— Biliyor musunuz ResûlüUah (SaüaUahü Aleyhi ve Sellem)'e ne sun­du? Onun için geceden bir çanağın içine birkaç hurma ıslattı. Yemeği ye-yince kendisine bunu sundu.

 

(...) Bize Kuteybe b. Saîd de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ya'kub (yâni İbn-i Abdurrahman) Ebû Hazim'den rivayet etti. (Demiş ki) : »ehl'i dinledim. (Şöyle diyordu) : Ebû Üseyd-i Sâid-i Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellctn)'e gelerek onu davet etti...

Râvi yukarki hadîs gibi rivayette bulunmuş. Ama «Yemek yedikten onra  onu  kendisine sundu»  dememiştir.

 

(...) Bana Muhammed b. Sehl Et-Temîmî dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbn-i Ebî Meryem rivayet etti.  (Dedi ki) : Bize Muhammed (yâni Ebû Gassan) haber verdi. (Dedi ki) : Bana Ebû Hazim, Sehl b. Sa'd'dan îm hadîsi rivayet etti. (Ve şöyle dedi) : «Taştan bir çanak için­de (nebiz yaptı) Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yemekten kalkın­ca onu çalkaladı ve kendisine sundu. Bu ona has idi.

 

88- (2007) Bana yine Muhammed b. Sehl EI-Temİmî ve Ebü Bekr b. İshâk rivayet ettiler. (Ebû Bekr: Bize haber verdi tâbirini kullandı. İbn-i Sehl ise : Bize İbn-i Ebî Meryem rivayet etti, dedi.) (Demiş ki) : Bize Muhammed —Bu zat Ebû Gassân İbn-i Mutarrifdir.— haber verdi. (Dedi ki) : Bana Ebû Hazım, Sehl b. Sa'd'dan naklen haber verdi. Sehl (şöyle demiş) : ResûlüUah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e Arablardan bir ka­dının lâfını ettiler. O da Ebû Üseyd'e kadına haber göndermesini emir buyurdu. Ebû Üseyd kadına haber gönderdi. Ve kadın gelerek Benî Sâi-de'nin kal'asma müsafir indi. Derken KesûîüIIah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) çıktı ve kadının yanma gelerek içeri girdi. Bir de ne görsün, kadın boy­nunu eğmiş. ResûlüUah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kendisi ile konuşunca kadın:

— Ben senden Allah'a sığınırım, dedi. O da : «Ben  seni  kenefimden sığındırdım.» dedi.

Bunun üzerine ashafa kadına :

—  Bu kim, biliyor musun? dediler. Kadın :

—  Hayır! cevâbını verdi.

—  Bu Resûlüllah (SallallahU Aleyhi ve Selleml'dir* Seni istemeye geldi, dediler. Kadın :

—  Ben bu işe yaramaz çıktım, cevâbını verdi.

Sehi demiş ki : O gün Resûlüllah (Saiiallahü Aleyhi ve Sellem) geldi. Hat­tâ kendisi ve ashabı Benî Sâide'nin çatısı altında oturdular. Sonra Sehl'e:

«Bizi sula!» buyurdular. Sehi: Ben de kendilerine su tası çıkararak ondan sundum.

Ebû Haşim şöyle demiş: «Onun üzerine Sehi o tası bize çıkardı ve ondan su içtik. Bundan sonra Ömer h. Abdîlaziz onu hediyye olarak is­tedi. O da kendisine onu hediyye etti.» Ebû Bekr fa. İshak'm rivayetinde:

«Bize su ver yâ Sehi!» cümlesi vardır.

 

89- (2008) Bize Ebû Bekr h. Ebî Şeybe ile Züheyr b. Harb rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Affân rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hammad b. Seleme, Sabit'den, o da Enes'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : Resûlüllah (Saiiallahü Aleyhi ve Sellem)'e şu tasımla bütün meşrubatı, balı, nebizi, suyu ve sütü sundum.

Sehi hadîsini Buhâri «Nikâh» ve «Eşribe» bahislerinde tahrîc etmiştir.

Urs: Düğün yemeği demektir.

Aruz : Hem geline, hem güveğiye ıtlak edilen bir kelimedir. Yalnız cem'inde ayrılırlar. Gelin kasdedilirse cem'i «arâis», güveği kasdedilirse «urus» gelir.

Damad Ebû Üseyd'in ismi Mâlik b. Rabîa 'dır. Bedir gazilerinden en son vefat eden odur, denilmiştir. Altmış veya alt-mışbeş tarihinde vefat etmiştir. Gelinin ismi Selâme binti V e h b 'dir. Peygamber (SallalUıhü Aleyhi ve Sellemj'e şerbet sunması teset­tür farz kılınmazdan öncedir. Peygamber (Saiiallahü Aleyhi ve Sellem) 'den Allah'a sığman kadına gelince bunun ismi Ümeyme binti Cevn'dir. Arnra binti Cevn diyenler olduğu gibi, Esma oldu­ğunu söyleyenler de vardır. Bu kadının kıssasını evvelce görmüştük. Hulâsası şudur. Ümeyme gayet güzelmiş. Kendisini bazı zevat Pey­gamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Efendimize münasip görerek onunla evlendirmek istemişler. Ve bu hususta Rcsûlüllah (SaÜaliahü Aleyhi ve Sellem) 'den izin alarak kadını Medîne'ye getirmişler. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) nikâh teklifinde bulununca, kadın; «Ben sen­den Allah'a sığınırım» demiş, o da kendisini geldiği yere iade etmiştir.

 

Bu Rivayetlerden Çıkarılan Hükümler:

 

1- Bir davette bulunanlar gücenmemek şartıyle içlerinden ilmi sağ­lam veya şerefi ile meşhur bir zâta en güzel yemeklerden hususi ikramda bulunmak caizdir. Nitekim buradaki davette hassaten Resûl-i  Ekrem (Saliallahü Aleyhi ve Seilemfe takdim edilen hoşaftan dolayı ashâb-ı kiram pek memnun olmuşlardı. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)!in bu ho­şafı içmesi, biri hâne sahibini memnun etmek, diğeri içmekte beis olma­dığını göstermek suretiyle iki illete istinad eder.

2- Fitneden emin olmak şartıyle bir kadın kocasına ve onun misa­firlerine hizmette bulunabilir.

3- Düğün davetinde sarhoş etmeyen meşrubat içilebilir.

4- Evlenmek isteyen kimse alacağı kıza veya kadına  bakabilir.

5- Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)''in eserleriyle  leberrük ca­izdir. Hz. Abdullah İbn-i Ömer    onun namaz kıldığı yerleri araştırır. Orada teberrüken namaz kılardı. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)   Ebû Ta1ha'ya sakalından kesilen kıllara ashabına dağıt­mak üzere, elbisesini de kendine kefen yapsın diye vermiştir. Ashâb-ı ki­ram Ravza-i Mutahhara 'da namaz kılar,   hicret esnasında onun saklandığı mağaraya girer, Abdest suyunu yüzlerine gözlerine sü­rerlerdi. Onun âsârı ile teberrük etmenin caiz olduğuna uîema ittifak et­mişlerdir.

 

10- Süt İçmenin Cevazı Babı

 

90- (2009) Bize Ubeydullah b. Muâz El-Anberî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be, Ebû İshâk'dan, o da Berâ'dan naklen rivayet etti. (Şöyle demiş ki) : Ebû Bekri Siddik şunu söyledi. Peygamber (Sallaliahü Aleyhi ve Seiîem) ile birlikte Mekke'den Me­dine'ye müteveccihen çıktığımız vakit bir çobanın yanma uğradık. Resûlüllah (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem) susamıştı. Ben kendisine biraz süt sa­ğarak getirdim. Onu içti, ben de razı cldum.

91- (...) Bize Muhammed b. Müsennâ ile İbn-i Beşşâr rivayet etti­ler. Lâfız İbn-i Müsennâ'nmdır. (Dediler ki) : Bize Muhammed b. Cafer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be rivayet etti. (Dedi ki) : Ebû İshâk El-Hemdâni'yi şöyle derken işittim. Berâ'ı dinledim. Şunları söylüyordu. Re-sûlüUah (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem) Mekke'den Medine'ye yöneldiği ve ken­disini Suraka b. Mâlik b. Cu'ş'un takib ettiği vakit Kesûlülİah (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem) ona beddua etti. Bu sebeple atının ayakları yere battı. Bunun üzerine Sürâka :

— Allah'a benim için dua et! Sana zarar vermİyeceğim, dedi. O da Allah'a dua etti. Derken EesûlülJah (Sailaîlahü Aleyhi ve Sellem) susadi. Ve bir koyun çobanının yanma uğradılar.

Ebû Bekr Sıddîk diyor ki: Ben bir tas alarak ona Resûlüllah (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem) için biraz süt sağdım da kendisine getirdim. O içti, ten de rahat oldum.

 

92- (168) Bize Muhammed b. Abbâd ile Züheyr b. Harb rivayet ettiler. Lâfız İbni Abtâd'ındır. (Dediler ki) : Bize Ebû Saffan rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yûnus, Zührî'den naklen haber verdi. (Demiş ki) : İbn-i Müseyyeb şuna söyledi. Ebû Hüreyre (Dedi ki) : İsrâ' gecesi Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellemfe ilyada şarabla sütten iki kadeh getirildi. O bunlara bakarak sütü aldı. Bunun üzerine Cibril (Aîeyhisselâm) kendisine şunu söyledi. Seni fjtrata hidayet buyuran Allah'a hanıd olsun. Şarabı aJ-mış olsaydın ümmetin sapardı.

 

(...) Bana Seleme b. Şebib de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hasen b. A'yen rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ma'kıl, Zührî'den, o da Saîd b. Mü-seyyeb'den naklen rivayet etti ki, Ebû Hüreyre'yi şöyle derken işitmiş. Resûlüllah   (Saüaliahü Aleyhi ve Sellem)e...   getirildi.

Râvi y'ukarki hadîsin mislini rivayet etmiş. Yalnız İlya'y anmamıştır.

Bu hadîsin Ebû Bekr rivayetini Buhâri «Menâkib-i En-sâr» ve «Lukata» bahislerinde Ebû Hüreyre rivayetini «Kitâ-bu't-Tefsir»le «Kitâbu'l-Eşrifce»'de; aynı rivayeti Nesaî «Kitâbu'l-Eşribe»'de tahrîc etmişlerdir. İlya'dan murad : Kudüs 'teki Beyt-i Makdis'tir. Fıtrattan murad ise : İslâmiyettir.

Hz. Ebû Bekr'in : «Onu içti, ben de razı oldum...» sözünden maksadı: İhtiyacına kadar içtiğini gördüm; benim de gönlüm rahat oldu, demektir.

Hadîsin muhtelif rivayetlerinden anlaşıldığına göre : Ebû Bekr'in sağdığı koyunlar Medîne1i bir çobana ait olup, sahipleri yanların­da yokmuş.

Buradaki Medine sözünden Mekke şehri kastedilmiştir. Bir rivayette koyunların Kureyş'den bir adama ait oldukları bildi­rilmiştir. Burada şöyle bir sual hatıra gelebilir : Acaba Resûlüllah (Saliaîlahü Aleyhi ve Sellem) sahibinden izin alınmadan sağılan sütü nasıl iç­miştir? Bu suale dört vecihle cevap verilmiştir. Şöyle ki:

1- Koyun sahibi kendisine izin ve  emniyet verilmeyen   (pasaport­suz) bir gayri müslimdir. Şu halde onun malı izinsiz alınabilir.

2- İhtimal  o  adamı  Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)    tanıdığı için yanma uğramış, sütünü içmeyi kerih görmemiştir.

3- Caiz ki, o zamanın örf ve âdetine göre izinsiz bir bardak süt iç­meye herkes için müsaade edilir; bu hususta çobanlara talimat verilirmiş.

4- Peygamber (Sailallahü Aleyhi ve Sellem) Efendimiz muztar kalmış­tı. Zaruretler ise memnu' olan şeyle mubah kılar.

Hadîsin buradaki rivayetleri muhtasardır. îmam.ı Müslim kitabın başında onun tamamım rivayet etmiştir. Orada da görmüştük ki, Allah Teâla Peygamber-i Zişân'ma sütü tercih etmesini ilham buyurmuş. Bununla ümmetine taltif ve tevfikde bulunmayı dilemiştir. Cebrail (Aleyhisselâm)'ın :

«Seni fıtrata hidâyet buyuran Allah'a hamd olsurj.» sözü hakkında muhtelif kaviller vardır. Onların muhtar olanına göre Cebrail (Aleyhisselâm) 'a netice bildirilmiş; sütü içerse iyi olacak, şarabı tercih ederse ümmeti sapacak denilmiştir. Hadîsin geniş izahı «İsrâ'» bahsinde geçmişti.

Hadîs-i şerîf Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Selîem)'in açık bir muci-zesidir. İnsanın yeni yeni nimetlere nail oldukça Allah'a hamd etmesinin müstehab oluşu bu hadîsle sabittir.

 

11- Nebiz İçmek ve Kapları Örtmek Hususunda Bir Bab

 

93- (2010) Bize Züheyr b. Harb ile Mulıamraed b. Müsennâ ve Ahd b. Humeyd hep birden Ebû Âsım'dan rivayet ettiler. îbn-i Müsennâ dedi ki : Bize Dalıhâk rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbn-i Cüreyc haber verdi. (Dedi ki) : Bana Ebû'z-Zübeyr haber verdi ki, kendisi Câbir b. Abdillah'i şunu söylerken işitmiş. Bana Ebû Humeyd'i Sâid'i haber verdi. (Dedi ki) : Peygamber (Sallaliahü Aleyhi ve Sellemj'e Nakî'den örtülmemiş olduğu hal­de bir bardak süt getirdim. Bunun üzerine :

«Onu velev üzerine aykırı bir çırpı koymak suretiyle olsun örtseydîn ya!»   buyurdular.

Ebû Humeyd : «Tulumların bağlanması ancak geceye mahsus emre­dilmiş; kapıların kapanması da geceye mahsus emir duyurulmuştu,» demiş.

 

(...) Bana İbrahim b. Dinar da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ravh b. Ubade rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbn-i Cüreyc ile Zekeriyya b. İs-hâk rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Ebû'z-Zübeyr haber verdi. Ken­disi Câbir b. AbdiIIah'ı şunu söylerken işitmiş : Bana Ebû Humeydi Sâid'i haber verdi ki Peygamber (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem) 'e bir tas süt ge­tirmiş...

Râvi yukarki hadîsin mislini zikretmiştir. Yalnız Zekeriyya Ebû Hu-meyd'in «Geceleyin» dediğini anmamıştır.

 

94- (2011) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile Ebû Küreyb rivayet ettiler. Lâfız Ebû Küreyb'indir. (Dediler ki) : Bize Ebû Muâviye, Âmeş'-den, o da Ebû Salih'den, o da Cabir b. AbdiIIah'dan naklen rivayet etti.

(Şöyle demiş): Resûlüllah (Salialahİi Aleyhi ve Sellem)'e  birlikte idik. Su istedi ve bir adam :

— Yâ Resûlallah! Sana nebiz sunmayalım mı? dedi. Bunun üzerine : «Hay hay!»   buyurdular. Adam hemen koşarak çıktı ve içinde nebiz bulunan bir tas getirdi. Kesûlüllah (Sallahahü Aleyhi ve Sellem) :

«Onu velev üzerine aykırı bir çırpı koymak suretiyle olsun örtseydin ya!»   buyurdu ve içti.

 

95- (...) Bİze Osman b. Ebî Şeyhe de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Cerir Âmeş'den, o da Ebû Süfyân ile Ebû Salih'den, onlar da Câbir'den naklen rivayet etîi. Câbir (şöyle demiş) : Ebû Humeyd denilen bir adam Naki'den bir tas süt getirdi de Resûlüllah (ScüîaUahü Aleyhi ve Sellem) ken­disine :

«Onu velev üzerine aykırı bir çırpı koymak suretiyle olsun Örtseydin ya!»   buyurdular.

Bu hadîsi   Buhâri  «Kitâbu'l-Eşribe»'de tahrîc etmiştir,

Nakî': Va'dil Akik'de bir yerin ismidir. Eesûlüllalı (Sallaîlahü Aleyhi ve Seliem)in koyun otlatmak için koruduğu yerin burası olduğu söylenir. Ki Medine'den yirmi fersah uzaktadır. Resûlüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in kabın üzerine hiç olmazsa aykırı bir çubuk konulmasını emir buyurması, Örtecek başka bir şey bulunmadığına göredir. Ulemâ, kapları Örtme emrinin birçok faideleri olduğunu söylemişlerdir. Bunlardan iki tanesi buradaki hadîslerde varid olmuştur. Biri şeytandan korumaktır. Çünkü şeytan kapak açamaz, bağ çözemez. İkincisi senenin bir gecesinde inen taundan korumaktır. Bunlardan maada pisliklerden korumak, muh­telif sinek ve böceklerden muhafaza gibi faydaları vardır. Zira açık bıra­kılan kabın içine geceleyin akreb gibi zehirli bir hayvan düşebilir. Bunu bilmeyen kimse kabın içindekini yer veya içerse zehirlenir.

Hz. Ebû Humeyd 'in kapları örtmek geceye mahsustu sözü hadîsin metninden değildir. Nevevî diyor ki : «Ekseri usul uleması­nın kavline göre —ki İmam Şafiî ile diğer ulemanın mezhebleri de budur. Sahabinin tefsiri lâfzın zahir olan mânasına muhalif ise hüccet değildir. Bu tefsir konusunda başka müçtehidlerin ona uyması lâzım gel­mez. Ama hadîsin zahiri mânâsında sahabinin sözüne muhalif bir şey yok, fakat mücmel olursa bu takdirde sahabinin te'viîine müracaat olunur ve hadîs onun söylediğine hamledilir...

Kapları örtme emri umumîdir. Binâenaleyh râvinin mezhebi ile amel ederek tahsisi kabul etmez. Umum üzere bırakılır.»

 

12- Kapları Örtmeyi, Tulumları Bağlamayı ve Kapıları Kapamayı Üzerlerine de Besmele Çekmeyi—    Uykuya Yatılacağı Zaman Kandil ve Ateşi Söndürmeyi, Akşamdan Sonra Çocuklarla Hayvanların  Salinmamasını Emir Babı

 

96- (2012) Bize Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Leys rivayet etti. H.

Bize iVIuhammed b, Rumh da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Leys Ebû'z-Zübeyr'den, o da Câbirden, o da Sesûlüîîah (Sallallahü Aleyhi ve Seîleın) den naklen haber yerdi ki, şöyle buyurmuşlar.

«Kaplan örtün! Tulumları bağlayın! Kaplan kapayın! Ve kandilleri söndürün! Çünkü şeytan bağ çözemez kapı açamaz kap da aralayamaz. Eğer biriniz kabının üzerine aykırı bir çırpı koymaktan ve Allah'ın adını anmaktan başka bir çare bulamazsa bunları yapsın. Çünkü küçük fâsık ev sâkinlerinin  üzerine evlerini yakar.»

Kuteybe kendi hadîsinde «Kapıları  kapayın!»    cümlesini anmamıştır.

 

(...) Bize Yahya b. Yahya da rivayet etti. (Dedi ki) : Mâlik'e, Ebû'z-Zübeyr'den dinlediğim. Onun da Câbir'den, onun da Peygamber (Sallailahii Aleyhi ve Sellem) 'den naklen rivayet ettiği bu hadîsi okudum. Yalnız o:

«Kaplan devirin! Yahut kapları örtün!»demiş; Kapların Üzerine aykırı çırpı  koymayı  anmamıştır.

 

(...) Bize Ahmed b. Yûnus dâhi rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Züheyr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû'z-Züheyr, Câbir'den rivayet etti. (De­miş ki) : Resûlüllah (Saiiallahü Aleyhi ve Seilem):

«Kapıyı kapayın!..» buyurdular. Râvi, Leys'in hadîsi gibi nakletmiş tir. Yalnız o:

«Kapları örtün!»  demiş. Bir de:

«Ev halkının üzerine elbiselerini yakar!»  demiştir.

 

(...) Bana Muhammed b. Müsennâ da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdurrahman rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyân Ebû'z-Zübeyr'den, o da Câbir'den, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den naklen yu-karkilerin hadîsi gibi rivayette bulundu ve :

«Küçük fâsık evi  sahiplerinin  üzerine yakar.»  dedi.

 

97- (...) Bana İshâk b. Mansûr da rivayet etti, (Dedi ki) : Bize Bavh b. Ubâde haber verdi. (Dedi ki) : Bize İbn-i Cüreyc rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Atâ' haber verdi ki : Câbir b. Abdillah'ı şunu söylerken işitmiş. Resûlüllah (Saiiallahü Aleyhi ve Seilem)'.

«Gece karanlığı  bastığı   —yahut gecelediğiniz—   vakit   çocuklarınızı (çıkmaktan) men edin. Çünkü Şeytanlar o zaman dağılır. Gecenin bir kıs­mı gitti mi onları salın. Kapıları kapayın ve Besmele çekin. Çünkü Şeytan kapalı kapı açamaz. Tulumlarınızı bağlayın ve Besmeie çekin! Kaplarınızı örtün ve Besmele çekin! Kaplarınızın üzerine aykırı bir şey olsun koyun. Kandillerinizi  de söndürün!» buyurdular.

 

(...) Bana yine İslâk b. Mansûr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ravh b. Ubade haber verdi. (Dedi ki) : Bize İbn-i Cüreyc rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Amr b. Dinar haber verdi. Kendisi Câhir b. Abdillâh'ı Atâ'nm haber verdiği gibi söylerken işitmiş. Yalnız o :

«Allah   (AzzeveCelle)'n'ın   ismini  anın.»  dememiştir.

 

(...) Bize Ahmed b. Osman En-Nevfelî dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Asım rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbn-i Cüreyc bu hadîsi Afâ' ile Amr b. Dinar'dan Ravh'm rivayeti gibi haber verdi.

 

98- (2013) Bize Ahmed b. Yûnus rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Zü-heyr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû'z-Zübeyr, Câbir'den rivayet etti. H.

Bize Yahya b. Yahya dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Hayseme Ebû'z-Zübeyr'den, o da Câbir'den naklen haber verdi. Câbir şöyle demiş : Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Güneş kavuştuğu vakit yatsının  koyu  karanlığı gidinceye kadar çocuklarınızla hayvanlarınızı salmayın!     Çünkü   şeytanlar  güneş   kavuştuğu zaman yatsının koyu karanlığı gidinceye kadar yayılırlar.» buyurdular.

 

(...) Bana Muhammed b. Müsennâ da rivayet etti. (Dedi kî) : Bize Abdurrahman rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyân, Ebû'z-Zübeyr'den, o da Câbir'den, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den naklen Zü-heyr'in  hadîsi  gibi rivayette bulundu.

 

99- (2014) Bize Amr'un-Nâkid rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hâşim b. Kasını rivayet etîi. (Dedi ki) : Bize Ley s b. Sa'd rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Yezid b. Abdillah b. Üsâme b. Hâd EI-Leysî, Yahya b. Saîd1-den, o da Ca'fer b. Abdillah b. Hakem'den, o da Ka'kaa' b. Hakînı'den, o da Câbir b. AbdiIIah'dan naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : Ben Ke-sûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'i :

«Kabı örtün! Tulumu da bağlayın! Çünkü senede bir gece veba iner. Kapağı olmayan hiç bir kabın yahut üzerinde bağı olmayan hiç bir tulu­mun yanından geçmez ki, İçine bu vebadan bir şey İnmesin.» buyurur­ken işittim.

 

(...) Bize Nasr b. Ali El-Cehdamî de rivayet etti. (Dedi kî) : Bana baham rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Leys b. Sa'd bu isnadla bu hadîsin mislini  rivayet etti.  Yalnız o :  «Çünkü senede  bir gün  vardır. O günde veba iner,» demiş; hadîsin sonuna şunu ziyade etmiştir: «Leys dedi ki: Bizde yabancılar bundan Aralık ayında korunurlar.»

 

100- (2015) Bize Eim Bekr b. Ebî Şeybe ile Amru'n-Nâkid ve Zü-heyr b. Harb rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Süfyân b. Uyeyne, Zührî'-den, o da Sâlîm'den, o da babasından, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'ûen naklen rivayet etti:

«Uyuduğunuz zaman  ateşi  evlerinizde  bırakmayın!» buyurmuşlar.

 

101- (2016) Bize Saîd b. Amr EI-Eş'asî ile Ebû Bekr b. Ebî Şeybe, Muhammed b. Abdillah b. Nümeyr, Efcû Amir EI-Eş'arî ve Ebû Küreyb rivayet ettiler. Lâfız Ebû Âmir'indir. (Dediler ki) : Bize Ebû Üsâme, Kü-reyb'den, o da Ebû Bürde'den, o da Ebû Musa'dan naklen rivayet etti.

(Şöyle demiş) : Medine'de bir ev geceleyin sâhiblerinîn üzerine yandı. Bunların hali Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e anlatılınca:

«Şüphesiz ki bu ateş size ancak düşmandır. O halde uyuduğunuz za­man onu yanınızdan söndürün!» buyurdular.

Câbir hadîsini Buhâri «Bed'ül-Halk» bahsinde; İbn-i Ömer'le Ebû Musa rivayetlerini «Kitâbu'l-İsti'zan»'da. îbn-i Ömer rivayetini Ebû Dâvud ile İbn-i Mâce «Kitâb'ul-Edeb»'de; Tirmizi «Etme» bahsinde; Ebû Musa hadîsini İbn-i Mâce «Kitâb'ul-Edeb»'de muhtelif râvilerden tahrîc etmiş­lerdir.

Füveysika: Fare demektir. Bu kelime Fâsık'dan alınma ismi tasgir­dir. Fâsık; yoldan çıkan demektir. Fare de geceleri deliğinden çıkarak çeşitli zararlar yaptığı için ona bu isim verilmiştir.

Fevâşi: Fâşiyenin cem'idir. Fâşiye, yayılan demektir ki, murad keçi, koyun, sığır ve deve gibi yayılarak otlayan hayvanlardır.

Fahme : Aslında kömür demektir. Arablar bir benzetme yaparak ak­şamla yatsı arasındaki karanlığa da fahme demişlerdir.

Nevevi diyor ki : «Bu hadiste dünya ve âhiret mesâlihini bir araya toplayan muhtelif hayır nevilerinden cümleler vardır. Şeytanın eza­sından kurtulmanın yolu da bu âdabı Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) emir buyurmuş, Allah Taûlâ dahi aynı esbabı onun şerrinden kur­tulmaya sebep halketmiştir. Binâenaleyh şeytan kapalı bir kabı açmaya, bağlı bir tulumu çözmeye, kilitli bir kapıyı açmaya ve bir çocuğa veya başkasına ezâ vermeye ancak bu esbabı bulduğu zaman muktedir olabi­lir. Nitekim sahih bir hadîste : .

"Kul evine girerken  besmele çekerse, şeytan : Bize bunların  yanında

gecelemek yok (yâni, bizim  bu  evdekiler üzerine bir sultamız yok) der." buyurulmuştur...»

Bu rivayetlerde bilhassa şeytanın şerrinden korunmaya tenbih buyu-rulmakta, şeytanların geceleyin etrafa dağıldıkları bildirilerek çoluk ço­cuğun ve hayvanatın akşamla yatsı arası olur olmaz yerlere sahnmaması tavsiye edilmektedir. Hadîs-i şerif bütün rivâyetleriyle şeytanların varlı­ğına ve insanlara çeşitli zararlar verebileceğine delâlet etmektedir. Maa­lesef yirminci asır müslümanlarından birçok zavalıllar dinden istifa «et­miş mürtedîerin menfî propagandalarına kapılarak şeytan iddiasını istih­fafla veya açık açık inkârla karşılıyorlar. Bizim vazifemiz bu zavallılara bu yaptıklarının açık açık küfür yâni dinden çıkmak olduğunu hatırlat­maktır. İslâm'ı hiç kabul etmeyenlerle, ondan yeni yeni çıkmış olanlara Allah'dan hidâyet dilemekten başka sözümüz yoktur. Bizim kırkbeş mil­yon müslümanm yaşadığı Türkiye'nin radyolarından onbeş dakikalık bir yayın süresinde cin, şeytan, melek ve mucize gibi şeylere en azından onbeş defa efsâne diyen radyo memur ve amirleriyle de uğraşacak vak­timiz yoktur. Bunun hükümetin lâikliğine ne derecede aykırı bir cüret­kârlık olduğunu hükümeti idare edenler düşünsün. Biz bir defa daha şu­nu te'kid etmek isteriz ki, şeytanlar vardır. Bunların varlığına inanmak bir müslüman için zarurîdir. İnanmayan veya alay edenler derhal dinden çıkarak mürtedler güruhuna dâhil olurlar.

Bu hadîste senenin bir gecesinde vebanın (yâni taun hastalığının) yeryüzüne indiği bildiriliyor.

Cevheri vebayı : «Ekseriyetle Ölüme götüren umumî bir hasta­lıktır.» diye tarif etmiştir.

«Müslim» sarihlerinden Übbî, Cevheri 'nin bu tarifini be­ğenmemiş : «Cevherî'nin söylediği veba malûm olan hastalıktır. Hadîsten anlaşılan bu veba değildir. O başka bir vebadır» demişse de burada hatâ eden Cevheri değil, kendisi olmuştur. Çünkü yeryüzüne indirildiği bildirilen veba hastalıktan başka bir şey değildir. Übbî : «İnmenin hakikati cisimlere mahsustur.» diyor. Bu söz vebanın yere inen bir has­talık olduğuna münafî değildir. Çünkü hastalıkların mikrob denilen ufak hayvanlardan meydana geldiği bugün ispat edilmiş bir keyfiyettir. Mik­roplar gözle görülmeyecek kadar ufak da olsalar birer cisimdirler.

Resûîüllah (Sallallahii Aleyhi ve Sellem) yangına sebebiyet vermemek için evlerde yanan mum, kandil ve gaz lâmbası gibi şeylerin söndürülme­sini eroir buyuruyor. Yangına sebebiyet vermiyeceği kuvvetle kestirilir-se söndürmeden bırakmak da caizdir.

 

13- Yiyip İçmenin Âdabı ve Hükümleri Babı

 

102- (2017) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeyfae İle Ebû Küreyb rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Ebû Muâviye Âmeş'den, o da Hayseme'den, o da Ebû Huzeyfe'den, o da Huzeyfe'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : Peygamber (Sallallahii Aleyhi ve Sellem) 'le birlikte bir yemekte bulunduğu­muz vakit, Resûîüllah (Sallallahii Aleyhi ve Sellem) başlayıp elini sürünceye kadar biz ellerimizi sürmezdik. Bir defa onunla birlikte bir yemekte bu­lunduk, derken koğuluyor gibi (süratle) bir câriye geldi. Ve elini yemeğe sürmeğe kalkıştı. Resûîüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hemen onun elini tuttu, sonra koğuluyor gibi bir bedevi geldi, onun da elini tuttu. Bunun üzerine Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve

«Üzerine besmele çekilmeyen yemeği şüphesiz ki, şeytan helâl sayar.

O bu cariyeyi yemeği onunla helâl etmek için getirdi. Ben de elini tuttum. Bu Bedeviyi dahi yemeği onunla helâl yapmak için getirdi. Ben de elini futtum. Nefsim yed-i kudretinde olan Allah'a yemin olsun ki, onun efi ca­riyenin eliyle birlikte benim elimdedir.»

 

(...) Bize bu hadîsi İshâk b, İbrahim El-Hanzalî de rivayet etti. (De­di ki) : Bize îsa b. Yûnus haber verdi. (Dedi ki) : Bize A'meş Hayseme b. Abdirrahman'dan, o da Ebû Huzeyfe El-Erhabî'den, o da Huzeyfe b. Yeraam'dan naklen haber verdi. (Şöyle demiş) : «Biz Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellemyie birlikte bir yemeğe davet olunduğumuz vakit...»

Ve râvi, Ebû Muâvîye hadîsi mânâsında rivayette bulunmuştur. O cariye ile bedevinin her ikisi hakkında «tard olunuyor gibi» demiş, ha­dîsinde bedevinin gelişini cariyenin gelişinden Önceye almıştır. Hadîsin sonuna da şunu ziyade etmiştir: «Sonra besmele çekti ve yedi.»

 

(...) Bu hadîsi bana Ebû Bekr b. Nâfi' dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdurrahman rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyân Ameş'den bu is-nadla rivayette bulundu ve cariyenin gelişini bedevinin gelişinden Önce zikretti.

Câriye ile bedevinin arkadan koğuluyorlarmış gibi koşarak gel­meleri Kesûlüllah (SaUallahü Aleyhi ve Sellem) başlamadan ve besmele çek­meden yemeğe yetişmek içindir. Onları koşturan şeytandır. Ve maksadına ancak bu suretle erişecektir. Aksi takdirde o yemekten yemesine imkân yoktur. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bunu görünce hem cariye­nin, hem şeytanın ellerinden tutarak kendilerine mâni olmuştur.

«Onun eli cariyenin eliyle birlikte benim elimdedir.»       cümlesindeki

«Onun eli»'nden murad, şeytanın elidir. Bazı rivayetlerde

«Câriye ve bedevinin   elleriyle   birlikte   onun   eli   benim   elimdedir.»

buyurulmuştur. Kaadî Iyâz bu vechin daha doğru olduğunu ri­vayet etmiştir. Maamafih burada olduğu gibi, müfred sigasıyle dani mânâ doğrudur. Çünkü cariyenin eüni zikretmek bedevinin eiini tutmamış ol­mayı iktiza etmez. Rivayet ne şekilde olursa olsun mânâ birdir. O da Resûlüllah {Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'m cariye ve bedevi ile birlikte şeyta­nın elini de tutmasıdır.

Şeytanın yemeği helâl saymasından murad bâzılarına göre hakikaten helâl olacağını itikad etmesidir. Bir takımları bundan murad : «Yemeğin bereketini kaldırmaktır, böyle bir yemeği yiyen doymaz» demişlerdir. Nevevî de şunları söylemiştir : «Helâl sayar cümlesinin mânâsı ye­meğe imkân bulur, demektir. Yâni bir insanın besmelesiz başladığı ye­meği şeytan yer. Fakat besmeleyle başlarsa veya sofradakilerden bazıları besmele çekerse, o yemekten yiyemediği gibi, henüz kimsenin yemediği yemekten de yiyemez. Sonra kelâm ve fıkıh ulemâsı ile muhaddislerin gelmiş geçmiş cumhuruna göre bu hadîs ile şeytanın yemek yediğine dâir vârid olan diğer hadîsler zahirî mânâlarına hamlediîmişlerdir. Yâni şey­tan hakikaten yemek yer. Çünkü bunu akıl imkânsız görmediği gibi, şe­riat da inkâr etmemiş; bilâkis ispat eylemiştir.

Binâenaleyh kabulü ve itikad olunması vâcibdir.»

Hadîsin birinci rivayetinde evvelâ cariyenin, sonra bedevinin geldiği, ikinci rivayetinde ise bunun aksine olarak evvelâ bedevinin, sonra cari­yenin geldiği bildiriliyor. Bu iki rivayetin arası şöyle bulunur : İkinci ri­vayette bedevinin evvel zikredilmesi sözdedir. Cariyenin gelişi bedevinin gelişi üzerine atıf harflerinden (vav) ile atfedilmiştir. Vav tertib icab etmez. Birinci rivayette ise evvelâ cariyenin geldiği zikredilmiş; bedevi­nin gelişi onun üzerine atıf harflerinden (sümme) ile bağlanmıştır. Süm-me tertib ifade eder. Binâenaleyh evvelâ cariyenin, sonra bedevinin gel­diği açıkça anlaşılır. İkinci rivayeti de bu mânâya hamletmek icab eder.

 

Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler;

 

1- Yemeğin de âdabı vardır. Sofraya oturmadan evvelâ büyüklerin ve fazilet sahiplerinin el yıkaması, yemeğe de onların başlaması müste-habdır.

2- İstenmeden yemin etmek caizdir. Bu husustaki tafsilât icab et­tikçe kitabımızın muhtelif yerlerinde verilmişti.

3- Yemeğe başlarken besmele çekmek müstehabdır. Bu hususta ulema müttefikdirler. Yemeğin sonunda Allah'ı hamd etmek, bir şey içerken ve her mühim işe başlarken besmele çekmek dahî müstehabdır. Nevevî diyor ki : «Başkasına işittirmek ve hatırlatmak için ulemâ besmelenin aşi­kâr çekilmesini müstehab görmüşlerdir. Bir kimse yemeğin başında kas-den veya unutarak yahut bilmeyerek veya zorlanmak ve acz gibi ârizî bir sebeple besmeleyi terk etse de yemek esnasında buna imkân bulsa, besmele çekmesi müstehab olur. Çünkü Resûlüllah (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem):

«Bîriniz yemek yiyeceği vakit besmele çeksin; başında besmeleyi unu­tursa, evvelinde de, âhirinde de Bismillah deyiversin.» buyurmuşlardır.

Bu hadîsi Ebû Dâvud, Tirmizî ve başkaları rivayet et­miş; Tirmizî onun hakkında : Hasen sahîh bir hadîstir, demiştir. Su, süt, bal, çorba, ilâç vesair meşrubatı içerken de yemekte olduğu gibi bes­mele çekilir. Besmele, Bismillah demekle çekilmiş olur. Rahman ve Ra-him'ini söyleyerek bütünü okunursa güzel olur.

Besmelenin müstehab oluşu hususunda cünüp, hayızh ve başkaları müsavidir. Yemek yiyenlerden her birinin besmele çekmesi gerekir. Ama içlerinden birinin besmele çekmesiyle asıl sünnet yerini bulur. İmam Şafii bunu nassan bildirmiştir. Buna Peygamber (Sallaliahü Aleyhi ve Sellemyin, şeytan ancak üzerine besmele çekilmeyen yemekten yemeye imkân bulur, hadîsiyle de istidlal edilebilir...»

 

103- (2018) Bize Muhammed b. Müsennâ El-Aııezî rivayet etti. (De­li ki) : Bize Dahhâk (yâni Ebû Asım) İbnü Cüreyc'den rivayet etti. (De­niş ki) : Bana Ebû'z-Zübeyr, Câbir b. Abdillah'dan  naklen haber verdi

 Câbir, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seliem)'i şöyle buyururken işit-niş :

«Bİr adam evine gireceği vakit, girerken ve yemek yerken Allah'ı anar­la şeytan (yardımcılarına) sizin için ne mesken var, ne akşam yemeği! der. ima evine girerken Allah'ı anmazsa, şeytan : Meskene yetiştiniz, der. O adam yemeğine başlarken besmele çekmezse, şeytan : Hem meskene, hem akşam  yemeğine yetiştiniz,  der.»

 

(...) Bu hadîsi hana İshâk b. Mansûr da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ravh b. Ubâde haber verdi. (Dedi ki) : Bize İbn-i Cüreyc rivayet elti. (Dedi ki) : Bana Ebû'z-Zübeyr haber verdi ki, Câbir b. Abdillâh'i Pey­gamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den işittiğini söylerken dinlemiş: Şöyle buyurmuşlar...

Râvi Ebû Âsım'ın hadîsi gibi rivayet etmiştir. Şu kadar var ki o : «Yemeğine başlarken Allah'ın ismini anmazsa, eve girerken Allah'ın İsmini anmazsa...»  demiştir.

 

104- (2019) Bize Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Leys rivayet etti. H,

Bize Muhammed b. Rumlı da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Leys, Ebû'z-Zübeyr'den, o da Câbir'den, o da Resûlüllah (Sailallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen haber verdi :

«Sol elle yemeyin; çünkü şeytan sol eliyle yer»   buyurmuşlar.

 

105- (202) Bize Ebû Bekr b. Ebû Şeybe ile Muhammed !>, Abdillâh b. Nümeyr, Züheyr b, Harb ve İbn-i Ebî Ömer rivayet ettiler. Lâfız İbn-i Nümeyr'indir.  (Dediler ki) : Bize Süfyân, Zühri'den, o da Ebû Bekr b.

Ubeydîllah b. Abdülah b. Öır.er'Hen, o da dedesi İbn-i Ömer'den naklen rivayet etti ki, Resûlüllah JSaüaUahii Aleyhi ve Selleın) ;

«Bîriniz yemek yediği zaman sağ eliyle yesin; su içtiği zaman da sağ eliyle içsin! Çünkü şeytan sol eliyle yer; sol eliyle içer.»  buyurmuşlar.

 

(...) Bize Kuteybe b. Saîd, Mâlik b. Enes'den ona okunanlar meya-nında rivayet etti. H.

Bize İbn-i Niimeyr de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. H.

Bize İbn-i Müsennâ dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yahya rivayet etti. (Bu zât Kattân'dır.) Her iki râvİ TJbeydullah'dan ve bunların hepsi Zührî'den,  Süfyân'ın  isnadıyle rivayette  bulunmuşlardır.

 

106- (...) Bana Ebû't-Tahir ile Harmele de rivayet ettiler. (Ebû't-Tâhir : Bize haber verdi tâbirini kullandı. Harmele ise: Bize Abdullah b. Vehb rivayet etti, dedi.) (Demiş ki) : Bana Ömer b. Muhammed rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Kaasını b. Ubeydillah b. Abdillah b. Ömer, Kasım ona Sâlim'den, o da babasından naklen rivayet etmiş ki : Resûlüllah (Salîailahü Aleyhi ve Sellem);

«Sakın sizden biriniz so! eliyle yemesin ve onunla İçmesin, çünkü şey­tan sol eliyle yer, sol eliyle içer.» buyurmuşlar.

Kavi demiş ki: Nâfi' bu rivayette şunu da ziyade ederdi:

«Sol eliyle alıp vermesin» [5].

Ebû't-Tahir'in rivayetinde: (Sizden bîriniz...)   yerine: «Sakın biriniz...»  İfadesi vardır.

 

107- (2021) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeyhe rivayet etti. /(Dedi ki) : Bize Zeyd b. Hubab, İkrime b. Ammar'dan rivayet etti. (Demiş ki) : Bana tyâz b. Seleme b. Ekva' rivayet etti. Ona da babası rivayet etmiş ki, bir adam Resûlüllah (SaUalîahü Aleyhi ve Sellem)'in yanında sol eliyle yemek yemiş de :

«Sağ elinle ye!» buyurmuşlar. Adam: — Beceremiyorum, demiş. Efendimiz:

«Beceremiyesin! Onu ancak kibir men etti i» buyurmuşlar. Râvİ demiş ki: Bir daha onu ağzına kaldıramadı.

 

108- (2022) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe üe İbn-i Ebî Ömer hep bir­den Süfyân'dan rivayet ettiler. Ebû Bekr (Dedi ki) ; Bize Süfyân b. Uyey-ne, Velid b. Kesîr'den, o da Vehb b. Keysân'dan, o da Ömer b. Ebî Sele-me'den işitmiş olmak üzere rivayet etti. Ömer şöyle demiş : Ben Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem/in terbiyesi altındaydım. (Yemekte) elim tasın içinde dolaşıyordu. Bunun üzerine bana :

«Ey çocuk, besmele çek; sağ elinle ye; ve önünden ye!» buyurdular.

 

109- (...) Bize Hasen b. Ali El-Hulvâni ile Ebû Bekr b. İshâk 1da rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize İbn-i Ebî Meryem rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muhammed b. Cafer haber verdi. (Dedi ki) : Bana Muhammed b. Amr b. Halhale, Vehb b. Keysan'dan, o da Ömer b. Ebî Seleme'den naklen haber verdi ki, şöyle demiş: Bir gün Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)le beraber yemek yedim de, sahanın kenarındaki etten almağa başladım. Bunun üzerine Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem); «önünden ye!» buyurdular.

 

110- (2023) Bize Amr'ıın-Nâkid rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süf-yân b. Uyeyhe, Zührî'den, o da Ubeydullah'dan, o da Ebû Saîd'den nak­len rivayet etti. Ebû Saîd :

Peygamber (Saliallahu Aleyhi ve Sellem) tulumların  hünsalaştırilmasım yasak etti, demiş.

 

111- (...) Bana Harmele b. Yahya da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize tbni Vehb haber verdi. (Dedi ki) : Bana Yûnus İfcni Şihâb'dan, o da Ubeydullah b. Abdillah b. Utbe'den, o da Ebû Saîd-i Hudrî'den, naklen haber verdi ki, şöyle demiş :

Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) tulumların hünsalaştırilmasını, ağızlarından içilmesini yasak etti.

 

(...) Bize bu hadîsi Abd b. Humeyd de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdürrezzâk haber verdi. (Dedi ki) : Bize Mamer, Zührî'den bu isnadla bu hadîsin mislini haber verdi. Yalnız o:

«Tulumların hünsalaştırılması ağzı aşağı çevrilerek o sudan içmektir.» demiştir.

Bu hadîslerden Ömer b. Ebî Seleme rivayetini Buhâri «Etime» bahsinde; Ebû Saîd rivayetini «Kitâb'ul-Eşribe»

de; Ebû Dâvud, Tirmizî ve İbn-i Mâce aynı riva­yeti «Kitâb'ul-Eşribe»'de muhtelif râvilerden tahrîc etmişlerdir. Bütün bu hadîsler yemek yerken besmele çekilmesine ve yemeğin sağ elle yenilme­sine delâlet etmektedirler. Sol elle yemenin şeytan işi olduğu bildirildi­ğine göre hadîsin zahiri şeytanın eli olduğunu, onun da yeyip içtiğini gös­termektedir. Ulema bu hususta ihtilâf etmişlerdir. Tiybî'ye göre şey­tanın sol elle yeyip içmesi insanlardan olan yardımcılarını buna sevk et­mesidir. Maksadı sâlih kullara zarar vermektir. Bâzıları burada hadîsin zahiri mânâsından ayrılmaya sebep görmemiş : «Evlâ olan, haberi zahiri mânâsı üzere bırakmak ve şeytan hakikaten yer içer demektir. Çünkü akıl bunu imkânsız görmez. Hadîsle de sabit olmuştur. Binâenaleyh te'-vüe ihtiyaç yoktur.» demişlerdir.

Ke1âbâdî şöyle diyor : «Şeytan bir cisimdir. Onun sağ eü ola­bilir. Lâkin sağ eliyle yemek yemez. Çünkü onun yaratılışı aksine çev­rilmiştir. Peygamber (Sailallahii Aleyhi ve Sellem) de onun yaptığı gibi yap­maktan men etmiştir. İnsanın solu uğursuzdur, denilebilir. Buna delil Peygamber (Sailallahii Aleyhi ve Sellem) 'in sol eli taharetlenmek için tâyin buyurması ve kıyamet gününde kâfire kitabının solundan verilmesidir. Binâenaleyh şeytanın her iki eli sol olabilir. Zira kendisi uğursuzdur. Peygamber (Sailallahii Aleyhi ve Sellem) yemeğin bereketi gitmesin diye mü­mine sol eliyle yemesini yasak etmiştir.» Nevevî de diyor ki: «Bu ve bundan sonraki hadîsler de sağ elle yiyip içmenin müstehab, sol elle yiyip içmeninse mekruh olduğuna delil vardır. Nâfi buna alıp ver­meyi de ziyâde etmiştir. Fakat bu hüküm sağ elle yiyip içmeye hastalık, yara ve daha başka bir özür olmadığına göredir. Özür bulunursa sol elle yemekte, içmekte kerahet yoktur.»

Aynî şeytanlar hakkında ulemâdan üç kavi naklediyor. Birinci kavle göre şeytanların bir kısmı yeyip içerler. İkinci kavle göre bir kısım şeytanlar yemezler içmezler. Üçüncü kavle göre bütün şeytanlar yeyip içerler. Aynî bu üçüncü kavil için itibardan sakıttır, diyor. Hadîsin Seleme rivayetlerinden bîrinde bir adam diye bahsedilen zat Büsr b. Râî  E1-Ayr'dır. Bu zat meşhur bir sahâbîdir.

Kaadî   Iyâz   hadîste onun hakkında:

«Onu ancak kibir men etti.» buyurulmasına bakarak onun bir müna­fık olduğuna hükmetmek istemişse de bu doğru değildir. Zira mücerret kibir ve muhalefet münafık olmayı gerektirmez. Ancak buradaki emir vücub içinse ona itaat etmediğinden dolayı günahkâr olur.

Hz. Ömer b. Ebî Seleme: «Ben ResûlüHah (Saliallahu Aleyhi ve Seltem) 'in terbiyesi altındaydım» demekle onun üvey oğlu olmak şerefine erdiğini anlatmak istemiştir. Çünkü annesi Ümmü Sele­nie «Ezvâcı Tahirat» 'tandır.

Hadîsin son rivayetlerinde zikri geçen ihtinas kelimesinin asıl mâ­nâsı kırılıp bükülmek, kırıtmaktır. Bundan dolayı tabiat ve konuşmasın­da kadınlara benzeyen erkeklere muhannes, hem erkeklik hem de kadın­lık uzvu olan insanlara da hünsa derler. Burada bu kelimeden murad tu­lumu ağzı aşağı çevirerek ondan su içmektir. Ulemâ buradaki nehyin ha­ram değil, keraheti tenzihiye ifade ettiğinde müttefiktirler. Nehye sebep tulumun içinde zehirli veya zararlı bir madde olup da görmeden içenin karnına gitmesi ihtimâlidir, deniliyor.

 

Bu Rivayetlerden Çıkarılan Hükümler:

 

1- Eve girerken ve yemeğe başlarken besmele çekmek müstehabdır.

2- Sağ elle yiyip içmek müstehab, sol elle yiyip içmek mekruhtur. Mğer ki, bir özür buluna.

3- Şeytan fiillerine benzeyen işlerden kaçınmak gerekir.

4- Şeytanların iki eli vardır. Onlar da insanlar gibi yiyip içerler.

5- Özürsüz şeriatın hükmüne muhalefet eden kimseye beddua edi­lebilir.

6- İyiliği emir, kötülükten nehiy müslümanların bütün hallerde hat­tâ yemeklerde bile vazifesidir.

7- Anne ve babaların çocuklarına yemek yemenin adabını öğretme­leri gerekir.

8- Resulü Ekrem (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem)'in :

«Ey çocuk, benimle besmele çek! Sağ elinle ye ve Önünden ye!» hadî­sinde yemek âdabını bildiren üç sünnet vardır. Bunlar: Besmele çekmek, sağ elle yemek ve önünden yemektir. Önünden yemenin yasak edilmes nezakete aykırı düştüğü, bir de çorba ve tirit gibi şeylerde yanında otu ram iğrendirdiği içindir. Suyu tulum ve desti gibi şeylerin ağzından iç mek de böyledir. Bunun yasak edilmesi de bazılarına göre başkalarım iğ rendirdiği, bazılarına göre de kabın ağzını fena kokuttuğu içindir.

 

14- Ayakta Su İçmenin Mekruh Oluşu Babı

 

112- (2024) Bize Heddâb K Hâlid rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hem mam rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Katâde, Enes'den rivayet etti ki, Pey­gamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ayakta su içmekten men etmiş.

 

113- (...) Bize Muhammed b, Müsennâ rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Afadü'1-A'lâ rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Saîd, Katâde'den, o da Enes'den, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seliem) 'den naklen onun bir kimseyi ayakta su içmekten nehiy buyurduğunu rivayet etti. Katâde (Demiş ki) : (Biz Enes'e : Ya yemek ne olacak?) dedik. «O daha beter yahut daha kötüdür» cevâbını verdi.

 

(...) Bize bu hadîsi Kuteybe b. Saîd ile Ebû Bekr b. Ebî Şeybe de rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Veki' Hişâm'dan, o da Katâde'den, o da Enes'den, o da Peygamber (Sallaltahü Aleyhi ve Sellem) 'den bu hadîsin mislini rivayet etti ama Katâde'nin sözünü (Hişâm) anmadı.

 

114- (2025) Bize Heddâb b. Hâlİd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hem-mâm rivayet etti.  (Dedi ki) : Bize Katâde, Ebû îsa El-Üsvârî'den, o da Ebû Saîd-i Hudrî'den naklen rivayet etti ki, Peygamber (Sallallakü Aleyhi ve Sellem)  ayakta su içmekten men etmiş.

 

115- (...) Bize Züheyr b. Harb ile Muhammed b. Müsennâ ve İbn-i Beşşâr rivayet ettiler. Lâfız Züheyr ile İbn-i Miisennâ'nındır. (Dediler ki) : Bize Yahya b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Katâde Ebü tsa El-Üsvarî'den [6], o da Ebû Saîd-i Hud­rî'den, o da Resûlüllah (SaŞallahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen rivayet etti ki: Ayakta su İçmekten nehiy buyurmuşlar.

 

116- (2026) Bana Abdu'l-Cebbâr b. Ala' rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Mervân (yâni El-Fezârî) rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ömer b. Hamza rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Ebû Gatafan El-Mürrî haber verdi ki, ken­disi Ebû Hüreyre'yi şöyle derken işitmiş.

Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Sakın biriniz ayakta su içmesin! Her kim unutursa kusuversin!» buyurdular.

Bu rivayetler ayakta su içmenin yasak edildiğini gösteriyor. Ulema­nın bu babdaki sözlerini az sonra göreceğiz.

«Her kim unutursa kusuversin...» cümlesi nedip ve istihbab mânâsına alınmıştır. Yâni unutarak ayakta su içen kimsenin, o suyu kusması müs-tehab olur. Delili bu hadîsdir. Çünkü emri vücûba hamletmek mümkün olmazsa istihbab mânâsına alınır.

Hadîsin ikinci rivayetinde Katâde, Hz. Enes'in : O daha beter mi, yoksa daha kötü mü dediğinde şekketmiştir. Eşerr kelimesi ism-i tafdil olarak az kullanılmakla beraber fasihdir. Kelime birçok sahih hadişlerde bu tarzda kullanılagelmiştir. Binâenaleyh hakkında ileri geri söz söylemek doğru değildir.

 

15- Ayakta Zemzem İçme Hususunda Bir Bab

 

117- (2027) Bize Ebû Kâmil El-Cahderî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Avâne, Âsim'd an, o da Şa'bî'den, o da îbn-i Abbâs'dan naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : Resûlüllah (Sallallahü Aleyhive Sellem)'e zemzem sun­dum; ayakta olduğu halde içti.

 

118- (...) Bize Muhanrmed b. Abdillah b. Nümeyr de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyân, Âsım'dan, o da Şa'bî'den, o da İbn-ü Abbâs'dan naklen rivayet etti: Peygamber (Sallatlahü Aleyhi ve Sellem) bir kova zemzemden ayakta olduğu halde zemzem içmiş.

 

119- (...) Bize Süreye b. Yûnus dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hüşeym rivayet etti.   (Dedi ki) : Bize Asım El-Ahvel haber verdi. H.

Bana Yâkub Ed-Devrakî ile İsmail b. Salim de rivayet ettiler. (İs­mail : Bize haber verdi tâbirini kullandı. Ya'kub ise bize Hüşeym rivayet etti dedi.) (Demiş ki) : Bize Âsım-ı Ahvel ile Muğıre, ga'bî'den, o da İbni Abbâs'dan naklen rivayet etti ki: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) zemzemden ayakta olduğu halde içmiş.

 

120- (...) Bana UbeyduIIah b. Muâz dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be, Âsım'dan rivayet etti. O da Şa'bî'yi, Şa'bî de İbn-i Abbâs'ı dinlemiş. İbn-i Abbâs (şöyle demiş) : Resûlüllah (Salîallahü Aleyhi ve Sellem) 'e zemzemden sundum da ayakta iç­ti. Beyt-i Şerifin yanında iken su istedi.

 

(...) Bize bu hadîsi Muhammed b. Beşşâr da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. H.

, Bana bu hadîsi Muhammed b. Müsennâ dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Vehb b. Cerir rivayet etti. Her iki râvi Şu'be'den bu isnadla riva­yette bulunmuşlardır. İkisinin hadîsinde de: «Ona bir kova getirdim» cümlesi vardır.

Bu hadîsi Buhârî «Hacc» bahsinde, «Eşribe»'de; Tirmizî «Eşribe» ile «Şemail» bahislerinde; Nesâî «Hacc»'da; îbn-i Mace  «Eşribe» bahsinde muhtelif râviîerden tahrîc etmişlerdir.

Nevevî diyor ki: «Bu hadîslerin mânâsı bazı ulemaya müşkül görünmüş hattâ bu babda bâtıl sözler söylenmiş, daha da ileriye gidilerek bunların bazısını zayıf çıkarmak cüretkârlığında bulunulmuştur. Onlar hakkında bâtıl iddialar ileriye sürülmüştür ki, bizim bunları anmaya ni­yetimiz yoktur. Sünnetleri tefsir ederken bâtıl ve yanlış sözlerin yayıl­masında bir mânâ yoktur. Biz doğru olanı anlatacağız...» Bundan sonra Nevevî bazısı ayakta su içmekten men edildiğini, bazısı da bizzat Resûlüllah (Saîlallahü Aleyhi ve Sellem)'in ayakta zemzem içtiğini bildiren bu hadîsler arasında işkâl ve zayıflık bulunmadığını, bilâkis hepsinin sa-hîh olduğunu söylüyor. Ve: «Bu hadîslerdekî nehiy kerâhet-i tenzihiy-yeye hamledilmiştir. Resûlüllah (Saîlallahü Aleyhi ve Sellem) 'in ayakta iç­mesi ise caiz olduğunu beyân içindir. Binâenaleyh ne işkâl vardır, ne de tearuz!.. Bizini şu anlattığımızı kabul etmek aynen lâzımdır. Hadîsler ara­sında nesih veya başka bir şey iddia edenler fena halde hata etmişlerdir. Hadîslerin arasını bulmak imkânı varken neshe nasıl gidilebilir?» diyor.

Bu mevzuda Aynî de şunları söylemiştir: «Bilmiş ol ki, ayakta su içme hususunda birçok hadîsler rivayet olunmuştur. Bunlardan bir kıs­mı bunu men eder. Müslim bu hususta ayrıca bir bâb yapmıştır.» Aynî babımızın hadîslerine işaret ettikten sonra sözüne şöyle devam ediyor: «Bir kısmı da ayakta su içmeyi mubah kılar. Buhâri 'nin ri­vayet ettiği ve hakkında bir bâb ayırdığı hadîsler bunlardandır.» Burada Aynî Hz. Alî ile İbn-i Ömer 'den, Sa'd b. Ebî Vakkas'dan ve şâir bazı ashab-ı kiramdan ayakta su içmenin caiz ol­duğunu bildiren hadîsler rivayet etmiştir. Meselâ: İbn-i Ömer hadîsinde:

«Biz ResûlÜllah (Sallallahü Aleyhi ve Seliem) devrinde yolda giderken yemek yer; ayakta olduğumuz halde su içerdik» denilmektedir. Bu hadîsi Tirmizî rivayet ettikten sonra hasen sahîh garibdir, demiştir. Amr b. Şuayb'm babasından, onun da dedesinden rivayet ettiği bir hadîste :

«Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seîlem) 'in hem ayakta, hem de oturur­ken su içtiğini gördüm.» denilmektedir. Tirmizî bu hadîs hakkında da hasen'dir, demiştir.

Hâsılı Aynî ulemânın bu bâbda hadîslerin ihtilâfına göre ihti­lâfa düştüklerini söylemiştir. Binnetîce Hasan-ı Basrî, îbrahim Nehâî ve Katâde ayakta su içmenin mekruh oldu­ğunu söylemişlerdir. Bu kavil Hz. Enes'den de rivayet olunmuştur. Şa'bî, Saîd b. Müseyyeb, Tavus, Saîd b. Cübeyr ve Mücahid ayakta su içmekte bir beis görmemiştir. Bu kavil de İbn-i Abbâs, Ebû Hüreyre, Ömer b. Hattâb, Abdullah b. Ömer, Abdullah b. Zübeyr   ve   Âişe (Radiyaliahü anha) hazeratından rivayet olunmuştur.

 

16- Aynı Kabın Îçine Solumanın Keraheti ve Kabın Dışına Üç Defa Teneffüs Etmenin Müstehab Oluşu Babı

 

121- (267) Bize İbn-i EM Ömer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Sekafî Eyyûb'dan, o da Yahya b. Ebî Kesir'den, o da Abdullah b. Ebî Katâde'den, o da babasından naklen rivayet etti ki, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seliem) icabın içine solumaktan nehiy buyurmuş.

 

122- (2028) Bize Kuteybe b. Saıd ile Ebû Bekr b. Ebî Şeybe riva­yet ettiler. (Dediler ki) : Bize Veki' Azra b. Sabit El-Ensârî'den, o da Sümâme b. Abdillah ta. Enes'den, o da Enes'den naklen rivayet etti ki, Besûlüllah (SaUaîlahü Aleyhive Seîlem) kabın İçine üç defa şolurmuş.

 

123- (...) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdül-Vâris b. Saîd haber verdi. H.

Bize Şeyban b. Ferrûh da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdü'l-Vâris Ebû Isâm'dan, o da Enes'den naklen rivayet etti. Enes şöyle demiş: Re-sûlilllah (Saüallahü Aleyhi ve Sellem) içtiği şeyin içine Üç defa solur ve:

«Bu daha kandırıcı, daha salim ve afiyetüdir.» buyururdu.

Enes : «İşte ben de içilen şeyin içine üç defa soluyorum,» demiş.

 

(...) Bize bu hadîsi Kuteybe b. Saîd ile Ebû Bekr b. EM Şeybe de rivâyeî ettiler. (Dediler ki) : Bize Vekİ', Hişâmı Destevâî'den, o da Ebû Isâm'dan [7], o da Enes'den, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seîlem) den naklen bu hadîsin mislini rivayet etmiştir. O «Kabın içine» demiştir.

Babımızın Ebû Katâde rivayetini Buhâri «Kitâbu'l-Vudu» ve «Kltabu'l-Eşribe»'de; Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî ve îbn-i Mâce «Taharet» bahsinde; Enes hadîsini Buhâri, Tirmizî ve îbn.i Mâce «Kitâbu'l-Eşribe»'de; Nesâî «Velîme» bahsinde muhtelif râvilerden tahrîc etmişlerdir. Nevevî: «Bu iki hadîs bizim yaptığımız başlığa hamledilmiştir. Bunların biri başlığın evveline, diğeri sonuna aiddir,» diyor. Nevevî bu sö­züyle birinci hadîsinde kab içine solumanın mekruh, ikinci hadîsinde ka­bın içinde soluk almanın müstehab olduğuna delil teşkil ettiğini anlatmak istemiştir.

Teneffüsün iki mânâsı vardır. Birisi suyu içip, bardağı ağzından ayır­madan onun içine solumaktır. Bu mekruhtur. Diğeri suyu ve benzeri bir şeyi üç nefeste içmek ve her nefeste kabı ağzından ayırarak dışarıya so­lumaktır. Terkibin aslı havanın veya başka bir şeyin ciğerden çıkmasına delâlet eder. Kabın içine solumaktan nehiy buyurulması bir terbiye ve nezâket yasağıdır. Çünkü soluyan kimsenin ağzından veya burnundan ka­bın içine başkalarını iğrendirecek salya, pis koku ve yemek kırıntısı gibi şeyler karışabilir. Bir de bu şekilde su içmek hayvanların âdetidir. İnsan­lar için bu işin âdabı üç nefeste içmek ve her nefeste kabı ağzından ayır­maktır. Kabın dışına solumak makbul bir nezâkettir. Hz. Enes'in: «Peygamber (Saîlallahü Aleyhi ve Seliem) kabın İçine üç defa solurdu» de­mesi içerken her defa kabı ağzından ayırmak şartıyle üç defa nefes alır­dı manasınadır. Hele de hadîsin sonunda: «Bu daha kandırıcı, daha sa­lim ve daha afiyeflidîr» buyurduğuna göre, kabın içine solumuş olması bahis mevzuu değildir. İçine soluduğunu kabul etsek bile, bunu caiz ol­duğunu bildirmek için yapmıştır. Yahut buradaki yasak Peygamber 'den başkalarına mahsustur, deriz.

Bu babda kablardan içilen ve yenilen her şeyin hükmü müsavidir.

tbn-i Âbbâs (Radiyallahu anh) 'm su içtiği zaman iki defa nefes alirdığı rivayet olunmuştur. Maamafih bu iki ile iktifa edileceğine nassan delil teşkil etmez. Esasen su içerken müstehab olan, üç defa kabın dışına nefes almaktır. Bu rivayetlere bakarak ulemâ bir nefeste su içmenin caiz olup olmadığında ihtilâf etmişlerdir. Said b. Müseyyeb ile Ata' b. Ebî Rebah'm bir nefeste su içmeye cevaz verdikleri rivayet olunur. îbn-i Abbâs (Radiyallahu anh) ile Tavus ve îkrime bir nefeste su içmenin mekruh olduğuna kaildirler. îbn-i Abbâs:   «Bu şeytan içişidir.»  demiştir.

Esrem bu babda şunları söylemiştir: «Bu hadîsler zahirlerine göre muhteliftirler. Bizce bu hususta çözüm yolu bir, iki, üç ve daha fazla nefes alarak içmenin caiz olmasıdır. Zira bu hususta rivayetlerin muh­telif olması kolaylığa delâlet etmektedir. Ama üç nefesi ihtiyar ederse iyi olur.»

 

17- Su, Süt ve Benzerlerini (Sunmaya)' Başlayanın Sağından Döndürmenin Müstehab Oluşu Babı

 

124- (2029) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Mâlik'e, İbn-i Şihab'dan dinlediğim, onun da Enes b. Mâlik'den rivayet ettiği şu hadîsi okudum:

«Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e su ile karıştırılmış süt getir­diler. Sağında bir bedevi, solunda da Ebû Bekr vardı. Sütü içti, sonra bedeviye verdi. Ve: Evvelâ sağ, sonra onun sağı... buyurdular.»

 

125- (...) Bize Ebû Bekr b. EM Şeybe ile Amr'un-Nâkid, Züheyr b. Harb ve Muhammed b. AbdİHah b. Nümeyr rivayet ettiler. Lâfız Zü-heyr'indir. (Dediler ki) : Bize Süfyân b. Uyeyne, Zührî'den, o da Enes'-den naklen rivayet etti. Enes şöyle demiş:

—  Ben on yaşında iken Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)   Me­dine'ye geldi. Yirmi yaşında iken de vefat etti. Annelerim beni ona hiz­mete teşvik ediyorlardı. Derken  evimize   (gelerek) yanımıza girdi.  Biz de kendisine evde beslediğimiz bir koyundan süt sağdık, süte evdeki bir kuyudan su katıldı ve Eesûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) içti. Bunun üzerine Ömer ona — Ebû Bekr solunda olduğu halde —:

—  Yâ Resûlallah! Ebû Bekr'e ver! dedi. Fakat Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) onu sağındaki bedeviye verdi. Ve :

«Evvelâ sağ, sonra onun sağı!..» buyurdular.

 

126- (...) Bize Yahya b. Eyyûb ile Kuteybe ve Alî b. Hucr rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize İsmail (Bu zât İbn-i Cafer'dir) Abdullah b. Atdirrahman b. Ma'mer b. Hazm Ebû Turâlete'l-Ensârî'den [8] rivayet etti. O da Enes b. Mâlik'dcn dinlemiş, H.

Bize Abdullah b. Mesleme b. Ka'neb de rivayet etti. Lâfız onundur. (Dedi ki) : Bize Süleyman (yâni İbn-i Bilâl) Abdullah h. Abdirrahman'-dan rivayet etti. O da Enes b. Mâlik'i rivayet ederken dinlemiş. Enes şu­nu söylemiş: Bize Resûlülîah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) evimize geldi. Az sonra su istedi. Biz de onun için bir koyun sağdık. Sonra o süte şu ku­yunun suyundan kattım da Resûlülîah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)1 g ver­dim. ResûlüUah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (sütü) İçti. Ebû Bekr solun­da, Ömer karşısında, bir bedevi de sağında bulunuyordu. Resûlülîah (Sallallahü A leyhi ve Sellem) içmesini bitirdikten sonra, Ömer kendisine Ebû Bekr'i göstererek:

— İşte Ebû Bekr ya Resûlallah! dedi. Fakat Resûlüallah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bedeviye verdi. Ebû Bekr'Ie Ömer'i bıraktı. Ve Resûlülîah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)

«Sağdakiler, sağdakıler, sağ da kiler!» buyurdu.

Enes: «Şu halde bu sünnettir; şu halde bu sünnettir; şu halde bu sünnettir!» demiş.

Bu hadîsi Buhâri  «Hibe» bahsinde tahrîc etmiştir.

Buradaki bedevinin Hâ1id b. Ve1id (Radiycülahu anh) oldu­ğu söylenir. Fakat Aynî bunu kabul etmek istememiştir. Hadîsin ge­rek «eymen» şeklinde müfred, gerekse «eymenûn» şeklinde cem' olarak rivayet edilen cümleleri mansub ve merfu' şekillerde rivayet olunmuştur. Mansûb okunduğuna göre cümle: «Sağdakine ver...» Merfu' okunduğuna göre: «Sağdaki daha lâyıktır...» diye takdir olunur. Ve her iki vecihle sahihtir. Fakat «EI-Eymenûn» şeklindeki cem' rivayeti müfred rivayeti­nin de merfu' okunmasını tercih ettirir.

Hz, Enes'in annelerinden murad hakikî annesi Ümmü Su1eym ile teyzesi   Ümmü   Hıram   ve diğer yakınlarıdır.

Hz. Ömer'in Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e seslenerek «îşte Ebû Bekr* demesi unutulacağından endişe ederek onu hatırlatmak, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in sağında oturan bedeviye de Ebû Bekr'in büyüklüğünü bildirmek içindir. Süte su katmanın hikmeti onu hafifletmek veya soğutmak yahut bütün cemaata yetsin diye çoğaltmaktır.

 

Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler;

 

1- Su ve süt gibi, komşular arasında istenmesi âdet olup, hoş görü­len şeyleri istemekte beis yoktur.

2- Su isteyen bir kimse içtiği sudan başkasına verecekse sağ tara-findakinden başlaması sünnettir. Velevki solunda oturan ondan daha fa­ziletli olsun.

3- Dostları evlerinde ziyaret sünnettir.

4- Su katılmış sütü içmek caizdir. Ancak satılacak süte su katmak caiz değildir. Çünkü kıyanet olur.

5- Bir yere herkesten erken gelip oturan kimse, o yere sonradan gelenlerden daha lâyık ve hak sahibidir.

 

127- (2030) Bize Kuteybe b. Saîd Mâlik b. Enes'den —ona oku­nanlar meyanmda— o da Ebû Hâzim'den, o da Sehl b. Sa'd Es-Sâidî'den naklen rivayet etti ki,: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Selletn)'e içecek bir şey getirmişler, o da ondan içmiş. Sağında bir çocuk solunda ise yaşlılar,

bulunuyormuş. Resûlüllah    çocuğa:

«Bunlara vermeme bana izin verir misin?»  diye sormuş. Çocuk:

— Hayır!     Vallahi  senden  gelen  nasibime  kimseyi  tercih  edemem! demiş.

Râvi diyor ki: «Bunun üzerine Resûlüllah (Sallallahii Aleyhi ve Settem) onu çocuğun eline bıraktı.»

 

128- (...) Bize Yahya b. Yahyâ rivâyet etti. (Dedi ki) : Bize Abdül Aziz b. Ebî Haz i m haber verdi. H.

Bize bu hadîsi Kuteybe b. Saîd de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yâkub, yâni İbn-i Abdirrahman El-Kaarî rivayet etti. Her iki râvi Ebû Hâzim'-den, o da Sehl b. Sa'd'dan, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)*den bu hadîsin mislini rivayet etmişler. Ama «Onu bıraktı» dememişlerdir. Lâkin Yâkub'un rivayetinde: «Onu ona verdi dedi» cümlesi vardır.

Bu hadîsi    Buhâri    «Müsâkaat» bahsinde tahrîc etmiştir.

Bu hadîsteki içilecek şeyden murad dahi yukarkinde olduğu gibi, su katılmış süttür. Bahsedilen çocuk Fadl b. Abbâs (Radiyallahu anh) dır. Bunu İbn-i Tin hikâye ettiği gibi, Abbâs'm kardeşi Abdullah   olduğunu da rivayet etmiştir.

Nevevî diyor ki: «Bu hadîsler bu açık sünneti beyan etmekte­dirler. Mezkûr beyan şeriatın birçok delillerinden anlaşılan her nevi ik­rama sağdan başlamanın müstehab olduğuna uygundur. Hadîs-i şerif içi­len şeylerde ikrama —yaşça küçük veya mertebece düşük bile olsa — sağdakinden başlanacağına delildir. Çünkü Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) sütü bedevi ile çocuğa Hz. Ebû Bekr'den önce vermiştir. Fazilet sahipleriyle büyüklerden başlanması meselesi başka sıfatlarda'bir­birlerine denk oldukları zamandır...»

Bazı rivayetlerde bahsi geçen çocuğun tıbn-i Abbâs (Radiyallahu anhı) olduğu kaydedilmektedir. Fakat İbn-i Abbâs 'm bulunduğu vak'a da Hz. Meymûne'nin evinde geçmiştir. Enes (Radiyallahu anh) rivâyetindeki vak'a ise kendi evinde cereyan etmiştir. Binâenaleyh bunlar bir değil, ayrı ayrı vak'alardır.

 

18- Parmakları ve Kabı Yalamanın, Bulaşan Pisliği Sildikten Sonra Yere Düşen Lokmayı Yemenin Müstehab Oluşu ve Eli Yalamadan Silmenin Keraheti Babı

 

129- (2031) Bize Ebû Bekr b. EM Şeybe ile Amru'n-Nâkıd tshâk b. İbrahim ve İbn-i Ebî Ömer rivayet ettiler. (İshâk: Ahberanâ Ötekiler ise: Haddesenâ tâbirlerini kullandılar.) (Dediler ki) : Bize Süfyân, Amr'-dan, o da Atâ'dan, o da İbn-i Abbâs'dan naklen rivayet etti, (Şöyle de­miş) ; Resûlüllah (SallaUahü Aleyhi ve Sellem):

«Birinin bir yemek yediği vakit etini yalamadıkça yahut yalatmadıkça onu silmesin!» buyurdular.

 

130- (...) Bana Harun b. Abdillah rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hac-câc b. Muhammed rivayet etü. H.

Bize Abd b. Humeyd de rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Ebû Asım ha­ber verdi. Bunlar toptan İbn-i Cüreyc'den rivayet etmişlerdir. H,

Bana Züheyr b. Harb da rivayet etti. Lâfız onundur. (Dedi ki) : Bize Ravh b. Ubâde rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbn-i Cüreyc rivayet etti. (De­di ki) : Ata' şunu söylerken işittim. İbn-i Abbâs'ı dinledim, §unu söylü­yordu :

Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Biriniz yemekten yediği vakit yalamadıkça veya yalatmadıkça elini silmesin!» buyurdular.

 

131- (2032) Bize Ebû Bekr b. EM Şeybe ile Züheyr b. Harb ve Muhammed b. Hatim rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize İbn-i Mehdî, Süf-yân'dan, o da Sa'd b. İbrahim'den, o da İbn-i Ka'b b. Mâlik'den, o da babasından naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : Ben Peygamber (Sailallahü Aleyhi ve Sellem)'i yemekten  (kalkarken)  üç parmağım yalarken gördüm.

İbni Hatim: «Üç'ü zîkretmemiştir. İbni Ebî Şeybe kendi rivayetinde Abdurrahman  b. Ka'b'dan, o da babasından» dedi.

 

(...) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Muâviye, Hişam b. Urve'den, o da Abdurrahman b. Sa'd'dan, o da İbn-i Ka'b b. Mâlik'den, o da babasından naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : Kesûlüllah (Sailallahü Aleyhi ve Sellem) üç parmakla (yemek) yer; elini silmeden Önce yalardı.

 

132- (...) Bİze Muhammed b. Abdillah b. Nümeyr de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hişâm Abdurrah­man b. Sa'd'dan rivayet etti ki, ona da Abdurrahman b. Kâ'b b. Mâlik — yahut Abdullah b. Kâ'b— babası Ka'b'dan naklen haber vermiş. Ba­bası kendilerine anlatmış ki : Resûlüllah (Sallallahit Aleyhi ve Sellem) üç par­makla yemek yermiş. Yemekten kalktı mı parmaklarını yalarmış.

 

(...) Bize bu hadisi Ebû Küreyb de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbn-İ Nümeyr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hişam, Abdurrahman b, Sa'd'dan rivayet etti. Ona da Ahdurrahman b. Kâ'b b. Mâlik'Ie, Abdullah b, Kâ'b — yahut tunlardan biri— babası Kâ'b b. Mâlik'den, o da Peygamber (SalkıHahii Aleyhi ve Sellem) den naklen  bu hadîsin  mislini rivayet etmiştir

 

133- (2033) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeyhe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyân h. Uyeyne EbıYz-Zübeyr'den, o da Câbir'den naklen rivayet etti ki, Peygamber (Saiiailahü Aleyhi ve Sellem) parmaklarla sahfuım yıkan­masını emir buyurmuş :

«Çünkü siz  bereketin   hangisinde olduğunu   bilmezsiniz;)  demiştir.

 

134-.MnhünuiH'd h. Ahdillah h. Niin.-^yr rivayet etti. (De­di ki): Bize babam rivayet etti. t'Dedi ki): Bize Süfyân Ebû/-Züheyr-den,  o  da   CâbirVlen   n.îkit'n   rivayet   etti.  Câhir  şoyîe   demiş :   Resûlüllah(Sallallahü Aleyhi ve Sellem)

«Birinizin lokması düştüğü vakit hemen onu alsın ve Üzerindeki bu­laşığı gidererek yesin, onu şeytana bırakmasın! Parmakların] yalamadıkça elini mendile silmesin çünkü bereket yemeğinin hangisinde olduğunu bilmez.»  buyurdular.

 

(...) Bize bu hadîsi İshâk b. İbrahim dahi rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Dâvud El-Hâ£eri haber verdi. H.

Bana bu hadîsi Muhammed b. Râfi' de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdürrezzâk rivayet etti. Her iki râvi Süfyân'dan b« isnadla bu hadîsin mislini rivayet etmişlerdir.

Her ikisinin hadîsinde de :

«Elini yalamadıkça yahut yalatmadıkça mendille silmesin.» ibaresi ve ondan sonrası vardır.

 

135- (...) Bize Osman b, Ebî Şeyhe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Cerir, A'meş'den, o da Eibû Süfyân'dan, o da Câbir'den naklen rivayet etti. Câbir şöyle demiş: Ben Resûîüllah ıSallallahü Aleyhi ve. Scllem) 'i şöyle buyururken işittim:

«Şüphesiz şeytan her halu sânında sizden birinize gelir. Hattâ yemeği esnasında da gelebilir. İmdi birinizden lokma düşerse hemen ondaki bu­laşığı gidersin, sonra onu yesin! Onu şeytana bırakmasın. Yemekten ayrıl­dığı zaman parmaklarını yalarsın. Çünkü bereketin yiyeceğinin hangisinde olduğunu  bilmez.»

 

(...) Bize bu hadîsi Efciû Küreyb\ile İshâk b, İbrahim de hep birden Ebû Muâviye'den, o da A'nneş'den bü( isnadla :

«Birinizin  lokması  düşerse  ilah...»  şeklinde  rivayet  ettiler.  Râvi  ha­dîsin   başını :

«Şüphesiz şeytan  bîrinize gelir.»  cümlesini anmamıştır.

 

(...) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Mu-hammed b. FudayI, A'meş'den, o da Ebû Salih ile Efeû Süfyân'dan, onlar da Câbir'den, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'âen parmak ya­lama hakkında... Bir de Ebû Süfyân'dan, o da Câbir'den, o da Peygamber (SallaUahü Aleyhi ve Sellem) den lokmayı da zikrederek yukarkilerin hadîsi gibi rivayette bulunmuşlardır.

 

136- (2034) Bana Muhammed b. Hatim ile Ebû Bekr b. Nâfi' El-Abdî rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Behz rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hammad b. Seleme rivayet etti, (Dedi ki) : Bize Sabit, Enes'den rivayet etti ki: ResûİüIIah (SallaUahü Aleyhi ve Sellem) yemek yediği vakit üç par­mağını yıkar ve şöyle buyururmuş :

«Birinizin lokması düştüğü vakit hemen omdan bulaşığı gidersin ve onu yesin, onu şeytana bırakmasın!» buyururdu. Bîr de bize sahanı silme­mizi emir buyurdu :

«Çünkü siz bereketin hangi yiyeceğinizde* olduğunu bilmezsiniz.» dedi.

 

137- (2035) Bana Muhammed bi Hatim rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Behz rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Vüheyb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süheyl babasından, o da Ebû Hüreyre'den, o da Peygamber (Sallaüahu Aleyhi ve Sellem)}den naklen rivayet etti:

«Biriniz yemek yediği  vakit  parmaklarını  yalasın.     Çünkü  bereketin bunların  hangisinde olduğunu  bilmez.» buyurmuşlar.

 

(...) Bana bu hadîsi Ebû Bekr b. Nâfi de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdurrahman (yâni İbn-i Mehdi) rivayet etti. Her iki râvi demiş­lerdir ki: Bize Haramad bu isnadla rivayette bulundu. Yalnız o : «Biriniz sahanı silsin» dedi. Bir de: «Bereket yemeğinizin hangisinde olduğunu yahut size bereket verildiğini» dedi.

Bu babın İbn-i Abbâs rivayetini Buharı ve İbn-i Mâce «KitâbuJl-Et'ime»'de, Nesâî «Velîme» bahsinde muhtelif râvilerden tahrîc etmişlerdir.

«Elini yalamadıkça veya yalatmadıkça onu silmesin...» cümlesinden murad: Elini yalamadan silmesin, kendi yalayamazsa hanımı, cariyesi, çocukları ve kendisini sevip sayan hizmetçileri gibi, bundan iğrenmeye­cek kimselere yalatsın demektir. Talebe gibi bu sayılanlar mânâsında olup o zattan bereket uman ve parmağını yalamakla teberrük arzu eden kim­selere de yalatmak caizdir. Hattâ keçi, koyun gibi hayvanlara da yala­tabilir.

«Çünkü sîz bereketin hangisinde olduğunu bilmezsiniz. » cümlesinin mânâsı ; Bereketin yediğiniz lokmalarda mı, parmağınızda veya sahanın dibinde kalan yiyecekte mi, yoksa yere düşen lokmada mı olduğunu bi­lemezsiniz, demektir. Binâenaleyh bereketi elde edebilmek için bütün bu hususata dikkat etmez gerekir.

Nevevî diyor ki: «Bereketin aslı ziyade, hayrın sübût bulması ve ondan istifâdedir. AHâhu a'lem burada ondan murad kendisiyle bes­lenilip akıbeti ezadan salim kalan ve Allah'a ibâdet için kuvvet veren şeydir.»

 

Bu Rivayetlerden Çıkarılan Hükümler:

 

1- Yemeğin bereketini muhafaza, bir de temizlik için yemekte el yalamak müstehabdır. Ancak burada vazife bütün eli değil, baş parmaktan başlayarak sırayla şehâdet ve orta parmakları yalamak görülmüş olur. Dördüncü ve beşinci parmak yalanmaz. Bunun sebebi Kesûlüllah (SalîaHahü Aleyhi ve Sellem) 'in mezkûr üç parmağını yalamış olmasıdır. Yalamağa orta parmaktan başlanır. Baş parmakta bitirilir. Çünkü orta parmak hep­sinden uzun olduğu için yemek en ziyâde ona bulaşır.

Zâhirîler'e göre parmakları yalamak farzdır. Hattâbî diyor ki: «Bir gurub insanlar parmak yalamayı ayıplamışlardır. Çünkü refah akıllarını bozmuş, tokluk tabiatlarını değiştirmiştir. Bunlar parmak yalamayı çirkin ve İğrenç bulurlar. Bilmezler mi ki, parmaklarındaki de yediklerinden bir cüzdür. Bundan ancak kibirli ve sünneti terk eden var­lıklılar kaçınırlara

2- İçinde yemek yenilen kabı yalamak ve yere düşen lokmayı tozunu-toprağım silerek yemek müstehabdır. Şayet lokmaya pis bir şey bu­laşırsa yıkanarak yenilir. Bu da mümkün değilse, bir hayvana verilir. Şeytana bırakılmaz.

3- Şeytanlar vardır. Ve yiyip içerler. Nitekim az yukarda bahsi geç­mişti.

4- Mendille el silmek caizdir. Lâkin bunun sünnet şekli yaladıktan hattâ yemeğin kokusu ve eseri kalırsa güzelce yıkadıktan sonra silmekle olur.

5- Şeytan daimî surette insanın yanında ona musallat olmaya ça­lıştığı için mü'minin ona karşı uyanık ve hazırlıklı bulunması, onun de­siselerinden korunması icab eder.

 

19- Müsafirin Peşine Yemek Sahibinin Davet Etmediği Birisi Takılırsa Ne Yapacağı ve Yemek Sahibinin Takılıp Gelen Kimseye İzin Vermesinin Müstehab Oluşu Babı

 

138- (2036) Bize Kuteybe b. Saîd ile Osman b. Ebî Şeybe rivayet et­tiler. Ve lâfızda birbirlerine yaklaştılar. (Dediler ki) : Bize Cerir, A'meş'-den, o da Ebû Vâİl'den, o da Ebû Mes'ud-u Ensârî'den nakİen rivayet etti. (Şöyle demiş) : Ensardan bir adam vardı. Kendisine Ebû Şuayb denilirdi. Bu zâtın kasab bir kölesi vardı. Ebû Şuayb Resûlüllah (Sallallahii Aleyhi ve Sellem)'i görerek yüzünden aç olduğunu anladı ve kölesine :

—  Vah sana! Bize beş kişilik yemek yap, çünkü ben beş kişinin be­şincisi olarak Peygamber (SaHaîlahü Aleyhi ve Sellem)' davet etmek istiyo­rum, dedi. O da yaptı. Sonra Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e geldi ve onu beş kişinin beşincisi olarak davet etti. Bunların arkasına bir adam takıldı.  Kapıya  vardığında  Peygamber (Salîallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Bu zât bizim arkamazidan geldi. İstersen ona izin verirsin, dilersen geri döner.»  buyurdular. Ebû Şuayb:

—  Hayır! Bilâkis ona izin veriyorum yâ Resûlallah! dedi.

 

(...) Bize bu hadîsi Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile İshuk b. İbrahim hep birden  Ebû Muâviye'den  rivayet  ettiler. H.

Bize bu hadîsi Nasr b. Ali El-Cehdamî ile Ebû Saîd Eî-Eşecc dahî rivayet ettiler.  (Dediler ki) : Bize Ebû Üsâme rivayet etti. H.

Bize Ulbeyduflah b. Muâz da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam ri­vayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be rivayet etti. H.

Bana Abdullah b. Abdirrahman Ed-Dârimî de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muhammed b. Yûsuf, Süfyân'dan rivayet  etti.

Bu râvilerin hepsi A'meş'den, o da Ebû Vâil'deıı, o da Ehû Mesûd'dan bu isnadla Peygamber (Salîallahü Aleyhi ve Sellem)''den Cerir'in hadîsi gibi rivayette bulunmuşlardır. Nasr b. Alî bu hadîsin kendi rivayetinde : Bize

Ebû Üsâme rivayet etti. (Dedi ki) : Bize A'meş rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şekik b. Seleme rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Mes'ud-u Ensârî rivayet etti diyerek hadîsi nakletmiştir.

 

(...) Bana Muhammed b. Amr b. Cebele b. Ebî Revvâd da rivayet etti, (Dedi ki) : Bize Ebû'I-Cevvâb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ammar, (bu zat İbn-i Züreyk'dir.) A'meş'den, o da Ebû Süfyân'dan, o da Câbir'-den naklen rivayet etti. H.

Bana Seleme b. Şebib dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hasen b. A'yen rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Züheyr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize A'meş, Şekîk'den, o da Ebû Mes'ud'dan, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) den nakJen rivayet etti. Bir de A'meş'den, o da Ebû Süfyân'­dan, o da Câbir'den naklen bu hadîsi rivayet etti.

Bu hadîsi B uhâri "Büyü'», «Mezâlim» ve «Et'ime» bahislerin­de; Tirmizî «Nikâh da; Nesâî «Veli'me» bahsinde muhtelif râvilerden tahrîc etmişlerdir.

E1-Mühe11eb'in : «Bu zât Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in arkasından başkaları da geleceğini bildiği için beş kişilik yemek yap­mıştır.» dediği rivayet olunur. Bu beş kişiye biri daha katılınca altı kişi olmuşlardır.

 

Bu Hadisten Şu Hükümler Çıkarılmıştır:

 

1- Kasaplığı sanat ittihaz etmekte beis yoktur.

2- Köle sahibi kölesini takat getireceği sanatlarda çalıştırarak ka­zancını alabilir.

3- Birisi için yemek hazırlayan yemekte onunla beraber olmak için evine davet edebilir. Ancak evlâ olan evine davet midir? Yoksa yemeği göndermek mi? meselesi ihtilaflıdır. İmam Mâlik'e göre evine göndermek evlâdır. Çünkü onunla birlikte ailesi efradı da yemekten is­tifade edebilirler.

4- Mevki sahibi bir zatı davet eden kimsenin  onun dostlarını da davet etmesi gerekir. Nitekim Hz. Ebû Şuayb   böyle yapmıştır.

5- Bir cemâati yemeğe davet edecek olan kimse, onlara yetecek ka­dar yemek hazırlamalıdır.  Bir  kişiye  hazırlanan  yemek  ikiye  de  yeter hadîsiyle istidlal ederek işi kısadan tutmamalıdır. Zaten misafir hakkında cömert davranmak  gerekir.  Çünkü  çağrılmayan  bir  kimse  de  gelebilir.

6- Davete icabet gerekir.

7- Bir yere gitmekte olan cemaatin arkasına kesilerek onlarla be­raber gitmekte beis yoktur. Zira memnu olsa Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) o zâtın gelmesine müsaade etmezdi. Memnu  olan  davet sahi­binin izni olmaksızın içeri girmesidir.

8- Çağrılmadan gelen misafiri davet edilenler geri çevirmemelidirler. Çünkü ev sahibinin onu da kabul etmesi me'mûldür. Böylesi için da­vetliler ev sahibinden izin istemelidirler.

 

139- (2037) Bana Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ye-zid b. Harun rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hammad b. Seleme, Sâbit'den, o da Enes'den naklen haber verdi ki, ResûîüIIah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in îranlı bir komşusu güzel çorba yaparmış. ResûîüIIah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)e de yapmış. Sonra onu davete gelmiş. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Âişe için:

«Bunu da davet ediyor musun?»  demiş. Komşusu:

—  Hayır! cevâbını vermiş. Onun üzerine ResûîüIIah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Hayır! (Gidemem!)»  cevabını vermiş.

Komşusu tekrar davete gelmiş. Besûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (yine) :

«Bunu da davet ediyor musun?»  diye sormuş. O zât:

—  Hayır!  cevâbım vermiş.  ResûîüIIah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem): «Hayır! (Gidemem!)» demiş.

Sonra tekrar dönerek onu davet etmiş. ResûîüIIah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  (yine) :

«Bunu da davet ediyor musun?» diye sormuş. Komşusu üçüncüde: — Evet! cevâbını vermiş. Bunun üzerine kalkarak peşpeşe yürümüş­ler ve komşunun evine varmışlar,

Nevevî diyor ki: «Bu hadîs ortada bir özür bulunup davete ica­betin vücûbuna mâni olduğuna hamledilir. Bu sebeple Peygamber (SallaUahü Aleyhi ve Sellem) icabet edip etmemekte muhayyer bulunuyordu. O da iki caizden birini seçti. Hz. Âişe'ye de izin verilmezse davete gitmeyecekti. Zira Hz. Âişe'de açlık veya benzeri bir şey vardı. Bun­dan dolayı Kesûüüllah (Saîlaîlahü Aleyhi ve Sellem) onsuz yemeğe gitmeyi kabul etmedi. Bu adâb-ı muaşeretten, arkadaşlık hukukundan ve beraber düşüp kalkma adabından ma'duddur. Komşusu Hz. Âişe'nin gelmesine izin verince Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kendisi için caiz olan ikinci şıkkı seçmiştir. Çünkü maslahat yenilenmiştir. Bu da zevcesi için arzu ettiği ikramın husul bulmasıdır...»

Velime bahsinde uîemanm davete icabetin hükmü hususunda ihtilâf ettiklerini, davete gitmemek için ne gibi şeylerin, özür sayılacağını gör­müştük.

Bazıları: «İranlı zâtın Hz. Âişe'yi davet etmemesi, ihtimal yemeği az olduğu içindir» demişlerdir. Hadîs-i şerif çorba ve diğer mubah yemek­lerin yenilmesi caiz olduğuna delildir.

 

20- Rızasına Güvendiği ve Bunu Tamamıyla Tahkik Ettiği Kimsenin Evine Giderken Başkasını Arkasına Takmanın Cevazı ve Bir Yemeğin Etrafına Toplanmanın Müstehab Oluşu Babı

 

140- (2038) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Halef b. Halîfe, Yezid b. Keysân'dan, o da Ebû Hâzım'dan, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir gün yahut bir gece (dışarı) çıktı. Ve birden Ebû Bekir'le Ömer'e rastladı.

«Sizi bu saatte evlerinizden çıkaran nedir?» diye sordu.

—  Açlık yâ Resûlallah! dediler.

«Ben de. Nefsim yed-i kuHre*?nde olan Allah'a yemin ederim kİ, beni de sizi çıkaran çıkarmıştır. Kalkın!» dedi. Hemen onunla birlikte kalktı­lar ve Ensâr'dan bir zâtın evine vardı. Bir de baktı ki, o zât evinde yok. Kadm onu görünce:

—  Hoş geldiniz, safa geldiniz! dedi. Resûlüllab (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  de ona: «Fütân nerede?» diye sordu. Kadın :

—  Bize tatlı su getirmeğe gitti, dedi. O anda ensâri geldi. Ve Resûlül-îah  (SaUallahü Aleyhi ve Sellem)  ile iki arkadaşını gördü. Sonra:

—  Allah'a hamd olsun bugün benden müsafirleri  daha şerefli olan kimse yoktur, dedi. Hemen giderek onlara bir hurma salkımı getirdi ki, içinde koruk, kuru ve olgun hurmalar vardı.

—  Bundan buyurun! dedi ve bıçağı aldı. Bunun üzerine Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  ona :

«Sakın sağmal koyuna dokunma1» buyurdu. Fakat o, onlar için kesti ve hem koyundan, hem o hurma salkımından yediler, içtiler.

Yemeğe doyup, suya kandıkları vakit Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  Ebû Bekir'le Ömer'e :

«Nefsim yed-i kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki, kıyamet gü­nünde bu nimetlerden mutlaka sorulacaksınız! Sizi evlerinizden açlık çı­kardı. Sonra şu  nimetlere kavuşmadan  dönmediniz.»  buyurdular.

 

(...) Bana İshâk fa. Mansûr da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Efaû Hişâm (yâni Muğıre b. Seleme) haber verdi. (Dedi ki) : Bize Abdulvâhid [9] b. Ziyad rivayet etti. Bize Yezid rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Hazım rivayet etti. (Dedi ki) : Ebû Hüreyre'yi şunu söylerken işittim. Bir defa Ebû Bekir, Ömer yanında olduğu halde otururken, ansızın yanlarına Re-sûlülîah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) geliverdi ve:

«Sizi burada oturtan nedir?»  dîye sordu.

— Bizi evlerimizden açlık çıkardı. Seni hakla gönderen Allah'a ye­min ederiz... dediler.

Sonra râvi Halef h. Halîfe'nin hadîsi gibi rivayette bulundu.

ResûliiIIah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile iki arkadaşını misafir eden en sârinin ismi Ebûl-Heysem Mâlik b. Teyyihan'dır.

 

Bu Hadisten Şu Hükümler Çıkarılmıştır:

 

1- Resûltillah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile ashabının büyükleri dün­ya varlığının pek azıyle iktifa eder. Birçok zamanlar açîık ve geçim dar­lığına maruz kalırlardı. Ulemâdan bazıları bu hâlin fütuhat devrinden önce olduğunu söylemişlerse de Nevevî bunun bâtıl bir kavil oldu­ğunu söylemiştir. Çünkü hadîsin râvisi Hz. Ebû Hüreyre, Hay-ber'in fethinden sonra müslüman olmuştur. Hadîsi Ebû Hüreyre-nin rivayet etmesi bu kazıyyeye yetişmiş olmasını icab etmez. Belki onu Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den veya başka birinden işitmiştir, şeklinde bir sual hatıra gelirse, cevâbı şudur: Bu, zahirin hilafıdır. Ve kabulüne bir zaruret de yoktur. Doğrusu bunun aksidir. Zira Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bütün Ömründe varlıkla darlık içinde değişik bir hayat sürmüştür. Kimi varlık bulur, kimi bütün elindekini yitirirdi. Hz.    Ebû    Hüreyre 'den rivayet edilen sahih bir hadîste :

«Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) dünyadan gitti. Fakat arpa ek­meği ile (bile) karnını doyurmadı.» denilmektedir. Hz. Âişe'nin dahi «Muhammed (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Medine'ye geleli ailesi efradı üç gece arka arkaya yemekle karınlarını doyurmamişlardir. Bu lıâl onun ve­fatına  kadar  devam etmiştir.»  dediği rivayet  olunur.

ResûliîHah (Salla'.lahü Aleyhi ve Sellem)'in vefatında ailesi için ödünç al­dığı arpa mukabilinde zırhı rehnedilmiş bulunuyordu. Buna benzer hal­ler çoktur. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir müddet vakit, hâl buluyor, az sonra elinde avucunda bir şey kalmıyordu. Çünkü bunları Allah'a taat yolunda muhtelif hayır yollarına sarfediyör. Muhtaçları do­yuruyor, geceleyin yoldan gelenleri misafir ediyor; etrafa gönderdiği se-riyyeleri kendisi teçhiz ediyordu. En yakın ashabı olan Hz. Ebû Bekir'le Ömer'in ve ekser sahabey-i kiramın ahlâkları da böyle idi. Muhacirlerle Ensârın zenginleri Resülüllzh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e son derece muti' ve mükrim oldukları halde birçok defalar onun ihtiyacını bilmezlerdi. Çünkü elindeki varlık ve yiyeceklerin tükendiğinden haber­leri olmazdı. Bilenler olsa bile, o anda onlar da sıkıntı içerisinde bulu­nurlardı. Ashabından hiç bir kimse yoktur ki, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in ihtiyacını görsün de, onu gidermeye koşmasın! Lâkin Fahr-i Kâinat (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Efendimiz ihtiyacını, onlardan gizler, on­lara yük olmak istemezdi. Az sonra görülecek Ebû Talha ve Câbir hadîsleri buna misaldir. Ashab-ı kiram din kardeşlerini kendi nefisleri üzerine tercih ederlerdi. Bundan dolayı Allah Teâlâ Hazretleri

«Onlar dîn kardeşlerini kendi nefislerine tercih ederler. Velev ki, ken­dileri  aç olsunlar.» [10] buyurarak kendilerini meth-ü senada bulunmuştur.

2- İbâdet ve tâa't zamanında açlık arız olursa onu gidermeye çalış­mak, tâat ve murakabenin en mükemmeli olur. Büyük veya küçük abdest bozacağı varken ve aç bir kimsenin huzuruna sofra getirilmişken namaza durmasının menedihnesi bundandır.

3- Bir insan basma gelen elem ve kederi .şikâyet ve itiraz için değil de;  sabır  ve  teselli  maksadıyle  veya  yardım  yahut  hayir-dua  ümidiyle söyleyebilir.

4- İstenmeden  yemin etmek caizdir.  Nitekim bunu müteaddit yer­lerde gördük.

5- Bir kimse itimrıd ettiği dostuna naz ederek evine bir cemaat gö­türebilir.

6- Misafire  hoş beşte   bulunmak,   ona   gösterilecek   ikramdan raa'-duddur.

7- Hacet anında ecnebi kadının konuşmasını dinlemek, onunla ko­nuşmak caiz olduğu gibi, kadının da doğruluklarını yüzdeyüz bilip dürüst­lüklerinden şüphe etmediği kimseleri kocasının evine alması caizdir.

8- Yeni bir nimete nail olan kimsenin Allah'a hamd etmesi müste-habdır. Hastalıktan kurtulmak ve musibeti atlatmak gibi şeylerde de hü­küm budur.

9- Hadîs-i şerif Hz. Ebû Heyse 'nin menkabe ve faziletine belagat ve marifetine delildir.

10- Misafire elde mevcut yiyeceklerden alelacele bir şeyler takdim etmek müstehabdır. Ayrıca yemek vesaire ile ikram bundan sonra gelir. Çünkü gelen misafir son derece aç olabilir. Kısa bir istirahat için uğra­mış olması da caizdir. Bu takdirde hususî olarak pişirilecek yemeği bek­lemeğe vakti olmaz. Ulemadan bir cemaat misafir hakkında teklif ve te-kellüfü kerih görmüşlerdir. Ancak bu ev sahibine meşekkat olacağı za­mana ha mi e di İmiş tir.

11- Hadîs-i şerif doyunca yemenin caiz olduğuna delildir. Gerçi bunun mekruh olduğunu bildiren deliller de varsa da, bunlar devam üze­re doyunca yemeye hamledilmişlerdir. Çünkü her zaman doyunca yemek kalbi katılaştırır. Muhtaçları unutturur. Kıyamet gününde bu nimetlerin sorulması meselesine gelince Kaadi lyâz: «Bizim itikadımıza göre buradaki sual nimetleri sayıp dökme, bunlardan dolayı minnettar kal­dıklarını beyan ve bolluklarından dolayı sahibinin kerim olduğunu anlat­maktır. Yoksa muhasebe tehdit ve tevbih suâli değildir,» diyor.

 

141- (2039) Bana Haccâc b. Şâir rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Dah-hâk b. Mahled bir kâğıttan —kî onunla evvelâ bana çatmış, sonra onu bana okumuştur— rivayet etti. (Dedi ki) : Bize bunu Hanzala b. Ebî Süfyân haber verdi. (Dedi ki) : Bize Saîd b. Mînâ' rivayet etti. (Dedi ki) : Câbir b. Abdillah'ı şunu söylerken işittim :

«Hendek kazıldığı vakit Resûlüllah (Sallaliahii Aleyhi ve Seıle/n/de aç-hk gördüm. Hemen karıma  dönerek ona

—  Sende  bir  şey var mı?  Çünkü  ben  Resıılülhıh  {Sallaliahii Aleyhi \e Sellem) de  şiddetli  açlık  gördüm,  dedim.  Bana   içinde   bir  Ölçek  arpa  bu­lunan  bir   dağarcık  çıkardı.  Evimizde   beslediğimiz  bir   de   kuzııeuğumuz vardı. Ben onu kestim. Kadın da arpayı öğüttü. Ve benimle beraber o da işini    bitirdi.    Kuzuyu   onun    çömleğine    parçaladım.    Sonra    Resûlüîlah (Salîaîlahü Aleyhi ve Seliem)'e döndüm. Kadın:

—  Beni Resûîüllah (Sallaiiahü Aleyhi ve Sellemj'lc berab^rindt:kiîerc kar­şı   reziî   etme!   dedi.   Ben   Resûîülîah   (Salkıüahii Aleyhi ve SeUemî'v   gelerek (vaziyeti)   gizlice   kendisine  söyledim.  Ve :

—  Yâ Resûlaliah!  Biz  bir  kuzucuğumıızu kestik.  Kaduı  fla  evimizde bulunan  bir ölçek arpayı öğüttü. İmdi sen beraberimle  iîirkaç kişiyle be­raber  gel!   dedim.  Bunun   üzerine  Resûlüllah   (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) seslendi. Ve :

«Ey hendek ahalisi! Câbir sizin için davet terîİb etmiş. Hemen buyrun!» dedi.  (Bana da) :

«Ben gelinceye kadar sakın çömleğinizi ateşten indirmeyin! Hamuru­nuzdan da ekmek yapmayın!» buyurdular. (Eve) geldim. Kesûîüîlah (Salîaîlahü Aleyhi ve Sellem) de cemaatın önünde geldiler. Kanının yanma vardım :

—  Seni gidi seni!  dedi. Ben  de :

—  Bana söylediğini  yaptım,  dedim.

Kadın,   Peygamber (Saİlaliahü Aleyhi ve Sellem)e hamurumuzu   çıkardı, ona tükürdü ve bereketlendirdi. Sonra çömleğimize giderek onun da içine tültürdü  ve bereketlendirdi. Sonra   (Kadına) :

«Bir ekmekçi çağır da seninle beraber ekmek yapsın! Çömleğinizden de kepçeyle al, onu (ateşten) indirmeyin!» buyurdu. Ordu bin kişi idi. Allah'a yemin ederim! Bir güzel yediler hattâ (doyarak) onu bırakıp git­tiler. Çömleğimiz de olduğu gibi fıkırdıyordu. Hamurumuz dahi —yahut Dahhak'm dediği gibi— ekmek yapılıyor (fakat)  olduğu gibi duruyordu.

Bu hadîsi Buhâri «KHâbu'I-Meğâzi» ile «Kitâbu'l-Cihad»'da tah-ric etmiştir. Hendek Harbini yerinde görmüştük. Burada da hülâsa olarak deriz ki : Bu harb kıtlık senesinde olmuştu. Müşrikler Ebû Süfyân'm kumandasında dört bin kişilik bir ordu ile Medîne'ye gel­mişlerdi. Müslümanlarsa bin kişiden ibaret idiler. Açlık ve yokluk sebe­biyle Medine 'nin harice açık bulunan yerine hendek kazarak mü­dafaa harbine karar vermişlerdi. Bu davet işi hendeğin kazıldığı zamana tesadüf etmiştir.

Haraas : Açlıktan karnın içeriye çekilmesidir. Ashâb-ı kirâm'la Resûlüllah (Sallaliahü Aleyhi veSellemJ'in bu harbde açlıktan karınlarına taş bağladıkları rivayet olunur.

Sûr : Davet yemeğidir. Mutlak yemek olduğunu söyleyenler de vardır. Bu kelime fârisidir. Birçok sahih hadislerden anlaşıldığına göre Peygam­ber (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem) Arabça olmayan bazı sözler söylemiştir. Bu da onun cevazına delâlet eder. Resûlüllah (Sallaliahü Aleyhi ve Sellemj'in bu davete ordunun önünde gelmesi ashabı kendisi davet ettiği içindir. Bu­rada kendisi davet sahibi makamındadir. Yoksa başka zamanlarda ordu­sunun Önünde gitmez; kimsenin ökçelerine basmasına sebebiyet vermez­di. Hz. Câbir'in hanımının ismi Süheyle binti Mes'ud olup, Resulü Ekrem {Sallaliahü Aleyhi ve Sellem)'e bey'at eden ensardandır.

Bu kadının Câbir'e : «Bike ve fıike» sözü onu zemmetmekten kinayedir. Bâzılarına göre bundan murad : "Başına kepazelik gelsin : Zem olunasın.» demektir. Bunun mânâsı ; «Bu senin reyinle ve tedbirsizliğinle oldu.» demektir, mütalâasında bulunanlar da vardır. Biz bu makamda : «Seni gidi seni» deriz.

 

Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:

 

1- Hadîs-i şerîf nübüvvet alâmetlerinden iki mucizeye şâmildir. Bun­ların biri az yemeği çoğaltmak, diğeri beş kişilik yemeğin bin kişiye ye­teceğini bilmektir. Kesûi-i Ekrem (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem) onu görmeden bilerek bin kişilik ordusunu davet etmiş. Filhakika bu üç-beş kişilik ye­mek bin kişilik bir orduya hem yetmiş, hem artmıştır. Hattâ Buhâ-r i 'nin rivayetinde Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in artan yemek hakkında kadına:

«Bunu ye ve komşulara hediye et. Çünkü halka açlık isabet etmiştir.» buyurduğu bildiriliyor.

Nevevî diyor ki: «Bunun gibi birçok Haber-i Vâhid hadîsler ri­vayet edilmiştir ki, mecmuu tevatürü de geçmiş; bu hadîslerin iştirak et­tiği mânâda kat'î ilim hasıl olmuştur...»

2- Cemâat huzurunda bir haceti gizlice birine söylemek caizdir. Memnu olan, üçüncü bir kişinin yanında iki kimsenin fısıldaşmasidır.

 

142- (2040) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Mâlik b. Enes'e, İshâk b. Abdillah b. Ebî Talha'dan dinlediğim, onun da Enes b. Mâlik'den dinlediği şu hadîsi okudum: Enes şöyle diyormuş:

Ehû Ta İha Ümmü Süleym'e dedi ki : Ben ResûliHIah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)"\n sesini zayıf işittim. Onda açlık olduğunu biliyorum. Senin yanında bir şey var mı? Ümmü Süleym:

—  Evet! dedi ve arpa ekmeğinden birkaç parça çıkardı. Sonra ken­disinin bir baş örtüsünü alarak bir kısmına ekmeği sardı, sonra onu be­nim elbisemin altına tıktı. Bir kısmıyla da beni sardı. Sonra beni Resûlüİlah (SailüUahü Aleyhi ve Sellem)'e gönderdi. Ben ekmeği götürdüm ve Kesûlüllah (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem)\ mescidde otururken buldum. Beraberinde ce­maat vardı. Başlarında durdum. Resûlüİlah (Satlaliahü Aleyhi ve Sellem):

«Seni Ebû Tafha mı gönderdi?» diye sordu.

—  Evet! dedim. «Yemek için mi?» dedi.

—  Evet! cevâbını verdim. Bunun üzerine Resûlüİlah (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem) beraberindekilere ;

«Kalkın!» dedi ve yürüdü. Ben de önlerinde yürüdüm ve Ebû TaJ-ha'ya gelerek ona haber verdim. Ebû Talha :

—  Ey Ümmü Süleym! Resûlüİlah (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem) cemaatla geldi. Halbuki bizde onları doyuracak bir şey yoktur, dedi. Ümmü Sü­leym :

—  Allah ve Resulü bilir, cevâbını  verdi. Derken Ebû Talha gide­rek, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in huzuruna çıktı. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de onunla beraber gelerek eve girdiler. Müte­akiben Resûlüİlah (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem) i

«Nen varsa getir, ya Ümmü Süleym!» dedi. O da bu ekmeği getirdi. Resûlüİlah (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem) emir buyurai'ak ekmeği parçalattı. Üzerine de Ümmü Süleym tulumundan yağ sıkarak onu katıklath. Sonra bu ekmek hakkında KesûlüUah (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem) Allah ne dile-diyse onu söyledi. Sonra :

«On kişiye izin ver!» dedi. Ebû Talha da onlara izin verdi. Ve yediler. Nihayet doydular, sonra çıktılar. Sonra  (tekrar) ;

«On kişiye izin ver!» buyurdu. Böylece cemaatın hepsi yediler ve doy­dular. Bu cemâat yetmiş yahut seksen kişi idi.

 

143- (...) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdullah b. Nümeyr rivayet etti. H.

Bize İbn-i Nümeyr de rivayet etti. Lâfız onundur. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Sa'd fo. Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Enes b. Mâlik rivayet etti. (Dedi ki) : Beni Ebû Talha davet için Resulü İlah (Salİaliahü Aleyhi ve Sellem)'e gönderdi. Yemek yapmıştı. Ben de gittim. Resûlüllah (SaİlaUahü Aleyhi ve Sellem) cemaatla birlikte idi. Bana bir baktı, ben de utanarak: Ebû Talha'ya icabet buyur! dedim. Bunun üzerine cemaata :

«Kalkın!» emrini verdi. Ebû Talha:

— Yâ Resûlallah! Ben ancak senin için bir şey yapmıştım, dedi.

Arka çığından Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yiyeceğe dokun­du ve onun hakkında bereket duasında bulundu. Sonra :

«Ashabımdan on kişiyi İçeriye al!»   buyurdu. Ve:

«Yeyin!» dedi. Onlara parmaklarının arasından bir şey de çıkardı. Ce­mâat yediler, doydular ve çıktılar.  (Yine) :

«içeriye on kişi al!» buyurdu. Onlar da doyuncaya kadar yediler. İçe­riye on kişi alıp, dışarıya on kişi çıkara çıkara, nihayet onlardan girme­yen ve doyuncaya kadar yemeyen tek bir kişi kalmadı. Sonra sofrayı ha­zırladı. Bir de ne görelim, sofra cemâatin yedikleri andaki gibidir.

 

(...) Bana Saîd b. Yahya El-Ümevî de rivayet etti. (Dedi ki) : Bana babam rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Sa'd b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Enes b. Mâlik'i dinledim. Sunu söyledi:

«Beni Ebû Talha Kesûlüllah   (Saliallahü Aleyhi ve Sellem)'e gönderdi...» Râvi hadîsi İbn-i Nümeyr hadîsi gibi nakletmiştir. Yalnız o sonun­da : «Sonra kalanı aldı da topladı. Sonra ona bereket duasında bulundu. Ve sofra evvelki haline döndü. Resûlüllah (Saliallahü Aleyhi ve Sellem) de: «Bunu alın!»  buyurdular.»

 

(...) Bana Amru'n-Nâkıd da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdullah b. Ca'fer Er-Rakkî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ubeydullah b. Amr, Abdülmelik b. Umeyr'den, o da Abdurrahman b. Ebî Leylâ'dan, o da Enes b. Mâlik'den naklen rivayet etti. Enes şöyle demiş :

«Ebû Talha, Peygamber (Saliallahü Aleyhi ve Sellem)'in kendisine has olmak üzere yemek yapmasını Ümm-ü Süleym'e emretti. Sonra beni ona gönderdi...» Ve râvi hadîsi nakletmiştir. Bu hadîste şöyle de demiştir:

«Bunun üzerine Peygamber (Saliallahü Aleyhi ve Seltem) elini koydu ve onun üzerine besmele çekti. Sonra :

«On kişiye izin ver!» dedi. Ebû Talha da onlara izin vererek girdiler. Resûlüllah (Sallallahii Aleyhi ve Sellem):

«Yeyin ve besmele çekin!» dedi. Onlar da yediler. Bunu seksen kişiye yaptı. Bundan sonra Peygamber (Saliallahü Aleyhi ve Sellem) ile ev sahip­leri yediler. Ve artık bıraktılar.»

 

(...) Bize Abd b. Humey d dahi rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdul­lah b. Mesleme rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdülaziz b. Muhammed, Amr b. Yahya'dan, o da babasından, o da Enes b. Mâlik'den bu kıssa ile Ebû Talha'nın yemeği hakkında Peygamber (Sûllallahü Aleyhi ve Sellem)'den rivayette bulundu. O bu hadîste şunu da söyledi:

«Bunun üzerine Ebû Talha kapıya durdu Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi veSellem) gelince ona:

__ Yâ Resûlallah! (Hazırlığımız) ancak az bir şeydi, dedi. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Getir onu! Çünkü Allah onda bereket halkedecektİr!»

 

(...) Bize yine Abd b. Humeyd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hâlid b. Mahled El-Becelî rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Muhammed b. Musa rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Abdullah b. Abdillah b. Ebî Talha, Enes b. Mâlik'den, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellemyden naklen bu ha­dîsi rivayet etti. Bu hadîste şöyle de demiştir : «Sonra Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yedi. Ev sahipleri de yedi. Ve komşularına yetecek ka­darını artırdılar.

 

(...) Bize Hasen b. Alî El-Hulvâni dahi rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Vehb b. Cerir rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. (Dedi ki) : Cerir b. Zeyd'i dinledim: Amr b. Abdillah b. Ebî Talha'dan, o da Enes b. Mâlik'den naklen rivayet ediyordu. Enes şöyle demiş : Ebû Talha, Re­sûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'i mescitte uzanmış yüz üstü, arka üstü dönerken görmüş. Bunun Üzerine Ümmü Süleym'e gelerek:

— Ben Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i mescidde uzanmış yüz üstü, arka üstü dönerken gördüm. Aç olduğunu zannederim, dedi...»

Ve râvi hadîsi nakletmiştir. Bu hadîste şunu da söylemiştir:      

«Sonra Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile Efcû Talha, Ümmü Süleym ve Enes b. Mâlik yediler. Fazla da arttı. Onu komşularımıza hediyye ettik.

 

(...) Bana Harmele b. Yahya Et-Tütîbî de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdullah b. Vehb rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Üsame haber verdi. Ona da Ya'kub b. Abdillah b. Ebî Talhate'I-Ensârî rivayet etmiş. O da Enes b. Mâlik'i şunu söylerken işitmiş :

Bir gün Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve SeuemJ'e geldim. Onu ashabiy-le birlikte oturmuş. Onlarla konuşurken buldum. Karnına taş üzerine bir sargı sarmıştı. —Üsâme: Ben de şüphe ediyorum, demiş.— Ashabından bâzılarına :

—  Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  karnını niçin  sardı?     Diye sordum.

—  Açlıktan, dediler. Bunun üzerine Ebû Talha'ya gittim. Bu zat Ümmü Süleym binti Milhan'ın kocasıdır. (Dedim ki) :

—  Babacığım! Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellemy\ karnına bir sar­gı sarmış gördüm de ashabından bazılarına sordum. Açlıktan! dediler. Ebû Talha hemen annemin yanına girerek:

—  Bir şey var mı? dedi. O da :

—  Evet! Ben de bir parça ekmekle birkaç kuru hurma var. Eğer bize Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yalnız basma gelirse onu doyururuz.

Onunla beraher başka biri gelirse, onlara az gelir, dedi. Sonra râvi ha­dîsin geri kalan yerlerini kıssasıyle nakletmiştir.

 

(...) Bana Haccâc b. Şâir dahi rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yûnus b. Muhammed rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Harb b. Meymûn, Nadr b. Enes'den, o da Enes b. Mâlik'den, o da Peygamber (Sallailahii Aleyhi ve Seltemyden naklen Ebû Talha*nın yemeği hakkında yukarküerin hadîsi gi­bi rivayette bulundu.

Bu hadîsi Buhârî «Menâkıb», «Et'ıme» ve «Nüzûr» bahislerin­de; Tirmizî «Menâkıb»'de; Nesâî «Velime» bahsinde muhtelif râvilerden tahrîc etmişlerdir. Bu hadîsin muhtelif rivayetleri vardır. Hat­tâ bir rivayetinde   Ebû   Ta1ha'nın :

«Yâ Enes! Bizi rezil ettin!» dediği bildirilmiş. Taberânî'nin -»EI-Evsât» nâm eserindeki rivayetinde Enes (Radiyallahu anh) ; «Bana taş atmağa başladı.» demiştir. Bu ihtilâflar ya kıssanın ayrı ayrı cereyan etmesinden yahut râvilerin bazı yerlerini unutmasındandır.

Nevevî diyor ki: «Enes (Radiyallahu anh) burada iki tarik-den iki ayrı hadîs rivayet etmiştir. Bunlar iki ayrı vak'a olup, içlerinde bu iki mucize ile daha başka mucizeler cereyan etmiştir. Birinci hadîste Ebû Ta1ha ile Ümmü SüIeym , Hz. Enes'i birkaç par­ça arpa ekmeği ile Peygamber (Sallailahii Aleyhi ve Sellem)'e göndermişler­dir...

İkinci hadîste Enes: Beni Ebû Ta1ha davet için Re-sûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)^ gönderdi. Ona yemek yapmıştı... di­yor.»

Aynî dahî hâdisenin ayrı ayrı iki defa cereyan ettiğine işaret et­miştir, kurada şöyle bir sual hatıra gelebilir. Hz. Enes'in birinci ha­dîsinde annesi ile üvey babasının Enes vasıtasıyle Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e ekmek gönderdikleri anlaşılıyor. Hadîsin so­nu ise Peygamber (Sallailahii Aleyhi ve Sellem,"e ekmeğin verilmediği, davet edilerek eve geldiği görülüyor.

Cevap : Enes'in annesi ile üvey babası yalnız Peygamber (Sallailahii Aleyhi ve Sellem) 'e yetecek kadar ekmek göndermişler. Hz. Enes Pey­gamber  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yanında kalabalığı görünce ekmeği vermeye utanmış, yalnız basma gelir ümidiyle onu eve davet etmiştir. Ona böyle yapmasını annesi ile üvey babası da ısmarlamış olabilirler.

 

Hadisi Şeriften Şu Hükümler Çıkarılmıştır:

 

1- Bu hadîste Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'m nübüvvetine delâlet eden dört mucize vardır. Bunlar   Enes'i kimin gönderdiğini ve ne için gönderdiğini bilmesi, yemeğin seksen kişiye yeteceğini bilerek ce^ mâatı götürmesi ve yemeği çoğaltmasıdır.                                   

2- Hadîs-i şerif yukarda geçen Ebû Hüreyre ve Câbir hadîsleri gibi Peygamberlerin açlık ve emsali ile imtihan olunarak sab­rettiklerine bu suretle ecir ve mertebelerinin pek büyük olduğuna de­lildir.

3- Peygamberler çektikleri   meşakkat ve elemi   başkalarına; söyle­mezler.                  

4- Ashab-ı kiram Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  Efendimize karşı son derece nezaket ve terbiye gösterir, onun hallerine dikkat eder­lerdi.                                           

5- Az da olsa hediyye göndermek müstehabdır.

6- Alimin talim ve terbiye için talebesiyle beraber oturması ve bunu mescidde yapması müstehabdır.

7- Davet sahibinin misafirlerini karşılamak için kapıya çıkması müs­tehabdır.

8- Hadîs-i şerif Ümmü Süleym Hazretlerinin menkıbesine akıl ve fıkhının büyüklüğüne delildir. Çünkü kocası : «Bu cemaata yedi­recek bir şeyimiz yok!» dediği vakit, o: «Allah ve Resulü bilir.» diye mu­kabele etmişti. Bunun mânâsı: Resulü Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yemeğin neden ibaret olduğunu bilmiştir. Koskoca bir cemaata o kadar­dık yemeğin yeteceğini bilmese getirmezdi. Binâenaleyh sen buna üzülme! lemek istemiştir.

9- Ekmeği ufaklayarak tirit yapmak, banarak yemekten evlâdır.

10- Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in parmaklarının arasından 3İr şey çıkarması ayrı bir mucizedir.

11- Davet sahibi ile hanesi halkının yemeklerini misafirlerden sonra f emeleri müstehabdır.

 

21- Çorba Yemenin Cevazı, Kabak Yemenin Müstehab Oluşu, Yemek Sahibi Kerih Görmemek Şartıyla Softadakilerin Misafir Bile Olsalar Birbirlerini Tercih Etmelerinin Müstehab Oluşu Babı

 

144- (2041) Bize Kuteybe b. Said, Mâlik b. Enes'den, ona İshâk b. Abdillah b. EM Talha'dan naklen okunanlar meyanında rivayet etti. İshâk, Enes b. Mâlİk'İ şunu söylerken işitmiş :

Bir terzi, yaptığı bir yemeğe Resûlüllah (Sailallahü Aleyhi ve Sellem)*i da­vet etti. Enes b. Mâlik (Demiş ki) : Bu yemeğe Resûlüllah (Sailallahü Aleyhi veSellemfle birlikte ben de gittim. Yemek sahibi Resûlüllah (Sailallahü Aleyhi ve Sellem) 'e arpa ekmeği ile içinde kabak ve pastırma bulunan bir çorba takdim etti. Ben Resûlüllah (Sailallahü A leyhi ve Sellem) 'in kabağı ta­sın kenarından araştırdığını gördüm. Artık o günden sonra kabağı sev­mekteyim.

 

149- (...) Bize Muhammed b. Alâ' ile Ebû Küreyb rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Ebû Üsame, Süleyman b. Muğire'den, o da Sabit'ten, o da Enes'den   naklen  rivayet  etti. Enes (Şöyle   demiş) : Resûlüllah (Sallalinhü Aleyhi ve Sellem)*l bir adam davet etti. Onunla birlikte ben de gittim. Derken içinde kabak bulunan bir çorba getirdiler. ResûliUlah (Sallaİlahii Aleyhi ve Sellem) bu kabaktan yemeğe başladı. Hoşuna gidiyor­du. Ben bunu görünce kabağı yemeyip ona vermeye başladım. Râvi diyor ki : Enes, ondan sonra arük kabak benim de hoşuma gider oldu, dedi.

 

(...) Bana Haccâc b. Şâir ile Abd b. Umeyd hep birden Abdurrez-zâk'tan rivayet ettiler. (Demiş ki) : Bize Ma'mer, Sabit El-Bûnânî ile Âsim El-Ahvel'den, onlar da Enes b. Mâlik'den naklen haber verdiler ki: Terzi bir adam Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i davet etmiş...

Şunu da ziyâde etti: «Sabit (Dedi ki) : Arkacığından Enes'i şunu söylerken işittim. Bundan sonra benim için içerisine kabak koydurabile-ceğim hiç bir yemek yapılmamıştır ki, kabak konmamış olsun.»

Bu hadîsi Buhârî «Kitâbü'1-Büyû'» ve «Kitâbüıl-Et'ıme»'de; Ebû Dâvud, Tirmizî ve Nesâî «Velime» bahsinde muh­telif râvilerden tahrîc etmişlerdir. Tirmizî onu «Şemail» bahsinde de tahrîc etmiş ve : «Bu hadîs hasen şahindir.» demiştir. Kurtubî diyor ki: «Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in tasın kenarından ka­bağı takib etmesi, yemeğin türlü olmasındandır. Bu sebeple hoşuna gi­deni yâni kabağı yiyiyor. Hoşuna gitmeyeni —ki pastırmadır— bırakı­yordu.»

 

Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:

 

1- Davete icabet gerekir. Ulemâ bu hususta ihtilâf etmişlerdir. Ba­zılarına göre icabet vacip, bazılarına göre sünnet, bazılarına göre de men-duptur.

2- Hadîs-i şerîf Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in tevazuuna delildir.

3- Hadîs-i şerîf Enes (Radiyallahuanh)hn faziletine de delildir. Çünkü Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e karşı muhabbeti onun sev­diği yemeği de sevecek dereceye yükselmiştir.

4- Hadîs-i şerifin kabağın diğer sebzelere üstünlüğüne de delildir.

Ulemâmıza göre bir kimse Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kabağı severdi dese de, bir başkası: «Ben kabağı sevmem» mukabelesinde bulun­sa, küfründen korkulur.

5- Kirmanı 'nin beyânına göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)e takdim edilen kap ona mahsustu. Beraberinde başkaları bulun­duğu vakit herkesin önünden yemesi müstehab olur.

6- Bir kimse kendinden mertebece aşağı olan kimsenin davetine ica­bet edebilir.

7- Tirit yemeğine icabet etmelidir.  Çünkü yemeklerin  en hayırh-sıdır.

8- Davet sahibinin canı sıkılmaması şartıyle davetliler sofrada bir­birlerini tercih yapabilirler.

 

22- Çekirdeği Hurmanın Dışına Koymanın, Misafirin Yemek Sahibine Dua Etmesinin, Takva Sahibi Misafirden Dua İstemenin, Onun da Buna İcabet Etmesinin Müstehab Oluşu Babı

 

146- (2042) Bana Muhammed b. Müsennâ El-Anezî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be, Vezîd b. Humeyr'den, o da Abdullah b. Büsr'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): ResûlüHah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) babama misafir ol­du. Biz de kendisine yemek ve çorba takdim ettik. Onlardan yedi. Sonra kuru hurma getirildi. Onu yiyor ve çekirdeğini iki parmağının arasına koyuyordu. Şehadet parmağı ile orta parmağı»» bir yere topluyordu^ (Şu'be demiş ki, bu benim zanmmdır. Bu söz hadîsdedir inşallah, yâni çe­kirdeği iki parmak arasına koymak.) Sonra içecek getirildi, onu da içti. Ve sağındakine verdi. Onun üzerine babam hayvanının geminden tuta­rak : -Bize dua buyur,» dedi. O da :

«Allahım!   Bunlara verdiğin  rızıklarda  bereket ihsan ef!   Kendilerine mağfiret ve rahmet eyle!» buyurdu.

 

(...) Bize Muhammed b. Beşşâr da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize îbni Adiyy rivayet etti. H.

Bana bu hadîsi Muhammed b. Müsennâ da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yahya b. Hammad rivayet etti. Her iki nevi Şu'be'den bu isnadla rivayette bulunmuşlar; fakat çekirdeği iki parmak arasına koyma husu­sunda şekketmemişlerdir.

Vatbe: Kuru hurma ile keş kırıntısı ve yağ karıştırılarak yapılan bir nevi çorbadır. Bâzıları bu kelimeyi Rutabe şeklinde rivayet etmiş. Fa­kat bunun bir tashif olduğu ileri sürülmüştür. Aynı kelimeyi Vatıe şek­linde rivayet edenler de vardır. Vatie de kuru hurmadan yapılan bir nevi çorbadır. Nevevî : «Bütün bunların arasında münafaat yoktur. Şa-hîh rivâyetlerdeki kabul olunur. Dilde gahîh olan da odur.» diyor.

Peygamber (Sallalîahü Aleyhi ve Sellemf'in hurma çekirdeğini iki par­mağı arasına alması az olduğu içindir. Hurma ile karışmasın diye kabın içine koymamıştır. Çekirdekleri iki parmağının üzerine toplayıp attığım söyleyenler de vferdır.

Şu'be 'nin : «Bu benim zanmmdır» diyerek başladığı sözünün mâ­nâsı : Çekirdekleri koyması hadîsin metninde zikredilmiştir sanırım, de­mektir. Şu'be bu sözüyle hadîste tereddüt ve şekkedildiğine işarette bulunmuştur. Hadîsin ikinci tarikinde ise seksiz olarak çekirdek mese­lesini ispat etmiştir. Bu suretle çekirdeklerin parmak üzerine konduğu şûbut bulmuştur. Hadîs-i şerif içilecek şeylerin sağdan başlanarak sunul­masına, fazilet sahibi birisinden dua istemenin müstehab olduğuna misa­firin hane sahibi için rızk, mağfiret ve rahmet duasında bulunmasının müstehab olduğuna delildir.

 

23- Acurla Hurma Yeme Babı

 

147- (2043) Bize Yahya b. Yahya Et-Temîmî üe Abdullah b. Avn El-Hilâlî rivayet ettiler. (Yahya Ahberenâ İbni Avn ise haddesena tâbi­rini kullandılar.) (İbni Avn dedi ki) : Bize İbrahim b. Sa'd, babasından, o da Abdullah b. Cafer'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : Ben Re-sûlüllah (SallallahüAleyhiveSellemj'i acurla hurma yerken gördüm.

Bu hadîsi Buharı, Ebû Dâvud, Tirmizî ve îbni Mâce «KitâbuJl-Et'ime»'de muhtelif râvilerden tahrîc etmişlerdir. Taberâni ınin «El-Evsât» adlı eserinde Abdullah b. Ca­fer 'den rivayet ettiği bir hadîste: «Resûlüllah (Salhllahü Aleyhi ve Sellem) m sağ elinde acur, sol elinde hurma gördüm. Bir ondan yiyordu, bir bun­dan.» denilmektedir. Mezkûr hadîs hurma ile acuru nasıl yediğini bildir­mekte ise de çok zayıftır. Hz. Âişe'den rivayet edilen bir hadîste de Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in karpuzu hurma ile, acuru da tuz­la yediği bildiriliyorsa da, bu hadîs dahi zayıftır. Hadîsin bir rivayetinde :

«Birinin sıcaklığı, diğerinin soğukluğunu kırar.» denilerek bunları be­raberce yemenin hikmetine işaret Duyurulmuştur. Hadîs-i şerîf acurla hurmayı ve herhangi iki yiyeceği beraber yemenin câi'z olduğuna delil­dir. Muhtelif yemekleri bir arada yemenin caiz olduğu hususunda ulemâ arasında ihtilâf yoktur. Gerçi selefden bazılarının bunu kerih gördüğü ri­vayet olunmuşsa da, bu kerahet dinî bir maslahat olmadan boş yere çok ve çeşit yemek yemeyi âdet haline getirmeye hamledilmiştir.

 

24- Yemek Yiyenin Tevazu Göstermesinin Müstehab Oluşu ve Oturuşunun Şekli Babı

 

148- (2044) Bize Ebû Bekr b. EM Şeyfae ile Ebû Saîd El-Eşecc ikisi birden Hafs'dan rivayet ettiler. Ebû Bekr (Dedi ki) : Bize Hafs b. Gıyâs, Mus'ab b. Süleym'den rivayet etti. (Demiş ki) : Bize Enes b. Mâlik ri­vayet etti. (Dedi ki) : Peygamber (Sallallahü Aleyhi veSel!em)'i dizlerini di­kerek oturmuş hurma yerken gördüm.

 

149- (...) Bize Züheyr b. Harb ile İbni Ebî Ömer de hep {birden Süfyân'dan rivayet ettiler. İbni Ebî Ömer (Dedi ki) : Bize Siifyân b. Uyeyne Mus'ab b. Süleym'den, o da Enes'den naklen rivayet etti.   Enes

(Şöyle demiş) :

ResûlÜllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellemye kuru hurma getirdiler de, onu çömelmiş olduğu halde taksim etmeye başladı. Ondan acele diyordu.

Züheyr'in rivayetinde Zeri' yerine Hasis denilmiştir.

Zeri' ve Hasis kelimeleri ikisi de acele mânâsına gelirler. ResûlÜllah (Sallallaht'i Aleyhi ve Sellem)'in acele etmesi başka bir işe gideceği içindir. Fahr-i Kainat (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Efendimiz sofraya bağdaş kura­rak veya diz çökerek oturup yerleşmezdi. Âdetleri daima ya iki dizini veya bir dizini dikerek oturmak yahut çömelmiş vaziyette birkaç lokma almaktı.  «Sahîh-i  Buhârî»'de  Resûlüllah   (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in :

«Ben yerleşerek yemek yemem.» buyurduğu rivayet olunmuştur. Bun?, dan murad ;    Ben çok yemek isteyenler gibi yerleşip oturmam.    Bilâkis aceleci gibi oturur ve az yerim demektir.

ResûlÜllah (Sallallahü Aleyhi ve Selleın)"m fakir fukaraya dağıttığı bu hurma kendinin idi. Karnı aç olduğu için acele birkaç hurma yemesi bun­dandır.

 

25- Cemaatla Beraber Yemek Yiyen Kimseyi Sahiplerinin İzni Olmaksızın İki Hurma ve Emsalini Bir Lokmada Beraberce Yemekten Nehiy Babı

 

150- (2045) Bize Muhammed b. Müsennâ rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be rivayet etti, (Dedi ki) : Cebele b. Sühaym'ı şunu söylerken işittim. İbnü Zübeyr bize kuru hurma yedirİyordu. O gün insanlara kıtlık isabet etmişti. Biz yer* ken yanımızdan İbni Ömer geçiyordu:

— Çifter yemeyin! Çünkü Resûliillah (Sallaliafıü Aleyhi ve Selîeın) çift yemeden nehiy buyurdu. Meğer ki kişi, dîn kardeşine izin vermiş ola! dedi.

Şu'be, izin kelimesini kaydederek: «Bu kelimenin ancak i nü Ömer'in sözünden olduğunu zannederim.» demiş.

 

(...) Bize bu hadîsi Ubeydullah b. Muâz da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti, H,

Bize Muhammed b. Beşşâr dahi rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdur-rahman b. Mehdi rivayet etti. Her iki râvi Şu'be'den bu isnadla rivayette bulunmuşlardır. Onların hadisinde Şu'be'nin sözü yoktur. «O gün insan­lara kıtlık isabet etmişti» cümlesi dahî yoktur.

 

151- (...) Bana Züheyr b. Harb ile Muhammed b. Müsennâ rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Abdurrahman, Süfyân'dan, o da Cebele b. Sühaym'dan naklen rivayet etti. (Demiş ki) : Ben İbni Ömer'i şunu söyler­ken işittim:

Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) sahiplerinden izin almadıkça iki hurmayı beraber yemekten nehiy buyurdu.

Bu hadîsi Buharî «Et'ime», «Mezâlim» ve «Şerîket» bahisle­rinde Ebû Dâvud ile Tirmizî ve îbni Mâce «Et'i-me»'de; Nesâî «Velîme»'de muhtelif râvilerden tahrîc etmişlerdir. Bu babda birçok hadîsler vardır. Nevevî diyor ki: «Sahiplerinden izin almadıkça bu nehiy ittifakıdır. İzin alırlarsa beis yoktur. Ulemâ bu nehyin tahrim için mi, yoksa kerahet ve edep için mi olduğunda ihtilâf etmişlerdir. Kaadi Iyâz, Zahirîler 'den buradaki nehyin tahrim ifade ettiğini, başkalarından ise kerahet ve edep için olduğunu nakletmiştir. Doğrusu tafsilâta gitmektir. Eğer yiyecekler aralarında or-taksa birbirlerinin rızası olmadan çifter çifter yemek haramdır. Rızaları açıkça söylemekle yahut sarâhet yerini tutacak bir karine veya nazı geç­me gibi bir şeyle hâsıl olur. Hepsinin razı olup olmadığında şüphe varsa çifter yemek haramdır. Yiyecek cemaattan başka birine yahut içlerinden birine ait olursa, yalnız onun rızası şarttır. Onun rızasını almadan ikişer yemek haramdır. Onunla birlikte yiyenlerin de izin istemeleri müstehab olur. Yiyecek kendinin olup, arkadaşlarını misafir etmişse, ikişer yemesi haram değildir. Sonra yiyecek azsa, çifter yememek daha iyidir. Yiyecek çok olup, artacak gibi ise ikişer yemekte beis yoktur. Lâkin mutlak su­rette edep yemek esnasında aç gözlülüğü bırakmaktır. Meğer ki, başka bir işe gitmek için acele ede.» Hattâbî de şunları söylüyor. «Bu ancak sahabe zamanında ve yiyecek darlığı çekildiği anlarda idi. Bugün vakit, hal genişlediğinden artık izne hacet yoktur.»

Fakat Nevevî, Hattâbî 'nin bu sözünü doğru bulmamış; verdiği tafsilât üzerinde israr/etmiştir.

 

26- Çocuklar İçin Yemeklere Kuru Hurma ve Benzerini Katma Hususunda Bir Bab

 

152- (2046) Bana Abdullah b. Abdirrahman Ed-Dârimî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yahya b. Hassan haber verdi. (Dedi ki) : Bize Süleyman b. Bilâl, Hişâm b. Urve'den, o da babasından, o da Âişe'den naklen riva­yet etti ki: Peygamber (Sallallahü A leyhi ve Sellem) :

«Ellerinde kuru burma bulunan ev halkı aç kalmaz.» buyurmuşlar.

 

153- (...) Bize Abdullah b. Mesleme b. Ka'neb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ya'kub b. Muhammed b. Tahlâ', Ebû'r Rical Muhammed b. Ab~ dirrahman'dan, o da annesinden, o da Âİşe'den naklen rivayet etti. (Şöy­le demiş) ; Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Yâ Âişe! İçinde kuru hurma olmayan evin halkı açtırlar. Yâ Âişe! İçinde kuru hurma olmayan evin halkı açtırlar. —Yahut halkı aç kalmış­tır.—»  buyurdu. Bunu iki veya üç defa söyledi.

Hadîs-i şerîf kuru hurmanın, faziletine ve onu çoluk çocuk için birik­tirmenin caiz olduğuna delil hattâ bunu teşvik etmektedir.

Seneddeki Ebû'r-Rical, Muhammed b. Abdir­rahman 'm künyesidir. Adamlar babası mânâsına gelen hu künye ken­disine on erkek evlâd babası olduğu için verilmiştir Annesinin ismi Amra binti Abdirrahman'dır.    Medîne1i'dirler.

 

27- Medine Hurmasının Fazileti Babı

 

154- (2047) Bize Abdullah b. Mesleme b. Ka'neb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süleyman (yâni İbni Bilâl) Abduliah b. Abdirrahman'dan, o da Âmir b. Sa'd b. Ebî Vakkas'dan, o da babasından naklen rivayet etti ki, EesûlüIIah (Satlaiiahü Aleyhi ve Sellem):

«Her kim sabahladığı vakit Medine'nin iki taşlığı arasında yedi hurma ferse, akşamlayıncaya kadar ona zehir zarer vermez.»  buyurmuşlar.

 

155- (...) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti, (Dedi ki) : Bize Ebû Üsârne Hâşim b. Hâşim'den rivayet etti. (Demiş ki) : Âmir b. Sa'd b. Ebî Vakkâs'ı dinledim, şöyle diyordu. Ben Sa'd'î s'.ınu söylerken işit­tim : Ben ResûlüHah  (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem)'i;

«Her kim aeva olarak yedi hurma ile sabah kahvaltısı yaparsa, o kim­seye o gün ne zehir zarar verir, ne sihir!» buyururken İşittim.

 

(...) Bize bu hadîsi İbni Ebî Ömer de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize IMervan b. Muaviyete'I-Fezârî rivayet etti. H.

Bu hadîsi bize İslıak b. İbrahim de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Bedr Şûca' b. Velîd haber verdi. Her iki râvi Hâşim b. Hâşim'den bu isnadla Peygamber (Saliailahü Aleyhi ve Sellemyden naklen bu hadîsin mislini rivayet etmişlerdir. Ama ikisi de: «Peygamber (Saliailahü Aleyhi ve Sellem) den işittim»  dememişlerdir.

 işittim»  dememişlerdir.

 

156- (2048) Bİze Yahya b. Yahya İle Yahya b. EyyÛb ve İbni Hucr rivayet ettiler. (Yahya b. Yahya: Bize haber verdi tâbirini kullandı, öte­kiler: Bize İsmail —Bu zat İbnİ Ca'fer'dir— rivayet etti, dediler.) O da Şerik'den —Bu zat İbni Ebî Nemr'dir—, o da Abdullah b. Ebî Atik'den, o da Âişe'den naklen rivayet etti ki : Resûlüllah   (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)

«Yaylanın acvasında şifa vardır. Yahut o, sabahın ilk zamanında tir­yaktır.»   buyurmuşlar.

Bu hadisi Buhârî «Et'ime» ve «Tıbb» bahislerinde tahrîc et­miştir.

Acva: Hurmanın güzel bir nev'idir. Yayla diye tercüme ettiğimiz Âlîye : Medine'nin Necid tarafına düşen tarlaları ve köyleri­dir. Tihâme tarafına düşenlere Safire denilir. Kaadî Iyâz Aliyenin Medîne'ye en yakın yerinin üç mil, en uzak yerinin ise sekiz mil olduğunu söyler.

Tiryak: Panzehir mânâsına gelir. Fârisî bir kelimedir.

Aynî bu hadîsin üzerinde dört vecihle söz etmiştir. Şöyle ki

1- Hurmanın sabahleyin yenilmesi bildirilmiştir. Öğle ve akşam za­manlarında yenilse zikredilen fayda hasıl olmaz. Hadîsin bir rivayetinde mekân kaydı bile konulmuş, yayla hurmasında şifa vardır, buyurmuştur.

2- Yenecek hurmaların acva cinsinden olması kaydedilmiştir. Bunun hikmeti Acva nev'ini Medîne'ye bizzat Peygamber (Saliailahü Aleyhi ve Sellem) 'in mübarek eliyle dikmiş olmasıdır. Nesâî'nin Hz. Câbir'den merfû olarak rivayet ettiği bir hadîste :

«Acva cennettendir. O zehre karşt şifadır.» buyuruîmuştur. Hattâbî: «Acvamn zehir ve sihire fayda vermesi kuru hurmadaki bir hassa­dan değil. Peygamber (Saliailahü Aleyhi ve Sellem)'m   Medine nurmasına yaptığı bereket duası neticesidir.» demiş. İbni Tin de : «Bunun Medîne'ni hususi bir hurması olması ihtimâli vardır. Bu hususta daha başka sözler de söylenmiştir.

3- Nevevî diyor ki : «Hurmaların yedi adet olması hususu na­mazların sayısı ve zekâtların nisabı gibi akılla bilinemiyor. Bu adet tıbb bahsinin birçok yerlerinde zikredilmiştir. Biz bunun hikmetini bilemeyiz. Binâenaleyh fazilet ve hikmetine iman ve itikad vâcibdir.»

4- O günün geceye kadar diye kayıtlanması geceleyin mezkûr fay­danın kalkmış olduğunu gösterir.

 

28- Mantarın Fazileti ve Gözü Onunla Tedavi Babı

 

157- (2049) Bize Kuteybe b. Saîd rivayet eîti. (Dedi ki) : Bize Cerîr rivayet etti. H.

Bize İshâk b. İbrahim da rivayet etti, (Dedi ki) : Bize Cerîr i'e Amr b. Ubeyd, Abdül-Melik b. Unıeyr'den, o da Amr b. Hureys'den, o da Saîd b. Zeyd b. Amr b. Nüfeyl'den naklen haber verdi. (Şöyle demiş) : Ben Peygamber (Saliallahü Aleyhi ve Sellem)'i :

«Mantar mendendir. Onun suyu göze şifadır:   buyururken işittim.

 

158- (...) Bize Muhammed b. Müsennâ da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be, Abdül-Melik b. Umeyr'den rivayet etti. (Demiş ki) : Ben Amr b. Hureys'den din­ledim. (Dedi ki) : Ben Saîd b. Zeyd'den dinledim. (Şöyle dedi) : Ben Re-sûlüllah (Saliallahü Aleyhi ve Sellem)'i :

«Manfar mendendir. Soyu âa göze şifadır.::- buyururken işittim.

 

(...) Bize (yine) Muhammed b. ?tîü"iennâ rivayet etti. (Dedi ki) : Ba­na Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Hakem b. Uteyhe de Hasen-i Urenî'den, o da Amr h. Hureys'den, o da Saîd b. Zeyd'den, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SeUem)'den naklen haber verdi.

Şu'be şöyle demiş : «Hakem tana bu hadîsi rivayet edince, onu Abdül-Melik'İn  hadîsinden yadırgamadım.»

 

159- (...) Bize Saîd b. Amr El-Eş'asî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abser, Mutarrİf den, o da Hakem'den, o da Hasen'den, o da Amr b. Hü-reyre'den,  o da  Saîd b.  Zeyd b. Amr b.  Nüfeyl'den  naklen  haber  verdi.

(Şöyle demiş) : Resûlülîah (Sallallâhii Aleyhi ve Sellem) :

«Mantar Allah Tebâreke ve Teâlâ'nin Benî İsrail'e indirdiği mendendir. Onun suyu da göze şiiar.»   buyurdular.

 

160- (...) Bize İshâk b. İbrahim de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Cerîr, Mutarrif den, o da Hakem b. Uteyhe'den, o da Hasen-i Urenî'den, o da Amr b. Hureys'den, o da Saîd b. Zeyd'den, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den naklen haber verdi:

«Mantar, Allah'ın Musa'ya İndirdiği mendendir. Onun suyu da göze şifadır.» buyurmuşlar.

 

161- (...) Bize İbni Ebî Ömer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyân, Abdül-Melik h. Umeyr'den rivayet etti. (Demiş ki) : Ben Arar b, Hureys'i şunu söylerken işittim. (Dedi ki) : Ben Saîd b. Zeyd'i şöyîe derken din­ledim. Resûlullah (Saliallahü Aleyhi ve Sellemj:

«Mantar, Allah(Azze ve CeUel'nİn Benî İsrail'e indirdiği mendendir. Onun suyu da göze şifadır.»  buyurdular.

 

162- (...) Bize Yahya b. Habib El-Hârisi de rivayet etti. (Dedi ki) : Bİze Hammad b. Zeyd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muhammed b. Şebib rivayet etti, (Dedi ki) : Ben bu hadîsi Şehr b. Havşeb'den dinledim ve kendisine sordum da, hen onu AbdüJ-Melik b. Umeyr'den dinledim, dedi, Onun üzerine Ahdül-Melik'Ie görüştüm. O da bana Amr b. Hureys'den, o da Saîd b. Zeyd'den naklen rivayette bulundu. (Demiş ki) : ResûlüUah (Sallallahii A leyhi ve Sellenı ) ;

«Mantar mendendir. Onun soyu da göre şifadır.» buyurdu.

Bu hadîsi Buhârî «Tefsir» ve «Tibb» bahislerinde; Tirmizî ile İbni Mâce «Tıbb»'da; Nesâî «Tibb», «Velime» ve «Tef­sir» bahislerinde  muhtelif râvilerden  tahrîc etmişlerdir.

Kem'e : Mantarın bir nev'idir. Nevevî diyor ki : «Peygamber (Saliallahü Aleyhi ve Settem) mantar mendendir hadîsinin mânâsı hakkında ulema ihtilâf etmişlerdir. Ebû Ubeyd ile birçok ulema onu Beni îsrâiI'in üzerine indirilen menne benzetmişlerdir. Çünkü onlara indi­rilen men (yâni kudret helvası) külfetsiz, meşakkatsiz kendiliğinden hâ­sıl oluyordu. Mantar da külfetsiz, meşakkatsiz ekilmeden, sulanmadan kendiliğinden biten bir nebattır. Bu kelimenin zahiri iîe amel ederek ha­kikaten Benî' İsrâi1e indirilen men olduğunu söyleyenler de var-dır.» Mantarın suyunun şifa olması muhtelif suretlerde izah edilmiştir. Bir kavle göre mücerret suyu şifadır. Diğer bir kavle göre mantarın, suyu ilâçla karıştırılarak göze sürülür. Üçüncü bir kavle göre ise mantar suyu gözdeki harareti soğutmak için kullanılacaksa başka bir şeyle karıştırma­dan sürülür. Bundan başka bir. maksatla' kullanılacaksa terkib yapılır. Nevevî : «Doğrusu mantarın suyu mutlak surette göze şifadır. Suyu sıkılır ve ondan göze sürülür. Zamanımızda ben ve başkaları gördük ki, bir zatın gözleri hakikaten görmez -oldu da, gözlerine mücerret mantar suyu çekti. Ve şifa bularak gözleri tekrar görmeye başladı. Bu zât Ke­mal b. Abdillah Ed-Dimeşkî. olup, salâh sahibi ve ha­dîs râvisidir. Mantar suyunu kullanması hadîse itikad ettiği ve onunla teberrükte bulunmak istediği içindir.»  diyor.

 

29- Kara Kebasin Fazileti Babı

 

163- (2050) Bana Ebû't-Tahir rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdul-3ah b. Vehb, Yûnus'dan, o da İfcni Şihab'dan, o da Ebû Seleme b. Abdır-rabmaıı'dan, o da Câbir b. Ahdillnh'dan naklen haber verdi. Câbir şöyle demiş; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'lc birlikte Merru'z-Zahran'-da idik, Irak yemişi topluyorduk. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)

«Onun siyahını toplamağa bakini» buyurdular. Bunun üzerine biz:

— Yâ Resûlallah! Galiba sen koyun gütmüşsün, dedik.

«Evet, onu gütmedik Hİç bir peygamber vgr mı?t buyurdu yahut bu­nun gibi bir söz söyledi.

Bu hadîsi Buhârî «Kitâbu'I-Enbİya» ve «Kitâbu'l-Et'ime»'de; Nezâî    «Velime» bahsinde tahrîc etmişlerdir.

Kebâs : Erak denilen misvak ağacının olgun yemişidir. Bazıları bu­nun incire benzer bir yemiş olduğunu, insanlarla develerin ve koyunların onu yediklerini ve hararet verdiğini söylemişlerdir. Bir rivayete göre iki avucu dolduracak kadar salkımı olurmuş.

Ashâb-ı Kiramın : «Ya Resûlallah! Galiba sen koyun gütmüşsün.»» di­ye sormaları, yemişin siyahını tavsiye ettiği içindir. Erak yemişinin ne­vilerini iyi bilenler ekseriyetle çobanlar olurdu. ResûfüIIah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in vaktiyle koyun gütmesindekî hikmeti Hattâbî şöyle izah etmiştir : «Allah Teâla Peygamberliği dünyaya dalanlara ve re­fah sahiplerine vermemiş; koyun güdenlere tevazu ve sanat sahiplerine ihsan etmiştir. Nitekim Hz. Eyyûb'un terzi, Zekeriyya (Aîeyhisselâm) 'm doğramacı olduğu rivayet edilir.» Nevevîde : «Bundaki hikmet tevazu benimsemeleri, kalblerin halvetle sâfileşmesi, bu suretle ümmetlerini idareye intikalleridir»  diyor.

 

30- Sirkenin ve Onu Katık Yapmanın Fazileti Babı

 

164- (2051) Bana Abdullah b. Abdirrahman Ed-Dârimî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yahya h. Hassan haber verdi. (Dedi ki) : Bize Süleyman b. Bilâl, Hİşam b. Urve'den, o da babasından, o da Âişe'den naklen ha­ber verdi ki: Peygamber (SaUaUahü Aleyhi ve Sellem):

«Sirke ne güzel katıklardır. Yahut katıktır.»   buyurmuşlar.

 

I65- (...) Bize bu hadîsi Musa b. Kureyş b. Nâfi' Et-Temîmi de ri­vayet etti. (Dedi ki) ; Bize Yahya b. Salih El-Vuhazî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süleyman b. Bilâl bu isnadla rivayette bulundu ve :

«Ne güzel katıklardır.» dedi; şekketmedi.

 

166- (2052) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Avâne, Ebû Bişr'den, o da Ebû Süfyân'dan, o da Câbir b. Abdillah'dan naklen haber verdi ki: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Selîem) ailesi efra­dına katık sordu. Onlar da :

— Bizde sirkeden başka bir şey yok, dediler. Onu istedi ve onunla yemeye başladı. Hem :

«Sirke ne güzel  katıklardır; sirke ne güzel katıklardır!»   diyordu.

 

167- (...) Bana Ya'kub b. İbrahim Ed-Devrakî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İsmail (yâni İbni Uleyye), Müsennâ b. Said'den rivayet etti. (Demiş ki) : Bana Talha b, Nâfi' rivayet etti ki, kendisi Câbir b. Abdil-lah'ı şunu söylerken işitmiş:

Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir gün benim elimden tutarak evine götürdü. (Hizmetçi) ona ekmek parçaları çıkardı. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Katık namına bir şey yok mu?»   diye sordu.  (Evdekiler) :

— Hayır! Yalnız biraz sirke var, dediler.

«Gerçekten sirke ne güzel  kaîiklcîrdır.:> buyurdu.

Câbir demiş ki: Bunu Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)''den işi-teli beri sirkeyi severim. Talha dahi : «Ben bunu Câbir'den işiteli beri sir­keyi severim.» demiş.

 

168- (...) Bize Nasr b. Alî El-Cahdenıî rivayet etti. (Dedi ki) : Bana babam rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Müsennâ b. Saîd, Talha b. Nâfi'den rivayet etti. (Demiş ki) : Bize Câbir b. Abdillah rivayet etti ki, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) onun elinden tutarak evine götürmüş:

Râvi, îhni Uleyye'niu hadîsi gibi :

«O halde sirke ne güzel katıklardır...» cümlesine kadar rivayette bu­lunmuş; ondan sonrası almamıştır.

 

169- (...) Bize Ebû Bekr b. Eki Şeybe de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yezid b. Harun rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Haccâc b. Ebî Zeyneb haber verdi. (Dedi ki) : Bana Ebû Süfyân Taîha b. Nâfi' rivayet etti. (Dedi ki) : Câbir b. AbdİIIah'i dinledim, şunu söyledi:

Evimde oturuyordum, bana Resûlülînh (SailaUahü Aleyhi ve Sellem) uğ­rayarak işaret etti. Hemen kendisine ayağa kalktım. Elimden tuttu ve yürüdük. Nihayet kadınlarının evlerinden bîrine gelerek içeri girdi. Son­ra bana izin verdi. Ben de perdeye kadının yanma girdim. Derken Re-sûIüHah (Sallallahii Aleyhi ve Sellem):

«Yiyecek bîr şey var mı?» diye sordu.  (Evdekiler) :

—  Hayır! cevâbını verdiler. Ve kendisine üç parça ekmek getirdiler. Bunları bir sofranın üzerine koydular. Müteakiben Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir parça alarak onu kendi önüne koydu. Başka bir par­ça daha alarak onu da benim önüme koydu. Sonra üçüncüyü alarak onu ikiye  kırdı ve  yarısını  kendi  Önüne,  yarısını   da   benim  Önüme  koydu. Sonra :

«Kafık namına bir şey var mı?» diye sordu.

—  Hayır! Yalnız biraz sirke  var, dediler. «Getirin onu! Ne güzel katıklardır ol»  buyurdular.

Kaadî îyâz ile Hattâbî’ye göre bu hadisin muhtelif ri­vayetlerinden çıkan mânâ yemeklerde az bir şey ile kanaat edip, nefsi çeşitli yemek istinasından men etmektir. Burada'âdeta katık namına sirke ve o mânâda ucuz ve kolay bulunan şeyler yiyin, iştihah yemek çe­şitlerine rağbet etmeyin. Çünkü bunlar, hem dini bozar, hem bedeni has­ta eder, denilmiş gibidir. Fakat Nevevî bu mütalâayı beğenmemiş : «Cezmen kabulü gereken doğru söz şudur ki, hadîs-i şerif bizzat sirkeyi methetmektedir. Az yemek, iştiha verici şeyleri terk etmek başka kaide­lerden anlaşılır» demiştir.

Nebiyye : Hurma yaprağından örülen sofra manasınadır. Kaadî Iyâz birçok râvilerden bu kelimeyi «Betti» şeklinde rivayet etmiştir. Betti, yün veya yapağıdan dokunan kilimdir. Bazıları bunu «Bünnî» diye rivayet etmişlerdir. Kadı Kinâni : «Doğrusu budur,» demiştir. Bûnnı, yine hurma dalından yapılan tabaktır.

 

Bu Rivayetlerden Çıkarılan Hükümler

 

1- Sirkeye katık denilebilir. İyi ve makbuldür.

2- Yemek yiyecekleri eğlendirmek için yiyecek babında söz etmek müstehab dır.

3- Yolda yürürken arkadaşının elinden tutmak caizdir.

4- Ekmeği sofradakilerin Önüne müsavi olarak taksim etmek müstehabdır. Simit ve çörek gibi ufak çaptaki ekmekleri bütün olarak koy­makta da beis yoktur.

 

31- Sarmısak Yemenin Mubah Kılınışı, Büyüklerle Konuşmak İsteyen Kimsenin Onu ve Keza O Manadaki Sebzeleri Yememesi Gerektiğini Beyan Babı

 

170- (2053) Bize  Muhammed  b.  Müsennâ  ile  Ibni  Beşşâr  rivayet ettiler. Lâfız İbnİ Müsennâ'mndir. (Dediler ki) : Bize Muhammed b. Ca'-fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be Simak b. Harb'den, o da Câbir b. Semûra'daıı, o da Ebû Eyyûb EI-Ensârî'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : Resûlüllah (Satlalhıhü Aleyhi ve Sellem)'e bir yiyecek getirildiği va­kit ondan yer; fazlasını da bana gönderirdi. Bir gün bana bir fazla gön­dermişti ki, ondan yememişti. Çünkü içerisinde sarmisak vardı. Kendi­lerine :

— Bu haram  mıdır? diye sordum.

«Hayır! Lâkin ben kokusundan dolayı ondan hoşlanmıyorum.» buyurdular.

Ebû  Eyyûb:

—Öyleyse senin hoşlanmadığından ben de hoşlanmıyorum, demiş.

 

(...) Bize Muhammed b. Müsennâ rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yah­ya b. Saîd, Şu'be'den bu isnadla rivayet etti.

 

171- (...) Bana Haccâc b. Şâir ile Ahmed b. Saîd b. Sahr dahi ri­vayet etti. Lâfızları birbirine yakındır. (Dediler ki) : Bize Ebû'n-Nu'man rivayet etti.   (Dedi  ki) : Bize Sabit rivayet etti.   (Haccâc b. Yezid'in rivâyetinde : Ebû Zeyd El-Ahvel'dir) [11]. (Dedi ki) : Bize Asım b. Abdil-lah b. Haris, Ebû Eyyûb'un azatlısı Eflah'dan, o da Ebû Eyyûb'dan nak­len rivayet etti ki: Peygamber (SallaUahü Aleyhi ve Setlem) ona misafir ol­muş ve Peygamber (Sc.llaUahü Aleyhi ve Selle/n) alt kata Ebû Eyyûb da üst kata yerleşmişler. Derken Ebû Eyyûb bir gece intibaha gelmiş ve : Biz Kesûlüllah (Salîallahü Aleyhi ve SelLm) !in başının üzerinde yürüyoruz, de­miş. Bunun üzerine çekilerek bir kenarda gecelemişler. Sonra Peygamber (Salîallahü A leyhi ve Seilem) 'e söylemiş. Peygamber (SallaUahü A leyhi ve Sellem)'.

«Alt kat daha yarayışlı.»  buyurmuş.» Ebû Eyyûb :

—  Sen altında bulundukça ben bir çatının üstüne çıkamam, demiş. Bunun üzerine Peygamber (SallaUahü Aleyhi ve Sellem) Üst kata, Ebû Eyyûb da alt kata değişmişler. Ebû Eyyûb Peygamber (SallaUahü Aleyhi ve Selîem)Je yemek yaparmış. Sofra (dönüp) getirildiği vakit onun parmak­larının yerini sorar, parmaklarının yerini araştırırmış. Bir gün ona sar­ımsaklı bir yemek yapmış. Sofra geri getirildiği vakit Peygamber (Salîallahü Aleyhi ve Sellem)ym parmak yerlerini sormuş. Kendisine:

—  O yemedi, demişler. Bundan ürkmüş ve hemen yanına çıkarak :

—  Sarmısak haram mıdır? diye sormuş. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Değildir! Lâkin ben ondan hoşlanmıyorum.»   buyurmuş.  Ebû Ey­yûb :

—  Öyle ise senin hoşlanmadığından yahut senin kerih gördüğünden ben de hoşlanmam, demiş.

Ebû Eyyûb: «Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seliem)'e gelinirdi.» de­miş.

«Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e gelinirdi.» cümlesinden murad, ona melekler ve vahiy gelirdi, demektir. Nitekim bir hadîste :

«Ben sizin görüşmediklerinizle görüşüyorum. Melekler insanların ra­hatsız olduğu şeyden rahatsız olur.» buyurulmustur. Resûlüllalı (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hiç bir zaman sarmısak yemezdi. Çünkü her an melek­lerin ve vahyin gelmesi mümkündü. Şâfiî1er'den Nevevî di­yor ki: «Ulemâmız Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hakkında sarmı-sağın ve keza soğan, pırasa gibi şeylerin hükmünün ne olacağında ihtilâf etmişlerdir. Bazıları haram olduğunu söylemişse de, esah olan kavle göre haram değil, kerâhet-i tenzihiyye ile mekruhtur. Çünkü «Sarmısak ha­ram mıdır?» suâline umumî olarak «Hayır!» cevâbını vermiştir. Sarmışağın ona haram olduğunu söyleyenlere göre bu cevabın mânâsı : Sizin hak­kınızda haram değildir, demektir.

Peygamber (Sallalîahü Aleyhi ve Sellem)'m misafirliği esnasında evvelâ alt kata yerleşmesi, kendisine ve ziyaretçilerine daha uygun geldiği için­dir. Hz. Ebû Eyyûb 'un buna razı olmaması ise büyük terbiye ve nezaketindendir.

Onun hoşlanmadığından hoşlanmaması da bunu gösterir.

 

Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:

 

1- Sarımsak  yemenin, mubah olduğuna bu hadîste  sarahat vardır. Bu cihet ittifakı ise de mescide veya kalabalık bir yere gidileceği,  bü­yükler huzuruna çıkılacağı zaman sarımsak yemek mekruh olur. Soğan ve pırasa gibi kerih kokulu sebzeler de sarmısak hükmündedirier.

2- Yemek yiyen kimsenin yeyip içtiğinden fazlasını kendinden son­ra yiyeceklere bırakması müstehabdır.  Bilhassa âdetleri icabı bütün  yi­yeceklerini misafire yedirerek çoluk çocuğu bir şey yemeden  misafirin yemesini bekleyenler hakkında hüküm daha da müekkeddir.

3- Fazilet sahiplerine hürmet ve ta'zimde bulunmak ve onlara karşı terbiye ve nezakette mübalağa göstermek müstehabdır.

4- Hadîs-i şerif Hz. Ebû Eyyûb'un menkabesine delildir.

5- Ehl-i hayr kimselerin eserleriyle yemek vesâirede teberrûk olunur.

 

32- Misafire İkram ve Onu Tercih Etmenin Fazileti Babı

 

172- (2054) Bana Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ce-rir b. Abdul Hamid, FudayI b. Gazvan'dan, o da Ebû Hazım EI-Eşcaî'den, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti.  (Şöyle, demiş) :

Bîr adam  Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e gelerek:

—  Ben muhtacım! dedi. Bunun üzerine Peygamber (Sallaiiahü Aleyhi ve Sellem) kadınlarından birine haber gönderdi. O da :

—  Seni hak dinle  gönderen  Allah'a  yemin  olsun  ki, evimde sudan başka bir şey yok, dedi. Sonra  başka bir hanımına hater gönderdi, bu da bunun gibi söyledi. Hattâ bütün hanımları böyle söylediler.

—  Hayır!  Seni hak dinle gönderen Allah'a  yemin olsun  ki, evimde sudan başka bir şey yok, dediler. Bunun üzerine :

«Bu zâtı bu gece kim misafir edecek? Allah ona rahmet eylesin!» buyurdu. Hemen ensardan fcir zât ayağa kalkarak:

—  Ben yâ Resûlallah! dedi. Ve onu evine götürdü. Karısına evinde bir şey var mı diye sordu. Kadın:

—  Hayır! Yalnız çocuklarımın yiyeceği var, cevâbını verdi.

—  Sen onları bir şeyle oyala! Misafirimiz girdiği vakit kandili sön­dür ve ona biz de yermişiz gibi göster. O yemeğe eğildi mi sen hemen kandile kalk ve onu söndür, dedi. Böylece oturdular ve misafir yemeği­ni yedi. Sabahlayınca Peyganiler (Sallallahu Aleyhi ve Sellemj'e vardı. O da (kendisine) :

«Bu akşam (karı koca) her ikinizin misafirinize yaptığınıza Aliah te-accûb buyurdu.» dedi.

 

173- (...) Bize Ebû Küreyb Muhammed b. Alâ' rivayet etti. (Dedi ki) ; Bize Veki', FudayI b. Gazvan'dan, o da Ebû Hazim'den, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti ki, ensardan bir adama fcir gece misafir gelmiş. Evinde kendi yiyeceği ile çocuklarının yiyeceğinden başka bir şey yokmuş. Karısına :

— Sen çocukları uyut; kandili söndür ve ne yemeği varsa misafire takdim etî demîş.

Râvi diyor ki, arkacığından şu âyet indi :

«Onlar başkalarını kendi nefislerine tercih ederler, velev ki kendileri muhtaç olsunlar.» [12]

 

(...) Bize bu hadîsi Ebû Küreyb de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Fudayl, babasından, o da Ebû Hazim'den, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) ; Bir adam misafir olmak için Resûlüllah (Sailallahü Aleyhi ve Sellemje geldi. Fakat evinde onu misafir edecek bir şey yoktu. Bunun üzerine:

«Bu zâtı misafir edecek kimse yok mu? Allah ona rahmef eylesin!» dedi. Hemen ensardan Ebû Talha denilen bir zât kalkarak onu evine gö­türdü...

Râvi hadîsi Cerir'in hadîsi gibi nakletmiş; bu hadîste Vekî'İn zikret­tiği gibi âyetin inişini de anmıştir.

Bu hadîsi Buhâri «Menâkıb» ve «Tefsir» bahislerinde; Tirmizî ile Nesâî de «Tefsîr» bahsinde muhtelif râvilerden tahrîc etmişlerdir.

Misafiri evine götüren ensârînin kim olduğu ihtilaflıdır. Bir rivayete göre Ebû Talha Zeyd b. Sehl 'dir. Kaadî İsmail «Ahkamu'l-Kur'an» ismindeki eserinde bu zatm Sabit b. Kays olduğunu söylemiş. Bâzıları Abdullah b. Revaha , bir ta­kımları da hadîsin râvisi    Ebû   Hüreyre   olduğunu söylemişlerdir.

Hane sahibinin karısına : «Sen onları bir şeyle oyala!» demesi; ço­cukların aç olmayıp, çocuk âdeti veçhile bir şey istediklerine hamledilmiş-tir. Zira yememek kendilerine zarar verecek kadar aç olsalar, müsâfir-den önce onları doyurmak vâcib olurdu. Bu karı kocayı Allah ve Resulümethû sena etmişlerdir. Bu da gösterir ki, onlar bir vacibi terk etmemiş. Bilâkis güzel ve makbul bir iş yapmışlar, misafiri kendi nefislerine ter­cih etmişlerdir. Bu âyet-i kerîmeyi Allah Teâlâ onlar hakkında indir­miştir.

Hadîs-i şerifteki Allah'ın teaccûbundan murad yapılana razı olması­dır. Bundan meleklerin teaccûbu kasdedilmiş de olabilir. Bu takdirde te-accûbü Allah'a izafe etmekten murad, meleklerin şerefini beyân içindir.

 

Hadis-i Şeriften Şu Hükümler Çıkarılkıştır:

 

1- Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile ailesi efradı son derece kanaatkar; darlık ve açlığa karşı sabırlı idiler.

2- Bir kavmin büyüğüne yaraşan hareket, gelen misafire bizzat ken­di  malından  ikramda  bulunmak,   buna  imkân  yoksa  dostlarından   veya komşularından yardım istemektir.

3- İhtiyaç ve sıkıntı zamanında yardımda bulunmak müstehabdır.

4- Misafire ikram ve onu kendi nefsine tercih etmek fazilettir.

5- Misafire yedirilen yemek ev sahiplerine yetmeyecek kadar az ise hile yaparak ışığı söndürmeleri ve onlar da yermiş gibi görünmeleri ca­izdir.

6- Hadîs-i şerîf hâne sahibi ensârî ile karısının menkabelerine de­lildir

 

174- (2055) Bize Efaû Bekr b- Ebî Şeyhe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şebâbe b. Sevvâr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süleyman b. Muğîre Sabitten, o da Ahdurrahman b. Ebî Leylâ'dan, o da Mikdad'dan naklen rivayet etti. Mikdâd (şöyle demiş) ; Ben ve iki arkadaşım yoldan geldik. Açlıktan gözlerimiz, kulaklarımız gitmişti. Kendimizi Resûlüllah ($alUıllahü Aıeyhive Sellenı) 'in ashabına arzetmeye başladık. Ama onlardan hiç biri bizi kabul etmiyordu. Derken Peygamber (Seüallahü Aleyhi ve Sellem)'e gel­dik, bizi hanesine götürdü, bîr de baktık üç keçi!.. Peygamber (ScülaUahü Aleyhi ve Sellem):

«Şu sütü aramızda (paylaşmak üzere) etıgtrtl» buyurdu. Attık sütü sa­ğıyor ve bizden her birimiz nasibini içiyordu. Peygamber (Saîlaiiahü Aleyhi ve Sellem)!e de nasibini takdim ediyorduk. O geceleyin gelerek Öyle bîr selâm veriyordu ki. uyuyanı uyandırmak, fakat uyanık olana îşîHirirdi. Sonra mescide gelir. Namaz kılar. Sonra sütünün kaşına gelerek içerdi. Derken bir gece hana şeytan geldi. Tam nasibimi içmiştim. (Dedi ki) :

— Muhammed ensâra geliyor, ona hediye veriyorlar, onların yanında hissemend oluyor. Onun bu bir yudum süte ihtiyacı yoktur! Bunun üze­rine ben sütün başına gelerek onu içtim. Karnıma yerleştiği ve onu çı­karmaya bir çare olmadığını anladığım vakit şeytan bana pişmanlık ver­di. Ve :

—  Yazık sana! Ne yaptın seni Muhammed'in sütünü nıü içtin? Bir gelir de onu bulamaz ve sana beddua ederse helak olursun, dünyan da, âhirelin  de   (heba  olup)  gider, dedi.  Üzerimde  bir peştemaî vardı, onu ayaklanma koyarsam Başım meydana çıkar; fcaşıma koyarsam ayaklarım meydana  çıkardı. Uykum gelmemeye  başladı. İki arkadaşını ise uyudu­lar; onlar benim yaptığımı yapmadılar. Derken Peygamber (Sallahahü Ateyhi ve Selle/n) geıerek  eskiden  verdiği  gibi  selâm  verdi.   Sonra  mescide  geldi ve namaz kıldı. Sonra sütünün naşma gelerek onu açtı. Ama kabın için­de bir şey  bulamadı. Bunun üzerine başını semaya kaldırdı. Ben   (içim­den) : Şimdi bana beddua ediyor ve helak oluyorum, dedim, (.Halbuki) O:

«Atlahıml Bana yiyecek verene, sen de yiyecek ver! Su verene, sen de su ver!» dedi. lien peştemala dönerek onu üzerime bağladım. Ve bıçağı alarak keçilerin yanına gittim. Hangisi semiz ise onu JResüiüliah (Saüahahü Aleyhi ve Seliem) kesecektim. Bir de baktım keçinin sütü toplanmış. Bak-, tim hepsinin sütleri toplanmış. Bunun üzerine Munammed (SaliaUahü Aleyhi ve Seliem) ailesinin bîr kabını ele geçirdim. Onun içine süt sağmaya ta­ma' etmezlerdi, İçine sağdım. Hattâ südün üzerine köpük çıktı. Sonra Resûiüllah  (SaliaUahü Aleyhi ve Selİemj'e geldim.

«Bu akşam sütünüzü içtiniz mi?»  dedi. Beü ;

—  Yâ Kesûlallah iç!  dedim. İçti, sonra  bana verdi. Ben   (yine) :

—  Yâ Kesûialîah iç!    dedim,    içti,    sonra    bana   verdi.    Peygamber (Saliaüahü Aleyhi ve Sellem)'in kandığın ve duasına nail olduğumu anlayın­ca güldüm. Hattâ yere düştüm. Bunun üzerine Peygamber I SaliaUahü Aleyhi ve Sellem)ı

«Bu senin yaramazlıklarından biri (olacak) yâ Mikdad!»dedi. Ben de

—  Yâ KesûlaİIah! Halim şöyle idi, fren de şöyle yaptım, dedim. Peygamber (SaliaUahü A ieyhi ve Seliem) :

«Bu Allah'ın rahmetinden başka bir şey değildir. Sen benden izin is-tesen de arkadaşlarımızı uyandırsak. onlar da bu sürten naisbedâr olsa­lardı ya!»   buyurdu. Ben:

—  Seni  hak  dinle gönderen Allah'a  yemin  olsun  ki, ondan  sen  ve seninle beraber ben  de nasibedar olduktan sonra, insanlardan kimin on­dan  nasibedar olacağına aldırış  etmem,  dedim.

 

(...) Bize İshâk b. İbrahim de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Nadr b. Şümeyl hafcer verdi. (Dedi ki) : Bize Süleyman b. Muğîre bu isnadla ri­vayette bulundu.

Hz. Mikdad ile iki arkadaşını kimsenin misafir etmemesi, baş vurdukları zevatın hep fakir olup, yiyecek bir şeyleri bulunmadığına hamledilmiştir.

«Bu senin yaramazlıklarından biri (olacak) yâ Mikdad!» cümlesiyle ondan önceki cümlelerden anlaşılıyor ki, Hz. Mikdad yaptığına çok pişman olmuş, buna son derece üzülmüş. Ve Peygamber (Sallaliahü Aleyhi ve Sellemjin bedduasına uğrıyacağindan korkmuşken, onun bu sefer sütü içerek kandığını ve duasının kabul edildiğini görünce pek ziyade sevin­miş, gülmüş, üzüntüsü bir anda sevince inkılâb etmiştir.

Peygamber (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem)'in :

«Bu Allah'ın rahmetinden başka bir şey değildir.» sözünden murad : Bu sütü vakitsiz halk edip âdeti hilâfına biriktirmesi Allah'ın bir rahme­tidir, demektir.

 

Hadisi Şeriften Şu Hükümler Çıkarılmıştır:

 

1- Uyku uyuyan veya o mânâda olan kimselerin yanında  uyanık olanlara selâm vermenin âdabı, bağırmayıp orta sesle oradakilere işittir­mektir.

2- Hizmetçiye, iyi bir iş yapan kimseye ve hayır yapacak olanlara dua etmek müstehabdir.

3- Hadîs-i şerîf Peygamber (Sallaliahü Aleyhi ve Seliem) 'in kemal-i ah­lâkına delildir.

4- Keçilerin zamansız sütlenmesi Peygamber (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem)'in bir mucizesi ve bereketi eseridir.

 

175- (2056) Bİze UbeyduIIah b. Muaz El-Anberî İle Hamid b. Ömer EI-Bekrâvî ve Muhammed b. Abdi'1-A'lâ toptan Mu'temir b. Süleyman'­dan rivayet ettiler. Lâfız İbni Muaz'ındir. (Dediler ki) : Bize Mu'temir rivayet etti. (Dedi ki) : Bİze babam Ebû Osman'dan ve bir de Abdurrah-man b. Ebî Bekr'den naklen rivayet etti. Abdurrahman şöyle demiş : Pey­gamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile birlikte yüz otuz kişi bulunuyorduk. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Sizden hiç birinizin yanında yiyecek var m;?» diye sordu. Bir de baktık, bir adamın yanında bir ölçek zahire veya bunun gibi bir şey bu­lunuyormuş. Hemen hamur karıldı. Sonra saçları dağılmış uzun boylu müşrik bir adam bir sürü koyun sürerek (yanımıza) geldi. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)   (ona) :

«Satılık mı, hediyye mi? —Yahut hibe mi?—» diye sordu. Adam:

— Hayır! Bilâkis satılık, dedi. Ve ondan bir koyun satın aldı. Ko­yun hasıllandi. Ve Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ciğerinin kızar­tılmasını emir buyurdu. Allah'a yemin ederim yüz otuz kişiden hiç bir kimse yoktur ki, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) o koyunun ciğerin­den bir parça vermemiş olsun. Mevcut ise kendisine verdi. Gaibse onun için sakladı. Abdurrahman : «Akide çanak doldurdu, bunlardan hepimiz yedik ve doyduk. Kaplarda yemek de arttı da, ben onu deveye yükledim.» demiştir. Yahut dediği gibidir.

Bu hadîsi Buhârî «Buyu'» ve «Hibe» bahislerinde tahrîc et­miştir. Peygamfcer (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in müşrik çobana:

«Satılık mır hedîyye mi? —Yahut— Satılık mı, hibe mi? dediğinde râvi şekketmiştir. Hadis-i şerîfde dört mucize vardır. Bunların birincisi kabı büyültmek, ikincisi ciğeri çoğaltmak, üçüncüsü çanakların genişle­mesi, dördüncüsü herkes karnını doyurduktan sonra yemeğin artmasıdır.

 

Bu Hadisten Şu Hükümler Çıkarılmıştır:

 

1- Yiyecek kıtlığında herkes aç kalınca imkânı olanların yardımda buîunmaîarı gerekir.

2- Yemek için toplanmakta bereket vardır.

3- Haberi yeminle te'kid caizdir. Velev ki, haberi veren zat doğru söyiemiş olsun.

 

176- (2057) Bize UbeyduIIah b. Muâz El-Anberî i!e Hâmîd b. Ömer Eİ-Bekrâvi ve Muhammed b. Abdi'l-A'lâ El-Kaysî hepsi Mu'temirden ri­vayet ettiler. Lâfız İbni Muâz'ındır. (Dediler kij : Mu'temir b. Süleyman rivayet etti. (Dedi ki) : Bana babam şunu söyledi. Bize Ebû Osman riva­yet etti. Ona da Abdurrahman b. Ebî Bekr rivayet etmiş ki : Eshab-i Suffe. fakir  insanlarmış.  Resûiiilîah (Sa'ılaîlahii Aleyhi ve Settem) bir  defa:

«Kimde iki kişilik yemek varsa, üç kişi götürsün! Kİmde dört kişilik yemek varsa beşinciyi, altıncıyı götürsün.» buyurmuşlar. Yahut buyurdu­ğu gibidir. Gerçekten Ebû Bekr üç kişi getirmiş. Nebiyyuliah (Solİallahü Aleyhi ve Sellem) on kişi (yine) Ebû Bekr üç kişi götürmüş. Râvi şöyle demiş :

—  Şan şu ki: Annem, babam ve ben — bilmiyorum karım da  dedi mi — bizim evimizle Ebû Bekr'in evinin arasında bir hizmetçi vardı. Ebû Bekr Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yanında akşam yemeği ye­di.   Sonra   yatsı   kılmıncaya   kadar   durdu.   Sonra döndü ve Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Setlem)   uyukjaymcaya   kadar  yanında   durdu.   Gecenin Allah'ın dilediği kadarı geçtikten sonra geldi. Hanımı ona :

—  Misafirlerinin yanma gelmekten yahut misafirinin yanına gelmek­ten seni alıkoyan nedir? dedi. Ebû Bekr :

—  Sen onlara akşam yemeği vermedin mi? diye sordu. Kadın :

—  Sen gelinceye kadar yemek istemediler. Onlara yemek (evdekiler) arzettiler. Fakat onlar galebe  çaldı, dedi. Abdurrahman  demiş ki: Ben giderek gizlendim. Ebû Bekr:

—  Ey alçak! dedi. Beddua ve sitem etti. Ve :

—  Yeyin, afiyet olmasın! dedi. Bir de:

—  Vallahi ben bu yemekten ehediyyen tatmam! dedi. Abdurrahman diyor ki: Biz bu yemekten hiç bir lokma almıyorduk ki, altından o lok­madan daha fazla artmasın. Nihayet doyduk ve yemek öncekinden daha fazla  oldu.  Ebû Bekr  ona  baktı,  ne  görsün,  olduğu  gibice  yahut   daha Çok!.. Hanımına :

—  Ey Benî Firâs'ın kız kardeşi! Bu ne? dedi. Hanım :

—  Hayır iki gözüm! Şimdi o öncekinden üç kere daha çoktur, dedi. Bunun üzerine Ebû Bekr ondan yedi. Ve yeminini kasdederek :

—  Bu ancak şeytandandı, dedi. Sonra yemekten bîr lokma yedi. Ve yemeği ResûlüIIah (Sailallahü Aleyhi ve Sellem)'e götürdü. Yemek onun ya­nında sabahladı. Bizimle  bir kavm  arasında  akid  vardı. Müddet  geçti. Biz de on iki adamı reis yaptık. Her adamla birlikte onlardan bir takım insanlar bulunuyordu. Her adamla kaçar kişi bulunduğunu Allah bilir. Şu kadar var ki, onlarla beraber gönderdi ve yemekten toptan yediler. Yahut dediği gibidir.

 

177- (...) Bana Muhammed fa. Müsennâ rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Salim b. Nuh EI-Attâr, Cüreyrî'den, o  da  Ebû Osman'dan, o da Abdur­rahman b. Ebî Bekir'den naklen rivayet etti.  (Şöyle demiş) :

Bize bir takım misafirlerimiz geldi. Babam geceleri ResûlüIIah (SaHaliahü Aleyhi ve Sellem)'le konuşuyordu, hemen  geldi ve:

—  Ey Abdurrahman!  Misafirlerine akşam  yemeği ver, dedi. Akşam­layınca' biz  misafirleri   ağırlamaya   geldik,   fakat  onlar   kabul   etmediler. Evimizin babası gelerek bizimle beraber yemedikçe olmaz, dediler. Ben kendilerine :

—  O  hiddetli bir admdır.  Eğer  siz   (dediğimi)   yapmazsanız, ondan bana  ezâ isabet edeceğinden korkarım,  dedim.   (Yine)   kabul  etmediler. Ebû Bekr geldiği vakit onlardan önce hiç bir şeye başlamadı:

—  Ziyafetinizi bitirdiniz mi? diye  sordu :

—  Hayır! Vallahi bitirmedik, dediler.

—  Ben Abdurrahman'a emretmedim mi? dedi. Ben ondan  (bir tara­fa) çekildim. O:

—  Ey Abdurrahman! dedi. Ben  (yine)  çekildim. Bunun üzerine:

—  Ey alçak! Sana yemin ediyorum, sesimi işitirsen mutlaka gel! dedi. Ben de geldim. Ve:

—  Vallahi benim bir suçum yok! İşte misafirlerin! Onlara sor! Ken­dilerine yemeklerini getirdim ama  onlar sen  gelmedikçe  yemekten   çe­kindiler, dedim. Bu sefer  (onlara) :

—  Size ne oldu? Bizden yemeğinizi kabul etmiyor musun? diye sor­du. Abdurrahman demiş ki: Bunun üzerine Ebû Bekr:

—  Vallahi bu gece ben bu yemekten tatmam, dedi. Onlar da :

—  Vallahi sen tatmadıkça, biz de tatmayız, dediler. Ben bu gece gibi kötü bir gece görmedim. Yazık size!  Ne  oluyorsunuz da bizden  yemeği­nizi kabul etmiyorsunuz? dedi. Sonra şunu söyledi :

—  Birinciye gelince o  (yâni yemin) şeytandandır. Yemeğinize gelin! Arkacığından yemek getirildi. Ebû Bekr besmele çekerek yedi. Misafirler de yediler. Sabahlayınca Peygamber (SaHaliahü Aleyhi ve Seltem)'in  yanma gitti ve :

—  Yâ Resûlallah! Onlar yeminlerinde durdu. Ben yeminimi bozdum, dedi. Ve  (olanı) ona haber verdi. O da :

«Bilâkis sen onların en yemininde duranı ve en hayirlısssın!» buyur­dular.

Abdurrahman : «Keffâret (verip vermediği) benim kulağıma gelme­di» demiş.

Bu hadîsi Buhârî «Mevâkıtu's-Salât», «Alamâtu'n-Nûbûvve» ve «Edeb» bahislerinde: Ebû Dâvud «Kitabu'l-Eyman ve'n-Nuzûz»'da muhtelif râvilerden tahrîc etmişlerdir. Hadîsin ikinci rivayeti birincideki İbhamlan oldukça tefsir etmiştir. Yerinde de görüldüğü veç­hile Ashab.ı Suffe, Mescid-i Nebevi 'nin sofasında yaşayan fakirlerdir. Bunlar muhtelif yerlerden gelerek mescidin arkasın­daki sofaya sığınırlar, orada yatıp kalkarlardı. Bâzan âdetleri azalır, ba-zan yetmişe kadar çıkardı. Resûl-i Ekrem (SaUallahü Aleyhi ve Seîîem) 'den en çok hadîs rivayet eden Hz, Ebû Hüreyre de onlar meyamnda idi. ResûlüIIah (SaUallahü Aleyhi ve Seîlem) bu rivayetlerde Ashab-ı Suffe 'nin yemeğe davet edilmelerini teşvik etmektedir. Müs1im'in birinci rivayetinde :

«Kimde iki kişiye yetecek yemek varsa.. Ashab-ı Suffe'den üç kişi gö­türsün...»   buyurulmakta;    Buharı 'nin rivayetinde ise üç kişi yerine :

«Ashab-ı Suffe'den üçüncü bir zât götürsün...» denilmektedir. Doğ­rusu da budur. Zaten MüsIim'in rivayetinde de hadîsin devamında :

«Kimin evinde dorf kişilik yiyecek varsa besinciyi, altıncıyı götürsün.» bu vurulmaktadır ki, bu da ondan evvel zikredilen üç kişiden üçüncü bir şahıs kastedildiğini te'kîd eyîer. Maamafih Nevevî. Müslim rivayetinin de bir vechi olduğunu bu rivayetin :

«Üçü tamamlayan ktmsevî götürsün » Yahut «Tam üç kişi götürsün.»

MüsIim'in birinci rivayetinde Ebû Bekr'in üç kişi getir­diği iki defa tekrarlanmıştır. Bundan sonra Abdurrahman : «Şân şu ki: Annem, babam ve ben...» diyerek bir cümle yapmıştır. Bu cümle mübteda haber cümlesidir. Yalnız haberi bazfediimistir. Cümlenin tama­mı şov]e takdir edilebilir. «Ben, annem ve babam vardık.»

«Bilmiyorum karım da dedi mi?» diye şekkeden hadîsin râvisi Ebû Osman 'dır. «Karım da» dediğini farzedersek Hz. Abdurrah­man 'm cümlesi şöyle olur: «Ben, annem, babam ve karım mevcuttu. İki evin arsında bir hizmetçi vardı.» Demek oluyor ki. oğul-baba ikisinin evlerine müştereken bir hizmetçi  bakıyormuş.

Hz. Ebû Bekr'in hanımı Ümmü Rûman 'dır. SüheyIî adının Da'd olduğunu söyler. Bazılarına göre Zeynebdir. Bu kadın    Benî Firâs kabîlesindendir.

Hz. Ebû Bekr'in ona : *Ey Benî Firâs'm kız kardeşi» diye hitab etmesi : «Ey Benî Firâs kabilesinden olan hanımım» manasınadır. Kadının Hz. Ebû Bekr'e : «Seni misafirlerinden alıkoyan nedir?» mi, yoksa «Misafirinden alıkoyan nedir?» mi dediğinde râvi şekketmiştir. Misafirlerin yemek yememeJeri Hz. Ebû Bekr’e acıdıkları içindir. Onsuz yerlerse tamamıyla aç kalacağından endişe etmişlerdir.

Hz.   Abdurrahman 'm oradan giderek gizlenmesi babasından korktuğu içindir. Nitekim babası vaziyeti görünce hiddetlenerek Abdurrahman orada olmadığı halde ona söylenmiştir. Bunun sebebi de misafirlere ikramda kusur ettiği zannma kapılmasıdır. Buradaki çe­kingenliğin misafirlerden geldiğini anlayınca onları te'dib için «Yeyin, afiyet olmasın!» demiş ve yemekten yemeyeceğine yemin etmiştir.

Bazıları bunun beddua olmadığını, vaktinde yemedikleri için yeme­ğin midelerine iyi gelmeyeceğini haber vermekten ibaret olduğunu söy­lemişlerdir.

Nihayet yemeğin eksüeceği yerde artmakta olduğunu görünce Ebû Bekir (RadiyaUahu anh) da yemiş; yeminini kasdederek : «O ancak şey­tandandı.» demiştir. Hz. Ebû Bekr :in yeminini bozması daha fazi­letli olanı yapmak içindir. Çünkü RcsûlüDah .'SaİUıllahü Aleyhi ve Seilem) bir hadisinde :

«Bir kimse bir şeye yemin eder de, başkasını ondan daha hayırlı* gö­rürse, o hayırlı gördüğünü yapsın. Yemininden dolayı da keffâret versin.»

buyurmuştur. Ebû Bekr (RadiyaUahu anh)'in yemininden «Sizinle beraber yemem» yahut «Bu saatte» veya «Öfkeli iken yemem» mânâla­rını kasdetmiş olması da mümkündür.

 

Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:

 

1- Hükümet  reisi  halkın   açlık   ve   sıkıntı  çektiğini  görürse  onları —herkese haline göre olmak üzere— zenginlere misafir verebilir. Teymî «Ulemâdan birçokları malda zekâttan başka haklar bulunduğunu söylemişlerdir» diyor.

2- Hadîs-i şerif yardımın ve başkasını kendisine tercih etmenin fa­ziletine delildir.

3- Yine bu hadîs Peygamber (Sailaliahü Aleyhi ve Seîlemyin daima ef-dal olanla amel ettiğine cömertlik hususunda eşi olmadığın? delildir. Çün­kü evdeki yij'eceğinin yarısını getirdiği gece evinde misafirlerinin sayı­sına yakın ev halkı vardı. Hz.  Ebû  Bekr  de yiyeceğinin üçte biri­ni yahut daha fazlasını getirmişti.

4- Evinde  misafirlerinin  hizmetini görecek   adamı olan bir  kimse büyüklerden birinin yanında yemek yiyebilir.

5- Ev sahibinin misafirine ne derece hizmet ve ikramda bulunması gerekiyorsa, çoluk çocuğuna da o derece gereklidir.

6- Misafirlerin terbiyeli olmaları ev sahibinin az veya çok; er veya geç getirdiği yemekler v.s-. hususunda itirazda bulunmamalıdır. Ancak ev sahibinin utandığı için  büyük masrafa katlandığını görürlerse nezaketle vazgeçirmeğe çalışmaları caizdir.

7- Bereketi  umulan bir şeyi fazilet ehli kimselere hediyye etmek müstehabdır.

8- Peygamber (Salîailahü Aleyhi ve Sellem)'in mucizeleri başkasının elinde de zahir olabilir. Buna keramet derler.

9- Hadîs-i şerîf Hz. Ebû Bekr'in kerametine ve Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i son derece sevdiğine delildir.

10- Hadîs-i şerîf evliyanın kerametlerini isbat etmektedir. Ki; ehj-i sünnetin mezhebi de budur.

11- Askere reis ve kumandanlar tayin etmek caizdir.

12- Evlâdan babasına karşı işlediği bir kusurdan dolayı ondan gizlen­mesi caizdir,

13- Yeminden dönmek daha hayırlı ise yemine muhalefet caizdir.

14- Ev sahibi yokken misafirin onun evinde yemek yemesi mubah­tır. Buna izin verilmişse misafirin yemekten çekinmemesi gerekir.

 

33- Az Yemekle Yardım Yapmanın Fazileti, İki Kişilik Yemeğin Üç Kişiye Yeteceği ve Buna Benzer Şeyler Babı

 

178- (2058) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Mâlik'e, Ebû'z-Zinad'an, âiiûeâ'ığim, onun da A'rac'dan, onun da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet ettiği şu hadîsi okudum. (Demiş ki) : Kesûlüllah {Salîailahü Aleyhi ve Seilem):

«Iki kişinin yemeği üçe yeter. Uç kişinin yemeği de dörde yeter.» buyurdular.

 

179- (2059) Bize İshâk b. İbrahim rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ravh b. Ubâde haber verdi. H.

Bana Yahya b. Habîb de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ravh rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Cüreyc rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Ebû'z-Zübeyr haber verdi ki : Câbir b. Abdillah'i şöyle derken işitmiş: Ben Re-sûlüllah  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)''ı:

«Bİr kişinin yemeği iki kişiye yeter; İki kişinin yemeği dört kişiye ye­ter; dört kişinin yemeği sekiz kişiye yeter.» buyururken işittin*.

İshâk'ın rivayetinde: «Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyur­du» demiş. «İşittim» sözünü anmamıştır.

 

(...) Bize İbnü Nümeyr rivayet etti. (Dedi ki) *. Bize babam rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyân rivayet etti. H.

Bana Muhammed b. Müsennâ da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdurrahman, Süfyân'dan, o da Ebû'z-Zübeyr'den, o da Câbir'den, o da Peygam­ber {Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen İbni Cüreyc'in hadîsi gibi riva­yette bulunmuştur.

 

180- (...) Bize Yahya b. Yahya ile Ebû Bekr b. Ebî Şeybe, &hû Küreyfo ve İshâk b. İbrahim rivayet ettiler. (Ebû., Bekr ile Ebû Küreyb : Bize rivayet etti tâbirini kullandılar. Ötekiler : Bize Ebû Muâviye A'meş'-den, o da Ebû Süfyan'dan, o da Câbir'den naklen haber verdi, dediler.) Câbir şöyle demiş : Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Bİr kişinin yemeği iki kişiye yeter; iki kişinin yemeği de dört kişiye yeter.» buyurdular.

 

181- (...) Bize Kuteybe b. Saîd ile Osman fc. Ebî Şeybe rivayet etti­ler. (Dediler ki) : Bize Cerir, A'meş'den, o da Ebû Süfyan'dan, o da Câ-bir'den, o da Peygamber (Sailailahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen rivayet etti.

«Bir kişinin yemeği îid kişiye yeler; iki kişinin yemeği dört kişiye ye­ter; dördün yemeği de sekiz kişiye yefer.» buyurmuşlar.

Bu hadîsi Buhârî ve Tirmizî «Et'ime» bahsinde; Nesâî «Velîme»!de tahrîc etmişlerdir. El Mühe11eb' diyor ki : «Bu hadîslerden murad ikramda bulunmaya ve aza kanaata teşviktir.» Yâni maksat kifayet miktarına münhasır değildir. İki kişi yalnız kendi­lerine yetecek yiyecekleri olduğu halde üçüncü bir kimseyi yanlarına al­malı, bu arada dördüncü biri gelirse onu da kabul etmeli, gelenlerin sa­yısına göre harekette bulunmalıdırlar. İbnü Münzir : «Ebû Hüreyre hadisinden yemeği ynîraz yemeyip etrafına cemaat olma­nın müstehab görüldüğü anlaşılıyor; çünkü bereket bundadır.» demiştir. Filvaki Taberanî'nin Hz. Abdullah b. Ömer 'den riva­yet ettiği bir hadîste de :

«Beraber yeyin; ayrılmayın!..»  buyurulmuştur.

 

34- Mü'minin Bir Bağırsak İçine, Kafirin İse Yedi Bağırsağa Yemesi Babı

 

182- (2060) Bize Züheyr b. Harb ile Jlulıamraed b. Müsennâ ve Ubeydullah b. Saîd rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Yahya (Bu zât Kat-tan'dır), Uheydullah'dan naklen haber verdi. (Demiş ki) : Bana Nâfi' îbnü Ömer'den, o da Peygamber (Sailailahü Aleyhi ve Sellem)'den naklen haber verdi :

«Kâfir yedi bağırsak içine, mü'min i$e bir bağırsağa yer.» buyur­muşlar.

 

(...) Bize Muhanımed b. Abdillah b. Nümeyr de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. H.

Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Üpâme ile İbnü Nümeyr rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Ubeyduilah rivayet ettilet. H.

Bana Muhammed b. Râfi' ile Abd b. Humeyd de Abdürrezzâk'dan ri­vayet ettiler. (Demig ki) : Bize JYIa'mer, Eyyûb'dan naklen haber verdi, îîer iki râvi Nâfi'den, o da Ibni Ömer'den, o da Peygamber (SaUailahil Aleyhi ve SeHem)'den bu hadîsin mislini rivayet etmişlerdir.

 

183- (...) Bize Ebû Bekr b. Hallâd EI-Bahilî de rivayet etti. (De­di ki) : Bize Muhammet! b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be Vâ­ki d b. Muhanımed b. Zeyd'den rivayet etti. O da Nâfi'i şöyle derken işit­miş : İbnü Ömer bir fakir gördü de önüne tekrar tekrar yiyecek koymaya başlads. O da çok yemeye başladı. Bunun üzerine : Bu benim yanıma girmemelidir. Çünkü ben Kesûiüllah (Sailallah'û Aleyh: ve Sellem)'\:

«Kâfir yedi bağîrsak içine yemeli yer.»  buyururken  İşittim,  dedi.

 

184- (2061) Bana Muhammed b. Müsenna rivayet ettf. (Dedi ki) : Bize Abdurrahman, Süfyan'dan, o da Ebû'z-Zübeyr'den, o da Câbir ile İiıni Ömer'den naklen rivayet etti ki, Rcsûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Selleın):

«Mü'min bİr bağırsağa yer; kâfir \ze yedi bağırsağa yer.» buyur­muşlar.

 

(..,)  Btze İfcnü Nümeyr de rivayet etti.  (Dedi ki) : Bize babam ri­vayet  etti.   (Dedi  ki) :  Bize  Süfyan, Ebû'z-Zübeyr'den,  o  da   Câbir'den,

o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Selletn) 'den naklen bu hadîsin mislini rivayet etti. Ama İbni Ömer'i anmadı.

 

185- (2062) Bize Ebû Küreyb Muhammed b. Aİâ' rivayet etti. (De­di ki) : Bize Ebû Üsâme rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Büreyd dedesinden, o da Ebû Musa'dan, o da Peygamber (Sallalİahii Aleyhi ve Sellem) 'den nak­len rivayet etti:

«Mü'min bir bağırsak içine yer; kâfirse yedi bağırsak içine yer.» buyurmuşlar.

 

(...) Bize Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdiilazîz (yâni İbni Muhammed), Alâ'dan, o da babasından, o da Ebû Hüreyre'den, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)''den naklen yukarkilerin hadîsi gibi rivayette bulundu.

 

186- (2063) Bana Muhammed b. Kâfi' rivayet etti. (Dedi ki) : Bize îshâk b. îsa rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Mâlik, Süheyl b. Ebî Sâlih'den, o da babasından, o da Ebû Hüreyre'den naklen haber verdi ki, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kendisine kâfir bir misafir göndermiş. Ve Re­sûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ona bir koyun sağılmasını emir buyurmuş. Koyun sağılmış, kâ£ir süt kabını (tamamca) içmiş. Sonra başka bir kab getirilmiş onu da içmiş, sonra başkası getirilmiş onu da içmiş. Ta ki yedi koyunun sütünü içmiş. Sonra sabahladığında müslüman olmuş. Resûlüllah (SaUallahii Aleyhi ve Sellem) onun için (yine) bir koyun sağılma­sını emir buyurmuş, fakat onun sütünü tamanıiyle içememiş. Bunun üze­rine  Resûlüllah  (Saılallahü Aleyhi ve Sellem) ı

«Mü'min bir bağırsağa İçer; kâfir ise yedi bağırsağa içer.» buyur­muşlar.

Bu hadisleri Buhâri «Et'ıme» bahsinde; Ebû Hüreyre rivayetini Nesâî «Velîme»'de; îbni Mâce «Kitâbu'l-Et'ıme»'-de tahrîc etmişlerdir.

Ulemâ bu hadîslerden murad ne olduğunda ihtilâf etmişlerdir. Bâzı­larına göre maksad darb-î meseldir. Bu darb-ı mesel'de mü'minin dünya­ya gönül vermediği, kâfirin ise ona sımsıkı sarıldığı belirtilmektedir. Ba­zıları : «Burada maksad mü'minin yemeğe besmele ile başlamasıdır. Bun­dan dolayı şeytan ona ortak olamaz. Kâfir de besmele olmadığı için şey­tan onun yemeğine iştirak eder. Bu sebeple çok yer» demişlerdir. Bir ta­kım ulemâ tabiblerin mide ile beraber insanda yedi bağırsak olduğunu söylediklerini; işte aç gözlü kâfir besmele de çekmediği için bunların ye­disini de doldurmadan doymadığını; mü'min muktesid olduğu ve besmele çektiği için, ona bir bağırsak dolusu yemeğin kâfi geldiğini söylemişlerdir.

Rivayetlerin umumî değil de bazı mü'rninlerle bazı kâfirler hakkında vârid olması da mümkündür. Bu hususta daha başka sözler de söylen­miştir.

Bu rivayetlerden maksat dünya varlığının azı ile kanâat etmeye teş­vik az yemenin güzel ahlâktan ma'dud olduğunu, çok yemenin ise bunun zıddına delâlet ettiğini göstermektir. İbni Ömer Hazretlerinin çok süt İçen misafiri için : «Bu benim yanıma girmemelidir» demesi misafir küffara benzediği içindir. Böylesi ile bir zaruret ve hacet yokken düşüp kalkmak kerih görülmüştür. Bir de böyle bîr kişinin içeceği sütle bir ce­mâatin ihtiyacını görmek mümkündür. Yedî koyunun sütünü içen ve er­tesi sabah müslüman olan bu zâtın Sümâme b. Üsa1 olduğu rivayet edilmiştir. Maamafih Nabrab. Ebi Nadra. Ebû Gazvan ve daha başka isimde biri olduğunu söyleyenler de vardır.

 

35- Yemeğin Burunlanmaması Babı

 

187- (2064) Bize Yahya b. Yahya ile Züheyr b. Harb ve tshâk b. İbrahim rivayet ettiler. (Züheyr Haddesenâ tâbirini kullandı. Ötekiler: Bize Cerir haber verdi, dediler.) Cerir A'meş'den, o da Ebû Hâzim'dan, o da Ebû Hüreyre'den naklen haber vermiş. Ebû Hüreyre şunları söyle­miş :

Resûlüllah (SallaÜahü Aleyhi ve Sellem) hiç fcir yemeği hor görmemiştir, Bir şeyi  arzu ederse  yer; istemezse bırakırdı.

 

(...) Bize Ahmed b. Yûnus da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Züheyr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süleyman El-A'meş bu isnadla bu hadîsin mislini  rivayet  etti.

 

(...) Bize Abd b. Humeyd dahi rivayet eiti. (Dedi ki) : Bize AhdÜr-rezzâk ile Abdulmelik b. Amr ve Ömer b. Sa'd Ebû Dâvud EI-Haferî hepsi Süfyan'dan, o da A'meş'den naklen bu isnadla bu badısın benzerini haber  verdiler.

 

188- (...) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile Ebû Küreyb, Muhammed b.   Müsennâ   ve  Amru'n-Nâkıd  rivayet   ettiler.    Lâfız   Ebû   Küreyb'indir.

(Dediler ki) : Bize Ebû Muâviye haber verdi. (Dedi ki) : Bize A'meş Ca'de oğullarının azatlısı Ebû Yahya'dan, o da Ebû Hüreyre'den naklen ri­vayet etti.   (Şöyle demiş) :

Ben  Resûlüllah  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in   asla  bir  yemeği   burun-ladığını görmedim. Canı isterse onu yer, istemezse susardı.

Bize bu hadîsi Ebû Küreyb ile Muhammed b. MÜsennâ da rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Ebû Muâviye A'meş'den, o da Ebû Hâzım'den, o da Ebû Hüreyre'den, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den naklen bu hadîsin mislini rivayet ettiler.

Bu hadîsi Buh ârî «Et'ıme» ve «Menâkıb» bahislerinde Ebû Dâvud ile İbni Mâce «Kitâbu'l-Et'ıme»'de; Tirmizî «Kitâbu'l-Birr»'de muhtelif râvilerden tahrîc etmişlerdir.

Yemeğin ayıplanması tuzu eksik, ekşisi fazla, fazla koyu, fazla duru ve pişmemiş gibi lâkırdılarla olur. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Efendimiz her hususta olduğu gibi, yemek âdabı hususunda da örnekti. Gerçi bir hadîste Keler etini yemediğini görmüştük, fakat bu onu beğen-meyip burunladığı için değil, bu yemeği arzu etmediğini haber vermekti. Yoksa kendileri dünya nimetlerinin hiç birini ayıplamamışlardır.



[1] Sûre-i Mâide, Ayet-:  93.

[2] Doğrusu Yahya Ebî  Ömer'dir.  Bu  zât  Ebü   Ömer  Yahya   b.  Ubeydel-Behrânî'dir.

[3] Bazı nüshalarda bunun yerine Abdullah b. Ömer b. Hattab denümişse de cumhuru muhadciisine göre doğrusu Abdullah İbni Amr'dır.

[4] Hasan-ı Basrî'dir. Annesinin ismi Hayra'dır. Bu kadın Hz. Ümmü Se-leme'nin azatüsıydı.

[5] Bu cümlenin yukarıya atfedilerek meczum olması gerekirdi. Lâkin ele geçen bütün nüshalarda merfu olarak yazıldığı görülmüştür.

[6] Bu zat Basra'ya yerleşen Acemlerdendir.

[7] îsmi Hâlld b. Ebî Uleyd'dir.

[8] Medine kadısı idi. Ara vermeden hergün oruç tuttuğu rivayet olunur.

[9] Bazı nüshalardan bu isim çıkarılmıştır. Fakat doğrusu buradakidir.

[10] Âyet-i Kerîme

[11] Ebû Zeyd, Sâbit'in künyesidır. Sâbit'in tam aaı : Ebû Zeyd Sabit b. Zeyd El-AhveTdir-.

[12] Sûre-i Haşr, Âyet :  9.