IV- BEY’ Bİ’L-VEF (VEF YOLUYLA SATIŞ)

Satıcı bedeli geri verince alıcının da satılan malı geri vermesi şartıyla yapılan bir satış çeşididir. Müşterinin belirlenen sürede bedeli geri alınca, malı iade etmesi, önceden verdiği “iade etme” sözünde durmasına bağlı bulunduğu, başka bir ifade ile vefalı davranmasına bağlı olduğu için bu satışa “vefa yoluyla satış (bey’ bi’l-vefa)” adı verilmiştir.

Bu muâmele faizden kaçınmak ve borcu teminata bağlamak amacıyla örfleşen bir satış şeklidir. Burada satıcı, ileriki bir tarihte satış bedelini iade etmeyi veya daha önceden kalma borcunu ödemeyi; alıcı da buna karşılık malı iade etmeyi taahhüt etmektedir.

İslâm’da vefa yoluyla satış bir finansman kaynağı olarak esnaf ve tüccarın başvurduğu bir yöntem olmuştur. İşleyiş tarzı şöyledir: Meselâ; hasat mevsiminde ödeme gücüne kavuşacağını düşünen bir çay üreticisi, kurmakta olduğu çay fabrikası için ihtiyacı olan beş yüz milyon lira parayı bir kişi veya kuruluştan alsa, buna karşılık yaklaşık beş yüz milyon değerindeki bir gayri menkulünü vefa yoluyla karşılık gösterse, hasat mevsiminde borcunu ödeyince gayri menkulünü geri alabilecektir. Bu süre içinde, gayri menkulü elinde tutan alıcı ondan bizzat veya kiraya vererek yararlanabilir.

Vefa yoluyla satış, iade edinceye kadar alıcının maldan yararlanabilmesi özelliği dikkate alınınca “sahih bir satım akdi”; tarafların sözleşmeyi feshedebilme yetkilerine bakılıncı da “fasit satım akdi” niteliğindedir. Alıcı vefa yoluyla satın aldığı bir malı başkasına satamayacağı cihetle de bu bir rehin (ipotekli mal) hükmündedir ve bu rehin olma özelliği üstündür. İslâm fakihlerinin çoğu vefa yolu ile satışı caiz görmüşlerdir. (83) Bu satış şekline bazı kaynaklarda “beynu’l-muâmele” de denildiği gibi, Mısır’da “beynu’l-emâne” adı verilmşitir.

Milâdî XV. yüzyıl başlarında yaşayan Şeyh Bedruddin Mahmûd (ö.823/1420) “bey’ bi’l-vef┠tarzındaki satışın başlangıcı hakkında şöyle der: “Zamanımızda ribadan korunmak için bey’ bi’l-vefâ şeklindeki satış örf haline gelmiştir. Bu gerçekte bir rehin muâmelesi olup, alıcı mala (mebî’) mâlik olamaz ve mâlikin izni olmadıkça da gelirinden yararlanamaz.” (84)

Vefa yoluyla satışta, taraflar tek yanlı irade beyanıyle dilediği zaman akdi feshedebilir. Alıcı akit süresince mala malik olamaz. Satıcı her an satış bedelini iade edip, malı geri isteyebilir. Alıcı da malı geri verip parayı talep edebilir. Taraflar için sözleşmede belirlenen süre bağlayıcı değildir. Satışa konu olan mal rehin hükmünde olduğu için, ne satıcı ve ne de alıcı diğerinin izni olmadıkça malı başkasına satamaz. Bu mirasçılara da geçer. Ancak taraflardan birisi diğerinin izniyle satış yapabilir.

İslâm’da ipotekli bir maldan, mal sahibinin izni bulununca ipotek ettiren kimse yararlanabilir. Böyle bir yerde kendisi oturabilir, ticaret yapabilir ya da kiraya verip kira bedelini alabilir.

Vefa yoluyla satış da temelde ipotekli mal (rehin) niteliğinde olduğu için alıcının bundan yararlanması konusunda Mecelle’yi şerheden Ali Haydar Efendi (ö.1355/1936) şöyle demektedir:  “Mebîin, yani vefâen satılan bir gayri menkulün menfaatlerinden bir miktarı müşteriye ait olmak üzere şart kılınsa, bu şarta riayet olunur. Çünkü 83. maddede “Bi kaderi’l-imkân, şer’i şerîfe uygun bulunan şarta uymak gerekir” hükmü yer alır. Meselâ; vefâen satılan bir bağın üzümü, satıcı ile alıcı arasında yarı yarıya taksim olunmak üzere, karşılıklı rıza ile mukavele olunsa, bu mukavele mucibince amel olunmak gerekir. Ancak zikredilen menfaatlerin alıcıya ait olması şart kılınmadığı halde alıcı o menfaatleri, izinsiz olarak istihlâk etse tazmin etmesi gerekir. Çünkü vefâen satılan maldan meydana gelen mahsûle alıcı mâlik olamaz. Ancak satıcının mübah ve helal kılmasiyle istihlâk etmişse, satıcı bu geliri alıcıya tazmin ettiremez. Bu gelir, alıcının haddi aşma ve kusuru bulunmaksızın telef olsa, dımân lâzım gelmez. Fakat vefâen satılan malın kira bedelinin istihlâki tazmini gerektirmez. Meselâ; alıcı vefâen aldığı değirmeni satıcının emri olmaksızın başkasına kiraya verip, kira bedelini aldıktan sonra istihlâk etse, daha sonra satıcı semeni vererek, değirmeni geri alsa, kira bedellerini tazmin ettiremez.” (85)

Mecelle şerhindeki bu bilgiler çeşitli fetva ve furû (uygulama) eserlerine dayanır. (86)

Ömer Nasuhi Bilmen, bu konuda şöyle der: İslâm âlimlerinin çoğunlu, bey’ bi’l-vefâyı rehin olarak kabul eder. Mâlikin izni olmak şartıyle alıcı malın gelirinden yararlanabilir. Bilmen, bu konuda klâsik fetva ve furû kitaplarındaki bilgileri nakletmiştir. (87)

Borç para bulmaya veya bir borcu ertelemeye yönelik bu gibi çareler Ebu Hanife ve İmam Şafii’ye göre yararlanma sözleşme sırasında şart koşulmamışsa caiz olur.

Vefa yoluyla satışa benzeyen başka bir muamele de bey’ bi’l-istiğlâl adını alır. Aşağıda bunu açıklayacağız.?