51: kitab-ül ilel

(HADİSLERDEKİ GİZLİ KUSUR VE HASTALIKLAR)

Tirmizî: Bu kitaptaki hadislerin hepsiyle amel edilir. Âlimlerin bir kısmı iki hadis dışında bu kitabın hadislerini delil olarak almışlardır. Bu iki hadisten birincisi İbn Abbâs (r.a.)’ın: “Peygamber (s.a.v), Medîne’de iken hiçbir korku olmadığı ve yolculuk yapmadığı ve yağmur da yağmadığı halde öğle ile ikindiyi akşam ile yatsıyı bir arada kılmıştır.” (Tirmizî, Salat: 24) İkinci hadis ise şudur: “Bir kişi içki içtiğinde ona cezasını vurmak şeklinde uygulayın dördüncü sefer yine içerse onu öldürün.” (Tirmizî, Hudud: 15) Biz bu iki hadisin de illetini (hastalığını) kitabımızın ilgili bölümünde açıkladık.

Tirmizî: Kitabımızda fıkıhçıların tercih ettiği görüşlere de değindik. Sûfyân es Sevrî’nin görüşlerinin çoğunu Muhammed b. Osman el Kûfî bize aktarmıştır. Ondan da Ebû’l Fadl, Mektûm b. Abbâs et Tirmizî bana nakletti. Muhammed b. Yusuf el Firyâbî’de, Sûfyân’dan bize fıkıhçıların görüşlerini nakletmiştir.

Mâlik b. Enes’in görüşlerinin çoğunluğu İshâk b. Musa el Ensârî bize aktarmıştır. Ma’n b. isa el Kazzaz’da Mâlik b. Enes’den bize Malik’in görüşlerini nakletmiştir. Oruçla ilgili haberi ise; Ebû Mus’ab el Medenî, Malik b. Enes’ten bize aktarmıştır. Oruçla ilgili haberlerin bir kısmı ise; Musa b. Hızâm’ın bize anlattığı şeylerdir. Aynı zamanda Abdullah b. Mesleme el Ka’nebî’nin, Mâlik b. Enes’den bize anlattı dediği şeylerdir.

İbn Mübarek’in görüşlerini ise, Ahmed b. Abdet’el A’lâ ve İbn Mübarek’in arkadaşlarından, onlar da İbn Mübarek’den bize aktarmışlardır. İbn Mübarek’in görüşleri, İbn Vehb, Muhammed b. Munâhîm ve İbn Mübarek vasıtasıyla bize rivâyet edilmiştir. Ayrıca Ali b. Hasen; Abdullah b. Mübarek vasıtasıyla Abdan’dan, Sûfyân b. Abdilmelik’den; İbn Mübarek’den diyerek te bize aktarılmıştır. Yine Habban b. Musa; İbn Mübarek ve Vehb b. Zem’a ve Fedâle en Nesevî ve İbn Mübarek vasıtasıyla bize rivâyet edilmiştir. İbn Mübarek vasıtasıyla zikrettiğimiz kimseler dışında da ismi olanlar mevcuttur.

Şâfii’nin görüşlerinin çoğunu ise; Hasan b. Muhammed ez Za’feâînî, Şâfii’den bize nakletmiştir.

Abdest ve namazla ilgili konuları ise; Ebû’l Velid el Mekkî bize Şâfii’den aktarmıştır.

Ebû İsmail et Tirmizî ve Yusuf b. Yahya el Kuraşî el Buveytî de Şâfii’den bize aktarmıştır. Ve O, Yusuf b. Yahya; Rabi’in, Şâfii’den rivâyet ettiği birçok şeyi nakletmiştir. Rabî’bu konuda bize icazet verdi ve rivâyet ettiği şeyleri bize yazdı.

Ahmed b. Hanbel ve İshâk b. İbrahim’in görüşlerini İshâk b. Mansur, Ahmed ve İshâk’tan bize aktarmıştır. Hac, Diyetler ve Cezalar konusu hariç İshâk b. Mansur’dan bunlar hakkında hiçbir şey işitmedim. Muhammed b. Musa el Esamm, İshâk b. Mansur’dan, Ahmed ve İshâk yoluyla da bana haber vermiştir. İshâk b. İbrahim’in sözlerinin bir kısmını… Muhammed b. Eflah, İshâk’tan bize haber verdi. Bize de bunları aynı şekliyle mevkûf haberlerin yer aldığı kitabımızda açıkladık.

Hadislerde geçen İlletler, (tenkit edilebilecek hastalıklar) Rical, (hadis rivâyet edenlerin durumlarını anlatan bilgiler) ve tarih ile alakalı hususları da tarih kitaplarından çıkardım. Bu konuların çoğunda Muhammed b. İsmail (Buhârî) ile tartıştım. Bir kısmını ise Abdullah b. Abdurrahman ve Ebû Zür’a ile müzakere ettim ama çoğunlukla Muhammed (Buhârî) den yararlandım. Abdullah ve Ebû Zür’a’dan az şey aktardım. Ne Irakta ne de Horasan’da hadislerin illetleri ve Tarih konularında ve isnâd bilgilerinde Muhammed b. İsmail (Buhârî) den daha bilgin birisini görmedim.

Tirmizî: Fıkıhçıların görüşlerini, hadislerini illetlerine dair bilgileri bu kitapta açıklamaya sevk eden şey şu olmuştur. Bu konularda bize sorular sorulmuştu da biz bunlara zaman ayırmamıştık. Sonraları faydalı olacağını ümid ederek bu işi yaptık. Pek çok imamın, daha öncekilerin teşebbüs etmediği bu konuda kendilerini zorladıklarını gördük. Hişâm b. Hassân, Abdulmelik b. Abdulaziz b. Cüreyc, Saîd b. ebî Arûbe, Mâlik b. Enes, Hammad b. Seleme, Abdullah b. Mübarek, Yahya b. Zekeriyya b. ebî Zaide, Vekî’ b. el Cerrâh, Abdurrahman b. Mehdî ve bunlar dışında âlim ve değerli kişiler bu işi üstlenmişlerdir. Allah’ta bu çalışmalarında pek çok faydalar sağlamıştır. Bu işi yapmakla insanlara sağladıkları faydalardan dolayı kat kat sevap verileceğini umuyoruz. Onlar tasnif ettikleri bu konularda tek örnektirler. Hadisçilerin bu ince düşüncelerini anlamayan bazı kimseler, hadisleri rivâyet eden kimseler hakkında konuşulanları ayıplamışlardır. Halbuki biz tabiin ulemasından pek çok kimsenin hadis râvîleri konusunda konuştuklarına rastladık… Hasan el Basrî ve Tavus, Ma’bed el Cühenî hakkında konuşmuşlar. Saîd b. Cübeyr ise Talk b. Habib hakkında, İbrahim en Nehaî ve Âmir eş Şa’bî’de, Hâris el A’varî tenkid etmişlerdir. Ayrıca Eyyûb es Sahtiyânî, Abdullah b. Avn, Süleyman et Teymî, Şu’be b. el Haccac, Sûfyân es Sevrî, Mâlik b. Enes, El Evzâî, Abdullah b. Mübarek, Yahya b. Saîd el Kattan, Vekî’ b. el Cerrâh, Abdurrahman b. Mehdî’den ve bu sayılanların dışındaki diğer âlimlerden de; hadis râvîleri konusunda tenkid ettikleri ve zayıf gördükleri kişilerde olduğu rivâyet edilmiştir. Kanaatimce tüm bu âlimleri bu işe sürükleyen tek -Allah en iyisini bilir- şey; Müslümanlara samimi olarak nasihat etme duygusudur. İnsanlar hakkında kötü yargıda bulunmak ve gıybet etmek için bu işi yapmış olamazlar. Bizce onların tek istek ve arzuları o kimselerin zayıflık durumlarının bilinmesidir. Çünkü bu zayıf görülenlerden bir kısmı bidat ehlindendi. Bazıları ise hadis konusunda töhmetli kimselerdi. Bazıları ise çok hata yapan gafil kimselerdi. Bu konudaki bu otoriteler, insanlar dini esasları korumak ve bu konudaki şâhidliklerini tam yapmak ve doğruya ulaşmak için yapmışlardır. Çünkü dinin esaslı hakkındaki şâhidlik ve hassas davranmak diğer haklar ve mal konusunda hassas davranmaktan daha mühimdir.

Tirmizî şöyle diyor: Muhammed b. İsmail (Buhârî) bana haber verdi, O’na da Muhammed b. Yahya b. Saîd el Kattan anlatmış. O’nun da babası demiş ki: Sûfyân es Sevrî, Şu’be, Mâlik b. Enes ve Sûfyân b. Uyeyne; Din konusunda töhmet edilen ve zayıf kabul edilen birisi hakkında bir şeyler bilsem onun hakkında konuşmalı mıyım? yoksa susmalı mıyım? diye sordum; Açıkla ve ortaya koy dediler.

Muhammed b. Râfî en Neysabûrî bize aktardı, Ona da Yahya b. Âdem aktararak şöyle demiştir: Ebû Bekir b. Ayyaş’a denildi ki: Bazı insanlar yetkili olmamalarına rağmen hadis nakletmek için bir yere oturuyorlar, İnsanlar da onlardan hadis öğrenmek için onların yanına oturuyorlar. Bunların hali ne olacak? Ebû Bekir b. Ayyaş bunun üzerine şöyle dedi: Her kim bir ilim meclisi oluşturursa onun çevresine oturan kimse mutlaka bulunur. O kimse sünneti savunan bir kimse ise Allah, onun şanını yüceltir ve adını toplum içersinde diri tutar. Kim de böyle bir ilim meclisi oluşturur ve orada din adına uydurma şeyler yalan ve yanlış şeyler ortaya koyarsa o kişi de unutulur gider.

Muhammed b. Ali b. Hasan b. Şakîk bize anlattı. Nadr b. Abdullah el Esamm bize haber verdi. İsmail b. Zekeriyya, ’sım’dan ve İbn Sirîn’den aktararak şöyle demiştir: İlk dönemlerde isnad sorulmazdı. Fitne ortaya çıkınca sünnete uyanların hadislerini, kabul edip bidatçıların hadislerini almamak için isnad sorulmaya başlandı.

Muhammed b. Ali b. Hasen bize nakletti. Abdân’ın şöyle dediğini duydum: Abdullah b. Mübarek şöyle demiştir: İsnad bana göre dinin bir parçasıdır. İsnad olmasaydı dileyen dilediğini söylerdi. Sana bunu kim söyledi, denildiğinde o kişi apışıp kalırdı.

Muhammed b. Ali bize nakletti. Hıbban b. Musa bize haber verdi ve dedi ki: Abdullah b. Mübarek’e bir hadis söylendi O, bunun üzerine: Bunu kabul edebilmek için sağlam bir temele ihtiyaç vardır, dedi.

Tirmizî der ki: Bu sözüyle isnadının zayıf olduğunu kastetmiştir.

Ahmed b. Abde bize anlattı; Vehb b. Zem’a, Abdullah b. Mübarek’in; Hasan b. Umâra, Hasan b. Dinar, İbrahim b. Muhammed el Eslemî, Mukatil b. Süleyman, Osman el Bürrî, Ravh b. Müsafîr, Ebû Şeybe el Vâsıtî, Amr b. Sabît, Eyyûb b. Hût, Eyyûb b. Süveyd, Nadr b. Tarîf -ki kendisine Ebû Cez’ denilir- Hakem ve Habib b. Hakem’in rivâyet ettikleri hadisleri terk etmiş. İbn’ül Mübarek, köle azâdı konusunda Habib’den bir hadis rivâyet etti, sonra da o rivâyeti terk etmiştir. Ve Habib hakkında bir bilgim yok demiştir.

Ahmed b. Abde şöyle demiştir: Abda’nın şöyle dediğini duydum. Abdullah b. Mübarek, Bekr b. Huneys’in hadislerini okurdu daha sonraları o hadislerle karşılaştığı zaman Bekr b. Huneys’i anmaksızın onun hadislerinden yüz çevirirdi.

Ahmed b. Hanbel dedi ki: Vehb bize nakletti ve şöyle dedi: Abdullah b. Mübarek’e hadislerinden dolayı itham edilen bir kimsenin adını söylediler. Bunun üzerine O, yol kesici olmam ondan hadis nakletmekten daha hayırlıdır.

Tirmizî şöyle dedi: Musa b. Hızâm bana haber verdi ve şöyle dedi: Yezîd b. Harun’un şöyle dediğini duydum. Hiç kimsenin Süleyman b. Amr en Nehaî el Kufî’den hadis rivâyet etmesi helal değildir.

Mahmûd b. Ğaylan bize aktardı, Ebû Yahya el Hımmanî bize anlattı dedi ki: Ebû Hanifenin şöyle dediğini duydum: Câbir el Cu’fî’den daha yalancı, Âta b. ebî Rebah’tan daha değerli birini görmedim.

Tirmizî diyor ki: Carûd’tan duydum şöyle diyordu: Vekî’in şöyle dediğini işittim: Câbir el Cu’fî olmasaydı; Kufeliler hadissiz, Hammad olmasaydı Kufeliler fıkıhsız kalırdı.

Tirmizî der ki: Ahmed b. Hasen’in şöyle dediğini duydum: Ahmed b. Hanbel ile beraber idik; Cuma kimlere farzdır? Konusu açıldı. Bu konuda Tabiin ve diğer ilim adamlarının görüşlerini aktardılar ben de bu konuda Allah Rasûlü’nün bir hadisi var dedim. Ahmed b. Hanbel: Peygamber (s.a.v)’den mi? dedi. Ben de: Evet, dedim. Ahmed b. Hasan bize anlattı: Haccac b. Nusayr bize nakletti, Mübarek b. Abbâd, Abdullah b. Saîd el Makburî’den, babasından, Ebû Hüreyre’den, Rasûlullah (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu bize nakletmiştir: “Cuma’ya gitmek gece olmadan evine dönebilecek kadar uzaklıkta olan kimseye vâcibtir.” (Tirmizî, Cuma: 8)

Bunun üzerine Ahmed b. Hanbel, öfkelendi ve iki defa Allah’tan istiğfar et! Dedi. Tirmizî şöyle diyor: Ahmed b. Hanbel’i, Rasûlullah (s.a.v.)’den rivâyet edildiğini bilmediği bir haberi kabul etmemeye sevk eden faktör; Hadisin isnadının zayıf olmasıdır. Çünkü Ahmed b. Hanbel Rasûlullah (s.a.v.)’den böyle bir hadis bilmiyordu. Haccac b. Nusayr, hadiste zayıf görülen birisidir. Abdullah b. Saîd el Makburî’yi de Yahya b. Saîd el Kattan hadis konusunda çok zayıf bulmuştur. Tirmizî dedi ki: Gaflet ve çok hatası sebebiyle zayıf sayılan veya rivâyette değişik sebeple töhmet altında olan bir kimse o rivâyette tek başına kalıyorsa; onun rivâyet ettiği hadis delil olarak kabul edilemez. Pek çok imam zayıf kişilerden hadis rivâyet etmiş ve insanlara bu zayıf kimselerin durumunu açıklamıştır.

İbrahim b. Abdullah el Münzîr el Bâhilî, bize aktardı Ya’la b. Ubeyd bize Sûfyân es Sevrî’nin şöyle dediğini haber vermiştir: Kelbî’den hadis rivâyet etmekten sakının! Bunun üzerine ona denildi ki: Ama sen ondan hadis rivâyet ediyorsun! “Ben doğrusunu yanlışını ayırt edebiliyorum” dedi.

Tirmizî diyor ki: Muhammed b. İsmail bana haber verdi, Yahya b. Main bana anlattı; Afvân, Ebû Avâne’nin bize şöyle söylediğini nakletti: Hasan-ı Basrî vefat edince, O’nun rivâyet ettiği hadisleri toplamak istedim; Hasan’ın arkadaşlarının peşine düştüm ve Ebân b. ebî Ayyaş’a geldim; Hasan-ı Basrî’den gelen tüm rivâyetleri bana okudu, ama ben ondan bir şey rivâyet etmeyi uygun bulmuyorum. Tirmizî diyor ki: Ebân b. ebî Ayyaş’tan pek çok kişi hadis rivâyet etmiştir. Ebû Avâne ve başkaları her ne kadar bu kimseyi zayıflık ve gaflet halinin olmasıyla vasıflandırsa… Güvenilen kimselerin bunlardan hadis rivâyet etmesi sizi aldatmaması gerekir. Çünkü İbn Sirîn’in şöyle dediği rivâyet edilmiştir: “Bir kimse bana hadis nakleder, ben onu itham etmem fakat ondan daha üstün görülen birini itham edebilirim.” Pek çok kişi, İbrahim en Nehaî’den, Alkame’den ve Abdullah b. Mes’ud’dan rivâyet ederek Peygamber (s.a.v)’in rukû’dan önce vitr namazında kunut yaptığını rivâyet etmişlerdir. Ebân b. ebî Ayyaş; İbrahim en Nehaî’den, Alkame’den, Abdullah b. Mes’ûd’tan, Peygamber (s.a.v)’in vitirde rukû’dan önce kunut yaptığını rivâyet etmiştir. Aynı şekilde Sûfyân es Sevrî’de; Ebân b. ebî Ayyaş’tan bu konuda hadis rivâyet etmiştir. Bazı kimselerde Ebân b. ebî Ayyaş’ın aynı senetle bu hadisin bir benzerini rivâyet etmişler olup; Abdullah b. Mes’ûd’un şu sözünü ilave etmişlerdir: “Annem, bana Allah Rasûlü’nün yanında gece kaldığını ve O’nun rukû’dan önce vitr namazında kunut okuduğunu haber vermişti.” Tirmizî der ki: Ebân b. ebî Ayyaş, Her ne kadar ibadetleri ve çabalarıyla iyi yönleri anlatılmış olsa da hadisteki durumu böylecedir. Toplum içerisinde niceleri vardır ki, hafızası güçlüdür. Nice kimselerde vardır ki salih insanlardır, ama şâhidlik yapamaz; şâhidliği muhafaza edemezler… Bu tip kimseler hadis konusunda yalancılıkla itham edilmiş veya gafil ve çok hata yapabilen kimseler durumuna düşmüşlerdir. Bu sebeple pek çok hadis âlimi bu tür kimselerin rivâyetleri ile meşgul olunmaması tercihini yapmışlardır.

Biliyor musun ki, Abdullah b. Mübarek pek çok kişiden hadis rivâyet etmiş fakat onların durumlarını öğrenince sonradan onlardan hadis rivâyet etmeyi terk etmiştir.

Musa b. Hızâm bana haber verdi ve dedi ki: Salih b. Abdullah’ın şöyle dediğini duydum: Ebû Mukatil es Semerkandî’nin yanındaydık; Ebû Mukatil, Lokman’ın vasiyeti, Saîd b. Cübeyr’in öldürülmesi ve buna benzer bazı konularda uzun uzun hadisler rivâyet etmeye başladı. Bunun üzerine yeğeni Ebû Mukatil’e dedi ki: Ey Amca Avn bize anlattı demesen, çünkü sen bu anlattıklarını ondan duymadın! Ebû Mukatil da: Evladım bunlar güzel sözlerdir, dedi. Bazı hadisçiler bu yüzden pek çok ilim adamını toplum içersinde tenkit etmiş ve hafızalarının yönünden zayıf kabul etmişlerdir. Diğer bir kısmı da her ne kadar onların bazı rivâyetlerini zayıf saysa da şeref ve doğruluklarına binaen onları güvenilir saymışlardır. Her ne kadar onlardan rivâyette bulunanlar şüpheye girmiş olsalar da bunlardan hadis rivâyet etmelerine engel olmamıştır. Mesela, Yahya b. Saîd el Kattan, Muhammed b. Amr’ı tenkit edip aleyhinde konuşmasına rağmen daha sonra ondan hadis rivâyet etmiştir.

Ebû Bekir, Abdulkuddûs b. Muhammed el Atar el Basrî bize nakletti. Ali b. el Medinî bize aktardı ve dedi ki: Yahya b. Saîd’e Muhammed b. Amr b. Alkame’yi sordum; O, onun hakkında yumuşak mısın? yoksa işi sıkıya bağlayıp sert mi? düşünüyorsun, dedi. Ali b. el Medinî ise: Bilakis bu konuda sert davranıyorum, dedi. Bunun üzerine Yahya bu iş senin düşündüğün gibi değil. Hocalarımız: Ebû Seleme ve Yahya b. Abdurrahman b. Hatıb da böyle derlerdi.

Yahya dedi ki: Mâlik b. Enes’e, Muhammed b. Amr’ı sordum benim söylediğim gibi söyledi. Ali dedi ki: Yahya şöyle demiştir: Muhammed b. Amr, Süheyl b. ebî Salih’den daha üstündür. Hatta O, Abdurrahman b. Harmele’den daha üstündür. Ali der ki: Yahya’ya, Abdurrahman b. Harmele hakkında ne düşünüyorsun? Diye sordum, O ona telkin etmek isteseydim ederdim. (Hadis usulünde Telkin: Bir muhaddise tesir ederek bir hadisin kendi rivâyeti olduğunu inandırarak onu gerçekten rivâyet edip etmediğini bilmeden rivâyet etmesini sağlamaktır.) Telkin yapmak olabilir mi? uygun mudur? dedim. O ise evet dedi. Ali şöyle demiştir: Yahya ne Şerîk’den ne Ebû Bekir b. Ayyaş’tan ne de Rabi b. Sübeyh’den ne de Mübarek b. Fedâle’den hadis rivâyet etmiştir. Tirmizî şöyle der: Yahya b. Saîd el Kattan bu sayılan kimselerden hadis rivâyet etmemiştir. Bunun sebebini onları yalancılıkla itham etmesinden değil, onların hafızlarının durumunu bilmesindendir. Yahya b. Saîd’in şöyle yaptığı anlatılır: Bir Râvîyi birkaç kere ezbere hadis naklederken gördüğünde ve o rivâyetlerinden önceki sonrakiyle uyuşmuyorsa o rivâyet edenin rivâyetlerini terk ederdi. Yahya b. Saîd el Kattan’ın rivâyetini terk ettiği şahıslardan; Abdullah b. Mübarek, Vekî’ b. el Cerrâh, Abdurrahman b. el Mehdî ve bazı âlimler hadis nakletmiştir. Tirmizî der ki: Hadisçilerden bir kısmı, Süheyl b. ebî Salih, Muhammed b. İshâk, Hammad b. Seleme, Muhammed b. Aclan gibi imamları tenkit etmiştir. âlimlarden buna benzer pek çoğu ise bu saydığımız kimselerden hadis aktarmakla beraber hafızaları yönünden de tenkide tabi tutmuşlardır.

Hasan b. Ali el Hulvânî bize aktardı. Ali b. el Medinî bize haber verdi ve dedi ki: Sûfyân b. Uyeyne şöyle demiştir: “Biz Süheyl b. ebî Salih’i hadis konusunda sağlam sayardık.”

İbn ebî Ömer bize Sûfyân b. Uyeyne’nin şöyle dediğini aktarmıştır. Muhammed b. Aclan hadis konusunda güvenilir bir kimsedir.

Tirmizî der ki: Kanaatimce Yahya b. Saîd el Kattan, Muhammed b. Aclan’ın, Saîd el Makburî’den gelen rivâyetini tenkit etmiştir.

Ebû Bekir Ali b. Abdullah’tan bize aktardı ve şöyle dedi: Yahya b. Saîd, Muhammed b. Aclan’ın şöyle söylediğini bildirmiştir. Saîd el Makburî’nin hadislerinin bir kısmı Saîd’den ve Ebû Hüreyre’den gelmiş diğer bir kısmı ise Saîd’den başka bir kimseden ve Ebû Hüreyre’den nakledilmiştir. Bu durum bana karışık geldi ben de hepsini Saîd’den ve Ebû Hüreyre’den rivâyet edilmiştir, şekline getirdim. Yahya b. Saîd kanaatime göre bu sebeble İbn Aclan’ı tenkid etmiştir. Yahya İbn Aclan’dan da pek çok rivâyette bulunmuştur.

Tirmizî diyor ki: Aynı şekilde İbn ebî Leylâ da hafızası yönüyle tenkid edilmiştir. Ali dedi ki: Yahya b. Saîd el Kattan şöyle demiştir: Şu’be, İbn ebî Leylâ’dan, kardeşi İsa’dan, Abdurrahman b. ebî Leylâ’dan, Ebû Eyyûb vasıtasıyla Peygamber (s.a.v)’den aksırma konusunda hadis rivâyet etmiştir. Yahya dedi ki: Sonra İbn ebî Leylâ ile karşılaştım, kardeşi İsa’dan, Abdurrahman b. ebî Leylâ’dan, Ali vasıtasıyla Peygamber (s.a.v)’den bize hadis rivâyet etmiştir. Ebû İsa dedi ki: İbn ebî Leylâ’nın da birkaç kere senedi değiştirerek hadis naklettiği rivâyet edilir. Bazen şöyle bazen böyle rivâyetler yapmıştır. Bunu yapması da ezberinden okuduğu için oluyordu. Gelmiş geçmiş âlimlerin pek çoğu yazmazlardı. Yazanlar ise ancak duyduktan sonra yazarlardı.

Ahmed b. Hasan’ın şöyle dediğini duydum: Ahmed b. Hanbel şöyle demiştir: ibn ebî Leylâ’nın hadisleri delil olarak alınmaz aynı şekilde bazı âlimler Mûcâhid b. Saîd, Abdullah b. Lehia ve benzeri şahısları tenkid etmişlerdir. Bunun sebebi de onların ezbere dayalı rivâyetleri ve çok hata yapmamalarıdır. Kaldı ki pek çok âlimler onlardan hadis rivâyet etmişlerdir. Şayet bunlardan biri rivâyetinde tek kalırsa ve onu takip eden biri de olmazsa onun hadisi delil olarak kabul edilmez. Bu sebeble Ahmed b. Hanbel, İbn ebî Leylâ hakkında onun hadisleri delil olarak alınmaz demekte böylece rivâyette yalnız kaldığını kastetmektedir. Bunun daha da şiddetli olanı Râvînin senedi muhafaza edememesi. Senede ilave ve eksiltmeler yapması veya senedi değiştirmesi veya manayı değiştirecek şekilde hadis rivâyet etmesidir. Âlimler manayı değiştirmedikleri sürece senedi muhafaza edip lafzan değişiklik yapanlar konusunda yumuşak davranılmıştır.

Muhammed b. Beşşâr bize anlattı. Ona da Abdurrahman b. Mehdî anlatmış, Muaviye b. Salih; Alâ b. Hâris’den, Mukhul’den, Vasile b. Eskâ’nın şöyle dediğini bize aktarmıştır: “Size mana ile hadis rivâyet ettiğimizde bu size yeterlidir.”

Yahya b. Musa bize nakletti, Abdurrezzak bize anlattı. Ma’mer, Eyyûb’tan, Muhammed b. Sirîn’nin şöyle dediğini bize haber vermiştir: “On kişiden hadis dinlerdim lafız farklı ama mana aynı idi.”

Ahmed b. Menî’ bize anlattı, Muhammed b. Abdullah el Ensarî, İbn Avn’ın şöyle dediğini bize nakletmiştir. İbrahim en Nehaî, Hasan ve Şa’bî mana ile hadis rivâyet ederlerdi. Kâsım b. Muhammed, Muhammed b. Sirîn ve Reca b. Hayve ise hadisleri harf harf tekrarlayarak aktarırlardı.

Ali b. Haşrem bize anlattı. Hafs b. Gıyas, Âsım el Ahvel’in, Ebû Osman en Nehdî’ye şöyle dediğini bize nakletmiştir: Sen bize hadis rivâyet ediyorsun sonra aynı hadisi daha önce bize anlatmadığın şekilde aktarıyorsun. Bunun üzerine Ebû Osman en Nehdî şöyle demiştir: “İlk duyduğuna bağlan!”

Carûd bize nakletti, Vekî’; Rabi’ b. Subeyh’den, Hasan’nın şöyle dediğini bize aktarmıştır: “Manayı doğru anladıysan bu rivâyet senin için yeterlidir.”

Ali b. Hucr bize nakletti. Abdullah b. Mübarek, Seyf b. Süleyman’ın, Mücâhid’den şöyle duyduğunu bize nakletmiştir: “Hadiste kısaltma yoluna gidebilirsin ama sakın ona bir ilavede bulunma.”

Ebû Amr, Hüseyin b. Hureys bize nakletti. Zeyd b. Hubab bir adamdan aktararak şunu haber vermiştir. Sûfyân es Sevrî, yanımıza geldi ve şöyle dedi: “Size duyduğum her hadisi aynen aktarıyorum dersem bana inanmayın çünkü benim yaptığım sadece manasını aktarmaktır.”

Huneys b. Hureys bize haber verdi. Veki’den şöyle söylediğini duydum: “Mana ile rivâyet bu kadar yaygın olmasaydı; insanlar helak olurdu.” Tirmizî der ki: İlim adamlarının değerini bir kat daha artıran şey onların hafızalarıyla rivâyetleri çok iyi yapmaları, duyduklarını dinledikleri andaki gibi korumaya devam edip aktarmalarıyla olmuştur. Bunca hafıza gücüne rağmen yanlış ve hatadan uzak kalmamışlardır.

Muhammed b. Humeyd bize aktardı. Cerir Umâra b. Ka’ka’dan bize nakletmiş ve demiştir ki: İbrahim en Nehaî bana şöyle dedi: “Bana hadis rivâyet ettiğinde Ebû Zür’a b. Amr b. Cerir’den rivâyet et! Çünkü o bana bir defasında bir hadis nakletmişti seneler sonra ona aynı hadisi sordum bir harf bile değiştirmeden aktardı.”

Ebû Hafs, Amr b. Ali bize aktardı. Yahya b. Saîd el Kattan, bize Musa’dan, Mansur’dan şöyle anlattı: İbrahim’e dedim ki: Neden Sâlim b. ebî’l Ca’d senden daha güzel hadis rivâyet ediyor? O’da şöyle dedi: “O hadisleri yazardı.”

Abdulcebbar b. Alâ b. Abdulcebbar bize nakletti. Ona da Sûfyân anlatarak şöyle demiş. Abdulmelik b. Umeyr dedi ki: “Ben hadisleri bir harf dahi eksiltmeden rivâyet ediyorum.”

Huseyn b. Mehdî el Basrî bize anlattı, Abdurrezzak bize nakletti Ma’mer, Katâde’nin şöyle söylediğini bize aktarmıştır: “Kulaklarımın işittiği her hadisi kalbim mutlaka korumuş ve anlayıp muhafaza etmiştir.”

Saîd b. Abdurrahman el Mahzûmî bize nakletti. Sûfyân b. Uyeyne Amr b. Dinar’ın şöyle söylediğini bize haber vermiştir: “Hadis konusunda Zührî’den daha iyi aktaran birini görmedim.”

İbrahim Saîd el Cevherî bize anlattı. Sûfyân b. Uyeyne, Eyyûb es Sahtiyanî’nin şöyle dediğini bize aktarmıştır, “Zührî’den sonra Medînelilerin, hadislerini Yahya b. ebî Kasir’den daha iyi bilen birini bilmiyorum.”

Muhammed b. İsmail el Buhârî bize nakletti. Süleyman b. Harb bize aktardı. Hammad b. Zeyd bize şunları nakletmiştir: İbn Avn hadis rivâyet ediyordu. Ben de onun rivâyet ettiği hadisin hılafına Eyyûb’un, İbn Sirîn’den rivâyet ettiği bir hadisi ona aktardığım vakit İbn Avn önceden kendisinin söylediğini bırakıp şöyle dediğini, işittim: Eyyûb, Muhammed b. Sirîn’in hadisleri konusunda bizden daha âlimdir.

Ebû Bekir, Ali b. Abdullah’tan bize naklederek şöyle demiştir: Yahya b. Saîd’e sordum: Hişâm ed Destevaî ve Mis’ar’dan hangisi hadis konusunda daha sağlamdır? Mis’ar’ın bir benzerini görmedim. O insanlar arasında hafızası çok sağlam olan biriydi.

Ebû Bekir b. Abdulkuddus b. Muhammed bize nakletti ve dedi ki: Ebû’l Velid, bana Hammad b. Zeyd’in şöyle dediğini haber verdi: “Şu’be herhangi bir konuda farklı bir rivâyet nakletmişse ben kendi rivâyetimi bırakmışımdır.” Ebû İsa dedi ki: Ebû Bekir diyor ki: Ebû’l Velid bana naklederek şöyle demiştir: Hammad b. Seleme bana şunları söyledi: “Hadis öğrenmek istiyorsan sana Şu’be yeter.”

Abd b. Humeyd bize anlattı. Ebû Davut Şu’be’nin şöyle dediğini bize aktarmıştır: Birinden hadis rivâyet ettimse onun yanına pek çok kere gitmişimdir. On hadis rivâyet ettimse ondan fazla gitmişim demektir. O kimseden elli hadis rivâyet ettiysem elliden çok; yüz hadis rivâyet ettiysem yüzden çok onun yanına gitmişimdir. Sadece Hayan el Kufî el BârîkÎ hariç; ondan birkaç hadis işittim, sonra onun yanına geri döndüğümde o ölmüştü.

Muhammed b. İsmail bize aktardı. Abdullah b. ebî-l Esved bize nakletti. Ona da İbn Mehdî anlatarak şöyle demiştir: Sûfyân’ın şöyle dediğini duydum: “Şu’be hadis konusunda mü’minlerin lideridir.”

Ebû Bekir Ali b. Abdullah bize nakletti ve dedi ki: Yahya b. Saîd’in şöyle dediğini duydum: “Şu’be’den daha çok sevdiğim birisi olmadığı gibi onun yerini tutacak kimse de yoktur.” Sûfyân, Şu’be’ye muhalefet ederse o zaman Sûfyân’ın görüşünü kabul ederim. Ali der ki: Uzun hadisleri Sûfyân mı? yoksa Şu’be mi daha iyi bilir diye Yahya’ya sordum, O da: “Şu’be bu konuda Sûfyân’dan üstündür. Yahya diyor ki: Şu’be hadisleri rivâyet eden şahıslarla alakalı bilgileri çok iyi bilirdi. Sûfyân ise fıkhi konularda otorite idi.”

Amr b. Ali, Abdurrahman b. Mehdî’nin şöyle söylediğini bize nakleti: “Hadisteki önder ve liderler şu dört kişidir. Sûfyân es Sevrî, Mâlik b. Enes, Evzâî ve Hammad b. Zeyd.”

Ebû Ammâr, Husayn b. Hureys bize naklederek demiştir ki: Veki’in şöyle dediğini duydum. Şu’be şöyle demiştir: “Sûfyân hafıza bakımından benden daha kuvvetlidir. Sûfyân bana hadis hocalarından birinden bir hadis rivâyet ettiğinde o hadisi o şeyhe sorardım da Sûfyân’ın naklettiğiyle aynı olduğunu görürdüm.”

İshâk b. Musa el Ensarî’den duydum Ma’n b. İsa el Kazaz şöyle diyordu: Mâlik b. Enes, Rasûlullah (s.a.v.)’in hadislerinde geçen harflerin aynı olması konusunda bile işi sıkı tutardı.

Ebû Musa bize anlattı. Medîne kadısı İbrahim b. Abdullah b. Küreym el Ensarî bana aktararak şöyle dedi: Mâlik b. Enes oturarak hadis rivâyet eden Ebû Hazim’in yanından geçti fakat orada durmadı. Geçip gitti. Niçin oturmadığı kendisine sorulunca şöyle dedi: Oturacak bir yer bulamadım. Allah’ın Rasûlünün hadislerini de ayakta almayı hoş görmedim.

Ebû Bekir, Ali b. Abdullah’tan bize Yahya b. Saîd’in şöyle dediğini nakletmiştir. Mâlik’in, Saîd b. el Müseyyeb’den hadis rivâyet etmesi, Sûfyân es Sevrî’nin, İbrahim Nehaî’den hadis rivâyet etmesinden daha sevimlidir. Yahya diyor ki: Bu zamanda Mâlik b. Enes’den daha sahih hadis rivâyet eden biri yoktur. Mâlik, hadiste otoriter birisi olup liderdir. Ahmed b. Hasan’dan, Ahmed b. Hanbel’in şöyle dediğini duydum: Yahya b. Saîd el Kattan gibi birini bu gözlerim görmüş değil. Ahmed dedi ki: Ahmed b. Hanbel’e Vekî’ ve Abdurrahman b. Mehdî soruldu. Ahmed bunun üzerine şöyle dedi: Vekî’ hadisleri kalbinde muhafaza yönünden çok iyi ve sağlamdır. Abdurrahman ise hadiste otorite kimselerdendir. Muhammed b. Amr b. Nebhan b. Safvân es Sekafî el Basrî’nin kendisinden Ali b. el Medinî’nin şöyle söylediğini duydum. Hacer-ül esved ile İbrahim makamı arasında yemin etmem istenseydi, Abdurrahman b. Mehdî’den daha âlim birini görmediğime yemin ederdim. Tirmizî der ki: İlim adamlarının bu konudaki görüş ve rivâyetleri pek çoktur. Biz sadece bunlardan az bir kısmını açıkladık ki, bu konuda âlimlerin dereceleri, birbirlerine olan üstünlükleri hadisleri ezberleme ve nakletmedeki özellikleri belli olsun ve bir kimse hakkında konuşulduysa niçin konuşulduğu bilinsin diye az bir açıklamada bulunduk. Ebû İsa der ki: Hadis; Hadis âlimi kendisine okunan rivâyetleri ezberinden takip etmişse veya okunanın aslını yanında yazılı olarak bulundurmuşsa bu tür okuma modeli hadisçiler yanında hadisi dinleme (sema) gibi sahih ve doğru sayılır.

Hüseyin b. Mehdî el Basrî bize anlattı. Abdurrezzak bize nakletti. İbn Cüreyc bize haber vererek şöyle demiştir: Atâ b. ebî Rebah’a bir hadis okudum ve ona bu hadisi nasıl rivâyet edeyim dedim, O da: “Haddesena” diyerek et dedi. Süveyd b. Nasr bize nakletti. Ali b. Husayn b. Vakîd; Ebû Isme’den, Yezîd en Nahvî vasıtasıyla İkrime’nin şöyle dediğini bize nakletmiştir.

Taif’den bir gurup insan İbn Abbâs’a aid bazı kitapları yanlarına alıp onun yanına geldiler. İbn Abbâs onlara okumaya başladı, okuduğu şeylerde takdim ve te’hir yapmaya başlayınca, ben gözlerim a’ma olduğu için aciz düştüm doğru ve yerli yerince okuyamıyorum siz bana okuyun benim sizin okuyuşunuzu ikrar edip kabul etmem aynen size okuyuşum gibidir.

Süveyd b. Nasr bize nakletti. Ali b. Hüseyin b. Vakîd, babası vasıtasıyla Mansur b. Mutemir’in bize şöyle söylediğini haber vermiştir. Bir kimse hadis konusunda yazdığı bir kitabı başka birine rivâyet için verip ona: Bunu benden rivâyet edebilirsin, dedediğinde o kimse o kitabı rivâyet etme hakkını elde etmiş olur.

Muhammed b. İsmail’den işittim şöyle demiştir: Ebû Âsım en Nebil’e bir hadis sordum o bana o hadisi oku dedi. Ben de onun okumasını istedim. Bunun üzerine bana şöyle dedi: Sûfyân es Sevrî ve Mâlik b. Enes okuyarak hadisin sağlama alınması rivâyetini caiz görürlerken yoksa sen caiz görmüyor musun?

Ahmed b. Hasan bize haber verdi. Yahya b. Süleyman el Cu’fî el Mısrî, Abdullah b. Vehb’in bize şöyle söylediğini aktardı: “Haddesena” dedimse insanlarla birlikte duyduğum şeylerdir. “Ahberana” dedimse âlim olanın yanında okunup benim de o anda orada bulunduğumu bilmiş olun “Haddesenî” dedimse sadece benim işittiğim şeylerdir. “Ahberanî” dedimse: Tek başıma bir âlime okumuşum demektir.

Ebû Musa, Muhammed b. Müsenna’dan, Yahya b. Saîd el Kattan’ın şöyle dediğini duydum: “Haddesena” (Bize anlattı) kelimesiyle “Ahberena” (bize haber verdi, kelimesi aynı şeydir ve birdir.

Tirmizî der ki: Ebû Mus’ab el Medenî’nin yanındaydık. Rivâyet ettiği hadislerden bir kısmı ona okundu. Ben bunun üzerine bunları rivâyet ederken nasıl söylemeliyiz? Dedim. O da “Haddesena, Ebû Mus’ab” dersin, dedi. Tirmizî şöyle der: Âlimlerden bir kısmı “İcazet” benden bunları rivâyet edebilirsin şeklindeki rivâyeti caiz görmüşlerdir. Yani bir âlim birine bazı şeyleri kendisinden rivâyet etmesi için icazet yani izin vermişse o kimse o âlimden rivâyet edebilir.

Mahmûd b. Gaylân bize nakletti. Vekî’, Imrân b. Hudayr’dan, Ebû Miclez vasıtasıyla, Beşîr b. Nehîk’den bize naklederek demiştir ki: Ebû Hüreyre’den rivâyet ettiğim haberleri bir kitaba yazdım ve kendisine rivâyet edebilir miyim? dedim. O da: Evet, dedi.

Muhammed b. İsmail el Vâsıtî bize nakletti. Muhammed b. Hasan el Vâsıtî, Avf el A’rabî’den bize naklederek dedi ki: Bir adam Hasan el Basrî’ye senin rivâyet ettiğin bazı hadisler bende vardır onları rivâyet edebilir miyim? diye sordu. O da: Evet, dedi. Tirmizî şöyle der: Muhammed b. Hasan, Mahlûb b. Hasan olarak biliniyor. Pek çok imam kendisinden hadis rivâyet etmiştir.

Carûd b. Musa bize nakletti, Enes b. Iyaz, Ubeydullah b. Ömer’den bize naklederek şöyle demiştir: Zührî’ye bir kitap getirdim ve bu kitapta senin bazı rivâyet ettiğin şeyler bulunmaktadır, dedim. Bunları rivâyet edebilir miyim? diye sordum. Evet edebilirsin, dedi.

Ebû Bekir b. Ali b. Abdullah’tan aktarıldığına göre Yahya b. Saîd’in şöyle söylediğini bize anlattı. İbn Cüreyc, Hişâm b. Urve’ye bir kitap getirdi ve bunlar senin rivâyetlerin, rivâyet edebilir miyim? dedi. O da: Evet, dedi. Yahya dedi ki: Kendi kendime icazet mi, kıraat mı daha iyi bilmiyorum, dedim. Ali der ki: Yahya b. Saîd’e, İbn Cüreyc’in, Atâ el Horasanî’den rivâyet ettiği hadisi sordum. O zayıftır, dedi. Ben de ama “Ahberanî” diyerek aktarıyor, dedim. Önemi yok, Atâ; İbn Cüreyc’e bir kitap vermiştir. İbn Cüreyc’te oradan rivâyet edip durmaktadır, dedi. Tirmizî dedi ki: Mürsel hadis hadisçiler yanında sahih değildir. Pek çoğu da zayıf görmüşlerdir.

Ali b. Hucr bize nakletti. Bakiye b. Velid, Utbe b. ebî Hakîm’den bize aktarmış ve şöyle demiştir: Zührî, İshâk b. Abdullah b. ebî Ferve’nin Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur, deyince; Ey İbn ebî Ferve! Allah, senin canını alsın bize ipsiz yularsız yani olamayan hadisler getiriyorsun.

Ebû Bekir, Ali b. Abdullah’tan bize Yahya b. Saîd’in şöyle söylediğini nakletmiştir. Mûcâhid’in mürselleri (senedi kopuk rivâyetleri) Atâ b. Rebah’ın mürsellerine göre daha hoş geliyor. Çünkü Atâ her sınıf insandan rivâyet yapardı. Ali, Yahya’nın şöyle söylediğini nakletmiştir. Saîd b. Cübeyr’in mürselleri mi? Yoksa, Tavus’un mürsellerinden daha hoş geliyor. Yahya’ya, Mûcâhid’in mürselleri mi? Yoksa Tavus’un mürsellerinden mi? hoşlanırsın, dedim. O da onun ikisi de birbirine ne kadar yakındır, dedi. Ali dedi ki: Yahya b. Saîd’in şöyle söylediğini duydum. Ebû İshâk’tan mürsellerinin benim yanımda hiçbir değeri yoktur. Aynı şekilde A’meş, Teymî ve Yahya b. ebî Kesîr’in mürselleri de bu sınıfa girer İbn Uyeyne’nin mürselleri de rüzgar gibi gelip geçicidir. Sonra evet vallahi diyerek şöyle dedi: Sûfyân b. Saîd’in ki de aynıdır. Yahya’ya sordum: Mâlik’in mürselleri nasıldır? Hoşuma gider, dedi ve şöyle devam etti: Mâlik’den daha sahih hadis rivâyet eden bu toplumda yoktur.

Sevvar b. Abdullah el Anberî, Yahya b. Saîd el Kattan’ın şöyle söylediğini bize aktarmıştır. Hasan-ı Basrî’nin “Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu” diye rivâyet ettiği hadislerin birkaçı dışında hepsinin hadis olarak aslını bulduk. Tirmizî diyor ki: Âlimler, mürsel hadisleri güvenilen ve güvenilmeyen kişilerden rivâyet etmeleri sebebiyle zayıf saymışlardır. Onlardan biri bir hadisi mürsel olarak rivâyet ettiği zaman sanki onu güvenilmeyen birinden rivâyet etti kabul etmişlerdir. Hasan el Basrî, Ma’bed el Cühenî’yi tenkit etmiş sonra da ondan hadis rivâyet etmiştir.

Bişr b. Muâz el Basrî bize nakletti. Merhum b. Abdulaziz el Attar bize aktardı. Babam ve amcam bana naklettiler ve dediler ki: Hasan’dan duyduk şöyle diyordu: Ma’bed el Cühenî’ye yaklaşalım demeyin, çünkü o hem sapıtmış hem de saptıran biridir. Tirmizî diyor ki: Şa’bî’nin şöyle dediği rivâyet edilir: Hâris el A’ver bize nakletti ki o yalancı biriydi. Şa’bî ondan hadis rivâyet etmiştir. Hz. Ali ve diğer sahabî’den rivâyet edilen miras taksimi ile alakalı haberlerin çoğu onun vasıtasıyla bize ulaşmıştır. Şabî, sözünü şöyle sürdürdü: Hâris el A’ver bana feraiz ilmini öğretti, O feraiz ilmini çok iyi biliyordu.

Tirmizî diyor ki: Muhammed b. Beşşâr’dan duydum şöyle diyordu: Abdurrahman b. Mehdî’nin şöyle dediğini duydum: Sûfyân b. Uyeyne’ye hayret etmez misin? Ben Sûfyân’ın Câbir el Cufî hakkındaki sözüne dayanarak Câbir’in binden fazla hadisini almadığım halde Sûfyân ondan hadis rivâyet ediyor. Muhammed b. Beşşâr diyor ki: Abdurrahman b. Mehdî, Câbir el Cufî’den hadis rivâyet etmemiştir. Bazı ilim adamları mürsel hadisi huccet olarak kabul etmişlerdir.

Ebû Ubeyde b. ebû’s Sefer el Kufî bize nakletti. Saîd b. Âmir, Şu’be’den, Süleyman b. A’meş’in şöyle söylediğini bize nakletmiştir: Abdullah b. Mes’ûd’dan nakledilen bir rivâyeti bana senediyle birlikte aktar dedim. İbrahim’de şöyle dedi: Ben sana bir kimse vasıtasıyla Abdullah’tan hadis naklettiğimde bil ki O, Abdullah ismini verdiğim Abdullah’tır. Ama ne zaman ki “Kale Abdullah” demişsem Abdullah, pek çok kimse bu hadisi rivâyet etmiş demektir.

Tirmizî diyor ki: Âlimler diğer konularda olduğu gibi; Hadis rivâyet eden kimselerin zayıf görülmesi konusunda da ayrı ayrı görüşler ortaya koymuşlardır. Şu’be’nin; Ebû’z Zübeyr el Mekkî, Abdulmelik b. ebî Süleyman ve Hakîm b. Cübeyr’i zayıf kabul ederek onlardan hadis rivâyetini terk etmiştir. Daha sonraları Şu’be, adalet ve hafıza yönünden bunlardan daha aşağı seviyelerde olan kimselerden mesela; Câbir el Cufî, İbrahim b. Müslim el Hecerî, Muhammed b. Ubeydullah el Arzemî ve pek çok hadis konusunda zayıf kabul edilen kimselerden hadis rivâyet etmiştir.

Muhammed b. Amr b. Nebhan b. Safvân el Basrî bize nakletti. Ümeyye b. Hâlid bize nakletti ve şöyle dedi: Şu’be’ye, Abdulmelik b. ebÎ Süleyman’ı bırakıp, Muhammed b. Ubeydullah el Arzemî’den hadis rivâyet ediyorsun! dedim. Evet dedi. Tirmizî diyor ki: Şu’be, Abdulmelik b. ebî Süleyman’dan hadis rivâyet etti, sonra onu bıraktı. Bırakılmasının sebebi olarak Atâ b. ebî Rebah’ın, Câbir b. Abdullah’tan ve Peygamber (s.a.v)’den rivâyet ettiği şu hadiste tek kalması dolayısıyladır. “Şüf’a hakkına sahip olan kişi, kayıp bile olsa aynı yolu kullanıyorlarsa o kişinin bulunması beklenir, başkasına satılmaz.” Kaldı ki bu hadisi pek çok hadis imamı rivâyet etmiştir ve bu imamlar; Ebû’z Zübeyr, Abdulmelik b. ebî Süleyman ve Hakîm b. Cübeyr’den de hadis rivâyet etmişlerdir.

Ahmed b. Meni’, bize nakletti, Hüşeym bize aktardı. Onlardan da; Haccac ve İbn ebiLeylâ, Atâ b. ebî Rebah’tan, bize naklederek şöyle dediler: Câbir b. Abdullah’ın yanından ayrılınca onun hadislerini kendi aramızda müzakere ettik. Ebû’z Zübeyr hadisleri aramızda en iyi ezberleyip belleyeni idi.

Muhammed b. Yahya b. ebî Ömer el Mekkî bize nakletti: Sûfyân b. Uyeyne, Ebû’z Zübeyr’in şöyle dediğini bize aktardı: Atâ, beni Câbir b. Abdullah’ın yanında takdim ederek öne sürerdi de ben de onlar için hadisleri ezberlerdim.

İbn ebî Ömer bize anlattı. Sûfyân, Eyyûb es Sahtiyanî’nin şöyle söylediğini bize aktarmıştır: Bana Ebû’z Zübeyr anlattı: Ebû’z Zübeyr, Sûfyân’ın elini sıkıca tutarak işaret ediyordu. Tirmizî der ki: Sûfyân elinin bu işaretiyle Ebû’z Zübeyr’in rivâyetlerinin ciddi ve sağlam olduğunu ve hafızasının da kuvvetli olduğunu söylemeye çalışmıştır. Abdullah b. Müberek’den rivâyet olunur ki: Sûfyân es Sevrî şöyle dermiş: Abdulmelik b. Süleyman ilimde bir terazidir.

Ebû Bekir bize Ali b. Abdullah’tan rivâyet etti ve dedi ki: Yahya b. Saîd’e Hakîm b. Cübeyr’i sordum o şöyle dedi: Sadaka konusunda rivâyet ettiği bir hadis sebebiyle Şu’be ondan hadis almamıştır.Şu’be, Abdullah b. Mes’ûd’un Peygamber (s.a.v)’den rivâyet ettiği şu hadisi kastediyor: “Yeterli malı olduğu halde dilenen kimsenin kıyamet günü yüzünde tırmalamalar olacaktır.” “Ey Allah’ın Rasûlü! Yeterli mal ne kadardır?” Diye soruldu. “Elli dirhem veya o miktar altın” dedi. Ali dedi ki: Yahya şöyle demiştir: Sûfyân es Sevrî ve Zaide, Hakîm b. Cübeyr’den hadis rivâyet etmişlerdir. Ali şöyle demiştir: Yahya, onun rivâyetlerinde bir sakınca görmemiştir.

Mahmûd b. Gaylân bize anlattı: Yahya b. Adem, Sûfyân es Sevrî’den O da Hakîm b. Cübeyr’den sadaka hadisini bize rivâyet etmiştir. Yahya b. Adem şöyle dedi: Şu’be’nin arkadaşı Abdullah b. Osman, Sûfyân es Sevrî’ye; Keşke bu hadisi Hakîm’in dışında birisi rivâyet etseydi. Bunun üzerine Süfyan O’na şöyle dedi: Peki Hakîm’in neyi var ki Şu’be ondan hadis rivâyet etmiyor? Abdullah’ta: Evet dedi. Sûfyân es Sevrî şöyle dedi: Zübeyd’den bu hadisi Muhammed b. Abdurrahman b. Yezîd’in rivâyet ettiğini duydum.

Tirmizî şöyle der: Bu kitabımızda hadislere “Bu hadis hasendir” dedik. Bundan maksadımız senedinin güzel olması demektir. Senedinde yalancılıkla itham edilen bir kimsenin olmadığı, şâz da olmayan ve pek çok yönden rivâyet edilen hadisler bana göre hasendir.

Bu kitabımızda garib hadis diye rivâyet ettiklerimize gelince; Pek çok hadisçiler bir hadisi değişik sebeplerden dolayı garib sayarlar. Nice hadisçiler vardır ki: Sadece bir yönden rivâyet edildiği için garib sayılır. Hammad b. Seleme’nin Ebû’l Uşerâ’dan onun da babasından rivâyet ettiği şu hadis gibi: Rasûlullah (s.a.v.)’e sordum: “Ey Allah’ın Rasûlü! Bir hayvanın kesimi sadece boğazdan ve göğüs üzerinden mi olur?” Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu: “Uyluğundan yaralasan da boğazlama yerine geçer.” (Tirmizî, Sayd: 13) Bu hadisi Hammad b. Seleme, Ebû’l Uşerâ’dan tek başına rivâyet etmiştir. Bu hadis sadece Ebû’l Uşerâ ve babası vasıtasıyla biliniyor. -Her ne kadar hadisçilerce meşhur bir rivâyet olsa da- Bu hadisi sadece Hammad b. Seleme rivâyet etmiş daha sonra pek çok kişinin rivâyetiyle hadis meşhur hale gelmiştir. Abdullah b. Dinar’ın İbn Ömer’den rivâyet ettiği şu hadis gibi: “Rasûlullah (s.a.v.), Vela hakkının satılmasını ve hibe edilmesini yasaklamıştır.” (Tirmizî, Vela: 2) Bu hadis sadece Abdullah b. Dinar’dan bizlere aktarılmamıştır. Kendisinden Ubeydullah b. Ömer, Şu’be, Sûfyân es Sevrî, Mâlik b. Enes, İbn Uyeyne ve pek çok kimse bu hadisi aktarmıştır. Yahya b. Süleym, bu hadisi; Ubeydullah b. Ömer’den, Nafi’den, İbn Ömer’den rivâyet etmiştir. Yahya b. Süleym burada vehme kapılmıştır. Doğrusu: Ubeydullah b. Ömer, Abdullah b. Dinar ve İbn Ömer şeklindedir. Aynı şekilde Abdulvehhab es Sekafî ve Abdullah b. Nümeyr, Ubeydullah b. Ömer, Abdullah b. Dinar ve İbn Ömer şeklinde de rivâyet edilmiştir. El Müemmil, bu hadisi Şu’be’den rivâyet etmiştir. Şu’be şöyle demiştir: İsterdim ki, Abdullah b. Dinar bana izin versin de kalkıp onun alnından öpeyim. Tirmizî der ki: Hadise ilave edilen bir fazlalıktan dolayı garib sayılan nice hadisler vardır. Bu ilave hafızasına güvenilen bir kimse tarafından yapılmışsa sahih kabul edilir. Mesela Mâlik b. Enes’in, Nafi’den onun da İbn Ömer’den rivâyet ettiği şu hadiste olduğu gibi: “Rasûlullah (s.a.v.), kadın erkek, hür köle her Müslüman’ın, Ramazan’da Fıtır sadakası olarak bir sa’ (ölçek) hurma veya bir ölçek arpa vermesini farz kılmıştır.” (Tirmizî, Sadaka: 35) Mâlik bu hadisteki “Müslümanlar” ifadesini kendisi eklemiştir. Eyyûb es Sahtiyanî, Ubeydullah b. Ömer ve pek çok âlimler bu hadisi Nafi’den, İbn Ömer’den rivâyet edip, “Müslümanlar” ifadesini kullanmamışlardır. Mâlik’in, Nafi’den rivâyet ettiği bu hadisi bazıları Nafi’den, Mâlik’in rivâyetine benzer şekilde hafızasına güvenilmeyen kimselerden rivâyet etmişlerdir. Fakihlerden çoğu Mâlik’in rivâyet ettiği bu hadisi kabul edip delil olarak kabul etmişlerdir. Şâfii ve Ahmed b. Hanbel bunlardan olup şöyle derler: Bir adamın Müslüman olmayan köleleri varsa onlar için fıtır sadakası ödemesi gerekmez. Mâlik’in hadisini delil olarak almışlardır. Hıfzına itimad edilen bir hadisçi hadis metnine ilave yapmışsa bu ilavesi kendisinden kabul edilir. Nice hadisçiler vardır ki: Pek çok yönden rivâyet edildiği halde senedi yönünden garib sayılmıştır.

Ebû Küreyb, Ebû Hişâm er Rifaî, Ebû’s Sâib ve Hüseyin b. Esved bize naklederek şöyle dediler: Ebû Usame, Büreyd b. Abdullah b. ebû Bürde’den, dedesinden, Ebû Bürde’den, Ebû Musa’dan, Peygamber (s.a.v)’in şöyle söylediğini aktarmıştır: “Kafir kimse yedi bağırsağı doldurmak için yer. Mü’min ise tek bağırsağını doldurmak için yer.” (Tirmizî, Etıme: 20)

Tirmizî der ki: Bu hadis bu şekliyle senedi yönünden garibtir. Kaldı ki bu hadis Peygamber (s.a.v)’den pek çok şekillerde de rivâyet edilmiştir. Garibliğinin sebebi Ebû Musa’nın rivâyeti olmasıdır. Mahmûd b. Gaylân’a bu hadisi sordum, O da şöyle dedi: Ebû Küreyb bu hadisi Ebû Usame’den rivâyet etmiştir. Muhammed b. İsmail’e bu hadisi sordum. Bu hadisi Ebû Küreyb, Ebû Usame’den rivâyet etmiştir. Ebû Küreyb dışında başka bir yoldan bilmiyoruz, dedi. Ben de: Bu hadisi Ebû Usame’den pek çok kişi bize nakletmiştir, dediğimde buna hayret etti ve: Bu hadisi bu şekilde Ebû Küreyb’den başka bir rivâyet edeni bilmiyorum dedi ve şöyle devam etti: Ebû Küreyb bu hadisi Ebû Usame’den müzakere esnasında aldığını düşünüyoruz.

Abdullah b. ebû Ziyâd ve pek çok kişi bize Şebabe b. Sevvar’ın şöyle dediğini nakletmiştir: Şu’be, Bükeyr b. Atâ’dan, Abdurrahman b. Ya’mur vasıtasıyla; “Peygamber (s.a.v)’in Dübba ve Müzeffet ismi verilen cahiliyye dönemi içki kaplarını kullanmayı yasakladığını bize nakletmiştir.” Tirmizî şöyle der: Bu hadis senedi yönüyle garib bir hadistir. Bu hadisi Şu’be’den, Şebâbe dışında birinin rivâyet ettiğini bilmiyoruz. Peygamber (s.a.v)’den pek çok şekilde bu tür kaplarda şıra yapılmasının yasaklılığı bize ulaşmıştır. Şebabe hadisinin garib sayılmasının sebebi sadece Şu’be’den rivâyet etmesinden dolayıdır. Şu’be ve Sûfyân es Sevrî bu isnadla Bükeyr b. Atâ’dan, Abdurrahman b. Ya’mer’den ve Peygamber (s.a.v)’den şöyle buyurduğunu rivâyet etmiştir: “Hac, Arafat’ta bulunmaktan ibarettir.” (Tirmizî, Hac: 57) Bu hadis hadisçiler yanında bu senediyle bilinir.

Muhammed b. Beşşâr bize aktardı, Muâz b. Hişâm bize nakletti, babam Yahya b. ebî Kesir’den aktardı. Ebû Muzâhim bana Ebû Hüreyre’nin Rasûlullah (s.a.v.)’den şöyle duyduğunu nakletmiştir: “Kim bir cenazeyi takip edip o kimsenin cenaze namazını da kılarsa bir kırat sevap vardır. Cenazenin tüm işlemleri bitirinceye kadar cenazede bulunan kimseye ise iki kırat sevap vardır.” Ashab: “Ey Allah’ın Rasûlü! iki kırat ne kadardır?” Diye sordular. “En küçüğü Uhud dağı kadardır” buyurdular. (Tirmizî, Cenaiz: 49) Abdullah b. Abdurrahman bize aktardı. Mervan b. Muhammed, Muaviye b. Selam’dan bize aktardı. Yahya b. ebî Kesir bana anlattı. Ebû Muzâhim, Ebû Hüreyre’nin, Peygamber (s.a.v)’den şöyle duyduğunu aktarmıştır: “Bir cenazeyi takip edene bir kırat sevap vardır…” diyerek yukarıdaki hadisin bir benzerini zikretti. Abdullah der ki: Mervan, Muaviye b. Selam’dan, Yahya’nın şöyle dediğini bize haber vermiştir: Mehrî’nin mevlası olan Ebû Saîd, Hamza b. Sefine’den Sâib’den, Âişe vasıtasıyla Peygamber (s.a.v)’den bir hadis işittiğini bana haber vermiştir. Ebû Muhammed, Abdullah b. Abdurrahman’a, Irak’ta rivâyet ettiğin hangi hadis garib sayılıyor? Diye sordum. Dedi ki: Sâib’in, Âişe vasıtasıyla Peygamber (s.a.v)’den rivâyet ettiği hadis dedi ve bu hadisi zikretti. Muhammed b. İsmail’in bu hadisi Abdullah b. Abdurrahman’dan rivâyet ettiğini işittim. Tirmizî der ki: Âişe’nin Peygamber (s.a.v)’den rivâyet ettiği bu hadis pek çok şekillerde rivâyet edilmiştir. Sâib’in Âişe vasıtasıyla Peygamber (s.a.v)’den rivâyet ettiği bu hadis isnadı yönünden garib sayılmıştır.

Ebû Hafs Amr b. Ali bize nakletti, Yahya b. Saîd el Kattan bize nakletti, Muğîre b. ebî Kurre es Sedusî bize nakletti ve dedi ki: Enes b. Mâlik’in şöyle dediğini duydum: Bir adam, Peygamber (s.a.v)’e; “Ey Allah’ın Rasûlü! Devemi bağlayıp sonra mı Allah’a tevekkül edeyim yoksa salıverip sonra mı tevekkül edeyim” diye sordu da: Rasûlullah (s.a.v.)’de: “Deveni bağla sonra Allah’a tevekkül et” buyurdular. (Tirmizî, Kıyamet: 63)

Amr b. Ali şöyle demiştir: Yahya b. Saîd, bana göre bu münker bir hadistir, demiştir. Tirmizî diyor ki: Bu hadis bu şekliyle garibtir. Bu hadisi sadece Enes b. Mâlik’in rivâyetiyle bilmekteyiz. Amr b. Ümeyye ed Damrî, Peygamber (s.a.v)’den benzeri bir hadis rivâyet ettiği nakledilmiştir. Faydalı olacağını ümid ettiğimden dolayı bu kitabı (İlel Kitabı) özet biçimde tasnif ettik. Allah’tan bu kitabımızı faydalı kılmasını ve rahmetinden dolayı bize günah yüklememesini temenni ederim. Âmin.

Bu konuda derli toplu en özet bilgiyi veren Tirmizî olup, daha geniş çapta eserler kaleme alınmıştır, şunlar örnek olarak verilebilir;

1-      Yahya b. Saîd el Kattan

2-      Ali İbn’ül Medini

3-      Şu’be b. Haccac

4-      Muhammed b. İsmail el Buhârî

5-      Ahmed b. Hanbel, Kitab-ül ilel ve ma’rifetir Rical kitabı ki: Talat Koçyiğit ve İsmail Cerrahoğlu tarafından iki cilt halinde tercümesi yapılmıştır.